TCK 102/3-c Hısımlığa ve Üvey İlişkiye Karşı Cinsel Saldırı
Güncelleme Tarihi: 21 Ağustos 2026 | Av. Çağrı Ayboğa
TCK 102/3-c nedir? TCK 102/3-c, cinsel saldırının üçüncü derece dahil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş, evlat edinen veya evlatlık tarafından işlenmesini düzenleyen nitelikli haldir. Aile bağının sağladığı güven ve yakınlığın istismarı nedeniyle verilen cezalar yarı oranında artırılır: Temel şekilde aralık 7,5-15 yıla, organ veya cisim sokulmasında alt sınır 18 yıla çıkar.
En derin ihanet, en yakın çemberden gelir: Aile bağı, kapıları ve savunmaları indiren bir güven üretir; bu güveni cinsel saldırının aracı yapan fail, yalnız mağduru değil aile kurumunun kendisini de yaralar. TCK 102 cinsel saldırı suçu bu ağırlığı nitelikli hal olarak karşılar: TCK 102/3-c.
Bu yazıda hısımlık derecelerinin hesabını, üvey ve evlatlık ilişkilerinin kapsamını ve dokuz emsal Yargıtay kararını birebir metinleriyle inceliyoruz. Mağduru çocuk olan aile içi fiiller için TCK 103/3-c rehberimize bakabilirsiniz.
İçindekiler
TCK 102/3-c Nedir?
TCK 102/3-c, fail ile mağdur arasındaki aile bağına dayanan nitelikli haldir ve iki grubu kapsar: üçüncü derece dahil kan veya kayın hısımları ile üvey baba, üvey ana, üvey kardeş, evlat edinen ve evlatlık. Bendin gerekçesi güven ilişkisinin istismarıdır: Aile yakınlığı hem fiilin işlenmesini kolaylaştırır hem mağdurun şikayet iradesini baskılar. Bu nedenle artırım, mağdurun rızasının bulunmadığı her cinsel saldırı biçimine (sarkıntılıktan organ sokulmasına kadar) uygulanır.
TCK 102 Kanun Metni
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 102. maddesinin yürürlükteki tam metni aşağıdadır; bu yazının konusu işaretlenmiştir. Resmi metin için mevzuat.gov.tr üzerindeki 5237 sayılı Kanuna bakabilirsiniz.
Cinsel saldırı
Madde 102 – (1) (Değişik: 18/6/2014-6545/58 md.) Cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlâl eden kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel davranışın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on iki yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Bu fiilin eşe karşı işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturmanın yapılması mağdurun şikâyetine bağlıdır.
(3) Suçun;
a) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
b) Kamu görevinin, vesayet veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
c) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş, evlat edinen veya evlatlık tarafından,
d) Silahla veya birden fazla kişi tarafından birlikte,
e) İnsanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,
işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilen cezalar yarı oranında artırılır.
(4) Cinsel saldırı için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.
(5) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.
Kapsamdaki Kişiler ve Derece Hesabı
- Kan hısımlığı: Birinci derece (anne, baba, çocuk), ikinci derece (kardeş, büyükanne, büyükbaba, torun) ve üçüncü derece (amca, dayı, hala, teyze, yeğen) kapsamdadır; derece hesabı Medeni Kanuna göre ve nüfus kayıtlarıyla yapılır.
- Kayın hısımlığı: Evlilikle kurulan hısımlık da aynı derecelere kadar kapsamdadır: kayınpeder, kayınvalide, kayın kardeş ve eşin üçüncü dereceye kadar hısımları.
- Üvey ve evlatlık ilişkileri: Üvey baba, üvey ana ve üvey kardeş ile evlat edinen ve evlatlık açıkça sayılmıştır; bu ilişkilerde kan bağı aranmaz, aile birliği içindeki fiili konum esas alınır.
- Sınırlar: Sayım tahdididir: dördüncü derece hısımlar, nişanlılık ve aile dostluğu gibi ilişkiler bent kapsamına girmez; bu fiiller koşullarına göre diğer hükümler üzerinden değerlendirilir.
TCK 102/3-c Cezası Ne Kadar?
- Temel şekil üzerinden: Yedi buçuk yıldan on beş yıla kadar hapis.
- Sarkıntılık üzerinden: Üç yıldan yedi buçuk yıla kadar hapis.
- Organ veya cisim sokulmasında: Alt sınır on sekiz yıla yükselir; eşe karşı işlenmede şikayet istisnası saklıdır.
- Aile hukuku boyutu: Fiil; boşanma davasında kusur, velayet ve kişisel ilişki düzenlemeleri ile koruma tedbirleri bakımından ceza dosyasından bağımsız sonuçlar doğurur.
Şikayet, Tutuklama ve Yargılama
- Şikayet: Nitelikli haller şikayete tabi değildir; aile içi fiillerde dahi soruşturma kendiliğinden yürütülür ve şikayetten vazgeçme davayı düşürmez.
- Uzlaştırma: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda uzlaştırma yolu kapalıdır; taraflar anlaşsa dahi dosya kamu adına yürütülür.
- Tutuklama: Fiil 102/2 boyutundaysa katalog kapsamında tutuklama nedeni var sayılabilir; ayrıca 6284 sayılı Kanun kapsamındaki koruma tedbirleri derhal uygulanabilir.
- Görevli mahkeme: Artırımlı üst sınırlar nedeniyle dosyalar kural olarak ağır ceza mahkemesinde görülür; sarkıntılık düzeyinde kalan fiillerde asliye ceza mahkemesi görevlidir.
- İspat rejimi: Bu suçlar çoğu zaman tanıksız ortamlarda işlendiğinden mağdur beyanı merkezi delildir; ancak beyanın mahkumiyete yeterliliği, iç tutarlılık ve dış doğrulama ölçütleriyle denetlenir. Ayrıntılar için cinsel suçlarda ispat ve mağdur beyanı delili rehberimize bakabilirsiniz.
- İnfaz rejimi: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda koşullu salıverilme oranı süreli hapiste dörtte üçtür; infaz hesabı için infaz hesaplama aracımızı kullanabilirsiniz.
