TCK 103/2 Organ veya Cisim Sokulması Suretiyle Cinsel İstismar
Güncelleme Tarihi: 21 Ağustos 2026 | Av. Çağrı Ayboğa
TCK 103/2 nedir? TCK 103/2, çocuğun cinsel istismarının vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesini düzenleyen nitelikli haldir. Ceza on altı yıldan aşağı olamaz; mağdur on iki yaşını tamamlamamışsa alt sınır on sekiz yıla çıkar. Suç şikayete tabi değildir, katalog kapsamındadır ve dosyalar ağır ceza mahkemesinde görülür. Nitelikli hallerle birleşmede ceza yarı oranında artırılarak yirmi dört yılı aşan sonuçlara ulaşır.
Çocuklara karşı suçlar hiyerarşisinin en ağır basamaklarından biri budur: Alt sınırı on altı yıldan, on iki yaş altındaki mağdurlarda on sekiz yıldan başlayan ve nitelikli hallerle yirmi yedi yıla uzanan bir ceza mimarisi. TCK 103 çocukların cinsel istismarı suçu sisteminin ikinci fıkrası, istismarın en ağır biçimini ayrı bir kalıba oturtur.
Bu yazıda hükmün kapsamını, teşebbüs sınırını, ispat rejimini ve on altı emsal Yargıtay kararını birebir metinleriyle inceliyoruz. Yetişkin mağdurlardaki paralel hüküm için TCK 102/2 nitelikli cinsel saldırı rehberimize bakabilirsiniz.
İçindekiler
TCK 103/2 Nedir?
TCK 103/2, cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle işlenmesini düzenler ve birinci fıkradan yalnızca fiilin biçimiyle ayrılır: Yaş gruplarına göre rıza rejimi burada da aynen geçerlidir; on beş yaşını tamamlamamış çocuklarda görünüşteki rıza hiçbir sonuç doğurmaz. Hükmün pratikteki iki büyük tartışması nitelendirme ve ispattır: Fiilin bu boyuta ulaşıp ulaşmadığı, adli muayene bulguları, beyan ve olay örgüsüyle birlikte; ulaşamadıysa failin kastının hangi boyuta yöneldiği teşebbüs kuralları çerçevesinde değerlendirilir.
TCK 103 Kanun Metni
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 103. maddesinin yürürlükteki tam metni aşağıdadır; bu yazının konusu işaretlenmiştir. Resmi metin için mevzuat.gov.tr üzerindeki 5237 sayılı Kanuna bakabilirsiniz.
Çocukların cinsel istismarı
Madde 103 – (1) (Yeniden düzenleme: 24/11/2016-6763/13 md.) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismarın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde verilecek ceza, istismar durumunda on yıldan, sarkıntılık durumunda beş yıldan az olamaz. Sarkıntılık düzeyinde kalmış suçun failinin çocuk olması hâlinde soruşturma ve kovuşturma yapılması mağdurun, velisinin veya vasisinin şikâyetine bağlıdır. Cinsel istismar deyiminden;
a) On beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış,
b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar,
anlaşılır.
(2) Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on altı yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde verilecek ceza on sekiz yıldan az olamaz.
(3) Suçun;
a) Birden fazla kişi tarafından birlikte,
b) İnsanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,
c) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş veya evlat edinen tarafından,
d) Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya sağlık hizmeti veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından,
e) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(4) Cinsel istismarın, birinci fıkranın (a) bendindeki çocuklara karşı cebir veya tehditle ya da (b) bendindeki çocuklara karşı silah kullanmak suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(5) Cinsel istismar için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.
(6) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.
Kapsam, Teşebbüs ve İspat
- Fiilin biçimi: Failin organının veya herhangi bir cismin kullanılması hükmü uygulanabilir kılar; kanun aracı sınırlamamıştır.
- Teşebbüs: Fail bu boyuta yönelmiş ancak fiili elinde olmayan nedenlerle tamamlayamamışsa nitelikli hale teşebbüs söz konusudur ve ceza teşebbüs hükümleriyle indirilir; kast bu boyuta yönelmemişse fiil TCK 103/1 kapsamında kalır.
- İspat: Çocuğun ÇİM ortamında alınan kayıtlı beyanı merkezdedir; adli muayene raporu, dijital veriler ve tanık anlatımlarıyla dış doğrulama aranır. Beyan ile bulgular arasındaki çelişki giderilmeden mahkumiyet kurulamaz.
- Zincirleme suç: Aynı çocuğa karşı farklı zamanlarda yinelenen fiillerde zincirleme suç hükümleri uygulanır ve ceza dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır.
TCK 103/2 Cezası Ne Kadar?
- Temel aralık: On altı yıldan yirmi yıla kadar hapis.
- On iki yaş altı: Alt sınır on sekiz yıldır.
- Nitelikli hallerle birleşme: 103/3 bentleri veya 103/4 koşullarıyla birleşmede yarı artırım uygulanır: alt sınır yirmi dört, on iki yaş altında yirmi yedi yıla çıkar.
- Ağır neticeler: Başvurulan cebir ve şiddet ağır yaralama neticeleri doğurmuşsa TCK 103/5 uyarınca ayrıca cezalandırma gündeme gelir.
Çocuk Mağdurlar İçin Usul Güvenceleri
- Çocuk İzlem Merkezi (ÇİM): Mağdur çocuğun beyanı, örselenmeyi önlemek için ÇİM ortamında, aynalı odada ve adli görüşmeci aracılığıyla alınır; hedef, beyanın kural olarak bir kez alınmasıdır.
- Kayıt ve SEGBİS: Beyan ses ve görüntü kaydına bağlanır; kovuşturmada çocuğun yeniden dinlenmesi zorunlu hallerle sınırlıdır ve SEGBİS ile yapılabilir.
- Psikolog eşliği ve zorunlu vekil: İfade ve muayene sırasında psikolog veya sosyal çalışmacı bulundurulur; mağdur çocuğa istemi aranmaksızın baro tarafından vekil görevlendirilir.
- Kapalılık: Duruşmalar çocuğun korunması amacıyla kapalı yürütülür ve yayın yasağına tabidir.
Şikayet, Tutuklama ve Yargılama
- Şikayet: TCK 103/2 şikayete tabi değildir; soruşturma kendiliğinden ve ivedilikle yürütülür.
- Uzlaştırma: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda uzlaştırma yolu kapalıdır; taraflar anlaşsa dahi dosya kamu adına yürütülür.
- Tutuklama: Suç CMK 100/3 katalogundadır; tutuklama nedeni var sayılabilir ve uygulamada tutuklama fiilen kuraldır.
- Görevli mahkeme: Görevli mahkeme ağır ceza mahkemesidir; fail çocuksa çocuk ağır ceza mahkemesi devreye girer.
- İspat rejimi: Bu suçlar çoğu zaman tanıksız ortamlarda işlendiğinden mağdur beyanı merkezi delildir; ancak beyanın mahkumiyete yeterliliği, iç tutarlılık ve dış doğrulama ölçütleriyle denetlenir. Ayrıntılar için cinsel suçlarda ispat ve mağdur beyanı delili rehberimize bakabilirsiniz.
- İnfaz rejimi: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda koşullu salıverilme oranı süreli hapiste dörtte üçtür; infaz hesabı için infaz hesaplama aracımızı kullanabilirsiniz.
Avukata Sor: TCK 103/2 Dosyanızı Birlikte Değerlendirelim
Teşebbüs sınırı, kastın yöneldiği boyutun ispatı ve muayene bulgularının beyanla uyumu bu dosyaların belirleyici başlıklarıdır; alt sınırın on altı yıl olduğu bir suçta her ayrıntı yıllara dönüşür. Sorularınız için bize ulaşabilirsiniz.
Danışmanlık Ücretlidir: Hukuki danışmanlık hizmetlerimiz, 2025-2026 TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAUT) uyarınca ücrete tabidir.
TCK 103/2 Yargıtay Kararları
Aşağıdaki on altı emsal karar, bu hükmün uygulamadaki sınırlarını çizen kararlardır ve özet metinleri birebir aktarılmıştır.
TCK 103/2 – VÜCUDA ORGAN VEYA SAİR CİSİM SOKULMASI NİTELİKLİ CİNSEL İSTİSMARIN MADDİ UNSURU OLUP, ORGAN SOKMA KONUSUNDA GİDERİLEMEYEN ŞÜPHE BULUNMASI HÂLİNDE TCK 103/2’DEN MAHKÛMİYET KURULAMAZ
Somut olayda suça sürüklenen çocuk ile mağdurenin duygusal ilişki içerisinde oldukları, olay günü ve daha önce farklı zamanlarda buluşup öpüştükleri ve mağdureye yönelik bedensel temas içeren cinsel davranışların gerçekleştirildiği kabul edilmiştir. Yargılama sırasında ortaya çıkan asıl uyuşmazlık, bu davranışların vücuda organ sokulması boyutuna ulaşıp ulaşmadığı noktasında toplanmıştır. Organ sokma iddiasının kabulü hâlinde eylem TCK 103/2 kapsamında nitelikli cinsel istismar; bu husus ispatlanamadığında ise somut davranışların niteliğine göre TCK 103/1 kapsamında cinsel istismar olarak değerlendirilecektir.
Dosyada bir tanığın anlatımlarının organ sokma eyleminin gerçekleşmiş olabileceğine işaret ettiği görülmüştür. Bununla birlikte mağdure kendi anlatımlarında organ sokma şeklinde bir eylemi doğrulamamıştır. Mağdurenin bazı hususları ailesinden ve çevresinden saklama eğiliminde bulunabileceği ve görüşmede hazır bulunan psikoloğun da mağdurenin bazı olayları anlatmamış olabileceğine ilişkin değerlendirmesi bulunmasına rağmen, bunların tek başına organ sokma fiilinin gerçekleştiğini kesin biçimde ispatlayan deliller olmadığı kabul edilmiştir.
