Ceza Hukuku
Trend

TCK 102/1 Basit Cinsel Saldırı ve Sarkıntılık Suçu Cezası

Güncelleme Tarihi: 21 Ağustos 2026 | Av. Çağrı Ayboğa

TCK 102/1 nedir? TCK 102/1, cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlal etmeyi düzenleyen basit cinsel saldırı suçudur; cezası mağdurun şikayeti üzerine beş yıldan on yıla kadar hapistir. Cinsel davranış ani ve kesintili kalmışsa sarkıntılık söz konusudur ve ceza iki yıldan beş yıla kadar hapistir. Suç, vücuda organ veya cisim sokulması boyutuna ulaşmışsa şikayete bakılmaksızın TCK 102/2 uygulanır. Temas içermeyen sözlü ve dijital fiiller ise cinsel taciz kapsamındadır.

Cinsel dokunulmazlık, ceza hukukunun en sıkı koruduğu değerlerdendir; ihlalin en yaygın biçimi de vücut dokunulmazlığına yönelen temaslardır. TCK 102 cinsel saldırı suçu sisteminin giriş kapısı olan TCK 102/1, bu fiilleri iki basamakta cezalandırır: süreklilik kazanan cinsel davranışlar basit cinsel saldırı, ani ve kesintili kalanlar sarkıntılıktır.

Bu yazıda iki basamak arasındaki içtihadi çizgiyi, şikayet rejimini ve aralarında Ceza Genel Kurulu kararlarının da bulunduğu yirmi bir emsal Yargıtay kararını birebir metinleriyle inceliyoruz. Çocuk mağdurlara karşı fiiller ayrı bir suç oluşturur ve TCK 103 çocukların cinsel istismarı suçu rehberimizde incelenmiştir.

TCK 102/1 Nedir?

TCK 102/1, yetişkin bir kimsenin vücut dokunulmazlığının cinsel davranışlarla ihlalini cezalandırır. Suçun oluşumu için iki unsur birlikte aranır: mağdurun vücuduna yönelen fiziksel bir temas ve failin cinsel amaçla hareket etmesi. Temas şartı, hükmü temas içermeyen cinsel tacizden; fiilin vücuda organ veya cisim sokulması boyutuna ulaşmaması, nitelikli halden ayırır. Mağdurun iradesine aykırılık esastır; geçerli rızanın bulunduğu davranışlar suç oluşturmaz, ancak rızanın varlığı ve sınırları her olayda titizlikle denetlenir.

TCK 102 Kanun Metni

5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 102. maddesinin yürürlükteki tam metni aşağıdadır; bu yazının konusu işaretlenmiştir. Resmi metin için mevzuat.gov.tr üzerindeki 5237 sayılı Kanuna bakabilirsiniz.

Cinsel saldırı

Madde 102 – (1) (Değişik: 18/6/2014-6545/58 md.) Cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlâl eden kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel davranışın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on iki yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Bu fiilin eşe karşı işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturmanın yapılması mağdurun şikâyetine bağlıdır.

(3) Suçun;

a) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,

b) Kamu görevinin, vesayet veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,

c) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş, evlat edinen veya evlatlık tarafından,

d) Silahla veya birden fazla kişi tarafından birlikte,

e) İnsanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,

işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilen cezalar yarı oranında artırılır.

(4) Cinsel saldırı için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.

(5) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.

Sarkıntılık Ayrımı Nasıl Yapılır?

2014 yılında 6545 sayılı Kanunla getirilen sarkıntılık basamağı, uygulamanın en tartışmalı sınırıdır. Yargıtay ölçütü hareketin seyrine bakar: Ani, kesintili ve süreklilik arz etmeyen dokunuşlar sarkıntılık düzeyinde kalırken; devam eden, yoğunlaşan veya mağdurun direncine rağmen sürdürülen davranışlar basit cinsel saldırıyı oluşturur. Aşağıda birebir verdiğimiz kararlarda bu çizginin somut olaylara nasıl uygulandığı görülmektedir. Sınırın önemi büyüktür: Nitelendirme yalnızca ceza aralığını değil, fiilin ağırlığına bağlı bütün kurumları etkiler.

