Ceza Hukuku
Trend

TCK 102/2 Nitelikli Cinsel Saldırı Suçu ve Cezası

TCK 102/2 Güncelleme Tarihi: 21 Ağustos 2026 | Av. Çağrı Ayboğa

TCK 102/2 nedir? TCK 102/2, cinsel saldırının vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesini düzenleyen nitelikli haldir; halk arasında tecavüz olarak bilinir. Cezası on iki yıldan az olmamak üzere hapistir ve suç şikayete tabi değildir; tek istisna eşe karşı işlenmesidir, bu halde soruşturma mağdurun şikayetine bağlıdır. Suç CMK 100/3 katalogundadır ve dosyalar ağır ceza mahkemesinde görülür.

Ceza kanunumuzun yetişkinlere karşı cinsel suçlar alanındaki en ağır temel hükmü budur: Alt sınırı on iki yıldan başlayan, katalog kapsamında tutuklamanın kural gibi işlediği ve ağır ceza mahkemesinde görülen bir yargılama. TCK 102 cinsel saldırı suçu sisteminin ikinci fıkrası, fiilin vücut bütünlüğüne en ağır müdahale biçimini ayrı ve ağırlaştırılmış bir kalıba oturtur.

Bu yazıda hükmün kapsamını, teşebbüs sınırını, eşe karşı işlenme istisnasını ve on beş emsal Yargıtay kararını birebir metinleriyle inceliyoruz. Mağduru çocuk olan fiiller için TCK 103/2 rehberimize bakabilirsiniz.

TCK 102/2 Nedir?

TCK 102/2, cinsel saldırının vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle işlenmesini düzenler. Hüküm, fiilin biçimine bağlı bir ağırlaştırmadır ve uygulamada iki temel tartışma üretir: Birincisi nitelendirmedir; fiilin bu boyuta ulaşıp ulaşmadığı, ulaşamadıysa failin kastının hangi boyuta yöneldiği (teşebbüs sorunu) titiz bir delil değerlendirmesi gerektirir. İkincisi ispattır; beyan delili merkezli bu dosyalarda adli muayene bulguları, olay yeri incelemesi ve dijital veriler beyanın denetim araçlarıdır.

TCK 102 Kanun Metni

5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 102. maddesinin yürürlükteki tam metni aşağıdadır; bu yazının konusu işaretlenmiştir. Resmi metin için mevzuat.gov.tr üzerindeki 5237 sayılı Kanuna bakabilirsiniz.

Cinsel saldırı

Madde 102 – (1) (Değişik: 18/6/2014-6545/58 md.) Cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlâl eden kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel davranışın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on iki yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Bu fiilin eşe karşı işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturmanın yapılması mağdurun şikâyetine bağlıdır.

(3) Suçun;

a) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,

b) Kamu görevinin, vesayet veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,

c) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş, evlat edinen veya evlatlık tarafından,

d) Silahla veya birden fazla kişi tarafından birlikte,

e) İnsanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,

işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilen cezalar yarı oranında artırılır.

(4) Cinsel saldırı için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.

(5) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.

Kapsam, Teşebbüs ve Eş İstisnası

  • Organ veya sair cisim: Kanun aracı geniş tutmuştur; failin organının yanı sıra herhangi bir cismin kullanılması da hükmü uygulanabilir kılar.
  • Teşebbüs sınırı: Fail bu boyuta yönelmiş ancak elinde olmayan nedenlerle fiili tamamlayamamışsa nitelikli hale teşebbüs söz konusudur; kastın hangi boyuta yöneldiği, hareketlerin seyri ve failin söz ve davranışlarıyla belirlenir. Kast bu boyuta yönelmemişse fiil TCK 102/1 basit cinsel saldırı kapsamında kalır.
  • Eşe karşı işlenme: Kanun evlilik birliği içindeki cinsel özgürlüğü de korur: Eşe karşı işlenen nitelikli saldırı suçtur; ancak soruşturma ve kovuşturma mağdur eşin şikayetine bağlıdır ve vazgeçme davayı düşürür. Resmi nikah bulunmayan birlikteliklerde bu istisna uygulanmaz.
  • Nitelikli hallerle birleşme: Fiil 102/3 bentlerindeki koşullarla (silahla, birden fazla kişiyle, hısma karşı) işlenmişse on iki yıllık alt sınır üzerinden yarı oranında artırım uygulanır ve ceza on sekiz yıldan başlar.

TCK 102/2 Cezası Ne Kadar?

  • Temel aralık: On iki yıldan az olmamak üzere hapis; üst sınır, süreli hapsin genel sınırı olan yirmi yıldır.
  • Artırımlı aralık: 102/3 bentleriyle birleşmede on sekiz yıldan yirmi yıla uzanan sonuçlar ortaya çıkar.
  • Ağır neticeler: Başvurulan cebir ve şiddet kasten yaralamanın ağır neticelerine yol açmışsa TCK 102/4 uyarınca ayrıca cezalandırma; bitkisel hayat veya ölümde TCK 102/5 uyarınca ağırlaştırılmış müebbet gündeme gelir.

Şikayet, Tutuklama ve Yargılama

  • Şikayet: TCK 102/2 kural olarak şikayete tabi değildir; soruşturma kendiliğinden yürütülür. Tek istisna eşe karşı işlenmesidir: Bu halde soruşturma ve kovuşturma mağdurun şikayetine bağlıdır.
  • Uzlaştırma: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda uzlaştırma yolu kapalıdır; taraflar anlaşsa dahi dosya kamu adına yürütülür.
  • Tutuklama: Nitelikli cinsel saldırı CMK 100/3 katalog suçlarındandır; tutuklama nedeni var sayılabilir ve uygulamada tutuklama kuvvetle muhtemeldir. Tutukluluğa itiraz ve tahliye stratejisi ilk günden planlanmalıdır.
  • Görevli mahkeme: Cezanın alt sınırı nedeniyle görevli mahkeme ağır ceza mahkemesidir.
  • İspat rejimi: Bu suçlar çoğu zaman tanıksız ortamlarda işlendiğinden mağdur beyanı merkezi delildir; ancak beyanın mahkumiyete yeterliliği, iç tutarlılık ve dış doğrulama ölçütleriyle denetlenir. Ayrıntılar için cinsel suçlarda ispat ve mağdur beyanı delili rehberimize bakabilirsiniz.
  • İnfaz rejimi: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda koşullu salıverilme oranı süreli hapiste dörtte üçtür; infaz hesabı için infaz hesaplama aracımızı kullanabilirsiniz.

Avukata Sor: TCK 102/2 Dosyanızı Birlikte Değerlendirelim

Teşebbüs sınırı, beyan delilinin denetimi ve katalog suç kapsamındaki tutukluluk bu dosyaların üç kritik başlığıdır; alt sınırın on iki yıl olduğu bir suçta her aşama teknik bilgi gerektiren ayrıntılarla doludur. Sorularınız için bize ulaşabilirsiniz.

Avukata Sor

Danışmanlık Ücretlidir: Hukuki danışmanlık hizmetlerimiz, 2025-2026 TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAUT) uyarınca ücrete tabidir.

TCK 102/2 Yargıtay Kararları

Aşağıdaki on beş emsal karar, bu hükmün uygulamadaki sınırlarını çizen kararlardır ve özet metinleri birebir aktarılmıştır.

TCK 102/2 – MAĞDURUN VÜCUDUNA CİNSEL ORGANIN SOKULMASIYLA NİTELİKLİ CİNSEL SALDIRI TAMAMLANIR; BOŞALMA VEYA CİNSEL İLİŞKİNİN BELİRLİ BİR SÜRE DEVAM ETMESİ ARANMAZ

Somut olayda sanığın mağdureyi iradesi dışında cinsel ilişkiye zorladığı ve cinsel organını mağdurenin vajinasına soktuğu kabul edilmiştir. Yargılama sırasında sanık suçlamayı kabul etmemiş; tarafların ilişkilerinin niteliği, mağdurenin olaydan sonraki davranışları ve dosyadaki tıbbi bulgular tartışılmıştır. İlk derece mahkemesi, mağdurenin anlatımlarını ve bunları destekleyen delilleri birlikte değerlendirerek sanığın nitelikli cinsel saldırı suçunu işlediği sonucuna ulaşmıştır.

Yargıtay incelemesinde öncelikle TCK 102/1 ile 102/2 arasındaki maddi unsur farklılığı üzerinde durulmuştur. TCK 102/1 bakımından cinsel davranışlarla mağdurun vücut dokunulmazlığının ihlal edilmesi yeterliyken, ikinci fıkrada saldırının vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi aranmaktadır. Bu nedenle ikinci fıkradaki nitelikli hâlin belirleyici unsuru, cinsel davranışın penetrasyon boyutuna ulaşmasıdır.

Daire, suçun tamamlanması için cinsel ilişkinin fizyolojik anlamda tamamlanmasının gerekmediğini değerlendirmiştir. Cinsel organın mağdurun vajinasına girmesiyle birlikte TCK 102/2’nin maddi unsuru gerçekleşmektedir. Penetrasyonun derinliği, ilişkinin ne kadar sürdüğü veya failin boşalıp boşalmadığı suçun tamamlanması açısından belirleyici değildir. Bunların bulunmaması, gerçekleşmiş penetrasyonu TCK 102/1 kapsamındaki basit cinsel saldırıya dönüştürmez.

Bu ayrım teşebbüs hükümleri bakımından da önemlidir. Fail mağdura karşı cinsel organını vücuduna sokma amacıyla icra hareketlerine başlamış ancak kendi iradesi dışındaki bir nedenle penetrasyonu gerçekleştirememişse TCK 102/2’ye teşebbüs gündeme gelebilir. Buna karşılık organın mağdurun vücuduna kısmen dahi girmesi durumunda suç tamamlanmış olur. Dolayısıyla tam suç ile teşebbüs arasındaki sınır, boşalma veya ilişkinin tamamlanması değil, vücuda girmenin gerçekleşip gerçekleşmemesidir.

Yargıtay’ın değerlendirmesinde mağdurenin vücudunda ağır fiziksel yaralanma veya belirgin genital lezyon bulunmamasının da tek başına penetrasyonu dışlamayacağı kabul edilmektedir. Cinsel saldırının gerçekleşme biçimine göre her olayda travmatik bulgu ortaya çıkması zorunlu değildir. Bu nedenle adli tıp raporu, mağdur anlatımları ve olayın diğer delilleri birlikte değerlendirilmelidir. Tıbbi bulgu bulunmamasından hareketle otomatik biçimde nitelikli cinsel saldırının gerçekleşmediği sonucuna varılamaz.

