TCK 102/3-e Toplu Yaşam Ortamlarında Cinsel Saldırı Suçu
Güncelleme Tarihi: 21 Ağustos 2026 | Av. Çağrı Ayboğa
TCK 102/3-e nedir? TCK 102/3-e, cinsel saldırının insanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle işlenmesini düzenleyen nitelikli haldir. Yurt, kışla, ceza infaz kurumu, hastane ve bakım merkezleri tipik ortamlardır. İki şart birlikte aranır: yaşamın zorunlu ve toplu olması ile ortamın sağladığı kolaylıktan yararlanılması. Verilen cezalar yarı oranında artırılır.
Bazı çatıların altında yaşamak bir tercih değil zorunluluktur: kışladaki asker, yurttaki öğrenci, koğuştaki hükümlü, serviste yatan hasta. Kaçacak başka bir oda, kilitlenecek başka bir kapı yoktur; fail de tam olarak bu çaresizliğin sunduğu kolaylığı kullanır. TCK 102 cinsel saldırı suçu bu durumu nitelikli hal sayar: TCK 102/3-e.
Bu yazıda zorunlu toplu yaşam ortamı kavramını, kolaylıktan yararlanma şartını ve altı emsal Yargıtay kararını birebir metinleriyle inceliyoruz. Çocuk mağdurlardaki paralel bent için TCK 103/3-b rehberimize bakabilirsiniz.
İçindekiler
TCK 102/3-e Nedir?
TCK 102/3-e, suçun işlendiği ortamın niteliğine bağlı bir nitelikli haldir ve iki kümülatif şart arar. Birincisi ortamın niteliğidir: İnsanların toplu olarak bir arada yaşamak zorunda olduğu; yurt, kışla, ceza infaz kurumu, yatılı okul, hastane servisi ve bakım merkezi gibi, kişinin ayrılma serbestisinin fiilen veya hukuken bulunmadığı yerler. İkincisi araçsallıktır: Fail, bu ortamların yarattığı fiziksel yakınlık, denetim boşluğu veya mahremiyet imkansızlığından fiili işlemek için yararlanmış olmalıdır. Otel ve pansiyon gibi gönüllü konaklamalar ile salt kalabalık yerler kapsam dışıdır.
TCK 102 Kanun Metni
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 102. maddesinin yürürlükteki tam metni aşağıdadır; bu yazının konusu işaretlenmiştir. Resmi metin için mevzuat.gov.tr üzerindeki 5237 sayılı Kanuna bakabilirsiniz.
Cinsel saldırı
Madde 102 – (1) (Değişik: 18/6/2014-6545/58 md.) Cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlâl eden kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel davranışın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on iki yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Bu fiilin eşe karşı işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturmanın yapılması mağdurun şikâyetine bağlıdır.
(3) Suçun;
a) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
b) Kamu görevinin, vesayet veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
c) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş, evlat edinen veya evlatlık tarafından,
d) Silahla veya birden fazla kişi tarafından birlikte,
e) İnsanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,
işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilen cezalar yarı oranında artırılır.
(4) Cinsel saldırı için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.
(5) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.
Hangi Ortamlar Kapsamdadır?
- Tipik ortamlar: Askeri kışla ve koğuşlar, öğrenci yurtları ve yatılı okullar, ceza infaz kurumları, hastane servisleri, bakım ve rehabilitasyon merkezleri ile işçi barınma kampları uygulamanın ana kümesidir.
- Zorunluluk ölçütü: Yaşamın topluluğu hukuki bir yükümlülükten (askerlik, tutukluluk) veya fiili bir zorunluluktan (barınma imkansızlığı, tedavi gerekliliği) doğabilir; serbestçe ayrılabilme imkanı ölçütü zayıflatır.
- Kolaylıktan yararlanma: Aşağıda birebir verdiğimiz kararların gösterdiği gibi, failin ortak yatakhane, denetimsiz saat dilimleri veya kurum düzeninin yarattığı yakınlıktan yararlandığı somut olarak ortaya konulmalıdır; aynı mekanda bulunmak tek başına artırım doğurmaz.
- Diğer bentlerle kesişme: Kurum görevlisinin fiilinde nüfuz bendi, engelli bakım merkezlerinde savunmasızlık bendi de gündeme gelir; artırım tek kez uygulanır ancak çoklu bent temel cezada gözetilir.
TCK 102/3-e Cezası Ne Kadar?
- Temel şekil üzerinden: Yedi buçuk yıldan on beş yıla kadar hapis.
