İçeriğe geç

Eda Davası Nedir? HMK 105 Şartları, Hüküm ve İcra

Eda davası nedir, HMK m. 105 şartları ve icra edilebilirlik

Medeni Usul Hukuku - Dava Türleri - Son Güncelleme: 29 Ekim 2026

Eda davası, mahkemeden bir şeyin verilmesini, yapılmasını ya da yapılmamasını istemek üzere açılan dava türüdür ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 105’te düzenlenir. Kavram çatı niteliktedir: alacak, tazminat, tahliye, istihkak ve nafaka davaları gibi konusu bir edim olan bütün davalar bu başlık altındadır. Davanın kabulü hâlinde kurulan hüküm ilam niteliğindedir ve icra dairesi aracılığıyla zorla yerine getirilebilir. Görevli mahkeme, yetki ve zamanaşımı ise talebin dayandığı maddi hukuk ilişkisine göre ayrıca belirlenir. Rehberi Ayboğa Avukatlık Bürosu güncel mevzuat ve yargı uygulamasına göre hazırlamıştır.

Av. Çağrı Ayboğa, Ayboğa Avukatlık Bürosu, Ankara

Hazırlayan Hukuki DeğerlendirmeAvukat Çağrı Ayboğa
Av. Yavuz Baturhan Yıldırım

Kontrol ve DenetlemeAvukat Yavuz Baturhan Yıldırım
Ankara Barosu Sicil No: 34507 - Denetlenme Tarihi: 29 Ekim 2026
HMK Madde 105 - Eda davası(1) Eda davası yoluyla mahkemeden, bir şeyin verilmesi veya yapılması yahut yapılmaması istenir.

Madde hakkında kısa not: Madde tek fıkradan oluşur ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girdiği tarihten bu yana değişmemiştir. Hüküm, davaları talep sonucunun niteliğine göre tasnif eden dizinin ilk maddesidir ve komşu hükümlerle birlikte okunur: m. 106 tespit davasını, m. 107 belirsiz alacak davasını, m. 108 inşai davayı, m. 109 kısmi davayı düzenler. Madde gerekçesi, eda davası kavramının çatı bir kavram olduğunu ve adı ne olursa olsun konusu verme, yapma veya yapmama olan bütün davaların eda davası sayılacağını açıkça belirtir. Bu nedenle maddenin kendine özgü bir görev, yetki ya da zamanaşımı kuralı yoktur; bunlar talebin dayandığı maddi hukuk ilişkisine göre belirlenir.

Bir müteahhit, teslim ettiği işin bedelini alamadığı için dava açar. Dilekçesinde “davalının bana borçlu olduğunun tespitine” yazılıdır. Dava kabul edilir, karar kesinleşir, eline bir ilam geçer. İcra dairesine gittiğinde ise duyduğu şey şudur: bu kararla takip açılamaz. Çünkü elindeki belge bir alacağın ödenmesine değil, yalnızca bir durumun varlığına ilişkindir. Müteahhit, aynı alacak için ikinci bir dava açmak ve baştan beklemek zorunda kalır.

Bu tabloyu doğuran şey, davanın esası değil türünün yanlış seçilmesidir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu davaları talep sonucuna göre üçe ayırır: eda davası, tespit davası ve inşai dava. Bu rehber, m. 105’te düzenlenen eda davasını baştan sona ele alır; verme, yapma ve yapmama edimlerini birbirinden ayırır, tespit ve inşai davayla sınırı tablo üzerinden gösterir, davanın şartlarını ve hukuki yarar ölçütünü açıklar, talep sonucunun nasıl kurulacağını adım adım anlatır, belirsiz alacak davası ile kısmi dava arasındaki seçimi somutlaştırır, görev ve yetki kurallarını sıralar, hükmün icra edilebilirliğini ve kesinleşme şartını inceler, zamanaşımı sürelerini listeler ve yargı uygulamasının yöneldiği ölçütleri gösterir.

Eda Davası Nedir?

Doğrudan CevapEda davası, mahkemeden bir şeyin verilmesini, yapılmasını ya da yapılmamasını istemek üzere açılan dava türüdür. Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 105’te düzenlenir. Davanın kabulü hâlinde verilen hüküm davalıya somut bir edim yükler ve bu hüküm ilam niteliğinde olduğundan icra dairesi aracılığıyla zorla yerine getirilebilir.

Eda davası, talep sonucunun niteliğine göre yapılan dava tasnifinin ilk ve en geniş halkasıdır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu talep sonucuna göre üç temel dava türü tanır: eda davası, tespit davası ve inşai dava. Bu üçlü ayrımda eda davası, mahkemeden yalnızca bir açıklama ya da bir hukuki değişiklik değil, karşı taraf bakımından yerine getirilmesi gereken bir yükümlülük istenen dava türüdür. Davacı mahkemeye “şu durumun var olduğunu tespit et” demez; “davalı bana şunu versin, şunu yapsın ya da şunu yapmasın” der.

Eda davasının kendine özgü bir adı, kendine özgü bir harcı ya da kendine özgü bir mahkemesi yoktur. Eda davası bir çatı kavramdır. Günlük uygulamada adıyla andığımız davaların büyük bölümü, aslında bu çatının altındaki eda davalarıdır: alacak davası, maddi ve manevi tazminat davası, istihkak davası, el atmanın önlenmesi davası, taşınmazın tahliyesi davası, nafaka davası, işçilik alacakları davası. Bu davaların tamamında mahkemeden istenen şey bir edimdir; dolayısıyla hepsi eda davasıdır.

Eda davası bir dava adı değil, bir dava türüdür

Bu ayrımı kurmak uygulamada doğrudan sonuç doğurur. Dava dilekçesine “eda davası” başlığı atılması hiçbir şey anlatmaz; çünkü eda davası kavramı yalnızca talebin niteliğini gösterir. Dilekçede gösterilmesi gereken şey, hangi edimin hangi hukuki sebebe dayanarak istendiğidir. Bir sözleşmeden doğan bedel talebi ile haksız fiilden doğan tazminat talebi, her ikisi de eda davası olduğu hâlde görevli mahkeme, yetki kuralı, zamanaşımı süresi ve ispat yükü bakımından birbirinden tamamen ayrılır. Bu nedenle eda davası kavramı, davanın niteliğini belirlemenin başlangıcıdır; sonu değildir.

Kavramın pratik değeri, bir talebin icra edilebilir bir hükme bağlanıp bağlanamayacağını baştan görmeyi sağlamasıdır. Eda davasının sonunda elde edilen hüküm, davalının iradesine gerek kalmaksızın devlet gücüyle yerine getirilebilir. Tespit davasının sonunda elde edilen hüküm ise yalnızca bir durumu açıklar; onu icra dairesine götürmek mümkün değildir. Hangi davanın açılacağına karar verilirken sorulması gereken ilk soru şudur: dosyanın sonunda elimde icra takibine konulabilecek bir belge olması gerekiyor mu?

HMK m. 105 ve Eda Davasının Hukuki Dayanağı

Doğrudan CevapEda davası Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 105’te tek fıkra hâlinde düzenlenmiştir. Hüküm, eda davası yoluyla mahkemeden bir şeyin verilmesi veya yapılması yahut yapılmaması istenebileceğini belirtir. Madde gerekçesi, eda davasının çatı bir kavram olduğunu ve genel ya da özel kanunlarda düzenlenen dava çeşitlerinin içerik bakımından tasnifini sağladığını açıkça ifade eder.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu, davaları iki ayrı ölçüte göre ele alır. Birinci ölçüt talep sonucunun niteliğidir ve m. 105 ile m. 108 arasındaki hükümler bu ölçütü düzenler: m. 105 eda davası, m. 106 tespit davası, m. 107 belirsiz alacak davası, m. 108 inşai dava. İkinci ölçüt ise davanın açılış biçimidir ve m. 109 ile devam eden hükümler bu alana ilişkindir: kısmi dava, terditli dava, seçimlik dava, davaların yığılması ve mütelahik davalar.

Bu düzen, eski Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu döneminde yalnızca öğretide ve içtihatta kabul edilen bir tasnifin kanun metnine taşınmasıdır. Düzenlemenin amacı, dava türlerinin birbirine karıştırılmasını önlemek ve her dava türü bakımından aranan hukuki yarar ölçütünü farklılaştırmaktır. Eda davasında hukuki yarar kural olarak edimin talep edilebilir hâle gelmesiyle doğar; tespit davasında ise ayrıca güncel bir hukuki yararın bulunması ve eda davası açma imkânının bulunmaması aranır.

