TCK 103/3-d Bakım ve Gözetim Yükümlüsünün Cinsel İstismarı
Güncelleme Tarihi: 21 Ağustos 2026 | Av. Çağrı Ayboğa
TCK 103/3-d nedir? TCK 103/3-d, çocuğun cinsel istismarının vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya sağlık hizmeti veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından işlenmesini düzenleyen nitelikli haldir. Öğretmen, antrenör, kurs hocası, servis görevlisi, bakıcı ve hekim tipik faillerdir. Çocuğun emanet edildiği kişinin güveni istismar etmesi nedeniyle verilen cezalar yarı oranında artırılır.
Bir çocuğu öğretmenine, antrenörüne, bakıcısına veya hekimine bırakmak, toplumsal yaşamın en olağan güven işlemidir; aileler her gün milyonlarca kez bu emaneti verir. Emaneti alan kişinin fiili, tek bir çocuğu değil bu güven düzeninin tamamını hedef alır. TCK 103 çocukların cinsel istismarı suçu bu ihaneti nitelikli hal sayar: TCK 103/3-d.
Bu yazıda bentte sayılan yükümlü gruplarını, yükümlülüğün kaynağını ve dokuz emsal Yargıtay kararını birebir metinleriyle inceliyoruz. Kamu görevi ve hizmet ilişkisi nüfuzuna dayalı komşu bent için TCK 103/3-e rehberimize bakabilirsiniz.
İçindekiler
TCK 103/3-d Nedir?
TCK 103/3-d, fail ile çocuk arasındaki koruma ilişkisine dayanan artırımdır. Kanun altı sıfat sayar: vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile ve sağlık hizmeti veren; ardından genel bir kalıpla koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan herkesi kapsama alır. Yükümlülüğün kaynağı kanun, sözleşme veya fiili üstlenme olabilir: Kadrolu öğretmen ile mahalledeki kurs hocası, resmi koruyucu aile ile çocuğa fiilen bakan komşu aynı kapsamdadır. Belirleyici olan, fiil anında çocuğun failin koruma ve gözetim alanında bulunmasıdır.
TCK 103 Kanun Metni
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 103. maddesinin yürürlükteki tam metni aşağıdadır; bu yazının konusu işaretlenmiştir. Resmi metin için mevzuat.gov.tr üzerindeki 5237 sayılı Kanuna bakabilirsiniz.
Çocukların cinsel istismarı
Madde 103 – (1) (Yeniden düzenleme: 24/11/2016-6763/13 md.) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismarın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde verilecek ceza, istismar durumunda on yıldan, sarkıntılık durumunda beş yıldan az olamaz. Sarkıntılık düzeyinde kalmış suçun failinin çocuk olması hâlinde soruşturma ve kovuşturma yapılması mağdurun, velisinin veya vasisinin şikâyetine bağlıdır. Cinsel istismar deyiminden;
a) On beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış,
b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar,
anlaşılır.
(2) Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on altı yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde verilecek ceza on sekiz yıldan az olamaz.
(3) Suçun;
a) Birden fazla kişi tarafından birlikte,
b) İnsanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,
c) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş veya evlat edinen tarafından,
d) Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya sağlık hizmeti veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından,
e) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(4) Cinsel istismarın, birinci fıkranın (a) bendindeki çocuklara karşı cebir veya tehditle ya da (b) bendindeki çocuklara karşı silah kullanmak suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(5) Cinsel istismar için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.
(6) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.
Kapsamdaki Yükümlüler
- Eğitici ve öğretici: Okul öğretmenleri, kurs ve etüt hocaları, spor antrenörleri, müzik ve sanat eğitmenleri; resmi atama şart değildir, fiili eğitim ilişkisi yeterlidir.
- Bakıcı ve gözetim yükümlüleri: Çocuk bakıcıları, servis görevlileri, kreş personeli ve çocuğun geçici olarak emanet edildiği kişiler; yükümlülük sözleşmeden veya fiili üstlenmeden doğabilir.
- Vasi ve koruyucu aile: Mahkeme kararıyla atanan vasi ile koruyucu aile statüsündeki kişiler; evlat edinen ise hısımlık bendinde ayrıca düzenlenmiştir.
- Sağlık hizmeti verenler: Hekim, hemşire ve diğer sağlık personelinin muayene ve tedavi sürecindeki fiilleri; mesleki meşruiyet görüntüsü altındaki davranışlar titizlikle denetlenir.
- Zaman şartı: Aşağıda birebir verdiğimiz kararların aradığı gibi, yükümlülük ilişkisinin fiil anında devam etmesi gerekir; sona ermiş ilişkilerde bent tartışmalı hale gelir.
TCK 103/3-d Cezası Ne Kadar?
- İstismar üzerinden: On iki yıldan yirmi iki buçuk yıla kadar hapis; on iki yaş altında taban on beş yıldır.
- Sarkıntılık üzerinden: Dört buçuk yıldan on iki yıla kadar hapis.
- Organ veya cisim sokulmasında: Alt sınır yirmi dört, on iki yaş altında yirmi yedi yıldır.
- Mesleki sonuçlar: Öğretmen ve sağlık personeli yönünden meslekten çıkarma ve kamu görevinden yasaklanma, mahkumiyetin doğrudan sonuçları arasındadır.
Şikayet, Tutuklama ve Yargılama
- Şikayet: Nitelikli haller şikayete tabi değildir; okul ve kurum yöneticilerinin öğrendikleri istismarı bildirmeleri zorunludur, bildirmeyenler yönünden ayrı ceza sorumluluğu doğar.
- Uzlaştırma: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda uzlaştırma yolu kapalıdır; taraflar anlaşsa dahi dosya kamu adına yürütülür.
- Tutuklama: Suç katalog kapsamındadır; failin çocuklarla temasının süreceği görevlerde kalması, adli kontrol ve tutuklama değerlendirmesinde ayrıca gözetilir.