- Sarkıntılık üzerinden: Üç yıldan yedi buçuk yıla kadar hapis.
- Organ veya cisim sokulmasında: Alt sınır on sekiz, üst sınır yirmi yıldır.
- Kurum sorumluluğu: Fiil, kurumun gözetim yükümlülüğünü de gündeme getirir; idari ve tazminat boyutu ceza dosyasından bağımsız yürütülebilir.
Şikayet, Tutuklama ve Yargılama
- Şikayet: Nitelikli haller şikayete tabi değildir; kurum içi fiillerde dahi soruşturma kendiliğinden yürütülür.
- Uzlaştırma: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda uzlaştırma yolu kapalıdır; taraflar anlaşsa dahi dosya kamu adına yürütülür.
- Tutuklama: Fiil 102/2 boyutundaysa katalog kapsamında tutuklama nedeni var sayılabilir; kurum ortamındaki delillerin ivedi tespiti her iki taraf için kritiktir.
- Görevli mahkeme: Artırımlı üst sınırlar nedeniyle dosyalar kural olarak ağır ceza mahkemesinde görülür; sarkıntılık düzeyinde kalan fiillerde asliye ceza mahkemesi görevlidir.
- İspat rejimi: Bu suçlar çoğu zaman tanıksız ortamlarda işlendiğinden mağdur beyanı merkezi delildir; ancak beyanın mahkumiyete yeterliliği, iç tutarlılık ve dış doğrulama ölçütleriyle denetlenir. Ayrıntılar için cinsel suçlarda ispat ve mağdur beyanı delili rehberimize bakabilirsiniz.
- İnfaz rejimi: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda koşullu salıverilme oranı süreli hapiste dörtte üçtür; infaz hesabı için infaz hesaplama aracımızı kullanabilirsiniz.
Avukata Sor: TCK 102/3-e Dosyanızı Birlikte Değerlendirelim
Ortamın zorunluluk niteliği ve kolaylıktan yararlanma bağı her olayda ayrı ispat konusudur; kurum kayıtları ve yerleşim düzeni dosyanın belirleyici delilleridir. Sorularınız için bize ulaşabilirsiniz.
Danışmanlık Ücretlidir: Hukuki danışmanlık hizmetlerimiz, 2025-2026 TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAUT) uyarınca ücrete tabidir.
TCK 102/3-e Yargıtay Kararları
Aşağıdaki altı emsal karar, bu hükmün uygulamadaki sınırlarını çizen kararlardır ve özet metinleri birebir aktarılmıştır.
TCK 102/3-e – OTOBÜS, İNSANLARIN TOPLU OLARAK BİR ARADA YAŞAMA ZORUNLULUĞUNDA BULUNDUĞU BİR ORTAM SAYILAMAYACAĞINDAN, OTOBÜSTE İŞLENEN CİNSEL SALDIRIDA TCK 102/3-e UYGULANAMAZ
Somut olayda sanık, toplu taşıma aracı olan otobüste yolculuk yaptığı sırada mağdureye yönelik fiziksel cinsel davranışta bulunmuş ve eylem sarkıntılık suretiyle cinsel saldırı olarak değerlendirilmiştir. İlk derece mahkemesi, suçun toplu taşıma aracı içerisinde işlenmiş olmasından hareketle TCK 102/3-e hükmünü uygulamış ve sanığın cezasını artırmıştır.
Yargıtay 14. Ceza Dairesi, bentte kullanılan ifadenin kapsamını incelemiştir. TCK 102/3-e, suçun “insanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle” işlenmesini nitelikli hâl olarak düzenlemektedir. Dolayısıyla yalnızca insanların geçici olarak topluca bulunduğu her yer bu kapsamda değildir.
Madde gerekçesinde yetiştirme yurdu, ceza infaz kurumu, öğrenci yurdu, okul pansiyonu ve hastane gibi yerler örnek gösterilmektedir. Bu yerlerin ortak özelliği, kişilerin belirli bir süre boyunca aynı mekânda yaşamaya mecbur olmalarıdır. Mağdurun bulunduğu yerden istediği anda kolaylıkla ayrılabilme imkânının sınırlı olması ve failin bu yaşam zorunluluğundan kaynaklanan yakınlığı kullanması ağırlaştırmanın gerekçesini oluşturmaktadır.
