TCK 103/1 Çocuğun Cinsel İstismarı Suçunun Temel Hali ve Cezası
Güncelleme Tarihi: 21 Ağustos 2026 | Av. Çağrı Ayboğa
TCK 103/1 nedir? TCK 103/1, çocuğun cinsel istismarının temel halini düzenler; cezası sekiz yıldan on beş yıla kadar, sarkıntılık düzeyinde kalan fiillerde üç yıldan sekiz yıla kadar hapistir. Mağdur on iki yaşını tamamlamamışsa taban, istismarda on yıla, sarkıntılıkta beş yıla çıkar. On beş yaşını tamamlamamış çocuklara karşı her cinsel davranış kendiliğinden suçtur; on beş yaşını doldurmuş çocuklarda ise fiilin cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen bir nedene dayanması aranır. Suç kural olarak şikayete tabi değildir.
Ceza hukukunun en sert koruması çocuklara ayrılmıştır ve bu korumanın merkezinde tek bir ilke durur: Çocuğun cinsel dokunulmazlığı, rızayla dahi aşılamaz bir duvardır. TCK 103 çocukların cinsel istismarı suçu sisteminin temel hükmü olan TCK 103/1, bu duvarı yaş gruplarına göre kademelendirir ve ihlalini ağır hapisle karşılar.
Bu yazıda yaş gruplarına göre rıza rejimini, sarkıntılık ayrımını, çocuk mağdurlara özgü usul güvencelerini ve on yedi emsal Yargıtay kararını birebir metinleriyle inceliyoruz. Yetişkin mağdurlara karşı paralel hüküm TCK 102/1 basit cinsel saldırı ve sarkıntılık rehberimizde incelenmiştir.
İçindekiler
TCK 103/1 Nedir?
TCK 103/1, çocuğu cinsel yönden istismar eden kişiyi cezalandırır ve istismar kavramını kanunun kendisi tanımlar. On beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış istismardır; bu grupta çocuğun görünüşteki rızası hiçbir hukuki değer taşımaz. On beş yaşını doldurmuş ve algılama yeteneği gelişmiş çocuklara karşı ise yalnızca cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı cinsel davranışlar bu suçu oluşturur.
TCK 103 Kanun Metni
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 103. maddesinin yürürlükteki tam metni aşağıdadır; bu yazının konusu işaretlenmiştir. Resmi metin için mevzuat.gov.tr üzerindeki 5237 sayılı Kanuna bakabilirsiniz.
Çocukların cinsel istismarı
Madde 103 – (1) (Yeniden düzenleme: 24/11/2016-6763/13 md.) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismarın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde verilecek ceza, istismar durumunda on yıldan, sarkıntılık durumunda beş yıldan az olamaz. Sarkıntılık düzeyinde kalmış suçun failinin çocuk olması hâlinde soruşturma ve kovuşturma yapılması mağdurun, velisinin veya vasisinin şikâyetine bağlıdır. Cinsel istismar deyiminden;
a) On beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış,
b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar,
anlaşılır.
(2) Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on altı yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde verilecek ceza on sekiz yıldan az olamaz.
(3) Suçun;
a) Birden fazla kişi tarafından birlikte,
b) İnsanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,
c) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş veya evlat edinen tarafından,
d) Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya sağlık hizmeti veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından,
e) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(4) Cinsel istismarın, birinci fıkranın (a) bendindeki çocuklara karşı cebir veya tehditle ya da (b) bendindeki çocuklara karşı silah kullanmak suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(5) Cinsel istismar için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.
(6) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.
Yaş Gruplarına Göre Rıza Rejimi
- On iki yaş altı: Koruma en üst düzeydedir; her cinsel davranış suçtur ve 2016 yılında eklenen cümle uyarınca ceza tabanları yükselir: istismarda on, sarkıntılıkta beş yıl.
- On iki – on beş yaş: Her cinsel davranış suçtur; rıza geçersizdir ve failin yaşı küçük sanması, ancak kaçınılmaz bir hata düzeyine ulaşmışsa tartışılabilir.
- On beş yaş üstü: Fiil ancak cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen bir nedenle işlenmişse istismardır; özgür iradeyle girilen cinsel ilişki ise koşulları varsa TCK 104 reşit olmayanla cinsel ilişki suçu kapsamında ayrı bir değerlendirmeye tabidir.
- Yaş tespiti: Nüfus kaydı esastır; kayıt ile görünüm arasında ciddi çelişki varsa kemik yaşı incelemesi ve gerektiğinde nüfus kaydının düzeltilmesi gündeme gelir.
Sarkıntılık Ayrımı
Yetişkinlerdeki ölçüt burada da geçerlidir: Ani, kesintili ve süreklilik kazanmamış cinsel davranışlar sarkıntılık düzeyinde kalır; devam eden, yoğunlaşan veya yinelenen hareketler istismarın temel halini oluşturur. Aşağıda birebir verdiğimiz kararlarda Yargıtay bu çizgiyi çocuğun yaşı ve fiilin seyri üzerinden titizlikle çizmektedir. Fiil vücuda organ veya cisim sokulması boyutuna ulaşmışsa artık bu fıkra değil, TCK 103/2 uygulanır.
TCK 103/1 Cezası Ne Kadar?
- İstismar: Sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis; mağdur on iki yaşını tamamlamamışsa on yıldan az olamaz.
- Sarkıntılık: Üç yıldan sekiz yıla kadar hapis; mağdur on iki yaşını tamamlamamışsa beş yıldan az olamaz.
- Nitelikli hallerle birleşme: Fiil 103/3 bentlerindeki koşullarla veya 103/4 kapsamında cebir, tehdit ya da silahla işlenmişse cezalar yarı oranında artırılır.
Çocuk Mağdurlar İçin Usul Güvenceleri
- Çocuk İzlem Merkezi (ÇİM): Mağdur çocuğun beyanı, örselenmeyi önlemek için ÇİM ortamında, aynalı odada ve adli görüşmeci aracılığıyla alınır; hedef, beyanın kural olarak bir kez alınmasıdır.
- Kayıt ve SEGBİS: Beyan ses ve görüntü kaydına bağlanır; kovuşturmada çocuğun yeniden dinlenmesi zorunlu hallerle sınırlıdır ve SEGBİS ile yapılabilir.
- Psikolog eşliği ve zorunlu vekil: İfade ve muayene sırasında psikolog veya sosyal çalışmacı bulundurulur; mağdur çocuğa istemi aranmaksızın baro tarafından vekil görevlendirilir.
- Kapalılık: Duruşmalar çocuğun korunması amacıyla kapalı yürütülür ve yayın yasağına tabidir.
Şikayet, Tutuklama ve Yargılama
- Şikayet: TCK 103 kural olarak şikayete tabi değildir; tek istisna, sarkıntılık düzeyinde kalmış suçun failinin de çocuk olmasıdır: Bu halde soruşturma mağdurun, velisinin veya vasisinin şikayetine bağlıdır.
- Uzlaştırma: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda uzlaştırma yolu kapalıdır; taraflar anlaşsa dahi dosya kamu adına yürütülür.
- Tutuklama: Çocukların cinsel istismarı CMK 100/3 katalog suçlarındandır; tutuklama nedeni var sayılabilir ve uygulamada tutuklama sık görülür.
- Görevli mahkeme: İstismar boyutundaki fiillerde ağır ceza mahkemesi, sarkıntılık düzeyinde kalan fiillerde asliye ceza mahkemesi görevlidir; fail çocuksa çocuk ağır ceza ve çocuk mahkemeleri devreye girer.
- İspat rejimi: Bu suçlar çoğu zaman tanıksız ortamlarda işlendiğinden mağdur beyanı merkezi delildir; ancak beyanın mahkumiyete yeterliliği, iç tutarlılık ve dış doğrulama ölçütleriyle denetlenir. Ayrıntılar için cinsel suçlarda ispat ve mağdur beyanı delili rehberimize bakabilirsiniz.
- İnfaz rejimi: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda koşullu salıverilme oranı süreli hapiste dörtte üçtür; infaz hesabı için infaz hesaplama aracımızı kullanabilirsiniz.
Avukata Sor: TCK 103/1 Dosyanızı Birlikte Değerlendirelim
Mağdurun yaş grubunun belirlenmesi, sarkıntılık sınırı ve beyanın usulüne uygun alınıp alınmadığı bu dosyaların üç temel denetim başlığıdır. Sorularınız için bize ulaşabilirsiniz.
Danışmanlık Ücretlidir: Hukuki danışmanlık hizmetlerimiz, 2025-2026 TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAUT) uyarınca ücrete tabidir.
TCK 103/1 Yargıtay Kararları
Aşağıdaki on yedi emsal karar, bu hükmün uygulamadaki sınırlarını çizen kararlardır ve özet metinleri birebir aktarılmıştır.
TCK 103/1-a – ON BEŞ YAŞINI TAMAMLAMAMIŞ ÇOCUĞUN CİNSEL DAVRANIŞA RIZA GÖSTERMESİ HUKUKEN GEÇERLİ OLMADIĞINDAN, RIZANIN VARLIĞI CİNSEL İSTİSMAR SUÇUNUN OLUŞUMUNU ENGELLEMEZ
TCK 103/1-a bakımından mağdurun yaşı suçun hukuki niteliğinin belirlenmesinde temel ölçütlerden biridir. Kanun koyucu, on beş yaşını tamamlamamış çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranışı cinsel istismar olarak kabul etmiş ve bu yaş grubundaki çocuğun cinsel davranışa yönelik rızasına hukuki sonuç bağlamamıştır. Bu nedenle mağdurun sanıkla gönüllü biçimde görüşmesi, sanığa karşı duygusal yakınlık duyması veya cinsel davranışa açıkça rıza gösterdiğini söylemesi tek başına suçun oluşmasını engellemez.
Ceza Genel Kurulu, TCK’nın cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar sistematiğinde çocukları yaş gruplarına ayırdığını vurgulamaktadır. On beş yaşını tamamlamamış çocuklar bakımından kanun, çocuğun iradesinin cebir, tehdit veya hileyle sakatlanmış olmasını suçun oluşması için aramamaktadır. Buna karşılık on beş yaşını tamamlamış ve fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmiş çocuklar yönünden farklı bir sistem benimsenmiş; bu gruba yönelik davranışların TCK 103 kapsamında değerlendirilebilmesi için kural olarak cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir neden aranmıştır.