- Görevli mahkeme: Dosyalar istismar boyutunda ağır ceza, sarkıntılık düzeyinde asliye ceza mahkemesinde görülür.
- İspat rejimi: Bu suçlar çoğu zaman tanıksız ortamlarda işlendiğinden mağdur beyanı merkezi delildir; ancak beyanın mahkumiyete yeterliliği, iç tutarlılık ve dış doğrulama ölçütleriyle denetlenir. Ayrıntılar için cinsel suçlarda ispat ve mağdur beyanı delili rehberimize bakabilirsiniz.
- İnfaz rejimi: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda koşullu salıverilme oranı süreli hapiste dörtte üçtür; infaz hesabı için infaz hesaplama aracımızı kullanabilirsiniz.
Avukata Sor: TCK 103/3-d Dosyanızı Birlikte Değerlendirelim
Yükümlülüğün kaynağı ve fiil anında devam edip etmediği artırımın ön şartıdır; okul ve kurum kayıtlarının ivedi toplanması dosyanın omurgasını kurar. Sorularınız için bize ulaşabilirsiniz.
Danışmanlık Ücretlidir: Hukuki danışmanlık hizmetlerimiz, 2025-2026 TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAUT) uyarınca ücrete tabidir.
TCK 103/3-d Yargıtay Kararları
Aşağıdaki dokuz emsal karar, bu hükmün uygulamadaki sınırlarını çizen kararlardır ve özet metinleri birebir aktarılmıştır.
TCK 103/3-d – ÖĞRETMENİN EĞİTİM VE ÖĞRETİM İLİŞKİSİ DEVAM EDEN ÇOCUĞA KARŞI CİNSEL İSTİSMARDA BULUNMASI HÂLİNDE, ÖĞRETMENLİK SIFATININ SAĞLADIĞI NÜFUZUN AYRICA KÖTÜYE KULLANILDIĞININ İSPATI ARANMAKSIZIN TCK 103/3-d UYGULANIR
Somut olayda sanık öğretmen olarak görev yapmakta, çocuk mağdure ise sanığın eğitim verdiği öğrenciler arasında bulunmaktadır. Tarafların tanışıklığı ve devam eden ilişkisi doğrudan eğitim-öğretim faaliyeti nedeniyle kurulmuştur. Sanığın bu ilişki devam ederken mağdureye yönelik cinsel nitelikte davranışlarda bulunduğu ve eylemlerin çocuğun cinsel istismarı suçunu oluşturduğu kabul edilmiştir.
Mahkemece sanığın öğretmen sıfatı dikkate alınarak TCK 103’te öğretici tarafından işlenen cinsel istismarı düzenleyen nitelikli hâl uygulanmıştır. Sanık müdafii ise öğretmenlik sıfatının tek başına yeterli olmadığını, mağdure üzerinde ayrıca nüfuz kullanıldığının ve bu nüfuzun suçun gerçekleştirilmesinde kötüye kullanıldığının gösterilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
Yargıtay, kanun koyucunun TCK 103/3’te bazı kişileri sahip oldukları görev ve çocuk üzerindeki koruma, eğitim veya gözetim ilişkisi nedeniyle özel olarak saydığını dikkate almıştır. Öğretmen veya öğretici tarafından gerçekleştirilen cinsel istismarda ağırlaştırıcı nedenin temelinde, çocuğun eğitim amacıyla kendisine teslim edildiği veya otoritesine tabi olduğu kişinin bu güven ilişkisini ihlal etmesi bulunmaktadır.
Bu nedenle kanunun açıkça “eğitici” ve “öğretici” sıfatlarını nitelikli hâl olarak düzenlediği durumda, ayrıca sanığın mağdureyi notla tehdit etmesi, disiplin yetkisini kullanması veya başka bir şekilde açık nüfuz baskısı uygulaması şart değildir. Failin suç tarihinde mağdurun öğretmeni veya öğreticisi olması ve cinsel istismarı bu hukuki ilişki devam ederken gerçekleştirmesi yeterlidir.
Bununla birlikte yalnızca failin mesleğinin öğretmen olması da tek başına yeterli değildir. Sanık herhangi bir okulda öğretmen olmakla birlikte mağdurla hiçbir eğitim, öğretim, bakım veya gözetim ilişkisi içerisinde değilse, sırf meslek unvanından hareketle TCK 103/3-d uygulanamaz. Fail ile mağdur arasındaki somut ilişkinin bentte belirtilen hukuki ilişki kapsamında bulunması gerekir.
Somut olayda mağdure sanığın öğrencisi olduğundan bu bağ açık şekilde mevcuttur. Sanığın mağdureye erişim imkânının eğitim ilişkisi içerisinde ortaya çıkması ve öğretmen-öğrenci ilişkisinin suç tarihinde devam etmesi karşısında nitelikli hâlin uygulanması hukuka uygun bulunmuştur.
Karar bu yönüyle TCK 103/3-d’nin temel mantığını ortaya koymaktadır. Bentte cezayı ağırlaştıran husus yalnızca failin mesleği değil, çocuk ile fail arasındaki özel güven, otorite ve gözetim ilişkisidir. Bu ilişkinin mevcut olması durumunda ayrıca nüfuzun somut biçimde kötüye kullanıldığının kanıtlanması aranmaz.
