Ceza Hukuku

TCK 103/3-e Nüfuzun Kötüye Kullanılmasıyla Çocuğun Cinsel İstismarı

Güncelleme Tarihi: 21 Ağustos 2026 | Av. Çağrı Ayboğa

TCK 103/3-e nedir? TCK 103/3-e, çocuğun cinsel istismarının kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesini düzenleyen nitelikli haldir. Kamu görevlisinin görev otoritesini ya da işverenin çalışan çocuk üzerindeki gücünü fiilin aracı yapması aranır. Verilen cezalar yarı oranında artırılır: İstismarda aralık 12 yıldan, organ veya cisim sokulmasında 24 yıldan başlar.

Çalışmak zorunda kalan çocuk, yetişkin dünyasının güç ilişkilerine erken yaşta ve korunmasız girer: İşinin devamı, yevmiyesi ve geleceği bir yetişkinin iki dudağı arasındadır. Bu gücü cinsel istismarın aracı yapan fail, çocuğun mecburiyetini silaha çevirir. TCK 103 çocukların cinsel istismarı suçu bu durumu son nitelikli hal olarak düzenler: TCK 103/3-e.

Bu yazıda kamu görevi ve hizmet ilişkisi nüfuzunun kapsamını, komşu bentlerle ayrımı ve on dört emsal Yargıtay kararını birebir metinleriyle inceliyoruz. Yetişkin mağdurlardaki paralel bent için TCK 102/3-b nüfuzun kötüye kullanılması suretiyle cinsel saldırı rehberimize bakabilirsiniz.

TCK 103/3-e Nedir?

TCK 103/3-e, failin çocuk üzerindeki otorite konumuna dayanan artırımdır ve iki kaynak sayar: kamu görevinin sağladığı nüfuz ile hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz. Bendin anahtarı araçsallıktır: Görevin veya iş ilişkisinin varlığı yetmez; fail, bu konumun kendisine verdiği otoriteyi, bağımlılığı veya denetim gücünü fiili gerçekleştirmenin aracı yapmış olmalıdır. Çıraklık ve stajyerlik ilişkileri ile kayıt dışı çalıştırılan çocuklar, uygulamanın en yoğun alanıdır: Yargıtay, fiili çalışma ilişkisini yazılı sözleşme aramaksızın yeterli saymaktadır.

TCK 103 Kanun Metni

5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 103. maddesinin yürürlükteki tam metni aşağıdadır; bu yazının konusu işaretlenmiştir. Resmi metin için mevzuat.gov.tr üzerindeki 5237 sayılı Kanuna bakabilirsiniz.

Çocukların cinsel istismarı

Madde 103 – (1) (Yeniden düzenleme: 24/11/2016-6763/13 md.) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismarın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde verilecek ceza, istismar durumunda on yıldan, sarkıntılık durumunda beş yıldan az olamaz. Sarkıntılık düzeyinde kalmış suçun failinin çocuk olması hâlinde soruşturma ve kovuşturma yapılması mağdurun, velisinin veya vasisinin şikâyetine bağlıdır. Cinsel istismar deyiminden;

a) On beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış,

b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar,

anlaşılır.

(2) Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on altı yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde verilecek ceza on sekiz yıldan az olamaz.

(3) Suçun;

a) Birden fazla kişi tarafından birlikte,

b) İnsanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,

c) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş veya evlat edinen tarafından,

d) Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya sağlık hizmeti veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından,

e) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,

işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(4) Cinsel istismarın, birinci fıkranın (a) bendindeki çocuklara karşı cebir veya tehditle ya da (b) bendindeki çocuklara karşı silah kullanmak suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(5) Cinsel istismar için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.

(6) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.

Nüfuz Bağı ve Bent Ayrımları

  • Kamu görevi nüfuzu: Görevin sağladığı yetki ve otoritenin çocuk üzerinde baskı oluşturacak biçimde kullanılması aranır; görevle bağlantısız özel yaşam fiilleri bent kapsamına girmez.
  • Hizmet ilişkisi nüfuzu: İşveren, usta ve yönetici konumundaki kişilerin çalışan çocuk üzerindeki gücü; işin devamı, ücret ve ceza tehdidi üzerinden kurulan baskı tipik araçsallık görünümleridir.
  • Komşu bentlerle ayrım: Eğitici, öğretici, bakıcı ve sağlık personeli özel olarak TCK 103/3-d bendinde düzenlendiğinden, bu sıfatları taşıyan failler öncelikle o bent üzerinden değerlendirilir; 103/3-e, kalan otorite ilişkilerinin genel hükmüdür.
  • İspat: Aşağıda birebir verdiğimiz kararların gösterdiği gibi, nüfuzun araçsallaştığı; işyeri kayıtları, mesajlar, tanık anlatımları ve olayın gelişimiyle ortaya konulmalıdır.

TCK 103/3-e Cezası Ne Kadar?

  • İstismar üzerinden: On iki yıldan yirmi iki buçuk yıla kadar hapis; on iki yaş altında taban on beş yıldır.
  • Sarkıntılık üzerinden: Dört buçuk yıldan on iki yıla kadar hapis.
  • Organ veya cisim sokulmasında: Alt sınır yirmi dört, on iki yaş altında yirmi yedi yıldır.
  • Ek sonuçlar: Kamu görevlisi failde meslekten çıkarma; işveren failde çocuk işçiliği mevzuatına aykırılıklar yönünden idari yaptırımlar ayrıca gündeme gelir.

Şikayet, Tutuklama ve Yargılama

  • Şikayet: Nitelikli haller şikayete tabi değildir; soruşturma kendiliğinden yürütülür.
  • Uzlaştırma: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda uzlaştırma yolu kapalıdır; taraflar anlaşsa dahi dosya kamu adına yürütülür.
  • Tutuklama: Suç katalog kapsamındadır; failin çocuk üzerindeki otorite konumunun sürmesi, baskı riski yönünden tutuklama değerlendirmesinde gözetilir.
  • Görevli mahkeme: Dosyalar istismar boyutunda ağır ceza, sarkıntılık düzeyinde asliye ceza mahkemesinde görülür.
  • İspat rejimi: Bu suçlar çoğu zaman tanıksız ortamlarda işlendiğinden mağdur beyanı merkezi delildir; ancak beyanın mahkumiyete yeterliliği, iç tutarlılık ve dış doğrulama ölçütleriyle denetlenir. Ayrıntılar için cinsel suçlarda ispat ve mağdur beyanı delili rehberimize bakabilirsiniz.
  • İnfaz rejimi: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda koşullu salıverilme oranı süreli hapiste dörtte üçtür; infaz hesabı için infaz hesaplama aracımızı kullanabilirsiniz.

Avukata Sor: TCK 103/3-e Dosyanızı Birlikte Değerlendirelim

Nüfuzun fiilde araç olarak kullanılıp kullanılmadığı bu bendin tek büyük sorusudur; görev veya iş ilişkisinin varlığı tek başına artırım doğurmaz. Sorularınız için bize ulaşabilirsiniz.

Avukata Sor

Danışmanlık Ücretlidir: Hukuki danışmanlık hizmetlerimiz, 2025-2026 TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAUT) uyarınca ücrete tabidir.

TCK 103/3-e Yargıtay Kararları

Aşağıdaki on dört emsal karar, bu hükmün uygulamadaki sınırlarını çizen kararlardır ve özet metinleri birebir aktarılmıştır.

TCK 103/3-e – KAMU GÖREVLİSİ SIFATININ VARLIĞI TEK BAŞINA YETERLİ OLMAYIP, TCK 103/3-e’NİN UYGULANABİLMESİ İÇİN KAMU GÖREVİNİN SAĞLADIĞI NÜFUZUN CİNSEL İSTİSMARIN İŞLENMESİNDE KÖTÜYE KULLANILMASI GEREKİR

Somut olayda kamu görevlisi olan sanığın çocuk mağdura yönelik cinsel davranışları nedeniyle çocuğun cinsel istismarı suçundan mahkûmiyetine karar verilmiştir. İlk derece mahkemesi sanığın kamu görevlisi olmasını da dikkate alarak TCK 103/3-e kapsamında cezasını artırmıştır. Uyuşmazlık, sanığın yalnızca kamu görevlisi sıfatına sahip bulunmasının söz konusu nitelikli hâlin uygulanması için yeterli olup olmadığı noktasında toplanmıştır.