Bununla birlikte mahkûmiyet için penetrasyonun gerçekleştiğinin her türlü makul şüpheden uzak biçimde ortaya konulması gerekir. TCK 102/2, TCK 102/1’e göre çok daha ağır bir yaptırım içerdiğinden, organ veya sair cismin vücuda sokulduğuna ilişkin maddi olgunun varsayımla kabul edilmesi mümkün değildir. Mağdurun aşamalardaki beyanları, varsa adli raporlar, tanık anlatımları ve diğer maddi deliller bu yönden birlikte tartışılmalıdır.

Somut olayda mahkemece kabul edilen oluş içerisinde sanığın cinsel organını mağdurenin vajinasına soktuğu sabit görüldüğünden, davranış artık TCK 102/1’deki temel cinsel saldırı sınırında değildir. Penetrasyonla beraber ikinci fıkradaki nitelikli şekil tamamlanmıştır. Failin daha sonra ilişkiyi sürdürmemesi veya boşalmaması suç vasfını değiştirmemektedir.

Sonuç olarak Yargıtay, TCK 102/2 bakımından suçun tamamlanması için organ veya sair cismin mağdurun vücuduna sokulmasını yeterli kabul etmiş; penetrasyon gerçekleştikten sonra boşalma, ilişkinin belirli bir süre devam etmesi veya fizyolojik anlamda tamamlanması gibi ilave koşulların aranamayacağını ortaya koymuştur.

Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 18.02.2014, E. 2012/9286, K. 2014/1906

TCK 102/2 – MAĞDURUN VÜCUDUNA PARMAK SOKULMASI DA “ORGAN SOKULMASI” NİTELİĞİNDE OLUP EYLEMİN CİNSEL ORGANLA GERÇEKLEŞTİRİLMESİ ŞART DEĞİLDİR

Somut olayda sanığın mağdureye yönelik cinsel davranışları sırasında parmağını mağdurenin vajinasına soktuğu kabul edilmiştir. Uyuşmazlık, cinsel saldırının cinsel organ kullanılmaksızın gerçekleştirilmesi nedeniyle eylemin TCK 102/1 kapsamında mı kalacağı, yoksa TCK 102/2’deki organ veya sair cisim sokulması suretiyle nitelikli cinsel saldırıyı mı oluşturacağı noktasında toplanmıştır.

TCK 102/2’nin lafzında kanun koyucu yalnızca “cinsel organ” ifadesini kullanmamış, bilinçli olarak “organ veya sair bir cisim” kavramlarını tercih etmiştir. Bu nedenle nitelikli cinsel saldırının gerçekleşebilmesi için failin penisini mağdurun vücuduna sokması şart değildir. El veya parmak gibi insan vücuduna ait başka bir organın mağdurun vücuduna sokulması da kanuni tipin maddi unsurunu gerçekleştirebilir.

Yargıtay bu nedenle parmak sokma hareketini sıradan elleme veya okşama davranışlarından ayırmaktadır. Mağdurun cinsel organına dışarıdan elle dokunulması, somut olayın yoğunluğuna göre TCK 102/1 kapsamında değerlendirilebilecekken, parmağın vajina içerisine sokulmasıyla hareket nitelik değiştirmektedir. Burada artık yalnızca mağdurun vücuduna temas değil, vücuda organ sokulması söz konusudur.

TCK 102/2’nin uygulanması bakımından sokulan organın failin cinsel organı olması gerekmediği gibi, eylemin klasik anlamda cinsel birleşme oluşturması da aranmaz. Kanunun koruduğu cinsel dokunulmazlık açısından belirleyici olan, mağdurun iradesi dışında vücudunun içine yönelik cinsel nitelikte bir müdahalenin gerçekleştirilmesidir. Bu nedenle parmakla penetrasyon da cinsel organla penetrasyonla aynı fıkra içerisinde düzenlenmiştir.

Bununla birlikte parmağın mağdurun dış genital bölgesine temas etmesi ile vajina içerisine girmesi birbirinden ayrılmalıdır. TCK 102/2’nin uygulanabilmesi için “sokma” unsurunun gerçekleşmesi gerekir. Salt dış temas, ne kadar cinsel nitelikte olursa olsun, bu unsur gerçekleşmediği sürece ikinci fıkranın uygulanması için yeterli değildir. Bu nedenle mahkemenin delilleri penetrasyonun gerçekleşip gerçekleşmediği bakımından ayrıca değerlendirmesi zorunludur.

Bu husus cezanın ağırlığı nedeniyle ispat bakımından da önem taşımaktadır. Mağdurenin beyanında parmak sokulduğunu açıkça belirtip belirtmediği, anlatımının aşamalarda tutarlı olup olmadığı, varsa adli muayene bulguları ve diğer deliller birlikte değerlendirilmelidir. Ancak olayın niteliği gereği parmak penetrasyonunun mutlaka tıbbi iz bırakması beklenemeyeceğinden, sırf fiziki bulgu bulunmadığı gerekçesiyle mağdur anlatımı kategorik biçimde reddedilemez.

Somut olayda parmağın vajina içerisine sokulduğunun sabit kabul edilmesi karşısında, sanığın davranışının TCK 102/1 kapsamında basit cinsel saldırı olarak değerlendirilmesi mümkün görülmemiştir. Vücuda organ sokulması unsuru gerçekleştiğinden TCK 102/2’deki nitelikli cinsel saldırı hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.

Sonuç olarak Yargıtay, TCK 102/2’deki “organ” kavramının yalnızca cinsel organla sınırlı olmadığını; parmağın mağdurun vajinasına sokulmasının da organ sokulması suretiyle nitelikli cinsel saldırı suçunu oluşturacağını kabul etmiştir. Böylelikle dışarıdan elleme ile penetrasyon oluşturan parmak sokma hareketleri arasında suç vasfı bakımından açık bir ayrım yapılmıştır.

Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 21.01.2014, E. 2012/10772, K. 2014/531

TCK 102/2 – MAĞDURUN ANAL BÖLGESİNE CİNSEL ORGANIN SOKULMASI DA NİTELİKLİ CİNSEL SALDIRI SUÇUNU OLUŞTURUR; KANUN VAJİNAL PENETRASYONLA SINIRLI DEĞİLDİR

Somut olayda sanığın mağdura karşı cebir kullanarak anal yoldan cinsel ilişkide bulunduğu kabul edilmiştir. Sanık savunmasında isnadı reddetmiş veya cinsel ilişkinin mağdurun rızasıyla gerçekleştiğini ileri sürmüş; mağdur ise eylemin iradesi dışında gerçekleştirildiğini ifade etmiştir. Dosyada taraf anlatımları yanında olay sonrası alınan adli raporlar ve diğer deliller değerlendirilmiştir.

TCK 102/2’nin uygulanması bakımından kanun koyucu, organ veya sair cismin mağdurun vücudunun belirli bir anatomik bölgesine sokulmasını şart koşmamıştır. Düzenlemede kullanılan “vücuda organ veya sair bir cisim sokulması” ifadesi, vajinal penetrasyon yanında anal penetrasyonu da kapsamaktadır. Dolayısıyla suçun mağdurunun kadın veya erkek olması yahut penetrasyonun vajinal ya da anal yoldan gerçekleştirilmesi suçun hukuki niteliğini değiştirmemektedir.

Yargıtay’ın değerlendirmesinde korunan hukuki değer mağdurun cinsel özgürlüğü ve vücut dokunulmazlığıdır. Bu nedenle TCK 102/2’nin kapsamının yalnızca geleneksel anlamdaki cinsel birleşme biçimleriyle sınırlandırılması kanunun amacıyla bağdaşmaz. Mağdurun iradesi dışında anal bölgesine cinsel organ sokulması, ikinci fıkrada öngörülen ağır müdahalenin tipik örneklerinden biridir.

Anal penetrasyon bakımından da suçun tamamlanması için cinsel organın bütünüyle vücuda girmesi veya ilişkinin uzun süre devam etmesi şart değildir. Sokma hareketinin gerçekleşmesiyle suç tamamlanmaktadır. Penetrasyonun gerçekleşmediği, ancak failin bu amaçla doğrudan icra hareketlerine başladığı durumlarda ise somut olayın özelliklerine göre TCK 102/2’ye teşebbüs hükümlerinin uygulanması gündeme gelir.

Öte yandan anal muayenede herhangi bir travmatik bulgu tespit edilmemesi, tek başına eylemin gerçekleşmediğini göstermez. Penetrasyonun biçimine, kullanılan kuvvete, olay ile muayene arasında geçen süreye ve mağdurun anatomik özelliklerine bağlı olarak belirgin fiziksel bulgu ortaya çıkmayabilir. Bu nedenle Yargıtay cinsel suçlarda adli raporu önemli bir delil kabul etmekle birlikte, ispat değerlendirmesinin yalnızca rapordaki fiziksel bulgularla sınırlandırılmasını uygun görmemektedir.

Mahkemenin mağdurun anlatımlarının kendi içerisindeki tutarlılığını, olayın hemen ardından yaptığı açıklamaları, sanıkla arasındaki ilişkiyi, varsa tanık anlatımlarını ve diğer maddi delilleri birlikte değerlendirmesi gerekir. Mahkûmiyet için anal penetrasyonun gerçekleştiğinin her türlü makul şüpheden uzak biçimde sabit olması zorunludur. Ancak bu ispatın mutlaka belirli bir tıbbi bulguyla yapılacağına ilişkin kanuni bir delil sistemi bulunmamaktadır.

Somut olayda deliller birlikte değerlendirildiğinde sanığın mağdura yönelik anal penetrasyonunun sabit olduğu kabul edildiğinden, fiilin TCK 102/1 kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir. Cinsel organın mağdurun vücuduna sokulmasıyla TCK 102/2’deki nitelikli cinsel saldırının maddi unsuru tamamlanmıştır.

Sonuç olarak Yargıtay, TCK 102/2’deki nitelikli cinsel saldırının yalnızca vajinal ilişkiyle sınırlı olmadığını; mağdurun anal bölgesine cinsel organın sokulmasının da doğrudan organ sokulması suretiyle nitelikli cinsel saldırı suçunu oluşturduğunu kabul etmiştir.

Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 25.06.2013, E. 2011/13491, K. 2013/8003

TCK 102/2 – MAĞDURUN MAKATINA TORNAVİDA SOKULMASI, EYLEM CİNSEL ARZULARI TATMİN AMACIYLA GERÇEKLEŞTİRİLMESE DAHİ VÜCUDA SAİR CİSİM SOKULMASI SURETİYLE NİTELİKLİ CİNSEL SALDIRI SUÇUNU OLUŞTURUR

Somut olayda sanıkların mağdura yönelik eylemleri sırasında mağdurun makatına tornavida sokulduğu kabul edilmiştir. Olayın özellikleri itibarıyla tartışma, hareketin klasik anlamda cinsel ilişki veya failin cinsel arzularını tatmin amacıyla gerçekleştirilmiş bir davranış olup olmadığı üzerinde yoğunlaşmıştır. Yerel yargılama makamlarının değerlendirmelerinde de eylemin cinsel saikle gerçekleştirilip gerçekleştirilmemesinin TCK 102/2’nin uygulanmasına etkisi önemli bir hukuki sorun olarak ortaya çıkmıştır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, TCK 102’nin birinci ve ikinci fıkralarının yapısının bu konuda birbirinden ayrılması gerektiğini belirtmiştir. TCK 102/1 kapsamında cinsel davranışlarla mağdurun vücut dokunulmazlığının ihlal edilmesi söz konusu iken, ikinci fıkrada kanun koyucu saldırının vücuda organ veya sair cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesini daha ağır cezayı gerektiren bir hâl olarak ayrıca düzenlemiştir. Bu ikinci hâlin uygulanmasında fiilin mutlaka klasik anlamda cinsel birleşme niteliğinde olması gerekmez.

Ceza Genel Kurulunun özellikle üzerinde durduğu husus, TCK 102/2’nin oluşması için failin hareketini “cinsel arzularını tatmin amacıyla” gerçekleştirmesinin zorunlu olmadığıdır. Kanun koyucunun “sair bir cisim” ibaresini kullanması, hükmün yalnızca cinsel organla gerçekleştirilen cinsel ilişki biçimlerini kapsamadığını açıkça göstermektedir. Dolayısıyla mağdurun vücuduna bir cismin sokulması, hareketin gerçekleştiriliş biçimi ve mağdurun cinsel dokunulmazlığı üzerindeki etkisi itibarıyla ikinci fıkra kapsamında değerlendirilebilir.

Somut olayda kullanılan tornavida insan vücuduna ait bir organ değildir; ancak TCK 102/2’nin açık lafzındaki “sair cisim” kavramı içerisine girmektedir. Bu nedenle tornavidanın mağdurun makatına sokulmasıyla birlikte kanunun aradığı penetrasyon gerçekleşmiştir. Eylemin mağduru aşağılamak, eziyet etmek, cezalandırmak veya başka bir amaçla gerçekleştirilmiş olması, ikinci fıkradaki maddi unsurun gerçekleşmiş olduğu gerçeğini ortadan kaldırmamaktadır.

Kurul bu noktada suçun saiki ile kastını birbirinden ayırmıştır. Failin belirli bir cinsel haz veya tatmin amacı bulunmayabilir; ancak mağdurun vücuduna bir cisim soktuğunu bilerek ve isteyerek hareket etmesi hâlinde suçun maddi unsuruna yönelik kast bulunmaktadır. Ceza normunun uygulanması bakımından kanunda ayrıca özel bir saik aranmadığı sürece failin nihai amacının farklı olması suçun oluşumuna engel değildir.

Karar bu yönüyle TCK 102/2’nin uygulama alanının yalnızca “tecavüz” kavramının gündelik dilde anlaşılan biçimleriyle sınırlı olmadığını göstermektedir. Cinsel organın vajinaya veya makata sokulması hükmün en tipik uygulamalarından olmakla birlikte, kanun koyucu bununla yetinmemiştir. Parmak veya başka bir organ yanında herhangi bir cismin vücuda sokulması da hükmün kapsamına girebilir. Bu nedenle suç vasfının belirlenmesinde kullanılan aracın cinsel nitelikte olup olmadığı değil, gerçekleştirilen fiilin kanuni tanıma uyup uymadığı önem taşımaktadır.

Ceza Genel Kurulu ayrıca TCK 102/2 bakımından mağdurun kadın veya erkek olmasının da sonucu değiştirmediğini kabul eden suç sistematiğinden hareket etmiştir. Mağdurun makatına sair cisim sokulması, mağdurun cinsiyetinden bağımsız olarak cinsel dokunulmazlığına yönelik kanunda ağırlaştırılmış şekilde düzenlenen müdahaleyi meydana getirir. Böylelikle hüküm, mağdurun cinsiyetinden ve fail ile mağdur arasındaki cinsiyet ilişkisinden bağımsız olarak uygulanabilir.

Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, mağdurun makatına tornavida sokulması şeklindeki eylemde cinsel arzuların tatmini şeklinde özel bir saikin bulunmasının TCK 102/2’nin oluşması için şart olmadığını kabul etmiştir. Vücuda sair cisim sokulması kanuni unsurunun gerçekleşmesi yeterli görülmüş; fiilin başka bir saikle işlenmiş olmasının suçun nitelikli şeklini ortadan kaldırmayacağı sonucuna ulaşılmıştır.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 22.11.2018, E. 2017/110, K. 2018/557

TCK 102/2 – FAILİN MAĞDUREYİ AĞAÇLIK ALANA ÇEKMEYE ÇALIŞMASI VE GÖĞÜSLERİNİ ELLEMESİ, VÜCUDA ORGAN VEYA CİSİM SOKMAYA YÖNELİK DOĞRUDAN İCRA HAREKETİ BULUNMADIĞINDA NİTELİKLİ CİNSEL SALDIRIYA TEŞEBBÜS DEĞİL TCK 102/1 KAPSAMINDA CİNSEL SALDIRIDIR

Somut olayda sanık mağdureye yönelik olarak fiziksel temasta bulunmuş ve mağdurenin göğüslerini ellemiştir. Sanığın bunun yanında mağdureyi çekerek ağaçlık bir bölgeye götürmeye çalıştığı da kabul edilmiştir. Yerel Mahkeme, olayın bütünü itibarıyla sanığın nihai amacının mağdureyle cinsel ilişkiye girmek olduğu ve eylemin dış etken nedeniyle tamamlanamadığı değerlendirmesiyle TCK 102/2 kapsamında nitelikli cinsel saldırıya teşebbüs suçundan hüküm kurmuştur.

Uyuşmazlık Ceza Genel Kurulunun önüne geldiğinde temel mesele, failin ileride gerçekleştirmeyi düşündüğü varsayılan cinsel davranış ile ceza hukuku anlamında icra hareketlerine başlanması arasındaki sınır olmuştur. Bir kimsenin mağdura yönelik cinsel davranışlarda bulunması ve koşulların elvermesi hâlinde daha ileri bir cinsel saldırıda bulunabileceğinin düşünülmesi, tek başına TCK 102/2’ye teşebbüs hükümlerinin uygulanmasına yeterli değildir.

Ceza Genel Kurulu, TCK 102/1 ile TCK 102/2 arasındaki ayrımın failin dış dünyaya yansıyan hareketleri üzerinden yapılması gerektiğini belirtmiştir. Failin amacı ve hareketleri vücuda organ veya sair cisim sokmaksızın cinsel duygularını tatmine yönelikse TCK 102/1; davranışları vücuda organ veya sair cisim sokmaya yönelmiş ve bu amaçla doğrudan icra hareketlerine başlanmış ancak failin elinde olmayan nedenlerle sonuç gerçekleşmemişse TCK 102/2’ye teşebbüs gündeme gelir.

Bu nedenle teşebbüs değerlendirmesinde failin zihnindeki soyut niyet yeterli değildir. TCK 35 uyarınca suçun icrasına elverişli hareketlerle doğrudan doğruya başlanması gerekir. Nitelikli cinsel saldırı bakımından da sanığın dış dünyaya yansıyan davranışlarının organ veya sair cismin mağdurun vücuduna sokulmasına doğrudan yönelmiş olması aranmalıdır.

Somut olayda sanığın mağdurenin göğüslerini ellemesi doğrudan cinsel davranış niteliğinde olup mağdurun vücut dokunulmazlığını ihlal etmiştir. Dolayısıyla tamamlanmış bir TCK 102/1 suçu bulunmaktadır. Buna karşılık göğüsleri elleme hareketi, kendi niteliği itibarıyla mağdurun vücuduna organ veya sair cisim sokmaya yönelik bir icra hareketi değildir.

Sanığın mağdureyi çekerek ağaçlık alana götürmeye çalışması da Ceza Genel Kurulu tarafından tek başına farklı değerlendirilmemiştir. Mağdurenin daha tenha bir yere götürülmeye çalışılması sanığın sonraki aşamada başka cinsel hareketlerde bulunabileceğine ilişkin şüphe doğurabilir. Ancak ceza sorumluluğunun varsayıma değil, gerçekleştirilen ve dış dünyaya yansıyan icra hareketlerine dayanması gerekir. Sanığın mağdurenin kıyafetlerini çıkarmaya, kendi cinsel organını çıkararak penetrasyona yönelmeye veya başka şekilde organ/cisim sokmaya doğrudan başlamadığı bir durumda TCK 102/2’ye teşebbüsün maddi unsuru oluşmaz.

Kurul böylece hazırlık hareketleri ile icra hareketleri arasındaki ayrımı TCK 102/2 bakımından somutlaştırmıştır. Failin mağduru tenha yere götürmesi veya götürmeye çalışması, olayın diğer özellikleriyle birlikte kastın belirlenmesinde kullanılabilecek bir delil olabilir; ancak her durumda penetrasyona yönelik doğrudan icra hareketi sayılamaz. Nitelikli cinsel saldırıya teşebbüs için bu suç tipinin maddi unsuruna yönelen hareketlerin başlamış olması gerekmektedir.

Ceza Genel Kurulu sonuç olarak sanığın dış dünyaya yansıyan ve sabit görülen hareketlerinin mağdurenin göğüslerini elleme ve onu ağaçlık alana doğru çekmeye çalışma düzeyinde kaldığını; vücuda organ veya sair cisim sokulmasına yönelik doğrudan icra hareketinin bulunmadığını kabul etmiştir. Bu nedenle nitelikli cinsel saldırıya teşebbüs hükmü isabetli bulunmamış, sanığın tamamlanmış TCK 102/1 kapsamındaki cinsel saldırıdan sorumlu tutulması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 10.03.2022, E. 2019/144, K. 2022/162

TCK 102/2 – MAĞDURUN DUDAKLARINI VE BOYNUNU ÖPÜP BACAKLARINI ELLEMEK, PENETRASYONA YÖNELİK DOĞRUDAN İCRA HAREKETİ BULUNMADIĞI SÜRECE NİTELİKLİ CİNSEL SALDIRIYA TEŞEBBÜS SAYILAMAZ

Somut olayda sanık gece vakti mağdurun bulunduğu konuta gitmiş; burada mağdurun dudaklarını ve boynunu öpmüş, bacaklarını ellemiştir. Sanığın davranışları mağdurun rızası dışında gerçekleşmiş ve doğrudan fiziksel temas içermiştir. Yerel Mahkeme, olayın koşullarından ve sanığın hareketlerinin bütününden hareket ederek failin nitelikli cinsel saldırı kastıyla hareket ettiği sonucuna ulaşmış ve eylemi TCK 102/2’ye teşebbüs kapsamında değerlendirmiştir.