Sonuç olarak Yargıtay, çocuk mağdurun öğretmeni veya öğreticisi sıfatıyla onun üzerinde eğitim ve gözetim görevi bulunan kişinin bu ilişki devam ederken gerçekleştirdiği cinsel istismar suçunda TCK 103/3-d’nin uygulanması gerektiğini ve ayrıca nüfuzun kötüye kullanıldığına dair bağımsız bir şart aranmayacağını kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 05.06.2018, E. 2016/675, K. 2018/4254
TCK 103/3-d – ÖĞRETMEN OLAN FAILİN MAĞDURUN ÖĞRETMENİ VEYA EĞİTİCİSİ OLMAMASI HÂLİNDE, YALNIZCA MESLEK SIFATI NEDENİYLE TCK 103/3-d UYGULANAMAZ
Somut olayda sanığın mesleğinin öğretmen olduğu ve çocuk mağdurla sosyal çevre içerisinde tanıştığı anlaşılmıştır. Sanık ile mağdur arasında cinsel nitelikte davranışların gerçekleştiği kabul edilmiş ve sanık hakkında çocuğun cinsel istismarı suçundan mahkûmiyet hükmü kurulmuştur. İlk derece mahkemesi ayrıca sanığın öğretmen olmasını dikkate alarak TCK 103/3-d kapsamında cezada artırım yapmıştır.
Yargıtay incelemesinde ise failin öğretmen olması ile mağdurun öğretmeni olması arasında ayrım yapılması gerektiği belirtilmiştir. TCK 103/3-d’deki “eğitici” ve “öğretici” kavramları bir meslek grubunu soyut biçimde daha ağır cezalandırmak amacıyla düzenlenmemiştir. Nitelikli hâlin gerekçesi, fail ile çocuk arasında eğitim veya öğretim nedeniyle meydana gelen özel güven ve otorite ilişkisidir.
Bu nedenle sanığın öğretmen olarak başka bir okulda görev yapması, özel hayatında tanıştığı her çocuk bakımından onu TCK 103/3-d anlamında “öğretici” hâline getirmez. Failin somut mağdurun eğitim veya öğretiminden sorumlu olması yahut mağdurla bu kapsamda fiilî ve hukuki bir eğitim ilişkisinin bulunması gerekir.
Ceza hukukunda nitelikli hâllerin sanık aleyhine kıyas veya genişletici yorum yoluyla uygulanması mümkün değildir. Kanunda kullanılan sıfatın mesleki unvandan ziyade fail-mağdur arasındaki somut ilişkiyi ifade ettiği gözetilmelidir. Aksi hâlde öğretmen olan kişinin mesleki faaliyetiyle hiçbir bağlantısı bulunmayan özel hayatındaki bütün çocuklara yönelik suçları otomatik olarak nitelikli hâle dönüşmüş olur.
Mahkeme bu nedenle öncelikle mağdurun sanığın öğrencisi olup olmadığını, sanığın mağdura ders verip vermediğini, özel ders ilişkisi bulunup bulunmadığını veya sanığın mağdur üzerinde eğitim ve öğretim görevinin mevcut olup olmadığını araştırmalıdır. Böyle bir ilişkinin bulunmaması hâlinde temel cinsel istismar suçu oluşabilir ancak sırf öğretmenlik mesleği nedeniyle TCK 103/3-d uygulanamaz.
Bu yaklaşım bakıcı ve sağlık hizmeti veren kişiler bakımından da önemlidir. Bir kişinin mesleğinin hemşire, doktor, öğretmen veya çocuk bakıcısı olması, karşılaştığı bütün çocuklar bakımından otomatik olarak üçüncü fıkradaki nitelikli hâli oluşturmaz. Kanunun aradığı özel ilişkinin somut mağdur bakımından kurulmuş olması gerekir.
Sonuç olarak Yargıtay, failin öğretmenlik mesleğini icra etmesinin tek başına TCK 103/3-d’nin uygulanması için yeterli olmadığını; sanık ile çocuk mağdur arasında somut bir eğitici-öğrenci veya öğretici-öğrenci ilişkisinin bulunmasının gerektiğini kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 18.09.2019, E. 2015/7719, K. 2019/10637
TCK 103/3-d – ÇOCUĞUN BAKIMININ BELİRLİ BİR SÜRE İÇİN FAILİN SORUMLULUĞUNA BIRAKILMASI HÂLİNDE, RESMÎ BİR BAKICILIK SÖZLEŞMESİ BULUNMASA DA SOMUT BAKIM VE GÖZETİM İLİŞKİSİ NİTELİKLİ HÂLİN UYGULANMASINI GEREKTİREBİLİR
Somut olayda çocuk mağdurun anne ve babasının belirli dönemlerde çalışmaları nedeniyle çocuğu sanığın gözetimine bıraktıkları, sanığın mağdurun günlük ihtiyaçlarıyla ilgilendiği ve çocukla belirli süreler boyunca yalnız kaldığı anlaşılmıştır. Cinsel istismar eylemleri de mağdurun sanığın bakım ve gözetimi altında bulunduğu zaman dilimleri içerisinde gerçekleşmiştir.
Sanık savunmasında profesyonel çocuk bakıcısı olmadığını, taraflar arasında herhangi bir iş sözleşmesi bulunmadığını ve mağdurun ailesine yalnızca zaman zaman yardımcı olduğunu ileri sürmüştür. Bu nedenle TCK 103/3-d’deki “bakıcı” sıfatının kendisi bakımından uygulanamayacağını savunmuştur.
Yargıtay değerlendirmesinde nitelikli hâlin yalnızca ücret karşılığında profesyonel şekilde çocuk bakıcılığı yapan kişilere özgü olmadığı kabul edilmiştir. Düzenlemenin amacı, çocuğun bakım ve gözetim amacıyla güvenilerek teslim edildiği kişinin bu özel ilişkiyi ihlal ederek cinsel istismarda bulunmasını daha ağır yaptırıma bağlamaktır.
Bu nedenle taraflar arasında yazılı bir hizmet sözleşmesi bulunması veya failin mesleğinin resmî olarak çocuk bakıcılığı olması zorunlu değildir. Çocuğun belirli ve anlamlı bir süre boyunca failin bakımına bırakılması, failin çocuğun ihtiyaçlarıyla ilgilenmesi ve onun güvenliğinden sorumlu hâle gelmesi durumunda somut olayın özelliklerine göre bakıcılık veya koruma-gözetim yükümlülüğü doğabilir.
