Ceza Hukuku

TCK 105/2-a Kamu Görevi, Hizmet veya Aile İçi İlişkide Cinsel Taciz

Güncelleme Tarihi: 21 Ağustos 2026 | Av. Çağrı Ayboğa

TCK 105/2-a nedir? TCK 105/2-a, cinsel tacizin kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin ya da aile içi ilişkinin sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle işlenmesini düzenleyen nitelikli haldir. Amirin memura, yöneticinin çalışana veya aynı evi paylaşan aile bireyine karşı, konumun sağladığı erişim ve otorite kullanılarak işlenen taciz bu kapsamdadır. Ceza yarı oranında artırılır ve nitelikli halde şikayet aranmaz; mağdur işini veya ailesini bırakmak zorunda kalmışsa ceza bir yıldan az olamaz.

Tacizin en sinsi biçimi, mağdurun kaçamayacağı ilişkilerin içine yerleşenidir: sicil amiri, işvereni veya aynı sofrayı paylaştığı aile bireyi. Fail, mağdura her gün yeniden erişebilir; mağdurun susması da aynı ilişkinin baskısıyla satın alınır. cinsel taciz suçu TCK 105 bu durumu ilk nitelikli hal olarak düzenler: TCK 105/2-a.

Bu yazıda üç kolaylık kaynağını, araçsallık şartını ve yedi emsal Yargıtay kararını birebir metinleriyle inceliyoruz. Temas boyutuna ulaşan fiillerdeki paralel bent için TCK 102/3-b nüfuzun kötüye kullanılması suretiyle cinsel saldırı rehberimize bakabilirsiniz.

TCK 105/2-a Nedir?

TCK 105/2-a, failin mağdurla arasındaki ilişkiden yararlanmasına bağlı artırımdır ve üç kaynak sayar: kamu görevinin sağladığı kolaylık, hizmet ilişkisinin sağladığı kolaylık ve aile içi ilişkinin sağladığı kolaylık. Bendin anahtarı yararlanmadır: İlişkinin varlığı yetmez; fail, bu ilişkinin kendisine verdiği erişim imkanını, otoriteyi veya mağdurun kaçınamazlığını tacizin aracı yapmış olmalıdır. Aile içi ilişki kaynağı bu bende özgüdür ve aynı konutu paylaşmanın yarattığı sürekli erişimi kapsar.

TCK 105 Kanun Metni

5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 105. maddesinin yürürlükteki tam metni aşağıdadır; bu yazının konusu işaretlenmiştir. Resmi metin için mevzuat.gov.tr üzerindeki 5237 sayılı Kanuna bakabilirsiniz.

Cinsel taciz

Madde 105 – (1) Bir kimseyi cinsel amaçlı olarak taciz eden kişi hakkında, mağdurun şikâyeti üzerine, üç aydan iki yıla kadar hapis cezasına veya adlî para cezasına, fiilin çocuğa karşı işlenmesi hâlinde altı aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(2) (Değişik: 18/6/2014-6545/61 md.) Suçun;

a) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin ya da aile içi ilişkinin sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,

b) Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya sağlık hizmeti veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından,

c) Aynı işyerinde çalışmanın sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,

d) Posta veya elektronik haberleşme araçlarının sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,

e) Teşhir suretiyle,

işlenmesi hâlinde yukarıdaki fıkraya göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. Bu fiil nedeniyle mağdur; işi bırakmak, okuldan veya ailesinden ayrılmak zorunda kalmış ise verilecek ceza bir yıldan az olamaz.

Üç Kolaylık Kaynağı

  • Kamu görevi: Görevlinin, görevi dolayısıyla muhatap olduğu kişilere erişim kolaylığını kullanması; başvurucuya, öğrenciye veya vatandaşa görev ilişkisi içinde yönelen taciz tipik görünümdür.
  • Hizmet ilişkisi: İşveren, amir ve yönetici konumundakilerin çalışana yönelik fiilleri uygulamanın en yoğun alanıdır; işin devamı ve sicil üzerindeki güç, mağdurun sessizliğini baskılayan araçtır.
  • Aile içi ilişki: Aynı konutta yaşamanın sağladığı sürekli erişim; kayınbirader, enişte ve benzeri aile bireylerinin fiilleri bu kapsamda değerlendirilir. Aile içi tacizde ayrıca 6284 sayılı Kanun koruma tedbirleri derhal işletilebilir.
  • Bent ayrımı: Aynı işyerinde eşit konumda çalışanlar arası taciz bu bendin değil, işyeri kolaylığını düzenleyen TCK 105/2-c bendinin konusudur.

TCK 105/2-a Cezası Ne Kadar?

  • Yetişkine karşı: Dört ay on beş günden üç yıla kadar hapis; temel şekildeki adli para seçeneği artırımlı hesapla uygulanır.
  • Çocuğa karşı: Dokuz aydan dört buçuk yıla kadar hapis.
  • Son cümle tabanı: Mağdur taciz nedeniyle işini bırakmak veya ailesinden ayrılmak zorunda kalmışsa ceza bir yıldan az olamaz; ayrıntılar TCK 105/2 son cümle rehberimizdedir.
  • Disiplin boyutu: Kamu görevlisi ve işyeri yöneticisi failde disiplin ve iş hukuku sonuçları ceza dosyasından bağımsız yürür.

