TCK 103/6 Cinsel İstismar Sonucu Bitkisel Hayat veya Ölüm
Güncelleme Tarihi: 21 Ağustos 2026 | Av. Çağrı Ayboğa
TCK 103/6 nedir? TCK 103/6, cinsel istismar sonucu mağdur çocuğun bitkisel hayata girmesi veya ölümü halinde faile ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmesini düzenler; bu, kanunumuzdaki en ağır yaptırımdır. Hükmün uygulanması için netice, istismarın ve başvurulan şiddetin eseri olmalı ve fail bakımından en azından öngörülebilir bulunmalıdır. Fail çocuğu kasten öldürmüşse, çocuğa karşı nitelikli kasten öldürme hükümleri ayrıca devreye girer.
Hukukun sözünün bittiği yer diye bir şey varsa, orası burasıdır: İstismarın bir çocuğun yaşamını veya bilincini söndürmesi. Kanun koyucu bu noktada elindeki en ağır karşılığı, ağırlaştırılmış müebbet hapsi, tek seçenek olarak yazmıştır. TCK 103 çocukların cinsel istismarı suçu sisteminin son fıkrası budur: TCK 103/6.
Bu yazıda hükmün şartlarını, kasten öldürmeyle sınırını ve aralarında intihar olgularının da bulunduğu on sekiz emsal Yargıtay kararını birebir metinleriyle inceliyoruz. Yetişkin mağdurlardaki paralel hüküm için TCK 102/5 cinsel saldırı sonucu bitkisel hayat veya ölüm rehberimize bakabilirsiniz.
İçindekiler
TCK 103/6 Nedir?
TCK 103/6, neticesi sebebiyle ağırlaşmış istismarın en üst basamağıdır ve iki neticeyi aynı yaptırıma bağlar: çocuğun ölümü ve bitkisel hayata girmesi. Yaptırım sabittir: ağırlaştırılmış müebbet hapis; hakime aralık bırakılmamıştır. Bu ağırlık, şartların titiz denetimini zorunlu kılar: Netice, istismar fiilinin ve başvurulan şiddetin eseri olmalı, araya giren bağımsız nedenlerle illiyet kesilmemeli ve netice fail bakımından en azından öngörülebilir bulunmalıdır. Çocuğun narin bünyesi, öngörülebilirlik denetiminde yetişkinlere kıyasla failin aleyhine işleyen bir veridir.
TCK 103 Kanun Metni
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 103. maddesinin yürürlükteki tam metni aşağıdadır; bu yazının konusu işaretlenmiştir. Resmi metin için mevzuat.gov.tr üzerindeki 5237 sayılı Kanuna bakabilirsiniz.
Çocukların cinsel istismarı
Madde 103 – (1) (Yeniden düzenleme: 24/11/2016-6763/13 md.) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismarın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde verilecek ceza, istismar durumunda on yıldan, sarkıntılık durumunda beş yıldan az olamaz. Sarkıntılık düzeyinde kalmış suçun failinin çocuk olması hâlinde soruşturma ve kovuşturma yapılması mağdurun, velisinin veya vasisinin şikâyetine bağlıdır. Cinsel istismar deyiminden;
a) On beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış,
b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar,
anlaşılır.
(2) Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on altı yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde verilecek ceza on sekiz yıldan az olamaz.
(3) Suçun;
a) Birden fazla kişi tarafından birlikte,
b) İnsanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,
c) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş veya evlat edinen tarafından,
d) Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya sağlık hizmeti veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından,
e) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(4) Cinsel istismarın, birinci fıkranın (a) bendindeki çocuklara karşı cebir veya tehditle ya da (b) bendindeki çocuklara karşı silah kullanmak suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(5) Cinsel istismar için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.
(6) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.
Şartlar: İlliyet, Öngörülebilirlik ve Kast Sınırı
- İlliyet bağı: Ölüm veya bitkisel hayat, istismarın ve şiddetin doğal seyrinden doğmalıdır; ağır tıbbi hata gibi bağımsız ve öngörülemez nedenler bağı keser ve fail istismar ile varsa yaralama neticelerinden sorumlu kalır.
- İntihar olguları: Aşağıda birebir verdiğimiz kararların gösterdiği gibi, istismar sonrası intiharda neticenin fiile yüklenebilirliği; çocuğun yaşı, fiilin ağırlığı ve süreç arasındaki bağ üzerinden somut olayda denetlenir.
- Öngörülebilirlik: TCK 23 uyarınca ağır netice faile ancak en azından taksirle hareket etmişse yüklenebilir; şiddetin dozu ve çocuğun yaşı bu denetimin merkezindedir.
- Kasten öldürme sınırı: Fail çocuğu öldürme kastıyla hareket etmişse netice sorumluluğu aşılır: İstismar ile çocuğa karşı nitelikli kasten öldürmenin gerçek içtimaı gündeme gelir ve infaz rejimi daha da ağırlaşır.
Ceza: Ağırlaştırılmış Müebbet
Ağırlaştırılmış müebbet, sıkı güvenlik rejimi altında ömür boyu infaz edilir ve koşullu salıverilme süreleri en ağır tablodadır. Bu dosyalarda savunma; otopsi ve ölüm nedeni raporları, olay yeri incelemesi ve şiddetin dozuna ilişkin bulgular üzerinden illiyet ve öngörülebilirlik denetimine odaklanır. Kast sınırındaki nitelendirme ölçütleri için TCK 81 kasten öldürme suçu rehberimize bakabilirsiniz.
Şikayet, Tutuklama ve Yargılama
- Şikayet: Hüküm şikayete tabi değildir; soruşturma kendiliğinden ve en üst öncelikle yürütülür.
- Uzlaştırma: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda uzlaştırma yolu kapalıdır; taraflar anlaşsa dahi dosya kamu adına yürütülür.
- Tutuklama: Katalog kapsamındaki suçun en ağır görünümünde tutuklama fiilen kuraldır; uzun tutukluluk süreleri ve itiraz takvimi dosya stratejisinin parçasıdır.
- Görevli mahkeme: Dosyalar ağır ceza mahkemesinde görülür.
- İspat rejimi: Bu suçlar çoğu zaman tanıksız ortamlarda işlendiğinden mağdur beyanı merkezi delildir; ancak beyanın mahkumiyete yeterliliği, iç tutarlılık ve dış doğrulama ölçütleriyle denetlenir. Ayrıntılar için cinsel suçlarda ispat ve mağdur beyanı delili rehberimize bakabilirsiniz.
- İnfaz rejimi: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda koşullu salıverilme oranı süreli hapiste dörtte üçtür; infaz hesabı için infaz hesaplama aracımızı kullanabilirsiniz.
Avukata Sor: TCK 103/6 Dosyanızı Birlikte Değerlendirelim
Ağırlaştırılmış müebbetin eşiğindeki bu dosyalarda illiyet, öngörülebilirlik ve kast nitelendirmesi hayatın geri kalanını belirler; savunma otopsi raporundan itibaren kurulur. Sorularınız için bize ulaşabilirsiniz.
Danışmanlık Ücretlidir: Hukuki danışmanlık hizmetlerimiz, 2025-2026 TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAUT) uyarınca ücrete tabidir.
TCK 103/6 Yargıtay Kararları
Aşağıdaki on sekiz emsal karar, bu hükmün uygulamadaki sınırlarını çizen kararlardır ve özet metinleri birebir aktarılmıştır.
TCK 103/6 – MAĞDURUN ÖLÜMÜNÜN CİNSEL İSTİSMAR SUÇUNDAN VEYA SUÇUN İŞLENMESİ SIRASINDA KULLANILAN CEBİRDEN KAYNAKLANMASI GEREKİR; CİNSEL İSTİSMAR İLE ÖLÜM ARASINDA NEDENSELLİK BAĞI BULUNMADAN BU FIKRA UYGULANAMAZ
TCK 103/6, çocuğun cinsel istismarı suçunun en ağır neticeli hâlini düzenlemektedir. Hükme göre suç sonucunda mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölmesi hâlinde fail hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur. Ancak ölüm veya bitkisel hayat sonucunun meydana gelmesi tek başına bu fıkranın uygulanması için yeterli değildir.
Hükmün uygulanmasındaki temel mesele, çocuğun cinsel istismarı ile meydana gelen ağır netice arasındaki nedensellik bağıdır. Mağdurun ölümü doğrudan cinsel istismar eyleminden kaynaklanabileceği gibi, cinsel istismarı gerçekleştirmek amacıyla uygulanan cebir veya şiddetin sonucu olarak da meydana gelebilir.
Örneğin cinsel istismar sırasında mağdura uygulanan yoğun şiddetin ölüm sonucunu meydana getirmesi hâlinde, ölüm ile suç arasında doğrudan bağlantı bulunmaktadır. Aynı şekilde cinsel istismar eyleminin fizyolojik sonuçları nedeniyle mağdurun yaşamını kaybetmesi durumunda da nedensellik bağı ayrıca değerlendirilir.
Buna karşılık mağdurun ölümünün cinsel istismar suçundan tamamen bağımsız bir nedenden kaynaklanması durumunda TCK 103/6 uygulanamaz. Failin cinsel istismar suçunu işlemiş olması, mağdurun daha sonraki her ölümünden otomatik olarak sorumlu tutulmasına neden olmaz.
Neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçların genel düzenlemesi olan TCK 23 de burada önem taşımaktadır. Failin kastettiğinden daha ağır veya başka bir netice meydana gelmişse, bu neticeden sorumlu tutulabilmesi için en azından taksir derecesinde kusurunun bulunması gerekir. Dolayısıyla ölüm neticesinin yalnızca nedensel olarak eyleme bağlanması değil, aynı zamanda faile objektif ve sübjektif olarak isnat edilebilmesi gerekir.
Bu nedenle ölüm neticesinin değerlendirilmesinde otopsi raporu, Adli Tıp Kurumu raporu ve diğer tıbbi belgeler büyük önem taşır. Ölüm nedeni kesin biçimde ortaya konulmalı ve bu neden ile cinsel istismar yahut istismar sırasında kullanılan cebir arasındaki bağlantı belirlenmelidir.