Ceza Genel Kurulu önündeki uyuşmazlık, sanığın mağdurun konutuna gece vakti gelmesi ve cinsel davranışlarda bulunmasının, tek başına organ veya sair cisim sokma suretiyle nitelikli cinsel saldırıya teşebbüs için yeterli olup olmadığıdır. Kurul, değerlendirmesine TCK 102/1 ile TCK 102/2 arasındaki maddi unsur farkını ortaya koyarak başlamıştır.

TCK 102/1, cinsel davranışlarla mağdurun vücut dokunulmazlığının ihlal edilmesini cezalandırmaktadır. TCK 102/2 ise bunun daha ileri bir icra şekli olan vücuda organ veya sair cisim sokulmasını nitelikli hâl olarak düzenlemektedir. Fail organ veya cisim sokma hareketini gerçekleştirdiğinde suç tamamlanır. Ancak bu sonuç gerçekleşmemişse nitelikli cinsel saldırıya teşebbüsten söz edilebilmesi için failin hareketlerinin doğrudan bu sonuca yönelmiş olması gerekir.

Ceza Genel Kurulu bu kapsamda failin kastının yalnızca varsayımsal olarak belirlenemeyeceğini vurgulamıştır. Sanığın gece vakti mağdurun evine gitmesi kuşkusuz olayın değerlendirilmesinde dikkate alınabilecek bir olgudur. Ancak failin mağdurun bulunduğu yere gece gelmesi, kendi başına onun mutlaka penetrasyon amacıyla hareket ettiğini ve bu suçun icrasına başladığını göstermez. Ceza hukukunda teşebbüs sorumluluğu için failin dış dünyaya yansıyan somut hareketlerinin suçun nitelikli şekline doğrudan yönelmesi gerekir.

Sanığın mağdurun dudaklarını ve boynunu öpmesi ile bacaklarını ellemesi, cinsel amaç taşıyan ve mağdurun vücut dokunulmazlığını ihlal eden davranışlardır. Bu hareketler TCK 102/1 kapsamında tamamlanmış cinsel saldırı suçunun maddi unsurunu oluşturur. Ancak bu hareketlerin kendi mahiyetleri itibarıyla mağdurun vücuduna organ veya sair cisim sokulmasına doğrudan yöneldiği söylenemez.

Kurul özellikle sanığın penetrasyona yönelik olarak mağdurun veya kendi kıyafetlerini çıkarmaya başladığı, cinsel organını mağdurun vücuduna sokmaya yöneldiği veya sair cisim kullanarak buna ilişkin icra hareketinde bulunduğu yönünde bir kabul bulunmadığını değerlendirmiştir. Bu durumda nitelikli cinsel saldırının maddi unsuruna yönelik doğrudan icra başlangıcı tespit edilememektedir.

Karar, failin “nihai amacı” ile “teşebbüs aşamasına ulaşmış icra hareketi” arasındaki farkı açık biçimde ortaya koymaktadır. Sanığın şartlar uygun olsaydı daha ileri bir cinsel eylem gerçekleştirebileceğine ilişkin ihtimal, TCK 102/2 ve TCK 35 uyarınca cezalandırma için yeterli değildir. Aksi yaklaşım, tamamlanmış basit cinsel saldırı fiillerinin varsayımsal bir gelecek davranış üzerinden nitelikli cinsel saldırıya teşebbüs olarak cezalandırılmasına yol açacaktır.

Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, mağdurun dudaklarını ve boynunu öpmek ve bacaklarını ellemek şeklindeki hareketlerin cinsel ilişki boyutuna ulaşmadığını ve vücuda organ veya sair cisim sokmaya yönelik doğrudan icra hareketi bulunmadığını kabul etmiştir. Bu nedenle nitelikli cinsel saldırıya teşebbüs yerine TCK 102/1 kapsamında tamamlanmış cinsel saldırı suçunun oluştuğuna karar verilmiştir.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 17.05.2023, E. 2020/417, K. 2023/285

TCK 102/2 – NİTELİKLİ CİNSEL SALDIRININ TAMAMLANMASI İÇİN ORGAN VEYA CİSMİN TAMAMININ VÜCUDA GİRMESİ GEREKMEZ; KISMEN DAHİ SOKULMASI SUÇUN TAMAMLANMASI İÇİN YETERLİDİR

Somut uyuşmazlıkta sanığın mağdura yönelik cinsel davranışlarının TCK 102/1 kapsamında mı kaldığı, TCK 102/2’ye teşebbüs mü oluşturduğu yoksa ikinci fıkradaki nitelikli cinsel saldırının tamamlanmış hâlinin mi meydana geldiği tartışılmıştır. Bu tartışmanın çözümü bakımından “vücuda organ veya sair cisim sokulması” unsurunun hangi anda gerçekleşmiş sayılacağı önem kazanmıştır.

Ceza Genel Kurulu, TCK 102/2’nin tamamlanma anının belirlenmesinde kanunda “tamamen sokma”, “cinsel birleşmenin tamamlanması” veya buna benzer ek bir koşul bulunmadığını esas almıştır. Kanunun aradığı hareket organ veya sair cismin mağdurun vücuduna sokulmasıdır. Bu nedenle organ veya cismin tamamının mağdurun vücuduna girmesi şart değildir.

Organ veya cismin mağdurun vücut boşluğuna az da olsa girmesiyle penetrasyon unsuru gerçekleşir. Bundan sonraki aşamada failin hareketine ne kadar devam ettiği, organ veya cismin ne kadar ilerlediği ya da cinsel ilişkinin fizyolojik olarak tamamlanıp tamamlanmadığı suçun tamamlanması bakımından zorunlu unsurlar değildir. Penetrasyon gerçekleştikten sonra eylemin kısa sürmesi de suçu teşebbüs aşamasına döndürmez.

Bu yaklaşım TCK 102/2’ye teşebbüsün sınırlarını da belirlemektedir. Fail organ veya cisim sokmak amacıyla elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlamış, ancak mağdurun direnmesi, üçüncü kişinin müdahalesi veya failin elinde olmayan başka bir nedenle herhangi bir penetrasyon gerçekleşmemişse teşebbüs tartışması yapılabilir. Buna karşılık kısmi penetrasyon dahi gerçekleşmişse suç tamamlanmıştır.

Ceza Genel Kurulu, bu değerlendirmede failin kastının dış dünyaya yansıyan davranışlarla tespit edilmesi gerektiğini de belirtmiştir. Failin mağdura yalnızca dokunması, öpmesi veya bedenini ellemesi, kendiliğinden organ sokma kastının icrasına başlandığını göstermez. Nitelikli cinsel saldırıya teşebbüs için hareketlerin penetrasyona doğrudan yönelmiş olması gerekir. Ancak bu doğrudan hareket sonucunda organ veya cisim vücuda kısmen girdiğinde artık teşebbüs aşaması aşılmış olur.

Kurul ayrıca TCK 102/2’nin suçun temel şekline göre çok daha ağır bir yaptırım öngördüğünü dikkate alarak, penetrasyon olgusunun delillerle sabit olması gerektiğini vurgulayan yaklaşımı benimsemiştir. Mahkeme organ veya cismin vücuda girip girmediğini mağdur beyanları, sanık savunması, adli raporlar ve varsa diğer maddi deliller üzerinden değerlendirmelidir. Şüphe giderilemediği takdirde nitelikli hâl varsayımla uygulanamaz.

Buna karşılık penetrasyonun sabit olduğu bir olayda, yalnızca tam bir cinsel birleşmenin gerçekleşmediği gerekçesiyle TCK 102/2 yerine TCK 102/1’e dönülmesi de hukuken mümkün değildir. Kanun, nitelikli hâli cinsel ilişkinin sonucuna değil, vücuda organ veya sair cisim sokma hareketine bağlamıştır.

Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, TCK 102/2’de düzenlenen suçun tamamlanması bakımından organ veya sair cismin mağdurun vücuduna tamamen sokulmasının gerekmediğini; kısmi penetrasyonun dahi nitelikli cinsel saldırının tamamlanması için yeterli olduğunu ortaya koymuştur. Hiçbir penetrasyonun gerçekleşmediği durumlarda ise failin doğrudan icra hareketlerinin bulunması şartıyla teşebbüs hükümlerinin değerlendirilmesi gerekir.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 17.05.2023, E. 2020/417, K. 2023/285

TCK 102/2 – ORGAN SOKULDUĞUNA İLİŞKİN MAĞDUR BEYANI TIBBİ VE DİĞER DELİLLERLE KESİN OLARAK DESTEKLENMİYORSA, ŞÜPHEDEN SANIK YARARLANIR İLKESİ GEREĞİNCE NİTELİKLİ CİNSEL SALDIRIDAN MAHKÛMİYET KURULAMAZ

Somut olayda sanık hakkında mağdureye karşı vücuduna organ sokmak suretiyle nitelikli cinsel saldırıda bulunduğu iddiasıyla kamu davası açılmıştır. İlk derece mahkemesi, mağdurenin anlatımlarına ağırlık vererek sanığın TCK 102/2 kapsamında nitelikli cinsel saldırı suçunu işlediğini kabul etmiş ve sanığı on iki yıl hapis cezasına mahkûm etmiştir. Hükmün istinaf edilmesinden sonra Bölge Adliye Mahkemesince de mahkûmiyetin hukuka uygun olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Dosyanın Yargıtay aşamasında ise esas tartışma, cinsel saldırının varlığından ziyade organ sokma unsurunun mahkûmiyete yeter kesinlikte ispatlanıp ispatlanamadığı üzerinde yoğunlaşmıştır.

Ceza Genel Kurulu, TCK 102’nin birinci ve ikinci fıkraları arasındaki farkı öncelikle ortaya koymuştur. Birinci fıkrada cinsel davranışlarla kişinin vücut dokunulmazlığının ihlal edilmesi yeterliyken, ikinci fıkrada bundan daha ağır bir maddi hareket aranmaktadır. Bu hareket mağdurun vücuduna organ veya sair bir cismin sokulmasıdır. Dolayısıyla cinsel saldırının gerçekleştiğinin sabit olması, kendiliğinden TCK 102/2’nin de gerçekleştiği anlamına gelmez. İkinci fıkranın kendisine özgü maddi unsurunun ayrıca ve kuşkuya yer bırakmayacak biçimde ispatlanması gerekir.