Çatı kavram niteliğiMadde gerekçesinin açık ifadesiyle eda davası kavramı, adı ne olursa olsun konusu verme, yapma veya yapmama olan bütün davaları kapsar. Alacak davası, tazminat davası, istihkak davası ve tahliye davası bu çatının altındadır.
Üç edim biçimiMadde üç edim biçimi sayar. Verme, bir malvarlığı değerinin davacıya aktarılmasıdır. Yapma, davalının olumlu bir davranışta bulunmasıdır. Yapmama ise davalının belirli bir davranıştan kaçınmasıdır.
Tasnif işleviHüküm, hangi talebin hangi dava türüne girdiğini belirleyerek usul hukukunda görev, yetki, harç ve hüküm fıkrası bakımından doğru sonuca ulaşılmasını sağlar.
Komşu hükümlerle okunma zorunluluğuEda davası m. 106 tespit davası, m. 107 belirsiz alacak davası ve m. 109 kısmi dava hükümleriyle birlikte okunmadığında talep sonucunun doğru kurulması mümkün olmaz.
Dava şartlarının bağımsızlığıEda davası niteliğinin tespiti, dava şartlarının ayrıca incelenmesi gereğini ortadan kaldırmaz. Görev, yetki, hukuki yarar, taraf ehliyeti ve zorunlu arabuluculuk şartı her dosyada ayrıca denetlenir.
Uygulamadan not - Av. Çağrı Ayboğa

Dilekçeleri incelerken en sık rastladığım yapısal hata, talep sonucunun dava türüne uygun kurulmamasıdır. Davacı aslında bir edim istemektedir, ancak talep sonucu “davalının borçlu olduğunun tespitine” biçiminde yazılmıştır. Bu dilekçe kabul edildiğinde elde edilen hüküm icraya konulamaz ve davacı aynı alacak için ikinci bir dava açmak zorunda kalır. Dava dilekçesi yazılırken yapılacak ilk iş, hükmün icra dairesine götürülmesi gerekip gerekmediğine karar vermek ve talep sonucunu buna göre kurmaktır.

Eda Davasının Konusu: Verme, Yapma ve Yapmama

Doğrudan CevapEda davasının konusu üç edim biçiminden biridir. Verme edimi, para ya da eşya gibi bir değerin davacıya aktarılmasıdır. Yapma edimi, davalının olumlu bir davranışta bulunmasıdır. Yapmama edimi ise davalının bir davranıştan kaçınmasıdır. Her üç edim biçiminde de hüküm, icra hukuku bakımından farklı bir yolla yerine getirilir.

Edimin hangi biçimde olduğu, yargılama sonunda kurulan hükmün nasıl icra edileceğini belirler. Bu nedenle ayrım yalnızca teorik değildir. Para alacağına ilişkin hükümler haciz yoluyla, taşınır ya da taşınmaz teslimine ilişkin hükümler zorla teslim yoluyla, bir işin yapılmasına ilişkin hükümler ise borçlu yerine üçüncü kişiye yaptırma ya da zorlama hapsi gibi özel yollarla yerine getirilir. Dava dilekçesinde edimin biçimi net gösterilmezse icra aşamasında ilamın nasıl infaz edileceği tartışmalı hâle gelir.

Verme edimiPara alacağı, kira bedeli, satış bedeli, tazminat, nafaka, işçilik alacakları, menkul ya da gayrimenkul teslimi, tapu iptali ve tescili talepleri bu gruptadır. En yaygın eda davası biçimidir ve hükmün icrası haciz ya da teslim yoluyla gerçekleşir.
Yapma edimiBir eserin tamamlanması, bir belgenin düzenlenmesi, bir onarımın yapılması, bir hesabın verilmesi, taşınmazın eski hâle getirilmesi talepleri bu gruptadır. Hüküm, borçlunun kişisel yapmasını gerektirmeyen işlerde üçüncü kişiye masrafı borçluya ait olmak üzere yaptırılabilir.
Yapmama edimiEl atmanın önlenmesi, müdahalenin giderilmesi, rekabet yasağına uyulması, kişilik hakkına saldırının durdurulması, haksız rekabetin önlenmesi talepleri bu gruptadır. Hükme aykırı davranış hâlinde icra hukukunda ayrı bir yaptırım düzeni işler.
Karma taleplerÇok sayıda dosyada üç edim biçimi bir arada bulunur. Örneğin el atmanın önlenmesi ile birlikte ecrimisil istenmesi hâlinde dilekçede hem yapmama hem verme edimi talep edilmiş olur. Bu durumda her bir talebin değeri ayrı gösterilir.
Edimin belirli olmasıTalep sonucu açık, belirli ve infaza elverişli biçimde yazılmalıdır. Hangi tutarın, hangi malın ya da hangi davranışın istendiği anlaşılamayan talepler, mahkemece giderilmesi istenen bir eksiklik oluşturur.
Para alacağında talep sonucunun yazımı

Para alacağına ilişkin eda davalarında talep sonucu yazılırken üç unsurun birlikte gösterilmesi gerekir: asıl alacağın tutarı, faizin türü ve faizin başlangıç tarihi. Faizin başlangıcı, alacağın dayanağına göre değişir. Sözleşmeden doğan ve ödeme günü belirli alacaklarda temerrüt kendiliğinden doğar; ödeme günü belirli değilse ihtar aranır. Haksız fiilden doğan alacaklarda ise faiz kural olarak haksız fiil tarihinden işler. Faiz başlangıcının dilekçede gösterilmemesi, mahkemenin talep aşılamaz ilkesi gereği dava tarihinden itibaren faize hükmetmesine yol açar ve davacı önceki döneme ilişkin faizi kaybeder.

Eda, Tespit ve İnşai Dava Karşılaştırması

Doğrudan CevapÜç dava türü, mahkemeden istenenin niteliğine göre ayrılır. Eda davasında bir edim, tespit davasında bir hukuki durumun varlığı ya da yokluğunun açıklanması, inşai davada ise hukuki durumun değiştirilmesi istenir. Ayrımın en pratik sonucu icra edilebilirliktir: yalnızca eda hükmü icra dairesine götürülebilir.

Aşağıdaki tablo, üç dava türünü kanun maddesi, talep sonucu, hükmün niteliği, icra edilebilirlik ve hukuki yarar ölçütü bakımından karşılaştırır. Tablonun amacı, bir talebin hangi dava türüne girdiğini dilekçe aşamasında belirlemeyi sağlamaktır. İnşai dava kavramının ayrıntısı, yenilik doğuran hak teorisi ve inşai hükmün geçmişe etkisi ayrı bir rehberin konusudur; bu rehberde inşai dava yalnızca karşılaştırma ölçütleri bakımından ele alınmaktadır.

Eda davası, tespit davası ve inşai dava karşılaştırması (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 105, 106 ve 108)
Ölçüt Eda davası Tespit davası İnşai dava
Kanun maddesi HMK m. 105 HMK m. 106 HMK m. 108
Mahkemeden istenen Bir şeyin verilmesi, yapılması ya da yapılmaması Bir hakkın veya hukuki ilişkinin var olup olmadığının tespiti Yeni bir hukuki durumun yaratılması, değiştirilmesi ya da ortadan kaldırılması
Hükmün niteliği Eda hükmü; davalıya bir edim yükler Tespit hükmü; yalnızca mevcut durumu açıklar İnşai hüküm; hukuki durumu kendiliğinden değiştirir
İcra edilebilirlik İlam niteliğindedir, icra dairesi aracılığıyla zorla yerine getirilir Kural olarak icraya konulamaz, yalnızca yargılama giderleri bakımından icra edilebilir İcraya gerek yoktur, değişiklik hükümle birlikte doğar
Hukuki yarar ölçütü Edimin talep edilebilir hâle gelmiş olması aranır Tespitte güncel hukuki yarar bulunması ve eda davası açma imkânının bulunmaması aranır Hakkın dava yoluyla kullanılmasının kanunen zorunlu olması aranır
Zaman bakımından etki Geçmişe ilişkin edimler de istenebilir Tespit mevcut duruma ilişkindir Kanunda aksi belirtilmedikçe geçmişe etkili değildir
Talep sonucu Miktar ya da edim açıkça gösterilir Tespiti istenen hukuki ilişki gösterilir Yaratılması ya da kaldırılması istenen hukuki durum gösterilir
Somut örnek Alacağın ödenmesi, taşınmazın teslimi, haksız fiilden doğan tazminat Borçlu olunmadığının tespiti, sigortalılık süresinin tespiti Boşanma, evlenmenin iptali, ortaklığın giderilmesi
Kısmi dava imkânı Alacağın belirli bir bölümü için dava açılabilir Tespit talebi bölünemez Bölünemez, hukuki durum bir bütün olarak değişir
Yargılama sonunda ortaya çıkan belge İcra takibine temel olan ilam Hukuki durumu belgeleyen ilam Nüfus veya tapu kaydına işlenebilen ilam

Tablonun gösterdiği en belirleyici ölçüt, hükmün ne işe yaradığıdır. Eda hükmü bir borcu yerine getirtmeye yarar. Tespit hükmü bir belirsizliği gidermeye yarar. İnşai hüküm ise hukuki durumu doğrudan değiştirmeye yarar. Bu nedenle aynı olaydan üç ayrı talep doğabilir ve davacı hangisini seçtiğine göre tamamen farklı bir sonuçla karşılaşır.