Bu ayrım özellikle fail ile mağdur arasında gönüllü birliktelik bulunduğu ileri sürülen dosyalarda önem kazanmaktadır. On beş yaşından küçük mağdurun sanıkla kendi isteğiyle buluşması veya ilişkiyi sürdürmek istemesi, TCK 103/1-a bakımından hukuka uygunluk nedeni oluşturmaz. Aynı şekilde mağdurun ailesinin ilişkiye karşı çıkması veya tarafların ilerleyen dönemde birlikte yaşamaları gibi hususlar da suç tarihindeki hukuki değerlendirmeyi değiştirmez. Esas alınması gereken, cinsel davranışın gerçekleştirildiği tarihte mağdurun hangi yaş grubunda bulunduğudur.
Ceza Genel Kurulu bu nedenle on beş yaşından küçük çocuklara yönelik cinsel davranışlarda rıza tartışmasının TCK 103/1-a kapsamındaki suçun oluşumu bakımından belirleyici olmadığını kabul etmektedir. Çocuğun rızasının bulunduğunun kabul edilmesi dahi fiili hukuka uygun hâle getirmez. Bununla birlikte cinsel davranışın niteliğine göre TCK 103/1 veya organ ya da sair cisim sokulması söz konusuysa TCK 103/2 kapsamında ayrıca değerlendirme yapılması gerekir.
Bu noktada TCK 104’te düzenlenen reşit olmayanla cinsel ilişki suçuyla ayrım da önemlidir. TCK 104, on beş yaşını bitirmiş çocukla cebir, tehdit ve hile olmaksızın gerçekleştirilen cinsel ilişkiyi düzenlemektedir. Dolayısıyla mağdurun henüz on beş yaşını tamamlamadığı dönemde gerçekleştirilen cinsel davranışlar, mağdurun rızası bulunsa dahi TCK 104 kapsamında değerlendirilerek TCK 103’ün koruması bertaraf edilemez.
Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, on beş yaşını tamamlamamış çocuklara karşı gerçekleştirilen cinsel davranışlarda mağdurun rızasının hukuken geçerli olmadığını ve bu nedenle rızanın TCK 103 kapsamındaki cezai sorumluluğu ortadan kaldırmayacağını kabul etmektedir.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 24.05.2023, E. 2022/46, K. 2023/303
TCK 103/1-a – MAĞDURUN ON BEŞ YAŞINI TAMAMLAMASINDAN ÖNCE VE SONRA GERÇEKLEŞEN CİNSEL EYLEMLER, MAĞDURUN YAŞINA GÖRE AYRI SUÇ TİPLERİ KAPSAMINDA DEĞERLENDİRİLMELİDİR
Somut olayda suça sürüklenen çocuk ile mağdurenin sevgili oldukları ve birlikteliklerinin yaklaşık iki yıl sürdüğü anlaşılmıştır. Tarafların bu ilişki sırasında farklı tarihlerde cinsel ilişkiye girdikleri, ilk cinsel ilişkinin mağdurenin henüz on beş yaşını tamamlamadığı dönemde, sonraki cinsel ilişkilerin ise mağdurenin on beş yaşını tamamlamasından sonra gerçekleştiği belirlenmiştir. Dosyada cinsel ilişkilerin mağdurenin iradesini ortadan kaldıran cebir, tehdit veya hileyle gerçekleştirildiğine ilişkin kabul bulunmamaktadır.
Uyuşmazlığın temelini, mağdurenin on beş yaşını tamamlamasından önce ve sonra gerçekleştirilen eylemlerin tek bir zincirleme cinsel istismar suçu kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği oluşturmuştur. Ceza Genel Kurulu, mağdurun yaşının değişmesiyle birlikte cinsel davranışların tabi olduğu hukuki rejimin de değiştiğine dikkat çekmiştir.
Mağdurenin on beş yaşını tamamlamadığı dönemde gerçekleştirilmiş cinsel davranış bakımından rızanın hukuki bir değeri bulunmamaktadır. Bu nedenle mağdurenin sanıkla sevgili olması ve cinsel ilişkiye kendi iradesiyle katılmış olması, bu dönemdeki eylemi hukuka uygun hâle getirmemektedir. Somut olayda eylemin vücuda organ sokulması biçiminde gerçekleşmesi nedeniyle bu fiilin TCK 103/2 kapsamında nitelikli cinsel istismar oluşturduğu kabul edilmiştir.
Ancak mağdure on beş yaşını tamamladıktan sonra hukuki durum değişmektedir. On beş-on sekiz yaş grubunda bulunan ve algılama yeteneği gelişmiş çocuklara karşı gerçekleştirilen cinsel davranışların TCK 103 kapsamında değerlendirilebilmesi için cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedenin bulunması gerekir. Bu unsurlar bulunmaksızın rızaya dayalı cinsel ilişki gerçekleşmişse TCK 104’teki reşit olmayanla cinsel ilişki suçu gündeme gelir.
Ceza Genel Kurulu, farklı yaş dönemlerinde gerçekleştirilen bu fiillerin suçun maddi unsurları ve muhakeme koşulları bakımından birbirinden farklı olduğunu vurgulamıştır. TCK 103 ile TCK 104’ün hukuki konuları arasında yakınlık bulunması, iki suçun zincirleme suç hükümleri bakımından aynı suç kabul edilmesi için yeterli değildir.
Bu nedenle mağdurenin on beş yaşından küçük olduğu dönemde gerçekleşen organ sokma eylemi nedeniyle TCK 103/2 kapsamında çocuğun nitelikli cinsel istismarı; on beş yaşının tamamlanmasından sonraki rızaya dayalı ilişkiler bakımından ise şartlarının bulunması hâlinde TCK 104/1 kapsamında reşit olmayanla cinsel ilişki suçundan ayrı değerlendirme yapılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Karar özellikle uzun süre devam eden ilişkilerde mağdurun suç süreci içerisinde on beş yaşını tamamlaması ihtimali bakımından önemlidir. Mahkeme tüm cinsel davranışları tek bir suç başlığı altında değerlendirmemeli; her eylemin gerçekleştiği tarihte mağdurun yaşını belirleyerek hukuki nitelendirmeyi buna göre yapmalıdır.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 24.05.2023, E. 2022/46, K. 2023/303
TCK 103/1-a – ON BEŞ YAŞINDAN KÜÇÜK MAĞDURENİN RIZASI SUÇU ORTADAN KALDIRMAZ; ANCAK FAILİN MAĞDURENİN YAŞI KONUSUNDA KAÇINILMAZ HATAYA DÜŞÜP DÜŞMEDİĞİ TCK 30 KAPSAMINDA ARAŞTIRILMALIDIR
Somut olayda mağdure suç tarihinde on beş yaşını henüz tamamlamamış olup sanıkla anlaşarak birlikte kaçmış, sanığın ailesinin bulunduğu eve gitmiş ve burada sanıkla rızası dâhilinde cinsel ilişkiye girmiştir. Tarafların daha sonra resmî olarak evlendikleri ve bir çocuklarının olduğu da dosya kapsamından anlaşılmıştır. Ancak mağdurenin suç tarihinde on beş yaşından küçük olması nedeniyle rızaya dayalı birliktelik tek başına sanığın cezai sorumluluğunu ortadan kaldırmamaktadır.
Sanık ise aşamalardaki savunmalarında mağdurenin kendisine on altı yaşında olduğunu söylediğini ve kendisinin de mağdureyi on altı yaşında bildiğini ileri sürmüştür. Böylece uyuşmazlık yalnızca mağdurenin rızasının hukuki değeri üzerinde değil, sanığın mağdurenin yaşı konusunda hataya düşüp düşmediği üzerinde yoğunlaşmıştır.
Yargıtay, TCK 103/1-a bakımından on beş yaşından küçük çocuğun rızasının hukuken geçerli olmadığını kabul etmekle birlikte, failin mağdurun yaşına ilişkin hatasının ayrıca TCK 30 kapsamında incelenmesi gerektiğini belirtmiştir. Mağdurun yaşının suçun maddi unsurlarından biri olması nedeniyle, failin bu unsur konusunda hataya düşmesi kast bakımından sonuç doğurabilir.
Ancak failin yalnızca “mağdur bana yaşını büyük söyledi” biçimindeki savunması hata hükümlerinin doğrudan uygulanması için yeterli değildir. Mahkeme mağdurenin fiziksel görünümünü, sosyal ve kültürel koşulları, tarafların birbirlerini ne kadar süredir tanıdıklarını, ilişkinin niteliğini ve somut olayın diğer bütün özelliklerini birlikte değerlendirmelidir.
Bu kapsamda mağdurenin görünüş itibarıyla on beş yaşından küçük olduğunun anlaşılıp anlaşılamayacağı belirlenmelidir. Gerektiğinde bilirkişi incelemesi yaptırılması ve mahkemenin mağdurenin fiziksel görünümüne ilişkin kendi gözlemlerini de tutanağa veya kararına yansıtması gerekir. Böylelikle sanığın mağdurenin yaşına ilişkin savunmasının gerçek bir hataya dayanıp dayanmadığı somutlaştırılmalıdır.
Ceza Genel Kurulu açısından burada iki ayrı hukuki mesele bulunmaktadır. Birincisi, mağdurenin rızasıdır. On beş yaşından küçük olması nedeniyle bu rıza hukuken geçerli değildir. İkincisi ise failin mağdurun gerçek yaşını bilip bilmediğidir. Birinci mesele mağdurun iradesine, ikinci mesele failin kastına ilişkindir ve birbirinden bağımsız olarak incelenmelidir.
Bu nedenle mahkemenin yalnızca nüfus kaydına bakarak mağdurenin on beş yaşından küçük olduğunu tespit etmesi ve sanığın yaş konusundaki hata savunmasını araştırmadan mahkûmiyet kurması yeterli görülmemiştir. Sanığın TCK 30 kapsamında hataya düşmesinin mümkün olup olmadığı bütün deliller değerlendirilerek açıklığa kavuşturulmalıdır.
Sonuç olarak Yargıtay, TCK 103/1-a kapsamında mağdurun rızasının geçersiz olmasının, failin mağdurun yaşı konusundaki hata savunmasının araştırılmasına engel olmadığını; bu savunmanın somut olayın özellikleri çerçevesinde TCK 30 kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 25.02.2014, E. 2013/14-349, K. 2014/96
TCK 103/1-a – ON BEŞ YAŞINI TAMAMLAMIŞ MAĞDURUN ALGILAMA YETENEĞİNİN GELİŞMEDİĞİ AÇIK VE KESİN BİR UZMAN RAPORUYLA BELİRLENMEDEN 103/1-a UYGULANAMAZ
Somut olayda mağdure suç tarihinde on beş yaşını tamamlamış ancak henüz on sekiz yaşını doldurmamıştır. Mağdure hakkında yapılan incelemelerde hafif derecede zihinsel yetersizlik bulunduğuna ilişkin tespitlere yer verilmiş ve bu durum nedeniyle sanık hakkında TCK 103/1-a hükümleri uygulanmıştır. Ancak dosyadaki uzman değerlendirmelerinde mağdurenin cinsel davranışın hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğinin bulunup bulunmadığı konusunda yeterince açık bir sonuca ulaşılamadığı görülmüştür.