Somut olayda mağdurenin cinsel saldırıya maruz kaldığına ilişkin anlatımlar bulunmakla birlikte, organ sokulduğunu kesin biçimde ortaya koyabilecek objektif deliller bakımından sorun bulunduğu değerlendirilmiştir. Özellikle mağdurenin adli muayenesinin olayın hemen ardından gerçekleştirilmemiş olması ve dosyadaki tıbbi verilerin penetrasyonun gerçekleşip gerçekleşmediğini kesin olarak belirlemeye elverişli olmaması önem taşımıştır. Ceza Genel Kurulu, bu delil durumunda nitelikli hâlin varsayımla kabul edilmesinin mümkün olmadığını belirtmiştir.

Kurulun yaklaşımına göre cinsel suçların kendine özgü ispat güçlükleri mağdur beyanının önemini azaltmaz. Ancak mağdur beyanına değer verilmesi ile bu beyanda ileri sürülen her ayrıntının ayrıca araştırılmaksızın sabit kabul edilmesi aynı şey değildir. Özellikle TCK 102/2 gibi temel şekle göre çok daha ağır yaptırım öngören bir hükmün uygulanmasında, organ veya cisim sokulması unsurunun dosyanın bütünü üzerinden ayrıca değerlendirilmesi zorunludur.

Bu noktada şüpheden sanık yararlanır ilkesi, yalnızca suçun bütünü bakımından değil, suçun nitelikli hâlleri bakımından da uygulanır. Failin mağdura cinsel saldırıda bulunduğu konusunda mahkûmiyete yeter kesinlik bulunmasına rağmen saldırının penetrasyon boyutuna ulaşıp ulaşmadığı konusunda giderilemeyen şüphe varsa, bu şüphe TCK 102/2 uygulanarak sanık aleyhine çözülemez. Sabit olan fiil hangi suç tipine uyuyorsa mahkûmiyet o kapsamda kurulmalıdır.

Ceza Genel Kurulu bu nedenle cinsel saldırının gerçekleştiği ile organ sokmak suretiyle nitelikli cinsel saldırının gerçekleştiği şeklindeki iki maddi olgunun birbirinden ayrılmasını gerekli görmüştür. Birinci olgu sabit, ikinci olgu kuşkulu olabilir. Böyle bir durumda tüm suçun ispatlanmadığı gerekçesiyle beraat verilmesi gerekmediği gibi, organ sokmanın da gerçekleştiği varsayılarak TCK 102/2’den mahkûmiyet kurulması doğru değildir. Sanığın sabit olan eylemi TCK 102/1 çerçevesinde değerlendirilmelidir.

Karar bu bakımdan TCK 102/2 uygulamasında son derece önemli bir ispat ilkesi ortaya koymaktadır. Penetrasyonun tıbbi olarak mutlaka iz bırakması gerektiği şeklinde genel bir kural bulunmamaktadır. Ancak somut dosyada penetrasyon konusunda ciddi ve giderilemeyen tereddütler varsa, yalnızca cinsel saldırının gerçekleşmiş olmasından hareketle penetrasyon da gerçekleşmiş sayılamaz. Nitelikli hâlin maddi unsuru kendi delilleriyle ortaya konulmalıdır.

Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, mevcut deliller karşısında mağdureye yönelik cinsel saldırının gerçekleştiğini kabul etmekle birlikte, sanığın mağdurenin vücuduna organ soktuğunun her türlü makul şüpheden uzak biçimde ispatlanamadığı sonucuna ulaşmıştır. Bu nedenle eylemin TCK 102/2 kapsamında nitelikli cinsel saldırı değil, sabit olan cinsel davranışların niteliğine göre TCK 102/1 kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 22.12.2022, E. 2022/314, K. 2022/828

TCK 102/2 – RESMÎ NİKÂHLI EŞİN ZORLA CİNSEL İLİŞKİYE GİRMESİ TCK 102/2 KAPSAMINDA CİNSEL SALDIRI SUÇUNU OLUŞTURUR; EŞİN ŞİKÂYETTEN VAZGEÇMESİ HÂLİNDE KOVUŞTURMA SÜRDÜRÜLEMEZ

Somut olayda sanığın resmî nikâhlı eşine karşı zor kullanarak cinsel ilişkiye girdiği kabul edilmiştir. Bunun yanında dosyada eşe ve altsoya yönelik yaralama, tehdit ve kötü muamele niteliğindeki başka eylemler de yargılama konusu yapılmıştır. Yerel mahkeme, sanığın eşini zorla cinsel ilişkiye sokması şeklindeki davranışını TCK 102/2 kapsamında değerlendirmek yerine aile bireyine karşı kötü muamele suçu içerisinde ele alarak TCK 232/1 uyarınca mahkûmiyet hükmü kurmuştur.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi, öncelikle suç vasfındaki bu değerlendirmeyi hukuka aykırı bulmuştur. 5237 sayılı TCK ile birlikte evlilik ilişkisi, eşlerden birinin diğer eşin cinsel dokunulmazlığı üzerinde sınırsız bir tasarruf yetkisine sahip olduğu anlamına gelmemektedir. Evlilik birliği devam etse dahi eşlerden birinin diğerinin rızası dışında vücuduna organ veya sair cisim sokmak suretiyle cinsel davranış gerçekleştirmesi TCK 102/2 kapsamındaki cinsel saldırı suçunu oluşturabilir.

Kanun koyucu bu hususu TCK 102/2’nin ikinci cümlesinde ayrıca düzenlemiştir. Buna göre vücuda organ veya sair cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilen cinsel saldırının eşe karşı işlenmesi hâlinde soruşturma ve kovuşturma mağdur eşin şikâyetine bağlıdır. Böylelikle kanun, bir taraftan eşe karşı nitelikli cinsel saldırının suç olduğunu açıkça kabul etmiş; diğer taraftan bu özel durumda soruşturma ve kovuşturmayı şikâyet şartına bağlamıştır.

Somut olayda yerel mahkemenin zorla cinsel ilişki eylemini kötü muamele olarak değerlendirmesi bu nedenle isabetli değildir. Bir eylemin aile içerisinde gerçekleşmesi onun özel olarak düzenlenmiş başka bir suç tipinin kapsamından çıkarılmasını gerektirmez. Sanığın eşinin iradesine rağmen zor kullanarak cinsel ilişkiye girmesi, TCK 102/2’nin açık düzenlemesi karşısında cinsel saldırı suçunun nitelikli şeklini meydana getirmektedir.

Bununla birlikte dosyada mağdur eşin şikâyetinden vazgeçtiği belirlenmiştir. İşte bu noktada TCK 102/2’nin eşe karşı işlenen suçlar bakımından getirdiği özel muhakeme şartı önem kazanmaktadır. Suçun başka bir kişiye karşı işlenmesi durumunda nitelikli cinsel saldırının takibi resen yapılırken, mağdur ile fail arasında resmî evlilik ilişkisinin bulunduğu bu özel durumda şikâyet kovuşturulabilirlik şartıdır.

Mağdur eşin usulüne uygun biçimde şikâyetinden vazgeçmesi karşısında artık sanık hakkında bu suçtan mahkûmiyet hükmü kurulması mümkün değildir. Ancak bunun hukuki sonucu, eylemin kötü muamele suçuna dönüştürülmesi de değildir. Eylemin suç vasfı yine TCK 102/2 kapsamındaki eşe karşı nitelikli cinsel saldırıdır; fakat şikâyet şartının ortadan kalkması nedeniyle ceza muhakemesine devam edilememektedir.

Daire böylelikle suçun maddi niteliği ile kovuşturulabilirlik şartını birbirinden ayırmıştır. Şikâyetten vazgeçilmesi, geçmişte gerçekleştirilen fiilin hukuki vasfını değiştirmez. Zorla cinsel ilişkinin TCK 102/2 kapsamında olduğu kabul edilmeye devam edilir; yalnızca kanunun aradığı şikâyet şartı bulunmadığından davanın esasına girilerek mahkûmiyet kararı verilemez.

Karar ayrıca eşe karşı gerçekleştirilen cinsel saldırılar bakımından TCK 102/1 ile 102/2’nin kanuni sistematiğinin önemini göstermektedir. TCK 102/2, eşe karşı organ veya sair cisim sokmak suretiyle gerçekleştirilen saldırıyı açıkça hüküm altına almış ve bunun takibini özel olarak şikâyete bağlamıştır. Bu açık düzenleme karşısında zorla cinsel ilişkinin aile hukukundan kaynaklanan yükümlülükler veya kötü muamele hükümleri içerisinde eritilmesi mümkün değildir.

Sonuç olarak Yargıtay, sanığın resmî nikâhlı eşiyle zorla cinsel ilişkiye girmesi şeklindeki eyleminin TCK 102/2’de düzenlenen eşe karşı nitelikli cinsel saldırı suçunu oluşturduğunu, ancak mağdur eşin şikâyetinden vazgeçmesi nedeniyle davanın düşürülmesi gerektiğini kabul etmiştir. Eylemin TCK 232/1 kapsamında kötü muamele olarak nitelendirilip mahkûmiyet kurulması suç vasfında yanılgı olarak değerlendirilmiş ve hüküm bozulmuştur.

Künye: Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 21.01.2020, E. 2015/27514, K. 2020/1406

TCK 102/2 – HİLE VE MANEVİ BASKIYLA SAKATLANAN RIZA, ORGAN SOKULMASI SURETİYLE GERÇEKLEŞTİRİLEN CİNSEL SALDIRIYI HUKUKA UYGUN HÂLE GETİRMEZ

Somut olayda sanık kendisini tarikat lideri olarak tanıtmış, kurduğu yapı içerisinde mağdurlar üzerinde yoğun bir dinî ve manevi otorite tesis etmiştir. Sanık, mağdurlara kendisine tabi olmalarının ve birtakım cinsel davranışları gerçekleştirmelerinin Allah’a yaklaşmak, manevi derecelerini yükseltmek ve dinî bakımdan ilerlemek için gerekli olduğunu anlatmıştır. Bu kapsamda bazı mağdurlarla oral, vajinal ve anal yollardan cinsel ilişkiler gerçekleştirmiştir.

Dosyadaki temel uyuşmazlıklardan biri, mağdurların dış dünyaya yansıyan bazı davranışlarının cinsel ilişkiye rıza olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği olmuştur. Mağdurların sanığın telkinleri doğrultusunda hareket ettikleri, hatta bazılarının sanığa olan inançlarının etkisiyle nişanlı veya eşlerini dahi aynı uygulamalara katılmaları için getirebildikleri anlaşılmıştır. Yerel değerlendirmede bu davranışlardan hareketle cinsel ilişkinin rızaya dayandığı sonucuna ulaşılmıştır.