Otobüs yolculuğu ise bu nitelikte değildir. Yolcular toplu hâlde aynı araç içerisinde bulunsalar da burada “bir arada yaşama zorunluluğu” bulunmamaktadır. Otobüs, insanların ulaşım amacıyla belirli ve sınırlı bir süre içerisinde bulunduğu geçici bir mekândır. Bu nedenle salt kalabalık veya toplu bulunma olgusu TCK 102/3-e’nin uygulanmasına yeterli değildir.
Daire, kanun koyucunun “insanların toplu olarak bulunduğu ortamlar” şeklinde daha geniş bir ifade kullanmadığına özellikle dikkat çeken dar yorum benimsemiştir. Kanun açıkça “bir arada yaşama zorunluluğu” şartını aramaktadır. Ceza normunun sanık aleyhine genişletilerek her türlü toplu taşıma aracını bu kapsama almak kanunilik ilkesiyle bağdaşmaz.
Somut olayda sanığın otobüs içerisindeki kalabalıktan veya fiziksel yakınlıktan faydalanmış olması mümkündür. Ancak bu olgu TCK 102/3-e bakımından değil, temel suçun işlenme şekli veya cezanın bireyselleştirilmesi sırasında değerlendirilebilir. Kanunda aranan özel yaşam zorunluluğu bulunmadığından ağırlaştırıcı neden uygulanamaz.
Bu hukuki nitelendirme, suçun takip usulü bakımından da doğrudan sonuç doğurmuştur. TCK 102/1 kapsamındaki sarkıntılık suretiyle cinsel saldırı mağdurun şikâyetine bağlıdır. TCK 102/3-e uygulanırsa nitelikli hâl nedeniyle farklı bir takip rejimi ortaya çıkabilecekken, Daire otobüsün bent kapsamına girmediğini belirlediğinden temel suç hükümleri esas alınmıştır.
Somut dosyada mağdure hüküm sonrasında şikâyetinden vazgeçmiş ve sanık müdafii de vazgeçmeyi kabul etmiştir. TCK 102/3-e’nin uygulanamayacağı belirlendiğinde geriye şikâyete bağlı TCK 102/1 suçu kalmış ve şikâyetten vazgeçme nedeniyle kamu davasının düşürülmesi gerekmiştir.
Sonuç olarak Yargıtay, otobüsün insanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortam niteliğinde olmadığını, bu nedenle otobüs yolculuğu sırasında gerçekleştirilen cinsel saldırıda TCK 102/3-e uygulanamayacağını kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 27.11.2019, E. 2016/8135, K. 2019/12786
TCK 102/3-e – TRAMVAYDA YOLCULUK SIRASINDA İŞLENEN CİNSEL SALDIRI, TOPLU TAŞIMA ARACI “BİR ARADA YAŞAMA ZORUNLULUĞU BULUNAN ORTAM” OLMADIĞINDAN TCK 102/3-e KAPSAMINDA DEĞİLDİR
Somut olayda sanık, tramvay içerisinde yolculuk yapan mağdureye karşı cinsel saldırı eyleminde bulunmuş ve ilk derece mahkemesince TCK 102 kapsamında mahkûmiyet hükmü kurulmuştur. Mahkeme ayrıca tramvayın insanların toplu hâlde bulunduğu bir ortam olduğunu esas alarak TCK 102/3-e uyarınca sanığın cezasını artırmıştır.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi, hükmün temyiz incelemesinde bu nitelikli hâlin somut olayda uygulanıp uygulanamayacağını ayrıca ele almıştır. Daire, TCK 102/3-e’nin lafzının yalnızca “toplu ortam” kavramına dayanmadığını; insanların bir arada yaşama zorunluluğu içerisinde bulundukları yerleri esas aldığını belirtmiştir.
Bentteki ağırlaştırıcı neden, kişilerin aynı mekânda belirli bir süre yaşamak zorunda olmalarının fail bakımından yarattığı özel kolaylığı cezalandırmaktadır. Yetiştirme yurdunda kalan çocuklar, ceza infaz kurumunda bulunan hükümlü ve tutuklular, öğrenci yurdunda kalan öğrenciler veya hastanede yatılı tedavi gören kişiler buna örnektir. Bu kişiler bulundukları ortamı her istediklerinde terk edemez ve başka kişilerle yakın mekânsal ilişki içerisinde yaşamak zorunda kalabilirler.
Tramvayda yolculuk ise bu hukuki niteliğe sahip değildir. Yolculuk geçicidir ve ulaşım ihtiyacına yöneliktir. Yolcuların aynı araç içerisinde kısa süreyle toplu hâlde bulunmaları, hukuki anlamda “bir arada yaşama” olarak kabul edilemez. Bu nedenle tramvayın kalabalık olması veya yolcular arasındaki fiziksel mesafenin azalması TCK 102/3-e’nin uygulanması için yeterli değildir.