Mağdure hakkında alınan Adli Tıp Kurumu raporu da organ sokma iddiasını kesin olarak doğrulayabilecek veya dışlayabilecek nitelikte değildir. İncelemenin olaydan yaklaşık bir yıl dokuz ay sonra gerçekleştirilmiş olması nedeniyle tıbbi bulguların yokluğu tek başına eylemin gerçekleşmediğini göstermemektedir. Bununla birlikte tıbbi raporun organ sokmayı doğrulamaması karşısında, diğer delillerin bu fiili her türlü şüpheden uzak şekilde ortaya koyması gerekmektedir.
Yargıtay, TCK 103/2 bakımından nitelikli hâlin uygulanabilmesi için vücuda organ veya sair cisim sokulmasının sabit olması gerektiğini esas almıştır. Failin mağdureyi öpmesi, okşaması, göğüslerine dokunması veya vücuduna sarılması gibi hareketlerin sabit olması, bunların ötesinde organ sokma eyleminin de gerçekleştiğini kendiliğinden kanıtlamaz. Basit cinsel istismar ile nitelikli cinsel istismar arasındaki sınır, varsayıma değil somut delillere göre belirlenmelidir.
Bu nedenle mahkeme, failin cinsel davranışlarda bulunduğunun sabit olmasından hareket ederek daha ağır nitelikteki organ sokma eyleminin de gerçekleştiği sonucuna otomatik olarak ulaşamaz. Her bir eylemin kapsamı ayrı ayrı belirlenmeli ve TCK 103/2’nin maddi unsurunun oluştuğu konusunda makul bir şüphe bulunmamalıdır.
Somut olayda mağdurenin organ sokma eylemini doğrulamaması, suça sürüklenen çocuğun bu yöndeki inkârı, Adli Tıp raporunun iddiayı kesin biçimde doğrulamaması ve tanık anlatımının tek başına mahkûmiyet için yeterli kesinliği sağlamaması birlikte değerlendirilmiştir. Buna karşılık öpme, okşama, göğüsleri sıkma ve sarılma şeklindeki cinsel davranışların gerçekleştirildiği konusunda yeterli delil bulunduğu kabul edilmiştir.
Karar bu yönüyle özellikle suç vasfının ağırlaştırılmasında ispat standardının önemini ortaya koymaktadır. TCK 103/2’de öngörülen yaptırımın ağırlığı karşısında, organ sokma fiili ihtimale dayalı olarak kabul edilemez. Tıbbi bulgu bulunmaması tek başına beraat nedeni olmadığı gibi, cinsel istismarın başka biçimlerinin sabit olması da organ sokma fiilinin gerçekleştiği anlamına gelmez.
Sonuç olarak Yargıtay, organ sokma eyleminin gerçekleştiği her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delillerle ortaya konulamadığında TCK 103/2 kapsamında nitelikli cinsel istismardan mahkûmiyet kurulamayacağını; sabit olan cinsel davranışların kendi niteliklerine göre TCK 103/1 kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 06.11.2023, E. 2021/4453, K. 2023/7010
TCK 103/2 – FAILİN CİNSEL ORGANINI MAĞDURUN ANÜSÜNE YALNIZCA BASTIRMASI, ORGAN SOKMA KASTINI ORTAYA KOYAN BAŞKA DELİL BULUNMADIĞINDA NİTELİKLİ CİNSEL İSTİSMARA TEŞEBBÜS OLARAK KABUL EDİLEMEZ
Somut olayda sanığın çocuk mağdura yönelik cinsel davranışlarının uzun bir zaman dilimine yayıldığı, bu süreç içerisinde çeşitli cinsel temaslarda bulunduğu ve son olayda cinsel organını mağdurun anüsüne bastırdığı kabul edilmiştir. İlk derece mahkemesi bu davranışı organ sokmak suretiyle nitelikli cinsel istismara yönelik icra hareketi olarak değerlendirmiş ve TCK 103/2 ile teşebbüs hükümlerini uygulamıştır.
Yargıtay incelemesinde belirleyici mesele, sanığın cinsel organını mağdurun anüsüne bastırmasının tek başına organ sokma kastının bulunduğunu gösterip göstermediği olmuştur. Daire, failin kastının yalnızca hareketin fiziksel görünümünden değil, olayın öncesi ve sonrası da dâhil olmak üzere bütün koşullardan çıkarılması gerektiğini belirtmiştir.
Dosya kapsamına göre sanığın mağdura yönelik eylemleri yaklaşık on yıllık bir süre içerisinde devam etmiştir. Buna rağmen bu uzun süreçte sanığın organ sokma amacıyla hareket ettiğini gösteren bir eylem tespit edilmemiştir. Yargıtay, sanığın gerçekten organ sokma kastıyla hareket etmiş olması hâlinde eylemini tamamlamasını engelleyecek dışsal bir nedenin bulunmadığını da özellikle değerlendirmiştir.
Son olayda sanık cinsel organını mağdurun anüsüne bastırmakla yetinmiş ve hareketini kendi iradesiyle sürdürmemiştir. Mağdurun direnmesi, üçüncü kişinin müdahalesi, failin yakalanma tehlikesiyle karşılaşması veya organ sokmayı fiziksel olarak engelleyen başka bir dış neden tespit edilmemiştir. Bu koşullar altında davranışın doğrudan doğruya TCK 103/2’deki suçu tamamlamaya yöneldiğinin kabul edilmesi mümkün görülmemiştir.
Teşebbüs hükümlerinin uygulanabilmesi için failin belirli bir suçu işlemeye yönelik kastının bulunması ve bu kast doğrultusunda elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlaması gerekir. Cinsel organın mağdurun anüsüne temas ettirilmesi veya bastırılması, olayın diğer özelliklerine göre organ sokma kastının göstergesi olabilir. Ancak bu hareket her somut olayda kendiliğinden TCK 103/2’ye teşebbüs anlamına gelmez.
Yargıtay bu nedenle failin geçmişteki davranışlarını, suçun uzun süre devam etmesini, organ sokmaya yönelik önceki bir girişimin bulunmamasını ve son olayda hareketin dış bir engel olmaksızın fail tarafından sona erdirilmesini birlikte değerlendirmiştir. Bu unsurlar karşısında sanığın organ sokma kastıyla hareket ettiği konusunda gerekli kesinliğe ulaşılamamıştır.
Eylemler bununla birlikte cezasız değildir. Sanığın mağdurun bedenine cinsel amaçla yönelik davranışları TCK 103/1 kapsamında çocuğun cinsel istismarı suçunu oluşturmaktadır. Buradaki hukuki hata, sabit olan cinsel istismarın varlığında değil, bu davranışların daha ağır suç olan TCK 103/2’ye teşebbüs olarak nitelendirilmesindedir.
Sonuç olarak Yargıtay, sanığın mağdurun anüsüne cinsel organıyla baskı yapmakla yetinmesi, organ sokma kastını ortaya koyan başka bir delil bulunmaması ve eylemini tamamlamasına engel dışsal bir neden olmadığı hâlde kendiliğinden bırakması karşısında TCK 103/2’ye teşebbüsten söz edilemeyeceğini; eylemlerin bir bütün olarak çocuğun basit cinsel istismarı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 02.02.2010, E. 2009/12979, K. 2010/567
TCK 103/2 – ORGAN SOKMA SURETİYLE GERÇEKLEŞTİRİLEN CİNSEL İSTİSMARIN YANI SIRA AYNI SUÇ İŞLEME KARARI KAPSAMINDA GERÇEKLEŞTİRİLEN DİĞER CİNSEL DAVRANIŞLAR, KOŞULLARI VARSA ZİNCİRLEME SUÇ HÜKÜMLERİNİN UYGULANMASINI GEREKTİRİR
Somut olayda suça sürüklenen çocuk hakkında mağdura yönelik birden fazla cinsel davranış nedeniyle kamu davası açılmıştır. Sanık bir kez fiilî livatada bulunduğunu kabul etmiş; diğer eylemlerinin ise cinsel organını mağdurun cinsel organına sürtme şeklinde gerçekleştiğini ifade etmiştir. İlk derece mahkemesi organ sokma eyleminin bir kez meydana gelmesini esas alarak TCK 103/2 kapsamında mahkûmiyet hükmü kurmuş, ancak zincirleme suç hükümlerini uygulamamıştır.
Yerel mahkemenin yaklaşımına göre, diğer cinsel davranışlar organ sokma niteliğinde olmadığından TCK 103/2 kapsamında aynı suçun birden fazla kez işlenmesinden söz edilemeyecekti. Yargıtay 14. Ceza Dairesi ise bu değerlendirmeyi hukuka uygun bulmamıştır.
Daire, cinsel istismar suçunun farklı yoğunlukta hareketlerle gerçekleştirilebileceğini kabul etmiştir. Failin aynı mağdura karşı farklı zamanlarda kimi kez TCK 103/1 kapsamında cinsel davranışlarda bulunması, kimi kez de vücuda organ veya sair cisim sokmak suretiyle TCK 103/2’deki daha ağır biçimi gerçekleştirmesi mümkündür. Bu durumda eylemler arasındaki hukuki bağlantının zincirleme suç hükümleri bakımından ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
Somut olayda bir eylemin organ sokmak suretiyle gerçekleştirilmiş olması diğer cinsel istismar davranışlarını hukuken yok saydırmaz. Sanığın farklı zamanlarda aynı mağdura karşı cinsel istismar niteliğinde davranışlarda bulunduğu sabitse, bu eylemlerin aynı suç işleme kararı kapsamında gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği araştırılmalıdır.
TCK 43/1 bakımından önemli olan, aynı suçun aynı mağdura karşı değişik zamanlarda birden fazla kez işlenmesidir. Suçun bir olayda daha hafif, diğer olayda daha ağır görünümünün gerçekleştirilmesi zincirleme suç hükümlerini kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Suçun nitelikli şeklinin gerçekleştiği eylem esas alınarak, diğer eylemlerle birlikte zincirleme suç hükümleri çerçevesinde sonuç ceza belirlenebilir.