Şikayet, Tutuklama ve Yargılama

  • Şikayet: Nitelikli haller şikayete tabi değildir; soruşturma kendiliğinden yürütülür ve vazgeçme sonuç doğurmaz.
  • Uzlaştırma: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda uzlaştırma yolu kapalıdır; taraflar anlaşsa dahi dosya kamu adına yürütülür.
  • Tutuklama: Suç katalog kapsamında değildir; tutuklama istisnai olup mağdurla teması kesen adli kontrol tedbirleri öne çıkar.
  • Görevli mahkeme: Görevli mahkeme asliye ceza mahkemesidir.
  • İspat rejimi: Bu suçlar çoğu zaman tanıksız ortamlarda işlendiğinden mağdur beyanı merkezi delildir; ancak beyanın mahkumiyete yeterliliği, iç tutarlılık ve dış doğrulama ölçütleriyle denetlenir. Ayrıntılar için cinsel suçlarda ispat ve mağdur beyanı delili rehberimize bakabilirsiniz.
  • İnfaz rejimi: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda koşullu salıverilme oranı süreli hapiste dörtte üçtür; infaz hesabı için infaz hesaplama aracımızı kullanabilirsiniz.

Avukata Sor: TCK 105/2-a Dosyanızı Birlikte Değerlendirelim

Konumun sağladığı kolaylıktan yararlanma bağının ispatı artırımın anahtarıdır; mesaj kayıtları ve işyeri yazışmaları dosyanın omurgasını kurar. Sorularınız için bize ulaşabilirsiniz.

Avukata Sor

Danışmanlık Ücretlidir: Hukuki danışmanlık hizmetlerimiz, 2025-2026 TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAUT) uyarınca ücrete tabidir.

TCK 105/2-a Yargıtay Kararları

Aşağıdaki yedi emsal karar, bu hükmün uygulamadaki sınırlarını çizen kararlardır ve özet metinleri birebir aktarılmıştır.

TCK 105/2-A – KAMU GÖREVLİSİ OLMANIN TEK BAŞINA YETERLİ OLMADIĞI, CİNSEL TACİZ EYLEMİNİN KAMU GÖREVİNİN SAĞLADIĞI KOLAYLIKTAN YARARLANILARAK GERÇEKLEŞTİRİLMESİ GEREKTİĞİ

Uyuşmazlıkta üzerinde durulan temel mesele, failin kamu görevlisi olmasının tek başına cinsel taciz suçunun nitelikli hâlinin uygulanması bakımından yeterli olup olmadığıdır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, kamu görevlisi sıfatının tek başına ağırlaştırıcı nedenin uygulanmasını sağlamayacağını; failin yerine getirdiği kamu görevi ile cinsel taciz eylemi arasında somut bir bağlantının bulunması gerektiğini kabul etmiştir.

Cinsel taciz suçunun kamu görevinin sağladığı kolaylıktan yararlanılarak işlenmesi hâlinin ağırlaştırılmasının temelinde, kamu görevlisinin sahip olduğu statü ve otoritenin mağdur üzerindeki etkisi bulunmaktadır. Failin görevi nedeniyle mağdura ulaşabilmesi, onunla iletişim kurabilmesi veya mağdurun failin kamusal konumundan etkilenmesi, suçun işlenmesini kolaylaştıran unsurlar olarak ortaya çıkabilir.

Ceza Genel Kurulu, bu nitelikli hâlin uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında mutlaka doğrudan bir astlık-üstlük ilişkisinin bulunmasının gerekmediğini özellikle belirtmiştir. Dolayısıyla mağdurun failin emri altında çalışan bir kişi olması zorunlu değildir. Esas olan, failin yürüttüğü kamu görevinin niteliğinin mağdur üzerinde yarattığı etkinin ve bu etkinin cinsel taciz eyleminin gerçekleştirilmesindeki rolünün ortaya konulmasıdır.

Bu nedenle mahkeme, yalnızca sanığın “kamu görevlisi” olduğunu belirleyerek TCK 105/2-a’yı uygulayamaz. Failin yaptığı görevin niteliği, mağdurla hangi nedenle temas kurduğu, mağdurun failin kamu göreviyle bağlantılı olarak onunla iletişim içerisinde bulunup bulunmadığı ve kamu görevinin cinsel taciz eylemini ne şekilde kolaylaştırdığı somut olay üzerinden değerlendirilmelidir.

Kararda kamu görevlilerinin görevlerinden kaynaklanan otoriteden yararlanmalarının mağdurun direncini azaltabileceği ve bu nedenle kanun koyucunun daha ağır bir yaptırım öngördüğü belirtilmiştir. Bununla birlikte burada cezayı ağırlaştıran husus failin kişisel statüsünden ibaret değildir. Ağırlaştırmanın gerekçesi, kamu görevinin sağladığı imkânın suçun gerçekleştirilmesinde kullanılmasıdır.