Avukata Sor: TCK 102/3-c Dosyanızı Birlikte Değerlendirelim
Hısımlık derecesinin hesabı ve üvey ilişkinin hukuki niteliği artırımın ön şartıdır; aile içi dosyalarda beyan dinamikleri ayrıca özel dikkat ister. Sorularınız için bize ulaşabilirsiniz.
Danışmanlık Ücretlidir: Hukuki danışmanlık hizmetlerimiz, 2025-2026 TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAUT) uyarınca ücrete tabidir.
TCK 102/3-c Yargıtay Kararları
Aşağıdaki dokuz emsal karar, bu hükmün uygulamadaki sınırlarını çizen kararlardır ve özet metinleri birebir aktarılmıştır.
TCK 102/3-c – KAYIN HISIMLIĞINI MEYDANA GETİREN EVLİLİĞİN BOŞANMAYLA SONA ERMESİ, KAYIN HISIMLIĞINI ORTADAN KALDIRMADIĞINDAN ESKİ GELİNE KARŞI CİNSEL SALDIRIDA TCK 102/3-c UYGULANIR
Somut olayda sanık, öz oğlunun eski eşi olan mağdure ile aynı evde yaşamaktadır. Mağdure ile sanığın oğlu 1996 yılında evlenmiş, evlilik 2003 yılında boşanmayla sona ermiş olmasına rağmen taraflar aynı evde yaşamaya devam etmiştir. Olay günü sanık mağdureyi arkasından tutmuş ve onunla cinsel ilişkiye girmek istediğini ifade eden sözler söylemiştir. Mağdurenin sanığı iterek kendisini kurtarması üzerine sanık mağdureye vurmuş, mağdure ise evden kaçarak kolluk kuvvetlerine haber vermiştir.
Yerel mahkeme, sanığın davranışlarını cinsel saldırıya teşebbüs olarak kabul etmiş ve mağdurenin sanığın eski gelini olması nedeniyle TCK 102/3-c hükmünü uygulamıştır. Yargıtay incelemesinde esas uyuşmazlık cinsel davranışın varlığından ziyade, sanığın oğlu ile mağdurenin boşanmış olması karşısında kayın hısımlığı ilişkisinin suç tarihinde devam edip etmediği üzerinde toplanmıştır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, ceza hukukundaki kanunilik ve kıyas yasağı ilkelerinden hareket ederek farklı bir görüş ileri sürmüştür. Başsavcılığa göre TCK 102/3-c cezayı artıran bir nitelikli hâl olduğundan, hükmün sanık aleyhine geniş yorumlanmaması gerekir. Evliliğin sona ermesinden sonra devam eden kayın hısımlığının da cezayı artırıcı neden olarak kabul edilebilmesi için bunun TCK’da açıkça düzenlenmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Ceza Genel Kurulu ise bu görüşü kabul etmemiştir. Kurul, Türk Ceza Kanunu’nda “kayın hısımlığı” kavramının ayrıca tanımlanmadığına dikkat çekmiştir. Ceza Kanunu’nda kullanılan ancak ceza normu içerisinde özel olarak tanımlanmayan mülkiyet, zilyetlik, evlenme, taşınır ve taşınmaz mal gibi kavramlarda olduğu üzere, kayın hısımlığının anlamının da kavramın esas düzenlendiği hukuk alanındaki hükümlerden hareketle belirlenmesi gerektiği kabul edilmiştir.
Bu noktada 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 18. maddesi belirleyici görülmüştür. Medeni Kanun’a göre eşlerden biri ile diğer eşin kan hısımları aynı tür ve dereceden kayın hısımları olmakta ve kayın hısımlığı kendisini meydana getiren evliliğin sona ermesiyle ortadan kalkmamaktadır. TCK’da bu medeni hukuk kuralının cinsel saldırı suçları bakımından uygulanmayacağı yönünde özel bir düzenleme de bulunmamaktadır.
Ceza Genel Kurulu böylelikle boşanmanın evlilik bağını sona erdirmesi ile evlilik sonucunda meydana gelen kayın hısımlığının devam etmesini birbirinden ayırmıştır. Mağdure artık sanığın oğlunun eşi değildir; ancak sanık ile mağdure arasındaki kayın hısımlığı hukuken devam etmektedir. Bu nedenle TCK 102/3-c’deki “kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan kişi” kavramı bakımından mağdurenin eski gelin olması sonucu değiştirmemektedir.
Kararın önemi yalnızca cinsel saldırı suçu bakımından değildir. Ceza Genel Kurulu, Türk Ceza Kanunu’nun tanımlamadığı özel hukuk kavramlarının anlamının, aksine özel bir ceza normu bulunmadığı sürece ilgili hukuk alanındaki tanımlar esas alınarak belirlenebileceğini kabul etmiştir. Bunun kanunilik ilkesine aykırı bir kıyas değil, kanunun kullandığı hukuki kavramın anlamının belirlenmesi olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Sonuç olarak sanığın oğlunun eski eşi olan mağdureye yönelik cinsel saldırıya teşebbüsünde, mağdure ile sanığın oğlu arasındaki evliliğin daha önce boşanmayla sona ermiş olması TCK 102/3-c’nin uygulanmasına engel görülmemiştir. Kayın hısımlığının boşanmayla ortadan kalkmaması nedeniyle sanık hakkında TCK 102/3-c uyarınca cezanın artırılmasının hukuka uygun olduğu kabul edilmiştir.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 28.05.2013, E. 2012/14-1397, K. 2013/265
TCK 102/3-c – ÜÇÜNCÜ DERECE KAYIN HISMI OLAN YENGENİN GÖĞÜSLERİNİ SIKMA, ÖPME VE ELİNİ CİNSEL ORGANA DOKUNDURMA ŞEKLİNDEKİ EYLEMLERDE HISIMLIK NEDENİYLE CEZA YARI ORANINDA ARTIRILIR
Somut olayda sanığın, üçüncü derece kayın hısmı olan yengesine yönelik birden fazla cinsel davranışta bulunduğu kabul edilmiştir. Sanık mağdurenin göğüslerini sıkmış, onu öpmüş ve mağdurenin elini kendi cinsel organına götürerek dokunmasını sağlamıştır. Organ veya sair cismin mağdurenin vücuduna sokulması söz konusu olmadığından olay TCK 102/2 kapsamında değil, TCK 102/1 kapsamında değerlendirilmiştir.