Yargıtay bu nedenle yerel mahkemenin “organ sokma yalnızca bir kez gerçekleşmiştir” gerekçesiyle TCK 43’ü uygulamamasını yeterli görmemiştir. Sanığın kabul ettiği dıştan sürtünme biçimindeki diğer cinsel eylemlerin de suç oluşturduğu ve farklı zamanlarda gerçekleştirildiği gözetilmelidir.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta, aynı kesintisiz icra süreci içerisindeki farklı hareketlerle farklı zamanlarda gerçekleştirilen bağımsız cinsel istismar eylemlerinin birbirinden ayrılmasıdır. Aynı olay içerisindeki hareketlerin her biri için zincirleme suç uygulanamaz. Ancak zaman bakımından ayrılan ve yenilenen suç işleme kararının icrası niteliğindeki eylemlerde TCK 43 gündeme gelir.
Sonuç olarak Yargıtay, bir kez organ sokmak suretiyle TCK 103/2’deki nitelikli cinsel istismarın, diğer zamanlarda ise farklı cinsel istismar hareketlerinin gerçekleştirilmesi hâlinde, yalnızca organ sokmanın bir kez gerçekleştiği gerekçesiyle zincirleme suç hükümlerinin dışlanamayacağını kabul ederek hükmü bozmuştur.
Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 01.03.2016, E. 2014/2772, K. 2016/1996
TCK 103/2 – AYNI MAĞDURA KARŞI FARKLI TARİHLERDE ORGAN SOKMA VE BASİT CİNSEL İSTİSMAR EYLEMLERİNİN GERÇEKLEŞTİRİLMESİ HÂLİNDE, BASİT EYLEM NİTELİKLİ CİNSEL İSTİSMARIN İÇİNDE DEĞERLENDİRİLEREK ZİNCİRLEME SUÇ HÜKÜMLERİ UYGULANABİLİR
Somut olayda sanığın çocuk mağdura karşı farklı tarihlerde çeşitli cinsel davranışlarda bulunduğu ileri sürülmüştür. Bazı eylemler mağdurun cinsel organına elle temas etme biçiminde gerçekleşmiş, diğer olaylarda ise vücuda organ sokulması suretiyle nitelikli cinsel istismarın gerçekleştirildiği kabul edilmiştir. İlk derece mahkemesince verilen beraat hükmünün istinaf incelemesinde kaldırılmasının ardından sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi, sanığın mağdura yönelik farklı tarihlerdeki eylemlerini birbirinden tamamen bağımsız suçlar olarak değerlendirmemiştir. Organ sokma niteliğindeki eylemlerin TCK 103/2 kapsamında bulunduğu, daha önce gerçekleştirilen bedensel temas niteliğindeki cinsel istismar hareketlerinin ise aynı mağdura ve aynı suç işleme kararı kapsamında gerçekleştirilmesi nedeniyle suçun bütünü içerisinde değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi önüne gelen dosyada, bu hukuki nitelendirme ile birlikte delillerin yeterliliğini de incelemiştir. Organ sokmak suretiyle gerçekleştirilen eylemin sabit olması hâlinde, aynı mağdura yönelik önceki veya sonraki basit cinsel istismar hareketlerinin hukuki durumunun TCK 43 çerçevesinde değerlendirilmesi mümkündür.
Bu noktada “içinde erime” ifadesinin aynı olay içerisinde gerçekleştirilen her hareketin ayrıca cezalandırılmaması anlamıyla zincirleme suç kurumunun birbirinden ayrılması gerekir. Tek bir cinsel saldırı süreci içerisinde organ sokmaya giden hareketler ayrıca basit cinsel istismar olarak cezalandırılmaz. Buna karşılık farklı zamanlarda tamamlanan cinsel istismar eylemleri mevcutsa, bunlar aynı suç işleme kararı altında zincirleme suç hükümlerine konu olabilir.
Somut olayda mağdura karşı farklı tarihlerde eylemlerin gerçekleştirildiğinin kabul edilmesi nedeniyle TCK 43/1 gündeme gelmiştir. Böylece sanık hakkında her hareket için ayrı ayrı bağımsız ceza kurulması yerine, daha ağır nitelikteki TCK 103/2 esas alınarak zincirleme suç hükümleri uygulanmıştır.
Karar, TCK 103/2 ile TCK 103/1 arasındaki ilişkinin yalnızca “ağır suç hafif suçu tüketir” biçiminde mekanik olarak çözülemeyeceğini göstermektedir. Eylemlerin aynı zamanda mı yoksa farklı zamanlarda mı gerçekleştiği, mağdurun aynı kişi olup olmadığı ve failin aynı suç işleme kararının bulunup bulunmadığı belirleyicidir.
Bir başka ifadeyle, organ sokma eyleminden hemen önce aynı icra bütünlüğü içerisinde gerçekleştirilen dokunma, öpme veya benzeri davranışlar ayrıca suç sayılmazken; günler veya başka zaman aralıklarıyla tekrarlanan cinsel istismar davranışları zincirleme suçun konusunu oluşturabilir.
Sonuç olarak Yargıtay uygulamasında, aynı mağdura karşı farklı zamanlarda gerçekleştirilen basit ve organ sokmak suretiyle nitelikli cinsel istismar eylemlerinin, koşulları bulunduğunda TCK 103/2 esas alınarak TCK 43/1 kapsamında zincirleme suç biçiminde değerlendirilmesi mümkündür.
Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 03.07.2023, E. 2023/4059, K. 2023/4495
TCK 103/2 – MAĞDURUN VÜCUDUNA ORGAN SOKULDUĞUNA İLİŞKİN TIBBİ BULGU BULUNMAMASI TEK BAŞINA NİTELİKLİ CİNSEL İSTİSMARIN GERÇEKLEŞMEDİĞİNİ GÖSTERMEZ; TÜM DELİLLER BİRLİKTE DEĞERLENDİRİLMELİDİR
Somut olayda birden fazla çocuk mağdur, suça sürüklenen çocukların kendilerine karşı cebir ve tehdit kullanarak birden fazla kez organ sokmak suretiyle cinsel istismarda bulunduklarını anlatmışlardır. Olayların üzerinden belirli bir süre geçtikten sonra mağdurların adli muayeneleri gerçekleştirilmiş, ancak organ sokma eylemlerini fiziksel olarak doğrulayacak belirgin bir tıbbi bulgu tespit edilememiştir.
Savunma tarafı, özellikle fiziksel bulgu bulunmamasını ileri sürerek TCK 103/2 kapsamındaki nitelikli cinsel istismar suçunun ispatlanamadığını savunmuştur. Yargılama makamları ise cinsel istismar suçlarının niteliği, mağdurların anlatımları ve tıbbi bulguların zaman içerisinde ortadan kalkabilmesi ihtimalini birlikte değerlendirmiştir.
Yargıtay incelemesinde, organ sokmak suretiyle gerçekleştirilen cinsel istismar suçlarında maddi bulgunun bulunmasının zorunlu bir ispat şartı olmadığı ortaya konulmuştur. Özellikle olay ile muayene arasında uzun süre geçmişse, anal veya diğer bölgelerde eyleme ilişkin fiziksel izlerin bulunmaması mümkündür. Bu nedenle “raporda bulgu yoktur” tespiti doğrudan “organ sokma gerçekleşmemiştir” sonucunu doğurmaz.
Bununla birlikte tıbbi bulgunun yokluğunun önemsiz olduğu da söylenemez. Mahkeme bütün delilleri birlikte değerlendirmek zorundadır. Mağdurun anlatımlarının aşamalar boyunca özü itibarıyla tutarlı olup olmadığı, sanıklarla mağdur arasında iftira nedeninin bulunup bulunmadığı, mağdurun olaydan sonra sergilediği davranışlar, uzman raporları ve varsa diğer yan deliller birlikte incelenmelidir.
Somut olayda mağdurların suça sürüklenen çocuklara karşı önceden husumetlerinin bulunmadığı, aynı kurumda çok sayıda başka çocuk bulunmasına rağmen isnatlarını belirli kişilere yönelttikleri ve anlatımlarının temel olay örgüsü bakımından birbiriyle uyumlu olduğu değerlendirilmiştir. Ayrıca mağdurların beyanlarına itibar edilip edilemeyeceği konusunda uzman değerlendirmelerinden yararlanılmıştır.
Bu nedenle TCK 103/2’nin sübutu bakımından adli muayene raporunun tek başına belirleyici olmadığı kabul edilmiştir. Cinsel suçlarda delillerin niteliği gereği, maddi iz bulunmaması olayın gerçekleşmediğini otomatik olarak göstermez. Ancak mahkûmiyetin yine bütün deliller birlikte değerlendirildiğinde her türlü şüpheden uzak bir kanaate dayanması gerekir.
Kararın önemli tarafı, organ sokma iddiasının ne sırf tıbbi bulgu bulunmadığı gerekçesiyle reddedilebileceğini ne de yalnızca iddia edildiği için kabul edilebileceğini göstermesidir. Deliller arasında bütüncül değerlendirme yapılmalı ve özellikle mağdur anlatımının güvenilirliği ayrıntılı biçimde gerekçelendirilmelidir.
Sonuç olarak Yargıtay, organ sokma suretiyle çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunda fiziksel veya tıbbi bulgunun bulunmamasının tek başına TCK 103/2’nin uygulanmasını engellemeyeceğini; mağdur beyanları, uzman raporları, olayın ortaya çıkış biçimi ve diğer bütün delillerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 05.07.2023, E. 2021/2238, K. 2023/4582
TCK 103/2 – BİRDEN FAZLA FAILİN MAĞDURENİN DİRENCİNİ CEBİR VE TEHDİTLE KIRIP AYNI ORTAMDA SIRAYLA ORGAN SOKMA EYLEMİNİ GERÇEKLEŞTİRMESİNDE, HER FAIL YALNIZCA KENDİ FİİLİNDEN DEĞİL ORTAK HÂKİMİYET KURDUĞU NİTELİKLİ CİNSEL İSTİSMARIN BÜTÜNÜNDEN SORUMLU TUTULABİLİR
Somut olayda birden fazla sanık ile suça sürüklenen çocuk, mağdureyi olay yerine götürmüş; burada mağdurenin direncinin cebir ve tehditle kırılmasının ardından aynı ortamda birbirini takip eden organ sokma eylemleri gerçekleştirilmiştir. Sanıkların her biri mağdureye karşı bizzat cinsel davranışta bulunmakla birlikte diğer sanıkların eylemleri sırasında da olay yerinde bulunmuş ve ortak hareket etmeye devam etmiştir.