Yargıtay, TCK 103/3-e’nin yapısının diğer bazı nitelikli hâllerden farklı olduğunu belirtmiştir. Kanun koyucu “kamu görevlisi tarafından işlenmesi” şeklinde bir düzenleme yapmamış; açık biçimde kamu görevinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılması suretiyle suçun işlenmesini aramıştır. Bu nedenle failin kamu görevlisi olduğunun belirlenmesi incelemenin yalnızca ilk aşamasıdır.

İkinci aşamada failin yürüttüğü kamu görevinin çocuk mağdur üzerinde ne tür bir nüfuz meydana getirdiği ve bu nüfuzun cinsel istismar eyleminin gerçekleştirilmesinde kullanılıp kullanılmadığı araştırılmalıdır. Kamu görevinin suçla hiçbir bağlantısının bulunmadığı, fail ile mağdur arasındaki ilişkinin tamamen özel yaşamdan kaynaklandığı olaylarda sırf failin memur olması TCK 103/3-e’nin uygulanmasına yeterli değildir.

Nüfuzun kötüye kullanılması, mutlaka açık tehdit veya zorlamayla ortaya çıkmak zorunda değildir. Failin görevi nedeniyle mağdur üzerinde sahip olduğu otoriteden, karar verme gücünden, yönlendirme imkânından veya mağdurun faile itaat etmek durumunda bulunmasından yararlanması da somut olayın özelliklerine göre bu kapsamda değerlendirilebilir. Ancak bu bağlantının mahkeme tarafından somut olgular üzerinden gösterilmesi gerekir.

Bu nedenle gerekçeli kararda yalnızca “sanığın kamu görevlisi olması nedeniyle TCK 103/3-e uygulanmıştır” denilmesi yeterli değildir. Sanığın hangi kamu görevini yürüttüğü, bu görevin mağdur üzerinde nasıl bir nüfuz meydana getirdiği ve suçun işlenmesi sırasında bu nüfuzdan hangi şekilde yararlanıldığı açıklanmalıdır.

Ceza hukukunda nitelikli hâller sanık aleyhine genişletilemeyeceğinden, kamu görevi ile cinsel istismar arasında somut bağlantı kurulamadığı durumda nitelikli hâl uygulanamaz. Temel cinsel istismar suçunun oluşması bundan etkilenmez; yalnızca üçüncü fıkradaki artırımın koşulları gerçekleşmemiş olur.

Karar bu yönüyle TCK 103/3-e’deki “kamu görevi” unsuruyla “nüfuzun kötüye kullanılması” unsurunun birbirinden ayrılması gerektiğini ortaya koymaktadır. Kamu görevi failin sahip olduğu statüyü, nüfuzun kötüye kullanılması ise bu statünün suçun işlenmesindeki işlevini ifade etmektedir.

Sonuç olarak Yargıtay, TCK 103/3-e’nin uygulanabilmesi için failin kamu görevlisi olmasının tek başına yeterli olmadığını; kamu görevinin mağdur üzerinde meydana getirdiği nüfuzun cinsel istismar suçunun işlenmesinde somut biçimde kötüye kullanıldığının belirlenmesi gerektiğini kabul etmiştir.

Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 27.06.2018, E. 2016/5418, K. 2018/4752

TCK 103/3-e – HİZMET İLİŞKİSİNİN VARLIĞI TEK BAŞINA CEZA ARTIRIMI İÇİN YETERLİ DEĞİLDİR; FAILİN BU İLİŞKİNİN KENDİSİNE SAĞLADIĞI NÜFUZU ÇOCUĞUN CİNSEL İSTİSMARINDA KULLANMASI GEREKİR

Somut olayda çocuk mağdur ile sanık arasında hizmet ilişkisi bulunmaktadır. Mağdur sanığın bulunduğu iş ortamında çalışmakta veya mesleki faaliyet nedeniyle onunla düzenli ilişki içerisinde bulunmaktadır. Sanığın mağdura yönelik cinsel davranışlarının sübut bulması üzerine çocuğun cinsel istismarı suçundan mahkûmiyet hükmü kurulmuş ve hizmet ilişkisi de cezanın artırılmasında dikkate alınmıştır.

Yargıtay incelemesinde hizmet ilişkisinin TCK 103/3-e bakımından nasıl değerlendirilmesi gerektiği üzerinde durulmuştur. Kanunun lafzı hizmet ilişkisinin varlığını değil, bu ilişkinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılmasınıcezayı artıran neden olarak kabul etmektedir. Bu nedenle taraflar arasında iş veya hizmet ilişkisi bulunduğunun belirlenmesi tek başına yeterli değildir.

Örneğin çocuk mağdurun işveren konumundaki failin yanında çalışması hâlinde fail; çalışma saatlerini belirleme, işin devamına karar verme, ücret ödeme, görev verme veya mağdurun çalışma koşulları üzerinde etkili olma gibi yetkilere sahip olabilir. Bu yetkiler mağdur üzerinde fiilî bir otorite meydana getirebilir. Failin cinsel istismar eylemini gerçekleştirirken bu otoriteden yararlanması hâlinde nitelikli hâlin uygulanması mümkündür.

Buna karşılık fail ile mağdurun aynı işyerinde bulunmasına rağmen aralarında herhangi bir astlık-üstlük veya nüfuz ilişkisi bulunmaması farklı değerlendirilmelidir. Aynı işyerinde çalışan iki kişinin arasındaki her cinsel istismar olayında otomatik olarak TCK 103/3-e uygulanması, hükmün “nüfuzun kötüye kullanılması” şartını anlamsız hâle getirir.

Mahkeme bu nedenle hizmet ilişkisinin niteliğini ayrıntılı biçimde ortaya koymalıdır. Mağdurun failin emir ve talimatı altında bulunup bulunmadığı, failin mağdurun çalışma koşulları üzerinde yetkisinin olup olmadığı ve bu yetkinin cinsel eylemin gerçekleştirilmesini kolaylaştırmak için kullanılıp kullanılmadığı değerlendirilmelidir.

Hizmet ilişkisinden kaynaklanan nüfuzun kötüye kullanılması açık bir tehdit şeklinde gerçekleşmek zorunda değildir. Çocuğun işini kaybetmekten çekinmesi, failin emirlerine uymak durumunda olduğunu düşünmesi veya failin işyerindeki üstün konumunun yarattığı psikolojik baskıdan yararlanılması da somut olayın özelliklerine göre hüküm kapsamında değerlendirilebilir.

Ancak mahkemenin bu hususları varsayıma dayandırmaması gerekir. Nitelikli hâlin uygulanması sonuç cezanın önemli ölçüde artmasına yol açtığından, hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz ile suçun gerçekleştirilmesi arasında somut bağlantı kurulmalıdır.

Sonuç olarak Yargıtay, taraflar arasında hizmet ilişkisi bulunmasının TCK 103/3-e için tek başına yeterli olmadığını; failin hizmet ilişkisinden kaynaklanan üstünlük ve otoritesini çocuğa yönelik cinsel istismar eyleminin gerçekleştirilmesinde kullandığının belirlenmesi gerektiğini kabul etmiştir.

Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 20.02.2019, E. 2015/8116, K. 2019/7387

TCK 103/3-e – İŞVERENİN YANINDA ÇALIŞAN ÇOCUK ÜZERİNDEKİ İŞTEN ÇIKARMA, ÜCRET VE ÇALIŞMA KOŞULLARINI BELİRLEME YETKİSİNDEN YARARLANARAK CİNSEL İSTİSMARDA BULUNMASI, HİZMET İLİŞKİSİNİN SAĞLADIĞI NÜFUZUN KÖTÜYE KULLANILMASIDIR

Somut olayda çocuk mağdur sanığın işyerinde çalışmaktadır. Sanık ise işyerinin sahibi veya mağdurun çalışma koşulları üzerinde doğrudan karar verme yetkisine sahip kişidir. Mağdurun çalışma saatleri, yapacağı işler ve iş ilişkisinin devam edip etmeyeceği konusunda sanığın belirleyici konumda bulunduğu anlaşılmıştır.

Sanığın bu iş ilişkisi devam ederken mağdura cinsel içerikli söz ve davranışlarda bulunduğu, ardından bedensel temas içeren cinsel eylemler gerçekleştirdiği kabul edilmiştir. Mağdur, sanığın işyerindeki konumu nedeniyle davranışlarına açık biçimde karşı çıkmakta zorlandığını ve işini kaybetmekten çekindiğini anlatmıştır.