İlk derece mahkemesi sanığın mağdureye yönelik davranışlarının vücut dokunulmazlığını ihlal eden cinsel davranışlar olduğunu kabul etmiştir. Mağdurenin göğüslerinin sıkılması ve öpülmesi doğrudan mağdurenin bedenine yönelen temaslardır. Bunun yanında mağdurenin elinin sanığın cinsel organına götürülmesi de olayın cinsel niteliğini ortaya koyan hareketlerden biri olarak değerlendirilmiştir.
Ancak kararın TCK 102/3-c bakımından asıl önemi, sanık ile mağdure arasındaki yenge-kayın hısımlığı ilişkisinin derecesinin belirlenmesidir. Mağdure sanığın üçüncü derece kayın hısmıdır. TCK 102/3-c ise yalnızca üstsoy-altsoy gibi çok yakın akrabaları değil, açıkça “üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı” içerisinde bulunan kişileri kapsamaktadır.
Bu nedenle üçüncü derece kayın hısımlığının hükmün sınırları içerisinde kaldığı konusunda tereddüt bulunmamaktadır. Kanunun “üçüncü derece dâhil” ifadesini kullanması, birinci, ikinci ve üçüncü derece kan veya kayın hısımlıklarının tamamının nitelikli hâl kapsamında olduğunu göstermektedir. Dördüncü derece ve daha uzak hısımlıklar ise yalnızca hısımlık ilişkisi nedeniyle bu bent kapsamında değerlendirilemez.
TCK 102/3-c’nin uygulanması bakımından ayrıca failin bu hısımlık ilişkisinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanması aranmaz. Bentte düzenlenen husus, bir önceki bentteki hizmet veya kamu görevi ilişkisinden farklıdır. Kanun koyucu belirli derecedeki hısımlığın varlığını başlı başına cezayı artıran neden olarak düzenlemiştir.
Dolayısıyla mahkemenin araştırması gereken temel hususlar, mağdur ile fail arasındaki hısımlığın hukuken mevcut olup olmadığı ve bu ilişkinin kanunda belirtilen derece içerisinde kalıp kalmadığıdır. Somut olayda mağdurenin sanığın üçüncü derece kayın hısmı olduğu nüfus ve aile ilişkilerinden anlaşılmıştır.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi, dosyanın temyiz incelemesinde sanığın eyleminin sübutuna ilişkin değerlendirmelerde hukuka aykırılık görmemiştir. Özellikle mağdurenin göğüslerinin sıkılması, öpülmesi ve elinin sanığın cinsel organına dokundurulması şeklindeki eylemlerin TCK 102/1 kapsamında değerlendirilmesi ve üçüncü derece kayın hısımlığı nedeniyle TCK 102/3-c uygulanması isabetli bulunmuştur.
Sonuç olarak Yargıtay, üçüncü derece kayın hısmı olan yengeye yönelik cinsel saldırıda TCK 102/3-c’nin uygulanacağını kabul etmiştir. Böylece bentteki “üçüncü derece dâhil” ibaresinin kayın hısımlığı bakımından da doğrudan uygulanacağı ve bu derecedeki hısımlığın cezayı yarı oranında artıracağı ortaya konulmuştur.
Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 14.09.2023, E. 2023/7149, K. 2023/5536
TCK 102/3-c – BALDIZINA SARILIP ÖPMEK İSTEYEN FAILİN MAĞDURENİN DİRENİŞİ NEDENİYLE EYLEMİNİ TAMAMLAYAMAMASI HÂLİNDE CİNSEL SALDIRIYA TEŞEBBÜSLE BİRLİKTE KAYIN HISIMLIĞI NİTELİKLİ HÂLİ UYGULANMALIDIR
Somut olayda sanığın evinde kızının çeyiz merasimi yapılmaktadır. Bu sırada sanık, baldızı olan mağdureyi mutfakta yalnız görmüştür. Sanık mağdureye kendisini öpüp öpemeyeceğini sormuş, ardından mağdurenin üzerine doğru yürüyerek ona sarılmaya ve öpmeye çalışmıştır. Mağdure sanığın hareketlerine rıza göstermemiş, onu iterek kendisinden uzaklaştırmıştır. Bu nedenle sanık amaçladığı fiziksel cinsel teması tamamlayamamıştır.
İlk derece mahkemesi olayda mahkûmiyet için yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle sanığın beraatine karar vermiştir. Ancak Yargıtay 14. Ceza Dairesi mağdurenin aşamalardaki samimi ve tutarlı anlatımlarını, sanık ile mağdure arasında sanığa iftira atılmasını gerektirecek herhangi bir husumetin bulunmamasını ve dosyadaki diğer delilleri birlikte değerlendirmiştir.
Daire, sanığın mağdureye yönelik hareketlerinin sırf sözlü bir cinsel tacizden ibaret olmadığını kabul etmiştir. Sanık mağdureyi öpmek istediğini söylemekle kalmamış, onun üzerine yürümüş ve sarılıp öpmeye yönelik fiziksel icra hareketlerine başlamıştır. Eylemin tamamlanamamasının nedeni sanığın kendi iradesiyle vazgeçmesi değil, mağdurenin sanığı iterek kendisini korumasıdır.
Bu nedenle olayda TCK 35 anlamında teşebbüs koşullarının oluştuğu değerlendirilmiştir. Sanık cinsel saldırının icrasına elverişli hareketlerle doğrudan doğruya başlamış, ancak mağdurenin karşı koyması nedeniyle cinsel teması gerçekleştirememiştir. Böylelikle tamamlanmış cinsel saldırı değil, cinsel saldırıya teşebbüs söz konusudur.
TCK 102/3-c yönünden ise mağdurenin sanığın baldızı olması belirleyicidir. Baldızlık, eşin kız kardeşi olması nedeniyle kayın hısımlığı meydana getirmektedir ve hısımlık derecesi TCK 102/3-c’nin öngördüğü sınırlar içerisindedir. Bu nedenle sanığın fiili tamamlanmış olsaydı TCK 102/1 yanında TCK 102/3-c uygulanacağı gibi, suçun teşebbüs aşamasında kalması da nitelikli hâlin uygulanmasına engel değildir.