Yargıtay ise cinsel saldırı suçunda rızanın yalnızca biçimsel bir irade açıklaması olarak değerlendirilemeyeceğini kabul etmiştir. TCK 102 ile korunan cinsel özgürlük, kişinin cinsel davranışın mahiyetini bilerek ve özgür iradesiyle karar verebilmesini gerektirir. İrade hile, yoğun manevi baskı veya mağdurun gerçekliği değerlendirme yetisini ortadan kaldıran başka yöntemlerle sakatlanmışsa, dışarıdan bakıldığında rıza gibi görünen davranışların ceza hukuku bakımından geçerli bir rıza oluşturup oluşturmadığı ayrıca incelenmelidir.

Somut olayda sanığın kendisine atfettiği dinî konumdan yararlanarak mağdurları sistematik biçimde yönlendirdiği kabul edilmiştir. Mağdurlara cinsel davranışların dinî ve manevi bir gereklilik olduğu anlatılmış, sanığın otoritesi ve oluşturduğu inanç sistemi kullanılarak mağdurların karar verme süreçleri etkilenmiştir. Yargıtay bu nedenle mağdurların görünürdeki irade açıklamalarının özgür ve sağlıklı bir cinsel rıza olarak kabul edilemeyeceği sonucuna ulaşmıştır.

Bu değerlendirme TCK 102/2 bakımından özellikle önemlidir. Mağdurun vajinal, anal veya oral yoldan organ sokulmasına özgür iradesiyle rıza göstermesi hâlinde cinsel saldırı suçundan söz edilemez. Ancak rıza geçerli değilse ve vücuda organ sokulması gerçekleşmişse, fiil ikinci fıkradaki nitelikli cinsel saldırıyı oluşturur. Dolayısıyla penetrasyonun fiziksel olarak gerçekleşmiş olması yanında, mağdurun bu davranış üzerindeki serbest iradesinin bulunup bulunmadığı da araştırılmalıdır.

Yargıtay, mağdurun fiziksel olarak direnmemesini de tek başına geçerli rıza olarak görmemiştir. Cinsel dokunulmazlığa yönelik suçlarda rızanın varlığı, yalnızca mağdurun faille fiziksel mücadeleye girip girmediğine göre belirlenemez. Failin mağdur üzerinde kurduğu psikolojik ve manevi hâkimiyet, mağdurun iradesinin oluşma biçimi ve olayın bütün koşulları birlikte değerlendirilmelidir.

Somut olayda sanığın gerçekleştirdiği oral, vajinal ve anal penetrasyonlar, organ sokulması niteliğindedir. Mağdurların görünürdeki kabullerinin ise sanığın dinî duyguları istismar ederek kullandığı hile ve manevi nüfuz sonucunda oluştuğu kabul edilmiştir. Bu nedenle görünürdeki rızanın TCK 102/2 kapsamındaki eylemlerin hukuka aykırılığını ortadan kaldırmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Karar ayrıca birden fazla mağdura veya aynı mağdura birden fazla kez gerçekleştirilen nitelikli cinsel saldırılar bakımından zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasının gündeme gelebileceğini göstermektedir. Ancak her mağdur bakımından eylemin gerçekleşme biçimi, penetrasyonun varlığı ve mağdurun iradesinin ne şekilde sakatlandığı ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

Sonuç olarak Yargıtay, sanığın dinî duyguları ve kendisine atfedilen manevi otoriteyi kullanarak mağdurların iradelerini sakatladıktan sonra gerçekleştirdiği oral, vajinal ve anal cinsel ilişkilerde mağdurların görünürdeki kabullerinin geçerli rıza olarak kabul edilemeyeceğini; organ sokulması gerçekleşen eylemlerin TCK 102/2 kapsamında nitelikli cinsel saldırı olarak değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir.

Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 03.10.2012, E. 2012/6586, K. 2012/9696

TCK 102/2 – NİTELİKLİ CİNSEL SALDIRI İDDİASINDA PENETRASYONUN VARLIĞI VARSAYIMLA KABUL EDİLEMEZ; SABİT FİİL ORGAN VEYA CİSİM SOKMA AŞAMASINA ULAŞMAMIŞSA TCK 102/1 UYGULANIR

Somut olayda sanığın mağdureye yönelik cinsel davranışlarda bulunduğu konusunda dosyada çeşitli deliller bulunmasına rağmen, bu davranışların vücuda organ sokulması boyutuna ulaşıp ulaşmadığı uyuşmazlık konusu olmuştur. Yargılama makamları arasındaki temel görüş ayrılığı da bu noktada ortaya çıkmış; cinsel saldırının sabit görülmesinin TCK 102/2 kapsamında mahkûmiyet için yeterli olup olmadığı tartışılmıştır.

Ceza Genel Kurulu, TCK 102’nin sistematiği içerisinde birinci fıkra ile ikinci fıkra arasında açık bir maddi unsur farklılığı bulunduğunu vurgulamıştır. TCK 102/1 mağdurun vücut dokunulmazlığının cinsel davranışlarla ihlal edilmesini cezalandırırken, ikinci fıkra bundan daha ileri bir icra hareketini aramaktadır. Organ veya sair cismin mağdurun vücuduna sokulması gerçekleşmediği sürece ikinci fıkradaki tamamlanmış suç oluşmaz.

Bu nedenle mahkeme, “sanık cinsel saldırıda bulunduğuna göre organ sokmuş da olabilir” şeklindeki bir varsayımdan hareket edemez. Organ sokma olgusu, suçun cezasını ağırlaştıran ve fiilin hukuki vasfını değiştiren bağımsız bir maddi unsurdur. Bu unsurun varlığı dosyadaki delillerden kesin olarak çıkarılamıyorsa TCK 102/2’nin uygulanması mümkün değildir.

Kurul, cinsel suçlarda delil değerlendirmesinin olayın özelliklerine göre yapılması gerektiğini kabul etmekle birlikte, mahkûmiyet standardının değiştirilmesine izin vermemektedir. Mağdur anlatımının güvenilirliği, anlatımın aşamalardaki tutarlılığı, olay sonrası davranışlar, tanık anlatımları, iletişim kayıtları ve tıbbi deliller bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Ancak bu değerlendirme sonunda penetrasyon konusunda giderilemeyen makul bir şüphe bulunuyorsa, nitelikli suç sanık aleyhine kabul edilemez.

Öte yandan bu durum, sanığın sabit olan diğer cinsel davranışlarının cezasız bırakılmasını gerektirmez. Failin mağdurun bedenine yönelik cinsel davranışları mahkûmiyete yeter şekilde kanıtlanmışsa, organ sokma unsurunun ispatlanamaması hâlinde fiilin TCK 102/1 kapsamında değerlendirilmesi mümkündür. Böylece ceza sorumluluğu, varsayılan en ağır fiile göre değil, ispatlanabilen fiile göre belirlenmektedir.

Ceza Genel Kurulu ayrıca TCK 102/2’nin mağdur ve fail bakımından cinsiyete bağlı bir suç olmadığını vurgulayan kanuni sistematiği benimsemiştir. Fail ve mağdur kadın veya erkek olabileceği gibi aynı cinsiyetten de olabilir. İkinci fıkranın belirleyici unsuru tarafların cinsiyeti değil, mağdurun özgür iradesi dışında vücuduna organ veya sair cisim sokulmasıdır.

Kararın TCK 102/2 uygulaması bakımından ortaya koyduğu temel ilke, ağırlaştırılmış suç vasfının maddi olgular üzerinden kurulması gerektiğidir. Ceza muhakemesinde suçun işlendiğine ilişkin genel kanaat, nitelikli hâlin de işlendiğinin ispatı yerine geçmez. Her unsur ayrı ayrı değerlendirilerek mahkûmiyet standardını karşılamalıdır.

Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, organ veya sair cisim sokulması hususunda kesin ve inandırıcı delil bulunmayan hâllerde TCK 102/2’nin uygulanamayacağını; buna karşılık mağdurun vücut dokunulmazlığını ihlal eden diğer cinsel davranışların sabit olması durumunda TCK 102/1 kapsamında mahkûmiyet kurulabileceğini ortaya koymuştur.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 22.12.2022, E. 2022/314, K. 2022/828

TCK 102/2 – MAĞDURUN FAILİN ZORLAMASIYLA KENDİ CİNSEL ORGANINI FAILİN VÜCUDUNA SOKMASI, TCK 102/2 DEĞİL TCK 102/1 KAPSAMINDA CİNSEL SALDIRI SUÇUNU OLUŞTURUR

Somut olayda sanığın mağdur üzerinde cebir ve baskı kurarak mağdurun cinsel organını kendi anal bölgesine sokmasını sağladığı kabul edilmiştir. İlk derece mahkemesi, olayda bir penetrasyon gerçekleşmiş olmasından hareketle sanığın eylemini TCK 102/2 kapsamında vücuda organ sokulması suretiyle nitelikli cinsel saldırı olarak değerlendirmiş ve buna göre mahkûmiyet hükmü kurmuştur. Uyuşmazlık Yargıtay önüne geldiğinde ise TCK 102/2’deki “vücuda organ veya sair bir cisim sokulması” ibaresinin fail ve mağdur bakımından nasıl anlaşılması gerektiği tartışılmıştır.

Yargıtay 14. Ceza Dairesi, ikinci fıkranın lafzını ve cinsel saldırı suçunun sistematiğini birlikte değerlendirmiştir. Daireye göre TCK 102/2’de düzenlenen nitelikli hâl, failin mağdurun vücuduna organ veya sair bir cisim sokması şeklindeki davranışı kapsamaktadır. Kanunun ağırlaştırılmış yaptırıma bağladığı hareket, cinsel saldırının mağdurunun bedenine yönelik penetrasyondur. Dolayısıyla somut olayda herhangi bir penetrasyonun bulunması tek başına ikinci fıkranın uygulanması için yeterli değildir.

Bu nedenle mağdurun vücuduna fail tarafından organ veya cisim sokulması ile mağdurun failin vücuduna organ sokmaya zorlanması birbirinden ayrılmıştır. İlk durumda TCK 102/2’nin kanuni tanımındaki hareket doğrudan gerçekleşmektedir. İkinci durumda ise mağdur cinsel özgürlüğüne ve vücut dokunulmazlığına yönelik ağır bir saldırıya uğramasına rağmen, organın sokulduğu vücut mağdura değil faile aittir.