6545 sayılı Kanun değişikliğiyle düzenlemenin lafzı da bu bakımdan önem taşımaktadır. Önceki düzenlemede “hiyerarşi, hizmet veya eğitim ve öğretim ilişkisinden ya da aile içi ilişkiden kaynaklanan nüfuzun kötüye kullanılması” esas alınırken, değişiklik sonrasında kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı kolaylıktan faydalanılması yeterli görülmüştür. Böylece nitelikli hâlin uygulanma alanı önceki düzenlemeye göre genişlemiştir.

Bu çerçevede kamu görevinin sağladığı kolaylıktan yararlanma ile nüfuzun kötüye kullanılması kavramlarının birebir aynı olmadığı da gözden kaçırılmamalıdır. Güncel düzenlemede failin mağdur üzerinde mutlak bir egemenlik kurduğunun veya mağdurun iradesini baskı altına aldığının ayrıca kanıtlanması zorunlu değildir. Görevin suçun işlenmesini somut biçimde kolaylaştırmış olması yeterlidir.

Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, TCK 105 kapsamında kamu görevinin sağladığı kolaylıktan faydalanma nitelikli hâlinin uygulanabilmesi için failin kamu görevlisi olmasının tek başına yeterli olmadığını; failin yaptığı görevin niteliği ve bu görevin mağdur üzerindeki etkisi dikkate alınarak kamu görevinin cinsel taciz fiilinin işlenmesini kolaylaştırıp kolaylaştırmadığının belirlenmesi gerektiğini kabul etmiştir.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 30.10.2014, E. 2013/352, K. 2014/446

TCK 105/2-A – CİNSEL TACİZ SUÇUNUN KAMU GÖREVİNİN SAĞLADIĞI KOLAYLIKTAN FAYDALANILARAK İŞLENİP İŞLENMEDİĞİ BELİRLENİRKEN FAİLİN GÖREVİNİN MAĞDUR ÜZERİNDEKİ SOMUT ETKİSİ ARAŞTIRILMALIDIR

Cinsel taciz suçunun nitelikli hâllerinden biri, failin kamu görevinin sağladığı kolaylıktan faydalanarak eylemini gerçekleştirmesidir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun değerlendirmesine göre burada yapılması gereken inceleme yalnızca failin mesleğini veya kamu görevlisi sıfatını tespit etmekten ibaret değildir.

Failin kamu görevi nedeniyle sahip olduğu konumun suçun gerçekleştirilmesine nasıl katkıda bulunduğu belirlenmelidir. Örneğin kamu görevi failin mağdurla doğrudan temas kurmasına, mağdura ulaşmasına, mağdurun kişisel bilgilerini öğrenmesine veya normal koşullarda bulunmayacağı bir ortamda mağdurla iletişim kurmasına imkân vermiş olabilir. Böyle bir bağlantı bulunduğunda kamu görevinin suçun işlenmesini kolaylaştırdığından söz edilebilir.

Buna karşılık kamu görevlisinin tamamen özel hayatına ilişkin bir ortamda, göreviyle hiçbir bağlantısı bulunmaksızın gerçekleştirdiği cinsel taciz eyleminde sırf kamu görevlisi olması nedeniyle TCK 105/2-a uygulanması mümkün değildir. Aksi yorum, nitelikli hâli failin kişisel statüsüne bağlı otomatik bir ağırlaştırma nedenine dönüştürür.

Ceza Genel Kurulunun kullandığı ölçütlerden biri, failin yaptığı görevin niteliğidir. Diğer ölçüt ise bu görevin mağdur üzerindeki etkisidir. Dolayısıyla somut olay mahkemesi, kamu görevinin suçun işlenmesine sağladığı kolaylığı gerekçeli kararında ortaya koymalıdır.

Öte yandan mağdur ile fail arasında doğrudan hiyerarşik ilişki bulunması zorunlu değildir. Mağdur failin astı olmayabilir; hatta aynı kurumda dahi çalışmayabilir. Buna rağmen failin kamu görevi mağdur üzerinde belirli bir otorite veya etki yaratıyor ve fail bu durumdan cinsel taciz eylemini gerçekleştirmek amacıyla faydalanıyorsa nitelikli hâl uygulanabilecektir.

Bu yaklaşım, 6545 sayılı Kanunla yapılan değişikliğin sistematiğiyle de uyumludur. Kanun koyucu artık mutlaka “nüfuzun kötüye kullanılması” şartını aramamakta, kamu görevinin sağladığı kolaylıktan faydalanılmasını esas almaktadır. Dolayısıyla failin kamu görevi ile eylemi arasındaki fonksiyonel bağlantı belirleyicidir.