Ancak her geçici birliktelik bu kapsamda değerlendirilemez. Örneğin aile dostunun çocukla birkaç dakika yalnız kalması veya tesadüfen aynı ortamda bulunması, tek başına TCK 103/3-d anlamında bakım veya gözetim ilişkisi oluşturmaz. İlişkinin sürekliliği, çocuğun failin sorumluluğuna bırakılıp bırakılmadığı ve ebeveynlerin çocuğun güvenliğini belirli süre için faile emanet edip etmedikleri araştırılmalıdır.
Somut olayda mağdurun düzenli biçimde sanığın bakımına bırakılması, sanığın mağdurla uzun süre yalnız kalması ve ebeveynlerin bulunmadığı zamanlarda çocuğun ihtiyaçlarından sorumlu olması nedeniyle özel bakım ve gözetim ilişkisinin oluştuğu kabul edilmiştir.
Cinsel istismar eylemlerinin de tam olarak bu güven ilişkisinin meydana getirdiği ortam içerisinde gerçekleştirilmesi, kanun koyucunun ağırlaştırıcı nedeni düzenleme amacıyla örtüşmektedir. Fail kendisine çocuğu koruması ve gözetmesi amacıyla verilen imkânı çocuğun cinsel dokunulmazlığına saldırmak için kullanmıştır.
Sonuç olarak Yargıtay, bakıcılık veya koruma-gözetim ilişkisinin bulunması için mutlaka yazılı sözleşme ya da profesyonel meslek ilişkisi aranmayacağını; çocuğun fiilen ve süreklilik arz edecek biçimde failin bakım ve gözetimine bırakılmasının TCK 103/3-d kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olduğunu kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 09.10.2018, E. 2016/2561, K. 2018/5792
TCK 103/3-d – ÇOCUĞUN KORUMA VE GÖZETİMİ KENDİSİNE BIRAKILAN KİŞİNİN BU YÜKÜMLÜLÜĞÜNÜN MUTLAKA KANUNDAN VEYA SÖZLEŞMEDEN DOĞMASI GEREKMEZ; FİİLEN ÜSTLENİLEN SÜREKLİ GÖZETİM İLİŞKİSİ DE NİTELİKLİ HÂLİ OLUŞTURABİLİR
Somut olayda sanığın çocuk mağdurun ailesiyle yakın ilişki içerisinde bulunduğu, ailenin çeşitli nedenlerle evde bulunmadığı zamanlarda mağdurun sanığın yanında kaldığı ve sanığın bu dönemlerde çocuğun günlük yaşamı ile güvenliğinden sorumlu olduğu anlaşılmıştır. Cinsel istismar eylemlerinin de mağdurun sanığın gözetimi altında bulunduğu zamanlarda gerçekleştirildiği kabul edilmiştir.
İlk derece mahkemesinde tartışılan temel sorun, sanık ile mağdur arasında hukuken tanımlanmış bir vesayet, koruyucu aile veya ücretli bakıcılık ilişkisi bulunmamasına rağmen TCK 103/3-d’nin uygulanıp uygulanamayacağı olmuştur. Sanık, mağdur üzerinde kanundan veya sözleşmeden kaynaklanan herhangi bir koruma yükümlülüğünün bulunmadığını ileri sürmüştür.
Yargıtay, hükümde “koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler” şeklinde geniş bir ifadeye yer verildiğini dikkate almıştır. Kanun koyucu yalnızca vasi, öğretmen, bakıcı veya koruyucu aile gibi açık sıfatları saymakla yetinmemiş, bunların dışında çocuk üzerinde koruma veya gözetim sorumluluğu bulunan kişileri de kapsam içine almıştır.
Bu nedenle gözetim yükümlülüğünün mutlaka mahkeme kararı, resmî görevlendirme veya yazılı sözleşmeyle kurulması şart değildir. Çocuğun ebeveynleri tarafından belirli süre için bir kişiye teslim edilmesi ve bu kişinin çocuğun güvenliğini sağlama sorumluluğunu fiilen üstlenmesi hâlinde de somut olayın özelliklerine göre bentte belirtilen ilişki doğabilir.
Ancak Yargıtay, bu kavramın sınırsız yorumlanamayacağını da vurgulamaktadır. Aile büyüğü, komşu veya tanıdık olmak tek başına koruma ve gözetim yükümlülüğü yaratmaz. Çocuğun gerçekten failin sorumluluğuna bırakıldığını gösteren somut olguların bulunması gerekir.
Mahkeme bu nedenle çocuğun failin yanında ne kadar süre kaldığını, ebeveynlerin hangi amaçla çocuğu faile bıraktığını, failin çocuğun beslenmesi, barınması, güvenliği veya günlük ihtiyaçları konusunda görev üstlenip üstlenmediğini araştırmalıdır. Nitelikli hâlin uygulanmasına esas alınan gözetim ilişkisi gerekçeli kararda somutlaştırılmalıdır.
Somut olayda failin çocuk üzerinde geçici ve tesadüfi olmayan bir sorumluluk üstlendiğinin belirlenmesi nedeniyle TCK 103/3-d’nin uygulanması hukuka uygun görülmüştür. Failin bu yükümlülüğünü kötüye kullanarak çocuğun cinsel dokunulmazlığına saldırması, nitelikli hâlin düzenlenmesinin temel gerekçesini oluşturmaktadır.