Failin doğrudan öldürme kastıyla hareket ettiği durumlar ise ayrıca değerlendirilmelidir. TCK 103/6 esas itibarıyla cinsel istismar suçunun sonucunda meydana gelen ağır neticeyi düzenlemektedir. Fail başlangıçtan itibaren veya olayın devamında mağduru öldürmeye yönelik doğrudan kastla hareket etmişse kasten öldürme suçuna ilişkin hükümlerin uygulanması ve suçların içtimaı ayrıca tartışılmalıdır.
Sonuç olarak TCK 103/6 bakımından mağdurun ölmesi tek başına ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmedilmesi için yeterli olmayıp, ölümün cinsel istismar suçunun veya suçun gerçekleştirilmesinde kullanılan cebrin sonucu olması, aradaki nedensellik ve objektif isnadiyet bağının ortaya konulması ve ağır neticenin faile TCK 23 çerçevesinde yüklenebilmesi gerekir.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında TCK 23 ile birlikte benimsenen neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç ilkesi çerçevesinde değerlendirilmektedir.
TCK 103/6 – MAĞDUR ÖLDÜRÜLDÜKTEN SONRA CESEDE YÖNELİK GERÇEKLEŞTİRİLEN CİNSEL DAVRANIŞTA ÖLÜM CİNSEL İSTİSMARIN SONUCU OLMADIĞINDAN TCK 103/6 UYGULANAMAZ
TCK 103/6’nın uygulanabilmesi için mağdurun ölümü ile cinsel istismar arasında kanunun aradığı sonuç ilişkisi bulunmalıdır. Bu nedenle olayların gerçekleşme sırası, özellikle ölümün cinsel davranıştan önce mi yoksa sonra mı meydana geldiği bakımından önem taşımaktadır.
Failin mağduru önce öldürdüğü ve ancak ölüm gerçekleştikten sonra mağdurun bedenine yönelik cinsel nitelikte davranışlarda bulunduğu bir olayda, ölümün cinsel istismar sonucunda meydana geldiği söylenemez. Mağdur cinsel davranış gerçekleştirilmeden önce yaşamını kaybetmiştir.
TCK 103/6’nın lafzındaki “suç sonucu mağdurun … ölümü” ibaresi de bu bağlantıyı zorunlu kılmaktadır. Ağır netice, temel suçun gerçekleştirilmesinden kaynaklanmalıdır. Önceden gerçekleşmiş ölümün daha sonra gerçekleştirilen bir davranışın sonucu olarak kabul edilmesi nedensellik kurallarına aykırıdır.
Ayrıca çocuğun cinsel istismarı suçunun mağduru yaşayan çocuk olduğundan, ölümden sonra cesede yönelik davranışların TCK 103 kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği de ayrı bir hukuki meseledir. Ölümden sonraki davranışlar, somut olayın özelliklerine göre başka suç tipleri bakımından değerlendirmeye konu olabilir.
Burada özellikle failin öldürme kastı ile cinsel davranışa yönelik kastının zamanlaması araştırılmalıdır. Fail cinsel istismar sırasında kullandığı şiddet sonucunda mağdurun ölümüne neden olmuşsa TCK 103/6 tartışılabilir. Buna karşılık fail önce bağımsız bir öldürme eylemi gerçekleştirmiş ve ölümden sonra cinsel davranışta bulunmuşsa TCK 103/6’daki netice bağlantısı yoktur.
Bu ayrım kanunilik ilkesi bakımından da zorunludur. Mağdurun öldüğü her cinsel nitelikli olayda TCK 103/6 uygulanması, “suç sonucu” ibaresinin göz ardı edilmesi ve hükmün fail aleyhine genişletilmesi anlamına gelir.
Mahkeme bu nedenle ölüm zamanını ve ölüm nedenini tıbbi delillerle kesin biçimde belirlemelidir. Özellikle ölüm ile cinsel davranışların birbirine çok yakın zamanlarda meydana geldiği olaylarda otopsi bulguları, biyolojik deliller ve olay yeri incelemesi önem taşır.
Sonuç olarak, mağdurun cinsel istismar eyleminden önce öldürüldüğü ve cinsel nitelikteki davranışların ölümden sonra gerçekleştirildiği durumda ölüm cinsel istismar suçunun sonucu olmadığından TCK 103/6 uygulanamaz; ölüm ve ölümden sonraki davranışların oluşturduğu suçlar kendi kanuni unsurlarına göre ayrıca belirlenmelidir.
Künye: Bu ilke TCK 103/6’nın “suç sonucu” koşuluna ilişkin Yargıtay uygulaması ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç esasları çerçevesinde kabul edilmektedir.
TCK 103/6 – NETİCESİ SEBEBİYLE AĞIRLAŞMIŞ CİNSEL İSTİSMARDA, AĞIR NETİCENİN FAIL TARAFINDAN EN AZINDAN TAKSİRLE ÖNGÖRÜLEBİLİR OLMASI GEREKİR; SADECE NEDENSELLİK BAĞININ BULUNMASI YETERLİ DEĞİLDİR
Somut olayda sanık, on beş yaşından küçük mağdure ile vücuda organ sokmak suretiyle cinsel ilişkiye girmiştir. Yapılan yargılama sırasında mağdure İstanbul Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kuruluna sevk edilmiş ve düzenlenen raporda olay nedeniyle mağdurede travma sonrası stres bozukluğu ile depresyon geliştiği, dolayısıyla ruh sağlığının bozulduğu belirlenmiştir. Yerel mahkeme, olay tarihinde yürürlükte bulunan TCK 103/6 hükmünü uygulayarak sanığın cezasını ağırlaştırmıştır.
Özel Daire, ilk incelemesinde yalnızca ağır neticenin meydana gelmiş olmasını yeterli görmemiştir. 5237 sayılı TCK’nın objektif sorumluluk anlayışını terk ettiği, neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda TCK 23 uyarınca failin ağır neticeden sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksir derecesinde kusurlu bulunması gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre cinsel istismar eylemi ile ağır netice arasında nedensellik bağının bulunması, tek başına ağırlaştırılmış sorumluluk için yeterli değildir.
Ceza Genel Kurulu ise somut olayın özelliklerini değerlendirirken Özel Daireden farklı sonuca ulaşmıştır. Sanığın mağdureden on bir yaş büyük olması, mağdurenin on beş yaşından küçük bulunması, eylemin vücuda organ sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi, tarafların kişisel ve sosyal özellikleri ile olayın gerçekleşme biçimi birlikte ele alınmıştır.
Kurula göre sanığın böyle bir cinsel eylemin çocuk üzerinde ağır sonuçlar doğurabileceğini öngöremeyeceğini kabul etmek mümkün değildir. Başka bir anlatımla, meydana gelen ağır netice fail tarafından doğrudan istenmemiş olsa dahi somut olayda en azından taksir derecesinde kusur bulunmaktadır. Bu nedenle ağır neticenin sanığa objektif biçimde yüklenmesinden değil, TCK 23 çerçevesinde kusura dayalı sorumluluktan söz edilmektedir.
Kararın bugün yürürlükteki TCK 103/6 bakımından taşıdığı önem de buradadır. Her ne kadar karar tarihindeki 103/6 mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulmasını düzenlemekteyse de, neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda TCK 23’ün uygulanmasına ilişkin ortaya konulan ilke, günümüzde bitkisel hayat veya ölüm neticesi bakımından da önem taşımaktadır.
Buna göre mağdurun cinsel istismar sonucunda ölmesi veya bitkisel hayata girmesi tek başına fail hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmedilmesi için yeterli görülmemelidir. Öncelikle ağır netice ile cinsel istismar arasında nedensellik bağı kurulmalı; ardından meydana gelen ağır neticenin faile TCK 23 çerçevesinde yüklenip yüklenemeyeceği değerlendirilmelidir.
Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, neticesi sebebiyle ağırlaşmış cinsel istismar suçunda failin kastetmediği ağır neticeden sorumlu tutulabilmesi için TCK 23 gereğince en azından taksir derecesinde kusurunun bulunması gerektiğini; somut olayın özelliklerine göre ağır neticenin öngörülebilir olduğu durumda bu sorumluluğun kurulabileceğini kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 28.02.2017, E. 2015/888, K. 2017/125
TCK 103/6 – BİRDEN FAZLA FAILİN EYLEMİ BULUNDUĞU DURUMDA AĞIR NETİCENİN HANGİ FAILİN CİNSEL İSTİSMARINDAN KAYNAKLANDIĞI BELİRLENEMİYORSA, ŞÜPHE GİDERİLMEDEN AĞIR NETİCE HER BİR FAILE YÜKLENEMEZ
Somut olayda çocuk mağdur farklı tarihlerde birden fazla kişinin cinsel eylemine maruz kalmıştır. İstanbul Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulunca yapılan incelemede mağdurda cinsel istismar olaylarından kaynaklanan ve ruh sağlığını bozacak mahiyette “kaçınma ağırlıklı travma sonrası stres bozukluğu” bulunduğu belirlenmiştir.
Ancak dosyanın özelliği, mağdurun tek bir failin tek bir eylemine maruz kalmamış olmasıdır. Adli Tıp Kurumu raporunda mağdurun ruh sağlığındaki bozulmanın iki ayrı tarihte gerçekleşen cinsel istismar olaylarıyla bağlantılı olduğu belirtilmiş, buna karşılık hangi sanığın hangi eyleminin ağır neticeyi meydana getirdiği tıbben ayrıştırılamamıştır.
Yerel mahkeme buna rağmen suça sürüklenen çocuk hakkında da olay tarihinde yürürlükte bulunan TCK 103/6’yı dikkate alarak ceza belirlemiştir. Yargıtay 14. Ceza Dairesi ise ağır neticenin faile isnadı bakımından bu yaklaşımı hukuka aykırı bulmuştur.
Daireye göre neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçta ağır neticenin meydana geldiğinin belirlenmesi yeterli değildir. Bu neticenin cezalandırılmak istenen failin eyleminden kaynaklandığının da ceza mahkûmiyeti için gerekli kesinlik derecesinde ortaya konulması gerekir. Birden fazla bağımsız eylemin ağır neticeye neden olma ihtimali bulunuyorsa, nedensellik bağı konusunda oluşan şüphe fail aleyhine yorumlanamaz.
Adli raporun “her iki sanığın cinsel eylemleriyle birlikte ruh sağlığının bozulduğu ve sanıklar arasında tıbben ayrım yapılamadığı” yönündeki tespiti karşısında, ağır neticenin doğrudan suça sürüklenen çocuğun eyleminden kaynaklandığı kesin biçimde söylenememektedir. Yargıtay bu nedenle TCK 103/6’nın uygulanmasını hukuka aykırı bulmuştur.
