
TCK 102/3-b Güncelleme Tarihi: 21 Ağustos 2026 | Av. Çağrı Ayboğa
TCK 102/3-b nedir? TCK 102/3-b, cinsel saldırının kamu görevinin, vesayet veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesini düzenleyen nitelikli haldir. Amirin memura, işverenin çalışana, vasinin kısıtlıya karşı konumunun sağladığı otoriteyi kullanarak işlediği fiiller bu kapsamdadır. Verilen cezalar yarı oranında artırılır; nüfuz ile fiil arasında araçsal bağ bulunması şarttır.
Bazı saldırılar güçle değil, konumla işlenir: Maaşını ödeyen işveren, sicilini yazan amir, malvarlığını yöneten vasi. Mağdurun itiraz etme gücünü elinden alan şey fiziksel üstünlük değil, failin elindeki otoritedir. TCK 102 cinsel saldırı suçu bu güç asimetrisini nitelikli hal sayar: TCK 102/3-b.
Bu yazıda kamu görevi, vesayet ve hizmet ilişkisi kavramlarını, nüfuz bağının nasıl kurulduğunu ve sekiz emsal Yargıtay kararını birebir metinleriyle inceliyoruz. Temas içermeyen fiillerdeki paralel düzenleme için TCK 105/2-a rehberimize bakabilirsiniz.
İçindekiler
TCK 102/3-b Nedir?
TCK 102/3-b, failin mağdur üzerindeki otorite konumuna bağlı bir nitelikli haldir. Üç kaynak sayılmıştır: kamu görevinin sağladığı nüfuz (amir-memur, görevli-vatandaş ilişkisi), vesayetin sağladığı nüfuz (vasi-kısıtlı ilişkisi) ve hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz (işveren-çalışan, yönetici-personel ilişkisi). Bendin anahtarı araçsallıktır: İlişkinin varlığı yetmez; fail, bu ilişkinin kendisine verdiği otoriteyi, bağımlılığı veya denetim gücünü fiili gerçekleştirmenin aracı yapmış olmalıdır.
TCK 102 Kanun Metni
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 102. maddesinin yürürlükteki tam metni aşağıdadır; bu yazının konusu işaretlenmiştir. Resmi metin için mevzuat.gov.tr üzerindeki 5237 sayılı Kanuna bakabilirsiniz.
Cinsel saldırı
Madde 102 – (1) (Değişik: 18/6/2014-6545/58 md.) Cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlâl eden kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel davranışın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on iki yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Bu fiilin eşe karşı işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturmanın yapılması mağdurun şikâyetine bağlıdır.
(3) Suçun;
a) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
b) Kamu görevinin, vesayet veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
c) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş, evlat edinen veya evlatlık tarafından,
d) Silahla veya birden fazla kişi tarafından birlikte,
e) İnsanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,
işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilen cezalar yarı oranında artırılır.
(4) Cinsel saldırı için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.
(5) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.
Nüfuz Bağı Nasıl Kurulur?
- Kamu görevi: Görevin sağladığı yetki ve otoritenin mağdur üzerinde baskı oluşturacak biçimde kullanılması aranır; görevlinin mesai dışında, göreviyle bağlantısız fiili bent kapsamına girmez.
- Vesayet: Vasinin, kayyımın veya fiilen vesayet benzeri denetim yürüten kişinin, bu konumun yarattığı bağımlılığı kullanması bendin tipik görünümüdür.
- Hizmet ilişkisi: İş sözleşmesine dayalı hiyerarşi en sık uygulama alanıdır: İşin devamı, ücret ve sicil üzerindeki güç, mağdurun karşı koyma iradesini baskılamada araç yapılmışsa artırım uygulanır. Eşit konumdaki çalışanlar arasındaki fiillerde bent devreye girmez; bu fiiller koşullarına göre temel hükümler veya işyeri bağlamındaki diğer düzenlemeler üzerinden değerlendirilir.
- İspat: Aşağıda birebir verdiğimiz kararların gösterdiği gibi, nüfuzun araçsallaştığı; mesajlar, tanık anlatımları, işyeri kayıtları ve olayın gelişimiyle ortaya konulmalıdır.
TCK 102/3-b Cezası Ne Kadar?
- Temel şekil üzerinden: Yedi buçuk yıldan on beş yıla kadar hapis.
- Sarkıntılık üzerinden: Üç yıldan yedi buçuk yıla kadar hapis.
- Organ veya cisim sokulmasında: Alt sınır on sekiz yıldır.
- Görev suçlarıyla ilişki: Fail kamu görevlisiyse mahkumiyet, ceza yargılamasından bağımsız yürüyen disiplin süreci ve memuriyet sonuçları doğurur.
Şikayet, Tutuklama ve Yargılama
- Şikayet: Nitelikli haller şikayete tabi değildir; bent koşulları gerçekleştiğinde soruşturma kendiliğinden yürütülür.
- Uzlaştırma: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda uzlaştırma yolu kapalıdır; taraflar anlaşsa dahi dosya kamu adına yürütülür.
- Tutuklama: Fiil 102/2 boyutundaysa katalog kapsamında tutuklama nedeni var sayılabilir; temel şekil üzerinden artırımda genel koşullar uygulanır.
- Görevli mahkeme: Artırımlı üst sınırlar nedeniyle dosyalar kural olarak ağır ceza mahkemesinde görülür; sarkıntılık düzeyinde kalan fiillerde asliye ceza mahkemesi görevlidir.
- İspat rejimi: Bu suçlar çoğu zaman tanıksız ortamlarda işlendiğinden mağdur beyanı merkezi delildir; ancak beyanın mahkumiyete yeterliliği, iç tutarlılık ve dış doğrulama ölçütleriyle denetlenir. Ayrıntılar için cinsel suçlarda ispat ve mağdur beyanı delili rehberimize bakabilirsiniz.
- İnfaz rejimi: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda koşullu salıverilme oranı süreli hapiste dörtte üçtür; infaz hesabı için infaz hesaplama aracımızı kullanabilirsiniz.
Avukata Sor: TCK 102/3-b Dosyanızı Birlikte Değerlendirelim
Nüfuzun fiilde araç olarak kullanılıp kullanılmadığı bu bendin tek büyük sorusudur; iş ve görev ilişkisinin varlığı tek başına artırım doğurmaz. Sorularınız için bize ulaşabilirsiniz.
Danışmanlık Ücretlidir: Hukuki danışmanlık hizmetlerimiz, 2025-2026 TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAUT) uyarınca ücrete tabidir.