Daire bu yorumda ceza hukukunun kanunilik ve dar yorum ilkelerine dayanmıştır. Kanun koyucu toplu taşıma araçlarını da kapsamak isteseydi, “insanların toplu olarak bulunduğu ortam” gibi daha geniş bir ifade kullanabilirdi. Oysa kanun açık biçimde yaşam zorunluluğu aramaktadır. Bu şart yorum yoluyla ortadan kaldırılamaz.
Somut olayda TCK 102/3-e’nin uygulanamayacağı sonucuna ulaşılması, yine suçun şikâyete bağlılığı bakımından sonuç doğurmuştur. Nitelikli hâl çıkarıldığında sanığın eylemi TCK 102/1 kapsamında cinsel saldırı olarak kalmaktadır. Mağdurenin temyiz aşamasında şikâyetinden vazgeçmiş olması karşısında, bu vazgeçmenin hukuki sonuçlarının mahkemece değerlendirilmesi gerekmektedir.
Yargıtay böylelikle toplu ulaşım araçları ile yurt, cezaevi, pansiyon ve hastane gibi ortak yaşam kurumlarını birbirinden ayırmıştır. Aynı yerde çok sayıda insanın bulunması nitelikli hâlin yeterli şartı değildir; kişilerin orada birlikte yaşamak zorunda olmaları gerekir.
Sonuç olarak Daire, tramvay içerisinde işlenen cinsel saldırıda tramvayın TCK 102/3-e anlamında insanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortam sayılamayacağını kabul etmiş ve 102/3-e uygulanarak cezanın artırılmasını hukuka aykırı bulmuştur.
Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 13.06.2024, E. 2021/17055, K. 2024/6098
TCK 102/3-e – METRO VAGONUNDA İŞLENEN CİNSEL SALDIRIDA YOLCULARIN AYNI ARAÇTA GEÇİCİ OLARAK BULUNMALARI “BİRLİKTE YAŞAMA ZORUNLULUĞU” SAYILAMAYACAĞINDAN NİTELİKLİ HÂL UYGULANAMAZ
Somut olayda sanık, metroda çalışan bir vagonda yolculuk yaptığı sırada yetişkin mağdureye yönelik fiziksel temas içeren cinsel davranışlarda bulunmuştur. İlk derece mahkemesi sanığın eylemini cinsel saldırı kapsamında değerlendirmiş ve mahkûmiyet hükmü kurmuştur. Bunun yanında olayın metro vagonunda, çok sayıda insanın toplu biçimde bulunduğu bir ortamda gerçekleştiğini dikkate alarak TCK 102/3-e uyarınca da sanığın cezasını artırmıştır.
Yargıtay 14. Ceza Dairesinin önüne gelen temel hukuki sorun, metro vagonunun TCK 102/3-e’de düzenlenen “insanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortam” kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceğidir. Daire, hükmün lafzının yalnızca insanların toplu biçimde bulunmasını yeterli görmediğine özellikle dikkat çekmiştir. Kanunda bundan daha özel olarak, insanların aynı ortamda birlikte yaşama zorunluluğu içerisinde bulunmaları aranmıştır.
Nitekim hükmün gerekçesinde yetiştirme yurdu, ceza infaz kurumu, öğrenci yurdu, okul pansiyonu ve hastane gibi ortamlar örnek gösterilmektedir. Bu yerlerin ortak özelliği kalabalık olmaları değildir. Esas özellik, kişilerin yaşamlarının belirli bir bölümünü aynı yerde sürdürmek zorunda bulunmaları ve bu zorunluluk nedeniyle diğer kişilerle devamlı veya belli süreyle yakın mekânsal ilişki içerisinde kalmalarıdır.
Metro yolculuğu ise mahiyeti itibarıyla geçici bir ulaşım ilişkisidir. Yolcuların aynı vagonda bulunmaları yaşamlarını birlikte sürdürme zorunluluğundan değil, aynı ulaşım aracından belirli bir süre yararlanmalarından kaynaklanmaktadır. Yolcular yolculuk sona erdiğinde araçtan ayrılmakta ve aynı mekânda yaşamaya devam etmemektedirler. Bu nedenle metro vagonu, hükümde öngörülen ortak yaşam ortamıyla aynı hukuki nitelikte değildir.