Daire özellikle ceza hukukundaki kanunilik ilkesi bakımından genişletici bir yorum yapılamayacağını esas almıştır. TCK 102/2’nin ağır ceza yaptırımı karşısında “vücuda organ sokulması” unsurunun fail aleyhine genişletilerek mağdurun failin vücuduna organ sokmaya zorlandığı hâlleri de kapsayacak biçimde yorumlanması mümkün değildir. Suçun nitelikli şeklinin maddi unsurları kanunun lafzına uygun biçimde belirlenmelidir.

Bununla birlikte sanığın eyleminin cezasız kalması söz konusu değildir. Mağdurun kendi cinsel organını sanığın anal bölgesine sokmaya zorlanması, mağdurun cinsel özgürlüğüne yönelik açık ve ağır bir müdahaledir. Sanığın cebir veya tehdit kullanarak mağduru böyle bir cinsel davranışı gerçekleştirmeye zorlaması, mağdurun vücut dokunulmazlığını ve cinsel özgürlüğünü ihlal etmektedir. Ancak kanuni düzenleme karşısında bu ihlal TCK 102/2 değil, TCK 102/1 kapsamında değerlendirilmelidir.

Karar bu bakımdan TCK 102/2’nin sınırlarının belirlenmesi açısından oldukça önemlidir. Nitelikli cinsel saldırının tespiti bakımından yalnızca “penetrasyon var mı?” sorusu sorulmamalıdır. Penetrasyonun kimin vücuduna gerçekleştirildiği de belirlenmelidir. Failin mağdurun vücuduna oral yoldan cinsel organını, anal veya vajinal yoldan organ ya da sair bir cismi sokması ikinci fıkra kapsamında iken; mağdurun failin vücuduna organ sokmaya zorlanması aynı kanuni tanıma girmemektedir.

Yargıtay sonuç olarak sanığın zorlamasıyla mağdurun cinsel organını anal yoldan sanığın vücuduna sokması şeklindeki eylemin TCK 102/2 kapsamında nitelikli cinsel saldırı olarak değerlendirilmesini hukuka aykırı bulmuştur. Sanığın hareketinin TCK 102/1 kapsamında cinsel saldırı suçunu oluşturması gerektiği, suç vasfının tayininde yanılgıya düşülerek ikinci fıkradan hüküm kurulamayacağı kabul edilmiştir.

Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 18.01.2016 tarihli karar

TCK 102/2 – PARMAĞIN VAJİNAYA SOKULDUĞU İDDİASINDA PENETRASYON HER TÜRLÜ ŞÜPHEDEN UZAK BİÇİMDE İSPATLANAMAMIŞSA NİTELİKLİ CİNSEL SALDIRIDAN MAHKÛMİYET KURULAMAZ

Somut olayda mağdure, bir arkadaşının nişanı nedeniyle şehir dışından geldiği sırada ortak arkadaşları vasıtasıyla sanıkla tanışmış ve olay gecesi sanığın evinde bulunmuştur. Mağdure burada alkol aldıktan sonra uyumuş; gece saatlerinde sanığın parmağını vajinasına sokması üzerine uyandığını, sanığa bağırarak evden ayrıldığını ileri sürmüştür. Sanık hakkında bu anlatım esas alınarak TCK 102/2 kapsamında nitelikli cinsel saldırı suçundan dava açılmıştır.

İlk derece mahkemesi mağdurenin anlatımını hükme esas almış ve sanığı TCK 102/2 uyarınca on iki yıl hapis cezasına mahkûm etmiştir. İstinaf başvurusunun esastan reddedilmesinin ardından hüküm Yargıtay 9. Ceza Dairesince de onanmıştır. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itiraz kanun yoluna başvurmuş ve uyuşmazlık Ceza Genel Kurulunun önüne gelmiştir.

Ceza Genel Kurulu, mağdurenin olay günü yapılan jinekolojik muayenesini ayrıntılı biçimde değerlendirmiştir. Muayenede hymenin anüler yapıda olduğu, belirli bölgelerde eski yırtıkların bulunduğu ancak genital bölgede ekimoz, abrazyon veya laserasyon gibi yeni cinsel saldırı ya da cebir bulgularının saptanmadığı belirlenmiştir. Mağdureden vajinal ve perianal sürüntü örnekleri de alınmış; ancak dosyanın bütünü penetrasyonu kesin biçimde ortaya koyan objektif bir sonuç vermemiştir.

Kurul burada mağdurenin cinsel nitelikte bir saldırıya maruz kalıp kalmadığı ile parmağın vajina içerisine sokulup sokulmadığını birbirinden ayırmıştır. TCK 102/2’nin uygulanabilmesi için yalnızca cinsel nitelikte fiziksel temasın ispatı yeterli değildir. İkinci fıkranın özel maddi unsuru olan organ veya sair cismin vücuda sokulması ayrıca sabit olmalıdır.

Nitekim TCK 102/1 ile 102/2 arasındaki yaptırım farkı son derece büyüktür. Bu nedenle penetrasyon olgusunun varsayımla kabul edilmesi mümkün değildir. Mağdurun bedenine cinsel amaçla dokunulduğunun sabit olması, temasın vajina içerisine kadar ilerlediğinin de kendiliğinden kabul edilmesine olanak vermez. Mahkeme her iki maddi olguyu ayrı ayrı değerlendirmelidir.

Ceza Genel Kurulu, ceza muhakemesinin temel ilkelerinden olan şüpheden sanık yararlanır ilkesinin suçun nitelikli hâlleri bakımından da aynen uygulanacağını vurgulamıştır. Sanığın bir suç işlediği konusunda kuşku bulunmaması, suçun daha ağır şeklini oluşturan maddi unsurun da gerçekleştiğinin kabul edilmesini sağlamaz. Nitelikli hâlin varlığı konusunda giderilemeyen şüphe bulunması durumunda sanık lehine olan suç vasfı esas alınmalıdır.

Bu yaklaşım, tıbbi bulgunun bulunmadığı her cinsel saldırı iddiasının reddedileceği anlamına da gelmemektedir. Ceza Genel Kurulunun değerlendirmesi somut dosyanın tüm delillerine ilişkindir. Cinsel suçlarda penetrasyon her zaman fiziksel iz bırakmayabileceğinden mağdur anlatımı ve diğer deliller önemini korur. Ancak somut olayda penetrasyonun gerçekleşip gerçekleşmediğine ilişkin giderilemeyen şüphe bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, sanığın mağdurenin vücuduna parmağını soktuğunun mahkûmiyete yeter kesinlikte ispatlanamadığını kabul etmiş; sabit görülen fiziksel cinsel davranışın TCK 102/1 kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşmıştır. Böylelikle TCK 102/2’nin uygulanabilmesi için penetrasyon unsurunun ayrıca ve her türlü makul şüpheden uzak biçimde ispatlanması gerektiği açıkça ortaya konulmuştur.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 22.12.2022, E. 2022/314, K. 2022/828

TCK 102/2 – CİNSEL ORGANIN MAĞDURUN VÜCUDUNA SOKULMASI SURETİYLE GERÇEKLEŞTİRİLEN NİTELİKLİ CİNSEL SALDIRIYA OLAYIN BAŞINDAN İTİBAREN FİİL ÜZERİNDE ORTAK HÂKİMİYET KURARAK KATILAN KİŞİ DE MÜŞTEREK FAIL OLARAK SORUMLUDUR

Somut olayda iki sanık gece saatlerinde mağdurenin çalıştığı bara gelmiş ve burada mağdureyle tanışmıştır. Birlikte eğlendikten sonra sabaha karşı bardan ayrılırken mağdureyi evine bırakacaklarını söyleyerek araca almışlardır. Araç sanıklardan birine ait olmakla birlikte diğer sanık tarafından kullanılmıştır. Bir süre ilerledikten sonra aracın kapıları kilitlenmiş ve mağdurenin evine gitmek istediğini belirtmesine rağmen araç tenha bir bölgeye götürülmüştür.

Araç ıssız bir yere park edildikten sonra sanıklardan biri mağdureye cinsel ilişki teklif etmiş, mağdurenin bunu kabul etmemesi üzerine onu darp etmiş ve zorla nitelikli cinsel saldırıda bulunmuştur. Diğer sanık ise olayın bütün aşamalarında araç içerisinde bulunmuştur. Mağdurenin eve götürülmesi yerine ıssız bölgeye götürüldüğünü, darp edildiğini ve cinsel saldırıya uğradığını görmesine rağmen saldırının gerçekleşmesini engellemeye yönelik etkili bir davranışta bulunmamıştır.

Nitelikli cinsel saldırıyı fiziksel olarak gerçekleştiren sanık saldırısını tamamladıktan sonra mağdureyi darp etmeye devam etmiştir. Bunun üzerine diğer sanık “yeter artık vurma, öldüreceksin, başımıza bela açacaksın” anlamına gelen sözlerle müdahale etmiştir. Ceza Genel Kurulu önündeki önemli uyuşmazlıklardan biri, cinsel penetrasyonu bizzat gerçekleştirmeyen bu sanığın TCK 102/2 kapsamında müşterek fail olarak sorumlu tutulup tutulamayacağı olmuştur.

Ceza Genel Kurulu, müşterek faillik bakımından suçun kanuni tanımındaki hareketin bütün failler tarafından bizzat gerçekleştirilmesinin zorunlu olmadığını belirtmiştir. TCK 37/1 kapsamında esas olan, birlikte suç işleme kararı ve fiilin icrası üzerinde ortak hâkimiyet bulunmasıdır. Her fail suçun icrasına fonksiyonel bir katkı sağlıyor ve bu katkı suçun gerçekleştirilmesi bakımından önem taşıyorsa müşterek faillik gündeme gelebilir.

Somut olayda diğer sanığın yalnızca tesadüfen olay yerinde bulunan pasif bir üçüncü kişi olmadığı kabul edilmiştir. Mağdurenin eve bırakılacağı söylenerek araca alınması, aracın kapılarının kilitlenmesi, mağdurenin iradesine rağmen tenha bölgeye götürülmesi ve saldırının gerçekleştirildiği bütün süreçte sanık olayın içerisindedir. Ayrıca kullanılan araç da kendisine aittir. Bu olgular birlikte değerlendirildiğinde olayın gelişimine ilişkin bilgi ve iradesinin bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Kurul, sanığın ancak nitelikli cinsel saldırı tamamlandıktan ve diğer sanık mağdureyi ağır biçimde darp etmeye devam ettikten sonra sözlü müdahalede bulunmasını da iştirak iradesini ortadan kaldıran bir davranış olarak görmemiştir. Müdahalenin içeriği, cinsel saldırının gerçekleştirilmesine karşı çıkmaktan ziyade daha ağır sonuçların ortaya çıkmasını ve olayın büyümesini önlemeye yöneliktir.