Yerel mahkeme sanıkların eylemlerini TCK 103/2 kapsamında çocuğun nitelikli cinsel istismarı olarak kabul etmiş; olayın birden fazla kişi tarafından ve cebir-tehdit kullanılarak gerçekleştirilmesine ilişkin diğer nitelikli hâlleri de uygulamıştır. Dosyanın Yargıtay incelemesinde sanıkların yalnızca kendi gerçekleştirdikleri organ sokma eylemlerinden mi yoksa diğer faillerin eylemlerinden de müşterek fail olarak mı sorumlu tutulacakları tartışılmıştır.
Yargıtay, müşterek faillik bakımından TCK 37’deki fiil üzerinde ortak hâkimiyet ölçütünü esas almıştır. Birden fazla kişinin ortak suç işleme kararı kapsamında mağdurun direncini birlikte kırması, olay yerini ve şartlarını birlikte oluşturması ve daha sonra sırayla nitelikli cinsel istismar eylemlerini gerçekleştirmesi hâlinde, her failin sorumluluğu yalnızca kendi fiziksel hareketiyle sınırlı değildir.
Somut olayda sanıklar birbirlerinin eylemlerinden bağımsız hareket eden kişiler değildir. Mağdurenin olay yerine götürülmesi, direncinin cebir ve tehditle kırılması ve cinsel istismar eylemlerinin birbirini takip ederek gerçekleştirilmesi ortak bir icra sürecinin parçalarıdır. Her fail diğerinin fiilini kolaylaştırmış ve suçun icrası üzerinde ortak hâkimiyet kurmuştur.
Bu nedenle bir sanığın kendi organ sokma eylemini tamamladıktan sonra diğer failin gerçekleştirdiği cinsel istismarı seyretmesi veya mağdurun kaçmasını engellemesi gibi davranışlar, somut koşullarda müşterek faillik değerlendirmesine dâhil edilebilir. Failin bizzat gerçekleştirdiği penetrasyon ile ortak suç planı kapsamında katkı sağladığı diğer penetrasyon eylemleri arasında iştirak hukuku bakımından bağlantı bulunmaktadır.
Yargıtay ayrıca bu tür olaylarda zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasını da değerlendirmiştir. Sanıkların bizzat gerçekleştirdikleri eylemlerin yanı sıra diğer sanıkların fiillerine müşterek fail olarak katılmaları nedeniyle aynı mağdura karşı birden fazla nitelikli cinsel istismar eyleminden sorumlulukları doğabilir. Bu durumda somut olayın zaman ve icra özelliklerine göre TCK 43 hükümleri gündeme gelebilir.
Karar, TCK 103/2 bakımından fail kavramının yalnızca penetrasyonu fiziksel olarak gerçekleştiren kişiye indirgenemeyeceğini göstermektedir. Organ sokma suçun maddi unsurudur; ancak iştirak hâlinde failin bu hareketi mutlaka kendi bedeniyle gerçekleştirmesi gerekmez. Fiil üzerinde ortak hâkimiyet kuran kişi de müşterek fail sıfatıyla suçun tamamından sorumlu olabilir.
Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, birden fazla failin mağdurenin direncini birlikte kırıp ortak suç iradesiyle aynı ortamda birbirini takip eden nitelikli cinsel istismar eylemlerini gerçekleştirmeleri hâlinde, her failin yalnızca kendi organ sokma eyleminden değil, müşterek faillik koşulları içerisinde diğer faillerin eylemlerinden de sorumlu tutulabileceğini kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 17.05.2023, E. 2018/557, K. 2023/287
TCK 103/2 – ON BİR YAŞINDAKİ MAĞDURA ORAL VE ANAL YOLDAN ORGAN SOKULMASI NİTELİKLİ CİNSEL İSTİSMAR SUÇUNU OLUŞTURUR; FAILİN MAĞDURUN YAŞI KONUSUNDAKİ HATA SAVUNMASI SOMUT OLAYIN BÜTÜNÜNE GÖRE DEĞERLENDİRİLMELİDİR
Somut olayda sanık ile suç tarihinde on bir yaş on ay yirmi sekiz günlük olan mağdur bir sosyal medya platformu üzerinden tanışmıştır. Taraflar platform üzerinden mesajlaşmaya başlamış, konuşmalar zaman içerisinde cinsel içerikli hâle gelmiş ve daha sonra yüz yüze görüşme konusunda anlaşmışlardır. Buluşma, mağdurun oturduğu apartmanın bodrum katında gerçekleşmiş ve burada sanığın mağdura oral ve anal yoldan organ sokmak suretiyle cinsel davranışlarda bulunduğu kabul edilmiştir.
Organ sokma fiilinin gerçekleşmesi karşısında eylemin TCK 103/1 kapsamında basit cinsel istismar olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Mağdurun ağzına veya anal bölgesine cinsel organın sokulması, TCK 103/2’deki “vücuda organ veya sair bir cisim sokulması” unsurunu doğrudan gerçekleştirmektedir. Kanun, organın mutlaka vajinal yoldan sokulmasını aramadığından oral ve anal penetrasyon da nitelikli cinsel istismar kapsamındadır.
Dosyanın esas hukuki tartışmalarından biri sanığın mağdurun yaşı konusundaki savunması olmuştur. Sanık, mağdurla tanıştığı sosyal medya platformunun kural olarak yetişkin kişilere yönelik olduğunu, mağdurun profil ve davranışlarından on sekiz yaşından büyük olduğunu düşündüğünü ileri sürmüştür. Bu nedenle mağdurun gerçek yaşı konusunda hataya düştüğünü savunarak TCK 30 hükümlerinden yararlanmak istemiştir.
Ceza Genel Kurulu, cinsel istismar suçunda mağdurun yaşının suçun maddi unsurları içerisinde yer aldığını ve failin mağdurun yaşı konusunda hataya düşmesinin cezai sorumluluğa etkisinin bulunabileceğini kabul etmiştir. Ancak failin yalnızca “mağdurun yaşını büyük zannettim” şeklindeki soyut savunması hata hükümlerinin uygulanması için yeterli değildir. Hatanın gerçekten mevcut olup olmadığı ve failin somut koşullar altında mağdurun yaşını bilip bilmediği bütün deliller üzerinden araştırılmalıdır.
Somut olayda mağdur, sosyal medya profilindeki özel açıklama bölümünde on sekiz yaşından küçük olduğunu belirttiğini ve başka bir uygulama üzerinden sanığa on dört yaşında olduğunu söylediğini ifade etmiştir. Taraflar arasındaki mesajlaşmalar, mağdurun dış görünümü, sosyal medya hesaplarındaki bilgiler ve sanığın mağdurla iletişiminin niteliği birlikte değerlendirilmiştir. Dolayısıyla yalnızca kullanılan sosyal medya uygulamasına kayıt için yetişkin olma şartının bulunması, sanığın mağduru yetişkin zannetmesinin kaçınılmaz olduğunu göstermemektedir.
Karar bu bakımdan TCK 103/2 ile TCK 30 arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktadır. Organ sokma eyleminin maddi olarak sabit olduğu durumda, mağdurun on beş yaşından küçük olması nedeniyle rızanın hukuki değeri bulunmaz. Ancak failin mağdurun gerçek yaşını bilmemesi ayrı bir manevi unsur sorunudur. Mahkeme bu savunmayı otomatik olarak reddedemeyeceği gibi, yalnızca failin beyanına dayanarak da kabul edemez.
Ceza Genel Kurulu ayrıca cinsel istismar suçunun çocuğun yaşı üzerine kurulu koruma sisteminin, internet ortamında tanışılan mağdurlar bakımından da aynen geçerli olduğunu kabul etmiştir. Sosyal medya platformlarının yaş sınırlamaları mağdurun gerçek yaşını değiştirmediği gibi, fail açısından da kendiliğinden hata karinesi oluşturmaz.
Sonuç olarak sanığın on beş yaşından küçük mağdura oral ve anal yoldan organ sokması TCK 103/2 kapsamında çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunu oluşturmakta; mağdurun yaşına ilişkin hata savunmasının ise sosyal medya hesabının niteliğiyle yetinilmeksizin taraflar arasındaki iletişim ve somut olayın tüm özellikleri üzerinden değerlendirilmesi gerekmektedir.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 25.02.2026, E. 2024/170, K. 2026/88
TCK 103/2 – MAĞDURUN ANAL BÖLGESİNE ORGAN SOKULDUĞUNA DAİR KESİN VE İNANDIRICI DELİL BULUNMADIĞINDA, SABİT OLAN CİNSEL ORGAN SÜRTME EYLEMİ NİTELİKLİ CİNSEL İSTİSMAR DEĞİL TCK 103/1 KAPSAMINDA DEĞERLENDİRİLMELİDİR
Somut olayda sanığın çocuk mağdura yönelik cinsel davranışlarda bulunduğu konusunda uyuşmazlık bulunmamakla birlikte, bu davranışların organ sokma boyutuna ulaşıp ulaşmadığı tartışılmıştır. İlk derece mahkemesi, sanığın mağdura anal yoldan organ soktuğunu kabul etmiş ve TCK 103/2 uyarınca çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan mahkûmiyet hükmü kurmuştur. Eylemin cebir veya tehdit altında gerçekleştirildiği kabul edildiğinden ayrıca ağırlaştırıcı hükümler uygulanmıştır.