Sonuç olarak Yargıtay, koruma ve gözetim yükümlülüğünün yalnızca kanun veya resmî sözleşmeden doğmadığını; çocuğun güvenliğinin belirli bir süre ve süreklilik içerisinde faile bırakılmasıyla meydana gelen fiilî gözetim ilişkisinin de koşulları bulunduğunda TCK 103/3-d kapsamında değerlendirilebileceğini kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 14.11.2017, E. 2015/5736, K. 2017/5609
TCK 103/3-d – SINIF ÖĞRETMENİNİN KENDİ ÖĞRENCİSİNE YÖNELİK CİNSEL İSTİSMARINDA EĞİTİCİ VE ÖĞRETİCİ SIFATI SABİT OLDUĞUNDAN, TCK 103/3-d UYARINCA ARTIRIM YAPILMAMASI EKSİK CEZA TAYİNİDİR
Somut olayda sanık suç tarihinde sınıf öğretmeni olarak görev yapmakta, çocuk mağdur ise sanığın doğrudan öğrencisi bulunmaktadır. Mağdura yönelik gerçekleştirilen cinsel davranışların TCK 103/1 kapsamında çocuğun cinsel istismarı suçunu oluşturduğu mahkemece kabul edilmiş ve sanık hakkında temel suçtan mahkûmiyet hükmü kurulmuştur. Buna karşılık ilk derece mahkemesi, sanığın mağdur üzerindeki öğretmenlik sıfatının cezaya etkisini sonuç cezaya yansıtmamıştır.
Yargıtay 14. Ceza Dairesi, dosya kapsamından sanığın mağdurun sınıf öğretmeni olduğunun açıkça anlaşılması karşısında, fail ile mağdur arasındaki ilişkinin TCK 103/3-d’de belirtilen “eğitici-öğretici” ilişkisi niteliğinde olduğunu belirlemiştir. Bu durumda sanık hakkında TCK 103/1 ile belirlenen temel cezanın üçüncü fıkranın ilgili bendi uyarınca artırılması zorunludur.
Nitelikli hâlin uygulanmasında önemli olan, failin soyut olarak öğretmenlik mesleğine sahip olması değil, somut çocuk üzerinde eğitim ve öğretim görevini yerine getiriyor olmasıdır. Burada sanık mağdurun doğrudan sınıf öğretmenidir. Dolayısıyla öğretmen ile öğrenci arasındaki güven, otorite ve eğitim ilişkisi herhangi bir varsayıma değil, somut görev ilişkisine dayanmaktadır.
Öğretmenin öğrencisi üzerinde not verme, yönlendirme, eğitim faaliyetlerini yürütme ve okul içerisindeki davranışlarını gözetme gibi yetki ve sorumlulukları bulunmaktadır. Kanun koyucunun bu kişileri özel olarak saymasının nedeni de çocuğun kendisine eğitim amacıyla teslim edildiği veya güvenmek durumunda bulunduğu kişinin bu ilişkiyi ihlal ederek cinsel dokunulmazlığına yönelmesinin daha ağır bir haksızlık oluşturmasıdır.
Bu nedenle ayrıca sanığın mağdura “öğretmeninim” diyerek baskı yapması, notla tehdit etmesi veya öğretmenlik yetkisini açıkça suç aracı olarak kullanması aranmaz. Fail ile mağdur arasındaki eğitici-öğretici ilişkisinin suç tarihinde mevcut olması, bentte düzenlenen nitelikli hâlin uygulanması bakımından yeterlidir.
Somut olayda bu ilişkinin varlığına rağmen TCK 103/3-d uygulanmadan hüküm kurulması sanık hakkında kanunda öngörülenden daha az ceza belirlenmesine neden olmuştur. Yargıtay bunu açık biçimde “eksik ceza tayini” olarak nitelendirmiştir.
Karar, özellikle öğretmenler tarafından öğrencilerine karşı gerçekleştirilen cinsel istismar suçlarında TCK 103/3-d’nin uygulanmasının mahkemenin takdirine bırakılmış bir artırım olmadığını göstermektedir. Failin somut mağdurun eğiticisi veya öğreticisi olduğu sabitse, nitelikli hâl uygulanmalıdır.
Sonuç olarak Yargıtay, sınıf öğretmeni olarak görev yapan sanığın kendi öğrencisine yönelik cinsel istismarında eğitici ve öğretici sıfatının tartışmasız biçimde mevcut olduğunu; TCK 103/1 uyarınca belirlenen cezanın TCK 103/3-d gereğince artırılmamasının eksik ceza tayini oluşturduğunu kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 26.03.2018, E. 2017/8667, K. 2018/2184
TCK 103/3-d – ÇOCUĞA KARŞI KORUMA VE GÖZETİM YÜKÜMLÜLÜĞÜ BULUNAN FAILİN BU İLİŞKİ DEVAM EDERKEN CİNSEL İSTİSMARDA BULUNMASI HÂLİNDE TCK 103/3-d UYGULANMASI ZORUNLUDUR
Somut olayda sanık ile çocuk mağdur arasında, sanığın mağdur üzerinde koruma ve gözetim sorumluluğu üstlendiği özel bir ilişki bulunmaktadır. Sanığın mağdura yönelik cinsel nitelikteki eylemleri nedeniyle hakkında çocuğun cinsel istismarı suçundan mahkûmiyet hükmü kurulmuştur. Ancak ilk derece mahkemesi sanığın mağdur üzerindeki koruma ve gözetim yükümlülüğünü cezayı artıran nitelikli hâl olarak değerlendirmemiştir.
Dosyanın Yargıtay incelemesinde sanığın mağdur üzerindeki konumu ayrıca ele alınmıştır. Daire, dosya kapsamındaki maddi olguların sanığın mağdur üzerinde koruma ve gözetim yükümlülüğü bulunduğunu gösterdiğini belirlemiş ve bu hukuki ilişkinin TCK 103/3-d kapsamında olduğunu kabul etmiştir.
TCK 103/3-d’nin düzenlenme amacı, çocuğun korunması, bakımı, eğitimi veya gözetimi kendisine bırakılan kişinin bu güven ilişkisini ihlal ederek cinsel istismar gerçekleştirmesini daha ağır yaptırıma bağlamaktır. Çocuk kendisini korumakla yükümlü kişiye güvenmek ve çoğu zaman onunla aynı ortamda bulunmak zorundadır. Failin bu konumu, çocuğun suçtan korunma imkânını azaltmaktadır.
