Ceza Hukuku

TCK 103/3-c Hısımlık ve Üvey İlişkide Çocuğun Cinsel İstismarı

Güncelleme Tarihi: 21 Ağustos 2026 | Av. Çağrı Ayboğa

TCK 103/3-c nedir? TCK 103/3-c, çocuğun cinsel istismarının üçüncü derece dahil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş veya evlat edinen tarafından işlenmesini düzenleyen nitelikli haldir. Aile bağının sağladığı güvenin ve erişim kolaylığının istismarı nedeniyle verilen cezalar yarı oranında artırılır: İstismarda aralık 12 yıldan, organ veya cisim sokulmasında 24 yıldan başlar. Suçta ayrıca velayet ve koruma tedbirleri gündeme gelir.

Çocuğun dünyasındaki en güvenli çember ailedir; istismar bu çemberin içinden geldiğinde çocuk yalnızca bedenine değil, güven duygusunun kendisine yönelmiş bir saldırıyla karşılaşır. Fail eve her gün girebilen kişidir; susturma gücü de sevgi ve otorite bağının içine gizlenmiştir. TCK 103 çocukların cinsel istismarı suçu bu ağırlığı nitelikli hal olarak karşılar: TCK 103/3-c.

Bu yazıda kapsamdaki hısımlık ve üvey ilişkileri, aile içi dosyalara özgü beyan dinamiklerini ve on iki emsal Yargıtay kararını birebir metinleriyle inceliyoruz. Yetişkin mağdurlardaki paralel bent için TCK 102/3-c hısımlığa ve üvey ilişkiye karşı cinsel saldırı rehberimize bakabilirsiniz.

TCK 103/3-c Nedir?

TCK 103/3-c, fail ile çocuk arasındaki aile bağına dayanan artırımdır ve iki grubu kapsar: üçüncü derece dahil kan veya kayın hısımları ile üvey baba, üvey ana, üvey kardeş ve evlat edinen. Bendin gerekçesi çift yönlüdür: Aile bağı hem faile kesintisiz erişim imkanı verir hem çocuğun anlatma iradesini sevgi, korku ve sadakat duygularıyla kilitler. Bu nedenle aile içi istismar dosyaları, geç ortaya çıkma ve beyanın aile baskısıyla değiştirilmesi gibi kendine özgü ispat sorunlarıyla birlikte yürür.

TCK 103 Kanun Metni

5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 103. maddesinin yürürlükteki tam metni aşağıdadır; bu yazının konusu işaretlenmiştir. Resmi metin için mevzuat.gov.tr üzerindeki 5237 sayılı Kanuna bakabilirsiniz.

Çocukların cinsel istismarı

Madde 103 – (1) (Yeniden düzenleme: 24/11/2016-6763/13 md.) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismarın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde verilecek ceza, istismar durumunda on yıldan, sarkıntılık durumunda beş yıldan az olamaz. Sarkıntılık düzeyinde kalmış suçun failinin çocuk olması hâlinde soruşturma ve kovuşturma yapılması mağdurun, velisinin veya vasisinin şikâyetine bağlıdır. Cinsel istismar deyiminden;

a) On beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış,

b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar,

anlaşılır.

(2) Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on altı yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde verilecek ceza on sekiz yıldan az olamaz.

(3) Suçun;

a) Birden fazla kişi tarafından birlikte,

b) İnsanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,

c) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş veya evlat edinen tarafından,

d) Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya sağlık hizmeti veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından,

e) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,

işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(4) Cinsel istismarın, birinci fıkranın (a) bendindeki çocuklara karşı cebir veya tehditle ya da (b) bendindeki çocuklara karşı silah kullanmak suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(5) Cinsel istismar için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.

(6) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.

Kapsamdaki Kişiler ve Aile İçi Dinamikler

  • Kan hısımlığı: Anne, baba ve çocuklar (1. derece); kardeşler, büyükanne ve büyükbabalar (2. derece); amca, dayı, hala, teyze ve yeğenler (3. derece) kapsamdadır; derece, nüfus kayıtlarıyla belirlenir.
  • Kayın hısımlığı ve üvey ilişki: Aynı derecelere kadar kayın hısımları ile üvey baba, üvey ana, üvey kardeş ve evlat edinen açıkça sayılmıştır; üvey ilişkide resmi evlilik bağı aranır.
  • Beyan dinamikleri: Aşağıda birebir verdiğimiz kararların gösterdiği gibi, çocuğun sonradan değiştirdiği veya geri aldığı beyanlarda Yargıtay; ÇİM ortamında alınan ilk kayıtlı anlatımı, değiştirme nedeninin aile baskısı olup olmadığını sorgulayarak esas almaktadır.
  • Eş zamanlı tedbirler: Fiilin öğrenilmesiyle birlikte çocuğun korunması için tedbirler ve failin evden uzaklaştırılması ceza dosyasını beklemeden işletilir; velayetin kaldırılması ve kişisel ilişkinin sınırlanması aile mahkemesinde ayrıca yürür.

TCK 103/3-c Cezası Ne Kadar?

  • İstismar üzerinden: On iki yıldan yirmi iki buçuk yıla kadar hapis; on iki yaş altında taban on beş yıldır.
  • Sarkıntılık üzerinden: Dört buçuk yıldan on iki yıla kadar hapis.
  • Organ veya cisim sokulmasında: Alt sınır yirmi dört, on iki yaş altında yirmi yedi yıldır.
  • Aile hukuku sonuçları: Velayetin kaldırılması, kişisel ilişkinin sınırlanması ve koruma tedbirleri ceza mahkumiyetinden bağımsız olarak uygulanır.

Şikayet, Tutuklama ve Yargılama

  • Şikayet: Nitelikli haller şikayete tabi değildir; aile bireylerinin şikayetçi olmaması veya vazgeçmesi yargılamayı durdurmaz.
  • Uzlaştırma: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda uzlaştırma yolu kapalıdır; taraflar anlaşsa dahi dosya kamu adına yürütülür.
  • Tutuklama: Suç katalog kapsamındadır; fail ile çocuğun aynı evde yaşaması, delil karartma ve mağdur üzerinde baskı riskini artıran bir tutuklama gerekçesi olarak değerlendirilir.
  • Görevli mahkeme: Dosyalar istismar boyutunda ağır ceza mahkemesinde görülür; koruma tedbirleri aile mahkemesinde eş zamanlı yürütülür.
  • İspat rejimi: Bu suçlar çoğu zaman tanıksız ortamlarda işlendiğinden mağdur beyanı merkezi delildir; ancak beyanın mahkumiyete yeterliliği, iç tutarlılık ve dış doğrulama ölçütleriyle denetlenir. Ayrıntılar için cinsel suçlarda ispat ve mağdur beyanı delili rehberimize bakabilirsiniz.
  • İnfaz rejimi: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda koşullu salıverilme oranı süreli hapiste dörtte üçtür; infaz hesabı için infaz hesaplama aracımızı kullanabilirsiniz.

Avukata Sor: TCK 103/3-c Dosyanızı Birlikte Değerlendirelim

Aile içi istismar dosyalarında beyan dinamikleri, aile baskısıyla geri alınan ifadeler ve koruma tedbirlerinin eş zamanlı yürütülmesi özel deneyim gerektirir. Sorularınız için bize ulaşabilirsiniz.

Avukata Sor

Danışmanlık Ücretlidir: Hukuki danışmanlık hizmetlerimiz, 2025-2026 TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAUT) uyarınca ücrete tabidir.