Dosya Yargıtay incelemesine geldiğinde mağdurun aşamalardaki anlatımları, olayın adli mercilere intikal biçimi, alınan doktor raporları ve sanığın savunmaları birlikte değerlendirilmiştir. Özellikle organ sokma iddiasının tıbbi veriler tarafından desteklenmemesi ve mağdurun bu konudaki anlatımlarının nitelikli hâlin kabulü için gerekli kesinliği sağlayıp sağlamadığı üzerinde durulmuştur.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi, sanığın mağdura yönelik cinsel davranışının sabit olduğunu; ancak anal penetrasyonun gerçekleştiğinin her türlü şüpheden uzak şekilde ortaya konulamadığını kabul etmiştir. Sabit görülen davranış, sanığın cinsel organını mağdurun kalçasına sürtmesi şeklindedir. Bu hareket cinsel istismar niteliğinde olmakla birlikte, organın mağdurun vücuduna sokulması unsurunu içermemektedir.
TCK 103/2 bakımından penetrasyon, temel suçtan daha ağır cezalandırılmayı sağlayan bağımsız bir maddi unsurdur. Bu nedenle mahkemenin “sanık cinsel istismarda bulunmuştur, dolayısıyla organ sokmuş olması da muhtemeldir” şeklinde bir varsayımla ikinci fıkrayı uygulaması mümkün değildir. Cinsel istismarın gerçekleştiği ile penetrasyonun gerçekleştiği farklı ispat konularıdır.
Ceza Genel Kuruluna taşınan uyuşmazlıkta da bu ayrım önemini korumuştur. Mağdurun anlatımlarındaki değişiklikler, doktor raporlarının organ sokma iddiasını destekleyip desteklemediği ve olayın diğer koşulları birlikte incelenmiştir. Ceza muhakemesinde nitelikli hâlin varlığı konusunda giderilemeyen şüphe sanık aleyhine yorumlanamaz.
Bununla birlikte organ sokmanın ispatlanamaması sanığın bütün cinsel davranışlarından beraat etmesini gerektirmez. Failin mağdurun kalçasına cinsel organını sürtmesi veya benzer şekilde vücut dokunulmazlığına cinsel amaçla temas etmesi sabitse, bu davranış TCK 103/1 kapsamında çocuğun cinsel istismarı suçunu oluşturabilir.
Karar, TCK 103/1 ile TCK 103/2 arasındaki sınırın önemini açık biçimde göstermektedir. Tıbbi bulgunun bulunmaması tek başına penetrasyonun gerçekleşmediğini ispatlamaz; ancak diğer deliller de penetrasyonu kesin şekilde ortaya koymuyorsa ağır suç vasfı uygulanamaz. Mahkeme yalnızca ispatlanabilen hareket üzerinden hukuki nitelendirme yapmalıdır.
Sonuç olarak Yargıtay, organ sokma suretiyle nitelikli cinsel istismar eyleminin kesin ve inandırıcı delillerle sabit olmadığı, buna karşılık sanığın cinsel organını mağdurun kalçasına sürttüğünün ispatlandığı durumda TCK 103/2 yerine TCK 103/1 uyarınca hüküm kurulması gerektiğini kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 02.07.2025, E. 2022/581, K. 2025/314
TCK 103/2 – MAĞDURENİN ON DÖRT YAŞINDAN YİRMİ SEKİZ YAŞINA KADAR AYNI FAIL TARAFINDAN ORGAN SOKMA SURETİYLE CİNSEL EYLEMLERE MARUZ BIRAKILMASINDA, ÇOCUKLUK VE YETİŞKİNLİK DÖNEMİNDEKİ EYLEMLER AYRI SUÇ TİPLERİ OLUŞTURUR
Somut olayda sanığın öz kızına yönelik cinsel eylemleri mağdurenin henüz çocuk olduğu dönemde başlamış ve mağdure yetişkin olduktan sonra da devam etmiştir. Kabul edilen maddi olaya göre sanık, mağdure yaklaşık on dört yaşındayken vücuda organ sokmak suretiyle cinsel istismara başlamış ve benzer nitelikteki davranışlarını mağdurenin yaklaşık yirmi sekiz yaşına kadar devam ettirmiştir.
İlk derece ve bölge adliye mahkemesi aşamasında sanığın uzun yıllara yayılan eylemlerinin hukuki niteliği tartışılmıştır. Mağdurenin on sekiz yaşından önceki dönemde maruz kaldığı organ sokma eylemleri TCK 103/2 kapsamında çocuğun nitelikli cinsel istismarı; on sekiz yaşından sonraki eylemler ise koşulları bulunduğunda TCK 102/2 kapsamında nitelikli cinsel saldırı suçunu oluşturmaktadır.
Buradaki temel sorun, mağdurun yaşının zaman içerisinde değişmesi nedeniyle farklı suç tiplerinin oluşmasına rağmen bütün eylemlerin tek bir suç veya fikrî içtima kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceğidir. Mağdur çocukken kanunun özel koruması TCK 103 üzerinden sağlanmakta, on sekiz yaşını tamamladığı andan itibaren ise aynı kişiye yönelik cinsel davranışlar TCK 102 kapsamında değerlendirilmektedir.
Ceza Genel Kurulu, mağdurenin yaşı değiştikçe koruyucu suç normunun da değiştiğine dikkat çekmiştir. Failin aynı kişi ve mağdurun aynı kişi olması, farklı yaş dönemlerinde gerçekleştirilen bütün cinsel eylemlerin tek suç hâline gelmesine tek başına yeterli değildir. TCK 103 ve TCK 102 ayrı suç tipleridir ve bunların maddi unsurları ile mağdur bakımından uygulama alanları farklıdır.
Özellikle mağdurenin çocukluk dönemindeki organ sokma eylemleri TCK 103/2 kapsamında değerlendirilmelidir. Sanığın mağdure üzerinde babalık ilişkisinden kaynaklanan konumu da suç tarihinde yürürlükte bulunan hükümlere göre ayrıca nitelikli hâl oluşturabilir. Eylemlerin değişik zamanlarda tekrarlandığı sabitse zincirleme suç hükümlerinin uygulanması da gündeme gelir.
Mağdure on sekiz yaşını tamamladıktan sonra gerçekleştirilen eylemlerde ise artık çocuğun cinsel istismarı suçundan söz edilemez. Bu dönemde mağdur yetişkin olduğundan, rıza dışı organ sokma eylemleri TCK 102/2 kapsamında nitelikli cinsel saldırı suçunu oluşturur. Fail ile mağdur arasındaki yakın hısımlık ilişkisi de suç tarihinde yürürlükte bulunan ilgili nitelikli hâller açısından ayrıca değerlendirilmelidir.
Karar böylece uzun yıllara yayılan aile içi cinsel suçlarda mahkemenin her eylemi tarihsel olarak ayrıştırması gerektiğini göstermektedir. Mağdurun yaşı, kanun değişiklikleri, her dönemdeki suçun unsurları ve zincirleme suç koşulları ayrı ayrı belirlenmeden bütün fiiller tek suçmuş gibi cezalandırılamaz.
Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, mağdurun çocukluk döneminde gerçekleşen organ sokma eylemlerinin TCK 103/2 kapsamında çocuğun nitelikli cinsel istismarı, yetişkin olduktan sonraki organ sokma eylemlerinin ise TCK 102/2 kapsamında nitelikli cinsel saldırı olarak değerlendirilmesi gerektiğini; mağdurun yaşının değişmesinin suç vasfını da değiştirdiğini kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 04.04.2024, E. 2024/108, K. 2024/188
TCK 103/2 – ON BEŞ YAŞINDAN KÜÇÜK MAĞDUREYLE PARA KARŞILIĞI CİNSEL İLİŞKİYE GİRİLMESİ, MAĞDURENİN RIZASI BULUNSA DA ORGAN SOKMA SURETİYLE ÇOCUĞUN NİTELİKLİ CİNSEL İSTİSMARI SUÇUNU OLUŞTURUR
Somut olayda suç tarihinde on beş yaşından küçük olan mağdurenin farklı kişilerle para karşılığında cinsel ilişkiye girdiği ve bir başka kişinin de mağdureyi bu ilişkilere yönlendirdiği kabul edilmiştir. Dosyada mağdurenin belirli tarihlerde para karşılığında sanıklarla cinsel ilişkiye girdiği, bu ilişkiler sırasında vücuda organ sokma hareketinin gerçekleştirildiği anlaşılmıştır.
TCK 103/2 açısından mağdurenin para karşılığında ilişkiye girmeyi kabul etmiş olması suçun oluşmasını engellemez. Mağdur on beş yaşından küçük olduğundan, TCK 103/1-a gereğince cinsel davranışlara yönelik rızasının hukuki değeri bulunmamaktadır. Bu nedenle mağdurenin sanıklarla anlaşması, para alması veya kendi iradesiyle buluşma yerine gitmesi organ sokma suretiyle gerçekleştirilen eylemi hukuka uygun hâle getirmez.
Cinsel davranış organ sokma boyutuna ulaştığında TCK 103/1 değil, 103/2 uygulanır. Burada fiilin para karşılığında gerçekleştirilmesi organ sokma unsurunun niteliğini değiştirmemektedir. Failin mağdurenin vücuduna cinsel organını sokmasıyla nitelikli cinsel istismar tamamlanmaktadır.
Dosyanın önemli özelliklerinden biri, mağdureyi başka kişilerle para karşılığı cinsel ilişkiye yönlendiren sanığın kendisinin de mağdureye yönelik cinsel davranışlarda bulunmasıdır. Böyle bir durumda aracılık niteliğindeki eylemler ile failin bizzat gerçekleştirdiği cinsel istismar hareketlerinin hukuki değerlendirmesi birbirinden ayrılmalıdır.