TCK 102/3-b Yargıtay Kararları
Aşağıdaki sekiz emsal karar, bu hükmün uygulamadaki sınırlarını çizen kararlardır ve özet metinleri birebir aktarılmıştır.
TCK 102/3-b – KAMU GÖREVLİSİ OLMAK TEK BAŞINA NİTELİKLİ HÂL İÇİN YETERLİ DEĞİLDİR; GÖREVİN MAĞDUR ÜZERİNDE GÜÇ VE OTORİTE OLUŞTURMASI VE BU NÜFUZUN CİNSEL SALDIRIDA KÖTÜYE KULLANILMASI GEREKİR
Somut olayda sanık, Zonguldak Verem Savaş Polikliniğinde röntgen teknisyeni olarak görev yapmaktadır. Mağdur film çekimi yaptırmak amacıyla sağlık kuruluşuna gelmiş ve sanık tarafından röntgen çekimi gerçekleştirilmiştir. Mağdur, çekim sırasında sanığın kendisine cinsel nitelikte fiziksel temasta bulunduğunu ileri sürmüş; sanık ise hareketlerinin mesleğinin ve röntgen çekiminin gerektirdiği işlemler olduğunu savunmuştur. İlk derece mahkemesi sanığı sarkıntılık suretiyle cinsel saldırıdan mahkûm etmiş ve kamu görevinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanıldığı gerekçesiyle TCK 102/3-b uyarınca cezayı artırmıştır.
Yargıtay öncelikle olayın sübutu bakımından eksik araştırma bulunduğunu belirtmiştir. Mağdurun anlatımlarındaki çelişkiler, sanık savunması ve tanık beyanları karşısında röntgen çekimi konusunda uzman bir bilirkişinin dinlenmesi; sanığın gerçekleştirdiği temasların tıbbi işlemin olağan gereği olup olmadığının belirlenmesi gerektiği kabul edilmiştir. Mesleki zorunluluk kapsamında gerçekleştirilen fiziksel temas ile cinsel amaçlı temasın birbirinden ayrılması gerektiğinden, bu teknik mesele açıklığa kavuşturulmadan mahkûmiyet kurulması doğru bulunmamıştır.
Daire bunun yanında TCK 102/3-b’nin uygulanması konusunda son derece önemli bir ilke ortaya koymuştur. Sanığın kamu görevlisi olması veya eylemi kamu görevinin yürütüldüğü yerde gerçekleştirmesi, tek başına bu bent uyarınca cezanın artırılmasını gerektirmez. Kanun, “kamu görevinin sağladığı kolaylıktan faydalanılması” dememekte; kamu görevinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılmasını aramaktadır.
Nüfuz kavramı bakımından failin görevinin mağdur üzerinde belirli bir güç ve otorite oluşturması gerekir. Bunun yanında bu otoritenin mağdurun direncini kırması veya mağdurun görev ilişkisi nedeniyle failden çekinerek cinsel davranışa etkili biçimde karşı koyamamasına yol açması aranmalıdır. Dolayısıyla fail ile mağdur arasındaki kamu görevi ilişkisinin somut olayda cinsel saldırının gerçekleştirilmesini kolaylaştıran özel bir üstünlük ilişkisi yaratması gerekir.
Yargıtay’a göre bunun gerçekleşebilmesi için kamu görevinin mağdur yönünden belirli ölçüde zorunlu veya icbar edici bir nitelik taşıması önemlidir. Failin yalnızca mesleğinin sağladığı fiziksel yakınlaşma imkânından yararlanması, nüfuzun kötüye kullanılmasıyla aynı değildir. Örneğin görevin fail ile mağduru aynı ortamda buluşturması veya fiziksel teması kolaylaştırması tek başına TCK 102/3-b’yi oluşturmaz.
Somut olayda röntgen teknisyeni olan sanığın mağdur üzerinde bu anlamda bir otorite veya nüfuza sahip olduğu ortaya konulamamıştır. Mağdurun sanığın görevi nedeniyle onun emir ve talimatlarına uymak zorunda kalması veya karşı koyma iradesinin bu görev ilişkisi nedeniyle kırılması şeklinde bir durum tespit edilmemiştir. Bu nedenle sanığın kamu görevlisi sıfatı, somut olayda cezayı artırmak için yeterli görülmemiştir.
Karar TCK 102/3-b bakımından “görevin sağladığı kolaylık” ile “görevin sağladığı nüfuz” arasındaki ayrımı açık biçimde ortaya koymaktadır. Bir kamu görevlisi mesleği sayesinde mağdurla yalnız kalma fırsatı bulmuş veya mağdura fiziksel olarak yaklaşabilmiş olabilir. Bu durum başka delillerle birlikte suçun işlenmesini açıklayabilir; ancak TCK 102/3-b’nin uygulanabilmesi için ayrıca mağdur üzerinde görevin doğurduğu güç ve otoritenin kötüye kullanıldığının gösterilmesi gerekir.
Sonuç olarak Yargıtay, röntgen teknisyeninin kamu görevlisi olmasının ve film çekimi sırasında mağdurla fiziksel yakınlık kurabilmesinin tek başına TCK 102/3-b kapsamında kabul edilemeyeceğini; kamu görevinin mağdur üzerinde nüfuz oluşturduğunun ve bu nüfuzun cinsel saldırıyı gerçekleştirmek amacıyla kötüye kullanıldığının somut olarak belirlenmesi gerektiğini kabul etmiştir. Bu koşullar bulunmadığı hâlde TCK 102/3-b uygulanarak cezanın artırılması hukuka aykırı bulunmuştur.
Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 10.11.2020, E. 2020/7953, K. 2020/4860
TCK 102/3-b – İŞVERENİN KENDİ İŞYERİNDE ÇALIŞAN MAĞDURENİN KALÇASINA DOKUNMASI ŞEKLİNDEKİ CİNSEL SALDIRIDA, İŞVERENLİK SIFATININ MAĞDUR ÜZERİNDE OLUŞTURDUĞU OTORİTENİN KÖTÜYE KULLANILMASI NİTELİKLİ HÂLİ OLUŞTURUR
Somut olayda mağdure, sanığa ait işyerinde yaklaşık bir haftadır tezgâhtar olarak çalışmaktadır. Mağdurenin anlatımına göre sanık, işe başladığı tarihten itibaren kendisine cinsel içerikli sorular sormuş, çeşitli sözlerle rahatsız etmiş ve işyerindeki fiziksel yakınlığı kullanarak davranışlarını sürdürmüştür. Olay günü mağdure ayakkabı kutularını işyerinin arka kısmına götürmüş; kutuları yerleştirmek amacıyla eğildiği sırada arkasından gelen sanık mağdurenin kalçasına dokunmuştur. Uyuşmazlık, bu temasın cinsel saldırı oluşturmasının yanında TCK 102/3-b kapsamında hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılması suretiyle gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği noktasında yoğunlaşmıştır.