Burada nitelikli hâl, failin mağdureye yönelik cinsel saldırı hareketlerine başlaması anında mevcut olan fail-mağdur ilişkisinden kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla penetrasyon veya fiziksel temasın tamamlanması gibi ayrıca bir koşula bağlı değildir. Suçun teşebbüs aşamasında kalması, temel ceza üzerinden teşebbüs indiriminin uygulanmasını gerektirir; fakat hısımlık ilişkisinin hukuki niteliğini ortadan kaldırmaz.
Yargıtay ayrıca mağdurenin olayın gerçekleştiği aile merasimine katılmış olması veya faille aile ilişkisi içerisinde bulunmasını herhangi bir rıza göstergesi olarak değerlendirmemiştir. Aksine mağdurenin sanığı iterek cinsel davranışı engellemesi, sanığın eyleminin mağdurenin iradesine aykırı olduğunu açıkça göstermektedir.
Sonuç olarak Daire, sanığın baldızı olan mağdureyi mutfakta yalnız yakalayıp üzerine yürüyerek sarılıp öpmeye çalışması ve mağdurenin itmesi nedeniyle hareketini tamamlayamaması şeklindeki eylemde beraat kararı verilmesini hukuka aykırı bulmuş; sanığın TCK 102/1, TCK 102/3-c ve TCK 35 hükümleri uyarınca cinsel saldırıya teşebbüsten cezalandırılması gerektiğine karar vermiştir.
Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 17.12.2015, E. 2014/7805, K. 2015/9892
TCK 102/3-c – FAILİN NİTELİKLİ CİNSEL SALDIRININ İCRA HAREKETLERİNDEN GÖNÜLLÜ VAZGEÇMESİ HÂLİNDE, O ANA KADAR TAMAMLANAN CİNSEL DAVRANIŞLAR TCK 102/1 VE HISIMLIK NEDENİYLE TCK 102/3-c KAPSAMINDA CEZALANDIRILIR
Somut olayda sanık, hısımlık ilişkisi içerisinde bulunduğu yetişkin mağdureye karşı nitelikli cinsel saldırı gerçekleştirmeye yönelik hareketlere başlamıştır. Sanığın davranışları organ veya sair cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilecek nitelikli cinsel saldırıya yönelmiş olmakla birlikte, olayın gelişiminde sanığın icra hareketlerini sonuna kadar götürme imkânına sahip olduğu hâlde eylemini tamamlamadığı anlaşılmıştır.
Yerel mahkeme sanığın eylemini TCK 102/2 kapsamında nitelikli cinsel saldırıya teşebbüs olarak değerlendirmiştir. Ancak Yargıtay 14. Ceza Dairesi, teşebbüs ile gönüllü vazgeçme arasındaki ayrım üzerinde durmuştur. TCK 35 anlamında teşebbüsün söz konusu olabilmesi için suçun tamamlanamaması failin elinde olmayan nedenlerden kaynaklanmalıdır.
Somut olayda ise mağdurenin direncinin sanığın aşamayacağı nitelikte olmadığı ve sanığın nitelikli cinsel saldırının icra hareketlerini sürdürerek suçu tamamlayabilecek durumda bulunduğu kabul edilmiştir. Buna rağmen sanık kendi iradesiyle daha ileri aşamaya geçmemiştir. Bu nedenle nitelikli cinsel saldırıya teşebbüs hükümlerinin değil, TCK 36’daki gönüllü vazgeçme hükümlerinin uygulanması gerektiği değerlendirilmiştir.
Gönüllü vazgeçmenin sonucu, failin o ana kadar gerçekleştirdiği bütün hareketlerin cezasız kalması değildir. TCK 36 gereğince fail, vazgeçme anına kadar tamamladığı hareketler bağımsız bir suç oluşturuyorsa yalnızca bu suçtan sorumlu tutulur. Somut olayda da sanığın penetrasyon aşamasına ulaşmadan önce mağdureye yönelik gerçekleştirdiği fiziksel cinsel davranışlar tamamlanmış TCK 102/1 suçunu oluşturmaktadır.
Bu noktada TCK 102/3-c’nin uygulanması ayrıca gündeme gelmektedir. Sanığın nitelikli cinsel saldırının daha ileri icra biçiminden gönüllü vazgeçmesi, mağdure ile arasındaki hısımlık ilişkisini ortadan kaldırmaz. O ana kadar tamamlanan TCK 102/1 kapsamındaki cinsel saldırı, hısımlık ilişkisi içerisinde gerçekleştirilmiş olduğundan TCK 102/3-c uyarınca cezanın artırılması gerekir.
Karar böylelikle TCK 102/2, TCK 102/1, TCK 102/3-c ve TCK 36 arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktadır. Fail penetrasyon kastıyla harekete geçmiş olabilir; ancak bunu gerçekleştirmeden gönüllü biçimde vazgeçmişse nitelikli cinsel saldırıya teşebbüsten ceza verilmez. Buna karşılık vazgeçme anına kadar tamamlanmış cinsel saldırı hareketleri varsa fail bunlardan sorumludur.
Daire ayrıca varsayımsal olarak teşebbüs hükümlerinin uygulanması durumunda dahi önemli bir ceza tayini ilkesi belirtmiştir. Nitelikli cinsel saldırının geçişli suç niteliği dikkate alınarak TCK 102/2’ye teşebbüs nedeniyle belirlenen cezanın, tamamlanmış TCK 102/1 ve somut olayda TCK 102/3-c hükümlerine göre belirlenecek cezanın altında kalmaması gerektiği ifade edilmiştir.