Somut bir örnekle bakmak yararlıdır. Kendisine ödeme emri gönderilen ve borçlu olmadığını düşünen kişi, borçlu olmadığının tespitini isteyebilir; bu bir tespit davasıdır ve ayrıntıları menfi tespit davası rehberinde ele alınmıştır. Aynı kişi takip sırasında haksız olarak tahsil edilen parayı geri istiyorsa artık bir edim talep etmektedir ve dava eda davasına dönüşür. Bir ortaklık ilişkisinin sona erdirilmesini isteyen kişi ise ne tespit ne edim istemektedir; hukuki durumun değişmesini istemektedir ve dava inşai dava niteliğindedir. Bu üçlü ayrımın ayrıntısı için inşai dava rehberine bakılabilir.

Tespit davası eda davası açma imkânı varsa açılabilir mi?

Kural olarak hayır. Tespit davasında aranan hukuki yarar, davacının eda davası açma imkânı bulunmaması hâlinde doğar. Eda davası açıp hem tespiti hem edimi elde etme imkânı varken yalnızca tespit istenmesi, hukuki yarar yokluğu sebebiyle davanın usulden reddine yol açar. Bu kuralın istisnası, henüz muaccel olmayan ya da miktarı belirlenemeyen alacaklarda ve zamanaşımının kesilmesinde güncel yararın bulunduğu hâllerdir. İcra takibine karşı açılan menfi tespit davası ise kanunda ayrıca düzenlendiği için bu tartışmanın dışındadır.

Eda Davasının Şartları

Doğrudan CevapEda davası açabilmek için dava şartlarının yanında üç özel ölçüt aranır: davacının dava konusu edim üzerinde bir hakkı bulunması, edimin talep edilebilir hâle gelmiş olması ve talep sonucunun infaza elverişli biçimde gösterilmesi. Bu ölçütlerden biri eksikse dava ya usulden reddedilir ya da esastan sonuçsuz kalır.

Eda davasının şartları iki tabakada incelenir. Birinci tabaka her dava için geçerli olan dava şartlarıdır: yargı yolu, görev, yetki (kesin yetki hâllerinde), taraf ehliyeti, dava ehliyeti, davaya vekâlet ehliyeti, hukuki yarar, kesin hüküm bulunmaması, teminat ve varsa zorunlu arabuluculuk şartı. İkinci tabaka ise eda davasına özgü ölçütlerdir.

1
Maddi hukuka dayanan bir talep hakkı bulunmalıdırEda davası, maddi hukukun davacıya tanıdığı bir talep hakkının yargı yoluyla kullanılmasıdır. Sözleşme, haksız fiil, sebepsiz zenginleşme, ayni hak ya da kanunun doğrudan verdiği bir yetki bu hakkın kaynağı olabilir. Dayanak hak gösterilmezse dava esastan reddedilir.
2
Edim talep edilebilir hâle gelmiş olmalıdırKural olarak muaccel olmayan bir edim için eda davası açılamaz. Henüz vadesi gelmemiş alacak bakımından dava açılması hâlinde dava hukuki yarar yokluğu ya da esastan ret ile sonuçlanır. Müstakbel nafaka ve müstakbel kira alacağı gibi kanunun ayrıca izin verdiği hâller bu kuralın istisnasıdır.
3
Talep sonucu belirli ve infaza elverişli olmalıdırHangi tutarın, hangi malın ya da hangi davranışın istendiği açıkça yazılmalıdır. Miktarı belirlenemeyen alacaklarda belirsiz alacak davası, alacağın bir bölümü için dava açılmak isteniyorsa kısmi dava yolu kullanılır.
4
Hukuki yarar güncel olmalıdırDavacının korunmaya değer güncel bir yararı bulunmalıdır. Borç kendiliğinden ödenmiş ya da talep başka bir yolla karşılanmışsa dava açmakta hukuki yarar kalmaz.
5
Varsa zorunlu arabuluculuk şartı yerine getirilmelidirTicari davalar, işçi ve işveren uyuşmazlıkları, tüketici uyuşmazlıkları ile kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması dava şartıdır. Son tutanak dilekçeye eklenmezse dava usulden reddedilir.
6
Zamanaşımı süresi dolmamış olmalıdırZamanaşımı bir dava şartı değildir, def’i olarak ileri sürülür. Buna karşılık süresi dolmuş bir alacak için açılan eda davası, davalı def’ide bulunduğunda esastan reddedilir. Bu nedenle dava açılmadan önce sürenin hesaplanması gerekir.
Uygulamadan not - Av. Çağrı Ayboğa

Eda davalarında en çok hak kaybına yol açan şart, edimin talep edilebilir hâle gelmiş olmasıdır. Özellikle eser sözleşmelerinden ve kat karşılığı inşaat sözleşmelerinden doğan dosyalarda, teslim yükümlülüğü yerine getirilmeden bedel istenmesi ya da bedel ödenmeden teslim istenmesi sık görülür. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde kendi borcunu yerine getirmeyen ya da hiç olmazsa yerine getirmeyi önermeyen tarafın talebi, karşı tarafın def’isiyle karşılaşır. Dosyayı açmadan önce yapılacak iş, tarafların edimlerinin hangi sırada ve hangi tarihte doğduğunu bir takvim üzerinde göstermektir.

Hukuki Yarar Şartı ve Eda Davasında Sınırları

Doğrudan CevapHukuki yarar, dava şartlarından biridir ve yargılamanın her aşamasında resen incelenir. Eda davasında hukuki yarar, kural olarak edimin yerine getirilmemiş ve talep edilebilir hâle gelmiş olmasıyla doğar. Yararın bulunmadığı anlaşılırsa dava esasa girilmeksizin usulden reddedilir ve bu ret esas hakkında kesin hüküm oluşturmaz.

Hukuki yararın üç niteliği birlikte aranır. Yarar hukuken korunmaya değer olmalıdır; ekonomik ya da duygusal bir beklenti tek başına yeterli değildir. Yarar güncel olmalıdır; gelecekte doğması muhtemel bir ihtilaf için şimdiden dava açılamaz. Yarar nihayet doğrudan olmalıdır; davacının kendi hukuki durumuna ilişkin bulunmalıdır.

Ödenmiş borçDava açılmadan önce borç ödenmişse ya da takas ile sona ermişse eda davası açmakta hukuki yarar yoktur. Dava sırasında ödeme yapılırsa davanın konusuz kalması sebebiyle esas hakkında karar verilmesine gerek bulunmadığına karar verilir ve yargılama giderleri ayrıca değerlendirilir.
İcra takibi devam ederken açılan davaAynı alacak için başlatılmış ve devam eden bir icra takibi varken ayrıca eda davası açılması, mükerrerlik tartışması doğurur. Buna karşılık ilamsız takibe itiraz edilmesi üzerine takibin durması hâlinde itirazın iptali davası açmakta hukuki yarar bulunur.
Muaccel olmayan alacakVadesi gelmemiş alacak için kural olarak eda davası açılamaz. Dava sırasında alacağın muaccel hâle gelmesi, bazı hâllerde eksikliğin giderilmesi olarak değerlendirilir; bu değerlendirme dosyanın özelliğine göre yapılır.
Kesin hüküm bulunmasıAynı taraflar arasında aynı talep bakımından kesin hüküm varsa yeniden dava açılamaz. Kesin hüküm, hukuki yarardan bağımsız ayrı bir dava şartıdır ve resen gözetilir.
Daha basit bir yolun bulunmasıKanun belirli talepler için özel ve daha basit bir yol öngörmüşse, genel hükümlere göre dava açmakta hukuki yarar bulunmadığı sonucuna varılabilir. Bu değerlendirme özel kanun hükümlerine göre yapılır.
Usulden ret ile esastan ret arasındaki fark neden önemlidir?