Bu nedenle penetrasyonu bizzat gerçekleştirmeyen sanığın da suçun icrası üzerinde fonksiyonel hâkimiyet kurduğu ve diğer sanıkla birlikte suç işleme kararı içerisinde hareket ettiği kabul edilmiştir. TCK 102/2’deki maddi hareketin yalnızca bir sanık tarafından fiziksel olarak gerçekleştirilmiş olması, iştirak hükümleri çerçevesinde diğer sanığın müşterek fail sıfatıyla sorumluluğuna engel değildir.

Kararın TCK 102/2 bakımından önemi, nitelikli cinsel saldırıda müşterek faillik ile yardım etme arasındaki sınırı göstermesidir. Failin yalnızca saldırı sırasında orada bulunması elbette tek başına müşterek faillik için yeterli değildir. Ancak olay öncesindeki ve icra sırasındaki davranışları birlikte suç işleme kararını ve fiil üzerinde ortak hâkimiyeti gösteriyorsa, penetrasyon hareketini bizzat gerçekleştirmeyen kişi de TCK 37/1 kapsamında fail olarak sorumlu tutulabilir.

Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, mağdurenin hileyle araca alınmasından nitelikli cinsel saldırının tamamlanmasına kadar olan sürecin bütününde yer alan ve fiil üzerinde ortak hâkimiyet kuran diğer sanığın da TCK 102/2 kapsamında müşterek fail olarak sorumlu olduğunu kabul etmiştir. Buna bağlı olarak suçun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesine ilişkin nitelikli hâlin uygulanmasının da koşullarının oluştuğu sonucuna ulaşılmıştır.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 21.11.2017, E. 2017/937, K. 2017/484

TCK 102/2 – EŞE KARŞI ORGAN VEYA SAİR CİSİM SOKULMASI SURETİYLE CİNSEL SALDIRI ŞİKÂYETE BAĞLI OLUP, ŞİKÂYET YOKLUĞUNDA EYLEM KÖTÜ MUAMELE SUÇUNA DÖNÜŞTÜRÜLEREK CEZALANDIRILAMAZ

Somut olayda sanığın resmî nikâhlı eşine yönelik birden fazla şiddet eyleminin yanında, eşinin iradesi dışında zorla cinsel ilişkiye girdiği de kabul edilmiştir. Yargılama konusu fiiller arasında tehdit, kasten yaralama ve aile bireyine kötü muamele niteliğinde başka davranışlar da bulunmaktadır. İlk derece mahkemesi, zorla cinsel ilişki eylemini bağımsız bir cinsel saldırı olarak değerlendirmek yerine aile bireyine karşı kötü muamele kapsamında kabul ederek TCK 232/1 uyarınca mahkûmiyet hükmü kurmuştur.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi, bu hukuki nitelendirmenin TCK 102/2’nin açık düzenlemesi karşısında mümkün olmadığını belirtmiştir. Evlilik ilişkisi eşlerden herhangi birine diğer eşin cinsel dokunulmazlığı üzerinde sınırsız tasarruf yetkisi vermemektedir. Eşlerden birinin diğer eşin rızası dışında organ veya sair cisim sokmak suretiyle gerçekleştirdiği cinsel davranış, diğer şartları da mevcutsa TCK 102/2 kapsamındaki cinsel saldırı suçunu oluşturur.

Kanun koyucu eşler arasındaki bu özel durumu ikinci fıkranın ikinci cümlesinde açıkça düzenlemiştir. Buna göre organ veya sair cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilen cinsel saldırının eşe karşı işlenmesi hâlinde soruşturma ve kovuşturma mağdur eşin şikâyetine bağlıdır. Dolayısıyla fiil suç olmaktan çıkarılmamış; yalnızca kovuşturulabilmesi bakımından özel bir muhakeme şartı getirilmiştir.

Somut olayda mağdur eşin şikâyetinden vazgeçtiği anlaşılmıştır. Bu durumda yapılması gereken, sanığın eylemini başka bir suç tipine dönüştürmek değildir. Şikâyetten vazgeçilmesi cinsel saldırı olarak gerçekleşen fiilin maddi niteliğini değiştirmez. Eylem yine eşe karşı TCK 102/2 kapsamındaki nitelikli cinsel saldırıdır; ancak kanunun aradığı takip şartı ortadan kalkmıştır.

Yargıtay bu nedenle yerel mahkemenin TCK 232/1’e başvurmasını suç vasfında yanılgı olarak değerlendirmiştir. Özel bir suç tipi kapsamında kalan davranışın, bu suçun şikâyet şartının gerçekleşmemesi nedeniyle genel nitelikteki başka bir hüküm üzerinden cezalandırılması mümkün değildir. Böyle bir yaklaşım kanun koyucunun açıkça şikâyete bağladığı fiilin dolaylı olarak resen kovuşturulması sonucunu doğuracaktır.

Karar ayrıca suçun oluşumu ile muhakeme şartının birbirinden ayrılması gerektiğini göstermektedir. Mağdurun şikâyeti suçun maddi unsuru değildir. Eşin rızası dışında penetrasyon gerçekleştiği anda suçun maddi ve manevi unsurları oluşabilir. Şikâyet ise bu suç hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılabilmesinin şartıdır. Bu nedenle şikâyetten vazgeçme fiili geçmişe dönük olarak hukuka uygun hâle getirmez; yalnızca davanın devamına engel olur.

Sonuç olarak Daire, resmî nikâhlı eşle zorla cinsel ilişkiye girilmesi şeklindeki eylemin TCK 102/2 kapsamında eşe karşı cinsel saldırı suçunu oluşturduğunu, ancak mağdur eşin şikâyetinden vazgeçmesi karşısında düşme kararı verilmesi gerektiğini kabul etmiştir. Eylemin TCK 232/1 kapsamında kötü muamele olarak nitelendirilip mahkûmiyet hükmü kurulması hukuka aykırı bulunmuştur.

Künye: Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 21.01.2020, E. 2015/27514, K. 2020/1406

TCK 102/2 Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu

TCK 102/2 Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu
Somut Durum Yargıtay Nitelendirmesi Gerekçenin Özü
Fiilin organ veya cisim sokulması boyutuna ulaşması TCK 102/2 Nitelikli hal, temel şekli dışlayarak uygulanır
Fiilin bu boyuta ulaşamadan kesilmesi 102/2 hükmüne teşebbüs veya 102/1 Kastın yöneldiği boyut delillerle belirlenir
Eşe karşı işlenme ve şikayet bulunmaması Soruşturma yapılamaz Eşe karşı nitelikli saldırı şikayete tabidir
Mağdur beyanının çelişkili kalması ve dış doğrulamanın yokluğu Şüpheden sanık yararlanır Soyut beyan tek başına mahkumiyete yetmez
Fiil sırasında direncin cebirle kırılması 102/2 ve koşullarına göre ek nitelendirme Cebir bu suçun unsuru olmakla birlikte ağır neticeler ayrıca değerlendirilir

Serinin diğer yazıları için TCK 102/3-c hısımlığa karşı cinsel saldırı, TCK 102/4 cebir ve şiddetin ağır neticeleri ile tutukluluk süreci için tutuklama kararına itiraz rehberimizi inceleyebilirsiniz.

Hukuki araçlarımızla süreçlerinizi kendiniz de takip edebilirsiniz:

Sık Sorulan Sorular

TCK 102/2 nedir?

TCK 102/2, cinsel saldırının vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesini düzenleyen nitelikli haldir; cezası on iki yıldan az olmamak üzere hapistir.

Tecavüz suçunun cezası kaç yıl?

Halk arasında tecavüz olarak bilinen nitelikli cinsel saldırının cezası 12 yıldan 20 yıla kadar hapistir; fiil silahla, birden fazla kişiyle veya 102/3 bentlerindeki diğer koşullarla işlenmişse alt sınır 18 yıla çıkar.

TCK 102/2 şikayete tabi mi?

Kural olarak hayır; soruşturma kendiliğinden yürütülür ve şikayetten vazgeçme sonuç doğurmaz. Tek istisna suçun eşe karşı işlenmesidir: Bu halde soruşturma mağdur eşin şikayetine bağlıdır.

Eşe karşı cinsel saldırı suç mu?

Evet. Evlilik birliği cinsel özgürlüğü ortadan kaldırmaz; eşe karşı organ veya cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilen fiil TCK 102/2 kapsamında suçtur, ancak takibi mağdur eşin şikayetine bağlıdır.

Nitelikli cinsel saldırıda tutuklama olur mu?

Suç CMK 100/3 katalogunda yer aldığından tutuklama nedeni var sayılabilir ve uygulamada tutuklama sık görülür; tutukluluğun devamı kararlarına karşı itiraz yolu açıktır.

Teşebbüs halinde ceza nasıl belirlenir?

Fail nitelikli boyuta yönelmiş ancak fiili tamamlayamamışsa teşebbüs hükümleri uygulanır ve ceza dörtte birinden dörtte üçüne kadar indirilir; kastın hangi boyuta yöneldiği delillerle belirlenir.

TCK 102/2 davasında avukat desteği neden önemli?

Alt sınırı on iki yıl olan bir suçta nitelendirme, teşebbüs ve beyan denetimi tartışmalarının her biri on yılı aşan sonuç farkları üretir. Avukatlık hizmetleri TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ücretlidir.

Av. Çağrı Ayboğa Kimdir?

Av. Çağrı Ayboğa, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur ve yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Ankara Barosuna kayıtlı olarak (Sicil No: 34507) Ayboğa + Partners Avukatlık Bürosunun kurucu avukatı sıfatıyla ağırlıklı olarak ceza hukuku alanında çalışmakta; cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda hem müdafilik hem mağdur vekilliği görevi yürütmektedir. Bu yazı, TCK 102/2 nitelikli cinsel saldırı konusundaki güncel Yargıtay içtihatları taranarak hazırlanmıştır ve bilgilendirme amaçlıdır; somut olaya özgü hukuki danışmanlık yerine geçmez.

TCK 102/2 Nitelikli Cinsel Saldırı Dosyasında Ankara Ceza Avukatı Desteği

Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda nitelendirme, beyan delilinin denetimi ve usul güvencelerinin takibi sonucu kökten değiştirir. TCK 102 cinsel saldırı suçu rehberimizi inceleyebilir, dosyanız için Ankara ceza avukatı desteği alabilirsiniz.

Ankara Avukat

Avukat Çağrı Ayboğa

Avukat Çağrı Ayboğa, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olup yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Ayboğa + Partners Avukatlık Bürosu’nun kurucu avukatlarındandır. Ankara Barosu’na kayıtlı olarak dinamik ve tecrübeli ekibiyle avukatlık mesleğini icra etmektedir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Ara