TCK 103/3-c Yargıtay Kararları

Aşağıdaki on iki emsal karar, bu hükmün uygulamadaki sınırlarını çizen kararlardır ve özet metinleri birebir aktarılmıştır.

TCK 103/3-c – MAĞDURENİN HALASININ EŞİ OLAN SANIK ÜÇÜNCÜ DERECE KAYIN HISMI OLDUĞUNDAN, CİNSEL İSTİSMAR SUÇUNDAN BELİRLENEN CEZANIN TCK 103/3-c UYARINCA ARTIRILMAMASI EKSİK CEZA TAYİNİDİR

Somut olayda sanık hakkında çocuk mağdureye yönelik değişik zamanlarda gerçekleştirdiği cinsel nitelikteki bedensel temaslar nedeniyle çocuğun cinsel istismarı suçundan mahkûmiyet hükmü kurulmuştur. Mağdurenin anlatımlarının özü itibarıyla sanığın kendisine yönelik cinsel davranışları belirli bir dönem içerisinde tekrar ettiği yönünde olduğu, mahkemece de eylemlerin tek bir olayla sınırlı kalmadığı kabul edilerek zincirleme suç hükümlerinin uygulandığı anlaşılmıştır.

Dosyanın önemli özelliklerinden biri sanık ile mağdure arasındaki aile ilişkisidir. Sanık, mağdurenin halasının eşidir. İlk derece mahkemesi cinsel istismar suçunun oluştuğunu kabul etmiş olmasına rağmen, bu akrabalık ilişkisinin TCK 103/3-c kapsamında cezaya etkisini değerlendirmemiş ve sanık hakkında anılan bent uyarınca artırım yapmamıştır.

Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 6545 sayılı Kanunla değiştirilen TCK 103/3-c’nin üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı içerisinde bulunan kişilere karşı gerçekleştirilen cinsel istismarı nitelikli hâl olarak düzenlediğini belirtmiştir. Dolayısıyla bent yalnızca çocukla kan bağı bulunan kişileri değil, kanunun öngördüğü derece içerisinde kalan kayın hısımlarını da kapsamaktadır.

Hala ile yeğen arasındaki kan hısımlığı üçüncü derecedir. Evlilik nedeniyle halanın eşi ile mağdure arasında da aynı dereceden kayın hısımlığı meydana gelmektedir. Bu nedenle sanık, mağdurenin üçüncü derece kayın hısmı durumundadır ve ilişki TCK 103/3-c’nin açık kapsamı içerisindedir.

Bentteki nitelikli hâlin uygulanması için sanığın ayrıca bu aile ilişkisinden kaynaklanan nüfuzunu kötüye kullandığının ispatlanması gerekmez. Kanun, belirlenen derecedeki hısımlığın varlığını doğrudan cezayı artıran neden kabul etmiştir. Bu yönüyle TCK 103/3-c, kamu görevi veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılmasını düzenleyen diğer bentlerden ayrılmaktadır.

Somut olayda sanığın mağdurenin halasının eşi olduğu hususunda bir uyuşmazlık bulunmadığından, mahkemenin temel cinsel istismar cezasını belirledikten sonra TCK 103/3-c gereğince artırması gerekirdi. Bu artırımın yapılmaması, sanığın işlemiş olduğu suçun nitelikli hâlinin sonuç cezasına yansıtılmaması anlamına gelmektedir.

Yargıtay ayrıca sanık müdafiinin mağdure anlatımlarının çelişkili olduğu ve zincirleme suç hükümlerinin uygulanmaması gerektiği yönündeki itirazlarını değerlendirmiş; ancak TCK 103/3-c yönünden ayrı ve açık bir hukuka aykırılık bulunduğunu tespit etmiştir. Nitelikli hâlin uygulanmaması nedeniyle verilen ceza kanunun öngördüğünden düşük kalmıştır.

Sonuç olarak Yargıtay, mağdurenin halasının eşi olan sanığın üçüncü derece kayın hısmı olduğunu ve TCK 103/3-c’nin açık düzenlemesi karşısında cinsel istismar suçundan belirlenen temel cezanın bu hüküm uyarınca artırılmasının zorunlu olduğunu kabul etmiş; artırım yapılmamasını eksik ceza tayini olarak değerlendirmiştir.

Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 04.02.2026, E. 2021/20731, K. 2026/707

TCK 103/3-c – ÜVEY BABA TARAFINDAN ÇOCUĞA KARŞI İŞLENEN CİNSEL İSTİSMARDA NİTELİKLİ HÂLİN UYGULANABİLMESİ İÇİN ÜVEY BABA İLİŞKİSİNİN HUKUKEN MEVCUT OLUP OLMADIĞI ARAŞTIRILMALIDIR

Somut olayda sanık, suç tarihinde on beş yaşından küçük olan mağdurenin annesiyle birlikte yaşamaktadır. Mağdure, sanığın kendisine değişik zamanlarda cinsel nitelikte bedensel temaslarda bulunduğunu anlatmış; yapılan yargılama sonucunda sanık hakkında zincirleme biçimde çocuğun cinsel istismarı suçundan mahkûmiyet kararı verilmiş ve mağdurenin üvey babası olduğu kabul edilerek TCK 103/3-c uygulanmıştır.

Dosya istinaf aşamasına geldiğinde, sanığın gerçekten hukuken mağdurenin üvey babası sayılıp sayılamayacağı konusunda eksik araştırma bulunduğu tespit edilmiştir. Sanık ile mağdurenin annesinin resmî nikâhla evli olup olmadıklarını gösteren belgelerin dosyada bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu nedenle yalnızca sanığın mağdurenin annesiyle aynı evde yaşamasından hareketle TCK 103/3-c’nin uygulanmasının yeterli olup olmadığı tartışma konusu olmuştur.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu önüne gelen süreçte, TCK 103/3-c’nin cezanın ağırlaştırılmasına yol açan özel bir düzenleme olduğu dikkate alınmıştır. Nitelikli hâlin maddi koşullarının varsayımla değil, somut ve güvenilir delillerle ortaya konulması gerekir. Failin mağdurun annesiyle fiilen birlikte yaşaması ile hukuken üvey baba sıfatını kazanması aynı şey değildir.

Üvey baba ilişkisi esas olarak mağdurun annesiyle gerçekleştirilen evlilikten kaynaklanmaktadır. Bu nedenle mahkeme, sanık ile mağdurenin annesi arasında suç tarihinde geçerli bir evlilik bulunup bulunmadığını nüfus kayıtları ve evlilik belgeleri üzerinden kesin şekilde belirlemelidir. Bu tespit yapılmadan “üvey baba” sıfatı kabul edilerek cezanın artırılması hukuki denetime elverişli olmaz.

Dosyada bir başka önemli mesele de mağdurenin yargılamada kimin tarafından temsil edileceğidir. Sanığın mağdurenin annesinin eşi olması hâlinde, anne ile çocuk arasında ceza yargılamasının yürütülmesi bakımından menfaat çatışması ortaya çıkabilir. Bu durumda mağdurenin haklarının bağımsız biçimde korunması amacıyla temsil kayyımı atanması gerekebilir.

Bu nedenle Bölge Adliye Mahkemesi, hem sanığın mağdurenin annesiyle resmî şekilde evli olup olmadığının araştırılması hem de mağdurenin temsili bakımından gerekli işlemlerin yapılması gerektiğini kabul etmiştir. Böylece TCK 103/3-c’nin uygulanması yalnızca aile içerisindeki fiilî yaşam biçimine değil, kanunun aradığı hukuki ilişkinin tespitine bağlanmıştır.