İlk derece mahkemesi cinsel davranışların TCK 103 kapsamında suç oluşturduğunu belirledikten sonra, sanığın mağdur üzerindeki işveren konumunu ayrıca değerlendirmiştir. Sanığın mağdurun iş ilişkisinin devamı ve çalışma şartları üzerinde belirleyici olması nedeniyle taraflar arasındaki ilişkinin sıradan bir sosyal tanışıklık olmadığı kabul edilmiştir.

TCK 103/3-e bakımından hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz, yalnızca hukukî anlamda emir verme yetkisinden ibaret değildir. Failin mağdurun ekonomik veya mesleki konumu üzerinde belirleyici olması, çocuk mağdurun kendisine karşı koymasını güçleştirebilecek bir otorite meydana getirebilir. Fail bu üstünlüğü cinsel eylemin gerçekleştirilmesi için kullanırsa bentte aranan kötüye kullanma unsuru gerçekleşir.

Bununla birlikte çocuğun failin yanında çalışması tek başına yeterli değildir. Yargıtay değerlendirmesinde işveren-çalışan ilişkisinin somut olayda suçun gerçekleştirilmesinde nasıl kullanıldığına bakılması gerekir. Failin işveren sıfatı ile cinsel eylem arasında hiçbir bağlantı yoksa artırım yapılamaz.

Somut olayda ise mağdurun failin emir ve talimatları altında çalışması, failin mağdurun işine son verme ve çalışma koşullarını belirleme yetkisinin bulunması ve mağdurun bu nedenle sanığa karşı koymakta güçlük çekmesi birlikte değerlendirilmiştir. Böylelikle hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzun suçun icrasına somut biçimde yansıdığı kabul edilmiştir.

Nitelikli hâlin temelinde çocuğun iş ilişkisi nedeniyle içerisinde bulunduğu bağımlılık durumunun kötüye kullanılması vardır. Kanun koyucu, failin kendisine hizmet ilişkisi nedeniyle tanınan otoriteyi çocuğun cinsel dokunulmazlığına saldırmak için kullanmasını temel cinsel istismara göre daha ağır bir haksızlık olarak değerlendirmiştir.

Sonuç olarak Yargıtay, işveren konumundaki sanığın yanında çalışan çocuk üzerindeki çalışma koşullarını belirleme ve iş ilişkisini sona erdirme gücünden yararlanarak cinsel istismar gerçekleştirmesi hâlinde hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanıldığını ve TCK 103/3-e’nin uygulanması gerektiğini kabul etmiştir.

Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 21.05.2019, E. 2015/9591, K. 2019/9404

TCK 103/3-e – AYNI İŞYERİNDE ÇALIŞMAK HİZMET İLİŞKİSİNİN SAĞLADIĞI NÜFUZUN VARLIĞINI KENDİLİĞİNDEN GÖSTERMEZ; FAILİN MAĞDUR ÜZERİNDE ÜSTÜNLÜK VEYA OTORİTEYE SAHİP OLUP OLMADIĞI ARAŞTIRILMALIDIR

Somut olayda sanık ile çocuk mağdur aynı işyerinde çalışmaktadır. Sanığın mağdura yönelik cinsel davranışlarının sübut bulduğu kabul edilerek hakkında çocuğun cinsel istismarı suçundan mahkûmiyet hükmü kurulmuştur. Mahkeme ayrıca tarafların aynı işyerinde çalışmasını hizmet ilişkisi olarak değerlendirmiş ve TCK 103/3-e uyarınca cezada artırım yapmıştır.

Yargıtay ise aynı işyerinde bulunmanın tek başına bentte belirtilen hizmet ilişkisi ve nüfuz şartlarını ortaya koymayacağını belirtmiştir. TCK 103/3-e bakımından failin mağdur üzerinde hizmet ilişkisinden kaynaklanan bir üstünlük veya otoriteye sahip olması ve bu nüfuzu suçun işlenmesinde kötüye kullanması gerekir.

Sanık ile mağdur aynı işyerinde eşit konumda çalışan iki kişi olabilir. Böyle bir durumda tarafların ortak işverenleri bulunmakta, ancak birbirlerinin çalışma koşulları üzerinde herhangi bir karar verme veya emir-talimat yetkileri bulunmamaktadır. Bu tür yatay çalışma ilişkisinde sırf aynı işyerinde bulunmak TCK 103/3-e’nin uygulanmasını haklı göstermez.

Buna karşılık sanığın işveren, amir, usta, vardiya sorumlusu veya mağdurun çalışma düzeni üzerinde belirleyici başka bir konumda olması hâlinde farklı bir değerlendirme yapılabilir. Bu durumda failin mağdur üzerinde hizmet ilişkisinden kaynaklanan nüfuzu bulunabilir. Yine de bu nüfuzun cinsel istismar eyleminde kötüye kullanılıp kullanılmadığı ayrıca belirlenmelidir.

Mahkeme bu nedenle işyerindeki görev dağılımını, sanığın mağdura talimat verme yetkisinin bulunup bulunmadığını, mağdurun ücret ve çalışma koşullarının kim tarafından belirlendiğini ve sanığın mağdurun iş ilişkisinin devamına etki edip edemediğini araştırmalıdır.

Nitelikli hâlin uygulanmasında yalnızca tarafların işyerindeki unvanlarının belirtilmesi yeterli değildir. Somut nüfuz ilişkisinin ve bunun suçla bağlantısının gerekçeli kararda gösterilmesi gerekir. Aksi yaklaşım, aynı işyerinde çalışan bütün kişiler arasında işlenen cinsel istismar suçlarını otomatik olarak nitelikli hâle dönüştürür.

Yargıtay’ın bu yaklaşımı ceza hukukunda kanunilik ilkesiyle de bağlantılıdır. Kanunun açıkça aradığı “nüfuzun kötüye kullanılması” unsuru yorum yoluyla ortadan kaldırılamaz. Bu unsurun gerçekleşmediği olaylarda temel suçtan cezalandırma yapılabilir; ancak TCK 103/3-e artırımına gidilemez.

Sonuç olarak Yargıtay, sanık ile çocuk mağdurun aynı işyerinde çalışmasının tek başına TCK 103/3-e kapsamında artırım için yeterli olmadığını; failin hizmet ilişkisinden kaynaklanan somut nüfuzunun ve bu nüfuzun cinsel istismar suçunda kötüye kullanıldığının belirlenmesi gerektiğini kabul etmiştir.

Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 10.04.2018, E. 2016/3692, K. 2018/2726

TCK 103/3-e – KAMU GÖREVİYLE CİNSEL İSTİSMAR ARASINDA İŞLEVSEL BAĞLANTI BULUNMADIĞINDA, FAILİN MEMUR OLMASI NEDENİYLE TCK 103/3-e UYARINCA CEZA ARTIRILAMAZ

Somut olayda sanık kamu görevlisi olarak çalışmaktadır. Çocuk mağdurla sanığın tanışıklığı ise sanığın yürüttüğü kamu görevi nedeniyle değil, tarafların özel ve sosyal çevresi içerisinde meydana gelmiştir. Sanığın mağdura yönelik cinsel davranışlarının çocuğun cinsel istismarı suçunu oluşturduğu kabul edilmiş ve hakkında mahkûmiyet kararı verilmiştir.

İlk derece mahkemesi, sanığın kamu görevlisi olduğunu dikkate alarak TCK 103/3-e kapsamında cezasını artırmıştır. Ancak gerekçeli kararda sanığın hangi kamu görevinin mağdur üzerinde nüfuz oluşturduğu veya bu görevin cinsel istismar eyleminin gerçekleştirilmesinde nasıl kullanıldığı açıklanmamıştır.

Yargıtay bu uygulamayı hukuka uygun görmemiştir. Kanunda kamu görevlisi olmak değil, kamu görevinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılması nitelikli hâl olarak düzenlenmiştir. Failin devlet memuru, kolluk görevlisi veya başka bir kamu görevlisi olması tek başına cezanın artırılması sonucunu doğurmaz.

Failin göreviyle mağdur arasındaki ilişkinin somut olarak belirlenmesi gerekir. Örneğin failin görevi nedeniyle mağdur hakkında karar verme yetkisinin bulunması, mağdurun faile itaat etmek durumunda olması veya failin kamu görevinin sağladığı otoriteyi kullanarak mağdura erişmesi durumlarında nitelikli hâl gündeme gelebilir.