TCK 103/1-a yalnızca on beş yaşından küçük çocukları kapsamamaktadır. On beş yaşını tamamlamış olmasına rağmen fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş çocuklar da aynı bent kapsamındadır. Ancak ikinci ihtimalde yalnızca mağdurda zihinsel veya psikiyatrik bir rahatsızlığın bulunması yeterli değildir. Rahatsızlığın somut cinsel davranışın hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği üzerindeki etkisinin ayrıca belirlenmesi gerekir.
Dosyada mağdureye uygulanan zekâ testi sonucunda hafif derecede mental retardasyon tespit edilmiş ve mağdurenin algılama yeteneğinin yaşının gerisinde bulunduğu belirtilmiştir. Bununla birlikte bu tespit, mağdurenin işlenen cinsel fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğinin gelişmemiş olduğunu kesin biçimde ortaya koymamaktadır. “Yaşının gerisinde” olmak ile kanunun aradığı anlamda “algılama yeteneğinin gelişmemiş olması” aynı şey değildir.
Yargıtay bu nedenle uzman raporlarının TCK 103/1-a’nın uygulanmasına elverişli açıklıkta olması gerektiğini kabul etmiştir. Mahkeme tıbbi rapordaki tanıyı doğrudan hukuki sonuca dönüştürmemeli; mağdurun cinsel davranışın anlamını ve sonuçlarını algılayabilme kapasitesinin bulunup bulunmadığını tereddütsüz şekilde belirlemelidir.
Bunun yanında mağdurun durumunun fail tarafından bilinip bilinmediği de önem taşımaktadır. Mağdurun algılama yeteneğinin gelişmemiş olması TCK 103/1-a bakımından objektif unsur olmakla birlikte, failin kastının da bu unsuru kapsaması gerekir. Bu nedenle mağdurdaki zihinsel yetersizliğin dışarıdan ve hekim olmayan kişilerce anlaşılabilir nitelikte olup olmadığı araştırılmalıdır.
Mahkemenin bu araştırmayı yapmaksızın, muğlak ve birbiriyle tam olarak örtüşmeyen raporlara dayanarak TCK 103/1-a kapsamında mahkûmiyet kurması yeterli görülmemiştir. Gerekirse yeniden uzman raporu alınmalı ve mağdurun fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği açık biçimde ortaya konulmalıdır.
Karar, özellikle on beş-on sekiz yaş grubundaki zihinsel yetersizliği bulunan mağdurlar bakımından önemlidir. Bu yaş grubunda TCK 103/1-a’nın uygulanması otomatik değildir. Zihinsel yetersizliğin varlığı ile kanunda aranan algılama yeteneğinin gelişmemiş olması arasında somut bağlantı kurulmalıdır.
Sonuç olarak Yargıtay, on beş yaşını tamamlamış mağdurun TCK 103/1-a kapsamında kabul edilebilmesi için fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğinin gelişmemiş olduğunun açık, kesin ve denetlenebilir biçimde belirlenmesi; ayrıca bu durumun failin kastı yönünden de değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 22.11.2018, E. 2017/14-173, K. 2018/556
TCK 103/1-a – MAĞDURUN YAŞ GRUBU DOĞRU BELİRLENMEDEN 103/1-a UYGULANAMAZ; ON BEŞ-ON SEKİZ YAŞ ARALIĞINDAKİ ALGILAMA YETENEĞİ GELİŞMİŞ ÇOCUK 103/1-b KAPSAMINDA DEĞERLENDİRİLMELİDİR
Somut olayda sanık hakkında çocuğun basit cinsel istismarı suçundan mahkûmiyet hükmü kurulmuş ve uygulama sırasında TCK 103/1-a esas alınmıştır. Dosya kapsamından ise mağdurun suç tarihinde on beş ile on sekiz yaş arasında bulunduğu ve fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğinin gelişmediğine ilişkin herhangi bir iddia veya tıbbi bulgunun mevcut olmadığı anlaşılmıştır.
Yargıtay öncelikle TCK 103/1’de düzenlenen iki mağdur grubunun birbirinden ayrılması gerektiğini belirtmiştir. TCK 103/1-a, on beş yaşını tamamlamamış çocuklarla on beş yaşını tamamlamasına rağmen fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş çocukları kapsamaktadır. TCK 103/1-b ise on beş yaşını tamamlamış, on sekiz yaşını tamamlamamış ve algılama yeteneği gelişmiş diğer çocuklara ilişkindir.
Bu ayrım yalnızca teorik değildir. İki bent bakımından cinsel istismar suçunun oluşma koşulları farklıdır. Birinci gruptaki çocuklara karşı gerçekleştirilen cinsel davranışlarda rıza hukuki sonuç doğurmazken, ikinci gruptaki çocuklara karşı TCK 103 kapsamında cinsel istismar suçunun oluşması için davranışın cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayanması gerekir.
Dolayısıyla mahkeme mağdurun yalnızca çocuk olduğunu tespit ederek doğrudan TCK 103/1-a’yı uygulayamaz. Suç tarihindeki kesin yaşın belirlenmesi ve mağdur on beş yaşını tamamlamışsa algılama yeteneğine ilişkin özel bir durum bulunup bulunmadığının araştırılması gerekir.
Somut olayda mağdurun on beş-on sekiz yaş aralığında bulunduğu ve algılama yeteneğinin gelişmemiş olduğuna ilişkin bir tespit bulunmadığı hâlde TCK 103/1-a uygulanması hukuka aykırı bulunmuştur. Bu durumda koşulların mevcut olması hâlinde değerlendirme TCK 103/1-b üzerinden yapılmalıdır.
Yargıtay ayrıca somut fiilin niteliği üzerinde de durmuş; sanığın cinsel organını mağdura göstermesi ve mağdurdan kucağına oturmasını istemesi şeklindeki eylemde bedensel temas gerçekleşmemesi nedeniyle suç vasfının ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Böylece yalnızca mağdurun yaş grubunun değil, gerçekleştirilen cinsel davranışın TCK 103 anlamında bedensel temas içerip içermediğinin de doğru belirlenmesi gerektiği ortaya konulmuştur.
Karar bu yönüyle TCK 103 uygulamasında sıralı bir inceleme yapılması gerektiğini göstermektedir. Önce mağdurun yaşı ve algılama yeteneği, ardından somut cinsel davranışın niteliği, daha sonra cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen nedenlerin bulunup bulunmadığı belirlenmelidir.
Sonuç olarak Yargıtay, on beş-on sekiz yaş grubunda bulunan ve algılama yeteneğinin gelişmediğine ilişkin herhangi bir bulgu bulunmayan mağdur hakkında TCK 103/1-a uygulanamayacağını, mağdurun doğru yaş grubuna göre hukuki nitelendirme yapılması gerektiğini kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 01.04.2019, E. 2018/7537, K. 2019/8656
TCK 103/1-a – ÇOCUK MAĞDURUN BEYANLARI KENDİ İÇİNDE VE DİĞER DELİLLERLE ÇELİŞİYORSA, MAHKÛMİYET HER TÜRLÜ ŞÜPHEDEN UZAK KESİN VE İNANDIRICI DELİLE DAYANMADAN KURULAMAZ
Somut olayda mağdure suç tarihinde yaklaşık altı yaşındadır. İddia, sanığın küçük yaştaki mağdureyi yiyecek vereceğini söyleyerek bir depoya götürdüğü, burada gözlerini kapatmasını ve ağzını açmasını istediği, ardından cinsel organını mağdurenin ağzına soktuğu yönündedir. Olayın soruşturma makamlarına intikal etmesi ise iddia edilen eylemden yaklaşık üç yıl sonra gerçekleşmiştir. Yerel mahkeme, mağdurenin anlatımlarına, olay hakkında daha sonra yazdığı notlara, olayı anlattığı kişilerin beyanlarına ve psikiyatrik değerlendirmelere dayanarak sanığın organ sokmak suretiyle çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunu işlediğini kabul etmiştir.
Dosyada mağdurenin farklı aşamalarda verdiği anlatımlar arasında önemli farklılıklar bulunmaktadır. Mağdure ilk anlatımlarında sanığın kendisini bir depoya götürdüğünü, gözlerini kapattırdıktan sonra ağzına cinsel organını soktuğunu söylemiş; bununla birlikte sanığın cinsel organını hiçbir zaman görmediğini, gözlerini açtığında sanığın şortunu yukarı çektiğini gördüğü için ağzına sokulan şeyin cinsel organ olduğunu düşündüğünü ifade etmiştir. Daha sonraki duruşmada ise önceki anlatımlarını doğruladıktan sonra olayın hayal ürünü olduğunu ve gerçekleşmediğini söylemiştir.
Ceza Genel Kurulu, cinsel istismar suçlarının çoğu zaman tanık bulunmayan ortamlarda işlenmesi nedeniyle mağdur beyanının son derece önemli bir delil olduğunu kabul etmekle birlikte, mağdur beyanının hiçbir denetime tabi tutulmaksızın mutlak doğru kabul edilemeyeceğini vurgulamıştır. Mağdurun yaşının küçük olması, anlatımlarının değerlendirilmesinde hassasiyet gerektirir; ancak mahkûmiyet için yine de ceza muhakemesinin genel ispat standardı geçerlidir. Özellikle mağdur beyanları kendi içerisinde önemli çelişkiler içeriyorsa, bunların nedenleri ve diğer delillerle uyumluluğu ayrıntılı biçimde incelenmelidir.
Somut olayda mağdurenin olay yeri, olay zamanı ve olayın gerçekleşme biçimine ilişkin anlatımlarındaki farklılıklar dikkate alınmıştır. Bir anlatımında sanığın kendisini başka bir komşunun evinin altındaki depoya götürdüğünü söylerken başka bir aşamada sanığın kendi evinin deposundan bahsetmiş; olayın gerçekleşme zamanı bakımından da anlatımlar arasında uyumsuzluk ortaya çıkmıştır. Ayrıca olayı ilk anlattığı tanığın aktardığı olay örgüsü ile mağdurenin anlatımı arasında da farklılıklar bulunduğu görülmüştür.