Yargıtay, sanığın mağdureyi başkalarının cinsel istismarına sunması nedeniyle sorumlu tutulması yanında, mağdureye yönelik bizzat gerçekleştirdiği cinsel davranışlarından dolayı da ayrıca sorumlu olması gerektiğini belirtmiştir. Failin kendi cinsel eylemlerinin sırf daha geniş bir suç faaliyeti içerisinde gerçekleşmesi, bunların bağımsız cezai niteliğini ortadan kaldırmaz.
Aynı mağdura karşı farklı tarihlerde organ sokma suretiyle cinsel istismar gerçekleştirilmişse TCK 43 kapsamında zincirleme suç koşullarının da değerlendirilmesi gerekir. Bununla birlikte failin organ sokma içermeyen başka cinsel istismar eylemleri varsa bunların hangi suç kapsamında değerlendirileceği ayrıca belirlenmelidir.
Bu karar özellikle para karşılığı cinsel ilişkinin on beş yaşından küçük çocuk bakımından “rıza” şeklinde değerlendirilemeyeceğini göstermektedir. Çocuğun ekonomik karşılık elde etmesi, davranışa önceden razı olması veya sanıkla birden fazla kez görüşmesi TCK 103/2’nin uygulanmasını engelleyen bir hukuki neden değildir.
Sonuç olarak Yargıtay, on beş yaşından küçük mağdurla para karşılığında gerçekleştirilen organ sokma niteliğindeki cinsel ilişkinin, mağdurun görünürdeki rızasına bakılmaksızın TCK 103/2 kapsamında çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunu oluşturacağını kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 14.01.2026, E. 2025/6600, K. 2026/219
TCK 103/2 – MAĞDURENİN DOĞURDUĞU ÇOCUĞUN DNA İNCELEMESİNDE SANIKTAN OLDUĞUNUN BELİRLENMESİ, CİNSEL İLİŞKİ VE DOLAYISIYLA ORGAN SOKMA EYLEMİNİN SÜBUTU BAKIMINDAN OBJEKTİF DELİL NİTELİĞİNDEDİR
Somut olayda mağdurenin hamile olduğunun sağlık kuruluşunda yapılan muayene sonucunda anlaşılması üzerine soruşturma başlatılmıştır. İlk aşamada cinsel ilişkinin başka bir kişiyle gerçekleştiği düşünülmüş ve bu kişi hakkında yargılama yapılmış; ancak DNA incelemesi sonucunda doğan çocuğun söz konusu kişiden olmadığı tespit edilerek beraat kararı verilmiştir.
Daha sonra soruşturma genişletilmiş ve mağdurenin öz kardeşi olan suça sürüklenen çocuğun biyolojik örnekleri alınmıştır. Adli Tıp Kurumunca gerçekleştirilen DNA incelemesinde, suça sürüklenen çocuğun mağdurenin doğurduğu çocuğun biyolojik babası olduğunun yüzde 99,99 olasılıkla belirlendiği anlaşılmıştır. Böylelikle cinsel ilişkinin gerçekleştiği konusunda son derece güçlü objektif delil elde edilmiştir.
Organ sokma suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçlarında maddi bulgular her zaman mevcut olmayabilir. Ancak gebelik ve doğan çocuk üzerinde yapılan DNA incelemesi gibi bilimsel deliller, vajinal penetrasyonun gerçekleşmesi ve failin belirlenmesi bakımından doğrudan önem taşımaktadır.
Somut olayda mağdurenin olay tarihindeki ruhsal ve zihinsel durumuna ilişkin sağlık raporları da dosyada bulunmaktadır. Bu raporlarda mağdurenin kendisine yönelik cinsel eylemin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğinin bulunmadığı değerlendirilmiştir. Dolayısıyla mağdurenin görünürdeki herhangi bir kabulünün hukuken geçerli rıza oluşturup oluşturamayacağı da bu özel durum dikkate alınarak belirlenmiştir.
Suça sürüklenen çocuk ile mağdurenin öz kardeş olmaları ise suçun nitelikli hâlleri bakımından ayrıca önem taşımaktadır. Fail-mağdur arasındaki yakın hısımlık, suç tarihinde yürürlükte bulunan TCK 103 hükümleri çerçevesinde cezanın artırılmasını gerektiren özel bir unsur olabilir.
Yargıtay, dosyadaki DNA raporunu diğer tıbbi raporlar ve maddi olgularla birlikte değerlendirmiştir. Mağdurenin daha sonraki süreçte bulunamaması ve yeniden beyanının alınamaması, mevcut bilimsel delilin değerini ortadan kaldırmamıştır. Cinsel ilişkinin failini belirleyen DNA bulgusu, önceki yanlış isnadın da düzeltilmesini sağlamıştır.
Karar bu yönüyle TCK 103/2’nin ispatında bilimsel delillerin önemini göstermektedir. Cinsel suçlarda mağdur beyanı önemli olmakla birlikte, gebelik, DNA profili, biyolojik örnekler ve diğer objektif bulgular bulunduğunda bunların mutlaka bütünsel delil değerlendirmesine dâhil edilmesi gerekir.
Sonuç olarak Yargıtay, mağdurenin doğurduğu çocuğun DNA incelemesinde suça sürüklenen çocuğun biyolojik çocuğu olduğunun yüzde 99,99 oranında belirlenmesini organ sokma suretiyle cinsel ilişkinin gerçekleşmesi bakımından güçlü objektif delil kabul etmiş ve TCK 103/2 kapsamında nitelikli cinsel istismar mahkûmiyetini hukuka uygun bulmuştur.
Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 06.11.2023, E. 2021/8045, K. 2023/8248
TCK 103/2 – FAILİN ORGAN SOKMAYA YÖNELİK İCRA HAREKETLERİNE BAŞLADIĞI HÂLDE SUÇU TAMAMLAMA İMKÂNI BULUNMASINA RAĞMEN KENDİ İRADESİYLE EYLEMİNE SON VERMESİ HÂLİNDE NİTELİKLİ CİNSEL İSTİSMARA TEŞEBBÜS DEĞİL GÖNÜLLÜ VAZGEÇME HÜKÜMLERİ UYGULANIR
Somut olayda mağdure suç tarihinde altı yaşında olup bahçede oynamaktadır. Suça sürüklenen çocuk mağdurenin yanına gelmiş ve ona yönelik cinsel davranışlarda bulunmaya başlamıştır. Dosya kapsamına göre hareketlerin organ sokmak suretiyle nitelikli cinsel istismar gerçekleştirmeye yöneldiği kabul edilmiş, ilk derece mahkemesi de bu doğrultuda TCK 103/2 ve teşebbüs hükümleri uyarınca mahkûmiyet kararı vermiştir.
Yargıtay 14. Ceza Dairesi, olayda TCK 103/2’ye yönelik bir kastın bulunup bulunmadığı kadar, failin başladığı icra hareketlerini neden tamamlamadığının da belirlenmesi gerektiğini vurgulamıştır. Teşebbüsten söz edilebilmesi için failin işlemeyi kastettiği suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlaması ve suçun kendi elinde olmayan nedenlerle tamamlanamaması gerekir.
Somut olayda ise suça sürüklenen çocuğun nitelikli cinsel istismar eylemini tamamlamasına engel olacak bir dış müdahale tespit edilmemiştir. Mağdurenin direnişi nedeniyle icranın imkânsız hâle gelmesi, üçüncü bir kişinin olay yerine gelmesi, failin yakalanma korkusuyla zorunlu biçimde uzaklaşması veya başka bir dış engel söz konusu değildir. Failin başladığı hareketleri devam ettirebilme imkânının bulunduğu kabul edilmiştir.
Buna rağmen suça sürüklenen çocuk eylemini kendiliğinden sona erdirmiştir. Yargıtay bu durumda TCK 35’teki teşebbüs hükümleri yerine TCK 36’da düzenlenen gönüllü vazgeçme kurumunun değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Gönüllü vazgeçmede fail suçun icrasına başlamış olmakla birlikte, suçu tamamlama imkânına sahip olduğu hâlde kendi serbest iradesiyle icra hareketlerine devam etmemektedir.
Gönüllü vazgeçmenin kabul edilmesi failin o ana kadar gerçekleştirdiği davranışların tamamının cezasız kalacağı anlamına gelmez. TCK 36 gereğince, failin vazgeçme anına kadar gerçekleştirdiği hareketler bağımsız bir suç oluşturuyorsa yalnızca bu suçtan cezalandırılması gerekir. Somut olayda mağdurenin bedenine yönelik gerçekleştirilen cinsel davranışlar TCK 103/1 kapsamında çocuğun cinsel istismarı suçunu oluşturabilecek niteliktedir.
Bu nedenle nitelikli cinsel istismara teşebbüs ile tamamlanmış basit cinsel istismar birbirinden ayrılmıştır. Failin organ sokmaya yönelik nihai amacı bulunmuş olsa dahi, kendi iradesiyle penetrasyon aşamasına geçmekten vazgeçmesi hâlinde TCK 103/2’ye teşebbüsten mahkûmiyet kurulamaz. Buna karşılık vazgeçmeden önce tamamlanmış cinsel davranışlar ayrı suç oluşturuyorsa bunlardan sorumluluk devam eder.
Karar TCK 103/2 bakımından teşebbüs ile gönüllü vazgeçme arasındaki sınırı açık biçimde göstermektedir. Belirleyici olan yalnızca penetrasyonun gerçekleşmemiş olması değildir. Neden gerçekleşmediği araştırılmalıdır. Fail dış engel nedeniyle tamamlayamamışsa teşebbüs; tamamlayabilecekken kendi iradesiyle vazgeçmişse gönüllü vazgeçme hükümleri uygulanmalıdır.