Sonuç olarak Yargıtay, nitelikli cinsel saldırıyı tamamlayabilecek durumda olduğu hâlde kendi iradesiyle penetrasyon aşamasından vazgeçen sanığın TCK 102/2’ye teşebbüsten cezalandırılamayacağını; ancak vazgeçme anına kadar gerçekleştirdiği cinsel davranışların TCK 102/1 kapsamında tamamlanmış cinsel saldırı oluşturması ve mağdurla hısımlık ilişkisi bulunması nedeniyle TCK 102/3-c’nin uygulanması gerektiğini kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 13.11.2019, E. 2015/9859, K. 2019/12428
TCK 102/3-c – MAĞDURENİN İKİNCİ DERECE KAYIN HISMI OLAN SANIK HAKKINDA TCK 102/3-c’NİN UYGULANMAMASI EKSİK CEZA TAYİNİ NİTELİĞİNDEDİR
Somut olayda sanık hakkında yetişkin mağdureye yönelik sarkıntılık suretiyle cinsel saldırı suçundan kamu davası açılmıştır. Yapılan yargılama sonucunda sanığın mağdureye yönelik fiziksel cinsel davranışlarda bulunduğu sabit kabul edilmiş ve sanık TCK 102/1 kapsamında mahkûm edilmiştir. Dosyanın bozma sonrasında yeniden görülmesinde de mahkûmiyet hükmü kurulmuştur.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi temyiz incelemesinde sanığın suçun sübutuna yönelik itirazlarını değerlendirmiş; mahkûmiyet için yeterli ve hukuka uygun delillerin bulunduğunu kabul etmiştir. Ancak dosya içerisindeki aile ve nüfus ilişkileri incelendiğinde, sanığın mağdurenin ikinci derece kayın hısmı olduğu belirlenmiştir.
TCK 102/3-c’nin açık lafzına göre cinsel saldırının üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içerisinde bulunan kişiye karşı gerçekleştirilmesi cezayı artıran nitelikli hâldir. Dolayısıyla ikinci derece kayın hısımlığı, hükmün kapsamına doğrudan girmektedir. Bu durumda sanığın eylemi yalnızca TCK 102/1 kapsamında değerlendirilerek ceza tayin edilmesi yeterli değildir.
Daire, hısımlık ilişkisinin bulunması nedeniyle TCK 102/3-c’nin uygulanması gerektiğini ve bu hükmün uygulama dışı bırakılmasının sanık hakkında eksik ceza tayini sonucunu doğurduğunu açıkça belirtmiştir. Burada ayrıca sanığın hısımlık ilişkisinden kaynaklanan bir nüfuzu kötüye kullanması aranmamıştır. İkinci derece kayın hısımlığının mevcut olması nitelikli hâlin uygulanması için yeterlidir.
Bununla birlikte ceza muhakemesindeki aleyhe bozma yasağı somut dosyada sonucu etkilemiştir. Sanık hakkında verilen hüküm aleyhine Cumhuriyet savcısı veya katılan tarafından sanık aleyhine temyiz bulunmadığından, TCK 102/3-c’nin uygulanmaması suretiyle eksik ceza tayin edilmiş olması sanık aleyhine bozma nedeni yapılamamıştır.
Bu husus maddi ceza hukuku bakımından nitelikli hâlin oluşmadığı anlamına gelmemektedir. Tam tersine Yargıtay, TCK 102/3-c’nin koşullarının mevcut olduğunu açıkça tespit etmiş; yalnızca kanun yolu incelemesinin sınırları nedeniyle sonuç cezayı sanık aleyhine değiştirmemiştir. Dolayısıyla karar, ikinci derece kayın hısımlığının bent kapsamında bulunduğunu teyit eden doğrudan bir örnektir.
Karar ayrıca nitelikli hâllerin re’sen değerlendirilmesi ile aleyhe kanun yolu bulunmamasının sonuçlarını ayırmaktadır. İlk derece mahkemesinin suç vasfını ve uygulanması gereken nitelikli hâlleri doğru biçimde belirlemesi gerekir. Ancak hata sanık lehine sonuç doğurmuş ve hüküm yalnızca sanık tarafından temyiz edilmişse, kanun yolu mahkemesi aleyhe bozma yasağını gözetmek zorundadır.
Sonuç olarak Yargıtay, mağdurenin ikinci derece kayın hısmı olan sanığın cinsel saldırı eyleminde TCK 102/3-c’nin uygulanması gerektiğini ve hükmün uygulanmamasının eksik ceza tayini oluşturduğunu kabul etmiş; ancak sanık aleyhine temyiz bulunmadığından bu hukuka aykırılığı bozma nedeni yapmamıştır.
Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 2024 tarihli karar
TCK 102/3-c – MAĞDUREYİ YATAK ODASINA GÖTÜREREK ORGAN SOKMAK SURETİYLE CİNSEL SALDIRIDA BULUNAN HISIM HAKKINDA TCK 102/1 DEĞİL, TCK 102/2 VE TCK 102/3-c UYGULANMALIDIR
Somut olayda sanığın hısımlık ilişkisi içerisinde bulunduğu yetişkin mağdureye yönelik cinsel davranışları yargılama konusu yapılmıştır. Mağdure özellikle soruşturmanın emniyet ve Cumhuriyet savcılığı aşamalarında sanığın kendisine tecavüz ettiğini açık biçimde anlatmış ve olayın ardından yaşadığı psikolojik etki nedeniyle bileklerini keserek intihara teşebbüs ettiğini ifade etmiştir.
Mağdurenin anlatımları tıbbi ve tanık delilleriyle birlikte değerlendirilmiştir. Şişli Adli Tıp Şube Müdürlüğünce düzenlenen raporda hymenin yapısının yırtılma meydana gelmeksizin penetrasyona elverişli olduğu ve belirli bir bölgede ekimoz bulunduğu tespit edilmiştir. Olaydan sonraki muayenede mağdurenin sol el bileğinde birden fazla yüzeysel kesi bulunduğu da belirlenmiştir. Ayrıca dosyada dinlenen tanıkların anlatımları mağdurenin olay hakkındaki açıklamalarını destekleyen nitelikte görülmüştür.
Yerel mahkeme sanığın mağdureye cinsel saldırıda bulunduğunu kabul etmekle birlikte, eylemi TCK 102/1 kapsamında değerlendirmiş ve hısımlık nedeniyle TCK 102/3-c’yi uygulamıştır. Böylece mahkeme cinsel saldırının gerçekleştiğini kabul etmiş fakat organ sokulması unsurunun sabit olmadığı sonucuna ulaşmıştır.