TCK 102/1 Cezası Ne Kadar?

  • Basit cinsel saldırı: Beş yıldan on yıla kadar hapis; alt sınırdan uzaklaşmada fiilin işleniş biçimi ve mağdur üzerindeki etkisi gözetilir.
  • Sarkıntılık: İki yıldan beş yıla kadar hapis; iki yıl düzeyinde kalan sonuç cezalarda seçenek kurumlar tartışılabilir.
  • Nitelikli hallerle birleşme: Fiil 102/3 bentlerindeki koşullarla işlenmişse ceza yarı oranında artırılır; bu halde sarkıntılıkta dahi aralık üç yıldan başlar.
  • Ağırlaşmış boyut: Fiil organ veya cisim sokulması boyutuna ulaşmışsa TCK 102/2 nitelikli cinsel saldırı hükmü uygulanır ve alt sınır on iki yıla çıkar.

Şikayet, Tutuklama ve Yargılama

  • Şikayet: TCK 102/1 şikayete tabidir; şikayet süresi fiilin ve failin öğrenilmesinden itibaren altı aydır ve hüküm kesinleşinceye kadar şikayetten vazgeçme davayı düşürür.
  • Uzlaştırma: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda uzlaştırma yolu kapalıdır; taraflar anlaşsa dahi dosya kamu adına yürütülür.
  • Tutuklama: Suçun temel şekli CMK 100/3 katalogunda yer almaz; tutuklama genel koşullara tabidir. Fiil 102/2 boyutuna ulaştığında katalog devreye girer.
  • Görevli mahkeme: Görevli mahkeme asliye ceza mahkemesidir.
  • İspat rejimi: Bu suçlar çoğu zaman tanıksız ortamlarda işlendiğinden mağdur beyanı merkezi delildir; ancak beyanın mahkumiyete yeterliliği, iç tutarlılık ve dış doğrulama ölçütleriyle denetlenir. Ayrıntılar için cinsel suçlarda ispat ve mağdur beyanı delili rehberimize bakabilirsiniz.
  • İnfaz rejimi: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda koşullu salıverilme oranı süreli hapiste dörtte üçtür; infaz hesabı için infaz hesaplama aracımızı kullanabilirsiniz.

Avukata Sor: TCK 102/1 Dosyanızı Birlikte Değerlendirelim

Aynı olayın sarkıntılık, basit cinsel saldırı veya cinsel taciz olarak nitelendirilmesi arasında yıllarla ölçülen fark vardır; nitelendirme hareketin süreklilik analiziyle yapılır. Sorularınız için bize ulaşabilirsiniz.

Avukata Sor

Danışmanlık Ücretlidir: Hukuki danışmanlık hizmetlerimiz, 2025-2026 TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAUT) uyarınca ücrete tabidir.

TCK 102/1 Yargıtay Kararları

Aşağıdaki yirmi bir emsal karar, bu hükmün uygulamadaki sınırlarını çizen kararlardır ve özet metinleri birebir aktarılmıştır.

TCK 102/1 – MAĞDURUN BACAKLARININ, KALÇASININ VE CİNSEL ORGANININ OKŞANMASI, VÜCUT DOKUNULMAZLIĞINI İHLAL EDEN CİNSEL DAVRANIŞ NİTELİĞİNDE OLUP BASİT CİNSEL SALDIRI KAPSAMINDA DEĞERLENDİRİLMELİDİR

Somut olayda sanık ile mağdur aynı askerî koğuşta bulunmaktadır. Mağdurun anlatımına göre olay gece saatlerinde, koğuşta yatıldığı sırada meydana gelmiştir. Sanık, mağdurun bulunduğu yatağa doğru yönelerek battaniyenin altından mağdurun bacaklarını ve kalçasını okşamış, ardından temasını mağdurun cinsel organına yöneltmiştir. Böylelikle isnat edilen hareket yalnızca mağdura yönelik söz, bakış veya cinsel içerikli bir davranıştan ibaret kalmamış; mağdurun vücuduna doğrudan fiziksel temas kurulması suretiyle gerçekleştirilmiştir. Yargılama sırasında eylemin hukuki niteliğinin ve buna bağlı olarak görevli mahkemenin belirlenmesi uyuşmazlık konusu olmuştur.