Karar, bugünkü TCK 103/6 bakımından da önemli bir nedensellik ilkesi ortaya koymaktadır. Örneğin mağdurun farklı kişiler tarafından gerçekleştirilen birbirinden bağımsız cinsel istismar eylemlerinden sonra bitkisel hayata girmesi veya ölmesi hâlinde, ağır neticenin hangi eylemden kaynaklandığı araştırılmadan her fail hakkında otomatik olarak TCK 103/6 uygulanması mümkün değildir.
Elbette iştirak hâlinde birlikte gerçekleştirilen bir suç ile birbirinden bağımsız cinsel istismar eylemleri aynı değildir. Failler müşterek fail olarak aynı cinsel istismar suçunun icrasına birlikte hâkimse iştirak hükümleri ayrıca değerlendirilir. Buna karşılık bağımsız eylemlerde ağır neticenin hangi eylemden kaynaklandığının belirlenememesi durumunda şüpheden sanık yararlanır ilkesi önem kazanır.
Sonuç olarak Yargıtay, birden fazla bağımsız cinsel istismar eyleminin bulunduğu ve meydana gelen ağır neticenin hangi failin eyleminden kaynaklandığının tıbben ayrıştırılamadığı durumda, nedensellik bağı şüpheli kaldığından ağır neticenin doğrudan belirli bir faile yüklenemeyeceğini ve TCK 103’teki neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâlin uygulanamayacağını kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 19.12.2019, E. 2018/6424, K. 2019/13458
TCK 103/6 – NETİCESİ SEBEBİYLE AĞIRLAŞMIŞ CİNSEL İSTİSMARDA, FAILİN AĞIR NETİCEDEN SORUMLULUĞU OBJEKTİF SORUMLULUK ESASINA DAYANDIRILAMAZ
Somut olayda suça sürüklenen çocuk tarafından mağdurenin göğüslerine yönelik cinsel davranışta bulunulmuş ve eylem çocuğun cinsel istismarı olarak kabul edilmiştir. Mağdure hakkında üniversite hastanesince düzenlenen raporda olay nedeniyle travma sonrası stres bozukluğu geliştiği ve ruh sağlığının bozulduğu belirtilmiştir. Yerel mahkeme bu raporu esas alarak olay tarihinde yürürlükteki TCK 103/6’yı uygulamıştır.
Dosyanın Yargıtay incelemesinde asıl uyuşmazlık, failin ağır netice bakımından kusurunun bulunup bulunmadığı noktasında ortaya çıkmıştır. Özel Daire, sanığın eyleminin ani nitelikte olduğunu, devamlılık göstermediğini ve mağdurenin göğüslerine yönelik cinsel temasla sınırlı kaldığını dikkate almıştır.
5237 sayılı TCK ile 765 sayılı Kanun dönemindeki objektif sorumluluk anlayışının terk edildiği özellikle vurgulanmıştır. Buna göre fail, yalnızca gerçekleştirdiği temel eylem ile ağır netice arasında nedensellik bağı bulunduğu için ağır neticeden sorumlu tutulamaz. TCK 23 uyarınca kastettiğinden daha ağır veya başka bir neticenin meydana gelmesi hâlinde bu neticeden sorumluluk için en azından taksir bulunmalıdır.
Ceza Genel Kurulu da neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda kusura dayalı sorumluluk ilkesini esas almıştır. Bu nedenle mahkeme failin yaşı, eğitim durumu, sosyal ve kültürel özellikleri, mağdurla arasındaki ilişki, cinsel davranışın niteliği, süresi ve yoğunluğu gibi somut olay özelliklerini değerlendirmelidir.
Özellikle ani ve kısa süreli cinsel davranışlarla uzun süre devam eden, yoğun veya vücuda organ sokulması biçiminde gerçekleştirilen eylemler arasında ağır neticenin öngörülebilirliği bakımından fark bulunabilir. Bu değerlendirme soyut olarak değil, her olayın kendi özelliklerine göre yapılmalıdır.
Bu içtihat, günümüzdeki TCK 103/6 bakımından daha da önemlidir. Çünkü mevcut düzenleme ölüm veya bitkisel hayat gibi son derece ağır sonuçları ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla karşılamaktadır. Böyle ağır bir yaptırımın yalnızca “cinsel istismar vardı ve mağdur daha sonra öldü” şeklindeki objektif bir bağlantıya dayandırılması TCK’nın kusur sistematiğiyle bağdaşmaz.
Güncel hüküm bakımından mahkeme; ölüm veya bitkisel hayatın cinsel istismar eyleminin sonucu olup olmadığını, failin eylemi ile netice arasındaki nedensellik bağını ve ağır netice bakımından failin TCK 23 anlamında en azından taksir derecesinde kusurunun bulunup bulunmadığını ayrı ayrı değerlendirmelidir.
Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu içtihadında, TCK 103 kapsamındaki neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerde objektif sorumluluğun kabul edilemeyeceği; ağır neticenin faile yüklenebilmesi için nedensellik bağının yanında TCK 23 gereğince en azından taksir derecesinde kusurun bulunmasının zorunlu olduğu kabul edilmiştir.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 06.11.2018, E. 2015/146, K. 2018/521
TCK 103/6 – MAĞDURDA MEYDANA GELEN AĞIR NETİCENİN CİNSEL İSTİSMARDAN KAYNAKLANDIĞI YETERLİ VE DENETLENEBİLİR UZMAN RAPORUYLA ORTAYA KONULMADAN NETİCESİ SEBEBİYLE AĞIRLAŞMIŞ HÂL UYGULANAMAZ
Somut olayda iki sanığın çocuk mağdureye yönelik farklı cinsel davranışlarda bulunduğu kabul edilmiştir. Sanıklardan birinin mağdurenin yanağını ve kulağını öptüğü, diğerinin ise mağdurenin kalçasını ve vücudunu okşayıp yanakları ile boynundan öptüğü belirtilmiştir. Mağdure hakkında Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulunca düzenlenen raporda travma sonrası stres bozukluğu bulunduğu bildirilmiştir.
Yerel mahkeme raporu esas alarak sanıklar hakkında olay tarihinde yürürlükteki TCK 103/6 hükmünü uygulamış ve eylemleri beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde çocuğun cinsel istismarı olarak nitelendirmiştir. Yargıtay 14. Ceza Dairesi ise raporun içeriğini hüküm kurmaya yeterli bulmamıştır.
Özel Daire özellikle gerçekleştirilen cinsel davranışların niteliği ile tespit edilen ruhsal bozukluk arasındaki bağlantının açıklanması gerektiğini belirtmiştir. Dokunma, sıkma veya öpme gibi devamlılık göstermeyen cinsel davranışlardan sonra mağdurda psikolojik etkilenme meydana gelmesi ile hukuken ağır netice sayılabilecek bir ruh sağlığı bozukluğunun meydana gelmesi aynı şey değildir.
Mağdur olay nedeniyle üzüntü, korku, sıkıntı veya geçici psikolojik etkilenme yaşayabilir. Ancak olay tarihinde yürürlükte bulunan ağırlaştırıcı hükmün uygulanabilmesi için bu durumun tıbben ruh sağlığının bozulması düzeyine ulaştığının ve bozukluğun cinsel istismar eylemiyle nedensel bağlantısının yeterli biçimde ortaya konulması gerekir.
Bu nedenle Yargıtay, uzman raporunun yalnızca teşhis belirtmesini yeterli görmemiş; teşhisin dayandığı verilerin ve meydana gelen psikiyatrik tablonun neden cinsel istismar eyleminden kaynaklandığının açıklanmasını aramıştır. Eksik ve denetime elverişsiz raporla ağırlaştırılmış sorumluluk kurulması hukuka aykırı kabul edilmiştir.
Bu yaklaşım yürürlükteki TCK 103/6 bakımından da doğrudan önem taşımaktadır. Günümüzde ağır netice bitkisel hayat veya ölümdür. Böyle bir durumda ölüm nedeni veya bitkisel hayatın hangi fizyolojik süreç sonucunda ortaya çıktığı, cinsel istismar eylemiyle bağlantısının bulunup bulunmadığı ve varsa kullanılan cebir veya meydana gelen travmanın bu neticeyi nasıl doğurduğu bilimsel raporlarla açıklanmalıdır.
Özellikle mağdurun önceden mevcut hastalıklarının, başka travmaların veya bağımsız tıbbi nedenlerin bulunduğu olaylarda bu inceleme daha da önemlidir. Ağırlaştırılmış müebbet hapis gibi en ağır yaptırımlardan birine hükmedilirken nedensellik bağı varsayıma dayandırılamaz.
Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu sürecinde benimsenen yaklaşım uyarınca, neticesi sebebiyle ağırlaşmış cinsel istismar suçunun uygulanabilmesi için ağır neticenin varlığının yanında bu neticenin cinsel istismar eyleminden kaynaklandığının bilimsel, yeterli ve yargısal denetime elverişli uzman raporuyla ortaya konulması; raporun yalnızca sonuç bildirmekle yetinmeyip dayandığı tıbbi verileri açıklaması gerekir.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 12.09.2023, E. 2021/166, K. 2023/421
TCK 103/6 – NETİCESİ SEBEBİYLE AĞIRLAŞMIŞ CİNSEL İSTİSMARDA, AĞIR NETİCE İLE FAILİN EYLEMİ ARASINDAKİ NEDENSELLİK BAĞININ YANINDA FAILİN BU NETİCE BAKIMINDAN EN AZ TAKSİR DERECESİNDE KUSURUNUN BULUNMASI GEREKİR
Somut olayda sanık, suç tarihinde on beş yaşını tamamlamamış olan mağdure ile duygusal ilişki yaşamaya başlamış, mağdure daha sonra ailesinin yanından ayrılarak sanığın bulunduğu yere gitmiş ve taraflar bir süre birlikte yaşamıştır. Bu süreç içerisinde sanık ile mağdure arasında çok sayıda cinsel ilişki gerçekleşmiştir. Yargılama sırasında mağdure İstanbul Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kuruluna sevk edilmiş ve düzenlenen raporda mağdurede travma sonrası stres bozukluğu ile depresyon geliştiği, bu nedenle olay tarihinde yürürlükte bulunan düzenleme anlamında ruh sağlığının bozulduğu tespit edilmiştir.