Daire, metro vagonundaki kalabalığın cinsel saldırının işlenmesini fiilen kolaylaştırmış olmasının da tek başına yeterli olmadığını kabul etmiştir. Özellikle yoğun toplu taşımada insanların birbirlerine çok yakın durmaları, failin cinsel teması gizlemesini veya mağdura yaklaşmasını kolaylaştırabilir. Ancak TCK 102/3-e, genel anlamda suçun işlenmesini kolaylaştıran kalabalık ortamları değil, zorunlu ortak yaşam ortamının sağladığı kolaylıktan faydalanılmasını cezayı artıran neden olarak düzenlemektedir.
Bu nedenle metro, otobüs veya tramvay gibi toplu taşıma araçlarının kalabalık olması ile ceza infaz kurumu, öğrenci yurdu veya hastane gibi ortak yaşam ortamları birbirinden ayrılmalıdır. Ceza hukukunda nitelikli hâllerin sanık aleyhine kıyas yoluyla genişletilmesi mümkün olmadığından, toplu taşıma aracının işlevsel bakımdan kalabalık olması gerekçe gösterilerek TCK 102/3-e kapsamına alınması kanunilik ilkesiyle bağdaşmaz.
Somut olayda bu yanlış uygulama sanığın cezasının gereğinden fazla belirlenmesine yol açmıştır. Sanığın eyleminin cinsel saldırı oluşturması başka, bu suçun TCK 102/3-e’deki ağırlaştırıcı koşullarda işlenmesi başka bir meseledir. Suçun metro vagonunda gerçekleştirilmesi, ikinci koşulu tek başına karşılamamaktadır.
Sonuç olarak Yargıtay 14. Ceza Dairesi, metro vagonunun insanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortam niteliğinde olmadığına ve bu nedenle sanık hakkında TCK 102/3-e uygulanarak cezasının artırılmasının hukuka aykırı olduğuna karar vermiştir.
Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 06.04.2016, E. 2016/1548, K. 2016/3391
TCK 102/3-e – ASANSÖRDE İŞLENEN CİNSEL SALDIRIDA, KAPALI VE DAR BİR MEKÂNIN FAIL BAKIMINDAN KOLAYLIK SAĞLAMASI TCK 102/3-e’NİN UYGULANMASI İÇİN YETERLİ DEĞİLDİR
Somut olayda sanığın yetişkin mağdureye yönelik cinsel saldırı niteliğindeki fiziksel davranışı bir asansör içerisinde gerçekleşmiştir. İlk derece mahkemesi sanığın eylemini sarkıntılık suretiyle cinsel saldırı olarak değerlendirmiş; bunun yanında asansörün insanların ortak kullanımına açık bir yer olmasını esas alarak TCK 102/3-e uyarınca cezada artırım yapmıştır.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi ise asansörün hukuki niteliği üzerinde durmuştur. Asansör, bir apartmanda, hastanede, işyerinde veya başka bir yapıda aynı anda birden fazla kişinin bulunabileceği kapalı bir ortamdır. Ayrıca dar ve kapalı yapısı nedeniyle mağdurun failden uzaklaşmasını belirli bir süre güçleştirebilir. Ancak bütün bu özellikler, asansörü TCK 102/3-e anlamında “toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunulan ortam” hâline getirmemektedir.
Daire, hükmün uygulanabilmesi için iki ayrı unsurun birlikte bulunması gerektiğini kabul etmiştir. Birincisi, insanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğu içerisinde bulunmalarıdır. İkincisi ise failin cinsel saldırıyı gerçekleştirirken bu zorunlu ortak yaşam ortamının sağladığı kolaylıktan faydalanmasıdır. Bunlardan yalnızca birinin veya genel anlamda herhangi bir kolaylığın bulunması yeterli değildir.
Asansörde bulunan kişiler orada yaşamamaktadır. Asansör yalnızca binanın katları arasında geçişi sağlayan, çok kısa süreyle kullanılan ortak bir ulaşım alanıdır. Dolayısıyla asansör içerisinde insanların bir arada bulunmaları, ceza infaz kurumundaki hükümlüler veya öğrenci yurdunda kalan öğrencilerde olduğu gibi devamlı yahut belirli süreli bir ortak yaşam zorunluluğundan kaynaklanmamaktadır.