Mağdurenin ailesinin de sanığın böyle bir davranışta bulunabileceğine inanmadıklarını ifade etmeleri ve mağdurenin zaman zaman başından geçmeyen olayları olmuş gibi anlatabildiğini söylemeleri Ceza Genel Kurulu tarafından dikkate alınmıştır. Bunun yanında mağdurenin yazdığı günlük niteliğindeki notlarda sanığa yönelik yoğun öfke ve yaşadığı olaya ilişkin duygusal ifadeler bulunmasına rağmen, organ sokma şeklindeki somut eylemin nasıl gerçekleştiğine ilişkin açık bir anlatımın yer almaması da değerlendirme konusu yapılmıştır.
Ceza Genel Kurulu burada “şüpheden sanık yararlanır” ilkesini özellikle öne çıkarmıştır. Bu ilke yalnızca suçun hukuki niteliğine ilişkin tereddütlerde değil, suçun gerçekten işlenip işlenmediği ve sanığın bu suçu işleyip işlemediği bakımından da uygulanır. Mahkûmiyet, yüksek ihtimale veya bir kısım delile ağırlık verilerek oluşturulan kanaate değil, başka türlü bir gerçekleşme ihtimalini makul biçimde dışlayan kesin ve inandırıcı delillere dayanmalıdır.
Kurul, mağdurenin yaşının çok küçük olması ve TCK 103/1-a kapsamında rızasının herhangi bir hukuki değer taşımaması konusunda bir tereddüt bulunmadığını; ancak bunun ispat sorunundan tamamen farklı olduğunu belirtmiştir. Bir çocuğun on beş yaşından küçük olması hâlinde gerçekleştirilen cinsel davranışa rızası suçun oluşmasını engellemez. Buna karşılık öncelikle cinsel davranışın gerçekten gerçekleştiğinin ve fail tarafından gerçekleştirildiğinin sabit olması gerekir.
Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, mağdurenin aşamalardaki çelişkili anlatımları, olay örgüsündeki farklılıklar, tanık beyanlarıyla tam olarak örtüşmeyen hususlar ve sanığın inkâra yönelik savunmasının aksini kesin biçimde ortaya koyan başka delil bulunmaması karşısında, sanığın çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunu işlediğinin her türlü şüpheden uzak biçimde ispatlanamadığını kabul etmiş ve mahkûmiyet yerine beraat kararı verilmesi gerektiği sonucuna ulaşmıştır.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 06.02.2020, E. 2018/493, K. 2020/60
TCK 103/1-a – ON ÜÇ YAŞINDAKİ MAĞDURENİN AĞZI KAPATILARAK CİNSEL İSTİSMARIN GERÇEKLEŞTİRİLMESİ, BASİT CİNSEL İSTİSMARIN YANINDA CEBİR NEDENİYLE TCK 103/4 UYGULAMASINI DA GEREKTİRİR
Somut olayda mağdure suç tarihinde on üç yaşındadır. Sanık, mağdurenin bulunduğu internet işletmesinde aynı sırada pornografik içerik izlemekteyken meydana gelen elektrik kesintisinden yararlanarak mağdureye yönelmiş ve fiziksel temas içeren cinsel davranış gerçekleştirmiştir. İlk derece mahkemesi sanığın eylemini TCK 103/1-a kapsamında çocuğun basit cinsel istismarı olarak kabul etmiş; ayrıca mağdurenin ağzının kapatılması suretiyle cebir kullanıldığını belirleyerek TCK 103/4 uyarınca cezasını artırmıştır.
Dosyada sanığın mağdureyle önceden herhangi bir husumetinin bulunmadığı, mağdurenin on üç yaşında ortaokul öğrencisi olduğu ve olayın elektrik kesintisi sırasında gerçekleştiği belirlenmiştir. Sanık isnadı inkâr etmekle birlikte mahkeme mağdurenin anlatımlarına ve dosyadaki diğer delillere üstünlük tanımış, eylemin sübut bulduğu sonucuna ulaşmıştır.
Ceza Genel Kurulunda esas uyuşmazlık sanığın suçunun oluşup oluşmadığından ziyade, temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesi ve TCK 103/4’ün uygulanma gerekçesi üzerinde yoğunlaşmıştır. Bununla birlikte karar, TCK 103/1-a ile 103/4 arasındaki ilişkinin açıklanması bakımından da önem taşımaktadır.
Mağdurenin henüz on beş yaşını tamamlamamış olması nedeniyle sanığın gerçekleştirdiği cinsel davranışın TCK 103 kapsamına girmesi için mağdurun ayrıca cebir veya tehditle karşı karşıya bırakılması gerekmez. Bu yaş grubundaki çocuklara karşı gerçekleştirilen cinsel davranışlar zaten TCK 103/1-a kapsamındadır. Ancak failin bunun ötesine geçerek cebir veya tehdit kullanması durumunda bu davranış TCK 103/4 kapsamında ayrıca cezayı artıran neden hâline gelir.
Somut olayda mağdurenin bağırmasını önlemek amacıyla ağzının kapatılması, cinsel davranışın gerçekleştirilmesi sırasında mağdurun direncini kırmaya ve yardım istemesini engellemeye yönelik fiziksel güç kullanımıdır. Bu nedenle cebir, cinsel istismar suçunun oluşumu için gerekli olmayan fakat suçun daha ağır cezalandırılmasına yol açan ayrıca değerlendirilmesi gereken bir nitelikli hâl niteliğindedir.
Kurul ayrıca sanığın olayın gerçekleştiği şartlardan yararlanmasını temel cezanın tayini bakımından değerlendirmiştir. Elektriğin kesilmesi nedeniyle ortamın karanlık hâle gelmesi ve sanığın bu koşuldan yararlanarak mağdureye yönelmesi, suçun işleniş biçimi ve kastın yoğunluğu bakımından önem taşımaktadır. İlk derece mahkemesinin bu özellikleri dikkate alarak temel cezayı kanuni alt sınırdan belirgin biçimde uzaklaşarak tayin etmesinin TCK 61 ve orantılılık ilkeleri bakımından hukuka uygun olup olmadığı tartışılmıştır.
Ceza Genel Kurulu, temel cezanın sekiz yıldan on altı yıla kadar hapis olarak öngörüldüğü suçta mahkemenin on yıl temel ceza belirlemesini orantısız görmemiştir. Somut olayın gerçekleştirilme koşulları, sanığın fırsattan yararlanma biçimi ve mağdurenin yaşı birlikte değerlendirildiğinde alt sınırdan uzaklaşılması için yeterli neden bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Karar ayrıca TCK 103/4’ün uygulanmasında cebrin hangi aşamada kullanıldığının doğru gerekçelendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Cinsel istismar tamamlandıktan sonra söylenen tehdit ile suçun gerçekleştirilmesi sırasında kullanılan cebir birbirinden farklıdır. Somut olayda artırımın gerçek hukuki sebebi, eylem sırasında mağdurenin ağzının kapatılması suretiyle cebir kullanılmasıdır.
Sonuç itibarıyla Ceza Genel Kurulu, on üç yaşındaki mağdureye yönelik cinsel davranışın TCK 103/1-a kapsamında basit cinsel istismar oluşturduğunu; sanığın mağdurenin ağzını kapatarak direncini etkisizleştirmesi nedeniyle ayrıca TCK 103/4 uyarınca artırım yapılmasının gerektiğini kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 08.03.2022, E. 2021/178, K. 2022/152
TCK 103/1-a – ON BEŞ YAŞINDAN KÜÇÜK ÇOCUĞUN FAILLE GÖNÜLLÜ OLARAK KAÇMASI VE BİRLİKTE KALMASI, CİNSEL DOKUNULMAZLIK ALANINDA RIZANIN GEÇERLİ OLDUĞU ANLAMINA GELMEZ
Somut olayda sanık, on beş yaşını henüz tamamlamamış mağdureyle duygusal ilişki içerisindedir. Mağdure, sanıkla birlikte kaçmayı kendi iradesiyle kabul etmiş ve sanığın akrabalarının bulunduğu başka bir yerde bir süre birlikte kalmıştır. Somut uyuşmazlık esasen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu bakımından mağdurenin rızasının hukuki değerine ilişkin olmakla birlikte, Ceza Genel Kurulu bu meseleyi çözerken TCK 103/1-a’daki çocukların yaş gruplarına ilişkin sistemi ayrıntılı şekilde açıklamıştır.
Kurul, Türk Ceza Kanunu’nun çocuk kavramını genel olarak on sekiz yaşını doldurmamış kişiler bakımından kabul etmekle birlikte, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda çocukları iki ayrı kategoriye ayırdığını belirtmiştir. Birinci kategori on beş yaşını tamamlamamış çocuklar, ikinci kategori ise on beş yaşını tamamlamış ancak henüz on sekiz yaşını doldurmamış çocuklardır.
TCK 103/1-a uyarınca birinci gruptaki çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış cinsel istismar olarak kabul edilmektedir. Bu düzenlemenin sonucu olarak, on beş yaşından küçük çocuğun cinsel davranışa rıza göstermesi fail bakımından hukuka uygunluk nedeni oluşturmaz. Kanun koyucu bu yaş grubunun cinsel dokunulmazlığını, çocuğun somut olayda açıkladığı iradeden bağımsız biçimde korumayı tercih etmiştir.
Buna karşılık on beş yaşını tamamlamış, algılama yeteneği gelişmiş çocuklar bakımından farklı bir sistem benimsenmiştir. Bu gruba yönelik cinsel davranışın TCK 103 kapsamına girebilmesi için kural olarak cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir neden bulunması gerekir. Rızaya dayalı cinsel ilişkinin ise koşulları mevcutsa TCK 104 çerçevesinde ayrıca değerlendirilmesi öngörülmüştür.
Ceza Genel Kurulu bu ayrımı mağdurenin özgürlük alanındaki rızasının değerlendirilmesinde de dikkate almıştır. On beş yaşından küçük çocuğun sanıkla gönüllü biçimde kaçması, onun her türlü kişilik hakkı üzerinde tam ve sınırsız tasarruf yetkisine sahip olduğu anlamına gelmez. Özellikle kanunun yaş nedeniyle özel koruma altına aldığı cinsel dokunulmazlık alanında rızanın sınırları çok daha belirgindir.
Kararın TCK 103/1-a açısından taşıdığı ilke bu nedenle önemlidir. Fail ile mağdur arasında sevgililik ilişkisi bulunması, çocuğun sanıkla isteyerek kaçması, birlikte kalmak istemesi veya ailesinin bilgisi dışında ilişkiyi sürdürmesi, on beş yaşından küçük mağdura yönelik cinsel davranışları hukuka uygun hâle getirmez. Ceza sorumluluğunun belirlenmesinde cinsel davranış tarihindeki yaş esas alınır.