Hukuki yarar yokluğu sebebiyle verilen ret kararı usule ilişkindir ve esas hakkında kesin hüküm oluşturmaz. Bu nedenle eksiklik giderildiğinde aynı talep için yeniden dava açılabilir. Esastan verilen ret kararı ise alacağın bulunmadığını ortaya koyar ve kesin hüküm oluşturur; aynı talep bir daha ileri sürülemez. Vekâlet ücreti ve yargılama gideri bakımından da iki karar farklı sonuç doğurur. Bu nedenle ret kararının gerekçesi okunmadan karara karşı başvuru yolu değerlendirilemez.

Talep Sonucunun Kurulması ve Dava Dilekçesi

Doğrudan CevapDava dilekçesinde talep sonucu açık, belirli ve infaza elverişli biçimde yazılmalıdır. Mahkeme talepten fazlasına ve talep dışına hükmedemez. Bu nedenle asıl alacak, faiz türü, faiz başlangıcı ve varsa karşılıklı edimlerin sırası dilekçede ayrı ayrı gösterilir. Eksik ya da belirsiz talep sonucu, davanın kısmen reddiyle ve aleyhe vekâlet ücretiyle sonuçlanabilir.

Dava dilekçesinin zorunlu unsurları Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda tek tek sayılmıştır: mahkemenin adı, tarafların kimlik ve adres bilgileri, varsa vekilin bilgileri, davanın konusu ve malvarlığı haklarına ilişkin davalarda dava konusunun değeri, davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri, iddia edilen her vakıanın hangi delille ispat edileceği, dayanılan hukuki sebepler, açık bir biçimde talep sonucu ve imza.

1
Vakıaları sıra numarası altında özetleyinHer vakıa ayrı bir numarada, tarihiyle birlikte ve tek bir olguyu anlatacak biçimde yazılmalıdır. Vakıaların anlatıma karışması, hangi delilin hangi olguya ilişkin olduğunu belirsizleştirir ve ispat yükünün dağılımını güçleştirir.
2
Her vakıanın delilini gösterinSözleşme, fatura, teslim tutanağı, banka kaydı, tanık, keşif ve bilirkişi incelemesi gibi deliller hangi vakıaya ilişkinse onun yanında gösterilir. Dilekçede yer almayan delil, sonradan ileri sürülemeyeceği hâllerle karşılaşılabilir.
3
Hukuki sebebi yazın ama hukuki nitelendirmeye bağlı kalmayınHukuki sebebin gösterilmesi zorunludur; buna karşılık hakimin hukuki nitelendirmede tarafların gösterdiği sebeple bağlı olmadığı da unutulmamalıdır. Önemli olan, vakıaların eksiksiz ve doğru anlatılmasıdır.
4
Talep sonucunu kalemler hâlinde kurunAsıl alacak, varsa ecrimisil, varsa manevi tazminat ve faiz ayrı kalemler hâlinde yazılır. Her kalem için tutar ve faiz başlangıcı gösterilir. Fazlaya ilişkin haklar kısmi dava hâlinde ayrıca saklı tutulur.
5
Dava değerini doğru gösterinHarca esas değer, görevli mahkemenin ve kanun yolu sınırlarının belirlenmesinde rol oynar. Eksik harç bildirimi davanın açılmamış sayılmasına kadar varan sonuçlar doğurabilir.
6
Varsa dava şartı belgesini ekleyinZorunlu arabuluculuk kapsamındaki uyuşmazlıklarda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslı ya da arabulucu tarafından onaylanmış kopyası dilekçeye eklenir.
Uygulamadan not - Av. Çağrı Ayboğa

Talep sonucunun yazımında gördüğüm en pahalı hata, faiz başlangıcının atlanmasıdır. Yıllar önce doğmuş bir alacak için dava açılırken talep sonucunda yalnızca “yasal faizi ile birlikte” ifadesinin bulunması, mahkemenin dava tarihinden itibaren faize hükmetmesine yol açar. Alacağın doğduğu tarih ile dava tarihi arasındaki faiz, talep edilmediği için hükmün dışında kalır ve bu kayıp çoğu zaman asıl alacağa yakın bir tutara ulaşır. Dilekçeye “temerrüt tarihi olan şu tarihten itibaren” biçiminde bir ibare eklemek, bu kaybı tamamen önler.

Belirsiz Alacak Davası ve Kısmi Dava Ayrımı

Doğrudan CevapAlacağın miktarı davanın açıldığı tarihte tam olarak belirlenemiyorsa belirsiz alacak davası açılır ve asgari bir tutar gösterilerek talep sonucu sonradan artırılır. Alacak belirli olduğu hâlde yalnızca bir bölümü isteniyorsa kısmi dava açılır. İki yolun şartları ve sonuçları birbirinden farklıdır; yanlış yolun seçilmesi hak kaybına yol açar.

Belirsiz alacak davası Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 107’de düzenlenir. Hükmün uygulanabilmesi için davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını ya da değerini tam ve kesin olarak belirlemenin davacıdan beklenemeyecek olması ya da bunun imkânsız bulunması gerekir. Böyle bir durumda davacı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirterek belirsiz alacak davası açabilir.

Kısmi dava ise m. 109’da düzenlenir. Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olması ve alacağın tamamının belirli olması hâlinde, alacağın yalnızca bir bölümü için dava açılabilir. Burada belirsizlik yoktur; davacı bilinçli olarak alacağın bir kısmını talep etmektedir.

Ölçüt: belirleme davacıdan beklenebilir mi?Alacağın miktarı davacının elindeki belgelerle hesaplanabiliyorsa alacak belirlidir. Hesabın karşı tarafın ya da üçüncü kişinin elindeki kayıtlara, bilirkişi incelemesine ya da henüz sonuçlanmamış bir sürece bağlı olduğu hâllerde belirsizlikten söz edilir.
Talep artırımıBelirsiz alacak davasında, alacağın miktarı yargılama sırasında belirlendiğinde davacı talep sonucunu artırabilir. Bu artırım iddianın genişletilmesi yasağına tabi değildir ve ek harç yatırılarak yapılır.
Kısmi davada fazlaya ilişkin hakkın saklı tutulmasıKısmi davada bakiye alacak için ayrıca ek dava açılır. Fazlaya ilişkin hakların saklı tutulduğunun dilekçede belirtilmesi, uygulamada bakiye talebin sonradan ileri sürülmesini kolaylaştırır.
Zamanaşımının kesilmesiBelirsiz alacak davasında zamanaşımı alacağın tamamı bakımından kesilir. Kısmi davada ise kural olarak yalnızca dava edilen bölüm bakımından kesilir. Bu fark, eski tarihli alacaklarda belirleyici olur.
Yanlış yol seçiminin sonucuAlacak belirli olduğu hâlde belirsiz alacak davası açılması, hukuki yarar yokluğu sebebiyle usulden ret ile sonuçlanabilir. Bu nedenle dava türü seçilirken alacağın belirlenebilirliği dosyadaki belgeler üzerinden ayrıca değerlendirilmelidir.
Hangi alacaklarda belirsizlik kabul edilir?

Belirsizliğin kabul edildiği tipik alanlar, hesabın teknik bir incelemeye bağlı olduğu dosyalardır. Destekten yoksun kalma tazminatı, iş gücü kaybından doğan tazminat, eser sözleşmesinde ayıplı iş sebebiyle onarım bedeli, kamulaştırmasız el atma bedeli ve kâr payı alacakları bu niteliktedir; bu dosyalarda tutar aktüeryal ya da teknik hesaplama yapılmadan ortaya çıkmaz. Buna karşılık belgeye dayanan kira alacağı, faturaya dayanan satış bedeli ve bordroya dayanan ücret alacağı kural olarak belirlidir. İş gücü kaybına dayanan taleplerde hesabın yapısı için maddi tazminat hesaplama sayfamızdaki açıklamalar yol gösterici olabilir.