Karar özellikle üvey baba veya üvey ana sıfatıyla ilgili dosyalarda uygulama açısından önemlidir. Mahkeme yalnızca mağdurun sanığa günlük yaşamda “baba” demesi, aynı evde yaşamaları veya sanığın çocuk üzerinde babalık rolü üstlenmesi gibi olgularla yetinmemeli; TCK 103/3-c’nin kanuni unsurunu oluşturan ilişkinin varlığını ayrıca ortaya koymalıdır.

Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu sürecinde, sanığın çocuk mağdurun üvey babası olduğuna dayanılarak TCK 103/3-c uygulanacaksa sanık ile mağdurun annesi arasındaki evlilik ilişkisinin resmî kayıtlarla belirlenmesi ve bu nitelikli hâlin maddi koşullarının kuşkuya yer bırakmayacak biçimde ortaya konulması gerektiği kabul edilmiştir.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 20.03.2024, E. 2021/391, K. 2024/128

TCK 103/3-c – MAĞDURENİN ANNESİYLE RESMÎ NİKÂHLI EVLİ OLAN ÜVEY BABANIN ÇOCUĞUN VÜCUDUNUN FARKLI BÖLGELERİNE CİNSEL AMAÇLA DOKUNMASI TCK 103/3-c KAPSAMINDA DAHA AĞIR CEZAYI GEREKTİRİR

Somut olayda mağdure suç tarihinden önce henüz dokuz yaş içerisinde bulunmaktadır. Sanık ise mağdurenin annesiyle resmî nikâhla evli olup mağdureyle aynı aile ortamında yaşamaktadır. Mağdurenin aşamalardaki anlatımlarına göre sanık, farklı zamanlarda mağdurenin vücudunun değişik bölgelerine cinsel amaçla dokunmuş ve bu davranışlarını birden fazla kez tekrarlamıştır.

İlk derece mahkemesi sanığın eylemlerinin çocuğun cinsel istismarı suçunu oluşturduğunu kabul etmiştir. Bunun yanında sanığın mağdurenin annesiyle resmî evli olması nedeniyle üvey baba sıfatını taşıdığı belirlenmiş ve TCK 103/3-c uygulanarak cezası artırılmıştır.

Yargıtay 14. Ceza Dairesi, sanığın mağdurenin üvey babası olması nedeniyle TCK 103/3-c’nin uygulanmasında hukuki sorun bulunmadığını kabul etmiştir. Ancak cinsel davranışların niteliğinin ayrıca doğru belirlenmesi gerektiğine dikkat çekmiştir. Dosyadaki hareketlerin ani, kısa süreli ve kesintili olduğu anlaşıldığından bunların sarkıntılık düzeyinde kalan çocuğun cinsel istismarı olarak değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.

Dolayısıyla bir fiilin sarkıntılık düzeyinde kalması TCK 103/3-c’nin uygulanmasına engel değildir. Önce cinsel istismarın temel biçimi ve eylemin yoğunluğu belirlenir; daha sonra fail ile mağdur arasındaki özel ilişki nedeniyle üçüncü fıkradaki nitelikli hâl uygulanır.

Somut olayda mağdurenin çok küçük yaşta bulunması nedeniyle cinsel davranışlara yönelik herhangi bir rızasının hukuki değeri bulunmamaktadır. Sanığın mağdurenin vücuduna cinsel amaçla dokunması TCK 103 kapsamında suç teşkil etmektedir. Sanığın aynı zamanda mağdurenin üvey babası olması ise suçun aile içerisinde ve kanunun özel olarak ağırlaştırdığı bir ilişki çerçevesinde işlendiğini göstermektedir.

Yargıtay, eylemlerin değişik zamanlarda birden fazla kez gerçekleştirilmesi nedeniyle TCK 43/1 kapsamında zincirleme suç hükümlerinin de uygulanması gerektiğini kabul etmiştir. Böylece somut olayda sarkıntılık niteliği, üvey babalık nitelikli hâli ve eylemlerin farklı zamanlarda tekrarlanması ayrı ayrı değerlendirilmiştir.

Kararın önemli tarafı, TCK 103/3-c’nin yalnızca organ sokmak suretiyle gerçekleşen ağır cinsel istismar olaylarına özgü olmadığını göstermesidir. Kanunda sayılan aile ilişkisinin bulunması hâlinde sarkıntılık veya diğer basit cinsel istismar biçimlerinde de bu bent uygulanabilir.

Sonuç olarak Yargıtay, mağdurenin annesiyle resmî nikâhlı evli olan sanığın üvey baba sıfatını taşıdığını ve mağdurenin vücuduna değişik zamanlarda cinsel amaçla dokunması şeklindeki eylemlerde TCK 103/3-c’nin uygulanması gerektiğini, ancak eylemlerin sarkıntılık düzeyinde kalıp kalmadığının doğru belirlenmesinin zorunlu olduğunu kabul etmiştir.

Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 31.05.2017, E. 2017/2163, K. 2017/2971

TCK 103/3-c – MAĞDURENİN TEYZESİNİN EŞİ OLAN SANIK ÜÇÜNCÜ DERECE KAYIN HISMI OLDUĞUNDAN, ÇOCUĞUN CİNSEL İSTİSMARI SUÇUNDA TCK 103/3-c UYARINCA CEZA ARTIRILMALIDIR

Somut olayda sanık, çocuk mağdurenin teyzesinin eşidir. Mağdurenin anlatımlarına göre sanık, belirli bir dönem boyunca farklı zamanlarda mağdureye yönelik cinsel nitelikte fiziksel temaslarda bulunmuştur. Mağdure ilk beyanında sanığın eylemlerinin yaklaşık dört yıl önce başladığını açıklamış, annesinin anlatımları da eylemlerin birkaç yıllık bir zaman dilimine yayıldığı yönündeki bu beyanı desteklemiştir.

Dosyada ayrıca sanığın mağdurenin anal bölgesine parmağını sokmaya yönelik hareketi de tartışılmıştır. Mağdure ilk anlatımında parmağın vücuduna sokulduğunu söylemiş, daha sonraki anlatımında ise sanığın bunu yapmaya çalıştığını ancak sokmadığını belirtmiştir. Mahkeme bu nedenle organ sokma eyleminin tamamlandığını kabul etmemiş; sanığın bu aşamadan gönüllü olarak vazgeçtiğini değerlendirerek tamamlanmış diğer cinsel davranışlar üzerinden hüküm kurmuştur.

İlk derece mahkemesinin kabulüne göre sanığın eylemleri TCK 103/1 kapsamında çocuğun cinsel istismarı suçunu oluşturmaktadır. Mağdurenin suç tarihindeki yaşının küçük olması temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınmış; sanığın aynı nitelikteki cinsel davranışları değişik zamanlarda tekrarlaması nedeniyle zincirleme suç hükümleri uygulanmıştır.

TCK 103/3-c açısından ise sanığın mağdurenin teyzesinin eşi olması belirleyicidir. Teyze ile mağdur arasında üçüncü derece kan hısımlığı vardır. Teyzenin eşi olan sanık ise mağdurenin üçüncü derece kayın hısmıdır. Kanun üçüncü derece dâhil kayın hısımlığını açıkça ağırlaştırıcı neden olarak düzenlediğinden sanık hakkında TCK 103/3-c uygulanmalıdır.

Bu bent bakımından sanığın aile ilişkisinin sağladığı nüfuzu ayrıca kötüye kullandığının gösterilmesi gerekmez. Hısımlığın kanunda belirtilen derece içerisinde bulunması yeterlidir. Sanığın mağdureyle aynı aile çevresi içerisinde bulunması, olayların ortaya çıkış biçimi bakımından önem taşısa da nitelikli hâlin uygulanmasının kanuni şartı esas olarak hısımlık ilişkisidir.