Bu nedenle asansörün kapısının kapanması, mağdurun kısa bir süre için ortamdan ayrılamaması veya sanığın mağdurla baş başa kalma fırsatı elde etmesi nitelikli hâli tek başına oluşturmaz. Bunlar suçun işlenmesini fiilen kolaylaştıran koşullar olabilir. Ancak kanun koyucunun TCK 102/3-e’de ağırlaştırdığı husus her türlü kolaylık değil, belirli nitelikteki ortamın sağladığı kolaylıktır.
Kararın bu yönü bent bakımından önemli bir sınır çizmektedir. Bir mekânın kapalı olması, toplu kullanılması veya mağdurun oradan hemen çıkamaması tek başına TCK 102/3-e için yeterli değildir. Önce o ortamın insanların toplu biçimde yaşamak zorunda bulunduğu bir yer olup olmadığı tespit edilmelidir.
Yargıtay ayrıca nitelikli hâllerin yorumunda suçta ve cezada kanunilik ilkesinin gözetilmesi gerektiğini esas almıştır. Kanunda açıkça sayılmayan bir mekân, ancak hükümde tarif edilen ortamın özelliklerini taşıyorsa bent kapsamına girebilir. Asansör ise hükmün gerekçesinde örneklenen yetiştirme yurdu, ceza infaz kurumu, öğrenci yurdu, okul pansiyonu ve hastane gibi yerlerle bu açıdan benzer değildir.
Sonuç olarak Daire, asansörde işlenen cinsel saldırıda toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğu bulunmadığından TCK 102/3-e’nin uygulanamayacağını, bu bent üzerinden artırım yapılmasının sanık hakkında fazla ceza tayini oluşturduğunu kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 20.09.2022, E. 2021/6385, K. 2022/7958
TCK 102/3-e – ŞEHİRLER ARASI OTOBÜSTE UZUN SÜRELİ YOLCULUK YAPILMASI DAHİ YOLCULAR ARASINDA BİRLİKTE YAŞAMA ZORUNLULUĞU OLUŞTURMADIĞINDAN NİTELİKLİ HÂL UYGULANAMAZ
Somut olayda sanık, şehirler arası yolculuk yapılan otobüs içerisinde mağdureye yönelik cinsel nitelikte fiziksel temaslarda bulunmuştur. Yerel mahkeme, sanığın eylemini sarkıntılık suretiyle cinsel saldırı olarak kabul etmiş; ancak suçun yolcuların uzun süre aynı araç içerisinde kalmak zorunda bulunduğu bir otobüste işlenmesini gerekçe göstererek TCK 102/3-e uyarınca cezada artırım yapmıştır.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi, şehir içi kısa süreli toplu taşıma ile şehirler arası ve saatlerce sürebilen otobüs yolculuğu arasında bu bent bakımından hukuki bir fark bulunmadığını kabul etmiştir. Yolculuk uzun sürse dahi yolcuların aynı otobüste bulunmasının nedeni ortak yaşam zorunluluğu değil, ulaşım hizmetinden faydalanmalarıdır.
TCK 102/3-e bakımından “yaşama” kavramı, yalnızca aynı mekânda belirli bir zaman geçirmek şeklinde yorumlanamaz. Aksi hâlde uzun uçak, tren, gemi veya otobüs yolculuklarının tamamının hüküm kapsamına alınması gerekir ki, böyle bir yorum nitelikli hâlin kanuni sınırlarını aşacaktır. Burada aranan, kişilerin günlük yaşamlarını belirli bir süre aynı kurum veya ortam içerisinde sürdürme zorunluluğudur.
Ceza infaz kurumunda bulunan hükümlünün, öğrenci yurdunda kalan öğrencinin veya yatılı hastanın durumu ile otobüs yolcusunun durumu bu nedenle farklıdır. İlk gruptaki kişiler, hukuki veya fiilî nedenlerle aynı ortamda yaşamak zorundadır. Otobüs yolcusu ise belirli bir varış noktasına ulaşıncaya kadar ulaşım aracında bulunmaktadır.
Daire ayrıca otobüsün kapalı olması, yolculuk sırasında mağdurun hemen inememesi ve koltukların birbirine yakınlığı gibi unsurların suçun işlenmesini kolaylaştırabileceğini göz ardı etmemiştir. Ancak TCK 102/3-e’nin uygulanması için suçun herhangi bir şekilde kolaylaşması yeterli değildir. Kolaylığın kanunda tarif edilen zorunlu ortak yaşam ortamından kaynaklanması gerekir.