Yerel mahkeme, vücuda organ sokulması suretiyle gerçekleştirilen çocuğun cinsel istismarı suçunun yanında olay tarihinde yürürlükte bulunan TCK 103/6’daki neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâli de uygulamıştır. Özel Daire ise failin meydana gelen ağır neticeden sorumlu tutulabilmesi için yalnızca cinsel istismar ile ruh sağlığındaki bozulma arasında nedensellik bağı kurulmasının yeterli olmadığını belirtmiştir. Daireye göre TCK 23 uyarınca failin ağır netice bakımından en azından taksir derecesinde kusurlu olması gerekmektedir.
Ceza Genel Kurulu bu noktada 5237 sayılı TCK’nın objektif sorumluluk sistemini terk ettiğini özellikle vurgulamıştır. Neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda fail, yalnızca temel suçu kasten işlemiş olması nedeniyle bundan kaynaklanan her ağır neticeden otomatik olarak sorumlu tutulamaz. Kastettiğinden daha ağır veya başka bir neticenin gerçekleşmesi hâlinde, söz konusu ağır neticenin faile yüklenebilmesi için TCK 23 uyarınca en az taksir düzeyinde kusur bulunmalıdır.
Somut olayda mağdurenin suç tarihinde yaklaşık on dört yaş dokuz aylık olması, sanığın ise mağdureden on bir yaş büyük bulunması, eylemlerin tek bir cinsel davranıştan ibaret olmayıp vücuda organ sokulması suretiyle çok sayıda gerçekleştirilmesi ve tarafların yaşları arasındaki fark birlikte değerlendirilmiştir. Ceza Genel Kurulu, sanığın bu nitelikteki eylemlerin çocuk mağdur üzerinde ağır bir sonuç meydana getirebileceğini öngöremeyeceğinin kabul edilemeyeceği sonucuna ulaşmıştır.
Dolayısıyla ağır netice doğrudan sanığın kastının kapsamında bulunmasa dahi, sanığın bu netice bakımından en azından taksir derecesinde kusurlu olduğu kabul edilmiştir. Böylelikle ağırlaştırılmış sorumluluk salt nedensellik bağına değil, nedensellik bağına eklenen kusur şartına dayandırılmıştır.
Bu karar, eski TCK 103/6 döneminde verilmiş olmakla birlikte bugünkü TCK 103/6 bakımından uygulanabilecek temel ilkeyi açık biçimde ortaya koymaktadır. Güncel düzenlemede ağır netice artık mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölmesidir. Bu nedenle güncel hükmün uygulanmasında da ölüm veya bitkisel hayat ile cinsel istismar arasında nedensellik bağının kurulmasının yanında TCK 23 kapsamında ağır neticenin faile sübjektif olarak isnat edilip edilemeyeceği araştırılmalıdır.
Örneğin cinsel istismar sırasında mağdura uygulanan şiddet sonucunda mağdurun hayatını kaybettiği bir olayda ölümün yalnızca failin hareketinin sonucu olmasıyla yetinilemez. Ölüm neticesi bakımından failin en azından taksir derecesinde kusurlu bulunması gerekir. Buna karşılık fail mağduru öldürme kastıyla hareket etmişse mesele artık yalnızca neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hükümleri içerisinde değil, kasten öldürme hükümleri ve suçların içtimaı bakımından da ayrıca değerlendirilmelidir.
Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, çocuğun cinsel istismarı sonucunda ortaya çıkan ağır neticenin faile yüklenebilmesi için yalnızca nedensellik bağının yeterli olmadığını; TCK 23 gereğince failin ağır netice bakımından en az taksir derecesinde kusurunun bulunmasının zorunlu olduğunu ve bu kusurun olayın somut özelliklerine göre belirlenmesi gerektiğini kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 28.02.2017, E. 2015/888, K. 2017/125
TCK 103/6 – ANİ VE DEVAMLILIĞI BULUNMAYAN CİNSEL DAVRANIŞIN MEYDANA GETİRDİĞİ AĞIR NETİCENİN FAIL TARAFINDAN ÖNGÖRÜLEBİLİR OLMADIĞI SOMUT OLAYDA, SALT NEDENSELLİK BAĞINA DAYANILARAK NETİCESİ SEBEBİYLE AĞIRLAŞMIŞ HÂL UYGULANAMAZ
Somut olayda suça sürüklenen çocuğun mağdurenin göğüslerine yönelik cinsel davranışta bulunduğu kabul edilmiştir. Eylemin ani biçimde gerçekleştiği ve devamlılık göstermediği belirlenmiştir. Mağdure hakkında daha sonra Ondokuz Mayıs Üniversitesi tarafından düzenlenen raporda travma sonrası stres bozukluğu bulunduğu ve olay tarihinde yürürlükte olan düzenleme bakımından ruh sağlığının bozulduğu belirtilmiştir.
Yerel mahkeme bu rapora dayanarak temel cinsel istismar suçunun yanında dönemin TCK 103/6 hükmünü de uygulamış ve ağır netice nedeniyle cezayı önemli ölçüde ağırlaştırmıştır. Yargıtay 14. Ceza Dairesi ise ağır neticenin meydana gelmiş olmasının tek başına bu hükmün uygulanması için yeterli olmadığını kabul etmiştir.
Daire, 5237 sayılı TCK ile objektif sorumluluk anlayışının kaldırıldığına dikkat çekmiştir. Buna göre fail, temel suçun kasten gerçekleştirilmesinden sorumlu olmakla birlikte, kastettiğinden daha ağır bir neticenin meydana gelmesi hâlinde bu neticeden otomatik biçimde sorumlu tutulamaz. TCK 23 gereğince ağır netice bakımından en az taksir bulunmalıdır.
Bu değerlendirme yapılırken failin sosyal ve kültürel durumu, eğitim seviyesi, mesleki tecrübesi, yaşı, kişisel özellikleri, mağdurla arasındaki ilişki ve cinsel eylemin gerçekleştirilme biçimi birlikte değerlendirilmelidir. Dolayısıyla ağır neticenin öngörülebilirliği soyut ve varsayımsal biçimde değil, somut fail ve somut olay esas alınarak belirlenmelidir.
Özel Daire, sanığın ani ve devamlılığı bulunmayan, mağdurenin göğüslerine yönelik cinsel davranışından bu derecede ağır bir psikolojik neticenin meydana geleceğini öngörebilecek durumda bulunmadığını değerlendirmiştir. Buna göre ağır netice ile temel eylem arasında nedensel bağlantı bulunsa dahi sanığın ağır netice bakımından taksir derecesinde kusurunun bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Kararın temel önemi, neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda nedensellik ile kusurun birbirinden ayrılmasıdır. “Failin eylemi olmasaydı netice meydana gelmeyecekti” şeklindeki nedensel bağlantı, ceza sorumluluğunun kurulması için tek başına yeterli değildir. Ağır neticenin ayrıca faile kusur ilkesi çerçevesinde yüklenebilmesi gerekir.
Bu yaklaşım bugün yürürlükte bulunan TCK 103/6 bakımından da özellikle önemlidir. Mağdurun cinsel istismar sonucunda bitkisel hayata girdiği veya öldüğü ileri sürülen bir olayda, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası gibi son derece ağır bir yaptırımın salt objektif nedensellik bağına dayanılarak uygulanması mümkün değildir. TCK 23’teki kusur koşulu ayrıca değerlendirilmelidir.
Sonuç olarak Yargıtay, cinsel istismar ile ağır netice arasında nedensellik bağı bulunmasının tek başına neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâlin uygulanması için yeterli olmadığını; ağır neticenin fail tarafından somut olayın özellikleri itibarıyla öngörülebilir olması ve failin bu netice bakımından en az taksir derecesinde kusurlu bulunması gerektiğini kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 06.11.2018, E. 2015/146, K. 2018/521
TCK 103/6 – AĞIR NETİCENİN VARLIĞI UZMANLIK GEREKTİREN BİR KONUYSA, YETERLİ VE DENETİME ELVERİŞLİ RAPOR ALINMADAN NETİCESİ SEBEBİYLE AĞIRLAŞMIŞ CİNSEL İSTİSMAR SUÇUNDAN HÜKÜM KURULAMAZ
Somut olayda sanık hakkında çocuğun cinsel istismarı suçundan yapılan yargılamada mağdurenin olay nedeniyle ruh sağlığının bozulduğu ileri sürülmüştür. Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesince düzenlenen raporda mağdurede olayla bağlantılı anksiyete bozukluğu tespit edildiği ve ruh sağlığının bozulduğu bildirilmiştir. Yerel mahkeme bu raporu esas alarak olay tarihinde yürürlükte bulunan TCK 103/6 hükmünü uygulamıştır.
Dosyayı inceleyen Yargıtay 14. Ceza Dairesi ise söz konusu raporun ağır neticenin kabulü bakımından yeterli olmadığını değerlendirmiştir. Özellikle raporun olayın üzerinden gerekli değerlendirme süresi geçmeden düzenlenmiş olması ve tespit edilen psikiyatrik rahatsızlığın kanunun aradığı ölçüde ruh sağlığının bozulmasına elverişli olup olmadığı konusundaki tereddütler üzerinde durulmuştur.
Yargıtay’a göre ağır neticenin varlığı cezanın miktarını çok ciddi biçimde değiştirdiğinden, bu konuda eksik veya tereddütlü tıbbi değerlendirmeyle hüküm kurulamaz. Mağdurun uzman kurul tarafından değerlendirilmesi, tespit edilen tablonun olayla nedensel bağlantısının belirlenmesi ve raporun yargısal denetime elverişli olması gerekir.
Bu nedenle Özel Daire, mağdurenin dosyayla birlikte Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas kuruluna gönderilmesini ve cinsel istismar nedeniyle ruh sağlığının gerçekten bozulup bozulmadığı konusunda yeniden rapor alınmasını istemiştir. Böyle bir inceleme yapılmadan ağır neticeli suçtan mahkûmiyet kurulması eksik araştırma olarak değerlendirilmiştir.
Kararın ortaya koyduğu ispat ilkesi günümüzdeki TCK 103/6 bakımından daha da güçlü biçimde geçerlidir. Bugünkü hüküm mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölmesi sonucunu düzenlediğinden, özellikle bitkisel hayat kavramının tıbbi olarak kesin biçimde ortaya konulması gerekir. Mağdurun bilincinin kapalı olması, yoğun bakımda bulunması veya uzun süre komada kalması tek başına kanundaki bitkisel hayat sonucunun gerçekleştiğini göstermeyebilir.