Buna karşılık failin mağdurla komşuluk, aile dostluğu veya başka bir özel ilişki nedeniyle tanışması ve cinsel istismar eyleminin kamu göreviyle herhangi bir bağlantısının bulunmaması hâlinde TCK 103/3-e uygulanamaz. Failin kamu görevlisi olması bu durumda yalnızca kişisel statüsüdür; suçun işleniş biçimini ağırlaştıran bir unsur değildir.

Bu ayrımın yapılmaması, kamu görevlilerinin özel hayatlarında gerçekleştirdikleri bütün cinsel istismar suçlarının otomatik biçimde daha ağır cezalandırılması sonucunu doğurur. Oysa kanun koyucunun tercih ettiği ölçüt failin mesleği değil, kamu görevinin meydana getirdiği nüfuzun kötüye kullanılmasıdır.

Mahkemenin bu nedenle yalnızca failin kamu görevlisi olduğunu tespit etmekle yetinmeyip görev ile suç arasındaki işlevsel bağlantıyı ortaya koyması gerekir. Böyle bir bağlantının bulunmadığı durumda TCK 103’ün temel veya diğer nitelikli şekilleri uygulanabilir, ancak 103/3-e uygulanamaz.

Sonuç olarak Yargıtay, kamu görevlisi sanığın çocuk mağdurla tamamen özel yaşamından kaynaklanan ilişki içerisinde gerçekleştirdiği ve kamu görevinin sağladığı herhangi bir nüfuzdan yararlanmadığı cinsel istismar eyleminde TCK 103/3-e uygulanmasının mümkün olmadığını kabul etmiştir.

Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 19.02.2018, E. 2016/1688, K. 2018/1134

TCK 103/3-e – OKULDA HİZMETLİ OLARAK ÇALIŞAN SANIĞIN ÖĞRENCİ ÜZERİNDE KAMU GÖREVİNDEN KAYNAKLANAN BİR NÜFUZU BULUNMADIĞINDAN, YALNIZCA OKULDAKİ GÖREVİNİN SAĞLADIĞI KOLAYLIKTAN YARARLANMASI TCK 103/3-e’NİN UYGULANMASI İÇİN YETERLİ DEĞİLDİR

Somut olayda sanık, mağdurenin eğitim gördüğü ilkokulda hizmetli olarak çalışmaktadır. Çocuk mağdure de aynı okulun öğrencisidir. Sanığın mağdureye yönelik cinsel nitelikteki bedensel temasları sabit görülmüş ve Şebinkarahisar Ağır Ceza Mahkemesince çocuğun cinsel istismarı suçundan mahkûmiyet hükmü kurulmuştur. Mahkeme ayrıca sanığın okulda görev yapmasını dikkate alarak eylemin kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlendiğini kabul etmiş ve TCK 103/3-e uyarınca temel cezayı artırmıştır.

Uyuşmazlık, sanığın okulda hizmetli olmasının aynı okulda eğitim gören çocuk üzerinde TCK 103/3-e anlamında bir nüfuz meydana getirip getirmediği noktasında toplanmıştır. Yargıtay 14. Ceza Dairesi öncelikle suçun sübutuna ilişkin değerlendirmeleri yerinde görmüş; ancak nitelikli hâlin uygulanmasını ayrıca incelemiştir.

Daireye göre TCK 103/3-e’de düzenlenen “hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılması” kavramı, failin mağdur üzerinde hizmet ilişkisinden kaynaklanan gerçek bir üstünlük ve otoriteye sahip bulunmasını gerektirir. Özellikle hizmet ilişkisinde failin işe alma, işten çıkarma, ücret ve sosyal hakları belirleme gibi mağdur üzerinde doğrudan sonuç doğuran yetkilere sahip olması, nüfuzun varlığı bakımından önemlidir.

Somut olayda ise mağdure okulun öğrencisi, sanık da okulun hizmetlisidir. Sanığın mağdure üzerinde işe alma, işten çıkarma, ücret belirleme veya benzeri bir hizmet ilişkisi yetkisi bulunmamaktadır. Aynı şekilde sanığın okul içerisindeki görevi, mağdure üzerinde eğitim veya öğretim faaliyetinden kaynaklanan bir hiyerarşik yetki de doğurmamaktadır.

Sanığın okulda çalışması mağdureye erişmesini veya onunla karşılaşmasını kolaylaştırmış olabilir. Ancak Yargıtay, görevin sağladığı kolaylık ile görevin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılmasının aynı şey olmadığını özellikle ayırmıştır. TCK 103/3-e’nin uygulanabilmesi için suçun işlenmesinin görev sayesinde kolaylaşması yeterli değildir; görevin çocuk üzerinde oluşturduğu nüfuzun suçun işlenmesinde kullanılması gerekir.

Bu nedenle okul müdürü veya çocuğun öğretmeni ile okul hizmetlisinin çocuk üzerindeki hukuki ve fiilî konumları aynı kabul edilemez. Hizmetlinin okul içerisinde bulunması kendisine öğrenciler üzerinde otomatik biçimde otorite veya hiyerarşik üstünlük sağlamaz. Nitelikli hâlin uygulanması bakımından bu nüfuzun somut olayda gerçekten mevcut olması gerekir.

Kararda karşı oy da bulunmaktadır. Karşı oyda sanığın okulda görevli olmasının çocuk üzerinde belirli bir otorite yarattığı ve bu nedenle nitelikli hâlin uygulanmasının mümkün olduğu yönünde değerlendirme yapılmışsa da Daire çoğunluğu bu görüşü benimsememiştir.

Sonuç olarak Yargıtay, mağdurenin eğitim gördüğü okulda hizmetli olan sanık ile mağdure arasında hiyerarşik bir ilişki bulunmadığı ve sanığın çocuk üzerinde kamu görevinden kaynaklanan bir nüfuzu olmadığı hâlde TCK 103/3-e uygulanarak cezanın artırılmasını fazla ceza tayini olarak kabul etmiş ve hükmü bozmuştur.

Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 14.05.2018, E. 2018/1650, K. 2018/3622

TCK 103/3-e – OKUL HİZMETLİSİNİN ÖĞRENCİLERE ULAŞABİLMESİNİ GÖREVİNİN KOLAYLAŞTIRMASI, KAMU GÖREVİNİN SAĞLADIĞI NÜFUZUN KÖTÜYE KULLANILDIĞI ANLAMINA GELMEZ

Somut olayda sanık bir okulda hizmetli olarak görev yapmakta, birden fazla çocuk mağdure de aynı okulda öğrenci olarak eğitim görmektedir. Sanığın olay günü mağdurelerden bazılarının kalçasını sıktığı, onları öptüğü, göğüs ve bel bölgelerine dokunduğu kabul edilmiş; eylemler nedeniyle sanık hakkında çocuğun cinsel istismarı suçundan mahkûmiyet hükümleri kurulmuştur.

Yargıtay incelemesinde ilk olarak sanığın bazı mağdurelere yönelik davranışlarının hukuki niteliği değerlendirilmiştir. Mağdurelerin anlatımları ve eylemlerin gerçekleştirilme biçimi dikkate alınarak kalçayı sıkma, öpme, göğüs ve bele dokunma şeklindeki kısa süreli, ani ve kesintili davranışların sarkıntılık düzeyinde kaldığı kabul edilmiştir. Bu nedenle bazı mağdureler yönünden suç vasfının daha ağır biçimde belirlenmesi hukuka aykırı bulunmuştur.

Bunun yanında sanığın okul hizmetlisi sıfatı nedeniyle TCK 103/3-e uygulanması da ayrıca incelenmiştir. Yargıtay’a göre sanığın kamu görevinden kaynaklanan nüfuza sahip olduğunun kabul edilebilmesi için görevin çocuk mağdurlar üzerinde güç ve otorite meydana getirmesi ve mağdurların bu otorite nedeniyle çekinerek karşı koymakta güçlük yaşamaları gerekir.

Başka bir ifadeyle kamu görevi, mağdur bakımından belirli ölçüde zorunlu ve icbar edici bir otorite ilişkisi meydana getirmelidir. Failin yalnızca görev yaptığı yerde bulunmasının suçun gerçekleştirilmesini kolaylaştırması, kanunun aradığı nüfuzun kötüye kullanılması unsurunu oluşturmaz.