Yargıtay 14. Ceza Dairesi ise delillerin bu değerlendirilmesine katılmamıştır. Mağdurenin özellikle olayın hemen sonrasındaki aşamalarda verdiği anlatımlar, tıbbi bulgular, olay sonrasında kendisine zarar vermesi ve tanık beyanları bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde, sanığın mağdureyi evin salonundan yatak odasına götürerek organ sokmak suretiyle nitelikli cinsel saldırıda bulunduğunun sabit olduğu kabul edilmiştir.
Bu nedenle olayda TCK 102/1’in uygulanması suç vasfında hata olarak değerlendirilmiştir. Organ sokulması gerçekleştiğinde cinsel saldırı TCK 102/2’deki nitelikli icra biçimine dönüşmektedir. Hısımlık ilişkisi ise bundan bağımsız olarak TCK 102/3-c kapsamında ayrıca ceza artırımını gerektirmektedir.
Karar bu bakımdan TCK 102’nin farklı nitelikli hâllerinin birlikte uygulanmasını göstermektedir. TCK 102/2, saldırının gerçekleştirilme biçimine ilişkin bir düzenlemedir. TCK 102/3-c ise fail ile mağdur arasındaki kişisel ilişkiye dayanan ağırlaştırıcı nedendir. Bu iki özellik aynı olayda birleştiğinde birbirlerini dışlamazlar.
Dolayısıyla hısıma yönelik cinsel saldırının penetrasyon boyutuna ulaşması hâlinde yalnızca TCK 102/3-c ile artırılmış temel cinsel saldırı cezası belirlenemez. Öncelikle TCK 102/2’deki organ veya sair cisim sokma suretiyle nitelikli cinsel saldırı esas alınmalı; ardından hısımlık ilişkisi nedeniyle TCK 102/3-c uyarınca artırım yapılmalıdır.
Sonuç olarak Yargıtay, mağdurenin anlatımları, adli raporlar, olay sonrasındaki davranışları ve tanık beyanlarının birlikte değerlendirilmesi sonucunda sanığın organ sokmak suretiyle cinsel saldırıda bulunduğunun sabit olduğunu kabul etmiş; TCK 102/1 ve 102/3-c yerine TCK 102/2 ile TCK 102/3-c hükümlerinin uygulanması gerektiğine karar vermiştir.
Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 25.12.2013, E. 2012/2183, K. 2013/13901
TCK 102/3-c – MAĞDURE İLE SANIK ARASINDAKİ HISIMLIK İLİŞKİSİ NÜFUS KAYITLARIYLA KESİN OLARAK BELİRLENMEDEN TCK 102/3-c UYGULANARAK CEZA ARTIRILAMAZ
Somut olayda sanık hakkında yetişkin mağdureye karşı organ sokmak suretiyle nitelikli cinsel saldırı suçundan mahkûmiyet hükmü kurulmuş; ayrıca sanık ile mağdure arasında kanunda belirtilen derecede akrabalık ilişkisi bulunduğu kabul edilerek TCK 102/3-c uyarınca ceza artırılmıştır. Ancak dosyanın temyiz incelemesinde, sanık ile mağdure arasındaki akrabalık bağını ve bunun derecesini kesin biçimde gösteren onaylı aile nüfus kayıtlarının dosyaya getirtilmediği anlaşılmıştır.
Yargıtay 5. Ceza Dairesi, TCK 102/3-c’nin uygulanmasının failin cezasını doğrudan artıran bir nitelikli hâl olduğunu dikkate almıştır. Bu nedenle fail ile mağdur arasındaki akrabalık ilişkisinin varsayıma, tarafların soyut anlatımlarına veya yeterli olmayan nüfus bilgilerine dayanılarak kabul edilmesi mümkün değildir. Hısımlığın varlığı kadar bunun derecesinin de açık biçimde belirlenmesi gerekir. Çünkü kanun her türlü akrabalığı değil, üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığını ağırlaştırıcı neden olarak düzenlemiştir.
Bu bakımdan örneğin dördüncü derece kan hısımlığı ile üçüncü derece kan hısımlığı arasında doğrudan ceza hukuku sonucu bakımından fark vardır. Aynı şekilde failin kayın hısımı olduğu bilinmesine rağmen bu ilişkinin hangi derecede bulunduğu belirlenmeden TCK 102/3-c uygulanamaz. Mahkeme öncelikle aile nüfus kayıt tablolarını getirterek fail ile mağduru birbirine bağlayan soy veya evlilik zincirini ortaya koymalıdır.
Yargıtay’ın yaklaşımı, nitelikli hâller bakımından ispat ve kanunilik ilkelerinin birlikte uygulanması gerektiğini göstermektedir. Cinsel saldırının gerçekleştiğinin sabit olması başka, cezanın artırılmasına neden olan özel fail-mağdur ilişkisinin ispatlanması başka bir meseledir. Sanığın TCK 102/2 kapsamındaki eylemi ispatlanmış olsa dahi, TCK 102/3-c’deki hısımlık ayrıca kanıtlanmadığı sürece bu bent uygulanamaz.
Hısımlığın belirlenmesinde esas olarak Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre tutulan resmî nüfus kayıtlarının kullanılması gerekir. Kan hısımlığının derecesi tarafları birbirine bağlayan doğumların sayısıyla belirlenirken, kayın hısımlığında eşlerden biri ile diğer eşin kan hısımları arasındaki ilişki esas alınmaktadır. Bu teknik belirleme yapılmadan mahkemenin yalnızca “akrabadırlar” kabulüyle cezayı yarı oranında artırması yeterli değildir.
Karar aynı zamanda ceza yargılamasında gerekçeli karar yükümlülüğü bakımından da önemlidir. Mahkemenin TCK 102/3-c’yi neden uyguladığını gösterebilmesi için sanık ile mağdur arasındaki hısımlığın türünü ve derecesini belirlemesi, bunu dayandırdığı resmî delili kararında ortaya koyması gerekir. Böylelikle hükmün temyiz denetimi de mümkün hâle gelir.