Sonuç olarak Yargıtay, TCK 105/2-a bakımından kamu görevinin soyut olarak mevcut olmasının değil, bu görevin somut olayda cinsel taciz eylemini kolaylaştırmasının belirleyici olduğunu; fail ile mağdur arasında ast-üst ilişkisi bulunmasa dahi görevin niteliği ve mağdur üzerindeki etkisi itibarıyla sağlanan kolaylıktan yararlanılması hâlinde nitelikli hâlin uygulanabileceğini kabul etmiştir.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 30.10.2014, E. 2013/352, K. 2014/446

TCK 105/2-A – CİNSEL TACİZİN AİLE İÇİ İLİŞKİNİN SAĞLADIĞI KOLAYLIKTAN FAYDALANILARAK İŞLENMESİ VE MAĞDURUN BU NEDENLE AİLESİNİ TERK ETMESİ HÂLİNDE NİTELİKLİ HÂLLERİN UYGULAMA SIRASI GÖZETİLMELİDİR

Somut olayda sanığın mağdura yönelik cinsel taciz eylemleri bakımından TCK 105/2-a kapsamında bulunan nitelikli hâlin yanında, mağdurun yaşanan olaylar nedeniyle ailesini terk etmesi sonucunun da gerçekleştiği kabul edilmiştir. Ayrıca eylemlerin birden fazla kez gerçekleştirilmesi nedeniyle zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gündeme gelmiştir.

Yargıtay 14. Ceza Dairesi önüne gelen uyuşmazlıkta asıl mesele suçun sübutundan ziyade, birden fazla artırma nedeninin aynı olayda gerçekleşmesi hâlinde cezanın hangi sırayla belirleneceği üzerinde toplanmıştır.

TCK 105/1 kapsamında öncelikle suçun temel cezasının belirlenmesi gerekir. Bundan sonra somut olayda TCK 105/2-a kapsamında bulunan nitelikli hâl mevcutsa kanunda öngörülen artırım uygulanmalıdır. Böylelikle fail ile mağdur arasındaki özel ilişkinin suçun işlenmesini kolaylaştırması nedeniyle temel ceza ağırlaştırılmış olacaktır.

Ancak olay bununla sınırlı değildir. Cinsel taciz eylemi sonucunda mağdurun ailesini terk etmek zorunda kalması, TCK 105/2’nin son cümlesinde ayrıca ağırlaştırıcı sonuç olarak düzenlenmiştir. Bu nedenle TCK 105/2-a uygulandıktan sonra mağdurun ailesinden ayrılmasına ilişkin özel hükmün de uygulanması gerekir.

Sanığın eylemlerinin değişik zamanlarda birden fazla kez gerçekleştirilmesi durumunda ise TCK 43’teki zincirleme suç hükümleri ayrıca gündeme gelecektir. Yargıtay, cezanın belirlenmesinde bu hükümlerin uygulanma sırasının doğru kurulması gerektiğine dikkat çekmiştir.

Daireye göre önce TCK 105/1 uyarınca temel ceza belirlenmeli, ardından TCK 105/2-a uyarınca artırım yapılmalı ve mağdurun olay nedeniyle ailesini terk etmesi sebebiyle TCK 105/2-son uygulanmalıdır. Bundan sonra zincirleme suç hükümlerine göre yapılacak hesaplamanın, kanunun öngördüğü sistematik içerisinde gerçekleştirilmesi gerekir.

Yerel mahkemenin doğrudan TCK 105/2 delaletiyle TCK 105/1 üzerinden temel ceza belirlemesi ve artırımları kanunun öngördüğü sıraya uygun şekilde gerçekleştirmemesi hukuka aykırı bulunmuştur. Böylelikle Yargıtay yalnızca hangi hükümlerin uygulanacağını değil, bunların cezanın bireyselleştirilmesinde hangi sırayla uygulanacağını da ortaya koymuştur.

Karar özellikle TCK 105/2-a ile TCK 105/2-son ve TCK 43’ün aynı dosyada birlikte uygulanabileceğini göstermesi bakımından önemlidir. Failin aile içi ilişkinin sağladığı kolaylıktan faydalanması bir nitelikli hâl iken, mağdurun cinsel taciz sonucunda ailesini terk etmek zorunda kalması ayrı bir ağırlaştırıcı sonuçtur. Eylemin farklı tarihlerde tekrarlanması ise zincirleme suç hükümlerini gündeme getirmektedir.

Sonuç olarak Yargıtay, cinsel taciz suçunda TCK 105/2-a kapsamındaki nitelikli hâl, mağdurun ailesini terk etmek zorunda kalmasına ilişkin TCK 105/2-son ve zincirleme suç hükümlerinin birlikte gerçekleşmesi hâlinde cezanın kanundaki uygulama sırası gözetilerek belirlenmesi gerektiğini; temel cezanın yanlış hüküm üzerinden kurulmasının hukuka aykırı olduğunu kabul etmiştir.

Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 07.06.2018, E. 2017/6897, K. 2018/4293

TCK 105/2-A – ÖĞRETİM ELEMANININ ÖĞRENCİYE YÖNELİK CİNSEL TACİZİNDE NİTELİKLİ HÂLİN UYGULANABİLMESİ İÇİN FAILİN GÖREV STATÜSÜ, DERS VERME SÜRESİ VE ÖĞRENCİ ÜZERİNDEKİ YETKİLERİ ARAŞTIRILMALIDIR

Somut olayda sanığın bir üniversitenin siyasal bilgiler fakültesinde belirli bir dönem öğretim faaliyetinde bulunduğu ve öğrencilerden birine yönelik cinsel taciz eylemi gerçekleştirdiği iddia edilmiştir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda sanığın hukuki durumu belirlenmiş olmakla birlikte, Yargıtay incelemesinde sanığın üniversitedeki görev statüsünün TCK 105/2 kapsamında yeterince araştırılmadığı anlaşılmıştır.