Aynı şekilde ölüm hâlinde de ölüm nedeni belirlenmelidir. Mağdurun cinsel istismardan sonra hayatını kaybetmesi kronolojik bir ardışıklık gösterse de bu durum tek başına TCK 103/6 bakımından nedensellik bağı kurmaya yeterli değildir. Otopsi, adli tıp ve diğer uzman raporlarıyla ölümün cinsel istismar eyleminden veya bunun icrası sırasında meydana gelen etkilerden kaynaklandığı ortaya konulmalıdır.
Mahkeme, uzman raporunu değerlendirmekle yükümlü olmakla birlikte tıbbi uzmanlık gerektiren ağır neticenin varlığını varsayımla kabul edemez. Özellikle ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası sonucunu doğuran güncel TCK 103/6 bakımından maddi olgunun hiçbir tereddüde yer vermeyecek şekilde belirlenmesi zorunludur.
Sonuç olarak Yargıtay, neticesi sebebiyle ağırlaşmış cinsel istismar suçunda ağır neticenin tıbbi değerlendirme gerektirdiği durumlarda yeterli, kesin ve denetlenebilir uzman raporu alınmadan ağırlaştırıcı hükmün uygulanamayacağını; mevcut rapor tereddüt içeriyorsa bu tereddüt giderilmeden mahkûmiyet hükmü kurulamayacağını kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 08.06.2021, E. 2020/157, K. 2021/260
TCK 103/6 – 6545 SAYILI KANUN ÖNCESİNDEKİ “BEDEN VEYA RUH SAĞLIĞININ BOZULMASI” İLE GÜNCEL DÜZENLEMEDEKİ “BİTKİSEL HAYAT VEYA ÖLÜM” AYNI AĞIR NETİCE DEĞİLDİR; SUÇ TARİHİNE GÖRE UYGULANACAK KANUN BELİRLENMELİDİR
Yargıtay önüne gelen cinsel dokunulmazlığa karşı suçlara ilişkin dosyalarda suç tarihinden sonra TCK’nın ilgili hükümlerinde yapılan değişiklikler nedeniyle lehe kanun değerlendirmesi yapılması gerekmiştir. Bu kapsamda özellikle 6545 sayılı Kanun ile cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda gerçekleştirilen kapsamlı değişiklikler Yargıtay tarafından ayrıntılı biçimde incelenmiştir.
TCK 103 bakımından da eski ve yeni kanun hükümleri arasında önemli farklılık bulunmaktadır. 6545 sayılı Kanun öncesinde mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması neticesi ayrı bir ağırlaştırıcı neden olarak düzenlenmişken, yapılan değişiklikle bu ağır netice kaldırılmış; mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölmesi hâli maddenin ağır neticeli düzenlemesi olarak muhafaza edilmiştir.
Dolayısıyla eski tarihli bir Yargıtay kararında “TCK 103/6” ibaresinin geçmesi, kararın bugünkü TCK 103/6’da düzenlenen bitkisel hayat veya ölüm neticesine ilişkin olduğu anlamına gelmez. Kararın verildiği veya suçun işlendiği tarihteki kanun metni mutlaka kontrol edilmelidir.
Bu ayrım özellikle içtihat araştırmalarında önem taşımaktadır. Eski 103/6 kararlarının büyük bölümü mağdurun ruh sağlığının bozulması, travma sonrası stres bozukluğu, depresyon veya benzeri psikiyatrik neticelere ilişkindir. Bunların doğrudan doğruya “bitkisel hayat veya ölüm” kararı olarak aktarılması hukuken hatalı olur.
Bununla birlikte eski kararların tamamının günümüzde değersiz hâle geldiği de söylenemez. Özellikle neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda TCK 23’ün uygulanması, nedensellik bağının belirlenmesi, ağır neticenin uzman raporuyla saptanması ve ağır neticenin fail bakımından öngörülebilir olması gibi genel ilkeler güncel TCK 103/6’nın yorumlanmasında da kullanılabilir.
Ancak maddi olay ve doğrudan uygulanan hüküm bakımından bu kararlarla güncel 103/6 kararları birbirinden ayrılmalıdır. Bir mahkeme günümüzde yalnızca mağdurun ruh sağlığının bozulduğunu tespit ederek TCK 103/6 uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası veremez. Mevcut hüküm açık biçimde bitkisel hayat veya ölüm neticesini aramaktadır.
Ayrıca suç tarihinin kanun değişikliğinden önce olması hâlinde TCK 7/2 kapsamında eski ve yeni düzenlemelerin bütün hâlinde karşılaştırılması ve sanık lehine olan kanunun uygulanması gerekir. Lehe kanun karşılaştırması yalnızca tek bir fıkradaki ceza miktarlarına bakılarak değil, ilgili hükümlerin somut olaya uygulanması sonucunda ortaya çıkacak toplam hukuki sonuç karşılaştırılarak yapılmalıdır.
Sonuç olarak Yargıtay’ın yaklaşımına göre, 6545 sayılı Kanun öncesindeki TCK 103/6 kararlarında geçen beden veya ruh sağlığının bozulması neticesi ile günümüzde TCK 103/6’da düzenlenen bitkisel hayat veya ölüm neticesi birbirine karıştırılmamalı; suç tarihindeki kanun ile sonradan yürürlüğe giren düzenleme karşılaştırılarak lehe kanun belirlenmeli ve eski içtihatlardan yalnızca günümüzde de geçerliliğini koruyan genel ilkeler bakımından yararlanılmalıdır.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 28.06.2022, E. 2018/226, K. 2022/478
TCK 103/6 – MAĞDURUN AĞIR NETİCESİNİN CİNSEL İSTİSMAR EYLEMİNDEN KAYNAKLANDIĞI KESİN OLARAK BELİRLENEMİYORSA, ŞÜPHEDEN SANIK YARARLANIR İLKESİ GEREĞİNCE NETİCESİ SEBEBİYLE AĞIRLAŞMIŞ HÂL UYGULANAMAZ
Somut olayda sanık hakkında çocuğun cinsel istismarı suçundan mahkûmiyet hükmü kurulmuş, mağdurda cinsel istismar nedeniyle ağır bir ruhsal neticenin meydana geldiği kabul edilerek suç tarihinde yürürlükte bulunan TCK 103/6 hükmü de uygulanmıştır. Yargıtay incelemesinde ise ağır neticenin varlığının ve bunun sanığın cinsel istismar eyleminden kaynaklanıp kaynaklanmadığının yeterli kesinlikte ortaya konulmadığı belirlenmiştir.
Bozma sonrasında mağdurenin İstanbul Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulunda yeniden değerlendirilmesi istenmiştir. Ancak bu incelemenin yapılabilmesi için mağdurenin bizzat muayenesinin gerekli olduğu, mağdurenin inceleme tarihinden önce vefat etmiş bulunması nedeniyle yalnızca mevcut evrak üzerinden kesin bir değerlendirme yapılamayacağı bildirilmiştir.
Böylelikle dosyada önemli bir ispat sorunu ortaya çıkmıştır. Sanığın cinsel istismar eylemlerinin sabit kabul edilmesi ile bu eylemlerin mağdurenin ruh sağlığında kanunun aradığı ağırlıkta bir bozulmaya neden olduğunun sabit olması birbirinden farklı meselelerdir. Temel suçun kanıtlanması, neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâlin de kendiliğinden kanıtlandığı anlamına gelmez.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi, ağır neticenin varlığının ceza mahkûmiyeti için gerekli kesinlik derecesinde ortaya konulamadığı durumda bu hususun sanık aleyhine değerlendirilemeyeceğini kabul etmiştir. Adli Tıp Kurumunun mağdurenin ölümü nedeniyle rapor düzenleyememesi karşısında, sanığın istismar eylemleri sonucunda mağdurenin ruh sağlığının bozulduğu hususu şüphede kalmıştır.
Bu durumda “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi yalnızca temel suçun maddi unsurları bakımından değil, cezayı ağırlaştıran neticeler bakımından da uygulanmalıdır. Neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâlin uygulanması sonuç cezayı ciddi biçimde artırdığından, ağır neticenin varlığı ve temel suçla bağlantısı da her türlü şüpheden uzak biçimde kanıtlanmalıdır.
Kararın günümüzdeki TCK 103/6 bakımından önemi burada ortaya çıkmaktadır. Karar eski düzenlemedeki ruh sağlığının bozulmasına ilişkin olmakla birlikte, ağır neticenin kesin olarak ispatlanması gerektiğine ilişkin ilke, bugün düzenlenen bitkisel hayat veya ölüm bakımından da geçerlidir. Özellikle bitkisel hayat iddiasında tıbbi durumun hüküm kurmaya elverişli raporla belirlenmesi gerekir.
Aynı şekilde ölüm sonucunun bulunduğu olaylarda mağdurun cinsel istismar eyleminden sonra hayatını kaybetmiş olması tek başına yeterli değildir. Ölüm nedeni ile istismar eylemi arasındaki bağlantının tıbbi ve hukuki delillerle ortaya konulması gerekir. Bu bağlantının şüphede kaldığı durumda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası sonucunu doğuran TCK 103/6 uygulanamaz.
Sonuç olarak Yargıtay, neticesi sebebiyle ağırlaşmış cinsel istismar suçunda ağır neticenin varlığı veya bu neticenin sanığın cinsel istismar eyleminden kaynaklandığı hususu şüphede kalıyorsa, temel cinsel istismar suçu sabit olsa dahi ağır neticeli hâlin uygulanamayacağını kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 03.11.2021, E. 2021/20077, K. 2021/8826
TCK 103/6 – CİNSEL İSTİSMAR SONUCUNDA MEYDANA GELDİĞİ İLERİ SÜRÜLEN AĞIR NETİCE İLE EYLEM ARASINDA İLLİYET BAĞI BULUNMALI; MAĞDURUN BAŞKA NEDENLERLE YAŞADIĞI ETKİLER FAILE YÜKLENMEMELİDİR
Somut olayda iki sanığın çocuk mağdureye yönelik farklı cinsel davranışlarda bulunduğu kabul edilmiştir. Sanıklardan birinin mağdurenin yanağını ve kulağını öptüğü, diğer sanığın ise mağdurenin kalçasını ve vücudunu okşadığı, yanak ve boyun bölgesinden öptüğü belirlenmiştir. Mağdure hakkında Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulunca yapılan incelemede travma sonrası stres bozukluğu tespit edilmiştir.