Nitelikli hâlin uygulanabilmesi için öncelikle koruma veya gözetim yükümlülüğünün gerçekten mevcut olduğunun belirlenmesi gerekir. Her akrabalık, tanışıklık veya aynı ortamda bulunma otomatik biçimde TCK 103/3-d sonucunu doğurmaz. Ancak somut olayda failin çocuk üzerinde koruma ve gözetim sorumluluğu üstlendiği sabitse kanunun aradığı özel ilişki oluşur.
Bu ilişkinin bulunmasına rağmen cezanın yalnızca TCK 103’ün temel hükümlerine göre belirlenmesi hukuken yeterli değildir. Çünkü failin mağdur üzerindeki özel sorumluluğu suçun haksızlık içeriğini ağırlaştırmaktadır. Mahkemenin bu durumu sonuç cezaya yansıtması gerekir.
Nitekim Yargıtay 14. Ceza Dairesi, sanığın atılı suçu koruma ve gözetim yükümlülüğünü ihlal ederek işlediğinin dosya kapsamından anlaşılmasına rağmen TCK 103/3-d uyarınca artırım yapılmamasını hukuka aykırı bulmuştur. Ancak hükme bu husus yönünden sanık aleyhine başvuru bulunmaması nedeniyle eksiklik bozma nedeni yapılamamıştır.
Bu yönüyle karar hem maddi ceza hukuku hem de kanun yolu hukuku açısından önemlidir. Maddi hukuk bakımından TCK 103/3-d’nin uygulanması gerektiği açıkça tespit edilmiş; ancak aleyhe temyiz bulunmaması nedeniyle bu hukuka aykırılık sanık aleyhine bozma sonucuna bağlanmamıştır.
Sonuç olarak Yargıtay, çocuk üzerinde koruma ve gözetim yükümlülüğü bulunduğu sabit olan kişinin bu ilişki devam ederken cinsel istismarda bulunması hâlinde TCK 103/3-d uyarınca cezanın artırılması gerektiğini; artırım yapılmamasının eksik ceza tayini niteliğinde olduğunu kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 12.03.2019, E. 2018/8397, K. 2019/8125
TCK 103/3-d – MESLEK ÖĞRENMEK AMACIYLA FAILİN YANINDA STAJ YAPAN ÇOCUK, FAILİN EĞİTİCİ VE ÖĞRETİCİ SORUMLULUĞU ALTINDA BULUNDUĞUNDAN CİNSEL İSTİSMARDA TCK 103/3-d UYGULANIR
Somut olayda çocuk mağdur, meslek öğrenmek amacıyla sanığın yanında stajyer olarak çalışmaktadır. Sanık ile mağdur arasındaki ilişki bu nedenle yalnızca işveren ile çalışan arasındaki sıradan bir hizmet ilişkisi değildir. Sanık aynı zamanda mağdura mesleğin nasıl yapılacağını öğretmekte ve staj sürecinde onun mesleki gelişimini yönlendirmektedir.
Olay günü sanık ile mağdurun birlikte bulundukları süreçte mağdura yönelik cinsel davranış gerçekleşmiştir. Mağdur aşamalarda sanığın eylemlerini istikrarlı biçimde anlatmış, sanık ise suçlamaları reddetmiştir. Yerel mahkeme; mağdurun anlatımlarının tutarlılığı, taraflar arasında sanığa iftira atılmasını gerektirecek bir husumetin bulunmaması ve olayın diğer delilleri karşısında sanığın savunmasına itibar etmemiştir.
Mahkeme, sanığın mağdurun yanında stajyer olarak çalışması nedeniyle onun üzerinde eğitici ve öğretici sıfatına sahip olduğunu kabul etmiş ve TCK 103/3-d uyarınca cezayı artırmıştır. Böylece nitelikli hâlin yalnızca okul öğretmenleri veya örgün eğitim kurumlarında görev yapan kişiler bakımından uygulanmayacağı ortaya konulmuştur.
Eğitici ve öğretici kavramlarının kapsamı belirlenirken ilişkinin adı değil, içeriği önemlidir. Mesleki eğitim alan çocuk, ustanın veya işverenin yanında yalnızca ücret karşılığı çalışan bir kişi olmayabilir; aynı zamanda meslek öğrenmek üzere onun yönlendirme ve öğretimine tabi olabilir. Bu durumda failin çocuk üzerinde öğretici konumu oluşmaktadır.
Ceza Genel Kurulu önündeki uyuşmazlığın sonraki aşamalarında istinaf incelemesinin kapsamı ve duruşma açılmasıyla ilgili usul meseleleri de tartışılmış olmakla birlikte, yerel mahkemenin sanığın yanında stajyer çalışan mağdur bakımından eğitici ve öğretici sıfatını esas alarak TCK 103/3-d uyguladığı açıkça görülmektedir.
Bu karar TCK 103/3-d’nin uygulanmasında “öğretici” kavramının yalnızca okul öğretmeniyle sınırlandırılamayacağını göstermektedir. Çocuğun meslek edinmek için bir ustanın, işverenin veya mesleki eğitmenin yanında bulunduğu ve failin ona mesleki bilgi aktarmakla sorumlu olduğu durumlarda da somut ilişkinin niteliğine göre bent uygulanabilir.
Bununla birlikte yalnızca çocuğun bir işyerinde çalışıyor olması yeterli değildir. Çalışma ilişkisinin aynı zamanda eğitim veya öğretim niteliği taşıyıp taşımadığı araştırılmalıdır. Stajyerlik ve çıraklık gibi ilişkiler bu bakımdan özellikle önem taşımaktadır.
Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu önüne gelen dosyada, sanığın yanında stajyer olarak çalışan çocuk üzerinde mesleki eğitim ve öğretim sorumluluğu bulunması nedeniyle sanığın eğitici ve öğretici konumunda olduğu ve cinsel istismar suçunda TCK 103/3-d’nin uygulanmasının gündeme geleceği kabul edilmiştir.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 20.04.2021, E. 2019/397, K. 2021/170
TCK 103/3-d – ÖĞRETMENİN ÖĞRENCİLERİNİN ÖZEL BÖLGELERİNE FARKLI ZAMANLARDA CİNSEL AMAÇLA DOKUNMASINDA, ÖĞRETİCİ SIFATI NEDENİYLE TCK 103/3-d VE EYLEMLERİN TEKRARI NEDENİYLE TCK 43 BİRLİKTE UYGULANABİLİR
Somut olayda sanık öğretmen olarak görev yapmakta ve mağdureler sanığın eğitim verdiği çocuklar arasında bulunmaktadır. Sanığın sınıf ortamında veya eğitim ilişkisinin sağladığı yakınlık içerisinde çocuklara yönelik çeşitli cinsel davranışlarda bulunduğu kabul edilmiştir. Bu davranışlar tek bir çocukla ve tek bir tarihle sınırlı kalmamıştır.
Mağdurelerden birine yönelik olayda, sınıfta diğer çocukların bulunmadığı bir sırada sanığın mağdurenin özel bölgelerine dokunduğu tespit edilmiştir. Diğer mağdure bakımından ise sanığın farklı zamanlarda terini kontrol etme veya sarılma bahanesiyle çocuğa yaklaşarak ön özel bölgesine, göğüslerine ve kalça bölgesine dokunduğu; ayrıca mağdureyi kucağına oturttuğu kabul edilmiştir.
Eylemlerin gerçekleştirilme şekli ve süresi dikkate alınarak davranışların sarkıntılık düzeyinde kaldığı değerlendirilmiştir. Bununla birlikte eylemin sarkıntılık seviyesinde kalması, öğreticilik sıfatından kaynaklanan TCK 103/3-d nitelikli hâlinin uygulanmasını engellememektedir. Önce suçun temel biçimi belirlenmekte, ardından fail ile mağdur arasındaki özel ilişki nedeniyle artırım yapılmaktadır.
Sanığın mağdurelerin öğretmeni olması nedeniyle çocuklar üzerinde öğretici yükümlülüğünün bulunduğu kabul edilmiştir. Bu sebeple TCK 103/1 kapsamında belirlenen cezalar TCK 103/3-d uyarınca yarı oranında artırılmıştır.
Dosyada eylemlerin farklı zamanlarda tekrarlanması da ayrıca önem taşımaktadır. Aynı mağdura yönelik cinsel davranışların değişik zamanlarda gerçekleştirilmesi nedeniyle TCK 43/1 kapsamında zincirleme suç hükümleri uygulanmıştır. Öğreticilik nitelikli hâli ile zincirleme suç artırımı farklı maddi olgulara dayanmaktadır.
TCK 103/3-d fail ile mağdur arasındaki özel eğitim ilişkisini cezaya yansıtırken, TCK 43 suçun aynı mağdura karşı değişik zamanlarda tekrarlanmasını esas almaktadır. Bu nedenle koşulları mevcutsa iki hükmün birlikte uygulanmasına hukuki engel bulunmamaktadır.
Karar ayrıca öğretmenin cinsel davranışlarını eğitim veya bakım görüntüsü altında gerçekleştirmesinin suç vasfını değiştirmediğini göstermektedir. Ter kontrolü, sarılma veya çocuğu kucağa alma gibi görünüşte olağan davranışların somut olayda cinsel amaç taşıdığı delillerden anlaşılıyorsa TCK 103 hükümleri uygulanır.
Sonuç olarak Yargıtay, öğretmenin öğrencisinin özel bölgelerine farklı zamanlarda cinsel amaçla dokunması şeklindeki eylemlerde, öğretici yükümlülüğü nedeniyle TCK 103/3-d’nin ve aynı mağdura yönelik fiiller değişik zamanlarda tekrarlanmışsa ayrıca TCK 43’ün uygulanmasını hukuka uygun bulmuştur.
Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 28.11.2023, E. 2023/10555, K. 2023/7773
TCK 103/3-d – ÇOCUKLARIN KALDIĞI KURUMDA KORUMA VE GÖZETİM GÖREVİ ÜSTLENEN KİŞİNİN KURUMDAKİ ÇOCUKLARA YÖNELİK CİNSEL DAVRANIŞLARINDA TCK 103/3-d KAPSAMINDAKİ ÖZEL YÜKÜMLÜLÜK DİKKATE ALINIR
Somut olayda birden fazla çocuk mağdur, kaldıkları kurum nedeniyle sanığın görev alanı içerisinde bulunmaktadır. Sanığın çocuklarla kurduğu temas tesadüfi bir sosyal ilişkiye dayanmamakta; çocukların kurumda bulunmaları ve sanığın buradaki görevi nedeniyle sürekli ve kurumsal nitelikte bir ilişki ortaya çıkmaktadır.
Mağdurlardan birine yönelik olayda sanığın, kurumda kalan çocuklar için düzenlenen piknik sırasında mağdurun cinsel bölgesine sigara arama bahanesiyle dokunduğu kabul edilmiştir. Bir başka mağdur bakımından sanığın çocuğa arkasından sarılıp cinsel organını değdirdiği; diğer mağdur yönünden de cinsel nitelikte bedensel temas gerçekleştirdiği belirlenmiştir.
Mahkeme, mağdurların anlatımları ve sanığın dosyaya yansıyan kısmi kabulleri başta olmak üzere delilleri birlikte değerlendirerek cinsel davranışların sabit olduğuna karar vermiştir. Eylemlerin süresi ve gerçekleştirilme biçimi nedeniyle davranışların sarkıntılık düzeyinde kaldığı kabul edilmiştir.
Bununla birlikte failin çocuklar üzerindeki özel konumu cezanın belirlenmesinde ayrıca değerlendirilmiştir. Kurum bünyesinde kalan çocuklar, yetişkin görevlilerin koruma ve gözetimine diğer çocuklara göre daha yoğun biçimde ihtiyaç duymaktadır. Bu kişilerin kendilerine verilen görev ve güven ilişkisini cinsel davranışlar için kullanmaları TCK 103/3-d’nin düzenlenme amacıyla doğrudan bağlantılıdır.