Karar ayrıca TCK 103/3-c ile zincirleme suç hükümlerinin birlikte uygulanabileceğini göstermektedir. Hısımlık, her bir cinsel istismar fiilinin nitelikli hâlini oluştururken; farklı tarihlerde yenilenen eylemler TCK 43/1 kapsamında ayrıca değerlendirilir. İki artırım farklı maddi olgulara dayandığından koşulları mevcutsa birlikte uygulanabilir.

Yargıtay 9. Ceza Dairesi, mahkemenin sanığın mağdurenin teyzesinin eşi olduğunu ve bu nedenle TCK 103/3-c kapsamında bulunduğunu kabul eden hukuki değerlendirmesinde isabetsizlik görmemiştir. Dosyada tartışılan diğer hususlar eylemlerin sübutu, gönüllü vazgeçme ve zincirleme suç hükümleri üzerinde yoğunlaşmıştır.

Sonuç olarak Yargıtay, çocuk mağdurenin teyzesinin eşi olan sanığın üçüncü derece kayın hısmı olması nedeniyle, sabit görülen çocuğun cinsel istismarı eylemlerinden belirlenen cezanın TCK 103/3-c uyarınca artırılması gerektiğini kabul etmiştir.

Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 29.06.2023, E. 2023/7421, K. 2023/4046

TCK 103/3-c – ÜVEY KIZA KARŞI FARKLI ZAMANLARDA GERÇEKLEŞTİRİLEN CİNSEL TEMASLARDA, ÜVEY BABALIK İLİŞKİSİ TCK 103/3-c KAPSAMINDA CEZAYI ARTIRAN NİTELİKLİ HÂLDİR

Somut olayda sanık, mağdurenin annesiyle resmî olarak evlidir ve mağdureyle aynı evde yaşamaktadır. Mağdure suç tarihinde on yedi yaş içerisindedir. Sanığın farklı zamanlarda mağdurenin dudağından öpmeye çalıştığı, para arama bahanesiyle pantolonunun arka cebine elini sokarak kalçasına dokunduğu ve mağdurenin bu davranışlardan uzun süredir rahatsız olduğu kabul edilmiştir.

İlk derece mahkemesi başlangıçta sanığın beraatine karar vermiş, ancak hükmün temyizi üzerine Yargıtay 14. Ceza Dairesi mağdurenin aşamalardaki ayrıntılı anlatımları, olayları doğrulayan tanık beyanları ve dosya kapsamındaki diğer deliller karşısında eylemlerin çocuğun cinsel istismarı suçunu oluşturduğunu belirterek hükmü bozmuştur. Bozma sonrasında sanık hakkında TCK 103 hükümleri uyarınca mahkûmiyet kararı kurulmuştur.

Sanığın mağdurenin annesiyle resmî nikâhlı evli olması nedeniyle mağdurenin üvey babası olduğu konusunda tereddüt bulunmamaktadır. Bu nedenle cinsel istismar suçunun temel şekli belirlendikten sonra fail ile mağdur arasındaki üvey babalık ilişkisi TCK 103/3-c kapsamında ayrıca dikkate alınmıştır. Üvey babanın çocuğa karşı gerçekleştirdiği cinsel istismarda kanun, aile ilişkisinden kaynaklanan özel yakınlığı doğrudan cezayı artıran neden kabul etmektedir.

Ceza Genel Kurulu, dosyanın sonraki aşamasında sanığın eylemlerinin sübutu ile suçun sarkıntılık düzeyinde kalıp kalmadığını ayrıca değerlendirmiştir. Sanığın mağdureyi dudağından öpmeye çalışması ve pantolonunun arka cebine elini sokup kalçasına dokunması şeklindeki eylemlerin her birinin kısa süreli, ani ve kesintili olması nedeniyle sarkıntılık düzeyinde cinsel istismar oluşturduğu kabul edilmiştir.

Bununla birlikte eylemlerin sarkıntılık düzeyinde kalması TCK 103/3-c’nin uygulanmasına engel değildir. Nitelikli hâl, cinsel davranışın yoğunluğundan değil fail ile mağdur arasındaki özel aile ilişkisinden kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla sarkıntılık suretiyle cinsel istismar suçunda da failin üvey baba olması hâlinde ceza ilgili bent uyarınca artırılır.

Dosyada eylemlerin farklı zamanlarda gerçekleştiğinin kabul edilmesi nedeniyle zincirleme suç hükümleri de gündeme gelmiştir. Böylece sanığın davranışlarının sarkıntılık düzeyinde kalması, eylemlerin değişik zamanlarda tekrarlanması ve mağdurenin üvey kızı olması birbirinden bağımsız hukuki değerlendirme konuları olarak ele alınmıştır.

Karar özellikle TCK 103/3-c bakımından aile içi cinsel istismar dosyalarında failin sıfatının önemini ortaya koymaktadır. Üvey baba tarafından gerçekleştirilen cinsel davranışlarda ayrıca nüfuzun kötüye kullanıldığına ilişkin bağımsız bir delil aranmaz; kanun bu ilişkiyi başlı başına nitelikli hâl olarak düzenlemiştir.

Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, üvey kızına karşı farklı zamanlarda cinsel amaçlı temaslarda bulunan sanığın eylemlerinin sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı oluşturduğunu ve üvey babalık ilişkisi nedeniyle TCK 103/3-c’nin uygulanmasının gerektiğini kabul etmiştir.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 11.06.2020, E. 2019/201, K. 2020/287

TCK 103/3-c – ÖZ KIZINA ÇOCUKLUK DÖNEMİNDEN İTİBAREN ORGAN SOKMAK SURETİYLE CİNSEL İSTİSMARDA BULUNAN BABA HAKKINDA TCK 103/2 İLE BİRLİKTE TCK 103/3-c UYGULANMALIDIR

Somut olayda sanığın öz kızı olan mağdureye yönelik cinsel eylemleri mağdurenin yaklaşık on dört yaşında olduğu dönemde başlamış ve mağdure yetişkin olduktan sonra da devam etmiştir. Kabul edilen maddi olaya göre sanık, mağdurenin çocukluk döneminde vücuda organ sokmak suretiyle cinsel istismarda bulunmuş ve bu davranışlarını uzun yıllar boyunca tekrar etmiştir.

Mağdurenin on sekiz yaşını doldurmadığı dönemde gerçekleşen organ sokma eylemleri TCK 103/2 kapsamında çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunu oluşturmaktadır. Failin mağdurenin öz babası olması ise suçun nitelikli hâllerinden biridir. Suç tarihinde yürürlükte bulunan düzenleme uyarınca üstsoy tarafından gerçekleştirilen cinsel istismar, temel veya organ sokma suretiyle nitelikli cinsel istismar cezasının ayrıca artırılmasını gerektirmektedir.

Dosyanın önemli hukuki sorunlarından biri, mağdurenin çocukluk döneminde başlayan eylemlerin yetişkinlik döneminde de devam etmiş olmasıdır. Mağdure on sekiz yaşını tamamladıktan sonra artık TCK 103’ün mağduru olmaktan çıkmakta ve rıza dışı organ sokma eylemleri TCK 102/2 kapsamında nitelikli cinsel saldırı suçunu oluşturmaktadır.

Ceza Genel Kurulu, mağdurenin yaşının değişmesiyle birlikte suç tipinin de değiştiğini kabul etmiştir. Bununla birlikte çocukluk dönemindeki fiiller bakımından sanığın öz baba olması nedeniyle TCK 103’teki hısımlık nitelikli hâlinin uygulanması gerektiğinde tereddüt bulunmamaktadır.