Eda Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme

Doğrudan CevapEda davası bir çatı kavram olduğundan tek bir görevli mahkemesi yoktur. Görevli mahkeme, talebin dayandığı maddi hukuk ilişkisine göre belirlenir: genel kural asliye hukuk mahkemesidir, ancak iş, tüketici, ticaret, aile, icra ve kadastro gibi alanlarda özel görev kuralları uygulanır. Yetki ise kural olarak davalının yerleşim yeri mahkemesine aittir.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkindir, taraf iradesiyle değiştirilemez ve yargılamanın her aşamasında resen incelenir. Bu nedenle eda davasında yapılacak ilk iş, talebin hangi hukuk dalına girdiğini belirlemektir. Aynı para alacağı, taraflar arasındaki ilişkiye göre asliye hukuk, asliye ticaret, iş, tüketici ya da aile mahkemesinin görevine girebilir.

Genel görev kuralıDava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla şahıs varlığına ilişkin davalarda genel görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir. Kanunda başka bir mahkemenin görevli kılınmadığı bütün eda davaları bu mahkemede görülür.
İş uyuşmazlıklarıİşçi ile işveren arasındaki iş ilişkisinden doğan alacak ve tazminat davaları iş mahkemesinde görülür. Bu davalarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması dava şartıdır.
Ticari davalarHer iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve mutlak ticari dava sayılan uyuşmazlıklar asliye ticaret mahkemesinde görülür. Konusu bir miktar paranın ödenmesi olan ticari davalarda arabuluculuk dava şartıdır.
Tüketici uyuşmazlıklarıTüketici işlemlerinden doğan davalar tüketici mahkemesinde görülür. Parasal sınırın altındaki uyuşmazlıklarda önce tüketici hakem heyetine başvurulması zorunludur, sınırın üzerindeki uyuşmazlıklarda ise arabuluculuk dava şartı olarak uygulanır.
Aile hukukundan doğan edimlerNafaka, katkı payı, katılma alacağı ve ziynet alacağı gibi aile hukuku kaynaklı eda talepleri aile mahkemesinde görülür.
İcra hukukundan doğan davalarİtirazın iptali, istihkak, menfi tespit ve istirdat davaları icra hukukundan doğmakla birlikte genel mahkemelerde görülür; şikâyet ve bazı özel talepler ise icra mahkemesinin görevindedir.
Yetki kuralları ve yetki sözleşmesi

Genel yetki kuralı, davanın davalının yerleşim yeri mahkemesinde açılmasıdır. Bunun yanında kanun çok sayıda özel yetki kuralı öngörür: sözleşmeden doğan davalarda sözleşmenin ifa edileceği yer, haksız fiilden doğan davalarda fiilin işlendiği ya da zararın meydana geldiği yer, taşınmazın aynına ilişkin davalarda taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi de yetkilidir. Özel yetki kuralları genel kuralı ortadan kaldırmaz; davacı seçim hakkına sahiptir. Tacirler ve kamu tüzel kişileri arasında yapılan yetki sözleşmeleri geçerlidir; buna karşılık tüketici ve işçi aleyhine yetki sözleşmesi yapılamaz. Taşınmazın aynına ilişkin davalarda ise yetki kesindir ve değiştirilemez.

Eda Davasında Hüküm ve İcra Edilebilirlik

Doğrudan CevapEda davasının kabulü hâlinde kurulan hüküm, davalıya belirli bir edimi yerine getirme yükümlülüğü yükler. Bu hüküm ilam niteliğindedir ve İcra ve İflas Kanunu uyarınca ilamlı icra yoluyla yerine getirilir. Hüküm fıkrasının infaza elverişli olması, yani hangi edimin kimden kime karşı istenebileceğinin açık olması şarttır.

Eda hükmünü diğer hüküm türlerinden ayıran nitelik, cebri icraya temel oluşturmasıdır. Tespit hükmü bir durumu açıklar, inşai hüküm hukuki durumu kendiliğinden değiştirir; eda hükmü ise yerine getirilmek üzere vardır. Davalı hükmü kendiliğinden yerine getirmezse alacaklı icra dairesine başvurur ve devlet gücüyle sonuç elde edilir.

1
Hüküm fıkrası infaza elverişli olmalıdırHüküm fıkrasında edimin konusu, tutarı ya da niteliği, faizin türü ve başlangıcı, yargılama gideri ve vekâlet ücreti açıkça gösterilmelidir. İnfaza elverişli olmayan hüküm, icra aşamasında şikâyet konusu olur.
2
İlam örneği alınırKesinleşme şartına tabi olmayan hükümlerde, hüküm örneğinin alınmasının ardından doğrudan ilamlı icra takibi başlatılabilir. Kesinleşme şartına tabi hükümlerde ise kesinleşme şerhi aranır.
3
İcra emri tebliğ edilirİlamlı takipte borçluya icra emri gönderilir. İcra emri, borcun yedi gün içinde yerine getirilmesini ve aksi hâlde zorla yerine getirileceğini bildirir.
4
İcranın geri bırakılması yolu açıktırBorçlu, kanun yoluna başvurmuş ve teminat göstermişse icranın geri bırakılmasını talep edebilir. Bu kurumun işleyişi ve süreleri tehiri icra rehberinde ayrıntılı biçimde ele alınmıştır.
5
Edimin biçimine göre infaz yolu değişirPara alacağında haciz ve satış, taşınır ya da taşınmaz teslimine ilişkin hükümlerde zorla teslim, bir işin yapılmasına ilişkin hükümlerde üçüncü kişiye yaptırma, yapmama edimine ilişkin hükümlerde ise aykırı davranışa bağlı özel yaptırımlar uygulanır.
6
Zamanaşımı ilamda da işlerİlamın icraya konulmasında da süre vardır. İlamlar bakımından öngörülen zamanaşımı süresi dolduktan sonra takip yapılamaz; bu def’i borçlu tarafından ileri sürülür.

İlamlı ve ilamsız takibin hangi hâllerde kullanılacağı, eda davası açılıp açılmayacağına karar verilirken de etkilidir. Elinde ilam niteliğinde belge bulunan alacaklı doğrudan ilamlı takip yapabilir; elinde böyle bir belge bulunmayan alacaklı ilamsız takip yoluna başvurabilir ve itirazla karşılaşırsa dava açar. Bu iki yolun ayrıntısı ilamlı ve ilamsız icra takibi rehberinde karşılaştırmalı biçimde anlatılmıştır.

Kesinleşme Şartı ve İlamın İcraya Konulması

Doğrudan CevapKural olarak hükümler kesinleşmeden icra edilebilir. Buna karşılık taşınmaza ve buna ilişkin ayni haklara, aile ve kişiler hukukuna ilişkin hükümler ile yabancı mahkeme kararlarının tenfizine ilişkin hükümler kesinleşmeden icra edilemez. Bu ayrım, eda davası sonunda elde edilen ilamın ne zaman takibe konulabileceğini belirler.

Kesinleşme şartı, hükmün niteliğine göre değişir. Para alacağına ilişkin bir eda hükmü kural olarak kesinleşmeyi beklemeden takibe konulabilir; bu durumda borçlunun elindeki savunma aracı icranın geri bırakılması talebidir. Buna karşılık tapu iptali ve tescil hükmü, taşınmazın aynına ilişkin olduğu için kesinleşmeden icra edilemez.