Yargıtay 14. Ceza Dairesine göre bir öğretim elemanının öğrenciye yönelik cinsel taciz eyleminde bulunması, tek başına otomatik biçimde nitelikli hâlin uygulanması sonucunu doğurmaz. Öncelikle failin üniversite bünyesindeki hukuki statüsünün ne olduğu belirlenmelidir. Sanığın kadrolu veya sözleşmeli öğretim görevlisi olup olmadığı, doktora öğrencisi sıfatıyla mı ders verdiği veya başka bir hukuki statü kapsamında mı eğitim faaliyetine katıldığı araştırılmalıdır.

Bunun yanında sanığın söz konusu dönemde ders verme faaliyetinin süreklilik arz edip etmediği de önemlidir. Üniversitede yalnızca geçici veya sınırlı biçimde bir derse katılmış olmak ile belirli bir dönem boyunca sistematik biçimde ders vermek, öğrencilerle kurulan ilişkinin niteliği açısından aynı değildir. Bu nedenle üniversite rektörlüğünden sanığın hangi tarihler arasında, hangi statüyle ve hangi kapsamda ders verdiğine ilişkin bilgi ve belgelerin getirtilmesi gerekir.

Daire ayrıca sanığın öğrenciler üzerinde not verme, sınav yapma veya akademik değerlendirmede bulunma yetkisinin bulunup bulunmadığının da araştırılmasını istemiştir. Çünkü failin öğrenci üzerinde akademik sonuç doğurabilecek bir yetkiye sahip olması, kamu görevinin veya eğitim-hizmet ilişkisinin cinsel taciz suçunun işlenmesini kolaylaştırıp kolaylaştırmadığının tespitinde önemli bir olgudur.

Bu noktada nitelikli hâlin uygulanmasının dayanağı yalnızca fail ile mağdurun “öğretim görevlisi-öğrenci” şeklinde isimlendirilebilecek bir ilişki içerisinde bulunması değildir. Önemli olan, failin sahip olduğu görev veya hizmet konumunun cinsel taciz eyleminin gerçekleştirilmesinde kendisine somut bir kolaylık sağlamış olmasıdır.

Nitekim 6545 sayılı Kanun değişikliğinden sonra TCK 105/2-a bakımından “nüfuzun kötüye kullanılması” yerine kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı kolaylıktan faydalanma ölçütü benimsenmiştir. Bu nedenle mahkemenin failin mağdur üzerinde açık biçimde baskı veya otorite kurduğunu kanıtlaması şart değildir; ancak görev veya hizmet ilişkisiyle cinsel taciz arasında somut bağlantı bulunmalıdır.

Yargıtay, gerekli araştırmalar yapılmadan sanığın görevinin niteliği hakkında varsayımla hareket edilmesini eksik inceleme olarak değerlendirmiştir. Üniversite rektörlüğüyle yazışılarak görev statüsü, ders verme süresi, öğrenciler üzerindeki akademik yetkileri ve eğitim ilişkisinin niteliği belirlendikten sonra TCK 105/2’nin uygulanıp uygulanmayacağı tartışılmalıdır.

Sonuç olarak Yargıtay, öğretim elemanının öğrenciye yönelik cinsel taciz eyleminde TCK 105/2-a’nın uygulanabilmesi için yalnızca üniversitede ders vermiş olmasının yeterli olmadığını; failin görev statüsü, ders verme faaliyetinin sürekli veya geçici niteliği, sınav ve not verme yetkisi ile öğrenci üzerindeki görevsel konumunun araştırılarak bu ilişkinin suçun işlenmesine kolaylık sağlayıp sağlamadığının belirlenmesi gerektiğinikabul etmiştir.

Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 24.06.2015, E. 2013/11103, K. 2015/7644

TCK 105/2-A – CİNSEL TACİZİN İŞLENDİĞİ TARİHTE FAIL İLE MAĞDUR ARASINDA HİZMET İLİŞKİSİ BULUNMUYORSA TCK 105/2-A UYARINCA CEZANIN ARTIRILMASI MÜMKÜN DEĞİLDİR

Somut olayda taraflar arasında daha önce bir çalışma ilişkisi bulunduğu, ancak cinsel taciz suçunun işlendiği ileri sürülen tarihte mağdurun artık sanığın yanında çalışmadığı anlaşılmıştır. İlk derece mahkemesi buna rağmen sanığın eylemini hizmet ilişkisinin sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle gerçekleştirilen cinsel taciz olarak kabul etmiş ve TCK 105/2-a uyarınca temel cezayı artırmıştır.