Dosyanın yargısal süreci de bu bent bakımından oldukça önemlidir. İlk derece mahkemesi sanığın işveren konumunda bulunduğunu ve mağdurenin onun yanında çalışan işçi olduğunu dikkate alarak TCK 102/3-b hükmünü uygulamıştır. Yargıtay 9. Ceza Dairesi ise ilk incelemesinde hizmet ilişkisinin bulunmasının tek başına yeterli olmadığı, sanığın bu ilişkiden doğan nüfuzu cinsel saldırının gerçekleştirilmesinde kullandığının ayrıca ortaya konulması gerektiği düşüncesiyle nitelikli hâlin uygulanmasına karşı çıkmıştır. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazıyla mesele Ceza Genel Kurulunun önüne gelmiştir.
Ceza Genel Kurulu, TCK 102/3-b’deki “nüfuz” kavramının yalnızca fail ile mağdur arasında biçimsel bir hizmet sözleşmesinin bulunmasını ifade etmediğini belirtmiştir. Nüfuz; failin sahip olduğu konum nedeniyle mağdur üzerinde güç, otorite, söz geçirme veya kararlarını etkileme imkânına sahip olmasıdır. Dolayısıyla hizmet ilişkisinin bulunmasının yanında, bu ilişkinin fail lehine bir üstünlük ve mağdur bakımından bir bağımlılık doğurması önem taşımaktadır.
Somut olayda sanık sıradan bir çalışma arkadaşı değildir. İşyerinin sahibi ve mağdurenin işvereni konumundadır. Mağdure ise sanığın yanında henüz yaklaşık bir haftadır çalışmaktadır. İşverenin çalışan üzerinde işin devamı, çalışma koşulları ve iş ilişkisinin sürdürülmesi bakımından sahip olduğu yetkiler, taraflar arasında belirgin bir güç farklılığı oluşturmaktadır. Ceza Genel Kurulu, bu ilişkinin sanığın mağdure üzerinde güç ve otorite sahibi olmasına yol açtığını kabul etmiştir.
Kurul ayrıca mağdurenin bu otorite nedeniyle sanığın davranışlarına karşı koyma imkânının etkilendiğini değerlendirmiştir. TCK 102/3-b’nin uygulanabilmesi için failin mağdura açıkça “karşı koyarsan seni işten çıkarırım” demesi gibi doğrudan bir tehdidin bulunması zorunlu değildir. Hizmet ilişkisinin yapısından doğan bağımlılık ve işverenin çalışan üzerindeki otoritesi, somut olayın özellikleri itibarıyla mağdurun direncini kırabilecek nitelikteyse nüfuzun varlığı kabul edilebilir.
Bu noktada Ceza Genel Kurulu, hizmet ilişkisinin sağladığı kolaylık ile nüfuzun kötüye kullanılmasını birbirinden ayırmıştır. Failin mağdurla aynı işyerinde bulunması nedeniyle onunla yalnız kalma veya fiziksel olarak yaklaşma fırsatı elde etmesi tek başına TCK 102/3-b bakımından yeterli değildir. Ancak fail aynı zamanda mağdur üzerinde işverenlikten kaynaklanan otoriteye sahipse ve cinsel saldırısını bu üstün konum içerisinde gerçekleştiriyorsa mesele yalnızca işyerinin sağladığı fiziksel kolaylıktan ibaret değildir.
Somut olayda mağdurenin sanığa ait işyerinde çalışan konumunda bulunması, sanığın işveren olması ve olayın iş ilişkisi devam ederken işyerinde gerçekleşmesi birlikte değerlendirilmiştir. Ceza Genel Kurulu, işveren konumundaki sanığın mağdure üzerinde hizmet ilişkisinden doğan güç ve otoritesinin bulunduğunu, bu otoritenin mağdurenin direncini kırabilecek nitelikte olduğunu ve sanığın cinsel saldırıyı bu nüfuzu kötüye kullanarak gerçekleştirdiğini kabul etmiştir.
Kararın ayrıca güncel içtihat bakımından özel bir önemi bulunmaktadır. Ceza Genel Kurulu, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin TCK 102/3-b’nin uygulanmaması yönündeki bozmasını kaldırmış ve ilk derece mahkemesinin nitelikli hâli uygulayan hükmünü onamıştır. Böylelikle özellikle işveren-işçi ilişkisinde işverenin çalışan üzerindeki otoritesinin somut olayın koşullarına göre TCK 102/3-b anlamında nüfuz oluşturabileceği açıkça kabul edilmiştir.
Sonuç olarak sanığın yaklaşık bir haftadır kendi işyerinde çalışan mağdurenin kalçasına dokunması şeklindeki eyleminde, taraflar arasındaki işveren-işçi ilişkisi sıradan bir çalışma birlikteliği olarak görülmemiştir. Sanığın işveren sıfatından kaynaklanan güç ve otoritesinin mağdurenin direncini etkileyebilecek nitelikte olduğu ve cinsel saldırının bu nüfuz kötüye kullanılarak işlendiği kabul edilerek TCK 102/3-b’nin uygulanması gerektiğine karar verilmiştir.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 11.02.2026, E. 2023/449, K. 2026/87
TCK 102/3-b – AYNI İŞYERİNDE ÇALIŞMAK TEK BAŞINA HİZMET İLİŞKİSİNİN SAĞLADIĞI NÜFUZUN KÖTÜYE KULLANILDIĞINI GÖSTERMEZ; FAILİN MAĞDUR ÜZERİNDE İŞVERENLİKTEN VEYA BENZER YETKİLERDEN KAYNAKLANAN OTORİTESİ BULUNMALIDIR
Somut olayda sanık ile mağdure aynı işyerinde çalışmaktadır. Sanığın mağdureye arkadan sarılması ve onu öpmesi şeklindeki fiziksel temaslarının cinsel nitelikte olduğu kabul edilmiştir. Hareketlerin kısa süreli, ani ve kesintili olması nedeniyle eylem sarkıntılık düzeyinde cinsel saldırı olarak değerlendirilmiştir. Bununla birlikte yerel mahkeme, tarafların aynı işyerinde çalışmasını dikkate alarak hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanıldığı gerekçesiyle TCK 102/3-b uyarınca artırım yapmıştır.