Bu ayrım, nitelikli hâlin uygulama alanının öngörülebilir tutulması bakımından önemlidir. Failin mağdureye kalabalıkta yaklaşabilmesi veya yolculuk sırasında mağdurenin ortamdan derhâl ayrılamaması, cezanın bireyselleştirilmesinde değerlendirilebilecek olgulardır. Fakat bunlar kanunda bulunmayan yeni bir nitelikli hâl yaratılmasına olanak vermez.
Somut olayda mahkeme TCK 102/3-e’yi uygulamak suretiyle sanığın cezasını olması gerekenden fazla belirlemiştir. Yargıtay bu nedenle hükmün ilgili kısmını hukuka aykırı bulmuştur.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Ceza Dairesi, şehirler arası yolculuğun uzun sürmesinin otobüsü TCK 102/3-e kapsamındaki bir ortak yaşam ortamına dönüştürmeyeceğini ve şehirler arası otobüste işlenen sarkıntılık suretiyle cinsel saldırıda bu bent uyarınca artırım yapılamayacağını kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 18.11.2024 tarihli karar
TCK 102/3-e – AYNI İŞYERİNDE ÇALIŞAN KİŞİLERİN GÜN İÇİNDE UZUN SÜRE BİRLİKTE BULUNMALARI, “TOPLU OLARAK BİR ARADA YAŞAMA ZORUNLULUĞU” ANLAMINA GELMEZ
Somut olayda sanık ile mağdure aynı işyerinde çalışmaktadır. Sanığın mağdureye yönelik fiziksel cinsel davranışları nedeniyle sarkıntılık suretiyle cinsel saldırı suçundan mahkûmiyetine karar verilmiştir. Yerel mahkeme ayrıca sanık ile mağdurenin aynı iş ortamında bulunmalarından hareketle TCK 102/3-e uyarınca cezada artırım yapmıştır.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi, işyerinin TCK 102/3-e kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini incelemiştir. Daireye göre kişilerin çalışma ilişkisi nedeniyle günün önemli bölümünü aynı yerde geçirmeleri, onların o yerde birlikte yaşadıkları anlamına gelmez. Çalışma zorunluluğu ile birlikte yaşama zorunluluğu farklı kavramlardır.
Bir işçi çalışma saatleri içerisinde işyerinde bulunmak zorunda olabilir. Ancak bu zorunluluk, ceza infaz kurumunda kalan hükümlünün veya öğrenci yurdunda yaşayan öğrencinin durumundan farklıdır. İşçi mesai sonunda işyerinden ayrılır ve özel yaşamını başka bir yerde sürdürür. Dolayısıyla olağan işyeri, insanların toplu olarak bir arada yaşamak zorunda bulunduğu ortam niteliği taşımaz.
Daire, aynı işyerinde çalışmanın cinsel saldırının işlenmesini kolaylaştırabileceğini kabul etmekle birlikte, bu kolaylığın TCK 102/3-e’deki özel nitelikli hâlle karıştırılmaması gerektiğini belirtmiştir. İş arkadaşlarının birbirleriyle sürekli temas hâlinde bulunmaları veya iş organizasyonunun fail ile mağduru aynı mekânda bir araya getirmesi, hükmün uygulanması için yeterli değildir.
Bunun yanında işyerindeki hiyerarşik ilişkinin cinsel saldırıda kullanılması hâlinde TCK 102/3-b’nin ayrıca gündeme gelebileceği unutulmamalıdır. Örneğin işverenin çalışan üzerindeki hizmet ilişkisinden kaynaklanan nüfuzunu kötüye kullanması farklı bir nitelikli hâldir. Fakat sırf aynı işyerinde bulunma olgusu, 102/3-e kapsamındaki ortak yaşam zorunluluğuna dönüştürülemez.
Karar bu yönüyle TCK 102/3’te yer alan bentlerin birbirine karıştırılmaması gerektiğini de göstermektedir. Hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılması 102/3-b’de; zorunlu ortak yaşam ortamının sağladığı kolaylıktan yararlanılması ise 102/3-e’de düzenlenmiştir. Her nitelikli hâlin kendi maddi koşulları ayrıca araştırılmalıdır.
Somut olayda sanık ve mağdurenin aynı işyerinde çalışmaları dışında, işyerinin aynı zamanda kişilerin yatılı kaldıkları veya yaşamlarını birlikte sürdürmek zorunda oldukları bir yer olduğuna ilişkin herhangi bir tespit bulunmamaktadır. Bu nedenle ortak yaşam koşulu gerçekleşmemiştir.