Yargıtay 2. Ceza Dairesi ise suç tarihinde mevcut olmayan bir hizmet ilişkisinin nitelikli hâle dayanak yapılamayacağını belirtmiştir. TCK 105/2-a bakımından cezayı ağırlaştıran husus fail ile mağdur arasında geçmişte herhangi bir iş ilişkisi bulunması değil, cinsel taciz eyleminin mevcut hizmet ilişkisinin sağladığı kolaylıktan faydalanılarakgerçekleştirilmesidir.

Bu nedenle öncelikle suç tarihindeki ilişkinin belirlenmesi gerekir. Mağdur daha önce sanığın işyerinde çalışmış olmakla birlikte taciz tarihinde işten ayrılmışsa, geçmişteki hizmet ilişkisinin varlığından hareketle ikinci fıkranın uygulanması mümkün değildir. Nitelikli hâlin unsuru suçun işlendiği sırada mevcut olmalıdır.

Hizmet ilişkisi kavramı yalnızca yazılı bir iş sözleşmesinin varlığına indirgenemez. Sürekli veya geçici, ücretli veya belirli koşullarda ücretsiz bir çalışma ilişkisi de somut olayın özelliklerine göre hizmet ilişkisi oluşturabilir. Ancak hangi hukuki biçimde ortaya çıkarsa çıksın, söz konusu ilişkinin taciz tarihinde devam ettiğinin belirlenmesi zorunludur.

Daha da önemlisi, hizmet ilişkisinin varlığı dahi tek başına yeterli değildir. TCK 105/2-a’nın açık lafzına göre failin bu ilişkinin sağladığı kolaylıktan faydalanması gerekir. Dolayısıyla hem ilişkinin suç tarihinde devam ettiği hem de bu ilişkinin taciz eyleminin gerçekleştirilmesini kolaylaştırdığı ortaya konulmalıdır.

Somut olayda mağdurun cinsel tacizin gerçekleştiği tarihte diğer sanığın yanında çalışmadığı dosya kapsamından anlaşılmasına rağmen, hizmet ilişkisi varmış gibi TCK 105/2-a uyarınca artırım yapılması sanık hakkında fazla ceza tayinine neden olmuştur.

Daire bu nedenle yalnızca suçun sübutunu değil, ağırlaştırıcı nedenin maddi koşullarını da ayrı bir ispat konusu olarak değerlendirmiştir. Temel cinsel taciz suçu sabit olsa bile nitelikli hâlin koşulları bulunmadığında fail yalnızca uygulanabilir temel veya diğer nitelikli hükümler çerçevesinde cezalandırılmalıdır.

Sonuç olarak Yargıtay, cinsel taciz suçunun işlendiği tarihte mağdurun failin yanında çalışmadığının anlaşılması hâlinde hizmet ilişkisine dayalı TCK 105/2-a nitelikli hâlinin uygulanamayacağını; geçmişte mevcut olmuş ancak suç tarihinden önce sona ermiş bir çalışma ilişkisinin cezayı artırmaya esas alınamayacağını kabul etmiştir.

Künye: Yargıtay 2. Ceza Dairesi, 14.04.2022, E. 2020/24629, K. 2022/7438

TCK 105/2-A – FAILİN KENDİ ÇOCUĞUNA YÖNELİK CİNSEL TACİZ EYLEMİ, VASİLİK NEDENİYLE DEĞİL AİLE İÇİ İLİŞKİNİN SAĞLADIĞI KOLAYLIKTAN FAYDALANMA NEDENİYLE TCK 105/2-A KAPSAMINDA DEĞERLENDİRİLMELİDİR

Somut olayda sanığın kendi çocuğuna yönelik cinsel nitelikte davranışları nedeniyle hakkında cinsel taciz suçundan mahkûmiyet hükmü kurulmuştur. İlk derece mahkemesi, failin mağdur üzerindeki konumunu “vasi” sıfatıyla değerlendirerek TCK 105/2-b kapsamında artırım yapmıştır.

Yargıtay 12. Ceza Dairesi, bu hukuki nitelendirmenin doğru olmadığını belirtmiştir. Anne veya babanın çocuğu üzerindeki velayet yetkisi ile Türk Medeni Kanunu kapsamında kurulan vesayet ilişkisi birbirinden farklı hukuki kurumlardır. Failin mağdurun babası olması, onu kendiliğinden mağdurun vasisi hâline getirmez.

Bu nedenle sanığın kendi çocuğuna yönelik cinsel taciz eyleminde TCK 105/2-b’de düzenlenen “vasi tarafından işlenme” hâlinin uygulanması hukuken isabetsizdir. Ancak bu durum failin aile içindeki özel konumunun cezayı ağırlaştıran neden oluşturmayacağı anlamına gelmemektedir.

TCK 105/2-a açık biçimde cinsel taciz suçunun aile içi ilişkinin sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiylegerçekleştirilmesini nitelikli hâl olarak kabul etmektedir. Fail ile mağdur arasındaki ebeveyn-çocuk ilişkisi, failin mağdura ulaşmasını, onunla aynı ortamda bulunmasını ve mağdur üzerindeki ailevi güven ilişkisinden yararlanmasını sağlayabilir.