Taşınmazın aynına ilişkin hükümlerTapu iptali ve tescil, elatmanın önlenmesi ile birlikte tescil, ortaklığın giderilmesi ve tapu kaydının düzeltilmesi hükümleri kesinleşmeden icra edilemez. Aynı dosyada hükmedilen ecrimisil ve yargılama gideri bakımından uygulama farklılaşabilir.
Aile ve kişiler hukukuna ilişkin hükümlerBoşanma, velayet, soybağı, evlenmenin iptali ve isim düzeltmeye ilişkin hükümler kesinleşmeden icra edilemez ve nüfusa tescil edilemez. Boşanma hükmüyle birlikte hükmedilen nafaka bakımından ise farklı bir uygulama vardır.
Yabancı mahkeme kararlarıYabancı mahkeme kararının tanınması ya da tenfizine ilişkin hükümler kesinleşmeden icra edilemez. Bu alanın işleyişi için tanıma ve tenfiz davası rehberine bakılabilir.
Kesinleşmesi gereken diğer kararlarKanunda kesinleşmeden icra edilemeyeceği ayrıca belirtilen kararlar bulunur. Hangi kararların bu kapsamda olduğu kesinleşmeden icraya konulamayacak kararlar rehberinde liste hâlinde gösterilmiştir.
Kesinleşme şerhiKesinleşme şartına tabi hükümlerde ilam örneğine kesinleşme şerhi işlenir. Şerh bulunmayan ilamla başlatılan takip, şikâyet üzerine iptal edilir.
Uygulamadan not - Av. Çağrı Ayboğa

Kesinleşme şartının atlanması, icra dosyalarında en sık görülen usul hatalarından biridir. Tapu iptali ve tescil hükmüne dayanılarak kesinleşme beklenmeden takip açıldığında, borçlunun şikâyeti üzerine takip iptal edilir ve alacaklı hem zaman hem gider kaybeder. İlam elinize geçtiğinde yapılacak iş, hüküm fıkrasını kalem kalem okuyup hangi kalemin kesinleşmeye tabi olduğunu belirlemektir; aynı ilamın bir kalemi kesinleşmeyi beklerken diğer kalemi hemen takibe konulabilir.

Eda Davasında Zamanaşımı

Doğrudan CevapEda davası bir çatı kavram olduğundan tek bir zamanaşımı süresi yoktur. Süre, talebin dayandığı maddi hukuk ilişkisine göre belirlenir. Türk Borçlar Kanunu m. 146 genel zamanaşımı süresini on yıl olarak düzenler; m. 147 ise kira bedeli, ücret ve vekâlet alacağı gibi belirli alacaklar için beş yıllık süre öngörür.

Zamanaşımı, alacağın varlığını sona erdirmez; alacağın dava yoluyla elde edilmesini engelleyen bir def’i hakkı doğurur. Bu nedenle mahkeme zamanaşımını resen gözetemez; davalının süresinde ileri sürmesi gerekir. Süre, kural olarak alacağın muaccel olduğu tarihte işlemeye başlar.

Genel süreKanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir. Sözleşmeden doğan ve özel bir süreye bağlanmamış alacaklar bu kapsamdadır.
Beş yıllık sürelerKira bedelleri, anapara faizleri ve dönemsel edimler, otel ve lokanta gibi işletmelerin alacakları, küçük sanat işlerinden ve küçük çapta perakende satıştan doğan alacaklar, ortaklık sözleşmesinden doğan alacaklar, vekâlet, komisyon ve acentelik sözleşmesinden doğan alacaklar ile eser sözleşmesinden doğan alacaklar beş yıllık zamanaşımına tabidir.
Haksız fiilde ikili süreHaksız fiilden doğan tazminat alacağı, zarar görenin zararı ve failin kim olduğunu öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten itibaren on yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Fiil aynı zamanda suç oluşturuyorsa ceza zamanaşımı süresi uygulanır.
Sebepsiz zenginleşmeSebepsiz zenginleşmeden doğan istem, hak sahibinin geri isteme hakkını öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve her hâlde zenginleşmenin gerçekleştiği tarihten itibaren on yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.
İlamların zamanaşımıBir ilamın icraya konulmasında da süre vardır. Mahkeme kararlarına bağlanan alacaklar bakımından kanunda öngörülen süre dolduktan sonra ilamlı takip yapılamaz.
Kesilme ve durmaDava açılması, icra takibi, borcun ikrarı ve hakem önünde ileri sürme zamanaşımını keser. Zorunlu arabuluculuk kapsamındaki uyuşmazlıklarda, arabuluculuk bürosuna başvurulmasından son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez.
Süre hesabı dava açılmadan önce yapılmalıdır

Zamanaşımı hesabı yapılırken üç tarih birlikte ele alınmalıdır: alacağın doğduğu tarih, alacağın muaccel olduğu tarih ve süreyi kesen ya da durduran işlemlerin tarihleri. Bu üç tarih bir takvim üzerinde gösterilmediğinde süre hesabı yanılgıya açık hâle gelir. Özellikle dönemsel edimlerde her dönem için ayrı bir süre işlediği, kısmi ödemelerin borcun ikrarı niteliği taşıyabileceği ve zorunlu arabuluculuk sürecinin süreyi durdurduğu gözden kaçırılmamalıdır. Süre dolmuş görünse bile ikrar niteliğinde bir yazışmanın bulunması, hesabı tamamen değiştirebilir.

Uygulamada Eda Davası Örnekleri

Doğrudan CevapKonusu bir şeyin verilmesi, yapılması ya da yapılmaması olan her dava eda davasıdır. Alacak davası, maddi ve manevi tazminat davası, istihkak davası, elatmanın önlenmesi davası, tahliye davası, nafaka davası, ecrimisil davası, itirazın iptali davası ve istirdat davası uygulamada en sık görülen eda davası biçimleridir.

Aşağıdaki örnekler, eda davası kavramının ne kadar geniş bir alanı kapsadığını gösterir. Her örnekte mahkemeden istenen şey bir edimdir; bu nedenle hepsi aynı çatı altındadır. Buna karşılık her birinin görevli mahkemesi, yetki kuralı, zamanaşımı süresi ve ispat düzeni farklıdır.

Alacak davasıSözleşmeden, faturadan, senetten ya da kanundan doğan para alacağının ödenmesi istenir. Verme edimine ilişkin en yaygın eda davası biçimidir.
Maddi ve manevi tazminat davasıHaksız fiil, sözleşmeye aykırılık ya da kişilik hakkının ihlali sebebiyle doğan zararın giderilmesi istenir. Trafik kazası, iş kazası, hekim sorumluluğu ve kişilik hakkı ihlali dosyaları bu kapsamdadır.
Elatmanın önlenmesi davasıBir taşınmaza ya da hakka yönelen müdahalenin durdurulması ve bir daha yapılmaması istenir. Yapmama edimine ilişkin tipik örnektir ve çoğu zaman ecrimisil talebiyle birlikte açılır.
İstihkak davasıHaczedilen bir malın üçüncü kişiye ait olduğu iddiasıyla malın haciz dışında bırakılması ya da teslimi istenir. Mülkiyet hakkına dayanan bir eda talebidir.
Tahliye davasıKiralananın boşaltılması ve teslimi istenir. Kira ilişkisinden doğan bu talepler bakımından dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması dava şartıdır; süreç kiracının tahliyesi davası rehberinde ele alınmıştır.
Nafaka davasıTedbir, yoksulluk, iştirak ya da yardım nafakasının ödenmesi istenir. Aile mahkemesinin görevine giren bir verme edimidir.
İtirazın iptali davasıİlamsız takibe yapılan itirazın iptali ve takibin devamı istenir. Alacağın varlığına dayandığı için eda davası niteliğindedir.
İstirdat davasıBorçlu olmadığı hâlde icra tehdidi altında ödeme yapan kişinin ödediği parayı geri istemesidir. Verme edimine ilişkin bir taleptir.
Ecrimisil davasıTaşınmazın haksız kullanımından doğan kullanım bedelinin ödenmesi istenir. Mülkiyet hakkına dayanan bir alacak talebidir.
Delil tespiti ile ilişkisiDelil tespiti bir eda davası değildir; henüz dava açılmadan önce ya da dava sırasında delilin kaybolmasını önlemeye yarayan geçici bir korumadır. Bu kurumun işleyişi delil tespiti rehberinde anlatılmıştır.
Aynı dosyada birden fazla talep: davaların yığılması

Uygulamada tek bir dilekçeyle birden fazla eda talebinin ileri sürülmesi sık görülür. Bu durumda davaların yığılması söz konusudur ve her talep bakımından ayrı ayrı hüküm kurulur. Yığılmanın geçerli olabilmesi için taleplerin aynı davalıya karşı yöneltilmiş olması, aralarında hukuki ya da ekonomik bir bağ bulunması ve her birinin aynı yargı yolu ile aynı mahkemenin görevine girmesi gerekir. Görevli mahkemeleri farklı talepler aynı dilekçede birleştirilemez; bu durumda mahkeme her talep bakımından görev yönünden ayrı değerlendirme yapar. Yığılmada her talebin değeri harca esas değere eklenir ve vekâlet ücreti her talep için ayrı hesaplanır.