Yargıtay 14. Ceza Dairesi, TCK 102/3-b’nin uygulanabilmesi için hizmet ilişkisinin varlığının tek başına yeterli olmadığını belirtmiştir. Aynı işyerinde çalışmak, fail ile mağdur arasında mutlaka nüfuz ilişkisi bulunduğu anlamına gelmez. Özellikle iki çalışanın eşit veya birbirinden bağımsız pozisyonlarda bulunması durumunda, yalnızca işyeri arkadaşlığı üzerinden cezayı artıran bu nitelikli hâlin uygulanması mümkün değildir.
Daireye göre hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzdan söz edilebilmesi için sanığın mağdur üzerinde belirli yetkilere sahip olması gerekir. Sanığın mağduru işe alma veya işten çıkarma, ücretini belirleme yahut çalışma ilişkisini etkileyen benzeri yetkilere sahip olması, mağdur üzerinde ekonomik ve mesleki bir otorite doğurabilir. TCK 102/3-b’nin amacı da failin bu tür bir üstünlüğü cinsel saldırıyı gerçekleştirmek amacıyla kötüye kullanmasını daha ağır biçimde cezalandırmaktır.
Dolayısıyla “hizmet ilişkisi” kavramı, aynı işyerinde çalışan herkes arasında karşılıklı olarak bulunduğu kabul edilebilecek sınırsız bir ilişki değildir. Nitelikli hâlin merkezinde hizmet ilişkisinin kendisi değil, bu ilişkinin fail lehine oluşturduğu nüfuz bulunmaktadır. Fail mağdurun çalışma koşullarını etkileyebilecek veya onun üzerinde mesleki otorite kurabilecek bir konumda değilse, aynı işyerinde bulunmanın sağladığı fırsat TCK 102/3-b için yeterli değildir.
Bu ayrım özellikle ceza hukukunda nitelikli hâllerin dar yorumlanması ilkesi bakımından önemlidir. Failin mağdurla işyerinde karşılaşması, yalnız kalması veya iş ortamının sağladığı yakınlıktan yararlanması suçun işlenmesini kolaylaştırabilir. Fakat kanun koyucu “hizmet ilişkisinin sağladığı kolaylıktan faydalanılması” şeklinde bir nitelikli hâl öngörmemiştir. Aranan husus, hizmet ilişkisinin doğurduğu nüfuzun kötüye kullanılmasıdır.
Somut olayda sanığın mağdure üzerinde işe alma, işten çıkarma veya ücret belirleme gibi yetkilerinin bulunduğunun ortaya konulamaması karşısında, hizmet ilişkisinden doğan özel bir otorite ilişkisi tespit edilememiştir. Bu nedenle cinsel saldırının işyerinde veya çalışanlar arasında gerçekleşmiş olması, temel cezanın TCK 102/3-b uyarınca artırılmasını haklı kılmamaktadır.
Karar aynı zamanda TCK 102/3-b’nin uygulanmasında iki aşamalı bir inceleme yapılması gerektiğini göstermektedir. Önce fail ile mağdur arasında kamu görevi, vesayet veya hizmet ilişkisinden kaynaklanan bir nüfuzun bulunup bulunmadığı belirlenmeli; ardından mevcutsa bu nüfuzun cinsel saldırının işlenmesinde kötüye kullanılıp kullanılmadığı araştırılmalıdır. İlk aşamada nüfuz ilişkisi yoksa ikinci aşamaya geçilmesine gerek bulunmamaktadır.
Sonuç olarak Yargıtay, sanığın mağdureye arkadan sarılıp öpmesi şeklindeki eylemini sarkıntılık düzeyinde cinsel saldırı olarak kabul etmekle birlikte, salt aynı işyerinde çalışılmasını TCK 102/3-b’nin uygulanması için yeterli görmemiştir. Hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzun varlığından söz edilebilmesi için sanığın mağdurun çalışma ilişkisi üzerinde belirli bir güç ve otoriteye sahip olması gerektiği kabul edilmiştir.
Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 20.04.2021, E. 2016/12977, K. 2021/3218
TCK 102/3-b – BİRİM SORUMLUSU OLARAK AYNI İŞYERİNDE ÇALIŞAN SANIK İLE MAĞDURELER ARASINDA İŞVEREN-İŞÇİ NİTELİĞİNDE HİZMET İLİŞKİSİ BULUNMADIĞINDA TCK 102/3-b UYGULANAMAZ
Somut olayda sanık ile iki mağdure, cep telefonu kılıfı üretimi yapılan bir fabrikada çalışmaktadır. Sanık fabrikanın sahibi veya mağdurelerin doğrudan işvereni olmayıp başkasına ait firmada “birim sorumlusu” olarak görev yapmaktadır. Sanığın aynı işyerinde çalışan reşit mağdurelere yönelik fiziksel temas içeren cinsel davranışlarda bulunduğu kabul edilmiş ve yerel mahkeme her iki mağdure bakımından da TCK 102/3-b’yi uygulayarak cezada artırım yapmıştır.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi, öncelikle sanığın fiziksel temaslarının kısa süreli, ani ve kesintili gerçekleşmesi nedeniyle sarkıntılık düzeyinde kaldığını değerlendirmiştir. Ancak kararın TCK 102/3-b bakımından asıl önemi, sanığın işyerindeki “birim sorumlusu” sıfatının tek başına hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılması için yeterli görülmemesidir.
Daire, hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılmasından söz edilebilmesi için sanığın yazılı veya sözlü bir hizmet ilişkisi kapsamında kendisine bağlı çalışan mağdur üzerinde belirli yetkilere sahip bulunması gerektiğini belirtmiştir. Özellikle işe alma, işten çıkarma ve ücret belirleme gibi yetkiler failin mağdurun çalışma hayatı üzerinde doğrudan tasarrufta bulunabildiğini gösteren tipik örneklerdir. Bu tür yetkilerin sağladığı üstünlüğün cinsel saldırıda kullanılması hâlinde TCK 102/3-b uygulanabilir.