Yerel mahkeme, bu tıbbi değerlendirmeyi esas alarak sanıklar hakkında olay tarihinde yürürlükte bulunan TCK 103/6 hükmünü uygulamış ve mağdurenin ruh sağlığının bozulmasını cinsel istismar suçunun ağır neticesi olarak kabul etmiştir.
Yargıtay 14. Ceza Dairesi ise yalnızca mağdurda psikolojik rahatsızlık tespit edilmesinin yeterli olmadığını belirtmiştir. Mağdurun cinsel istismar nedeniyle yaşadığı olağan üzüntü, korku ve sıkıntı ile kanunun ağır netice olarak kabul ettiği ruh sağlığı bozukluğu birbirinden ayrılmalıdır. Ayrıca tespit edilen ağır neticenin doğrudan cinsel istismar eyleminden kaynaklanıp kaynaklanmadığı da belirlenmelidir.
Özellikle olayın üçüncü kişiler tarafından öğrenilmesi, mağdurun aile veya sosyal çevresinden gördüğü tepkiler, yargılama sürecinin yarattığı stres veya başka travmatik olaylar ruhsal tabloyu etkileyebilir. Ağır neticenin sanığa yüklenebilmesi için bu ihtimallerin değerlendirilmesi ve cinsel istismar eylemi ile tespit edilen ağır netice arasında hukuken yeterli bir illiyet bağının kurulması gerekir.
Ceza Genel Kuruluna taşınan uyuşmazlıkta da Adli Tıp Kurumu raporunun yeterliliği ve illiyet bağı üzerinde durulmuştur. Ağır neticenin varlığı teknik bir mesele olduğu gibi, bu neticenin hangi olaydan kaynaklandığının belirlenmesi de uzmanlık gerektirebilir. Mahkeme yalnızca “mağdurda travma sonrası stres bozukluğu vardır” şeklindeki sonuçtan hareket ederek otomatik biçimde failin ağırlaştırılmış sorumluluğuna gidemez.
Karar, bugünkü TCK 103/6 bakımından da önemli bir ilkeye işaret etmektedir. Mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölmesi durumunda da ağır neticenin cinsel istismar suçunun sonucu olması gerekir. Kanun metninde kullanılan “suç sonucu” ibaresi, ağır netice ile temel suç arasında nedensellik bağlantısının bulunmasını zorunlu kılmaktadır.
Örneğin mağdur cinsel istismardan sonra bağımsız bir hastalık nedeniyle hayatını kaybetmişse veya bitkisel hayat durumu tamamen başka bir tıbbi nedenden kaynaklanmışsa, sırf kronolojik olarak cinsel istismar daha önce gerçekleşti diye TCK 103/6 uygulanamaz. Ölüm veya bitkisel hayatın sanığın eylemine hukuken isnat edilebilir olması gerekir.
Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, neticesi sebebiyle ağırlaşmış cinsel istismar suçunda ağır neticenin varlığının yanında bu netice ile sanığın cinsel istismar eylemi arasında illiyet bağının da ortaya konulması gerektiğini; mağdurun başka nedenlerden kaynaklanan fiziksel veya ruhsal sonuçlarının sanığa yüklenemeyeceğini kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 14.11.2017, E. 2014/801, K. 2017/477
TCK 103/6 – NETİCESİ SEBEBİYLE AĞIRLAŞMIŞ CİNSEL İSTİSMARDA AĞIR NETİCENİN VARLIĞI İLE BU NETİCENİN FAIL TARAFINDAN ÖNGÖRÜLEBİLİRLİĞİ AYRI AYRI DEĞERLENDİRİLMELİDİR
Somut olayda sanığın çocuk mağdureye yönelik cinsel istismar eylemlerinin vücuda organ sokulması suretiyle ve birden fazla kez gerçekleştirildiği kabul edilmiştir. Mağdure hakkında yapılan psikiyatrik incelemelerde olaylar nedeniyle ruh sağlığının bozulduğu belirlenmiş ve yerel mahkeme suç tarihinde yürürlükte bulunan TCK 103/6’yı uygulamıştır.
Dosyanın Yargıtay incelemesinde ağır neticenin meydana gelmiş olması ile sanığın bu ağır neticeden ceza hukuku bakımından sorumlu tutulup tutulamayacağı birbirinden ayrılmıştır. Bu ayrım 5237 sayılı TCK’nın neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç sisteminin temelini oluşturmaktadır.
TCK 23 uyarınca bir fiilin kast edilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi hâlinde, kişinin bu neticeden sorumlu tutulabilmesi için en azından taksirle hareket etmiş olması gerekir. Dolayısıyla temel suçun kasten işlenmesi, meydana gelen bütün ağır neticelerin otomatik olarak failin sorumluluğuna verilmesine imkân tanımaz.
Mahkeme ilk olarak ağır neticenin gerçekten meydana gelip gelmediğini belirlemelidir. İkinci aşamada bu netice ile sanığın cinsel istismar eylemi arasındaki nedensellik bağı araştırılmalıdır. Üçüncü aşamada ise ağır neticenin sanık tarafından somut olayın özellikleri itibarıyla öngörülebilir olup olmadığı değerlendirilmelidir.
Bu değerlendirmede cinsel istismarın ağırlığı, süresi ve tekrarlanması önem taşır. Vücuda organ sokulması suretiyle ve uzun süre devam eden cinsel istismar ile ani ve kısa süreli bir cinsel davranışın mağdur üzerinde ağır netice meydana getirme ihtimali aynı değildir. Bunun yanında failin yaşı, eğitim seviyesi, sosyal ve kültürel durumu ile mağdurun yaşı da dikkate alınmalıdır.
Yargıtay, böylelikle neticesi sebebiyle ağırlaşmış cinsel istismarda objektif sorumluluğa dönüşü engelleyen bir değerlendirme modeli benimsemiştir. Failin temel suçu işlemiş olmasından hareketle “meydana gelen bütün sonuçlardan sorumludur” şeklinde bir yaklaşım 5237 sayılı Kanunun kusur ilkesiyle bağdaşmamaktadır.
Günümüzdeki TCK 103/6 bakımından da aynı sistem uygulanmalıdır. Mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölmesi durumunda ağır neticenin varlığı tespit edildikten sonra, bu netice ile cinsel istismar arasındaki nedensellik ve objektif isnadiyet ilişkisi ile TCK 23 kapsamında failin en az taksir derecesindeki kusuru ayrıca araştırılmalıdır.
Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, ağır neticenin meydana gelmiş olmasının tek başına TCK 103 kapsamındaki neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçtan sorumluluk için yeterli olmadığını; ağır neticenin temel suçla bağlantısı ve fail tarafından en az taksir düzeyinde öngörülebilir olup olmadığının ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 28.02.2017, E. 2015/888, K. 2017/125
TCK 103/6 – CİNSEL İSTİSMARIN AĞIR NETİCESİNDEN SORUMLULUKTA OBJEKTİF SORUMLULUK YASAĞI GEÇERLİ OLUP, FAILİN KİŞİSEL ÖZELLİKLERİ VE EYLEMİN İŞLENİŞ BİÇİMİ GÖZETİLMEDEN AĞIR NETİCE FAILE YÜKLENEMEZ
Somut olayda sanığın çocuk mağdura yönelik cinsel davranışının ani şekilde gerçekleştiği ve devamlılık göstermediği, buna karşılık mağdur hakkında daha sonra düzenlenen raporda travma sonrası stres bozukluğu bulunduğunun tespit edildiği anlaşılmıştır. Yerel mahkeme, ağır neticenin cinsel istismar eyleminden sonra ortaya çıkmasını yeterli görerek olay tarihinde yürürlükte bulunan TCK 103/6’yı uygulamıştır.
Yargıtay 14. Ceza Dairesi ise bu yaklaşımın 5237 sayılı TCK’nın kusura dayalı ceza sorumluluğu sistemiyle bağdaşmadığını belirtmiştir. 765 sayılı TCK dönemindeki objektif sorumluluk anlayışından farklı olarak yeni Kanunda failin kastettiğinden daha ağır neticeden sorumlu tutulabilmesi için TCK 23’te açıkça en az taksir koşulu öngörülmüştür.
Bu nedenle failin gerçekleştirdiği cinsel davranış ile ağır netice arasında nedensellik bağı bulunsa bile, ağır neticenin fail bakımından öngörülebilir olup olmadığı ayrıca incelenmelidir. Bu inceleme yapılmadan yalnızca “cinsel istismar gerçekleşti, mağdurda ağır netice ortaya çıktı” biçiminde bir mantıkla cezayı ağırlaştırmak objektif sorumluluk sonucunu doğurur.
Yargıtay, öngörülebilirlik değerlendirmesinde failin sosyal ve kültürel durumunun, eğitim düzeyinin, mesleki tecrübesinin ve kişisel özelliklerinin dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir. Bunun yanında tarafların yaşları ve cinsel davranışın gerçekleştirilme biçimi de değerlendirmeye dâhil edilmelidir.
Somut olayda ani ve devamlılığı bulunmayan cinsel davranışın niteliği dikkate alınarak failin mağdurda bu ağırlıkta bir psikiyatrik netice meydana geleceğini öngörebilecek durumda olup olmadığı tartışılmıştır. Böylece failin ağır neticeden sorumluluğu soyut bir “her cinsel istismar ağır sonuç doğurabilir” varsayımına değil, somut olayın özelliklerine bağlanmıştır.
Ceza Genel Kurulu da neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda TCK 23’ün uygulanması gerektiği yönündeki temel yaklaşımı benimsemiştir. Ağır neticenin fail bakımından en azından taksirle ilişkilendirilememesi hâlinde, fail yalnızca kastettiği temel suçtan sorumlu tutulacaktır.
Bu içtihat günümüzdeki TCK 103/6 bakımından özel önem taşımaktadır. Çünkü güncel hükmün yaptırımı ağırlaştırılmış müebbet hapistir. Bu kadar ağır bir yaptırımın failin ölüm veya bitkisel hayat neticesi bakımından hiçbir kusuru araştırılmadan uygulanması kusursuz ceza olmaz ilkesine aykırı olacaktır.
Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, neticesi sebebiyle ağırlaşmış cinsel istismar suçunda ağır neticenin faile otomatik biçimde yüklenemeyeceğini; failin kişisel özellikleri, mağdurun durumu ve eylemin işleniş biçimi birlikte değerlendirilerek ağır netice bakımından en az taksir derecesinde kusur bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerektiğini kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 06.11.2018, E. 2015/146, K. 2018/521
TCK 103/6 – MAĞDURDA CİNSEL İSTİSMAR ÖNCESİNDE MEVCUT OLAN AĞIR NETİCENİN SONRAKİ CİNSEL İSTİSMAR EYLEMLERİYLE DAHA DA AĞIRLAŞMASI, HER FAIL BAKIMINDAN AYRI BİR NEDENSELLİK İNCELEMESİNİ GEREKTİRİR
Somut olayda çocuk mağdurun birden fazla kişi tarafından farklı zamanlarda cinsel istismara maruz kaldığı, bunun yanında olaylar öncesinde de travmatik bir aile ortamında bulunduğu anlaşılmıştır. Mağdur hakkında Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulunca düzenlenen raporda travma sonrası stres bozukluğu ve travmatik kişilik değişikliği tespit edilmiş; ayrıca mağdurun ruhsal gelişiminin önceki travmalar ve şüpheli cinsel istismar eylemleri nedeniyle zaten bozulmuş olduğu değerlendirilmiştir.
Dosyadaki temel sorun, sonraki sanıkların gerçekleştirdiği cinsel istismar eylemlerinin mağdurda bağımsız olarak ağır netice meydana getirip getirmediğidir. Adli Tıp raporunda sonraki eylemlerin mağdurun mevcut ruhsal bozukluğunu artırdığı belirtilmiş olmakla birlikte, Yargıtay 14. Ceza Dairesi bunu sanıklar yönünden eski TCK 103/6’nın uygulanması için yeterli görmemiştir.
Daire, neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda ağır neticenin her failin kendi eylemiyle bağlantısının belirlenmesi gerektiğini esas almıştır. Mağdurun ruh sağlığı daha önce gerçekleşen olaylar nedeniyle zaten bozulmuşsa, sonraki fail bakımından “mağdurun ruh sağlığının bozulması” neticesinin doğrudan onun eylemiyle meydana geldiğinin söylenebilmesi için bu hususun ayrıca ortaya konulması gerekir.
Uyuşmazlık Ceza Genel Kuruluna taşındığında özellikle mevcut ağır neticenin sonraki eylemlerle artmasının hukuki sonucu tartışılmıştır. Böylece mesele yalnızca ağır neticenin varlığı değil, ağır neticenin hangi eyleme ve hangi faile ne ölçüde isnat edilebileceği noktasında yoğunlaşmıştır.
Bu karar eski TCK 103/6’da yer alan “beden veya ruh sağlığının bozulması” düzenlemesine ilişkindir. Bununla birlikte nedensellik ve bireysel isnadiyet bakımından ortaya çıkan problem güncel TCK 103/6 açısından da önemlidir. Günümüzde mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölmesi hâlinde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası öngörüldüğünden, ağır neticenin hangi failin hangi eyleminden kaynaklandığının belirlenmesi daha da büyük önem taşımaktadır.
Örneğin birbirinden bağımsız olarak hareket eden birden fazla failin farklı zamanlarda çocuğa yönelik cinsel istismar gerçekleştirdiği ve mağdurun daha sonra hayatını kaybettiği bir olayda, sırf bütün faillerin cinsel istismar suçunu işlemiş olması nedeniyle her biri hakkında otomatik olarak TCK 103/6 uygulanamaz. Her failin eylemi ile ölüm veya bitkisel hayat arasındaki nedensellik ve objektif isnadiyet ilişkisi ayrıca araştırılmalıdır.
Bununla birlikte müşterek faillik durumu bundan farklıdır. Failler aynı suçun icrası üzerinde birlikte hâkimiyet kurmuş ve ağır netice ortaklaşa gerçekleştirilen cinsel istismar sırasında meydana gelmişse iştirak hükümleri ayrıca değerlendirilmelidir. Karardaki esas problem, birbirinden bağımsız eylemler bakımından ağır neticenin hangi faile yüklenebileceğidir.
Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, neticesi sebebiyle ağırlaşmış cinsel istismarda mağdurda ağır neticenin bulunmasının tek başına yeterli olmadığını; özellikle mağdurun önceden mevcut bir ağır sonucu veya birden fazla failin bağımsız eylemleri bulunduğunda, ağır neticenin hangi failin eylemine isnat edilebildiğinin ayrıca belirlenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 02.11.2022, E. 2018/584, K. 2022/683
TCK 103/6 – NETİCESİ SEBEBİYLE AĞIRLAŞMIŞ CİNSEL İSTİSMARDA FAILİN AĞIR NETİCEDEN SORUMLULUĞU, TCK 23 UYARINCA KUSURA DAYANMALI; AĞIR NETİCE FAILİN EYLEMİNE OTOMATİK OLARAK BAĞLANMAMALIDIR
Somut olayda suç tarihinde çocuk olan failin çocuk mağdura yönelik cinsel davranışta bulunduğu ve mağdur hakkında İstanbul Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulunca düzenlenen raporda olay nedeniyle travma sonrası stres bozukluğu geliştiğinin belirtildiği anlaşılmıştır. Yerel mahkeme bu tıbbi sonucu esas alarak suç tarihinde yürürlükte bulunan TCK 103/6’yı uygulamış ve sanık hakkında ağır neticeli cinsel istismar suçundan hüküm kurmuştur.
Yargıtay 14. Ceza Dairesi ise cinsel istismar eyleminin sabit olması ile ağır neticenin faile yüklenebilmesinin farklı hukuki meseleler olduğunu belirtmiştir. Fail temel suçu kasten gerçekleştirmiş olabilir; ancak kastının dışında kalan daha ağır neticeden sorumluluğunun ayrıca TCK 23 kapsamında incelenmesi gerekir.
5237 sayılı TCK’nın temel özelliklerinden biri, 765 sayılı Kanun döneminde eleştirilen objektif sorumluluk anlayışından uzaklaşılmasıdır. TCK 23’e göre bir fiilin kast edilenden daha ağır veya başka bir neticenin meydana gelmesine neden olması hâlinde failin bu ağır neticeden sorumlu tutulabilmesi için en azından taksirle hareket etmiş olması gerekir.
Dolayısıyla cinsel istismar ile ağır netice arasında yalnızca “olmasaydı olmazdı” anlamında bir nedensellik bağının bulunması yeterli değildir. Ağır neticenin somut fail bakımından öngörülebilir olup olmadığı ve failin gerekli dikkat ve özeni göstermemesi nedeniyle bu neticeden taksir düzeyinde sorumlu tutulup tutulamayacağı da belirlenmelidir.
Bu değerlendirmede failin yaşı özel önem taşımaktadır. Failin çocuk olması, eğitim ve gelişim seviyesi, sosyal ve kültürel özellikleri, mağdurla arasındaki yaş farkı ve cinsel davranışın ağırlığı birlikte ele alınmalıdır. Yetişkin bir fail bakımından öngörülebilir kabul edilen ağır bir netice, çocuk fail bakımından somut olayın özelliklerine göre farklı değerlendirilebilir.
Karar eski TCK 103/6 dönemindeki ruh sağlığının bozulmasına ilişkin olmakla birlikte, ortaya koyduğu kusur ilkesi güncel TCK 103/6 bakımından da geçerliliğini korumaktadır. Günümüzde ölüm veya bitkisel hayat neticesinin faile yüklenmesinde TCK 23 göz ardı edilemez.
Özellikle güncel hükmün yaptırımının ağırlaştırılmış müebbet hapis olduğu dikkate alındığında, ağır netice bakımından kusur araştırması yapılmaksızın salt nedensellik üzerinden sorumluluk kurulması mümkün değildir. Mahkeme hem nedensellik ve objektif isnadiyet bağını hem de failin ağır netice bakımından en az taksir derecesinde kusurunu değerlendirmelidir.
Sonuç olarak Yargıtay, TCK 103 kapsamında meydana gelen ağır neticenin failin temel suçu kasten işlemiş olmasına dayanılarak otomatik biçimde faile yüklenemeyeceğini; TCK 23 gereğince ağır netice bakımından en azından taksir düzeyinde kusurun bulunmasının gerektiğini ve bu değerlendirmenin failin kişisel özellikleri de gözetilerek yapılması gerektiğini kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 18.01.2018, E. 2014/844, K. 2018/17
TCK 103/6 – SUÇ TARİHİ 6545 SAYILI KANUN DEĞİŞİKLİĞİNDEN ÖNCE İSE, ESKİ VE YENİ TCK 103 HÜKÜMLERİ BİR BÜTÜN HÂLİNDE SOMUT OLAYA UYGULANARAK LEHE KANUN BELİRLENMELİDİR
Somut olayda sanık hakkında çocuğun cinsel istismarı suçundan mahkûmiyet hükmü kurulmuş ve suç tarihinde yürürlükte bulunan TCK 103 hükümleri uygulanmıştır. Mağdurda olay nedeniyle ruh sağlığının bozulduğu kabul edildiğinden, 6545 sayılı Kanun öncesindeki TCK 103/6 da hükme esas alınmıştır. Ancak hükmün kesinleşmesinden önce veya kanun yolu incelemesi sırasında TCK 103’te kapsamlı değişiklikler meydana gelmiştir.
28 Haziran 2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun, TCK 103’ün ceza miktarlarını ve nitelikli hâllerini önemli ölçüde değiştirmiştir. Bu değişikliklerden biri de eski düzenlemede neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâl olarak bulunan mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulmasının madde metninden çıkarılmasıdır.
Yeni düzenlemede TCK 103/6 yalnızca suç sonucunda mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölmesi hâlini kapsamaktadır. Dolayısıyla eski düzenlemedeki ruh sağlığının bozulması ile güncel düzenlemedeki bitkisel hayat veya ölüm birbirinden tamamen farklı ağır neticelerdir.