Eda Davasında Yargıtay Uygulaması

Doğrudan CevapYargıtay, eda davalarında talep sonucunun açık ve infaza elverişli olmasını aramakta; tespit ile eda talebinin karıştırıldığı dosyalarda hukuki yarar denetimini sıkı biçimde yapmaktadır. Uygulamada, alacağın belirli olduğu hâllerde belirsiz alacak davası açılmasının hukuki yarar yokluğu doğurduğu ve eda davası açma imkânı varken tespit davası açılamayacağı kabul edilmektedir.

Yargıtay içtihadının eda davaları bakımından yöneldiği ilk ölçüt, dava türünün doğru seçilip seçilmediğidir. Davacının gerçekte bir edim istediği hâlde talep sonucunu tespit biçiminde kurduğu dosyalarda, mahkemenin talebi hukuki nitelendirme yetkisi çerçevesinde değerlendirmesi ve davacıya talep sonucunu açıklattırması beklenir. Buna karşılık taraf iradesinin açıkça tespitle sınırlı olduğu hâllerde, eda davası açma imkânının bulunması hukuki yarar yokluğu sonucunu doğurur.

İkinci ölçüt, talep sonucunun sınırıdır. Yargıtay, mahkemenin talepten fazlasına ve talep dışına hükmedemeyeceği ilkesini katı biçimde uygulamaktadır. Dilekçede istenmeyen bir kalem için hüküm kurulması ya da talep edilen faiz başlangıcından önceki döneme faiz yürütülmesi bozma sebebi olarak kabul edilmektedir. Aynı ilke, talep sonucunun yargılama sırasında usulüne uygun biçimde artırılmadığı dosyalarda da işletilmektedir.

Üçüncü ölçüt, belirsiz alacak davası ile kısmi dava arasındaki sınırdır. Uygulamada benimsenen yaklaşım, alacağın miktarının davacının elindeki belgelerden hesaplanabildiği hâllerde belirsizlikten söz edilemeyeceğidir. Bu durumda açılan belirsiz alacak davasının hukuki yarar yokluğu sebebiyle reddi gerektiği, buna karşılık davacıya dava türünü düzeltme imkânı tanınmasının usul ekonomisine uygun olduğu kabul edilmektedir. Hesabın bilirkişi incelemesine ya da karşı tarafın elindeki kayıtlara bağlı olduğu dosyalarda ise belirsizlik kabul edilmektedir.

Dördüncü ölçüt hüküm fıkrasının infaza elverişliliğidir. Yargıtay, hangi edimin kimden kime karşı istenebileceğinin anlaşılamadığı, tutar ve faiz unsurlarının gösterilmediği ya da birden fazla davalı bakımından sorumluluğun paylaşımının belirtilmediği hüküm fıkralarını denetlemekte ve bu eksiklikleri bozma sebebi saymaktadır. Uygulamada infaz aşamasında çıkan tartışmaların önemli bölümü, hüküm fıkrasının bu ölçüte uymamasından kaynaklanmaktadır.

Uygulamadan not - Av. Çağrı Ayboğa

İçtihadın yönünü dosyaya taşırken dikkat ettiğim şey, kararların sonucu değil ölçütüdür. Eda davalarında bozmaların çoğu maddi hukuka değil, talep sonucunun kuruluşuna ilişkindir. Bu yüzden dosyayı devraldığımda ilk yaptığım iş, dava dilekçesindeki talep sonucu ile hüküm fıkrasını yan yana koymaktır. İkisi arasında kalem, tutar, faiz başlangıcı ya da taraf bakımından uyumsuzluk varsa kanun yolu başvurusunun ilk ekseni bu uyumsuzluk olur.

Eda Davasında Sık Yapılan Hatalar

Doğrudan CevapEda davalarında en sık görülen hatalar talep sonucunun belirsiz bırakılması, faiz başlangıcının gösterilmemesi, dava türünün yanlış seçilmesi, zorunlu arabuluculuk şartının atlanması ve kesinleşme şartına tabi hükmün erken takibe konulmasıdır. Bu hataların tamamı, dilekçe aşamasında yapılacak bir kontrol listesiyle önlenebilir.

Aşağıdaki kontrol listesi, dava açılmadan önce dosyada denetlenmesi gereken noktaları sıralar. Listedeki sorulardan birinin cevabı olumsuzsa dilekçe gözden geçirilmelidir.

Dava açılmadan önce denetlenecek noktalar

Talep edilen edim verme, yapma ya da yapmama biçimlerinden hangisine giriyor?
Talep sonucu tutar, faiz türü ve faiz başlangıcı ile birlikte açıkça yazıldı mı?
Alacak belirli mi, belirsiz mi; belirsiz alacak davası ile kısmi dava arasındaki seçim doğru yapıldı mı?
Edim muaccel hâle geldi mi; karşılıklı borç yükleyen sözleşmede kendi borcumuz yerine getirildi mi?
Talebin dayandığı hukuk dalına göre görevli mahkeme doğru belirlendi mi?
Uyuşmazlık zorunlu arabuluculuk kapsamında mı; son tutanak dilekçeye eklendi mi?
Zamanaşımı süresi dolmuş mu; süreyi kesen ya da durduran bir işlem var mı?
Birden fazla talep varsa her birinin değeri ve görevli mahkemesi ayrı ayrı değerlendirildi mi?
Elde edilecek ilam kesinleşme şartına tabi mi?
Fazlaya ilişkin haklar saklı tutuldu mu?

Listedeki noktaların büyük bölümü dava dilekçesi yazılırken giderilebilir. Buna karşılık zamanaşımı ve zorunlu arabuluculuk gibi başlıklarda yapılan hatalar sonradan telafi edilemez. Bu nedenle dosyanın ilk gününde yapılacak iş, süreleri ve dava şartlarını bir takvim üzerinde göstermektir.

Ankara’da Eda Davası Süreci ve Ayboğa Avukatlık Bürosu

Doğrudan CevapAnkara’da eda davaları, talebin niteliğine göre asliye hukuk, asliye ticaret, iş, tüketici ve aile mahkemelerinde görülür. Yetkili mahkeme kural olarak davalının yerleşim yerine göre belirlenir; sözleşmenin ifa yeri ya da haksız fiilin işlendiği yer Ankara ise dava Ankara mahkemelerinde açılabilir. Zorunlu arabuluculuk kapsamındaki uyuşmazlıklarda başvuru Ankara Adliyesi arabuluculuk bürosuna yapılır.

Ankara, kamu kurumlarının merkezinin ve yoğun bir ticari hayatın bulunduğu bir yargı çevresi olduğu için eda davalarının dosya profili de farklılaşır. Burada en sık görülen üç dosya tipi vardır. Birincisi kamu ihale ve yapım sözleşmelerinden doğan bedel ve tazminat dosyalarıdır; bu dosyalarda teknik hesap ve bilirkişi incelemesi belirleyici olur. İkincisi kira ilişkisinden doğan tahliye, kira bedeli ve ecrimisil dosyalarıdır; bu dosyalarda zorunlu arabuluculuk şartı ve süre hesabı öne çıkar. Üçüncüsü ise işçilik alacakları ve iş kazası dosyalarıdır; burada belirsiz alacak davası ile kısmi dava arasındaki seçim dosyanın kaderini belirler.

Her üç dosya tipinde de sürecin sonucunu belirleyen şey, dava açılmadan önce yapılan hazırlıktır. Talep sonucunun doğru kurulması, dava türünün isabetli seçilmesi, süreye ilişkin işlemlerin zamanında yapılması ve delil listesinin eksiksiz sunulması, sonradan aylar süren yargılamadan daha etkili olur. Dosyanın ilk gününde yapılacak bir süre ve dava şartı kontrolü, yargılamanın tamamında kazanılan zamandan daha değerlidir.

Ayboğa Avukatlık Bürosu, Çankaya’daki ofisinden alacak, tazminat, kira, icra ve aile hukuku kaynaklı eda davalarında vekillik hizmeti vermektedir. Büro, dava öncesinde ihtarname ve arabuluculuk sürecinin yürütülmesi, dava dilekçesinde talep sonucunun kurulması, bilirkişi raporlarına karşı beyanların hazırlanması ve hükmün icraya konulması aşamalarını birlikte takip eder. İcra aşamasındaki süreçler için Ankara icra avukatı sayfamız, büronun diğer çalışma alanları için Ankara avukat sayfamız incelenebilir. Dosyanızla ilgili ilk değerlendirme için sözleşme, ihtarname, varsa icra takip belgeleri ve yazışma örneklerini iletmeniz yeterlidir.