Yargıtay 5. Ceza Dairesi, isnat edilen hareketlerin hukuki niteliğinin belirlenmesinde temasın yöneldiği vücut bölgelerini ve davranışın bütününü birlikte değerlendirmiştir. Cinsel saldırı suçunun temel şekli bakımından organ veya sair cismin vücuda sokulması gerekli değildir. TCK 102/1 açısından belirleyici olan, cinsel nitelikteki davranışla mağdurun vücut dokunulmazlığının ihlal edilmesidir. Bu nedenle mağdurun bacaklarının ve kalçasının okşanmasıyla başlayıp cinsel organına yönelik fiziksel temasa kadar devam eden hareketlerin, salt cinsel taciz veya sözlü rahatsız etme niteliğinde kabul edilmesi mümkün değildir.

Özellikle mağdurun cinsel organına yönelik temas, eylemin cinsel niteliğinin değerlendirilmesi bakımından önem taşımaktadır. Bununla birlikte TCK 102/1’in uygulanabilmesi için temasın mutlaka cinsel organa yönelmesi de şart değildir. Somut olayın özellikleri içerisinde kalça ve bacakların okşanması gibi hareketler de davranışın gerçekleştirilme şekli, zamanı, ortamı ve diğer hareketlerle olan bağlantısı dikkate alınarak cinsel davranış niteliği taşıyabilir. Burada hareketlerin bir bütün olarak değerlendirilmesi sonucunda sanığın mağdurun cinsel dokunulmazlığına yönelik fiziksel müdahalede bulunduğu iddiasının söz konusu olduğu görülmektedir.

Daire bu noktada TCK 102 kapsamında korunan hukuki değerin yalnızca belirli vücut bölgelerinin fiziksel bütünlüğü olmadığını; kişinin kendi bedeni ve cinsel dokunulmazlığı üzerinde serbestçe karar verebilmesinin de koruma altında bulunduğunu esas alan bir değerlendirme yapmıştır. Mağdurun iradesi dışında gerçekleştirilen ve doğrudan vücuduna yönelen cinsel nitelikteki temas, vücut dokunulmazlığını ihlal ettiğinden TCK 102 kapsamında değerlendirilmelidir. Dolayısıyla olayın yalnızca temasın kısa sürmesi veya tam bir cinsel birleşmenin bulunmaması üzerinden değerlendirilmesi doğru değildir.

Uyuşmazlığın diğer önemli yönünü görev meselesi oluşturmuştur. Sanığa isnat edilen eylemin hukuki niteliği TCK 102 kapsamında basit cinsel saldırı olarak değerlendirilebilecek nitelikte olduğundan, suç vasfının tayini ve delillerin bu suç yönünden değerlendirilmesi görevli üst dereceli mahkeme tarafından yapılmalıdır. Yargıtay bu nedenle alt dereceli mahkemenin doğrudan esasa girerek hüküm kurmasını isabetli görmemiş; eylemin niteliği gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerektiğine işaret etmiştir.

Sonuç olarak karar, TCK 102/1 uygulamasında bedensel temas ölçütünün önemini ortaya koymaktadır. Cinsel amaç ve nitelik taşıyan davranış mağdurun vücuduna temas etmek suretiyle gerçekleştirilmişse, olayın koşullarına göre basit cinsel saldırı hükümleri gündeme gelir. Özellikle kalça, bacak ve cinsel organın okşanması biçimindeki birbirini tamamlayan hareketlerin mağdurun vücut dokunulmazlığını ihlal ettiği gözetilerek hukuki nitelendirme yapılması gerekir.