Sanığın babalık sıfatının mağdure üzerindeki etkisi ayrıca cebir veya tehdit unsuru olarak kanıtlanmak zorunda değildir. Üstsoy ilişkisi kanun tarafından doğrudan ağırlaştırıcı neden kabul edilmiştir. Bu nedenle organ sokma eylemi TCK 103/2 kapsamında belirlendikten sonra hısımlık ilişkisi nedeniyle ayrıca TCK 103/3-c uygulanmalıdır.

Eylemlerin yıllara yayılarak farklı zamanlarda tekrarlandığı sabit olduğundan zincirleme suç hükümlerinin uygulanması da gündeme gelmiştir. Ancak mağdurenin on sekiz yaşından önceki ve sonraki dönemlerinde farklı suç tipleri oluştuğundan, eylemlerin tarihsel olarak ayrıştırılması zorunludur.

Karar, aile içi cinsel istismarda fail-mağdur ilişkisinin yalnızca suçun ortaya çıkış biçimi bakımından değil, doğrudan cezanın belirlenmesi bakımından da önem taşıdığını göstermektedir. Öz baba, üvey baba veya kanunda sayılan diğer yakın hısımlar tarafından işlenen cinsel istismar, aynı davranışın yabancı bir kişi tarafından işlenmesine göre daha ağır yaptırıma tabidir.

Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, öz kızına çocukluk döneminde organ sokmak suretiyle cinsel istismarda bulunan sanık hakkında TCK 103/2’nin yanı sıra üstsoy ilişkisi nedeniyle TCK 103/3-c’nin uygulanması gerektiğini kabul etmiştir.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 04.04.2024, E. 2024/108, K. 2024/188

TCK 103/3-c – MAĞDURENİN ON SEKİZ YAŞINI DOLDURMASINDAN ÖNCE BAŞLAYAN VE SONRASINDA DEVAM EDEN CİNSEL EYLEMLERDE, ÇOCUKLUK DÖNEMİ TCK 103/2 VE 103/3-c KAPSAMINDA AYRICA DEĞERLENDİRİLMELİDİR

Somut olayda sanığın mağdureye karşı cinsel eylemleri mağdurenin henüz çocuk olduğu dönemde başlamış, daha sonra mağdure on sekiz yaşını doldurduktan sonra da devam etmiştir. Sanığın mağdureyle yakın hısımlık ilişkisi içerisinde bulunduğu ve çocukluk dönemindeki eylemlerin organ sokmak suretiyle gerçekleştirildiği kabul edilmiştir.

İlk derece mahkemesi uzun bir zaman dilimine yayılan eylemleri tek suç tipi içerisinde değerlendirmiştir. Yargıtay ise mağdurun yaşının cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda belirleyici olduğunu ve mağdurenin on sekiz yaşını tamamladığı tarihin suç vasfının değiştiği sınır olduğunu vurgulamıştır.

Mağdurenin çocuk olduğu dönemde organ sokma suretiyle gerçekleştirilen fiiller TCK 103/2 kapsamında çocuğun nitelikli cinsel istismarıdır. Fail ile mağdur arasında kanunda sayılan hısımlık ilişkisi varsa, bu dönemdeki suç bakımından TCK 103/3-c’nin de uygulanması gerekir.

Mağdure on sekiz yaşını doldurduktan sonra ise artık TCK 103 hükümleri uygulanamaz. Bundan sonraki rıza dışı organ sokma eylemleri TCK 102/2 kapsamında nitelikli cinsel saldırı suçunu oluşturur ve fail-mağdur arasındaki hısımlık bu kez TCK 102’deki ilgili nitelikli hâl çerçevesinde değerlendirilir.

Yargıtay böylece eylemlerin uzun bir süre devam etmesinin fail lehine bütün fiilleri tek suç tipine dönüştürmeyeceğini kabul etmiştir. Her dönem kendi maddi ceza hukuku koşullarına göre değerlendirilmelidir. Özellikle çocukluk dönemindeki fiillerin TCK 103 kapsamından çıkarılması veya yetişkinlik dönemindeki fiillerin TCK 103 içerisinde değerlendirilmesi doğru değildir.

Hısımlık nitelikli hâli bakımından da aynı zaman ayrımı geçerlidir. Çocuğa karşı işlenen dönemde TCK 103/3-c, yetişkine karşı işlenen dönemde ise TCK 102’nin ilgili hükmü uygulanır. Böylelikle fail ile mağdur arasındaki aile ilişkisi her iki dönemde de etkili olmakla birlikte farklı suç tipleri içerisinde hukuki sonuç doğurur.

Karar ayrıca zincirleme suç ve fikrî içtima meseleleri bakımından da önemlidir. Farklı yaş dönemlerinde ayrı suç tiplerinin oluştuğu uzun süreli cinsel istismar dosyalarında mahkemenin, hangi eylemin hangi tarihte ve mağdurun hangi yaşında gerçekleştiğini mümkün olduğunca belirlemesi gerekir.

Sonuç olarak Yargıtay, mağdurenin çocukluk döneminde organ sokma suretiyle gerçekleştirilen cinsel eylemlerinin TCK 103/2 ve hısımlık nedeniyle TCK 103/3-c kapsamında; mağdurenin yetişkinlik dönemindeki eylemlerin ise TCK 102 hükümleri kapsamında ayrı hukuki nitelendirmeye tabi tutulması gerektiğini kabul etmiştir.

Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 22.12.2014, E. 2014/582, K. 2014/14622

TCK 103/3-c – ÜÇÜNCÜ DERECE DÂHİL KAN VEYA KAYIN HISIMLIĞI NİTELİKLİ HÂLİNİN UYGULANMASI İÇİN HISIMLIK İLİŞKİSİNİN SUÇ TARİHİNDE MEVCUT OLDUĞU RESMÎ KAYITLARLA BELİRLENMELİDİR

Somut olayda sanık hakkında çocuk mağdura yönelik cinsel istismar suçundan mahkûmiyet hükmü kurulmuş ve fail ile mağdur arasında kanunda belirtilen derecede hısımlık bulunduğu kabul edilerek TCK 103/3-c uyarınca cezada artırım yapılmıştır. Ancak dosyanın temyiz incelemesinde taraflar arasındaki aile bağının türü ve derecesinin yeterince araştırılmadığı anlaşılmıştır.

TCK 103/3-c, üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı içerisinde bulunan kişiler tarafından gerçekleştirilen cinsel istismarı ağırlaştırmaktadır. Bu nedenle tarafların yalnızca “akraba” olduklarının bilinmesi yeterli değildir. Hısımlığın hangi türde olduğu ve derecesinin kanunun çizdiği sınırlar içerisinde kalıp kalmadığı belirlenmelidir.

Ceza hukukunda nitelikli hâller sanığın cezasını artırdığı için bunların maddi koşullarının kuşkuya yer bırakmayacak biçimde ispatlanması gerekir. Mahkemenin tarafların soyadlarının aynı olması, aile içerisinde birbirlerine belirli akrabalık sıfatlarıyla hitap etmeleri veya tanıkların soyut biçimde akraba olduklarını belirtmeleriyle yetinmesi doğru değildir.

Hısımlığın tespitinde onaylı nüfus kayıtları temel delil niteliğindedir. Kan hısımlığında tarafları birbirine bağlayan doğumların sayısı, kayın hısımlığında ise evlilik ilişkisi ve eşin kan hısımlığı derecesi esas alınır. Böylelikle ilişkinin birinci, ikinci veya üçüncü derece içerisinde kalıp kalmadığı somutlaştırılır.