Sonuç olarak Yargıtay, aynı işyerinde çalışmanın TCK 102/3-e anlamında toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğu oluşturmadığını ve bu nedenle sanık hakkında anılan bent uygulanarak fazla ceza tayin edilmesinin hukuka aykırı olduğunu kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 30.04.2025 tarihli karar
TCK 102/3-e Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu
| Somut Durum | Yargıtay Nitelendirmesi | Gerekçenin Özü |
|---|---|---|
| Askeri koğuşta işlenen fiil | TCK 102/3-e | Zorunlu toplu yaşamın kolaylığından yararlanılmıştır |
| Öğrenci yurdunda işlenen fiil | TCK 102/3-e | Yurt, bendin tipik uygulama alanıdır |
| Otel odasında işlenen fiil | Bent uygulanmaz | Konaklama zorunlu toplu yaşam niteliği taşımaz |
| Ortam kolaylığından yararlanma bağının kurulmaması | Bent uygulanmaz | Salt mekanda bulunmak artırım doğurmaz |
| Ceza infaz kurumunda işlenen fiil | TCK 102/3-e | Kapalı kurum düzeni fiile kolaylık sağlamıştır |
Serinin diğer yazıları için TCK 102/3-d silahla veya birden fazla kişiyle cinsel saldırı, TCK 102/4 cebir ve şiddetin ağır neticeleri ile ispat rejimi için cinsel suçlarda mağdur beyanı delili rehberimizi inceleyebilirsiniz.
Hukuki araçlarımızla süreçlerinizi kendiniz de takip edebilirsiniz:
Sık Sorulan Sorular
TCK 102/3-e nedir?
TCK 102/3-e, cinsel saldırının insanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle işlenmesini düzenleyen nitelikli haldir; cezalar yarı oranında artırılır.
Hangi yerler toplu yaşam ortamı sayılır?
Askeri kışla, öğrenci yurdu, yatılı okul, ceza infaz kurumu, hastane servisi ve bakım merkezleri tipik örneklerdir; ortak özellik, kişinin bu ortamdan serbestçe ayrılma imkanının bulunmamasıdır.
Otelde işlenen fiil bu bende girer mi?
Hayır. Otel ve pansiyon gibi gönüllü konaklama yerleri zorunlu toplu yaşam niteliği taşımaz; fiil diğer koşullarına göre temel hükümler üzerinden yargılanır.
TCK 102/3-e cezası ne kadar?
Temel şekil üzerinden 7 yıl 6 ay – 15 yıl, sarkıntılıkta 3 – 7,5 yıl; organ veya cisim sokulması halinde 18 yıldan 20 yıla kadar hapistir.
Aynı ortamda kalmak artırım için yeterli mi?
Hayır. Failin, ortamın sağladığı yakınlık ve denetim boşluğundan fiili işlemek için yararlandığı somut olarak ortaya konulmalıdır; salt mekan birlikteliği yetmez.
Kurum görevlisinin fiilinde hangi bent uygulanır?
Görevlinin fiilinde hem bu bent hem nüfuzun kötüye kullanılması bendi gündeme gelebilir; artırım bir kez uygulanır ancak çoklu bendin varlığı temel cezada aleyhe gözetilir.
TCK 102/3-e davasında avukat desteği neden önemli?
Ortamın niteliği ve kolaylık bağı her olayda ayrı ispat konusudur; kurum kayıtlarının ivedi toplanması dosyanın kaderini belirler. Avukatlık hizmetleri TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ücretlidir.
Av. Çağrı Ayboğa Kimdir?
Av. Çağrı Ayboğa, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur ve yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Ankara Barosuna kayıtlı olarak (Sicil No: 34507) Ayboğa + Partners Avukatlık Bürosunun kurucu avukatı sıfatıyla ağırlıklı olarak ceza hukuku alanında çalışmakta; cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda hem müdafilik hem mağdur vekilliği görevi yürütmektedir. Bu yazı, TCK 102/3-e toplu yaşam ortamlarında cinsel saldırı konusundaki güncel Yargıtay içtihatları taranarak hazırlanmıştır ve bilgilendirme amaçlıdır; somut olaya özgü hukuki danışmanlık yerine geçmez.
TCK 102/3-e Kapsamındaki Cinsel Saldırı Dosyasında Ankara Ceza Avukatı Desteği
Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda nitelendirme, beyan delilinin denetimi ve usul güvencelerinin takibi sonucu kökten değiştirir. TCK 102 cinsel saldırı suçu rehberimizi inceleyebilir, dosyanız için Ankara ceza avukatı desteği alabilirsiniz.