Künye: Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 15.03.2007, E. 2005/2134, K. 2007/1979

TCK 102/1 – MAĞDURUN KALÇASINA CİNSEL NİTELİKTE DOKUNULMASI, FİZİKSEL TEMAS NEDENİYLE CİNSEL TACİZ DEĞİL BASİT CİNSEL SALDIRI KAPSAMINDA DEĞERLENDİRİLMELİDİR

Somut olayda sanığa isnat edilen eylem, müştekinin kalçasına dokunması şeklinde gerçekleşmiştir. Yargılama makamları önünde esas tartışma, bu hareketin cinsel taciz olarak mı yoksa mağdurun vücut dokunulmazlığını ihlal eden cinsel saldırı olarak mı nitelendirileceği üzerinde yoğunlaşmıştır. İlk derece yargılamasında isnat edilen fiil bakımından hüküm kurulmuş, kararın temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay 5. Ceza Dairesinin incelemesine gelmiştir. Daire, eylemin hukuki niteliğini belirlerken özellikle sanığın mağdurun vücuduyla doğrudan fiziksel temas kurmuş olmasını dikkate almıştır.

5237 sayılı TCK’nın cinsel dokunulmazlığa karşı suçlara ilişkin sisteminde cinsel saldırı ile cinsel taciz arasındaki temel ayrım noktalarından biri mağdurun vücut dokunulmazlığının ihlal edilip edilmediğidir. Cinsel taciz, cinsel amaç taşımasına rağmen mağdurun vücuduna fiziksel temas içermeyen davranışlarla gerçekleştirilebilir. Buna karşılık cinsel davranış mağdurun bedenine yönelmiş ve doğrudan fiziksel temas yoluyla vücut dokunulmazlığı ihlal edilmişse TCK 102 hükümlerinin uygulanması gerekir. Bu nedenle aynı cinsel amaç altında gerçekleştirilen iki davranıştan fiziksel temas içeren hareket ile içermeyen hareket farklı suç tiplerine vücut verebilir.

Yargıtay bu ayrımı somut olaya uyguladığında, mağdurun kalçasına dokunulmasını fiziksel temas içeren bir davranış olarak değerlendirmiştir. Kalçanın mağdurun bedeninin bir parçası olması karşısında, bu bölgeye cinsel nitelikte dokunulması mağdurun vücut dokunulmazlığına doğrudan müdahale teşkil etmektedir. Burada TCK 102/1’in uygulanması bakımından failin mağdurla cinsel birleşmeye teşebbüs etmesi veya mağdurun vücuduna organ yahut sair cisim sokması aranmaz. Bu sonuncu davranışlar TCK 102/2 kapsamında farklı bir hukuki değerlendirmeye tabi tutulurken, mağdurun bedenine cinsel nitelikte temas edilmesi temel suç tipinin oluşması bakımından yeterli olabilmektedir.

Kararda ortaya çıkan önemli ilke, temasın süresinin tek başına suç vasfını belirlememesidir. Mağdurun kalçasına yönelik cinsel nitelikte bir temasın bulunması durumunda, yalnızca hareketin kısa sürmesinden hareket edilerek olayın temas içermeyen cinsel taciz suçuna dönüştürülmesi mümkün değildir. Temasın ani veya kısa olması, koşulları mevcutsa eylemin sarkıntılık düzeyinde kalıp kalmadığı yönünden ayrıca önem taşıyabilir; ancak fiziksel temasın varlığı, TCK 102 ile TCK 105 arasındaki temel ayrım bakımından belirleyici özelliktedir.

Daire ayrıca suçun doğru nitelendirilmesinin yalnızca uygulanacak ceza normu açısından değil, görevli mahkemenin belirlenmesi açısından da önem taşıdığına dikkat çekmiştir. Sanığa isnat edilen “müştekinin kalçasına dokunma” eyleminin bedensel temas içermesi nedeniyle TCK 102/1 kapsamında değerlendirilmesi gerektiğinde, suç için öngörülen yaptırım itibarıyla yargılamanın görevli mahkemede yapılması zorunludur. Bu nedenle görevsiz mahkemenin suçun esasına ilişkin değerlendirme yaparak hüküm kurması usulen de hukuka uygun değildir.