Dolayısıyla somut olay bakımından tartışılması gereken hüküm TCK 105/2-b değil TCK 105/2-a’dır. Mahkemenin failin hukuki sıfatını doğru biçimde belirlemesi zorunludur. Cezayı artıran nitelikli hâller kanunilik ilkesi gereğince kıyasla veya benzetmeyle uygulanamaz.

Karar, TCK 105/2-a’daki “aile içi ilişki” kavramının uygulamadaki önemini de göstermektedir. Aile içi ilişki yalnızca eşler arasında değil, ebeveyn ile çocuk arasındaki ilişki bakımından da suçun işlenmesini kolaylaştırıcı bir unsur olabilir. Ancak yine de aile bağının varlığıyla yetinilmeyip bu bağın sağladığı kolaylıktan faydalanılması değerlendirilmelidir.

Daire ayrıca dosyada başka bir suç vasfına ilişkin eksik inceleme bulunduğunu da belirlemiş ve hükmü bu yönlerden bozmuştur. Fakat TCK 105 bakımından ortaya koyduğu açık ilke, failin kendi kızına yönelik eyleminde hukuki statünün “vasi” değil, aile içi ilişki üzerinden değerlendirilmesi gerektiğidir.

Sonuç olarak Yargıtay, failin kendi çocuğuna yönelik cinsel taciz suçunda sırf ebeveyn olması nedeniyle TCK 105/2-b’deki vasi sıfatının uygulanamayacağını; ancak eylemin aile içi ilişkinin sağladığı kolaylıktan faydalanılarak gerçekleştirilmesi nedeniyle TCK 105/2-a uyarınca artırım yapılması gerektiğini kabul etmiştir.

Künye: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 22.05.2024, E. 2021/2136, K. 2024/2115

TCK 105/2-A – CİNSEL TACİZ SUÇUNUN NİTELİKLİ HÂLİNDE ŞİKÂYET, TEMEL ŞEKİLDE OLDUĞU GİBİ KOVUŞTURMA ŞARTI DEĞİLDİR

Somut olayda sanık hakkında TCK 105/1’in yanı sıra TCK 105/2-a ve diğer nitelikli hâller kapsamında cinsel taciz suçundan soruşturma yürütülmüştür. Soruşturma aşamasında, suçun öğrenilmesinden itibaren altı aylık şikâyet süresinin geçtiği gerekçesiyle iddianamenin iadesine karar verilmiştir.

Uyuşmazlık, TCK 105’teki şikâyet şartının ikinci fıkradaki nitelikli hâller bakımından da geçerli olup olmadığı noktasında toplanmıştır. TCK 105/1’de suçun temel şekli bakımından mağdurun şikâyeti açıkça aranmakta, buna karşılık ikinci fıkrada düzenlenen ağırlaştırıcı nedenlerde ayrıca şikâyet koşulu öngörülmemektedir.

Yargıtay 14. Ceza Dairesi, bir suçun yalnızca temel şeklinin şikâyete bağlı olarak düzenlendiği hâllerde, kanunda aksi açıkça belirtilmediği sürece nitelikli hâllerin ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış şekillerin aynı şikâyet şartına tabi kabul edilemeyeceği yönünde değerlendirme yapmıştır.

Bu nedenle iddianamede TCK 105/2-a kapsamında bir nitelikli hâlin gerçekleştiği ileri sürülüyorsa, yalnızca mağdurun altı aylık süre içerisinde şikâyette bulunmadığı gerekçesiyle soruşturmanın sona erdirilmesi veya iddianamenin iade edilmesi mümkün değildir. Öncelikle isnat edilen nitelikli hâlin maddi koşullarının bulunup bulunmadığı değerlendirilmelidir.

TCK 105/2-a bakımından kamu görevi, hizmet ilişkisi veya aile içi ilişkinin sağladığı kolaylıktan faydalanılması söz konusudur. Kanun koyucu bu ilişkilerin suçun işlenmesini kolaylaştırmasını mağdur açısından daha ağır bir ihlal olarak değerlendirmiş ve yaptırımı artırmıştır.

Bu ağırlaştırılmış yapının sonucu olarak nitelikli hâlin soruşturulması ve kovuşturulması temel suçtaki şikâyet koşuluna bağlanmamıştır. Dolayısıyla mağdur daha sonra şikâyetinden vazgeçse veya başlangıçta hiç şikâyetçi olmasa dahi, eylemin ikinci fıkra kapsamında olduğu belirlenmişse kamu davası resen yürütülür.

Bu husus, suç vasfının doğru belirlenmesinin muhakeme hukukundaki etkisini açık biçimde göstermektedir. Aynı cinsel taciz davranışı TCK 105/1 kapsamında kaldığında şikâyet zorunlu olabilirken, nitelikli hâlin gerçekleşmesi durumunda soruşturma ve kovuşturmanın usulü değişmektedir.