Somut olayda ise sanık başkasına ait firmada çalışan birim sorumlusudur. Çoğunluk görüşüne göre dosya içeriğinden mağdurelerle sanık arasında kanunun aradığı anlamda hizmet ilişkisi bulunmadığı anlaşılmaktadır. Sanığın işyerindeki görevi, mağdurelerin doğrudan işvereni olduğu veya çalışma ilişkileri üzerinde TCK 102/3-b’nin aradığı yoğunlukta bir otoriteye sahip bulunduğu sonucunu doğurmamaktadır.
Kararda karşı oy gerekçesi ise bent bakımından ayrıca önemlidir. Karşı oyda “birim sorumlusu”, ustabaşı, fabrika müdürü veya benzeri yöneticilerin her durumda nitelikli hâlin dışında bırakılamayacağı savunulmuştur. İşverenin yetkilerinden bazılarını fiilen kullanan yöneticinin mağdura emir ve talimat verme, izin kullandırma, mesaiye bırakma veya çalıştığı birimi değiştirme gibi yetkileri varsa, bu yetkilerin mağdur üzerinde işverene benzer bir nüfuz oluşturabileceği belirtilmiştir.
Bununla birlikte Daire çoğunluğu daha dar bir yaklaşım benimsemiştir. Hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılması nitelikli hâlinin fail aleyhine genişletilemeyeceği; fail ile mağdur arasında gerçek anlamda bir üstünlük ve bağımlılık ilişkisi bulunması gerektiği kabul edilmiştir. Salt sanığın işyerinde belirli bir unvan taşıması veya mağdurelerden kıdemli olması yeterli görülmemiştir.
Bu karar, TCK 102/3-b uygulamasında unvan yerine somut yetkilerin ve fiilî otoritenin araştırılması gerektiğini de göstermektedir. Bir kişinin “müdür”, “sorumlu” veya “şef” olarak adlandırılması tek başına sonuca götürmemelidir. O kişinin mağdurun işe devamı, çalışma saatleri, ücretleri, izinleri ve iş organizasyonu üzerinde gerçekten hangi yetkilere sahip olduğu araştırılmalıdır.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Ceza Dairesi çoğunluğu, başkasına ait firmada birim sorumlusu olarak çalışan sanığın mağdurelere karşı gerçekleştirdiği cinsel saldırı eylemlerinde, dosya kapsamına göre taraflar arasında TCK 102/3-b anlamında hizmet ilişkisi ve bundan kaynaklanan yeterli nüfuz bulunmadığını kabul etmiş; TCK 102/3-b uygulanarak fazla ceza tayin edilmesini bozma nedeni saymıştır.
Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 03.04.2024, E. 2021/8706, K. 2024/3059
TCK 102/3-b – DOKTORUN HASTAYA MUAYENE SIRASINDA CİNSEL NİTELİKTE TEMASTA BULUNMASINDA, DOKTORLUK SIFATI HER OLAYDA KENDİLİĞİNDEN KAMU GÖREVİNİN SAĞLADIĞI NÜFUZUN KÖTÜYE KULLANILDIĞI ANLAMINA GELMEZ
Somut olayda sanık, kamu hastanesinde doktor ve başhekim yardımcısı olarak görev yapmaktadır. Reşit mağdure sağlık hizmeti almak amacıyla hastaneye başvurmuş ve sanık tarafından muayene edilmiştir. Sanığın muayene sırasında mağdurenin başvuru nedeniyle ilgisi bulunmayan bazı fiziksel muayeneler gerçekleştirdiği; mağdurenin karın bölgesini okşadığı, bacak ve kalça bölgelerine dokunduğu kabul edilmiştir. Yapılan bilirkişi incelemelerinde de bazı temasların tıbbi gereklilik ve tıp etiği uygulamalarıyla bağdaşmadığı değerlendirilmiştir.
Sanığın eylemlerinin cinsel nitelikte olduğu ve sarkıntılık düzeyinde cinsel saldırı oluşturduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ancak yerel mahkeme bunun yanında sanığın kamu hastanesinde doktor olarak görev yapmasını ve mağdureyi doktor sıfatıyla muayene etmesini dikkate alarak TCK 102/3-b uyarınca da cezasını artırmıştır. Uyuşmazlık Ceza Genel Kuruluna taşındığında esas mesele, doktor-hasta ilişkisinin somut olayda kamu görevinin sağladığı nüfuz olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği olmuştur.
Ceza Genel Kurulu, kamu görevlisi sıfatının tek başına TCK 102/3-b’nin uygulanmasına yeterli olmadığını belirtmiştir. Kanunun lafzı failin “kamu görevlisi” olmasını değil, kamu görevinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılmasınıaramaktadır. Bu nedenle kamu görevlisinin görevi sayesinde mağdurla aynı ortamda bulunması veya mağdura fiziksel olarak yaklaşabilmesi ile görevden kaynaklanan otoriteyi mağdurun iradesini etkilemek amacıyla kullanması birbirinden ayrılmalıdır.
Kurula göre nüfuzun varlığının kabulü için kamu görevinin mağdur üzerinde güç ve otorite oluşturması, bu otoritenin mağdurun direncini kırması ve mağdurun bu nedenle çekinerek cinsel davranışa karşı koyamaması gerekir. Bu yaklaşımda kamu görevinin mağdur yönünden belirli bir zorunluluk ve icbar edicilik taşıması önemlidir. Failin yalnızca görevin sağladığı fiziksel yakınlaşma veya yalnız kalma imkânından yararlanması yeterli değildir.
Somut olayda doktorun mağdureyi muayene etmesi kuşkusuz sanığa mağdurenin bedenine belirli ölçüde yaklaşma ve tıbben gerekli temaslarda bulunma imkânı vermiştir. Sanık da bu imkânı aşarak cinsel nitelikte temaslarda bulunmuştur. Ancak Ceza Genel Kurulu çoğunluğu, bu durumun tek başına mağdurenin iradesini etkileyen veya direncini kıran bir nüfuz kullanımı anlamına gelmediğini kabul etmiştir.
Bu noktada görevin sağladığı kolaylık ile görevin sağladığı nüfuz arasındaki ayrım bir kez daha belirleyici hâle gelmektedir. Doktorluk görevi sanığın mağdureyle yalnız kalmasını ve fiziksel temas kurmasını kolaylaştırmış olabilir. Fakat TCK 102/3-b bakımından bunun ötesinde, doktorluk otoritesinin mağdure üzerinde cinsel saldırıya karşı koymasını engelleyen veya önemli ölçüde güçleştiren bir baskı mekanizması hâline getirilmesi gerekir.