Sonuç olarak Yargıtay, mağdure ile sanık arasındaki akrabalık ilişkisini gösteren onaylı aile nüfus kayıt tabloları getirtilmeden ve hısımlığın üçüncü derece dâhilinde bulunduğu kesin biçimde belirlenmeden TCK 102/3-c uyarınca cezanın artırılmasını hukuka aykırı bulmuştur. Bu nedenle eksik araştırmayla kurulan hükmün bozulması gerektiği kabul edilmiştir.
Künye: Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 13.10.2008, E. 2008/9129, K. 2008/8308
TCK 102/3-c – EŞİN KIZ KARDEŞİ OLAN BALDIZA KARŞI İŞLENEN CİNSEL SALDIRIDA TCK 102/3-c UYARINCA CEZANIN ARTIRILMAMASI EKSİK CEZA TAYİNİDİR
Somut olayda sanığın yetişkin mağdureye karşı cinsel saldırı niteliğinde davranışlarda bulunduğu sabit kabul edilmiş ve sanık hakkında TCK 102 kapsamında mahkûmiyet hükmü kurulmuştur. Dosyadaki aile ilişkilerinden mağdurenin sanığın eşinin kız kardeşi, yani sanığın baldızı olduğu anlaşılmıştır. Buna rağmen ilk derece mahkemesi belirlediği temel cezayı TCK 102/3-c uyarınca artırmamıştır.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi, öncelikle TCK 102/3-c’nin kapsamını değerlendirmiştir. Kanun, cinsel saldırının üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içerisinde bulunan kişiye karşı işlenmesini daha ağır cezayı gerektiren bir hâl olarak düzenlemiştir. Baldızlık, evlilik nedeniyle meydana gelen kayın hısımlığı ilişkilerinden biridir ve kanunun öngördüğü derece sınırları içerisindedir.
Bu nedenle sanığın mağdure ile doğrudan kan bağı bulunmaması sonucu değiştirmemektedir. TCK 102/3-c yalnızca kan hısımlarını değil, açıkça kayın hısımlarını da kapsamaktadır. Eşin kız kardeşiyle olan kayın hısımlığı, hükmün uygulanması bakımından yeterlidir. Ayrıca sanığın bu hısımlığın sağladığı nüfuzu kötüye kullandığının ispatlanması aranmaz.
Bent bu yönüyle TCK 102/3-b’den ayrılmaktadır. Kamu görevi veya hizmet ilişkisi bakımından failin o ilişkiden kaynaklanan nüfuzu kötüye kullanması gerekirken, hısımlık bendinde böyle bir ek koşul yoktur. Kanunda belirtilen derecede hısımlığın bulunması ve failin bu ilişkiyi bilerek mağdura karşı cinsel saldırı suçunu işlemesi yeterlidir.
Daire bu nedenle mahkemece önce TCK 102/1 veya somut fiilin niteliğine göre ilgili temel hüküm uyarınca cezanın belirlenmesi, ardından mağdurenin sanığın baldızı olması nedeniyle TCK 102/3-c uyarınca bu cezanın yarı oranında artırılması gerektiğini belirtmiştir. Nitelikli hâlin uygulanmaması sanığın olması gerekenden daha az ceza alması sonucunu doğurmuştur.
Karar, özellikle kayın hısımlığının ceza hukukundaki etkisinin belirlenmesi bakımından önem taşımaktadır. Baldız, kayınbirader, kayınvalide veya kayınpeder gibi ilişkiler bakımından somut derece Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre belirlenir. Derece üçüncü derece sınırları içerisindeyse TCK 102/3-c uygulanır.
Yargıtay ayrıca bu ağırlaştırıcı nedenin fail ile mağdur arasında hısımlık ilişkisi bulunduğunun ve failin bu olguyu bildiğinin kabul edilmesine bağlı olduğunu esas almaktadır. Somut olayda sanığın mağdurenin eşinin kız kardeşi olduğunu bilmediğine ilişkin herhangi bir durum bulunmadığından, nitelikli hâlin manevi unsur yönünden uygulanmasına da engel yoktur.
Sonuç olarak Yargıtay, sanığın cinsel saldırı eylemini eşinin kız kardeşi olan mağdureye karşı gerçekleştirmesi karşısında TCK 102/3-c’nin uygulanmasının zorunlu olduğunu, bu artırımın yapılmamasının eksik ceza tayini niteliğinde bulunduğunu kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 23.11.2022, E. 2021/3913, K. 2022/10389
TCK 102/3-c – DAYININ EŞİ OLAN YENGEYE KARŞI İŞLENEN CİNSEL SALDIRIDA KAYIN HISIMLIĞI NEDENİYLE TCK 102/3-c UYGULANMALIDIR
Somut olayda sanığın yetişkin mağdureye yönelik cinsel saldırı niteliğindeki davranışları yargılama konusu yapılmış; dosya kapsamından mağdurenin sanığın dayısının eşi olduğu anlaşılmıştır. İlk derece mahkemesi sanığın fiilini hukuken daha ağır bir suç biçiminde değerlendirmiş, ancak dosyanın Yargıtay incelemesinde hem suç vasfı hem de sanık ile mağdure arasındaki kayın hısımlığının cezaya etkisi ayrıca tartışılmıştır.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi, mağdurenin sanığın dayısının eşi olması nedeniyle taraflar arasında TCK 102/3-c kapsamında kayın hısımlığı bulunduğunu kabul etmiştir. Kanun koyucu üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı içerisinde bulunan kişilere karşı cinsel saldırıyı daha ağır cezalandırmıştır. Bu nedenle mağdurenin sanığın doğrudan kan hısmı olmaması, nitelikli hâlin uygulanmasına engel değildir.
Daire ayrıca suç vasfının tayininde eylemin fiilî yoğunluğunun doğru belirlenmesi gerektiğini vurgulamıştır. Somut hareketler organ veya sair cisim sokma aşamasına ulaşmamışsa, sırf failin daha ileri bir cinsel davranış gerçekleştirme niyetinin bulunduğundan hareketle TCK 102/2’ye teşebbüs hükümleri uygulanamaz. Failin dış dünyaya yansıyan ve sabit olan hareketlerinin hangi suç tipini oluşturduğu esas alınmalıdır.