Sonuç olarak Yargıtay, suça sürüklenen çocuğun organ sokmak suretiyle cinsel istismara yönelik hareketlerine başlamasına rağmen eylemini sonuna kadar götürme imkânı bulunduğu hâlde kendiliğinden vazgeçmesi nedeniyle TCK 103/2’ye teşebbüsten cezalandırılamayacağını, mevcut tamamlanmış hareketlerin TCK 103/1 kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 20.01.2021, E. 2016/5319, K. 2021/290
TCK 103/2 – MAĞDURENİN ALT KIYAFETİNİ ÇIKARIP CİNSEL ORGANINA DOKUNMAK, ORGAN SOKMA KASTINI GÖSTEREN KESİN DELİL BULUNMADIĞINDA NİTELİKLİ CİNSEL İSTİSMARA TEŞEBBÜS DEĞİL TAMAMLANMIŞ BASİT CİNSEL İSTİSMARDIR
Somut olayda sanığın çocuk mağdureye yönelik olarak alt kıyafetlerini çıkardığı ve mağdurenin cinsel organına elle dokunduğu kabul edilmiştir. İlk derece mahkemesi, sanığın bu davranışlarını vücuda organ sokmak suretiyle çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunu gerçekleştirmeye yönelik icra hareketleri olarak değerlendirmiş ve sanık hakkında TCK 103/2 ile teşebbüs hükümleri uyarınca mahkûmiyet kararı vermiştir.
Yargıtay 14. Ceza Dairesinin önündeki uyuşmazlık, bu hareketlerin gerçekten TCK 103/2’de düzenlenen organ veya sair cisim sokma eylemine yönelik doğrudan icra hareketleri sayılıp sayılamayacağı noktasında yoğunlaşmıştır. Daire, teşebbüs hükümlerinin uygulanabilmesi için failin kastının hangi suça yöneldiğinin her türlü şüpheden uzak biçimde ortaya konulması gerektiğini belirtmiştir.
TCK 103/2’ye teşebbüsten söz edilebilmesi için failin mağdurun vücuduna organ veya sair cisim sokmak amacıyla elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlaması gerekir. Failin mağdurun giysilerini çıkarması veya cinsel organına dokunması, olayın özelliklerine göre organ sokma kastının göstergesi olabilir. Ancak bu hareketler her olayda otomatik olarak nitelikli cinsel istismara teşebbüs olarak kabul edilemez.
Somut dosyada sanığın mağdurenin alt kıyafetlerini çıkarması ve cinsel organına dokunmasının ötesinde penetrasyon gerçekleştirmeye yönelik açık bir hareket tespit edilmemiştir. Sanığın kendi cinsel organını çıkardığı, mağdurenin vücuduna sokmaya yöneldiği, parmağını veya başka bir cismi vücut boşluğuna sokmaya çalıştığı yönünde kesin ve inandırıcı delil bulunmamaktadır.
Bu nedenle sanığın ilerleyen aşamada organ sokma eylemini gerçekleştirebileceği ihtimali üzerinden TCK 103/2’ye teşebbüsten mahkûmiyet kurulması mümkün görülmemiştir. Ceza hukukunda failin varsayımsal olarak ne yapabileceği değil, gerçekleştirdiği hareketlerin hangi suçun doğrudan icrasına yöneldiği esas alınmalıdır.
Buna karşılık sanığın mağdurenin alt kıyafetini çıkarıp cinsel organına dokunması açık biçimde bedensel temas içeren cinsel davranıştır. Dolayısıyla failin fiili cezasız değildir. Organ sokma kastı ispatlanamamakla birlikte tamamlanmış TCK 103/1 kapsamındaki çocuğun cinsel istismarı suçunun maddi unsurları gerçekleşmiştir.
Kararın temel önemi, ağır suç tipine yönelik kastın ihtimal üzerinden belirlenemeyeceğini göstermesidir. Özellikle TCK 103/2 gibi çok ağır yaptırım öngören suçlarda, failin penetrasyon amacına yönelik doğrudan icra hareketlerine başladığının somut delillerle ortaya konulması gerekir.
Sonuç olarak Yargıtay, mağdurenin alt kıyafetlerini çıkarıp cinsel organına dokunma şeklinde sabit olan davranışların, organ sokma kastını gösteren başka kesin delil bulunmadığı sürece TCK 103/2’ye teşebbüs olarak değerlendirilemeyeceğini; eylemin TCK 103/1 kapsamında tamamlanmış çocuğun cinsel istismarı suçunu oluşturduğunu kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 27.05.2021, E. 2016/7037, K. 2021/3710
TCK 103/2 – ORGAN SOKMA EYLEMİNİN TAMAMLANDIĞINA İLİŞKİN MAĞDURUN AŞAMALARDA ÇELİŞKİLİ BEYANLARI DIŞINDA DELİL BULUNMADIĞINDA TAMAMLANMIŞ NİTELİKLİ CİNSEL İSTİSMARDAN MAHKÛMİYET KURULAMAZ
Somut olayda birden fazla sanığın on beş yaşını tamamlamamış mağdureye yönelik cinsel eylemleri bulunmaktadır. Mağdure kolluk aşamasında, sanıklardan birinin kendisine yönelik cinsel davranışlarını tamamlayamadan bıraktığını, daha sonraki bir tarihte ise diğer sanığın organ sokmak suretiyle kendisini istismar ettiğini anlatmıştır. Sanıklardan birinin de daha sonra kendisine yöneldiğini ancak olayın dış müdahale nedeniyle yarıda kaldığını ifade etmiştir.
Mağdure mahkeme aşamasında ise önceki anlatımından farklı şekilde, söz konusu sanığın da organ sokmak suretiyle kendisini istismar ettiğini söylemiştir. Böylelikle aynı sanık yönünden soruşturma ve kovuşturma aşamalarında eylemin tamamlanıp tamamlanmadığı konusunda esaslı bir farklılık ortaya çıkmıştır.
Sanık ise isnadı kabul etmemiştir. Diğer sanığın anlatımlarında, mağdure ile söz konusu sanığın bir odada yalnız kaldıkları ve daha sonra çıplak hâlde görüldükleri belirtilmişse de organ sokma fiilinin gerçekleştiğinin doğrudan gözlemlendiğine ilişkin bir beyan bulunmamaktadır. Dolayısıyla tamamlanmış penetrasyonun varlığı bakımından esas delil mağdurenin anlatımıdır.
Yargıtay 14. Ceza Dairesi, cinsel suçlarda mağdur beyanının önemli olduğunu kabul etmekle birlikte, aynı olay hakkında farklı aşamalarda esaslı biçimde değişen anlatımların mutlaka diğer delillerle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Özellikle TCK 103/2’deki organ sokma unsurunun gerçekleşip gerçekleşmediği sonuç cezayı önemli ölçüde değiştirdiğinden, bu hususta giderilemeyen şüphe sanık aleyhine yorumlanamaz.
Somut olayda mağdurenin ilk anlatımında sanığın eylemini tamamlayamadığını ifade etmesi, daha sonraki mahkeme beyanında ise tamamlanmış penetrasyondan söz etmesi karşısında bu çelişkinin başka kesin delillerle giderilmesi gerekmiştir. Ancak dosyada organ sokma eyleminin tamamlandığını doğrulayacak yeterli başka delil bulunmadığı değerlendirilmiştir.
Daire bu nedenle tamamlanmış TCK 103/2 suçundan mahkûmiyet kurulmasını hukuka uygun görmemiştir. Bunun yerine sanığın farklı tarihlerde mağdureye yönelik gerçekleştirdiği ve organ sokma kastına yönelen ancak tamamlanamayan hareketlerinin teşebbüs hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşmıştır.
Kararın bir diğer önemli yönü mağdurenin on beş yaşını tamamlamamış olması ve eylemlerin tehdit kullanılarak gerçekleştirilmesidir. Bu durumda TCK 103/4 kapsamında ayrıca cezada artırım yapılması gerekir. Yerel mahkemenin tehdidin varlığını kabul ettiği hâlde bu hükmü uygulamaması ayrıca eksik ceza tayini olarak değerlendirilmiştir.
Sonuç olarak Yargıtay, organ sokma eyleminin tamamlandığı hususunda mağdurenin aşamalardaki çelişkili anlatımları dışında kesin delil bulunmadığı durumda tamamlanmış TCK 103/2’den mahkûmiyet kurulamayacağını; sabit olan eylemlerin teşebbüs hükümleri ve varsa diğer nitelikli hâller çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 07.10.2013, E. 2011/20290, K. 2013/10213
TCK 103/2 – FAILLERDEN BİRİNİN ORGAN SOKMASI, DİĞERİNİN İSE SÜRTÜNME ŞEKLİNDE CİNSEL DAVRANIŞTA BULUNMASINA RAĞMEN HER İKİSİ DE FİİL ÜZERİNDE ORTAK HÂKİMİYET KURMUŞSA NİTELİKLİ CİNSEL İSTİSMARIN MÜŞTEREK FAİLİ OLARAK SORUMLUDUR
Somut olayda iki sanık, çocuk mağduru babasının yanına götüreceklerini söyleyerek İstanbul’dan başka bir yere götürmüşlerdir. Mağdur bu şekilde hileyle sanıkların denetimi altına alınmış ve bir evde yaklaşık on beş gün boyunca özgürlüğünden yoksun bırakılmıştır. Bu süre içerisinde sanıklar mağdura karşı cebir ve tehdit uygulamışlardır.
Dosyada mağdurun kolunda bıçak yarası ile boyun bölgesinde ekimoz tespit edilmiş, bu bulgular mağdurun zor kullanıldığı yönündeki anlatımlarını desteklemiştir. Ayrıca adli muayenede livata bulguları belirlenmiş ve mağdurun iç çamaşırları üzerinde sanıklara ait DNA profilleri tespit edilmiştir. Böylelikle mağdurun cinsel istismar anlatımlarının önemli ölçüde objektif delillerle desteklendiği kabul edilmiştir.
Sanıklardan biri mağdura organ sokmak suretiyle cinsel istismarda bulunmuş, diğer sanığın doğrudan gerçekleştirdiği cinsel davranış ise sürtünme biçiminde kalmıştır. İlk derece ve istinaf makamlarında sanıkların cezai sorumlulukları fiziksel olarak gerçekleştirdikleri hareketler esas alınarak farklı suç vasıfları altında değerlendirilmiştir.