Yerel mahkeme ise doktorun sağlık hizmeti sunarken hastayı yönlendirme, hangi hareketleri yapması gerektiğini söyleme ve muayene kapsamında bedenine temas etme yetkisinin başlı başına bir otorite yarattığını değerlendirmişti. Buna rağmen Ceza Genel Kurulu çoğunluğu, nitelikli hâllerin sanık aleyhine geniş yorumlanamayacağı gerekçesiyle daha dar bir nüfuz anlayışını benimsemiştir.
Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, kamu hastanesinde görev yapan doktorun muayene sırasında gerçekleştirdiği cinsel nitelikteki temasların sarkıntılık suretiyle cinsel saldırı oluşturabileceğini; ancak doktorluk ve kamu görevlisi sıfatının tek başına TCK 102/3-b’nin uygulanmasını gerektirmediğini, ayrıca görevin mağdurun direncini kıran bir otoriteye dönüştüğünün ve bu nüfuzun kötüye kullanıldığının gösterilmesi gerektiğini kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 20.12.2023, E. 2023/417, K. 2023/673
TCK 102/3-b – İŞE BAŞLADIĞI İLK GÜNDE İŞVERENİN TALEBİYLE MESAİYE KALAN MAĞDUREYE YÖNELİK NİTELİKLİ CİNSEL SALDIRIDA, İŞVERENİN HİZMET İLİŞKİSİNDEN KAYNAKLANAN NÜFUZUNU KÖTÜYE KULLANMASI NEDENİYLE CEZA ARTIRILMALIDIR
Somut olayda mağdure, sanığa ait işyerinde çalışmaya başlamış ve olay tarihinde henüz işe başladığı ilk gün içerisinde bulunmaktadır. Mesai saatlerinin sona ermesine rağmen sanık, işveren konumundan kaynaklanan yetkisini kullanarak mağdureden işyerinde kalmasını istemiştir. Mağdure de iş ilişkisinin henüz başlangıcında bulunmasının ve sanığın işvereni olmasının etkisiyle bu talebe uygun hareket ederek işyerinde kalmıştır. İlerleyen saatlerde sanık mağdureye zorla alkol içirmiş, mağdurenin üst giysilerini çıkarmış, vücudunun çeşitli bölgelerini öpmüş ve cinsel organını mağdurenin ağzına sokmuştur. Olay nedeniyle mağdurenin vücudunun çeşitli yerlerinde yaralanmalar da meydana gelmiştir.
Yargıtay incelemesinde sanığın cinsel organını mağdurenin ağzına sokması suretiyle gerçekleştirdiği eylemin TCK 102/2 kapsamında organ sokmak suretiyle nitelikli cinsel saldırı oluşturduğu değerlendirilmiştir. Bunun yanında olayın sanık ile mağdure arasındaki hizmet ilişkisinin devam ettiği sırada meydana gelmesi nedeniyle TCK 102/3-b’nin de uygulanması gerekip gerekmediği ayrıca ele alınmıştır.
Daire, hizmet ilişkisinin varlığını yalnızca fail ile mağdurun aynı işyerinde bulunması şeklinde değerlendirmemiştir. Somut olayda sanık doğrudan doğruya işveren, mağdure ise onun yanında çalışan işçi konumundadır. Üstelik mağdure işe henüz o gün başlamış olup işveren karşısındaki mesleki ve ekonomik bağımlılığı belirgindir. Sanığın mağdureden mesaiye kalmasını istemesi de işverenlik konumunun cinsel saldırıya giden olay örgüsü içerisinde fiilen kullanıldığını göstermektedir.
Sanığın mağdure üzerindeki nüfuzu yalnızca işyerinin sahibi olmasından kaynaklanan soyut bir üstünlük değildir. İşveren olarak mağdurenin çalışıp çalışmayacağına, çalışma koşullarına ve iş ilişkisinin devamına etki edebilecek durumdadır. Olay günü mağdurenin işyerinde mesai sonrasında kalmasını sağlayan da esasen bu hizmet ilişkisidir. Böylelikle sanık, hizmet ilişkisinin kendisine sağladığı üstün konumu cinsel saldırının gerçekleştirilmesine elverişli ortamın oluşturulmasında kullanmıştır.
Kararda bu husus, TCK 102/3-b bakımından oldukça açık biçimde değerlendirilmiştir. Daire, olay günü işe başlayan mağdureden mesaiye kalmasını isteyen sanığın hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanarak cinsel saldırı suçunu işlediğini kabul etmiştir. Dolayısıyla sanığın cezasının TCK 102/3-b gereğince artırılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Bununla birlikte somut dosyada TCK 102/3-b’nin uygulanmamış olması sanık aleyhine temyiz sebebi yapılmadığından, ceza muhakemesindeki aleyhe bozma yasağı ve temyizin kapsamına ilişkin kurallar nedeniyle bu husus doğrudan bozma nedeni yapılamamıştır. Bu durum, Dairenin TCK 102/3-b’nin maddi koşullarının gerçekleşmediğini kabul ettiği anlamına gelmemektedir. Aksine kararda nitelikli hâlin oluştuğu açıkça belirtilmiş, yalnızca usulî nedenle sonuç hükme müdahale edilememiştir.
Karar özellikle önceki örneklerde gördüğümüz “aynı işyerinde çalışma” ile “işveren-işçi ilişkisi” arasındaki farkı somutlaştırmaktadır. Aynı seviyedeki iki çalışandan birinin diğerine karşı cinsel saldırıda bulunması hâlinde TCK 102/3-b kendiliğinden uygulanmazken, işverenin çalışanını mesaiye bırakma, işyerinde tutma ve iş ilişkisinin geleceğini belirleme yetkilerinden kaynaklanan üstünlüğünü kullanması farklıdır.