Okul hizmetlisinin görev nedeniyle okulun çeşitli bölümlerine girebilmesi, öğrencilerle karşılaşabilmesi ve fiziksel olarak onlara erişebilmesi kuşkusuz suçun işlenmesini fiilen kolaylaştırabilir. Ancak bu durum, hizmetlinin öğrenciler üzerinde öğretmen, idareci veya başka bir yetkili gibi hiyerarşik güç sahibi olduğu anlamına gelmez.

Yargıtay bu nedenle “kolaylıktan yararlanma” ile “nüfuzun kötüye kullanılması” kavramlarını birbirinden açık biçimde ayırmıştır. TCK 103/3-e ikinci durumu cezayı artıran neden olarak düzenlemektedir. Kanunun açıkça aradığı nüfuz unsuru bulunmaksızın, yalnızca görevin sağladığı fiziksel erişim imkânından hareketle artırım yapılması mümkün değildir.

Somut olayda sanığın mağdurelerin öğretmeni, yöneticisi veya onlar üzerinde karar verme yetkisi bulunan başka bir görevli olmadığı; okul hizmetlisi olarak çalışmasının mağdureler üzerinde zorunlu bir otorite ilişkisi meydana getirmediği belirlenmiştir. Bu nedenle temel cezaların TCK 103/3-e uyarınca artırılması hukuka aykırı bulunmuştur.

Sonuç olarak Yargıtay, okul hizmetlisinin görevinin kendisine öğrencilerle karşılaşma ve onlara erişme kolaylığı sağlamasının, tek başına kamu görevinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılması sayılamayacağını; çocuk üzerinde güç ve otorite meydana getiren somut bir nüfuz ilişkisi bulunmadıkça TCK 103/3-e’nin uygulanamayacağını kabul etmiştir.

Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 17.03.2021, E. 2020/3141, K. 2021/2145

TCK 103/3-e – AYNI İŞYERİNDE ÇALIŞAN KALFA İLE ÇIRAK ARASINDA HİZMET İLİŞKİSİ BULUNMADIĞI TAKDİRDE, İŞYERİNİN SAĞLADIĞI KOLAYLIKTAN YARARLANILARAK CİNSEL İSTİSMARIN GERÇEKLEŞTİRİLMESİ TCK 103/3-e’Yİ OLUŞTURMAZ

Somut olayda sanık bir erkek kuaföründe çalışmaktadır. Çocuk mağdur ise olay günü sanığın teklifi üzerine aynı işyerinde çırak olarak çalışmaya başlamıştır. Sanığın mağdura yönelik eyleminin organ sokma boyutuna ulaşması nedeniyle hakkında çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan mahkûmiyet hükmü kurulmuştur.

İlk derece mahkemesi sanığın aynı zamanda hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzdan yararlandığını kabul ederek TCK 103/3-e uyarınca cezasını artırmıştır. Hükme karşı yapılan istinaf başvurusu da Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilmiştir. Dosya bu şekilde Yargıtay 9. Ceza Dairesinin önüne gelmiştir.

Yargıtay, öncelikle işyerindeki hukuki ilişkiyi incelemiştir. İşyerinin sanığa ait olmadığı, sanığın da başka bir kişiye ait kuaförde çalışan konumunda bulunduğu belirlenmiştir. Çocuk mağdurun aynı gün işyerinde çırak olarak çalışmaya başlaması, sanığın otomatik olarak mağdurun işvereni veya hizmet ilişkisinde üstü olduğu anlamına gelmemektedir.

Bu nedenle sanık ile mağdur arasında TCK 103/3-e anlamında hizmet ilişkisinden kaynaklanan bir nüfuzun bulunup bulunmadığının ayrıca ortaya konulması gerekir. Sanığın mağduru işe alma veya işten çıkarma, ücretini belirleme, çalışma koşullarına karar verme ya da benzeri şekilde mağdur üzerinde hukuki veya fiilî üstünlük sağlayan bir yetkisinin bulunmadığı anlaşılmıştır.

Sanığın mağdurla aynı işyerinde bulunması cinsel istismar eyleminin gerçekleştirilmesini kolaylaştırmış olabilir. Ancak Yargıtay’a göre aynı işyerinde bulunmanın sağladığı bu fiilî kolaylık, hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılmasıyla özdeş değildir.

TCK 103/3-e’nin uygulanabilmesi için hizmet ilişkisi ile suç arasında daha güçlü bir bağlantı aranır. Failin hizmet ilişkisindeki üstün konumunun mağdurun iradesini etkileyebilecek nitelikte olması ve bu konumun suçun işlenmesinde kullanılması gerekir. Somut olayda ise taraflar yalnızca aynı işyerinde çalışan kişiler konumundadır.

Bu nedenle nitelikli cinsel istismar suçunun oluşmuş olması, TCK 103/3-e’nin de kendiliğinden uygulanacağı anlamına gelmemektedir. Organ sokma nedeniyle TCK 103/2 kapsamında ağırlaştırılmış suç oluşsa bile, üçüncü fıkradaki her nitelikli hâlin maddi koşulları ayrıca araştırılmalıdır.

Sonuç olarak Yargıtay, başkasına ait kuaför işyerinde çalışan sanık ile aynı işyerinde çıraklığa başlayan çocuk mağdur arasında hizmet ilişkisinden kaynaklanan bir nüfuz bulunmadığı ve sanığın yalnızca aynı işyerinde bulunmanın sağladığı kolaylıktan yararlandığı olayda TCK 103/3-e uygulanarak fazla ceza tayin edilmesini hukuka aykırı bulmuştur.

Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 03.03.2025, Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin 2024/1638 K. sayılı kararının temyiz incelemesi

TCK 103/3-e – SİTEDE GÜVENLİK GÖREVLİSİ OLARAK ÇALIŞAN SANIĞIN ÇOCUK MAĞDUR ÜZERİNDE HİZMET İLİŞKİSİNDEN KAYNAKLANAN NÜFUZU BULUNMADIĞINDAN TCK 103/3-e UYGULANAMAZ; ANCAK KORUMA VE GÖZETİM YÜKÜMLÜLÜĞÜ NEDENİYLE TCK 103/3-d GÜNDEME GELEBİLİR

Somut olayda sanık, çocuk mağdurenin ailesiyle birlikte ikamet ettiği sitede özel güvenlik görevlisi olarak çalışmaktadır. Sanığın mağdureye yönelik cinsel davranışlarının sabit görülmesi üzerine hakkında çocuğun cinsel istismarı suçundan mahkûmiyet hükmü kurulmuştur.

İlk derece mahkemesi, sanığın güvenlik görevlisi olması ile mağdurenin aynı sitede ikamet etmesi arasındaki ilişkiyi hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kapsamında değerlendirmiş ve sanık hakkında TCK 103/3-e uygulamıştır. Bölge Adliye Mahkemesi de hükmü bu yönüyle esas itibarıyla hukuka uygun bulmuştur.

Yargıtay 14. Ceza Dairesi ise hizmet ilişkisinin hukuki anlamı üzerinde durmuştur. TCK 103/3-e bakımından hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzdan söz edilebilmesi için failin mağdur üzerinde hizmet ilişkisinden kaynaklanan belirli yetkilere sahip bulunması gerekir. İşe alma, işten çıkarma, ücret ve sosyal hakları belirleme gibi yetkiler bu nüfuzun tipik görünümleridir.

Somut olayda mağdure sanığın çalışanı değildir. Sanık da mağdurenin işvereni, amiri veya hizmet ilişkisi içerisindeki üstü konumunda bulunmamaktadır. Sanığın mağdurenin yaşadığı sitede güvenlik görevlisi olması taraflar arasında hiyerarşik bir hizmet ilişkisi meydana getirmemektedir. Dolayısıyla TCK 103/3-e’deki hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz şartları oluşmamıştır.

Bununla birlikte Yargıtay, sanığın özel güvenlik görevlisi sıfatının hukuken tamamen önemsiz olmadığını belirtmiştir. Güvenlik görevlisinin görev yaptığı site içerisindeki kişilerin güvenliğini sağlama ve onları belirli tehlikelere karşı koruma sorumluluğu bulunmaktadır. Bu nedenle çocuk mağdur bakımından sanığın koruma ve gözetim yükümlülüğü bulunup bulunmadığı ayrıca değerlendirilmelidir.