Bu araştırmanın yapılması özellikle kayın hısımlığında önem taşımaktadır. Fail mağdurun amcasının, dayısının, teyzesinin veya halasının eşi olabilir. Her bir ilişkinin derecesi Medeni Kanun hükümlerine göre belirlenmeli ve TCK 103/3-c kapsamında bulunup bulunmadığı buna göre kararlaştırılmalıdır.

Ayrıca nitelikli hâlin uygulanabilmesi için bu ilişkinin suç tarihinde mevcut olması gerekir. Sonradan meydana gelen hısımlık geçmişte işlenen suçu ağırlaştırmaz. Buna karşılık suç tarihinde mevcut olup daha sonra sona eren aile ilişkisinin hukuki etkisi ilgili özel hukuk kuralları çerçevesinde ayrıca değerlendirilmelidir.

Karar bu yönüyle mahkemelerin gerekçeli kararlarında TCK 103/3-c’nin uygulanma nedenini açıkça göstermeleri gerektiğini ortaya koymaktadır. “Sanık mağdurun akrabasıdır” şeklindeki genel bir ifade yeterli olmayıp, failin mağdurun hangi derecede kan veya kayın hısmı olduğu belirtilmelidir.

Sonuç olarak Yargıtay uygulamasına göre, TCK 103/3-c’nin uygulanabilmesi için fail ile çocuk mağdur arasındaki kan veya kayın hısımlığının suç tarihinde mevcut olduğunun ve üçüncü derece sınırı içerisinde kaldığının resmî kayıtlarla tereddütsüz biçimde belirlenmesi gerekir.

Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 31.05.2017, E. 2017/2163, K. 2017/2971

TCK 103/3-c – ÇOCUK MAĞDURUN AMCASI TARAFINDAN GERÇEKLEŞTİRİLEN CİNSEL İSTİSMARDA, ÜÇÜNCÜ DERECE KAN HISIMLIĞI NEDENİYLE CEZANIN TCK 103/3-c UYARINCA ARTIRILMASI GEREKİR

Somut olayda sanık, çocuk mağdurun amcasıdır. Dosyada bulunan görüntü kaydında sanığın mağduru kucağına oturttuğu, mağdurun boyun bölgesinden öptüğü, ardından mağduru kalça bölgesinden tutarak kendi cinsel organının üzerine gelecek şekilde konumlandırdığı ve mağduru ileri geri hareket ettirdiği tespit edilmiştir. Sanık hareketlerinin cinsel amaç taşımadığını savunmuşsa da mahkeme, hareketlerin niteliği, temas edilen bölgeler ve davranışların tekrarlanma biçimi karşısında bu savunmaya itibar etmemiştir.

Mağdurun beyanlarında bazı tereddüt ve değişiklikler bulunmasına rağmen, olayın en önemli delillerinden biri görüntü kaydı olmuştur. Mahkemece görüntünün duruşmada izlenmesi sonucunda sanığın davranışlarının sıradan bir amca-yeğen yakınlığı veya şakalaşma kapsamında değerlendirilemeyeceği, hareketlerin açık biçimde cinsel amaç taşıdığı sonucuna ulaşılmıştır. Özellikle mağdurun sanığın cinsel organı üzerine gelecek biçimde oturtulması ve hareketin art arda tekrarlanması dikkate alınmıştır.

Eylemin hukuki niteliği bakımından ayrıca sarkıntılık sınırının aşılıp aşılmadığı değerlendirilmiştir. Görüntünün yaklaşık elli dört saniye sürmesine rağmen, sanığın mağduru cinsel organının üzerine oturttuktan sonra sekiz-dokuz defa ileri geri hareket ettirmesi nedeniyle eylemin ani, kesintili ve kısa süreli bir temas niteliğinde olmadığı kabul edilmiştir. Bu nedenle davranışın sarkıntılık düzeyinde kalmadığı ve TCK 103/1 kapsamında çocuğun cinsel istismarı suçunu oluşturduğu sonucuna ulaşılmıştır.

TCK 103/3-c yönünden ise sanık ile mağdur arasındaki amca-yeğen ilişkisi belirleyici olmuştur. Türk Medeni Kanunu’ndaki hısımlık derecesi esas alındığında amca ile yeğen üçüncü derece kan hısmıdır. TCK 103/3-c de üçüncü derece dâhil kan hısımlığı içerisinde bulunan kişiler tarafından çocuğa yönelik gerçekleştirilen cinsel istismarı cezayı artıran nitelikli hâl olarak düzenlemektedir.

Bu nitelikli hâlin uygulanabilmesi için amcanın ayrıca aile içerisindeki nüfuzunu kötüye kullandığının kanıtlanması aranmaz. Kanunda belirtilen derecedeki kan hısımlığının bulunması yeterlidir. Bu nedenle mahkemece TCK 103/1 kapsamında belirlenen ceza, mağdurun sanığın yeğeni olması nedeniyle TCK 103/3-c uyarınca yarı oranında artırılmıştır.

Karar aynı zamanda cinsel istismar suçlarında mağdur beyanı dışındaki objektif delillerin önemini göstermektedir. Somut olayda mağdurun aile fertlerinden korkması nedeniyle bazı anlatımlarında tereddüt yaşadığı değerlendirilmiş; buna karşılık görüntü kaydının sanığın cinsel amaçla hareket ettiğini doğrudan ortaya koyduğu kabul edilmiştir. Böylelikle suçun sübutu yalnızca mağdurun anlatımına dayandırılmamıştır.

Sonuç olarak Yargıtay, çocuk mağdurun amcasının mağdura yönelik sabit görülen cinsel davranışlarının çocuğun cinsel istismarı suçunu oluşturduğunu ve amca ile yeğen arasındaki üçüncü derece kan hısımlığı nedeniyle TCK 103/3-c uyarınca cezanın artırılmasının hukuka uygun olduğunu kabul etmiştir.

Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 27.02.2023, E. 2022/16535, K. 2023/1585

TCK 103/3-c – ÖZ KIZINA DEĞİŞİK TARİHLERDE CİNSEL İSTİSMARDA BULUNAN BABANIN EYLEMLERİNDEN BİRİNİN ORGAN SOKMA BOYUTUNA ULAŞMASI HÂLİNDE, BÜTÜN EYLEMLER ZİNCİRLEME NİTELİKLİ CİNSEL İSTİSMAR KAPSAMINDA DEĞERLENDİRİLEBİLİR

Somut olayda sanığın öz kızına karşı farklı tarihlerde birden fazla cinsel eylem gerçekleştirdiği kabul edilmiştir. İlk olayda sanık, yatakta bulunan mağdurenin arkasından sarılarak kıyafetleri üzerinden göğüslerine dokunmuş, mağdurenin kendisini itmesine rağmen onu dudaklarından öpmüş ve cinsel organına dokunmuştur.

Daha sonraki olayda sanığın mağdurenin kıyafetlerini zorla çıkardığı ve cinsel organını mağdurenin vajinasına soktuğu kabul edilmiştir. Bu olayın ardından mağdureyi bıçakla tehdit ettiği de dosya kapsamına yansımıştır. Takip eden tarihlerde ise sanığın mağdurenin göğüs ve cinsel organına dokunduğu, cinsel organını mağdurenin bacakları arasına yerleştirerek vajinal bölgesine doğru sürttüğü ve benzer davranışlarını tekrar ettiği belirlenmiştir.