Sonuç olarak Yargıtay, işe henüz başladığı gün işvereninin talebi üzerine mesaiye kalan mağdureye yönelik organ sokmak suretiyle gerçekleştirilen cinsel saldırıda, sanığın işveren sıfatından kaynaklanan otoritesini fiilen kullandığını ve TCK 102/2 yanında TCK 102/3-b’deki hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılması nitelikli hâlinin de oluştuğunu kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 19.11.2020, E. 2020/4429, K. 2020/5034
TCK 102/3-b – SERADA ORTAKÇI OLARAK ÇALIŞAN MAĞDUR İLE SERA SAHİBİ ARASINDA HİZMET İLİŞKİSİ BULUNMADIĞINDA, CİNSEL SALDIRININ İŞ ORTAMINDA GERÇEKLEŞMESİ TEK BAŞINA NİTELİKLİ HÂLİN UYGULANMASINA YETERLİ DEĞİLDİR
Somut olayda sanık, katılanı seraya çağırmış ve burada katılanın elinden tutarak kalçalarına dokunmuştur. Fiziksel temasın cinsel nitelikte olduğu ve mağdurun vücut dokunulmazlığını ihlal ettiği kabul edilmiştir. Yerel mahkeme ayrıca taraflar arasında çalışma ilişkisi bulunduğundan hareket ederek sanığın cezasını TCK 102/3-b uyarınca artırmıştır.
Dosyanın temyiz incelemesinde öncelikle sanık ile mağdur arasındaki hukuki ilişkinin gerçek niteliği araştırılmıştır. Dosya kapsamından mağdurun sanığın yanında çalışan bir işçi olmadığı, serada ortakçı olarak bulunduğu anlaşılmıştır. Dolayısıyla tarafların aynı ekonomik faaliyet içerisinde yer almaları, aralarında kendiliğinden işveren-işçi veya buna benzer bir hizmet ilişkisi bulunduğu anlamına gelmemektedir.
Yargıtay 14. Ceza Dairesi, TCK 102/3-b’nin uygulanmasında ilişkinin biçimsel görüntüsünden ziyade hukuki ve fiilî niteliğinin belirlenmesi gerektiğini kabul etmiştir. Kanunun aradığı unsur, fail ile mağdurun aynı işyerinde bulunması veya birlikte ekonomik faaliyette bulunması değildir. Failin hizmet ilişkisinden kaynaklanan bir güç ve otoriteye sahip olması ve bu nüfuzu cinsel saldırının gerçekleştirilmesinde kötüye kullanması gerekir.
Somut olayda mağdur sanığın çalışanı değildir. Ortakçılık ilişkisi, işveren ile işçi arasındaki gibi bir bağımlılık ve emir-talimat ilişkisi doğurmamaktadır. Bu nedenle sanığın mağdurun çalışma koşullarını belirleme, işe alma veya işten çıkarma gibi hizmet ilişkisinden doğan yetkilerinin bulunduğu kabul edilememiştir. Taraflar arasındaki ekonomik ilişki, TCK 102/3-b’nin aradığı anlamda hizmet ilişkisine dönüşmemektedir.
Daire ayrıca sanığın mağdurun elinden tutup kalçalarına dokunması şeklindeki davranışının kısa süreli, ani ve kesintili gerçekleştiğini değerlendirmiştir. Bu nedenle eylemin 6545 sayılı Kanun sonrasında düzenlenen TCK 102/1’in ikinci cümlesindeki sarkıntılık düzeyinde cinsel saldırı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.
Karar böylece iki ayrı hukuki mesele bakımından önemlidir. Birincisi, sarkıntılık ile temel cinsel saldırı arasındaki ayrım bakımından ani ve kesintili temas ölçütünü uygulamaktadır. İkincisi ve TCK 102/3-b bakımından daha önemlisi, aynı ekonomik faaliyet içerisinde bulunmanın hizmet ilişkisi için yeterli olmadığını ortaya koymaktadır.
Nitelikli hâllerin ceza sorumluluğunu ağırlaştırması nedeniyle bunların kıyas veya genişletici yorumla uygulanması mümkün değildir. Ortakçı, iş ortağı, bağımsız çalışan veya benzeri konumdaki kişinin salt faille aynı iş ortamında bulunması, hizmet ilişkisinden kaynaklanan nüfuzun varlığını göstermemektedir. Somut olayda gerçek bir bağımlılık ve otorite ilişkisi ortaya konulmalıdır.
Sonuç olarak Yargıtay, sanığın seraya çağırdığı mağdurun elinden tutup kalçalarına dokunmasını cinsel saldırı olarak kabul etmekle birlikte, mağdurun sanığın çalışanı olmayıp serada ortakçı konumunda bulunması nedeniyle taraflar arasında TCK 102/3-b anlamında hizmet ilişkisi bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır. Bu nedenle TCK 102/3-b uygulanarak cezanın artırılması hukuka aykırı bulunmuştur.
Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 04.12.2019, E. 2019/2076, K. 2019/12999
TCK 102/3-b – HİZMET İLİŞKİSİNDEN KAYNAKLANAN NÜFUZUN VARLIĞI İÇİN FAILİN MAĞDURUN İŞE ALINMASI, İŞTEN ÇIKARILMASI VEYA ÜCRETİ GİBİ ÇALIŞMA KOŞULLARI ÜZERİNDE YETKİ SAHİBİ OLMASI ÖNEMLİ BİR ÖLÇÜTTÜR
Somut olayda sanık ile mağdure aynı çalışma ortamında bulunmaktadır. Sanığın mağdureye yönelik fiziksel temas içeren cinsel davranışları nedeniyle cinsel saldırı suçundan mahkûmiyetine karar verilmiş; ayrıca eylemin hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle gerçekleştirildiği kabul edilerek TCK 102/3-b uyarınca cezasında artırım yapılmıştır.
Yargıtay incelemesinde temel uyuşmazlıklardan biri, hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kavramının hangi koşullarda oluşacağıdır. Daire, fail ile mağdurun aynı işyerinde çalışmasının tek başına yeterli olmadığı sonucuna ulaşmıştır. Aksi kabul, işyerinde meydana gelen hemen her cinsel saldırının otomatik olarak TCK 102/3-b kapsamına alınmasına yol açacaktır.
Yargıtay’a göre bentteki asıl kavram “hizmet ilişkisi” kadar “nüfuz” kavramıdır. Failin hizmet ilişkisi sayesinde mağdur üzerinde belirli bir üstünlük elde etmesi gerekir. Bu üstünlüğün tipik görünüm biçimleri, mağduru işe alma veya işten çıkarma, ücretini belirleme ya da çalışma hayatı üzerinde benzeri kararlar verebilme yetkileridir. Bu yetkiler failin mağdurun ekonomik ve mesleki konumu üzerinde etkili olabilmesini sağlar.
Ancak bu yetkilerden birinin soyut biçimde bulunması da tek başına yeterli değildir. TCK 102/3-b’nin lafzı, nüfuzun kötüye kullanılmasını ayrıca aramaktadır. Dolayısıyla failin sahip olduğu mesleki otorite ile cinsel saldırının gerçekleştirilmesi arasında bağlantı kurulmalıdır. Fail mağdur üzerindeki bu üstünlüğünü saldırının gerçekleştirilmesini kolaylaştırmak veya mağdurun karşı koymasını güçleştirmek amacıyla kullanmış olmalıdır.