Kurul aynı zamanda çocuğun rızasının her hukuki mesele bakımından mutlak biçimde geçersiz olduğu şeklinde genel bir sonuca da varmamıştır. Çocuğun ayırt etme gücü ve üzerinde tasarruf edilen hakkın niteliği önem taşımaktadır. Ancak TCK 103/1-a bakımından kanun koyucunun açık tercihi, on beş yaşından küçük çocuğun cinsel davranışa yönelik rızasını suçun oluşumunu engelleyen bir unsur olarak kabul etmemektir.
Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, on beş yaşından küçük mağdurun faille gönüllü ilişki içerisinde bulunmasının ve onunla isteyerek kaçmasının, cinsel davranışlar bakımından TCK 103/1-a’nın uygulanmasını engellemediğini; bu yaş grubundaki çocuğun rızasının cinsel istismar bakımından hukuka uygunluk nedeni oluşturamayacağını açık biçimde ortaya koymuştur.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 17.02.2015, E. 2014/307, K. 2015/8
TCK 103/1-a – ON BEŞ YAŞINDAN KÜÇÜK ÇOCUĞA KARŞI GERÇEKLEŞTİRİLEN CİNSEL DAVRANIŞTA RIZA BULUNSA DA SUÇ OLUŞUR; ANCAK ÇOCUĞUN BEYANLARININ GÜVENİLİRLİĞİ VE SUÇUN SÜBUTU AYRI OLARAK İNCELENMELİDİR
TCK 103/1-a’nın uygulanmasında iki farklı hukuki sorun birbirine karıştırılmamalıdır. Birincisi mağdurun rızasının cinsel davranışın hukuka aykırılığını ortadan kaldırıp kaldırmadığıdır. İkincisi ise iddia edilen cinsel davranışın gerçekten gerçekleşip gerçekleşmediğinin ve sanık tarafından işlenip işlenmediğinin ispatıdır.
On beş yaşını tamamlamamış çocuk bakımından ilk sorunun cevabı açıktır. Çocuğun cinsel davranışa rıza gösterdiğini açıklaması, faille görüşmeye kendi isteğiyle gitmesi veya cinsel davranış sırasında fiziksel direnç göstermemesi TCK 103/1-a kapsamında suçun oluşmasını engellemez. Kanun bu yaş grubundaki çocuğun rızasını geçerli kabul etmemektedir.
Ancak bundan, çocuğun ileri sürdüğü her cinsel istismar iddiasının otomatik olarak sabit kabul edileceği sonucu çıkarılamaz. Failin mahkûm edilebilmesi için öncelikle isnat edilen eylemin gerçekleştiğinin ceza muhakemesinde aranan kesinlik düzeyinde kanıtlanması gerekir. Bu aşamada mağdurun yaşının küçük olması delil değerlendirmesini ortadan kaldırmaz.
Cinsel suçlarda mağdur anlatımı çoğu zaman olayın niteliği gereği temel delil konumundadır. Bununla birlikte mağdurun farklı aşamalardaki anlatımlarının birbiriyle uyumlu olup olmadığı, olayın yeri ve zamanı hakkındaki beyanları, sanığı neden ve nasıl teşhis ettiği, anlatımının olay sonrası davranışlarla desteklenip desteklenmediği ve varsa uzman değerlendirmeleri birlikte incelenmelidir.
Özellikle küçük yaştaki çocuk mağdurlar bakımından anlatım biçimindeki bazı farklılıkların gelişimsel özelliklerden kaynaklanabileceği gözetilmelidir. Ancak maddi olayın temel yapısına ilişkin ciddi ve açıklanamayan çelişkiler bulunması durumunda bunların görmezden gelinmesi de mümkün değildir. Mahkeme, çocuk psikolojisine ilişkin uzman görüşlerinden yararlanırken nihai delil değerlendirmesini kendisi yapmak zorundadır.
Şüpheden sanık yararlanır ilkesi çocukların cinsel istismarı suçlarında da geçerlidir. Suçun ağırlığı, mağdurun yaşı veya isnadın toplumsal niteliği mahkûmiyet için gerekli ispat standardını düşürmez. Sanığın eylemi işlediği konusunda makul ve giderilemeyen bir şüphe bulunuyorsa beraat kararı verilmelidir.
Bu yaklaşım mağdur çocuğun korunmasıyla sanığın adil yargılanma hakkını birlikte gözetmektedir. Çocuğun rızasının geçersiz olması maddi ceza hukukuna ilişkin bir meseledir; mahkûmiyet için suçun ispatlanması ise ceza muhakemesine ilişkin bağımsız bir zorunluluktur.
Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, TCK 103/1-a kapsamındaki çocuklar bakımından rıza ile sübut sorunlarının birbirinden ayrılması gerektiğini; çocuğun rızasının suçu ortadan kaldırmayacağını, ancak mahkûmiyet için cinsel davranışın gerçekleştiğinin her türlü şüpheden uzak biçimde ispatlanmasının zorunlu olduğunu kabul etmektedir.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 06.02.2020, E. 2018/493, K. 2020/60
TCK 103/1-b – ON BEŞ YAŞINI TAMAMLAMIŞ MAĞDURA KARŞI CİNSEL DAVRANIŞIN TEHDİTLE GERÇEKLEŞTİRİLMESİ HÂLİNDE TEHDİT SUÇUN UNSURU OLDUĞUNDAN AYNI OLGU TCK 103/4 UYARINCA İKİNCİ KEZ CEZA ARTIRIMINA ESAS ALINAMAZ
Somut olayda sanık, suç tarihinde on yedi yaş içerisinde bulunan mağdureye karşı bedensel temas içeren cinsel davranışlarda bulunmuştur. Mağdurenin on beş yaşını tamamlamış ve fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmiş olması nedeniyle olay TCK 103/1-b kapsamında değerlendirilmiştir. Sanığın cinsel davranışı mağdurenin özgür iradesine dayanmamış; sanık mağdure üzerinde tehdit kullanarak cinsel davranışı gerçekleştirmiştir.
İlk derece mahkemesi sanığın eylemini çocuğun basit cinsel istismarı olarak kabul etmiş, mağdureye yönelik tehdit davranışını da ayrıca dikkate alarak TCK 103/4 uyarınca cezada artırım yapmıştır. Böylelikle aynı tehdit olgusu bir taraftan TCK 103/1-b kapsamında suçun oluşmasını sağlayan unsur, diğer taraftan cezanın artırılmasını gerektiren nitelikli hâl olarak değerlendirilmiştir.
Yargıtay 14. Ceza Dairesi bu uygulamayı hukuka uygun bulmamıştır. TCK 103/1-b’nin yapısı gereğince on beş yaşını tamamlamış ve algılama yeteneği gelişmiş çocuklara yönelik her cinsel davranış kendiliğinden cinsel istismar suçunu oluşturmaz. Bu yaş grubundaki mağdura yönelik davranışın cinsel istismar olarak nitelendirilebilmesi için cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayanması gerekir.
Dolayısıyla somut olayda kullanılan tehdit, TCK 103/1-b bakımından suçun meydana gelmesini sağlayan kurucu unsurlardan biridir. Tehdit bulunmadığında ve mağdurenin cinsel davranışa geçerli rızası mevcut olduğunda, bedensel temasın niteliğine göre TCK 103/1-b kapsamında cinsel istismar suçundan söz edilemeyecektir. Cinsel ilişki söz konusuysa şartları varsa TCK 104 kapsamında farklı bir değerlendirme yapılabilir.
Daire bu nedenle TCK 103/1-a ile 103/1-b kapsamındaki mağdurlar arasında önemli bir ayrım yapmıştır. On beş yaşından küçük mağdura karşı cinsel davranışın gerçekleştirilmesi için cebir veya tehdide ihtiyaç yoktur; çocuğun rızasının hukuki değeri bulunmadığından cinsel davranışın kendisi suçun oluşumu için yeterlidir. Böyle bir mağdura ayrıca cebir veya tehdit uygulanması kanundaki koşullar çerçevesinde cezanın artırılmasına neden olabilir.
TCK 103/1-b kapsamındaki mağdurda ise durum farklıdır. Tehdit zaten cinsel davranışı suç hâline getiren unsurdur. Bu nedenle aynı tehdidin ayrıca ağırlaştırıcı neden olarak kullanılması, aynı maddi olgunun sanık aleyhine iki kez değerlendirilmesi sonucunu doğurur.
Somut olayda mağdurenin on yedi yaş içerisinde bulunması karşısında sanığın kullandığı tehdidin TCK 103/1-b kapsamında cinsel istismar suçunun unsuru olduğu kabul edilmiştir. İlk derece mahkemesinin aynı tehdidi ayrıca TCK 103/4 kapsamında değerlendirerek sanığın cezasını artırması, sanık hakkında fazla ceza tayinine neden olmuştur.
Sonuç olarak Yargıtay, on beş-on sekiz yaş grubunda bulunan ve algılama yeteneği gelişmiş mağdura yönelik cinsel davranışın tehdit kullanılarak gerçekleştirilmesi hâlinde tehdidin TCK 103/1-b kapsamında suçun unsuru olduğunu ve aynı tehdit nedeniyle ayrıca TCK 103/4 uygulanamayacağını kabul ederek hükmü bozmuştur.
Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 17.09.2014, E. 2012/15227, K. 2014/10080
TCK 103/1-b – ON SEKİZ YAŞINI DOLDURMAMIŞ MAĞDURUN DUDAKLARINDAN ÖPÜLMESİ ŞEKLİNDEKİ BEDENSEL TEMAS, KOŞULLARI BULUNDUĞUNDA CİNSEL SALDIRI DEĞİL ÇOCUĞUN CİNSEL İSTİSMARI SUÇUNU OLUŞTURUR
Somut olayda sanığın, suç tarihinde henüz on sekiz yaşını tamamlamamış olan mağdura yönelik olarak dudaklarından öpme şeklinde bedensel temas içeren bir davranış gerçekleştirdiği sabit kabul edilmiştir. İlk derece mahkemesi ise mağdura yönelik bu eylemi yetişkinlere karşı işlenen cinsel saldırı hükümleri kapsamında değerlendirmiş ve sanık hakkında TCK 102/1 uyarınca hüküm kurmuştur.