Bu nedenle eylemin TCK 102/1 kapsamında kaldığı bir durumda, mağdurun sanığın dayısının eşi olması nedeniyle belirlenen cezanın ayrıca TCK 102/3-c uyarınca artırılması gerekir. Bir başka anlatımla hısımlık nitelikli hâli, saldırının TCK 102/1 veya 102/2 kapsamında bulunmasından bağımsız olarak uygulanabilir.
Karar bu yönüyle TCK 102/3-c’nin saldırının icra biçiminden değil, taraflar arasındaki kişisel ve ailevi ilişkiden kaynaklandığını bir kez daha göstermektedir. Failin hareketi sarkıntılık, temel cinsel saldırı veya organ sokma suretiyle nitelikli cinsel saldırı olabilir; kanunda belirtilen hısımlık mevcutsa ilgili temel veya nitelikli ceza üzerinden ayrıca yarı oranında artırım yapılacaktır.
Yargıtay, hısımlığın uygulanması bakımından failin bu ilişkinin sağladığı özel bir otoriteyi veya güven ortamını kullanmış olmasını da aramamıştır. Bu hususlar somut olayda cezanın bireyselleştirilmesi sırasında değerlendirilebilir; ancak TCK 102/3-c’nin objektif uygulama koşulu, kanunda sayılan hısımlık ilişkisinin bulunmasıdır.
Sonuç olarak Daire, mağdurun sanığın dayısının eşi olması nedeniyle TCK 102/3-c kapsamındaki kayın hısımlığı nitelikli hâlinin uygulanması gerektiğini, sanığın fiilinin doğru suç vasfı belirlendikten sonra cezanın bu hüküm uyarınca artırılması zorunluluğunu kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 24.03.2022, E. 2021/2468, K. 2022/2879
TCK 102/3-c Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu
| Somut Durum | Yargıtay Nitelendirmesi | Gerekçenin Özü |
|---|---|---|
| Üçüncü derece kan hısmına karşı fiil | TCK 102/3-c | Amca, dayı, hala, teyze ve yeğen kapsamdadır |
| Kayın hısımlığına dayalı fiil | TCK 102/3-c | Evlilikle kurulan hısımlık da bent kapsamındadır |
| Üvey ilişkide işlenen fiil | TCK 102/3-c | Üvey baba, üvey ana ve üvey kardeş açıkça sayılmıştır |
| Dördüncü derece hısma karşı fiil | Bent uygulanmaz | Sayım üçüncü dereceyle sınırlıdır |
| Hısımlık derecesinin belirlenmemesi | Eksik inceleme | Nüfus kayıtlarıyla derece tespiti zorunludur |
Serinin diğer yazıları için TCK 102/3-b nüfuzun kötüye kullanılması suretiyle cinsel saldırı, TCK 102/3-d silahla veya birden fazla kişiyle cinsel saldırı ile koruma tedbirleri için 6284 sayılı Kanun rehberimizi inceleyebilirsiniz.
Hukuki araçlarımızla süreçlerinizi kendiniz de takip edebilirsiniz:
Sık Sorulan Sorular
TCK 102/3-c nedir?
TCK 102/3-c, cinsel saldırının üçüncü derece dahil kan veya kayın hısmına karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş, evlat edinen veya evlatlık tarafından işlenmesini düzenleyen nitelikli haldir; cezalar yarı oranında artırılır.
Hangi akrabalar bent kapsamındadır?
Üçüncü dereceye kadar kan hısımları (anne, baba, çocuk, kardeş, büyükanne, büyükbaba, torun, amca, dayı, hala, teyze, yeğen) ile aynı derecelere kadar kayın hısımları kapsamdadır; dördüncü derece ve ötesi kapsam dışıdır.
Üvey kardeşe karşı fiil bu bende girer mi?
Evet. Üvey baba, üvey ana ve üvey kardeş bentte açıkça sayılmıştır; kan bağı bulunmaması artırımı engellemez.
TCK 102/3-c cezası ne kadar?
Temel şekil üzerinden 7 yıl 6 ay – 15 yıl, sarkıntılıkta 3 – 7,5 yıl; organ veya cisim sokulması halinde 18 yıldan 20 yıla kadar hapistir.
Aile içi cinsel saldırıda şikayet gerekir mi?
Hayır. Nitelikli haller şikayete bağlı değildir; mağdur şikayetçi olmasa veya vazgeçse bile dosya kamu adına yürütülür. Eşe karşı organ sokulması halindeki özel şikayet istisnası saklıdır.
Bu fiil boşanma ve velayeti etkiler mi?
Evet. Fiil, boşanmada ağır kusur nedeni olup velayet ve kişisel ilişki düzenlemelerinde belirleyicidir; ayrıca koruma tedbirleri ceza dosyasından bağımsız olarak derhal istenebilir.
TCK 102/3-c davasında avukat desteği neden önemli?
Derece hesabı, üvey ilişkinin ispatı ve aile içi beyan dinamiklerinin denetimi bu dosyaların teknik omurgasıdır. Avukatlık hizmetleri TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ücretlidir.
Av. Çağrı Ayboğa Kimdir?
Av. Çağrı Ayboğa, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur ve yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Ankara Barosuna kayıtlı olarak (Sicil No: 34507) Ayboğa + Partners Avukatlık Bürosunun kurucu avukatı sıfatıyla ağırlıklı olarak ceza hukuku alanında çalışmakta; cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda hem müdafilik hem mağdur vekilliği görevi yürütmektedir. Bu yazı, TCK 102/3-c hısımlığa ve üvey ilişkiye karşı cinsel saldırı konusundaki güncel Yargıtay içtihatları taranarak hazırlanmıştır ve bilgilendirme amaçlıdır; somut olaya özgü hukuki danışmanlık yerine geçmez.
TCK 102/3-c Kapsamındaki Cinsel Saldırı Dosyasında Ankara Ceza Avukatı Desteği
Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda nitelendirme, beyan delilinin denetimi ve usul güvencelerinin takibi sonucu kökten değiştirir. TCK 102 cinsel saldırı suçu rehberimizi inceleyebilir, dosyanız için Ankara ceza avukatı desteği alabilirsiniz.