Daire bu nedenle hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzun tespitinde işyerindeki fiilî organizasyonun araştırılmasını gerekli görmektedir. Failin unvanı, mağdurun kime bağlı çalıştığı, işe alma ve işten çıkarma yetkisinin kimde bulunduğu, ücret ve izin gibi hususlarda failin karar verme yetkisinin bulunup bulunmadığı somut olay bakımından önemlidir.
Bu yaklaşım, sıradan iş arkadaşlığı ile hiyerarşik hizmet ilişkisini birbirinden ayırmaktadır. İki kişinin aynı işyerinde çalışması, bunlardan birinin diğerine karşı mesleki nüfuz sahibi olduğunu göstermez. Buna karşılık işveren, işyeri sahibi veya mağdurun çalışma hayatını doğrudan etkileyebilecek yönetici konumundaki fail bakımından nüfuz ilişkisinin varlığı daha güçlü biçimde gündeme gelir.
Kararın temel ilkesi böylelikle TCK 102/3-b’nin otomatik bir “işyerinde cinsel saldırı” ağırlaştırması olmadığıdır. Nitelikli hâlin uygulanabilmesi için hizmet ilişkisinin fail lehine yarattığı güç dengesizliğinin ve bu gücün cinsel saldırıda kullanılmasının somutlaştırılması gerekir.
Sonuç olarak Yargıtay, failin mağdur üzerinde işe alma, işten çıkarma, ücret belirleme veya benzeri yetkilere sahip olmasını hizmet ilişkisinden kaynaklanan nüfuzun tespitinde temel ölçütlerden biri olarak kabul etmiş, bu tür bir otorite ortaya konulmadan yalnızca aynı işyerinde çalışıldığı gerekçesiyle TCK 102/3-b’nin uygulanamayacağını belirtmiştir.
Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 20.04.2021, E. 2016/12977, K. 2021/3218
TCK 102/3-b Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu
| Somut Durum | Yargıtay Nitelendirmesi | Gerekçenin Özü |
|---|---|---|
| İşverenin çalışana karşı konumunu kullanarak fiili | TCK 102/3-b | Hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmıştır |
| Kamu görevlisinin görev otoritesiyle fiili | TCK 102/3-b | Kamu görevinin nüfuzu fiilin aracı yapılmıştır |
| İş ilişkisi bulunsa da nüfuzun kullanılmaması | Bent uygulanmaz | Salt ilişki yetmez, nüfuzun araçsallaşması gerekir |
| Nüfuz bağının araştırılmaması | Eksik inceleme | Araçsal bağ somut delillerle ortaya konulmalıdır |
| Aynı işyerinde eşit konumdaki çalışanlar arası fiil | Bent uygulanmaz | Hiyerarşik nüfuz bulunmamaktadır |
Serinin diğer yazıları için TCK 102/3-a kendini savunamayacak kişiye karşı cinsel saldırı, TCK 102/3-c hısımlığa karşı cinsel saldırı ile çocuk mağdurlardaki paralel bent için TCK 103/3-e rehberimizi inceleyebilirsiniz.
Hukuki araçlarımızla süreçlerinizi kendiniz de takip edebilirsiniz:
Sık Sorulan Sorular
TCK 102/3-b nedir?
TCK 102/3-b, cinsel saldırının kamu görevinin, vesayet veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesini düzenleyen nitelikli haldir; verilen cezalar yarı oranında artırılır.
İşverenin çalışana cinsel saldırısı hangi hükme girer?
İşveren veya yönetici, hizmet ilişkisinin sağladığı otoriteyi fiilin aracı yapmışsa TCK 102/3-b uygulanır ve ceza yarı oranında artırılır: Temel şekilde aralık 7 yıl 6 aydan 15 yıla kadardır.
İş ilişkisi varsa ceza her zaman artar mı?
Hayır. İlişkinin varlığı tek başına yetmez; nüfuzun fiilde araç olarak kullanıldığı ortaya konulmalıdır. Eşit konumdaki çalışanlar arasındaki fiillerde bent uygulanmaz.
TCK 102/3-b cezası ne kadar?
Temel şekil üzerinden 7 yıl 6 ay – 15 yıl, sarkıntılıkta 3 – 7,5 yıl; organ veya cisim sokulması halinde 18 yıldan 20 yıla kadar hapistir.
Bu bent şikayete tabi mi?
Hayır. Nitelikli haller şikayete bağlı değildir ve cinsel suçlarda uzlaştırma yolu kapalıdır; mağdur şikayetçi olmasa da soruşturma yürütülür.
Kamu görevlisi fail için ek sonuçlar nelerdir?
Mahkumiyet halinde disiplin soruşturması, görevden çıkarma ve güvenlik hakları bakımından sonuçlar ceza yargılamasından bağımsız olarak gündeme gelir.
TCK 102/3-b davasında avukat desteği neden önemli?
Nüfuz bağının ispatı ve işyeri kayıtlarının doğru işlenmesi artırımın kaderini belirler; hem mağdur hem sanık yönünden teknik savunma gerekir. Avukatlık hizmetleri TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ücretlidir.
Av. Çağrı Ayboğa Kimdir?
Av. Çağrı Ayboğa, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur ve yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Ankara Barosuna kayıtlı olarak (Sicil No: 34507) Ayboğa + Partners Avukatlık Bürosunun kurucu avukatı sıfatıyla ağırlıklı olarak ceza hukuku alanında çalışmakta; cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda hem müdafilik hem mağdur vekilliği görevi yürütmektedir. Bu yazı, TCK 102/3-b nüfuzun kötüye kullanılması suretiyle cinsel saldırı konusundaki güncel Yargıtay içtihatları taranarak hazırlanmıştır ve bilgilendirme amaçlıdır; somut olaya özgü hukuki danışmanlık yerine geçmez.
TCK 102/3-b Kapsamındaki Cinsel Saldırı Dosyasında Ankara Ceza Avukatı Desteği
Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda nitelendirme, beyan delilinin denetimi ve usul güvencelerinin takibi sonucu kökten değiştirir. TCK 102 cinsel saldırı suçu rehberimizi inceleyebilir, dosyanız için Ankara ceza avukatı desteği alabilirsiniz.