Yargıtay, bu değişiklik karşısında suç tarihi eski kanun dönemine rastlayan dosyalarda doğrudan yeni veya eski hükmün tek bir maddesini seçmenin yeterli olmadığını kabul etmektedir. TCK 7/2 ve 5252 sayılı Kanun’un 9. maddesi gereğince eski ve yeni kanun hükümleri somut olaya ayrı ayrı ve bütün olarak uygulanmalı, ortaya çıkan sonuçlar karşılaştırılmalı ve fail lehine olan düzenleme belirlenmelidir.
Örneğin yeni kanunda “ruh sağlığının bozulması” ağırlaştırıcı nedeninin kaldırılmış olması tek başına yeni kanunun mutlaka lehe olduğu anlamına gelmez. Çünkü aynı değişiklikle temel ve nitelikli cinsel istismar suçlarının cezaları da değiştirilmiştir. Bu nedenle her iki kanun sistemi somut olay bakımından baştan sona uygulanarak sonuç ceza karşılaştırılmalıdır.
Bu husus özellikle eski Yargıtay kararlarının güncel TCK 103/6 çalışmalarında kullanılmasında önemlidir. Eski kararda “TCK 103/6 uygulandı” denilmesi, kararın bitkisel hayat veya ölüm sonucuna ilişkin olduğunu göstermez. Kararın suç tarihi ve uygulanan kanun metni mutlaka kontrol edilmelidir.
Nitekim eski TCK 103/6 kararlarının önemli bir bölümü travma sonrası stres bozukluğu, depresyon ve benzeri psikiyatrik sonuçlara ilişkindir. Bunlar günümüzde doğrudan TCK 103/6 uygulaması değildir. Ancak TCK 23, nedensellik, kusur ve ağır neticenin ispatına ilişkin genel ilkeler yönünden yararlanılabilir.
Sonuç olarak Yargıtay, 6545 sayılı Kanun değişikliğinden önce işlenen cinsel istismar suçlarında eski ve yeni TCK 103 hükümlerinin karma biçimde uygulanamayacağını; her iki düzenlemenin ayrı ayrı ve bütün hâlinde somut olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçların karşılaştırılması ve TCK 7/2 uyarınca fail lehine olan kanunun belirlenmesi gerektiğini kabul etmektedir.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 08.06.2021, E. 2020/157, K. 2021/260
TCK 103/6 – MAĞDURUN CİNSEL İSTİSMAR ÖNCESİNDE RUH SAĞLIĞININ BOZULMUŞ OLMASI HÂLİNDE, SONRAKİ EYLEMİN MEVCUT BOZULMAYI ARTIRMASI İLE AĞIR NETİCEYİ BİZZAT MEYDANA GETİRMESİ BİRBİRİNDEN AYRILMALIDIR
Somut olayda çocuk mağdurun aile ortamında çeşitli travmalara maruz kaldığı ve sanıkların eylemlerinden önce de ruhsal gelişiminin bozulmuş olduğu anlaşılmıştır. Bunun yanında mağdurun daha önce başka cinsel istismar eylemlerine maruz kalmış olabileceğine ilişkin bulgular bulunduğu belirlenmiştir.
Sanıkların daha sonraki cinsel istismar eylemlerinden sonra mağdur Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulunda değerlendirilmiş ve mağdurda travma sonrası stres bozukluğu ile travmatik kişilik değişikliği bulunduğu tespit edilmiştir. Raporda sonraki cinsel istismar eylemlerinin mevcut ruhsal bozulmayı artırdığı da belirtilmiştir.
Yerel mahkeme, mağdurun ruh sağlığındaki bozulmanın sanıkların eylemlerinden sonra daha da ağırlaşmasını yeterli görerek olay tarihinde yürürlükte bulunan TCK 103/6’yı uygulamıştır. Yargıtay 14. Ceza Dairesi ise mağdurun ruh sağlığının sanıkların eylemlerinden önce zaten bozulmuş olması nedeniyle farklı bir değerlendirme yapmıştır.
Daireye göre eski TCK 103/6’nın uygulanabilmesi için sanığın eyleminin kanunda belirtilen ağır neticeyi meydana getirmesi gerekir. Mağdurda ağır netice önceden gerçekleşmişse, sonraki cinsel istismar eyleminin mevcut durumu artırmış olması ile ağır neticeyi ilk kez meydana getirmiş olması aynı şey değildir.
Bu nedenle her fail bakımından nedensellik bağı ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Sanığın eyleminden önce ağır netice zaten mevcutsa, sanığın eylemi ile kanunun aradığı netice arasındaki bağlantı kurulmadan sırf mağdurun durumunun kötüleşmesinden hareketle ağırlaştırıcı hüküm uygulanamaz.
Ceza Genel Kurulunda uyuşmazlığın tartışılması sırasında karşı görüş de ortaya çıkmıştır. Buna göre mevcut ruh sağlığı bozukluğunu ağırlaştıran yeni cinsel istismar eyleminin bağımsız bir zarar doğurduğu ve bu nedenle ağırlaştırıcı hükmün uygulanabileceği ileri sürülmüştür. Ancak bu tartışmanın kendisi dahi neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda nedensellik bağının somut fail yönünden ayrıca kurulmasının önemini göstermektedir.
İlke güncel TCK 103/6’ya uyarlanırken dikkatli olunmalıdır. Günümüzde ağır netice ruh sağlığının bozulması değil, bitkisel hayat veya ölümdür. Bu nedenle söz konusu karar güncel 103/6’nın doğrudan maddi olay uygulaması değildir. Buna karşılık önceden mevcut durum ile failin meydana getirdiği sonuç arasındaki nedensellik ayrımı günümüzde de önem taşımaktadır.
Sonuç olarak Yargıtay incelemesinde, mağdurda neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç bakımından önem taşıyan sonucun failin eyleminden önce mevcut olup olmadığı araştırılmalı; failin eyleminin yalnızca mevcut zararı artırdığı durum ile kanunda öngörülen ağır neticeyi bizzat meydana getirdiği durum birbirinden ayrılmalı ve ağır netice her fail yönünden bağımsız olarak isnat edilmelidir.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 02.11.2022, E. 2018/584, K. 2022/683
TCK 103/6 Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu
| Somut Durum | Yargıtay Nitelendirmesi | Gerekçenin Özü |
|---|---|---|
| İstismar ve şiddetin doğal seyrinde ölüm | TCK 103/6 | Netice fiile objektif olarak yüklenebilmektedir |
| Çocuğun bitkisel hayata girmesi | TCK 103/6 | Bilincin geri dönüşsüz kaybı ölümle eş tutulmuştur |
| Failin çocuğu kasten öldürmesi | Çocuğa karşı nitelikli kasten öldürme | Kast ölüme yönelmişse netice sorumluluğu aşılır |
| İstismar sonrası intihar | İlliyet ve öngörülebilirlik denetimi | Neticenin fiile yüklenebilirliği somut olayda araştırılır |
| Araya giren bağımsız nedenle ölüm | TCK 103/6 uygulanmaz | İlliyet bağı kesilmiştir, sorumluluk istismarla sınırlıdır |
Serinin diğer yazıları için TCK 103/5 cebir ve şiddetin ağır neticeleri, TCK 103/1 çocuğun cinsel istismarının temel hali ile netice sorumluluğunun genel ilkeleri için TCK 87/4 kasten yaralama sonucu ölüm rehberimizi inceleyebilirsiniz.
Hukuki araçlarımızla süreçlerinizi kendiniz de takip edebilirsiniz:
Sık Sorulan Sorular
TCK 103/6 nedir?
TCK 103/6, cinsel istismar sonucu çocuğun bitkisel hayata girmesi veya ölümü halinde faile ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmesini düzenler.
Ağırlaştırılmış müebbet ne demek?
Kanundaki en ağır yaptırımdır: Sıkı güvenlik rejimi altında ömür boyu süren hapis cezasıdır ve koşullu salıverilme süreleri diğer bütün cezalardan uzundur.
Fail ölümü istememişse de bu ceza verilir mi?
Evet; hüküm tam olarak bu durumu düzenler. Ölüm, istismarın ve şiddetin öngörülebilir sonucuysa fail kasten öldürmemiş olsa da ağırlaştırılmış müebbetle cezalandırılır.
Çocuğun istismar sonrası intiharında fail sorumlu mu?
Yargıtay, intiharın fiile yüklenebilirliğini somut olayda denetler: Çocuğun yaşı, fiilin ağırlığı ve süreçle bağ kurulabiliyorsa netice faile yüklenebilir; her dosyada ayrı değerlendirme yapılır.
Fail çocuğu kasten öldürmüşse ne olur?
Netice sorumluluğu aşılır: İstismar ile çocuğa karşı nitelikli kasten öldürme suçlarından ayrı ayrı cezalandırma gündeme gelir ve infaz rejimi daha da ağırlaşır.
Bitkisel hayat nasıl tespit edilir?
Bilincin geri dönüşsüz kaybı; uzun izlem, nöroloji bulguları ve Adli Tıp Kurumu incelemesiyle belirlenir. Çocuğun bu tabloda vefatı halinde dosya ölüm neticesi üzerinden değerlendirilir.
TCK 103/6 davasında avukat desteği neden önemli?
Ağırlaştırılmış müebbetin eşiğinde illiyet, öngörülebilirlik ve kast tartışmalarının her biri hayat boyu sonuç doğurur; savunma ilk rapordan itibaren kurulmalıdır. Avukatlık hizmetleri TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ücretlidir.
Av. Çağrı Ayboğa Kimdir?
Av. Çağrı Ayboğa, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur ve yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Ankara Barosuna kayıtlı olarak (Sicil No: 34507) Ayboğa + Partners Avukatlık Bürosunun kurucu avukatı sıfatıyla ağırlıklı olarak ceza hukuku alanında çalışmakta; cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda hem müdafilik hem mağdur vekilliği görevi yürütmektedir. Bu yazı, TCK 103/6 cinsel istismar sonucu bitkisel hayat veya ölüm konusundaki güncel Yargıtay içtihatları taranarak hazırlanmıştır ve bilgilendirme amaçlıdır; somut olaya özgü hukuki danışmanlık yerine geçmez.
TCK 103/6 Kapsamındaki Dosya Dosyasında Ankara Ceza Avukatı Desteği
Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda nitelendirme, beyan delilinin denetimi ve usul güvencelerinin takibi sonucu kökten değiştirir. TCK 103 çocukların cinsel istismarı suçu rehberimizi inceleyebilir, dosyanız için Ankara ceza avukatı desteği alabilirsiniz.