Eda Davası Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Eda davası nedir, hangi maddede düzenlenir?
Eda davası, mahkemeden bir şeyin verilmesini, yapılmasını ya da yapılmamasını istemek üzere açılan dava türüdür ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 105’te düzenlenmiştir. Kavram çatı niteliktedir; alacak, tazminat, tahliye, istihkak ve nafaka davaları gibi konusu bir edim olan bütün davalar bu kapsamdadır.
Eda davası nasıl açılır?
Talebin neye dayandığını ve hangi edimin istendiğini gösteren bir dava dilekçesinin görevli ve yetkili mahkemeye verilmesi ve harcın yatırılmasıyla açılır. Dilekçede vakıalar sıra numarası altında özetlenir, her vakıanın delili gösterilir, hukuki sebepler yazılır ve talep sonucu açık biçimde kurulur. Uyuşmazlık zorunlu arabuluculuk kapsamındaysa son tutanak dilekçeye eklenir.
Eda davasında görevli mahkeme hangisidir?
Eda davası bir çatı kavram olduğu için tek bir görevli mahkemesi yoktur. Genel görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir; buna karşılık iş, ticari, tüketici, aile ve kadastro uyuşmazlıklarında özel görev kuralları uygulanır. Görev kamu düzenine ilişkindir ve resen incelenir.
Eda davasında yetkili mahkeme nasıl belirlenir?
Genel yetki kuralı davalının yerleşim yeri mahkemesidir. Bunun yanında sözleşmenin ifa edileceği yer, haksız fiilin işlendiği ya da zararın doğduğu yer ve taşınmazın bulunduğu yer mahkemeleri de yetkili olabilir. Taşınmazın aynına ilişkin davalarda yetki kesindir ve sözleşmeyle değiştirilemez.
Eda davası ile tespit davası arasındaki fark nedir?
Eda davasında mahkemeden bir edim, tespit davasında ise bir hakkın veya hukuki ilişkinin var olup olmadığının açıklanması istenir. Eda hükmü ilam niteliğindedir ve icra dairesine götürülebilir; tespit hükmü kural olarak icraya konulamaz. Eda davası açma imkânı varken yalnızca tespit istenmesi hukuki yarar yokluğu doğurur.
Tespit ve eda davası birlikte açılabilir mi?
Aynı talep bakımından ikisinin birlikte istenmesinde kural olarak hukuki yarar bulunmaz; çünkü eda hükmü aynı zamanda alacağın varlığını da ortaya koyar. Buna karşılık farklı hukuki ilişkilere dayanan tespit ve eda talepleri, görevli mahkemenin aynı olması şartıyla aynı dilekçede ileri sürülebilir.
Eda davası ne kadar sürer?
Süre davanın türüne, mahkemenin iş yüküne ve bilirkişi incelemesi gerekip gerekmediğine göre değişir. Belgeye dayanan ve teknik inceleme gerektirmeyen dosyalar daha kısa sürede sonuçlanırken, hesap ve keşif gerektiren dosyalar kanun yolu aşaması dahil birkaç yıla uzayabilir. Dosyanın hızına en çok etki eden şey, delillerin dilekçeyle birlikte eksiksiz sunulmasıdır.
Eda davasında zamanaşımı süresi kaç yıldır?
Tek bir süre yoktur. Türk Borçlar Kanunu m. 146 genel süreyi on yıl olarak belirler; m. 147 kira bedeli, ücret, vekâlet ve eser sözleşmesi alacakları gibi kalemler için beş yıl öngörür. Haksız fiilde süre, zararın ve failin öğrenildiği tarihten iki yıl ve her hâlde fiil tarihinden on yıldır.
Eda davasının hükmü icra edilebilir mi?
Evet. Eda davasının kabulü hâlinde kurulan hüküm ilam niteliğindedir ve ilamlı icra yoluyla yerine getirilir. Para alacağında haciz ve satış, teslim hükümlerinde zorla teslim, bir işin yapılmasına ilişkin hükümlerde ise üçüncü kişiye yaptırma gibi yollar uygulanır.
Eda davası ilamı kesinleşmeden icraya konulabilir mi?
Kural olarak evet. Buna karşılık taşınmaza ve buna ilişkin ayni haklara, aile ve kişiler hukukuna ilişkin hükümler ile yabancı mahkeme kararlarının tenfizine ilişkin hükümler kesinleşmeden icra edilemez. Bu hükümlerde ilam örneğine kesinleşme şerhi işlenmesi aranır.
Belirsiz alacak davası ile kısmi dava arasındaki fark nedir?
Belirsiz alacak davası, alacağın miktarının dava açılırken belirlenmesinin davacıdan beklenemediği hâllerde açılır ve asgari bir tutar gösterilerek talep sonradan artırılır. Kısmi dava ise alacak belirli olduğu hâlde yalnızca bir bölümünün istendiği davadır. Belirsiz alacak davasında zamanaşımı alacağın tamamı bakımından kesilir.
Eda davası açmadan önce arabulucuya başvurmak zorunlu mu?
Uyuşmazlığın türüne göre değişir. Ticari davalarda konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri, işçi ve işveren uyuşmazlıkları, tüketici uyuşmazlıkları ile kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması dava şartıdır. Son tutanak dilekçeye eklenmezse dava usulden reddedilir.

İlgili Rehberler

İnşai Dava Nedir? HMK 108

Yenilik doğuran hak teorisi, gerçek ve gerçek olmayan inşai davalar, inşai hükmün geçmişe etkili olup olmaması.

İnşai dava rehberini oku

Menfi Tespit Davası

Borçlu olunmadığının tespiti talebinin şartları, icra takibiyle ilişkisi, teminat ve takibin durdurulması.

Menfi tespiti incele

İlamlı ve İlamsız İcra Takibi

İki takip yolunun farkları, hangi belgeyle hangi yolun kullanılacağı, itiraz ve süreler.

Takip yollarına git

Delil Tespiti Davası HMK 400

Dava açılmadan önce ya da yargılama sırasında delilin korunması için başvurulan geçici hukuki koruma yolu.

Delil tespitini gör

Kaynakça

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m. 105 - 109 dava türleri - mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.6100.pdf
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, m. 146 - 161 zamanaşımı - mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.6098.pdf
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu, ilamlı icra hükümleri - mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.3.2004.pdf
6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu - mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.6325.pdf
T.C. Adalet Bakanlığı, mahkeme ve adliye bilgileri - adalet.gov.tr/
Av. Çağrı Ayboğa, Ayboğa Avukatlık Bürosu, Ankara

Av. Çağrı Ayboğa Kimdir?

Ayboğa Avukatlık Bürosu - Ankara Barosu Sicil No: 34507 - Çankaya / Ankara

Av. Çağrı Ayboğa, Ankara Barosu’na kayıtlı bir avukattır ve medeni usul hukuku ile icra hukuku alanlarında çalışmaktadır. Alacak, tazminat, kira ve icra kaynaklı eda davalarında vekillik yürütmekte; dava öncesi ihtarname ve arabuluculuk süreçlerinin yönetimi, dava dilekçesinde talep sonucunun kurulması, bilirkişi raporlarına karşı beyanların hazırlanması ve hükmün ilamlı icra yoluyla yerine getirilmesi aşamalarını birlikte takip etmektedir.

Bu rehber 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu esas alınarak hazırlanmış, hukuki doğruluğu 29 Ekim 2026 tarihinde Av. Çağrı Ayboğa tarafından denetlenmiştir. Metin bilgilendirme amaçlıdır; her dosya kendi belgeleriyle değerlendirilmelidir.

LinkedIn - YouTube - Google Haritalar

Avukata Sor

Alacak, tazminat, tahliye ya da ecrimisil talebiniz için dava açmayı düşünüyorsanız sözleşme, ihtarname, yazışma örnekleri ve varsa icra takip belgelerini iletin; talep sonucunu ve dava türünü birlikte belirleyelim.

Avukata Sor Ankara Avukat

Danışmanlık ücretlidir. Görüşme ücretleri 2025-2026 TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca uygulanır.

Ayboğa Avukatlık Bürosu Ankara İletişim ve Harita

BüroAyboğa Avukatlık Bürosu
AdresEmek Mah. Bişkek Cd. 26/3 Çankaya / Ankara
Çalışma saatleriHafta içi 09.00 - 18.00

© 2026 Ayboğa Law Firm — Tüm hakları saklıdır.KVKKGizlilik Politikası