Sanık suçlamaları kabul etmeyerek mağdurenin annesi tarafından yönlendirildiğini ileri sürmüştür. Buna karşılık mağdurenin aşamalardaki anlatımları, olaya ilişkin mesaj kayıtları, adli muayene bulguları ve dosyadaki biyolojik incelemeler birlikte değerlendirilmiştir. Mahkeme, sanığın suçtan kurtulmaya yönelik savunmalarına karşı mağdurenin anlatımlarının diğer delillerle desteklendiğini kabul etmiştir.

Eylemlerden en az birinin organ sokmak suretiyle gerçekleştirilmesi nedeniyle suç TCK 103/2 kapsamında nitelikli cinsel istismar boyutuna ulaşmıştır. Aynı mağdura karşı aynı suç işleme kararı çerçevesinde değişik zamanlarda gerçekleştirilen diğer cinsel davranışların da zincirleme suç kapsamında değerlendirilmesi gündeme gelmiştir.

TCK 103/3-c açısından ise failin mağdurenin öz babası olması önem taşımaktadır. Üstsoy-altsoy ilişkisi, TCK 103’ün üçüncü fıkrasındaki özel nitelikli hâlin kapsamındadır. Bu nedenle sanığın öz kızına karşı gerçekleştirdiği cinsel istismar suçundan belirlenen cezanın hısımlık ilişkisi nedeniyle ayrıca artırılması gerekmektedir.

Burada babanın çocuğu üzerindeki nüfuzunu somut olarak hangi davranışla kötüye kullandığının ayrıca ispat edilmesine gerek bulunmamaktadır. Üstsoy sıfatının varlığı kanunun aradığı nitelikli hâl için yeterlidir. Aile içindeki güven ilişkisinin ihlal edilmesi kanun koyucu tarafından doğrudan daha ağır cezayı gerektiren bir durum olarak düzenlenmiştir.

Aynı zamanda TCK 103/3-c ile TCK 43’ün uygulanma nedenleri birbirinden farklıdır. Hısımlık ilişkisi her bir eylemin nitelikli hâlini oluştururken, zincirleme suç artırımı aynı mağdura karşı suçun farklı zamanlarda tekrarlanmasına dayanmaktadır. Bu nedenle koşulları bulunduğunda her iki hükmün birlikte uygulanması mümkündür.

Sonuç olarak Yargıtay, öz kızına karşı değişik tarihlerde cinsel davranışlarda bulunan ve bu eylemlerden birinde organ sokmak suretiyle nitelikli cinsel istismarı gerçekleştiren sanık hakkında TCK 103/2, babalık ilişkisi nedeniyle TCK 103/3-c ve eylemlerin tekrarlanması nedeniyle TCK 43 hükümleri çerçevesinde cezai sorumluluk belirlenmesini hukuka uygun bulmuştur.

Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 06.09.2023, E. 2023/7045, K. 2023/5423

TCK 103/3-c – YAKIN HISIM TARAFINDAN ÇOCUĞA KARŞI DEĞİŞİK ZAMANLARDA GERÇEKLEŞTİRİLEN CİNSEL İSTİSMARDA, HISIMLIK NİTELİKLİ HÂLİ İLE ZİNCİRLEME SUÇ HÜKÜMLERİ BİRLİKTE UYGULANABİLİR

Somut olayda sanığın çocuk mağdura karşı tek bir olayla sınırlı kalmayan ve farklı tarihlerde tekrarlanan cinsel istismar eylemlerinde bulunduğu kabul edilmiştir. Sanık ile mağdur arasında TCK 103/3-c kapsamında bulunan yakın hısımlık ilişkisi mevcut olup, ilk derece mahkemesince temel cinsel istismar cezası belirlendikten sonra bu hısımlık ilişkisi nedeniyle cezada artırım yapılmıştır.

Mahkeme ayrıca eylemlerin aynı mağdura karşı değişik zamanlarda gerçekleştirilmesi nedeniyle TCK 43/1’de düzenlenen zincirleme suç hükümlerini uygulamıştır. Böylelikle sonuç ceza belirlenirken hem fail ile mağdur arasındaki özel aile ilişkisi hem de suçun birden fazla kez işlenmesi dikkate alınmıştır.

Dosyanın Yargıtay incelemesinde bu iki hükmün birlikte uygulanmasında hukuki bir engel bulunmadığı kabul edilmiştir. TCK 103/3-c suçun fail ile mağdur arasındaki belirli hısımlık ilişkisi içerisinde işlenmesini ağırlaştırırken, TCK 43 aynı suç işleme kararının icrası kapsamında aynı mağdura karşı suçun değişik zamanlarda birden fazla kez gerçekleştirilmesini düzenlemektedir.

Dolayısıyla aynı olgunun iki kez cezaya yansıtılması söz konusu değildir. Örneğin sanığın çocuğun yakın hısmı olması bir kez TCK 103/3-c’nin uygulanmasını gerektirirken, sanığın aynı çocuğa farklı tarihlerde tekrar tekrar cinsel istismarda bulunması ayrı bir olgu olarak TCK 43 kapsamında sonuç doğurmaktadır.

Kararda ayrıca cezanın hesaplanması üzerinde durulmuştur. TCK 103/1 ve 103/3-c uyarınca belirlenen ceza üzerinden zincirleme suç artırımının doğru şekilde yapılması gerekir. Hesaplama sırasında ay ve yıl dönüşümlerinin hatalı yapılması veya zincirleme suç artırımı sonucunda matematiksel olarak yanlış bir sonuç cezaya ulaşılması hukuka aykırılık oluşturur.

Nitekim incelenen dosyada mahkemece TCK 103/1, 103/3-c, 43 ve 62 hükümleri uygulanmış; ancak sonuç cezanın matematiksel hesabında hata yapılmıştır. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, doğru sonuç cezanın on dört yıl yirmi iki gün olması gerekirken on üç yıl on iki ay yirmi iki gün şeklinde belirlenmesini eksik ceza tayini olarak değerlendirmiştir.

Bununla birlikte dosyanın kanun yolu durumu nedeniyle söz konusu hesaplama yanlışı bozma yapılmaksızın eleştiri konusu edilmiştir. Bu husus, özellikle TCK 103/3-c ile zincirleme suç hükümlerinin birlikte uygulandığı dosyalarda sonuç cezanın hesaplanmasında dikkat edilmesi gerektiğini göstermektedir.

Sonuç olarak Yargıtay, yakın hısımlık ilişkisi içerisinde gerçekleştirilen çocuğun cinsel istismarı suçunun değişik zamanlarda tekrarlanması hâlinde TCK 103/3-c ile TCK 43’ün birlikte uygulanabileceğini; hısımlık ile eylemlerin tekrarlanmasının birbirinden bağımsız ağırlaştırıcı hukuki olgular olduğunu kabul etmiştir.

Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 13.04.2022, E. 2021/19595, K. 2022/3515

TCK 103/3-c – NİTELİKLİ CİNSEL İSTİSMARA YARDIM EDEN KİŞİ HAKKINDA CEZA BELİRLENİRKEN TCK 103/3-c İLE OLUŞAN NİTELİKLİ SUÇ ESAS ALINIR; ANCAK TCK 39/1’DEKİ SEKİZ YILLIK ÜST SINIR AŞILAMAZ

Somut olayda birden fazla sanık hakkında çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan yargılama yapılmıştır. Asıl faillerin eylemleri vücuda organ sokmak suretiyle gerçekleştirilmiş ve fail-mağdur arasındaki ilişki nedeniyle TCK 103/3-c kapsamındaki nitelikli hâlin de oluştuğu kabul edilmiştir. Sanıklardan biri ise cinsel istismar suçuna doğrudan fail olarak değil, suçun işlenmesine yardım eden sıfatıyla iştirak etmiştir.