Daire, somut olayda sanığın mağdure üzerinde koruma ve gözetim yükümlülüğünün bulunduğunu kabul ederek doğru nitelikli hâlin TCK 103/3-e değil, TCK 103/3-d olduğunu belirtmiştir. Böylece aynı maddi olayda uygulanacak nitelikli hâlin belirlenmesinde failin sıfatının değil, mağdurla arasındaki hukuki ilişkinin gerçek niteliğinin esas alınması gerektiği ortaya konulmuştur.

Karar özellikle üçüncü fıkranın bentleri arasındaki sınırın belirlenmesi bakımından önemlidir. Failin mesleği birden fazla bentle bağlantılı görünse bile mahkeme, hangi hukuki ilişkinin gerçekten mevcut olduğunu tespit etmelidir. Güvenlik görevlisinin site sakini çocuk üzerinde hizmet ilişkisinden kaynaklanan nüfuzu bulunmayabilir; buna karşılık görevinden doğan koruma ve gözetim sorumluluğu mevcut olabilir.

Sonuç olarak Yargıtay, çocuk mağdurenin ikamet ettiği sitede güvenlik görevlisi olan sanık ile mağdure arasında hizmet ilişkisine dayalı hiyerarşik bir bağ bulunmadığından TCK 103/3-e’nin uygulanamayacağını; buna karşılık sanığın koruma ve gözetim yükümlülüğü nedeniyle eylemin TCK 103/3-d kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir.

Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 01.10.2018, E. 2018/5066, K. 2018/5633

TCK 103/3-e – OKUL HİZMETLİSİNİN ÇOCUĞA SARILIP ONU DUDAĞINDAN ÖPMESİNDE, FAILİN AYNI OKULDA GÖREVLİ OLMASI ÖĞRENCİ ÜZERİNDE KAMU GÖREVİNDEN KAYNAKLANAN NÜFUZ BULUNDUĞUNU GÖSTERMEZ

Somut olayda sanık, çocuk mağdurenin öğrenim gördüğü okulda hizmetli olarak çalışmaktadır. Sanığın mağdureye sarıldığı, onu yanağından ve dudağından öptüğü kabul edilmiş; eylemlerin cinsel amaç taşıdığı değerlendirilerek sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçundan mahkûmiyet hükmü kurulmuştur.

Mahkeme, sanığın aynı okulda hizmetli sıfatıyla görev yapmasını ayrıca TCK 103/3-e kapsamında değerlendirmiştir. Buna göre sanığın kamu görevlisi olarak okul içerisinde görev yapması ve mağdurenin de burada öğrenci olması, kamu görevinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanıldığı şeklinde kabul edilmiştir.

Dosyanın temyiz incelemesini yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesi ise bu hukuki nitelendirmeyi kabul etmemiştir. Daire, okul hizmetlisi ile öğrenci arasındaki ilişkinin tek başına TCK 103/3-e anlamında nüfuz ilişkisi oluşturmadığını belirtmiştir.

Sanığın okul içerisinde görev yapması nedeniyle mağdureyle karşılaşma imkânına sahip olması başka, mağdure üzerinde kamu görevinden kaynaklanan otoriteye sahip olması başkadır. TCK 103/3-e ikinci durumu aramaktadır. Failin görev yerinin suçun işlenmesine fırsat vermesi veya mağdura ulaşmasını kolaylaştırması yeterli değildir.

Özellikle okul hizmetlisinin öğrenci hakkında eğitimsel, disipliner veya idari karar verme yetkisi bulunmamaktadır. Öğrencinin notları, okulda kalması, disiplin durumu veya eğitim faaliyetleri üzerinde doğrudan belirleyici bir otoritesi olmadığı sürece yalnızca okul personeli olması nedeniyle nüfuz sahibi kabul edilemez.

Bu nedenle mahkemenin failin mesleki sıfatından otomatik sonuç çıkarmaması gerekir. Kamu görevinin niteliği, mağdur üzerindeki etkisi ve bu etkinin cinsel istismarın gerçekleştirilmesinde kullanılıp kullanılmadığı somut olay bakımından araştırılmalıdır.

Yargıtay, sanığın mağdure üzerinde kamu görevinden kaynaklanan bir nüfuzunun bulunmadığını belirleyerek TCK 103/3-e uyarınca yapılan artırımı hukuka aykırı bulmuştur. Böylelikle önceki okul hizmetlisi kararlarında geliştirilen içtihat çizgisi yakın tarihli kararda da sürdürülmüştür.

Sonuç olarak Yargıtay, okul hizmetlisinin aynı okulda öğrenci olan mağdureye sarılması ve onu yanağından ve dudağından öpmesi şeklindeki cinsel davranışlarda, failin okulda çalışmasının mağdure üzerinde kamu görevinden kaynaklanan nüfuz oluşturmadığını ve bu nedenle TCK 103/3-e uyarınca cezanın artırılamayacağınıkabul etmiştir.

Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 01.07.2025 tarihli karar

TCK 103/3-e – OKULDA KÜTÜPHANE MEMURU OLARAK ÇALIŞAN SANIĞIN ÖĞRENCİ ÜZERİNDE ZORUNLU VE İCBAR EDİCİ BİR OTORİTESİ BULUNMADIĞINDAN, GÖREVİN SAĞLADIĞI KOLAYLIKTAN YARARLANMASI NÜFUZUN KÖTÜYE KULLANILMASI SAYILAMAZ

Somut olayda sanık, çocuk mağdurelerin eğitim gördüğü okulda kütüphane memuru olarak görev yapmaktadır. Sanığın mağdurelerden birine farklı tarihlerde yaklaşarak alnından öptüğü, saçını okşadığı ve mağdureyi dizlerine oturttuğu kabul edilmiş; ilk derece mahkemesince bu davranışlar çocuğun cinsel istismarı kapsamında değerlendirilerek sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurulmuştur.

İlk derece mahkemesi ayrıca sanığın okulda kamu görevlisi olarak bulunmasını dikkate almış ve kamu görevinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanıldığı gerekçesiyle TCK 103/3-e uyarınca cezada artırım yapmıştır. Dosyanın Yargıtay incelemesinde ise hem cinsel davranışların sarkıntılık düzeyinde kalıp kalmadığı hem de sanığın kütüphane memuru sıfatının üçüncü fıkranın uygulanmasına yeterli olup olmadığı tartışılmıştır.

Yargıtay 9. Ceza Dairesi, mağdurenin alnından öpülmesi, saçının okşanması ve dizlere oturtulması şeklindeki farklı tarihlerde gerçekleşen hareketlerin kısa süreli, ani ve kesintili nitelikte bulunduğunu belirterek eylemlerin sarkıntılık düzeyinde kaldığını kabul etmiştir. Bu nedenle ilk derece mahkemesinin suç vasfını daha ağır biçimde belirlemesini hukuka aykırı bulmuştur.

TCK 103/3-e yönünden yapılan değerlendirmede ise Daire, kamu görevinin sağladığı nüfuz kavramının sınırlarını ayrıntılı biçimde ortaya koymuştur. Bir kamu görevlisinin mağdur üzerinde nüfuz sahibi olduğunun kabul edilebilmesi için yürüttüğü görevin çocuk üzerinde güç ve otorite meydana getirmesi, bu otoritenin çocuğun direncini kırabilecek nitelikte olması ve çocuğun bundan dolayı çekinerek karşı koyamaması gerekir.

Bu ilişkinin kurulabilmesi için kamu görevinin mağdur yönünden zorunlu ve icbar edici bir nitelik taşıması önemlidir. Failin görev yaptığı yerde bulunması nedeniyle mağdurla daha kolay karşılaşabilmesi veya mağdura fiziksel olarak daha kolay erişebilmesi, tek başına nüfuzun kötüye kullanılması anlamına gelmez.

Somut olayda kütüphane memuru olan sanığın çocuk mağdurenin öğretmeni, okul yöneticisi veya onun hakkında eğitimsel yahut disipliner karar verme yetkisine sahip kişi olmadığı belirlenmiştir. Dolayısıyla sanığın kamu görevinin mağdure üzerinde TCK 103/3-e’nin aradığı anlamda bir güç ve otorite meydana getirdiği söylenemez.

Kararın önemli ilkesi, görevin sağladığı kolaylık ile görevin sağladığı nüfuz arasında açık bir ayrım yapılmasıdır. Sanık görevinden dolayı çocukla karşılaşma imkânı elde etmiş olabilir; ancak bu imkân nüfuz değildir. Nitelikli hâl için görevden kaynaklanan otoritenin cinsel istismar eyleminin gerçekleştirilmesinde kötüye kullanılması gerekir.