Sonuç olarak Yargıtay, TCK 105’in yalnızca temel şeklinin mağdurun şikâyetine bağlı olduğunu; TCK 105/2-a kapsamındaki nitelikli hâlin gerçekleştiği iddia edilen bir olayda altı aylık şikâyet süresinin geçtiğinden bahisle soruşturma veya kovuşturmanın sona erdirilemeyeceğini ve nitelikli cinsel taciz suçunun resen takip edilmesi gerektiğini kabul etmiştir.

Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 10.01.2019, E. 2018/4998, K. 2019/203

TCK 105/2-a Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu

TCK 105/2-a Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu
Somut Durum Yargıtay Nitelendirmesi Gerekçenin Özü
Amirin astına yönelik cinsel içerikli söz ve mesajları TCK 105/2-a Hizmet ilişkisinin kolaylığından yararlanılmıştır
Kamu görevlisinin başvurucuya tacizi TCK 105/2-a Görev konumu erişim kolaylığı sağlamıştır
Aynı evde yaşayan aile bireyinin tacizi TCK 105/2-a Aile içi ilişkinin kolaylığı kullanılmıştır
İlişki bulunsa da kolaylıktan yararlanılmaması Bent uygulanmaz Salt ilişki yetmez, araçsallık aranır
Taciz nedeniyle mağdurun işi bırakması Ceza bir yıldan az olamaz Fıkranın son cümlesi devreye girer

Serinin diğer yazıları için TCK 105/2-b eğitici, bakıcı ve gözetim yükümlüsünün tacizi, TCK 105/1 cinsel taciz suçunun temel hali ile beyan denetimi için cinsel suçlarda mağdur beyanı delili rehberimizi inceleyebilirsiniz.

Hukuki araçlarımızla süreçlerinizi kendiniz de takip edebilirsiniz:

Sık Sorulan Sorular

TCK 105/2-a nedir?

TCK 105/2-a, cinsel tacizin kamu görevinin, hizmet ilişkisinin veya aile içi ilişkinin sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle işlenmesini düzenleyen nitelikli haldir; ceza yarı oranında artırılır.

Amirin tacizinin cezası ne kadar?

Hizmet ilişkisinin kolaylığından yararlanan amirin tacizinde ceza, yetişkin mağdurda 4 ay 15 günden 3 yıla kadar hapistir; mağdur işini bırakmak zorunda kalmışsa 1 yıldan az olamaz.

Aile içi taciz hangi hükme girer?

Aynı konutu paylaşan aile bireyinin, bu ilişkinin sağladığı erişim kolaylığını kullanarak işlediği taciz TCK 105/2-a kapsamındadır; ayrıca koruma tedbirleri derhal istenebilir.

Bu bentte şikayet aranır mı?

Hayır. Nitelikli hallerde soruşturma kendiliğinden yürütülür; mağdurun şikayetçi olmaması veya vazgeçmesi yargılamayı durdurmaz.

İş arkadaşının tacizi de bu bende mi girer?

Hayır. Eşit konumdaki çalışanlar arası taciz, aynı işyerinde çalışmanın kolaylığını düzenleyen 105/2-c bendinin konusudur; bu bent hiyerarşik ve görevsel ilişkileri kapsar.

Taciz nedeniyle istifa eden mağdur için ceza değişir mi?

Evet. Mağdurun işi bırakmak zorunda kalması halinde verilecek ceza bir yıldan az olamaz; bu sonuç, artırımın üzerine ayrıca uygulanan bir alt sınırdır.

TCK 105/2-a davasında avukat desteği neden önemli?

Kolaylıktan yararlanma bağının ispatı ve doğru bendin seçimi artırımın kaderini belirler; ceza, disiplin ve iş hukuku boyutları birlikte yönetilmelidir. Avukatlık hizmetleri TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ücretlidir.

Av. Çağrı Ayboğa Kimdir?

Av. Çağrı Ayboğa, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur ve yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Ankara Barosuna kayıtlı olarak (Sicil No: 34507) Ayboğa + Partners Avukatlık Bürosunun kurucu avukatı sıfatıyla ağırlıklı olarak ceza hukuku alanında çalışmakta; cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda hem müdafilik hem mağdur vekilliği görevi yürütmektedir. Bu yazı, TCK 105/2-a kamu görevi, hizmet veya aile içi ilişkide cinsel taciz konusundaki güncel Yargıtay içtihatları taranarak hazırlanmıştır ve bilgilendirme amaçlıdır; somut olaya özgü hukuki danışmanlık yerine geçmez.

TCK 105/2-a Kapsamındaki Taciz Dosyasında Ankara Ceza Avukatı Desteği

Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda nitelendirme, beyan delilinin denetimi ve usul güvencelerinin takibi sonucu kökten değiştirir. Cinsel taciz suçu TCK 105 rehberimizi inceleyebilir, dosyanız için Ankara ceza avukatı desteği alabilirsiniz.

Ankara Avukat

Avukat Çağrı Ayboğa

Avukat Çağrı Ayboğa, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olup yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Ayboğa + Partners Avukatlık Bürosu’nun kurucu avukatlarındandır. Ankara Barosu’na kayıtlı olarak dinamik ve tecrübeli ekibiyle avukatlık mesleğini icra etmektedir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Ara