Yargıtay 14. Ceza Dairesi, suç vasfının belirlenmesinde öncelikle mağdurun suç tarihindeki yaşının esas alınması gerektiğini belirtmiştir. TCK’nın cinsel dokunulmazlığa karşı suçlara ilişkin sisteminde mağdurun çocuk veya yetişkin olması uygulanacak suç tipini doğrudan etkilemektedir. Suç tarihinde on sekiz yaşını tamamlamamış kişi TCK bakımından çocuktur.
Ancak mağdurun çocuk olması tek başına TCK 103/1-b kapsamında mahkûmiyet için yeterli değildir. Mağdur on beş yaşını tamamlamış ve fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmiş ise, cinsel davranışın cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilmiş olması gerekir. Somut dosyanın özellikleri içerisinde bu koşulların bulunduğu kabul edilmiştir.
Daire, dudaktan öpme eyleminin cinsel amaç taşıması ve mağdurun bedenine doğrudan temas içermesi karşısında eylemin yalnızca sözlü veya temassız cinsel taciz olarak değerlendirilemeyeceğini kabul etmiştir. Cinsel davranışın organ sokma boyutuna ulaşmaması nedeniyle TCK 103/2 değil, TCK 103/1 kapsamında basit cinsel istismar söz konusudur.
Burada ilk derece mahkemesinin temel hatası, mağdurun suç tarihinde on sekiz yaşını tamamlamamış olmasına rağmen TCK 102 hükümlerini uygulamasıdır. TCK 102 esas itibarıyla yetişkin mağdurların cinsel dokunulmazlığını korumaktadır. Çocuklara yönelik cinsel davranışlar ise kanunun özel düzenlemesi olan TCK 103 kapsamında ele alınmalıdır.
Bu nedenle aynı fiziksel davranış, mağdurun yaşına göre farklı suç tipleri kapsamında değerlendirilebilir. Yetişkin bir kişinin iradesine aykırı biçimde dudaklarından öpülmesi TCK 102 kapsamında cinsel saldırı oluşturabilirken, çocuk mağdura yönelik aynı davranış şartları bulunduğunda TCK 103 kapsamında çocuğun cinsel istismarıdır.
Yargıtay böylelikle suç vasfının belirlenmesinde yalnızca hareketin fiziksel biçimine bakılamayacağını; mağdurun yaşı, algılama yeteneği ve davranışın hangi koşullarda gerçekleştirildiğinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymuştur.
Sonuç olarak Daire, on sekiz yaşını tamamlamamış mağdurun dudaklarından cinsel amaçla öpülmesi şeklindeki bedensel temas içeren eylemin, somut olayda TCK 102/1 kapsamında cinsel saldırı değil TCK 103/1-b kapsamında çocuğun basit cinsel istismarı suçunu oluşturduğunu kabul etmiş ve suç vasfındaki hata nedeniyle hükmü bozmuştur.
Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 30.09.2015, E. 2015/4016, K. 2015/8744
TCK 103/1-b – ON BEŞ YAŞINI TAMAMLAMIŞ ÇOCUĞUN GÖĞÜSLERİNE CİNSEL AMAÇLA DOKUNULMASI, İRADEYİ ETKİLEYEN KOŞULLARIN BULUNMASI HÂLİNDE ŞİKÂYETE BAĞLI OLMAYAN ÇOCUĞUN CİNSEL İSTİSMARI SUÇUNU OLUŞTURUR
Somut olayda suça sürüklenen çocuk, suç tarihinde on sekiz yaşını henüz tamamlamamış mağdurun göğüslerine cinsel amaçla dokunmuştur. Eylem fiziksel temas içermekte ve mağdurun cinsel dokunulmazlığına doğrudan yönelmektedir. İlk derece mahkemesi ise mağdurun daha sonra şikâyetinden vazgeçmesini dikkate alarak kamu davasının düşmesine karar vermiştir.
Yargıtay 14. Ceza Dairesi, öncelikle sanığın eyleminin hukuki niteliğini belirlemiştir. Mağdurun çocuk olması ve dosyada TCK 103/1-b kapsamındaki koşulların bulunması karşısında, göğüslere cinsel amaçla dokunma eyleminin çocuğun basit cinsel istismarı suçunu oluşturduğu kabul edilmiştir.
Göğüslere dokunmak mağdurun bedenine doğrudan temas içeren cinsel davranıştır. Eylem organ veya sair cisim sokulması boyutuna ulaşmadığından TCK 103/2’deki nitelikli cinsel istismar söz konusu değildir. Buna karşılık bedensel temas bulunduğu için eylem yalnızca TCK 105 anlamında cinsel taciz olarak da değerlendirilemez.
Kararın esas önem taşıyan yönü ise şikâyet meselesidir. İlk derece mahkemesi mağdurun şikâyetinden vazgeçmesini kamu davasını sona erdiren bir neden olarak değerlendirmiştir. Yargıtay ise TCK 103/1-b kapsamında gerçekleşen çocuğun cinsel istismarı suçunun soruşturulması ve kovuşturulmasının mağdurun şikâyetine bağlı olmadığını belirtmiştir.
Bu nedenle suçun yetkili makamlar tarafından öğrenilmesinden sonra soruşturma ve kovuşturma re’sen yürütülür. Mağdurun başlangıçta şikâyetçi olmaması veya sonradan şikâyetinden vazgeçmesi, kanunda özel olarak öngörülen istisnalar dışında kamu davasının düşmesini gerektirmez.
Özellikle TCK 103 ile TCK 104 arasındaki fark burada önem kazanmaktadır. Reşit olmayanla cinsel ilişki suçunun bazı hâllerinde şikâyet muhakeme şartı olarak öngörülmüşken, çocuğun cinsel istismarı bakımından kanun daha farklı bir koruma sistemi benimsemiştir. Bu nedenle suç vasfının doğru belirlenmesi, şikâyetten vazgeçmenin sonuçları bakımından da doğrudan önem taşımaktadır.
Somut olayda mağdurun göğüslerine cinsel amaçla dokunulması şeklindeki eylemin TCK 103/1-b kapsamında kalması karşısında, mağdurun şikâyetinden vazgeçmesi nedeniyle davanın düşürülmesi hukuka aykırı bulunmuştur. Mahkemenin yargılamaya devam ederek sanığın cezai sorumluluğu hakkında esas yönünden karar vermesi gerekmektedir.
Sonuç olarak Yargıtay, TCK 103/1-b kapsamındaki çocuğun basit cinsel istismarı suçunun şikâyete bağlı olmadığını ve mağdurun sonradan şikâyetinden vazgeçmesinin kamu davasının düşürülmesine neden olmayacağını kabul ederek yerel mahkeme kararını bozmuştur.
Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 28.01.2016, E. 2014/2544, K. 2016/826
TCK 103/1-b – ON BEŞ YAŞINI TAMAMLAMIŞ ÇOCUĞA YÖNELİK EYLEM ORGAN SOKMAYA YÖNELMİŞ VE MAĞDURUN DİRENMESİ NEDENİYLE TAMAMLANAMAMIŞSA, BASİT CİNSEL İSTİSMAR DEĞİL NİTELİKLİ CİNSEL İSTİSMARA TEŞEBBÜS OLUŞUR
Somut olayda sanık, on beş yaşını tamamlamış ancak henüz on sekiz yaşını doldurmamış mağdura yönelik cinsel davranışlarda bulunmuştur. Sanığın sözlü ifadeleri ve dış dünyaya yansıyan hareketleri birlikte değerlendirildiğinde, amacının yalnızca mağdurun bedenine cinsel amaçla temas etmek olmadığı; vücuda organ sokmak suretiyle cinsel istismarı gerçekleştirmeye yöneldiği anlaşılmıştır.
Sanık bu amaç doğrultusunda icra hareketlerine başlamış, ancak mağdurun direnmesi ve bağırarak çevreden yardım istemesi üzerine hedeflediği organ sokma eylemini gerçekleştirememiştir. Yerel mahkeme buna rağmen sanığın fiilini TCK 103/1-b kapsamında basit cinsel istismar olarak kabul etmiş ve buna göre ceza tayin etmiştir.
Yargıtay, teşebbüs hükümleri ile cinsel istismar suçunun nitelikli biçimi arasındaki ilişkiyi değerlendirmiştir. TCK 103/2’deki suçun tamamlanabilmesi için mağdurun vücuduna organ veya sair bir cismin sokulması gerekir. Ancak bu sonuç gerçekleşmemiş olsa dahi fail doğrudan doğruya bu eylemi gerçekleştirmeye yönelik elverişli hareketlere başlamış ve dış nedenlerle suçu tamamlayamamışsa TCK 35 anlamında teşebbüs söz konusu olur.
Bu nedenle suçun tamamlanmaması, failin eyleminin mutlaka TCK 103/1 kapsamında basit cinsel istismar olarak değerlendirilmesini gerektirmez. Failin kastının hangi suça yöneldiği ve icra hareketlerinin hangi aşamaya ulaştığı belirlenmelidir. Organ sokma kastının yalnızca failin iç dünyasındaki düşünceden ibaret kalmaması, söz ve davranışlarla objektif biçimde ortaya çıkması gerekir.
Somut olayda sanığın hem sözleri hem de eylemleri organ sokmak suretiyle nitelikli cinsel istismarı gerçekleştirmeye yönelik kastını ortaya koymaktadır. Suçun tamamlanamamasının nedeni sanığın kendi iradesiyle vazgeçmesi değil, mağdurun direnmesi ve bağırmasıdır. Bu nedenle gönüllü vazgeçmeden de söz edilemez.
Yargıtay bu noktada TCK 103/1-b’nin uygulanmasını yetersiz bulmuştur. Sanığın mağdura yönelik gerçekleştirdiği fiziksel cinsel temaslar tek başına değerlendirildiğinde basit cinsel istismar niteliğinde görünse bile, bu hareketler daha ağır suç olan organ sokmak suretiyle nitelikli cinsel istismarın icra hareketlerinin parçası hâline gelmiştir.
Dolayısıyla sanığın eylemi TCK 103/2 ve TCK 35 kapsamında nitelikli cinsel istismara teşebbüs olarak değerlendirilmelidir. Yerel mahkemenin TCK 103/1-b üzerinden hüküm kurması, sanığın eyleminin hukuki niteliğinin yanlış belirlenmesine ve sonuç olarak eksik ceza tayinine yol açmıştır.