Burada nitelikli hâlin uygulanmasının nedeni suçun yalnızca kurum içerisinde veya kurum tarafından düzenlenen etkinlik sırasında işlenmesi değildir. TCK 103/3-d bakımından belirleyici husus, sanığın mağdurlar üzerinde kanunun saydığı türden koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğüne sahip olmasıdır.
Dolayısıyla TCK 103/3-d ile insanların toplu yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan yararlanılmasına ilişkin diğer nitelikli hâller birbirinden ayrılmalıdır. Birinde failin mağdur üzerindeki özel görev ve yükümlülüğü, diğerinde ise suçun işlendiği ortamın sağladığı kolaylık esas alınmaktadır. Somut koşullara göre farklı bentlerin şartları ayrıca değerlendirilmelidir.
Sanığın mağdurlara yönelik davranışlarının sarkıntılık düzeyinde kalması da üçüncü fıkranın uygulanmasına engel değildir. Failin özel sıfatı veya yükümlülüğü, suçun temel şekli belirlendikten sonra ayrıca cezada artırım nedeni oluşturur.
Sonuç olarak Yargıtay, kurumda kalan çocuklar üzerinde koruma ve gözetim yükümlülüğü bulunan kişinin bu çocuklara yönelik cinsel davranışlarında, fail ile mağdurlar arasındaki özel görev ilişkisinin TCK 103/3-d kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 05.07.2023, E. 2023/4059, K. 2023/4495
TCK 103/3-d Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu
| Somut Durum | Yargıtay Nitelendirmesi | Gerekçenin Özü |
|---|---|---|
| Öğretmenin öğrencisine karşı fiili | TCK 103/3-d | Eğitici ve öğretici sıfatı bent kapsamındadır |
| Kurs ve antrenman hocasının fiili | TCK 103/3-d | Fiili eğitim ilişkisi de yükümlülük doğurur |
| Bakıcının veya servis görevlisinin fiili | TCK 103/3-d | Bakım ve gözetim yükümlülüğü mevcuttur |
| Yükümlülük ilişkisinin sona ermesinden sonra fiil | Bent tartışmalı | Yükümlülüğün fiil anında sürmesi aranır |
| Sağlık personelinin muayene sırasındaki fiili | TCK 103/3-d | Sağlık hizmeti veren sıfatı açıkça sayılmıştır |
Serinin diğer yazıları için TCK 103/3-b toplu yaşam ortamlarında cinsel istismar, TCK 103/4 cebir, tehdit veya silahla istismar ile beyan denetimi için cinsel suçlarda mağdur beyanı delili rehberimizi inceleyebilirsiniz.
Hukuki araçlarımızla süreçlerinizi kendiniz de takip edebilirsiniz:
Sık Sorulan Sorular
TCK 103/3-d nedir?
TCK 103/3-d, çocuğun cinsel istismarının vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile, sağlık hizmeti veren veya koruma, bakım ve gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından işlenmesini düzenleyen nitelikli haldir; cezalar yarı oranında artırılır.
Öğretmenin öğrenciye istismarının cezası ne kadar?
İstismar üzerinden 12 – 22,5 yıl, sarkıntılıkta 4,5 – 12 yıl; organ veya cisim sokulması halinde alt sınır 24, mağdur 12 yaşından küçükse 27 yıldır. Ayrıca meslekten çıkarma gündeme gelir.
Özel kurs hocası da bu kapsamda mı?
Evet. Resmi atama aranmaz; fiili eğitim ve öğretim ilişkisi yükümlülüğü doğurur. Antrenör, etüt hocası ve sanat eğitmeni de kapsamdadır.
Bakıcının fiili hangi hükme girer?
Çocuk bakıcısı, bakım ve gözetim yükümlüsü olarak bent kapsamındadır; yükümlülük yazılı sözleşme olmadan, fiili üstlenmeyle de doğar.
Yükümlülük sona erdikten sonraki fiilde bent uygulanır mı?
Yükümlülüğün fiil anında devam etmesi aranır; ilişki sona ermişse artırım tartışmalı hale gelir ve fiil diğer koşullarına göre değerlendirilir.
Okul yönetimi istismarı bildirmezse ne olur?
Kamu görevlileri ve kurum yöneticileri öğrendikleri suçu bildirmekle yükümlüdür; bildirmeyenler yönünden ayrı ceza sorumluluğu doğar.
TCK 103/3-d davasında avukat desteği neden önemli?
Yükümlülüğün kaynağı ve zamanı, artırımın kaderini belirler; ceza dosyası, disiplin süreci ve tazminat boyutu birlikte yürütülmelidir. Avukatlık hizmetleri TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ücretlidir.
Av. Çağrı Ayboğa Kimdir?
Av. Çağrı Ayboğa, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur ve yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Ankara Barosuna kayıtlı olarak (Sicil No: 34507) Ayboğa + Partners Avukatlık Bürosunun kurucu avukatı sıfatıyla ağırlıklı olarak ceza hukuku alanında çalışmakta; cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda hem müdafilik hem mağdur vekilliği görevi yürütmektedir. Bu yazı, TCK 103/3-d bakım ve gözetim yükümlüsünün cinsel istismarı konusundaki güncel Yargıtay içtihatları taranarak hazırlanmıştır ve bilgilendirme amaçlıdır; somut olaya özgü hukuki danışmanlık yerine geçmez.
TCK 103/3-d Kapsamındaki İstismar Dosyasında Ankara Ceza Avukatı Desteği
Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda nitelendirme, beyan delilinin denetimi ve usul güvencelerinin takibi sonucu kökten değiştirir. TCK 103 çocukların cinsel istismarı suçu rehberimizi inceleyebilir, dosyanız için Ankara ceza avukatı desteği alabilirsiniz.