Sonuç olarak Yargıtay, okulda kütüphane memuru olarak çalışan sanığın öğrenci mağdure üzerinde kamu görevinden kaynaklanan zorunlu ve icbar edici bir nüfuzu bulunmadığından TCK 103/3-e’nin uygulanamayacağını; sırf görevin sağladığı kolaylıktan faydalanılmasının nitelikli hâlin oluşmasına yeterli olmadığını kabul ederek hükmü bozmuştur.

Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 12.12.2022, E. 2021/20318, K. 2022/11278

TCK 103/3-e – İŞYERİNDE ÇALIŞMASININ “SON ŞANSI” OLDUĞUNU BİLEN İŞVERENİN ÇOCUK MAĞDURENİN İŞİNİ KAYBETME KAYGISINDAN YARARLANARAK CİNSEL İSTİSMARDA BULUNMASI, HİZMET İLİŞKİSİNİN SAĞLADIĞI NÜFUZUN KÖTÜYE KULLANILMASIDIR

Somut olayda çocuk mağdure, sanığın işyerinde çalışmaktadır. Mağdurenin babası ile sanık birbirlerini tanımakta olup, baba mağdureye sanığın işyerindeki çalışmasının kendisi için “son şans” olduğunu sanığın da bulunduğu ortamda söylemiştir. Böylelikle sanık, mağdurenin işini kaybetmek istemediğini ve çalışma ilişkisinin devamı konusunda ciddi kaygı taşıdığını bilmektedir.

Sanık, bu durumu bildiği hâlde mağdureyle yakınlaşmaya başlamış; yaptığı konuşmalarda mağdureyi kendi kızına benzettiğini söyleyerek onun güvenini kazanmaya çalışmıştır. Ardından mağdure kendisine su vermek amacıyla odasına geldiğinde onu yanına çağırmış, elini tutup okşamış, saçlarını okşamış, alın ve yanağından öpmüş ve sonrasında dudaklarından öpmeye yönelmiştir. Mağdure bu aşamada odadan çıkarak eylemin devamını engellemiştir.

Yargılama sırasında eylemin cinsel istismar suçunun hangi biçimini oluşturduğu yanında, sanığın işveren konumunun TCK 103/3-e bakımından sonuç doğurup doğurmayacağı da değerlendirilmiştir. Ceza Genel Kurulu, somut olayda sanığın eyleminin hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılması suretiyle gerçekleştirildiğinin kabulünde hukuka aykırılık görmemiştir.

Burada hizmet ilişkisi yalnızca tarafların aynı işyerinde bulunmasından ibaret değildir. Sanık işyerinde mağdure üzerinde belirleyici konumdadır ve mağdurenin çalışmaya devam edebilmesi açısından sanığın iradesi önem taşımaktadır. Üstelik sanık, mağdurenin bu işte çalışmasının ailesi tarafından son şansı olarak görüldüğünü ve mağdurenin işini kaybetmekten çekindiğini bilmektedir.

Dolayısıyla mağdurenin ekonomik ve çalışma ilişkisine bağlı kaygısı, sanığın mağdure üzerindeki nüfuzunu somutlaştırmaktadır. Sanığın önce güven ilişkisi kurmaya çalışması ve ardından işyeri ortamında cinsel davranışlarını gerçekleştirmesi, hizmet ilişkisinin suçun işleniş biçimiyle bağlantısını ortaya koymaktadır.

Ceza Genel Kurulunun değerlendirmesi bakımından önemli olan, hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzun mutlaka açık bir “işten çıkarırım” tehdidi şeklinde kullanılmasının gerekmemesidir. Failin mağdurun çalışma ilişkisinin devamı üzerindeki belirleyici konumunu bilmesi ve mağdurun bu nedenle kendisine karşı daha kırılgan durumda bulunduğundan yararlanması da nüfuzun kötüye kullanılması kapsamında değerlendirilebilir.

Kararda ayrıca temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesi tartışılmış; eylemin süresi, işleniş biçimi ve meydana geldiği yer dikkate alınarak dokuz yıl hapis cezasının belirlenmesinde yeterli gerekçe bulunduğu çoğunluk tarafından kabul edilmiştir. Böylece TCK 103/3-e artırımının yanı sıra TCK 61 kapsamında temel cezanın bireyselleştirilmesi de ayrıca değerlendirilmiştir.

Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, çocuk mağdurenin sanığın yanında çalışmaya devam edebilmesinin kendisi açısından son şans olduğunu ve mağdurenin bu nedenle kaygı duyduğunu bilen sanığın, işveren konumunun meydana getirdiği üstünlükten yararlanarak gerçekleştirdiği cinsel eylemde hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzu kötüye kullandığını ve TCK 103/3-e’nin uygulanması gerektiğini kabul etmiştir.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 28.05.2020, E. 2019/47, K. 2020/244

TCK 103/3-e – OKUL AİLE BİRLİĞİ BAŞKANI OLMAK, ÖĞRENCİLER ÜZERİNDE TCK 103/3-e ANLAMINDA NÜFUZ SAĞLAMADIĞINDAN BU SIFATA DAYANILARAK CEZANIN ARTIRILMASI MÜMKÜN DEĞİLDİR

Somut olayda sanık, çocuk mağdurelerin eğitim gördüğü okulda okul aile birliği başkanı olarak görev yapmaktadır. Sanık hakkında birden fazla mağdureye yönelik sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı ve bağlantılı suçlardan kamu davası açılmış; yapılan yargılama sonucunda bazı eylemler bakımından mahkûmiyet hükümleri kurulmuştur.

İlk derece mahkemesi sanığın okul aile birliği başkanı olmasını mağdureler üzerinde nüfuz meydana getiren bir konum olarak değerlendirmiştir. Bu kabul doğrultusunda sanık hakkında çocuğun cinsel istismarı suçundan belirlenen ceza TCK 103/3-e uyarınca artırılmıştır.

Yargıtay 9. Ceza Dairesi ise okul aile birliği başkanlığı sıfatının mahiyetini incelemiş ve bu görevin öğrenciler üzerinde doğrudan bir otorite veya hiyerarşik üstünlük sağlamadığını belirlemiştir. Okul aile birliği başkanının okul içerisinde çeşitli faaliyetlerde bulunması, öğretmen ve yöneticilerle ilişki içerisinde olması veya öğrenciler tarafından tanınması, onu öğrenciler üzerinde kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuza sahip kişi hâline getirmez.

TCK 103/3-e’nin uygulanması için failin sahip olduğu konumun mağdur üzerinde somut bir nüfuz meydana getirmesi gerekir. Failin mağdurun eğitim hayatı, disiplin durumu, okulda kalması, notları veya benzeri konularda karar verme yetkisine sahip olması bu değerlendirmenin yapılmasında önem taşıyabilir. Okul aile birliği başkanlığında ise bu türden doğrudan bir hiyerarşik yetki söz konusu değildir.

Aynı şekilde sanığın okul içerisinde bulunabilmesi veya okul faaliyetlerine katılması nedeniyle mağdurlarla daha kolay temas kurabilmesi, TCK 103/3-e bakımından yeterli değildir. Burada da görevin sağladığı erişim kolaylığı ile mağdur üzerinde oluşturduğu nüfuz birbirinden ayrılmalıdır.

Ceza hukukunda nitelikli hâllerin fail aleyhine genişletici yorumla uygulanamayacağı gözetildiğinde, okul içerisinde belirli bir sıfata sahip bulunan her kişinin öğrenciler üzerinde nüfuz sahibi olduğu kabul edilemez. Nüfuzun somut olarak varlığı ve suçun işlenmesinde kullanılması gerekir.

Yargıtay, dosya kapsamından sanığın mağdureler üzerinde bu anlamda bir nüfuzunun bulunmadığını açıkça belirlemiştir. Bu nedenle ilk derece mahkemesinin TCK 103/3-e uyarınca cezada artırım yapması sanık hakkında kanunda öngörülenden fazla ceza belirlenmesine yol açmıştır.

Sonuç olarak Yargıtay, okul aile birliği başkanı olan sanığın bu sıfatının öğrenci mağdureler üzerinde TCK 103/3-e anlamında nüfuz meydana getirmediğini ve şartları oluşmadığı hâlde üçüncü fıkranın ilgili bendi uygulanarak cezanın artırılmasının hukuka aykırı olduğunu kabul etmiştir.

Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 21.10.2025, E. 2025/1644, K. 2025/8066

TCK 103/3-e – HİZMET İLİŞKİSİNİN SAĞLADIĞI NÜFUZ KAVRAMINDA BELİRLEYİCİ OLAN, FAILİN MAĞDUR ÜZERİNDE İŞE ALMA, İŞTEN ÇIKARMA, ÜCRET VE SOSYAL HAKLARI BELİRLEME GİBİ YETKİLERDEN KAYNAKLANAN ÜSTÜNLÜĞE SAHİP OLMASIDIR

Somut uyuşmazlıkta çocuk mağdurenin eğitimine devam ettiği okulda hizmetli olarak çalışan sanığın mağdureye yönelik cinsel istismar eylemi sabit görülmüştür. İlk derece mahkemesi, sanığın okulda görevli olmasını hizmet ilişkisinin veya kamu görevinin sağladığı nüfuz kapsamında değerlendirerek TCK 103/3-e uyarınca cezada artırım yapmıştır.

Yargıtay 14. Ceza Dairesi ise hükümde geçen “hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz” kavramının hangi durumları kapsadığını açıklamıştır. Buna göre hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzdan söz edilebilmesi için failin yazılı veya sözlü bir hizmet akdine dayanarak mağdur üzerinde belirli yetkilere sahip olması gerekir.

Daire, bu yetkilere örnek olarak işe alma, işten çıkarma, ücret ve diğer sosyal hakları belirleme yetkilerini göstermiştir. Bu tür yetkiler failin mağdurun çalışma yaşamı ve ekonomik durumu üzerinde belirleyici olmasını sağlamakta ve fail lehine hiyerarşik bir üstünlük meydana getirmektedir.

Nitelikli hâlin temelinde de failin işte bu üstünlüğü cinsel istismar suçunun işlenmesinde kötüye kullanması bulunmaktadır. Dolayısıyla hizmet ilişkisi kavramı, fail ile mağdurun herhangi bir şekilde aynı kurumda veya aynı işyerinde bulunması şeklinde geniş yorumlanamaz.

Somut olayda çocuk mağdure öğrencidir, sanık ise okulda hizmetlidir. Taraflar arasında işveren-işçi, amir-memur veya benzeri bir hizmet ilişkisi bulunmamaktadır. Sanığın mağdureyi işe alma veya işten çıkarma, ücretini belirleme yahut sosyal hakları üzerinde karar verme gibi herhangi bir yetkisi de yoktur.

Daire ayrıca sanığın kamu görevi nedeniyle mağdure üzerinde ayrı bir nüfuzunun bulunup bulunmadığını incelemiş ve bunun da gerçekleşmediği sonucuna ulaşmıştır. Sanığın okulda hizmetli olarak görev yapması mağdureyle karşılaşmasını kolaylaştırsa da mağdure üzerinde hiyerarşik otorite meydana getirmemektedir.

Bu nedenle TCK 103/3-e bakımından hem hizmet ilişkisinin hem de kamu görevinin sağladığı nüfuz yönünden gerekli şartların bulunmadığı kabul edilmiştir. Suçun okul ortamında ve sanığın görev yaptığı yerde gerçekleştirilmiş olması tek başına sonucu değiştirmemektedir.

Sonuç olarak Yargıtay, TCK 103/3-e’deki hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzun, failin mağdur üzerinde işe alma, işten çıkarma, ücret ve sosyal hakları belirleme gibi yetkilerden kaynaklanan hiyerarşik üstünlüğünü ifade ettiğini; böyle bir ilişki bulunmayan okul hizmetlisi ile öğrenci arasındaki cinsel istismar olayında bu bent uyarınca artırım yapılamayacağını kabul etmiştir.

Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 14.05.2018, E. 2018/1650, K. 2018/3622

TCK 103/3-e Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu

TCK 103/3-e Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu
Somut Durum Yargıtay Nitelendirmesi Gerekçenin Özü
İşverenin çalıştırdığı çocuğa karşı fiili TCK 103/3-e Hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmıştır
Kamu görevlisinin görev otoritesiyle fiili TCK 103/3-e Kamu görevinin nüfuzu fiilin aracı yapılmıştır
İş ilişkisi bulunsa da nüfuzun kullanılmaması Bent uygulanmaz Salt ilişki yetmez, araçsallık aranır
Öğretmenin fiili Öncelikle 103/3-d Eğitici sıfatı özel bentte düzenlenmiştir
Nüfuz bağının araştırılmaması Eksik inceleme Araçsal bağ somut delillerle ortaya konulmalıdır

Serinin diğer yazıları için TCK 103/3-c hısımlık ve üvey ilişkide cinsel istismar, TCK 103/2 organ veya cisim sokulması suretiyle istismar ile beyan denetimi için cinsel suçlarda mağdur beyanı delili rehberimizi inceleyebilirsiniz.

Hukuki araçlarımızla süreçlerinizi kendiniz de takip edebilirsiniz:

Sık Sorulan Sorular

TCK 103/3-e nedir?

TCK 103/3-e, çocuğun cinsel istismarının kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesini düzenleyen nitelikli haldir; cezalar yarı oranında artırılır.

İşverenin çalıştırdığı çocuğa istismarının cezası ne kadar?

İstismar üzerinden 12 – 22,5 yıl, sarkıntılıkta 4,5 – 12 yıl; organ veya cisim sokulması halinde alt sınır 24, mağdur 12 yaşından küçükse 27 yıldır.

Çırak ve stajyerler bu bent kapsamında mı?

Evet. Usta ve işverenin çırak veya stajyer çocuk üzerindeki otoritesi hizmet ilişkisi nüfuzudur; kayıt dışı ve yazılı sözleşmesiz çalıştırmada da fiili ilişki yeterli sayılır.

İş ilişkisi varsa ceza her zaman artar mı?

Hayır. Nüfuzun fiilde araç olarak kullanıldığı ortaya konulmalıdır; ilişkinin salt varlığı artırım doğurmaz.

Öğretmenin fiili bu bende mi girer?

Hayır; eğitici ve öğreticiler özel olarak 103/3-d bendinde düzenlenmiştir ve öncelikle o bent uygulanır. 103/3-e, kalan otorite ilişkilerinin genel hükmüdür.

Kamu görevlisi fail için ek sonuçlar nelerdir?

Mahkumiyet; meslekten çıkarma, kamu görevinden yasaklanma ve disiplin sonuçlarını ceza yargılamasından bağımsız olarak gündeme getirir.

TCK 103/3-e davasında avukat desteği neden önemli?

Nüfuz bağının ispatı ve doğru bendin belirlenmesi artırımın kaderini çizer; işyeri kayıtlarının ivedi toplanması belirleyicidir. Avukatlık hizmetleri TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ücretlidir.

Av. Çağrı Ayboğa Kimdir?

Av. Çağrı Ayboğa, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur ve yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Ankara Barosuna kayıtlı olarak (Sicil No: 34507) Ayboğa + Partners Avukatlık Bürosunun kurucu avukatı sıfatıyla ağırlıklı olarak ceza hukuku alanında çalışmakta; cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda hem müdafilik hem mağdur vekilliği görevi yürütmektedir. Bu yazı, TCK 103/3-e nüfuzun kötüye kullanılmasıyla çocuğun cinsel istismarı konusundaki güncel Yargıtay içtihatları taranarak hazırlanmıştır ve bilgilendirme amaçlıdır; somut olaya özgü hukuki danışmanlık yerine geçmez.

TCK 103/3-e Kapsamındaki İstismar Dosyasında Ankara Ceza Avukatı Desteği

Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda nitelendirme, beyan delilinin denetimi ve usul güvencelerinin takibi sonucu kökten değiştirir. TCK 103 çocukların cinsel istismarı suçu rehberimizi inceleyebilir, dosyanız için Ankara ceza avukatı desteği alabilirsiniz.

Ankara Avukat

Avukat Çağrı Ayboğa

Avukat Çağrı Ayboğa, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olup yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Ayboğa + Partners Avukatlık Bürosu’nun kurucu avukatlarındandır. Ankara Barosu’na kayıtlı olarak dinamik ve tecrübeli ekibiyle avukatlık mesleğini icra etmektedir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Ara