Yargıtay 14. Ceza Dairesi ise iştirak hükümlerini dikkate alarak farklı bir sonuca ulaşmıştır. Daireye göre, nitelikli cinsel istismar suçunda bir kişinin müşterek fail olarak sorumlu tutulması için organ sokma hareketini mutlaka kendi bedeniyle gerçekleştirmesi gerekmez. Birlikte suç işleme kararı çerçevesinde fiilin icrası üzerinde ortak hâkimiyet kurulması yeterlidir.
Somut olayda sanıklar mağduru birlikte hileyle başka şehre götürmüş, birlikte özgürlüğünden yoksun bırakmış, cebir ve tehdit kullanmış ve cinsel istismar süreci boyunca ortak hareket etmişlerdir. Sanıklardan biri organ sokma eylemini gerçekleştirirken diğerinin fiil üzerinde hâkimiyet kurduğu ve suçun icrasına müşterek fail düzeyinde katıldığı kabul edilmiştir.
Bu nedenle yalnızca doğrudan sürtünme eylemi gerçekleştiren sanığın TCK 103/1’den sorumlu tutulması yeterli değildir. Diğer sanığın organ sokma eylemine müşterek fail olarak katılmışsa, TCK 37 hükümleri gereğince TCK 103/2 kapsamındaki suçun tamamından sorumlu tutulmalıdır.
Daire ayrıca eylemlerin yaklaşık on beş günlük süre içerisinde birden fazla kez gerçekleştirilmiş olması nedeniyle zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiğini değerlendirmiştir. Böylelikle organ sokma suretiyle nitelikli cinsel istismar, birlikte işleme ve eylemlerin tekrarlanması aynı dosyada ayrı ayrı hukuki değerlendirmeye konu edilmiştir.
Sonuç olarak Yargıtay, sanıklardan yalnızca birinin organ sokma hareketini fiziksel olarak gerçekleştirmesine rağmen, diğer sanığın da mağdurun direncinin kırılması ve cinsel istismarın gerçekleştirilmesi üzerinde ortak hâkimiyet kurması hâlinde her iki sanığın TCK 103/2 kapsamında müşterek fail olarak sorumlu tutulması gerektiğini kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 26.02.2020, E. 2019/3081, K. 2020/1545
TCK 103/2 – ORGAN SOKMA KASTININ HER TÜRLÜ ŞÜPHEDEN UZAK ŞEKİLDE BELİRLENEMEDİĞİ OLAYDA, NİTELİKLİ CİNSEL İSTİSMARA TEŞEBBÜS YERİNE SABİT OLAN BASİT CİNSEL İSTİSMAR FİİLİNDEN HÜKÜM KURULMALIDIR
Somut olayda suça sürüklenen çocuk hakkında mağdura karşı organ sokmak suretiyle nitelikli cinsel istismar suçuna teşebbüs ettiği iddiasıyla yargılama yapılmıştır. İlk derece mahkemesi, suça sürüklenen çocuğun gerçekleştirdiği cinsel davranışların nihai olarak penetrasyona yöneldiğini kabul etmiş ve TCK 103/2 ile TCK 35 hükümleri uyarınca mahkûmiyet kararı vermiştir.
Yargıtay 14. Ceza Dairesi, teşebbüs hükümlerinin uygulanabilmesi için failin organ sokmak suretiyle nitelikli cinsel istismar kastıyla hareket ettiğinin ve bu suça yönelik doğrudan icra hareketlerine başladığının kesin biçimde belirlenmesi gerektiğini tekrar vurgulamıştır.
TCK 103/2’ye teşebbüs, yalnızca failin mağdura yönelik ağır nitelikte cinsel davranışlarda bulunmasıyla oluşmaz. Failin vücuda organ veya sair cisim sokmaya yönelmiş olması gerekir. Bunun dış dünyaya yansıyan davranışlardan açıkça anlaşılması ve varsayıma dayanmaması zorunludur.
Somut dosyada organ sokma kastını ortaya koyan her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı değerlendirilmiştir. Suça sürüklenen çocuğun gerçekleştirdiği cinsel temasların sabit olması, tek başına daha ileri aşamada penetrasyon gerçekleştirmek istediğinin kabul edilmesine yeterli değildir.
Daire, özellikle suç vasfının ağırlaştırılmasında failin muhtemel sonraki hareketlerinin esas alınamayacağını belirtmiştir. Ceza sorumluluğu dış dünyaya yansıyan ve ispatlanan fiil üzerinden belirlenmelidir. Failin şartlar uygun olsaydı organ sokma eylemini gerçekleştirebileceği yönündeki ihtimal, TCK 103/2’ye teşebbüs için gerekli doğrudan icra başlangıcının yerine geçemez.
Buna karşılık sabit olan hareketler mağdurun bedenine yönelik cinsel nitelikte fiziksel temas içerdiğinden TCK 103/1 kapsamında çocuğun cinsel istismarı suçunu oluşturmaktadır. Bu nedenle sanığın beraatine değil, doğru suç vasfından mahkûmiyetine karar verilmesi gerekir.
Karar, TCK 103/2’ye teşebbüs bakımından kastın ispatının ne derece önemli olduğunu göstermektedir. Organ sokma niyeti ile cinsel amaçlı bedensel temas birbirinden ayrılmalı; nitelikli suça ilişkin özel icra kastı kanıtlanmadan ağır suç vasfı uygulanmamalıdır.
Sonuç olarak Yargıtay, organ sokma kastını ve bu suça yönelik doğrudan icra hareketlerini gösteren kesin deliller bulunmadığında TCK 103/2’ye teşebbüsten hüküm kurulamayacağını; ispatlanan cinsel davranışların TCK 103/1 kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 08.12.2020, E. 2018/8155, K. 2020/5710
TCK 103/2 Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu
| Somut Durum | Yargıtay Nitelendirmesi | Gerekçenin Özü |
|---|---|---|
| Fiilin organ veya cisim sokulması boyutuna ulaşması | TCK 103/2 | Nitelikli hal, birinci fıkrayı dışlayarak uygulanır |
| Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması | Alt sınır 18 yıl | 2016 değişikliğiyle getirilen ağırlaştırılmış taban |
| Fiilin bu boyuta ulaşamadan kesilmesi | 103/2 hükmüne teşebbüs veya 103/1 | Kastın yöneldiği boyut delillerle belirlenir |
| Beyan ile muayene bulgularının çelişmesi | Çelişki giderilmeden hüküm kurulamaz | Rapor ve beyan birlikte denetlenir |
| Fiilin 103/3 bentleriyle birleşmesi | Yarı oranında artırım | Alt sınır 24, on iki yaş altında 27 yıla çıkar |
Serinin diğer yazıları için TCK 103/3-a birden fazla kişiyle cinsel istismar, TCK 103/6 bitkisel hayat veya ölüm ile on beş yaş üstü özgür iradeli ilişkiler için TCK 104/1 rehberimizi inceleyebilirsiniz.
Hukuki araçlarımızla süreçlerinizi kendiniz de takip edebilirsiniz:
Sık Sorulan Sorular
TCK 103/2 nedir?
TCK 103/2, çocuğun cinsel istismarının vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesini düzenleyen nitelikli haldir; ceza 16 yıldan, mağdur 12 yaşını tamamlamamışsa 18 yıldan az olamaz.
TCK 103/2 cezası kaç yıl?
Temel aralık 16-20 yıl hapistir; mağdur 12 yaşından küçükse 18 yıldan başlar. Fiil 103/3 bentleri veya cebir, tehdit ve silahla birleşmişse alt sınır 24, on iki yaş altında 27 yıla çıkar.
Çocuğun rızası bu suçta geçerli mi?
On beş yaşını tamamlamamış veya algılama yeteneği gelişmemiş çocuklarda rıza tümüyle geçersizdir; on beş yaş üstü çocuklarda fiil cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen nedene dayanıyorsa yine bu hüküm uygulanır.
Teşebbüs halinde ceza ne olur?
Fail bu boyuta yönelmiş ancak fiili tamamlayamamışsa teşebbüs hükümleri uygulanır ve ceza dörtte birinden dörtte üçüne kadar indirilir; kastın yöneldiği boyut delillerle belirlenir.
Suç nasıl ispatlanır?
Çocuğun ÇİM ortamında kayıt altına alınan beyanı; adli muayene raporu, dijital veriler ve tanık anlatımlarıyla birlikte denetlenir. Beyan ile bulgular arasındaki çelişki giderilmeden hüküm kurulamaz.
Tekrarlanan fiillerde ceza nasıl belirlenir?
Aynı çocuğa karşı farklı zamanlardaki fiillerde zincirleme suç hükümleri uygulanır ve tek ceza dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır.
TCK 103/2 davasında avukat desteği neden önemli?
On altı yıldan başlayan bir suçta nitelendirme, teşebbüs ve beyan denetimi tartışmalarının her biri on yılı aşan farklar üretir. Avukatlık hizmetleri TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ücretlidir.
Av. Çağrı Ayboğa Kimdir?
Av. Çağrı Ayboğa, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur ve yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Ankara Barosuna kayıtlı olarak (Sicil No: 34507) Ayboğa + Partners Avukatlık Bürosunun kurucu avukatı sıfatıyla ağırlıklı olarak ceza hukuku alanında çalışmakta; cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda hem müdafilik hem mağdur vekilliği görevi yürütmektedir. Bu yazı, TCK 103/2 organ veya cisim sokulması suretiyle cinsel istismar konusundaki güncel Yargıtay içtihatları taranarak hazırlanmıştır ve bilgilendirme amaçlıdır; somut olaya özgü hukuki danışmanlık yerine geçmez.
TCK 103/2 Nitelikli Cinsel İstismar Dosyasında Ankara Ceza Avukatı Desteği
Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda nitelendirme, beyan delilinin denetimi ve usul güvencelerinin takibi sonucu kökten değiştirir. TCK 103 çocukların cinsel istismarı suçu rehberimizi inceleyebilir, dosyanız için Ankara ceza avukatı desteği alabilirsiniz.