Sonuç olarak Yargıtay, on beş-on sekiz yaş grubundaki mağdura yönelik eylemde sanığın organ sokma kastını söz ve hareketleriyle açıkça ortaya koyup icra hareketlerine başlaması, ancak mağdurun direnmesi ve bağırması nedeniyle eylemi tamamlayamaması hâlinde TCK 103/1-b kapsamında basit cinsel istismar değil, TCK 103/2 kapsamında nitelikli cinsel istismara teşebbüs suçunun oluşacağını kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay 6. Ceza Dairesi, 22.02.2018, E. 2015/4535, K. 2018/1275
TCK 103/1-b – ON ALTI YAŞINDAKİ MAĞDURENİN SANIKLA KARŞILIKLI RIZA İLE ÖPÜŞMESİ, CEBİR, TEHDİT, HİLE VEYA İRADEYİ ETKİLEYEN BAŞKA BİR NEDEN BULUNMADIĞINDA ÇOCUĞUN CİNSEL İSTİSMARI SUÇUNU OLUŞTURMAZ
Somut olayda sanık ile suç tarihinde on altı yaş içerisinde bulunan mağdure arkadaş olup taraflar parkta buluşmuşlardır. Bir süre birlikte vakit geçirdikten sonra daha sakin bir bölgeye gitmişler ve burada karşılıklı olarak öpüşmüşlerdir. Dosya kapsamındaki anlatımlar ve mahkemenin kabulüne göre sanığın mağdure üzerinde cebir kullandığı, tehditte bulunduğu, hileli davranışlarla iradesini sakatladığı veya başka herhangi bir nedenle mağdurenin serbest karar verme yeteneğini etkilediği tespit edilmemiştir.
İlk derece mahkemesi sanığın mağdureyi öpmesi şeklindeki davranışı yetişkinlere karşı işlenen cinsel saldırı kapsamında değerlendirmiş, mağdurenin şikâyetinden vazgeçmesi üzerine de kamu davasının düşmesine karar vermiştir. Yargıtay ise öncelikle mağdurenin suç tarihinde henüz on sekiz yaşını tamamlamamış olması nedeniyle olayın TCK 102 kapsamında değerlendirilemeyeceğini belirtmiştir. Çocuklara karşı gerçekleştirilen cinsel davranışların hukuki niteliği TCK 103 ve şartları varsa TCK 104 hükümleri çerçevesinde belirlenmelidir.
Ancak mağdurun çocuk olması da tek başına TCK 103 kapsamında suçun oluşmasına yeterli değildir. TCK 103/1-b’nin açık düzenlemesine göre, on beş yaşını tamamlamış ve fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmiş çocuklara karşı gerçekleştirilen cinsel davranışların istismar sayılabilmesi için cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir neden bulunmalıdır. Bu unsurlar, söz konusu yaş grubu bakımından suçun kurucu unsurları arasındadır.
Somut olayda mağdure sanıkla kendi isteğiyle buluşmuş ve öpüşme davranışı karşılıklı rıza içerisinde gerçekleşmiştir. Sanığın mağdurenin iradesini etkilediğini gösteren herhangi bir maddi olgu tespit edilmemiştir. Bu nedenle bedensel temas bulunmasına rağmen TCK 103/1-b’nin koşulları gerçekleşmemiştir.
Yargıtay bu noktada önemli bir ayrım yapmıştır. On beş yaşından küçük çocuklara karşı gerçekleştirilen cinsel temaslarda rızanın hukuki değeri bulunmazken, on beş-on sekiz yaş grubundaki algılama yeteneği gelişmiş çocukların durumunda kanun farklı bir düzenleme getirmiştir. Bu ikinci grupta cinsel davranışın cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayanması gerekir.
Eylemin öpüşme şeklinde kalması nedeniyle TCK 104’te düzenlenen reşit olmayanla cinsel ilişki suçunun oluşması da mümkün değildir. TCK 104 bakımından cinsel ilişkinin gerçekleşmesi gerekir. Dolayısıyla somut olayda ne TCK 103/1-b ne de TCK 104 kapsamında cezalandırılabilir bir fiil bulunmaktadır.
İlk derece mahkemesinin eylemi TCK 102 kapsamında değerlendirip şikâyetten vazgeçme nedeniyle düşme kararı vermesi de bu nedenle doğru değildir. Fiil suç oluşturmuyorsa verilmesi gereken karar düşme değil beraattir. Suç vasfının doğru belirlenmesi, hükmün türünü de doğrudan etkilemektedir.
Sonuç olarak Yargıtay, on altı yaşındaki ve algılama yeteneği gelişmiş mağdurenin sanıkla karşılıklı rızaya dayalı biçimde öpüşmesinde cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir neden bulunmadığından TCK 103/1-b kapsamında çocuğun cinsel istismarı suçunun oluşmadığını kabul etmiş ve sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğini belirtmiştir.
Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 28.11.2018, E. 2015/6206, K. 2018/7085
TCK 103/1-b – ON BEŞ-ON SEKİZ YAŞ GRUBUNDAKİ MAĞDUREYLE RIZAYA DAYALI ÖPÜŞME VE CİNSEL ORGANIN DIŞTAN SÜRTÜLMESİ, CEBİR, TEHDİT, HİLE VEYA İRADEYİ ETKİLEYEN BAŞKA BİR NEDEN YOKSA TCK 103 KAPSAMINDA SUÇ DEĞİLDİR
Somut olayda mağdure suç tarihinde on beş yaşını tamamlamış ancak henüz on sekiz yaşını doldurmamıştır. Dosyada mağdurenin fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğinde herhangi bir eksiklik bulunduğuna ilişkin tespit bulunmamaktadır. Sanık ile mağdure arasında gerçekleşen cinsel davranışların karşılıklı rızaya dayalı olduğu; sanığın mağdureyi öptüğü ve cinsel organını mağdurenin cinsel organına dıştan sürttüğü kabul edilmiştir.
İlk derece mahkemesi sanığın eylemlerini suç kabul ederek mahkûmiyet hükmü kurmuştur. Yargıtay 14. Ceza Dairesi ise TCK 103/1-b’deki suçun maddi yapısını esas alarak davranışların hangi koşullarda cezalandırılabilir olduğunu ayrı ayrı değerlendirmiştir.
Mağdurenin on beş-on sekiz yaş aralığında ve algılama yeteneğinin gelişmiş olması nedeniyle TCK 103/1-b kapsamında cinsel istismar suçunun oluşabilmesi için sanığın eyleminin cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayanması gerekmektedir. Dosyada ise taraflar arasındaki cinsel davranışların mağdurenin rızası dışında gerçekleştiğini ortaya koyan böyle bir unsur bulunmamaktadır.
Bu nedenle öpüşme ve bedensel temas bulunması tek başına yeterli değildir. TCK 103/1-a kapsamındaki mağdurlardan farklı olarak, 103/1-b grubundaki çocuklar bakımından kanun cinsel davranışın gerçekleştirilme şartlarına da önem vermektedir. Cebir, tehdit, hile veya iradeyi sakatlayan başka bir neden yoksa TCK 103/1-b uygulanamaz.
Daire daha sonra sanığın cinsel organını mağdurenin cinsel organına dışarıdan sürtmesi şeklindeki hareketin TCK 104 kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini incelemiştir. TCK 104’te düzenlenen reşit olmayanla cinsel ilişki suçunun oluşması için kanunun aradığı anlamda cinsel ilişkinin gerçekleşmesi gerekir. Cinsel organların dıştan birbirine sürtülmesi ise vücuda organ sokulması veya cinsel ilişki niteliğinde kabul edilmemiştir.
Dolayısıyla somut olayda ortaya çıkan hukuki sonuç oldukça önemlidir: On beş-on sekiz yaş aralığındaki algılama yeteneği gelişmiş çocukla rızaya dayalı olarak gerçekleştirilen her cinsel davranış Türk Ceza Kanunu bakımından otomatik biçimde suç değildir. TCK 103/1-b için iradeyi etkileyen nedenlerden biri, TCK 104 için ise cinsel ilişki unsurunun gerçekleşmesi gerekir.
Bu yaklaşım, TCK 103 ile 104 arasındaki sınırı da göstermektedir. Mağdur on beş yaşından büyük olduğunda, rızaya dayalı öpüşme, elleme veya penetrasyona ulaşmayan benzeri davranışlar, somut olayda başka bir suçun unsurları oluşmadığı sürece TCK 103 veya TCK 104 kapsamında değerlendirilemez.
Sonuç olarak Yargıtay, on beş-onsekiz yaş arasında ve algılama yeteneği gelişmiş mağdureyle cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir neden olmaksızın rızaya dayalı öpüşme ve cinsel organı dıştan sürtme hareketlerinin TCK 103/1-b suçunu oluşturmadığını; dıştan sürtünmenin cinsel ilişki niteliğinde olmaması nedeniyle TCK 104’ün de uygulanamayacağını kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 13.01.2016, E. 2014/11596, K. 2016/198
TCK 103/1-b – ON BEŞ-ON SEKİZ YAŞ GRUBUNDAKİ MAĞDURA YÖNELİK BEDENSEL TEMAS BULUNMAYAN CİNSEL DAVRANIŞ, TCK 103/1-b DEĞİL CİNSEL TACİZ KAPSAMINDA DEĞERLENDİRİLMELİDİR
Somut olayda mağdur suç tarihinde on beş-on sekiz yaş aralığındadır ve fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğinin gelişmediğine ilişkin herhangi bir iddia veya tıbbi bulgu bulunmamaktadır. Sanığın mağdura yönelik davranışı, cinsel organını göstererek mağdurdan kucağına oturmasını istemesi şeklinde gerçekleşmiştir.
İlk derece mahkemesi sanığın eylemini çocuğun basit cinsel istismarı olarak kabul etmiş ve TCK 103 hükümleri uyarınca mahkûmiyet hükmü kurmuştur. Yargıtay 14. Ceza Dairesi ise suç vasfının belirlenmesinde öncelikle fiziksel temas bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir.
TCK 103 kapsamında cinsel istismar suçunun basit şeklinde mağdurun bedenine yönelik cinsel nitelikte fiziksel temas bulunması gerekir. Cinsel içerikli sözler, teklifler veya failin kendi cinsel organını göstermesi gibi mağdurun vücuduna doğrudan temas içermeyen hareketler ise şartları mevcutsa TCK 105 kapsamında cinsel taciz suçunu oluşturabilir.
Somut olayda sanık mağdura cinsel organını göstermiş ve kucağına oturmasını istemiş olmakla birlikte mağdurun bedenine cinsel nitelikte temas etmemiştir. Bu nedenle eylemin TCK 103 kapsamında çocuğun cinsel istismarı olarak değerlendirilmesi suçun maddi unsuruyla bağdaşmamaktadır.