Mahkeme yardım eden sanığın cezasını belirlerken önce TCK 103/2 ve 103/3-c hükümlerini uygulamış, ardından TCK 39/1 uyarınca iştirak nedeniyle indirim yapmıştır. Bunun yanında suçun değişik zamanlarda tekrarlanması nedeniyle TCK 43/1 hükümleri de sonuç cezaya yansıtılmıştır.

Yargıtay 9. Ceza Dairesi, yardım edenin cezasının belirlenmesinde önemli bir hesaplama hatası bulunduğunu tespit etmiştir. TCK 39/1’e göre ağırlaştırılmış müebbet veya müebbet hapis gerektirmeyen suçlarda yardım edenin cezası yarı oranında indirilmekle birlikte, bu şekilde belirlenecek hapis cezası sekiz yılı geçemez.

Bu nedenle TCK 103/2 ve 103/3-c uygulandıktan sonra ortaya çıkan cezanın yarısının sekiz yıldan fazla olması hâlinde yardım eden hakkında sekiz yıllık kanuni üst sınır esas alınmalıdır. Mahkemenin bu üst sınırı dikkate almaksızın yardım eden sanık hakkında daha yüksek bir ara ceza belirlemesi kanuna aykırıdır.

Zincirleme suç hükümlerinin uygulanacağı durumda da TCK 43/1 artırımı, TCK 39/1 uyarınca belirlenmiş olan sekiz yıllık ceza üzerinden yapılmalıdır. Başka bir ifadeyle önce yardım eden bakımından kanunun öngördüğü azami ceza belirlenmeli, ardından suçun farklı zamanlarda tekrarlanmasına ilişkin artırım uygulanmalıdır.

Karar TCK 103/3-c’nin yalnızca doğrudan failin cezasında değil, iştirak hâlinde yardım eden kişinin cezasının hesaplanmasında da önem taşıdığını göstermektedir. Yardım eden, failin işlediği nitelikli suça iştirak eder; ancak kendi cezası TCK 39’un özel sınırları içerisinde belirlenir.

Bu nedenle mahkeme önce işlenen suçun doğru hukuki niteliğini, yani TCK 103/2 ile birlikte 103/3-c’nin oluşup oluşmadığını belirlemeli; daha sonra iştirak eden kişinin fail mi yoksa yardım eden mi olduğunu tespit etmeli ve ceza hesabını buna göre yapmalıdır.

Sonuç olarak Yargıtay, TCK 103/2 ve 103/3-c kapsamındaki nitelikli cinsel istismar suçuna yardım eden kişinin cezasının TCK 39/1 gereğince sekiz yılı aşamayacağını ve zincirleme suç artırımı varsa bunun da sekiz yıllık bu ara ceza üzerinden gerçekleştirilmesi gerektiğini kabul etmiştir.

Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 05.01.2026, E. 2025/8669, K. 2026/81

TCK 103/3-c Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu

TCK 103/3-c Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu
Somut Durum Yargıtay Nitelendirmesi Gerekçenin Özü
Babanın veya annenin çocuğa karşı fiili TCK 103/3-c Birinci derece kan hısımlığı kapsamdadır
Amca, dayı, hala veya teyzenin fiili TCK 103/3-c Üçüncü derece hısımlık bent kapsamındadır
Üvey babanın fiili TCK 103/3-c Üvey ilişki bentte açıkça sayılmıştır
Mağdurun aile baskısıyla beyanını geri alması Önceki kayıtlı beyan esas alınır Vazgeçme, kamu davasını düşürmez
Hısımlık derecesinin nüfus kaydıyla belirlenmemesi Eksik inceleme Derece tespiti artırımın ön şartıdır

Serinin diğer yazıları için TCK 103/3-d bakım ve gözetim yükümlüsünün istismarı, TCK 103/1 çocuğun cinsel istismarının temel hali ile koruma tedbirleri için 6284 sayılı Kanun rehberimizi inceleyebilirsiniz.

Hukuki araçlarımızla süreçlerinizi kendiniz de takip edebilirsiniz:

Sık Sorulan Sorular

TCK 103/3-c nedir?

TCK 103/3-c, çocuğun cinsel istismarının üçüncü derece dahil kan veya kayın hısmı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş veya evlat edinen tarafından işlenmesini düzenleyen nitelikli haldir; cezalar yarı oranında artırılır.

Aile içi cinsel istismarın cezası ne kadar?

İstismar üzerinden 12 – 22,5 yıl, sarkıntılıkta 4,5 – 12 yıl; organ veya cisim sokulması halinde alt sınır 24, mağdur 12 yaşından küçükse 27 yıldır.

Hangi akrabalar bent kapsamındadır?

Anne, baba, kardeş, büyükanne, büyükbaba, amca, dayı, hala, teyze ve yeğenler ile aynı derecelere kadar kayın hısımları; ayrıca üvey baba, üvey ana, üvey kardeş ve evlat edinen kapsamdadır.

Aile şikayetçi olmazsa dava düşer mi?

Hayır. Suç şikayete tabi değildir; aile bireylerinin şikayetten kaçınması veya vazgeçmesi kamu davasını etkilemez.

Çocuk beyanını değiştirirse ne olur?

Yargıtay, ÇİM ortamında kayıt altına alınan ilk beyanı esas alarak değişikliğin aile baskısından kaynaklanıp kaynaklanmadığını denetler; kayıtlı ilk anlatım, hükme esas alınabilir.

Failin velayet hakkı ne olur?

İstismar, velayetin kaldırılması ve kişisel ilişkinin sınırlanması için ağır bir nedendir; koruma tedbirleri ceza dosyası beklenmeden aile mahkemesinde uygulanır.

TCK 103/3-c davasında avukat desteği neden önemli?

Ceza dosyası, koruma tedbirleri ve velayet süreci eş zamanlı yürütülmesi gereken üç ayrı cephedir; beyan dinamiklerinin denetimi teknik deneyim ister. Avukatlık hizmetleri TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ücretlidir.

Av. Çağrı Ayboğa Kimdir?

Av. Çağrı Ayboğa, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur ve yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Ankara Barosuna kayıtlı olarak (Sicil No: 34507) Ayboğa + Partners Avukatlık Bürosunun kurucu avukatı sıfatıyla ağırlıklı olarak ceza hukuku alanında çalışmakta; cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda hem müdafilik hem mağdur vekilliği görevi yürütmektedir. Bu yazı, TCK 103/3-c aile içi çocuğun cinsel istismarı konusundaki güncel Yargıtay içtihatları taranarak hazırlanmıştır ve bilgilendirme amaçlıdır; somut olaya özgü hukuki danışmanlık yerine geçmez.

TCK 103/3-c Kapsamındaki İstismar Dosyasında Ankara Ceza Avukatı Desteği

Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda nitelendirme, beyan delilinin denetimi ve usul güvencelerinin takibi sonucu kökten değiştirir. TCK 103 çocukların cinsel istismarı suçu rehberimizi inceleyebilir, dosyanız için Ankara ceza avukatı desteği alabilirsiniz.

Ankara Avukat

Avukat Çağrı Ayboğa

Avukat Çağrı Ayboğa, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olup yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Ayboğa + Partners Avukatlık Bürosu’nun kurucu avukatlarındandır. Ankara Barosu’na kayıtlı olarak dinamik ve tecrübeli ekibiyle avukatlık mesleğini icra etmektedir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Ara