Daire ayrıca mahkemenin mağdurun yaş grubu bakımından da yanlış bent uyguladığını belirtmiştir. Mağdur on beş-on sekiz yaş aralığında bulunmakta ve algılama yeteneğinin gelişmediğine ilişkin herhangi bir tespit bulunmamaktadır. Bu nedenle bir cinsel istismar suçunun oluştuğu varsayılsa dahi mağdurun TCK 103/1-a değil, 103/1-b kapsamında değerlendirilmesi gerekirdi.
Karar böylelikle iki ayrı hususu ortaya koymaktadır. Birincisi, mağdurun yaşının on sekizden küçük olması her cinsel davranışı TCK 103 kapsamına sokmaz. İkincisi, TCK 103 kapsamında cinsel istismardan söz edilebilmesi için davranışın niteliği ve özellikle bedensel temas unsurunun ayrıca incelenmesi gerekir.
Sanığın mağduru kendi yanında ücret karşılığı çalıştırdığı ve hizmet ilişkisinden kaynaklanan nüfuzunun bulunduğu da dosyada tartışılmıştır. Ancak bu tür bir nitelikli hâlin değerlendirilmesinden önce temel suçun doğru belirlenmesi zorunludur. Temel fiil cinsel taciz oluşturuyorsa TCK 103’e özgü nitelikli hâller uygulanamaz.
Sonuç olarak Yargıtay, sanığın on beş-on sekiz yaş aralığındaki mağdura yalnızca cinsel organını gösterip kucağına oturmasını istemesi şeklindeki, mağdurun bedenine temas içermeyen davranışının TCK 103/1-b kapsamında çocuğun cinsel istismarı değil, şartları bulunduğunda cinsel taciz suçu olarak değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 01.04.2019, E. 2018/7537, K. 2019/8656
TCK 103/1-b – MAĞDUR ON BEŞ YAŞINI TAMAMLAMIŞ VE ALGILAMA YETENEĞİ GELİŞMİŞSE, CİNSEL DAVRANIŞIN İSTİSMAR SAYILABİLMESİ İÇİN İRADESİNİN CEBİR, TEHDİT, HİLE VEYA BAŞKA BİR NEDENLE ETKİLENDİĞİ SOMUT OLARAK ORTAYA KONULMALIDIR
Somut uyuşmazlıkta suç tarihinde on beş-onsekiz yaş aralığında bulunan mağdureye yönelik cinsel davranışlar yargılama konusu yapılmıştır. Mağdurenin fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğinin gelişmiş olduğu ve bu yönden TCK 103/1-a kapsamına girmediği anlaşılmıştır. Tartışma, taraflar arasındaki cinsel davranışların TCK 103/1-b kapsamında istismar olarak kabul edilip edilemeyeceği üzerinde yoğunlaşmıştır.
TCK 103/1-b’nin uygulanmasında mağdurun “çocuk” olması tek başına yeterli değildir. Kanun koyucu on beş yaşını tamamlamamış çocuklarla on beş-onsekiz yaş arasındaki çocuklar bakımından bilinçli olarak farklı rejimler benimsemiştir. İkinci gruptaki çocuğun iradesinin nasıl etkilendiği suçun maddi unsurunun bir parçasıdır.
Bu nedenle mahkeme, mağdurenin sanığa karşı cinsel davranışa rıza göstermediğini soyut biçimde belirtmekle yetinemez. Cebrin ne şekilde uygulandığı, tehdidin içeriğinin ne olduğu, hilenin mağdurenin kararını nasıl etkilediği veya “iradeyi etkileyen başka neden” olarak kabul edilen olgunun somut olayda hangi biçimde ortaya çıktığı karar gerekçesinde gösterilmelidir.
“İradeyi etkileyen başka bir neden” kavramı da sınırsız değildir. Bu kavram cebir, tehdit ve hile ile benzer biçimde mağdurun cinsel davranış hakkında özgür karar verme imkânını ortadan kaldıran veya önemli ölçüde sakatlayan durumları kapsar. Taraflar arasındaki sıradan yaş farkı, arkadaşlık ilişkisi veya failin mağdura ilgi göstermesi kendiliğinden bu unsurun gerçekleştiği anlamına gelmez.
Bunun yanında fail ile mağdur arasında otorite, ekonomik bağımlılık veya başka bir üstünlük ilişkisi bulunuyorsa bunun mağdurun iradesi üzerindeki somut etkisi araştırılmalıdır. Özellikle hizmet ilişkisi veya ailevi bağımlılık gibi durumlarda, mağdurun görünürdeki davranışlarının gerçek anlamda özgür iradesine dayanıp dayanmadığı daha ayrıntılı biçimde incelenebilir.
Buna karşılık mahkeme herhangi bir cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir neden tespit edemiyorsa, yalnızca mağdurun on sekiz yaşından küçük olmasına dayanılarak TCK 103/1-b’den mahkûmiyet kurulamaz. Cinsel davranışın niteliğine göre TCK 104 veya başka bir suçun koşulları ayrıca değerlendirilebilir.
Yargıtay uygulamasında bu ayrımın özellikle rızaya dayalı öpüşme ve penetrasyona ulaşmayan cinsel temaslarda önem taşıdığı görülmektedir. On beş-onsekiz yaş arasındaki algılama yeteneği gelişmiş çocuk bakımından, TCK 103/1-b’nin suçun oluşumu için açıkça aradığı iradeyi etkileyen unsurlardan biri yoksa basit cinsel istismar suçunun kanuni unsurları tamamlanmaz.
Sonuç itibarıyla Yargıtay, on beş-onsekiz yaş arasındaki ve algılama yeteneği gelişmiş mağdura yönelik cinsel davranışta TCK 103/1-b’nin uygulanabilmesi için cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedenin somut olayda açık biçimde tespit edilmesi gerektiğini; salt mağdurun çocuk olmasının mahkûmiyet için yeterli olmadığınıkabul etmiştir.
Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 28.11.2018, E. 2015/6206, K. 2018/7085
TCK 103/1 Yaş Gruplarına Göre Uygulama Tablosu
| Mağdurun Yaşı | Suçun Oluşumu | Ceza Aralığı |
|---|---|---|
| 12 yaşını tamamlamamış | Her cinsel davranış suçtur, rıza geçersizdir | İstismarda en az 10 yıl, sarkıntılıkta en az 5 yıl |
| 12-15 yaş arası | Her cinsel davranış suçtur, rıza geçersizdir | İstismarda 8-15 yıl, sarkıntılıkta 3-8 yıl |
| 15 yaşını tamamlamış, algılama yeteneği gelişmemiş | Her cinsel davranış suçtur | İstismarda 8-15 yıl, sarkıntılıkta 3-8 yıl |
| 15-18 yaş, iradeyi etkileyen neden var | Cebir, tehdit, hile varsa suç oluşur | İstismarda 8-15 yıl, sarkıntılıkta 3-8 yıl |
| 15-18 yaş, özgür iradeyle cinsel ilişki | TCK 103 oluşmaz | Koşulları varsa TCK 104 uygulanır |
Serinin diğer yazıları için TCK 103/3-c hısımlık ve üvey ilişkide cinsel istismar, TCK 103/4 cebir, tehdit veya silahla istismar ile ispat rejimi için cinsel suçlarda mağdur beyanı delili rehberimizi inceleyebilirsiniz.
Hukuki araçlarımızla süreçlerinizi kendiniz de takip edebilirsiniz:
Sık Sorulan Sorular
TCK 103/1 nedir?
TCK 103/1, çocuğun cinsel istismarının temel halini düzenler; cezası 8 yıldan 15 yıla kadar, sarkıntılık düzeyinde kalan fiillerde 3 yıldan 8 yıla kadar hapistir. Mağdur 12 yaşını tamamlamamışsa tabanlar 10 ve 5 yıla çıkar.
Çocuğun rızası suçu ortadan kaldırır mı?
On beş yaşını tamamlamamış veya algılama yeteneği gelişmemiş çocuklarda hayır; rıza hukuken tamamen geçersizdir. On beş yaşını doldurmuş çocuklarda ise suç, ancak cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen bir neden varsa oluşur.
Çocuklara karşı sarkıntılık suçunun cezası nedir?
Ani ve kesintili kalan cinsel davranışlarda ceza 3 yıldan 8 yıla kadar hapistir; mağdur 12 yaşından küçükse 5 yıldan az olamaz. Hareket süreklilik kazanmışsa fiil istismara dönüşür ve ceza 8 yıldan başlar.
TCK 103 şikayete bağlı mı?
Kural olarak hayır; soruşturma kendiliğinden yürütülür. Tek istisna, sarkıntılık düzeyinde kalmış fiilin failinin de çocuk olmasıdır: Bu halde mağdurun, velisinin veya vasisinin şikayeti aranır.
Çocuğun ifadesi nasıl alınır?
Beyan, Çocuk İzlem Merkezinde adli görüşmeci aracılığıyla ve kayıt altında, kural olarak bir kez alınır; ifade sırasında psikolog bulundurulur ve çocuğa baro tarafından zorunlu vekil görevlendirilir.
Failin yaşı küçük sanması savunma olur mu?
Mağdurun on beş yaşından büyük olduğu yönündeki hata, ancak kaçınılmaz nitelikteyse kast tartışması doğurur; görünüm, tanışıklık süresi ve iletişim içeriği bu denetimin verileridir.
TCK 103/1 davasında avukat desteği neden önemli?
Yaş grubu tespiti, sarkıntılık sınırı ve beyan usulünün denetimi hem mağdur hem sanık yönünden teknik takip gerektirir. Avukatlık hizmetleri TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ücretlidir.
Av. Çağrı Ayboğa Kimdir?
Av. Çağrı Ayboğa, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur ve yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Ankara Barosuna kayıtlı olarak (Sicil No: 34507) Ayboğa + Partners Avukatlık Bürosunun kurucu avukatı sıfatıyla ağırlıklı olarak ceza hukuku alanında çalışmakta; cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda hem müdafilik hem mağdur vekilliği görevi yürütmektedir. Bu yazı, TCK 103/1 çocuğun cinsel istismarı suçu konusundaki güncel Yargıtay içtihatları taranarak hazırlanmıştır ve bilgilendirme amaçlıdır; somut olaya özgü hukuki danışmanlık yerine geçmez.
TCK 103/1 Cinsel İstismar Dosyasında Ankara Ceza Avukatı Desteği
Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda nitelendirme, beyan delilinin denetimi ve usul güvencelerinin takibi sonucu kökten değiştirir. TCK 103 çocukların cinsel istismarı suçu rehberimizi inceleyebilir, dosyanız için Ankara ceza avukatı desteği alabilirsiniz.