Sonuç olarak Yargıtay, mağdurun kalçasına cinsel nitelikte dokunma şeklindeki eylemin mağdurun vücut dokunulmazlığına doğrudan müdahale oluşturduğunu kabul etmiş; bedensel temasın varlığı nedeniyle fiilin cinsel taciz kapsamında değerlendirilmesine imkân bulunmadığını ortaya koymuştur. Karar, özellikle TCK 102/1 ile TCK 105 arasındaki sınırın belirlenmesi bakımından önem taşımakta; cinsel davranış + mağdurun bedenine fiziksel temas + vücut dokunulmazlığının ihlali unsurlarının birlikte bulunması hâlinde TCK 102 kapsamında değerlendirme yapılması gerektiğini göstermektedir.

Künye: Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 25.11.2008, E. 2008/12448, K. 2008/10222

TCK 102/1 – MAĞDURENİN BELİNDEN TUTULARAK SARILMASI VE KARŞI KOYMASI ÜZERİNE EYLEME SON VERİLMESİ, VÜCUT DOKUNULMAZLIĞINI İHLAL EDEN CİNSEL SALDIRI NİTELİĞİNDEDİR

Somut olayda sanık, olay günü evlerine gelen mağdureye fiziksel olarak yaklaşmış ve mağdurenin belinden tutarak kendisine doğru çekip sarılmıştır. Mağdure sanığın bu davranışına rıza göstermemiş, fiziksel olarak karşı koymuş ve sanığa tekme atmıştır. Bunun üzerine sanık mağdureyi bırakmış ve eylemine devam etmemiştir. İlk derece mahkemesindeki değerlendirmede sanığın hareketinin hangi cinsel dokunulmazlığa karşı suçu oluşturduğu tartışılmış; özellikle eylemin cinsel taciz kapsamında mı yoksa mağdurun vücut dokunulmazlığının ihlali nedeniyle cinsel saldırı kapsamında mı değerlendirilmesi gerektiği uyuşmazlığın merkezinde yer almıştır.

Yargıtay 5. Ceza Dairesi, eylemin hukuki niteliğini belirlerken öncelikle sanığın mağdureyle doğrudan bedensel temas kurmuş olmasını dikkate almıştır. TCK 105’te düzenlenen cinsel taciz ile TCK 102’de düzenlenen cinsel saldırı arasındaki önemli ayrım noktalarından biri budur. Cinsel nitelikteki davranış mağdurun bedenine temas edilmeksizin gerçekleştirilmişse cinsel taciz gündeme gelebilir. Buna karşılık cinsel davranış mağdurun bedenine doğrudan yönelmiş ve fiziksel temasla vücut dokunulmazlığı ihlal edilmişse, fiilin TCK 102 kapsamında değerlendirilmesi gerekir.

Somut olayda sanığın davranışı yalnızca mağdureye cinsel içerikli söz söylemek, işaret yapmak veya temas içermeyen başka bir davranışta bulunmaktan ibaret değildir. Sanık mağdurenin belinden bizzat tutmuş ve sarılmıştır. Dolayısıyla mağdurenin vücuduna doğrudan doğruya temas edilmiştir. Bu fiziksel temasın olayın oluş biçimi ve tarafların davranışlarıyla birlikte değerlendirilmesi sonucunda Yargıtay, eylemin mağdurun vücut dokunulmazlığını ihlal eden cinsel davranış niteliğinde olduğunu kabul etmiştir.

Mağdurenin sanığa karşı koyarak tekme atması ve sanığın bunun üzerine eylemini sonlandırması da fiilin hukuki niteliğinin değerlendirilmesinde önemlidir. Mağdurenin davranışı, sanığın temasına rıza göstermediğini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte mağdurenin kısa sürede karşı koymayı başarmış olması, daha önce gerçekleşmiş fiziksel temasın hukuki varlığını ortadan kaldırmaz. Sanık mağdurenin belinden tutup sarılmak suretiyle onun vücut dokunulmazlığına yönelik cinsel nitelikteki müdahaleyi gerçekleştirmiştir.

Yargıtay ayrıca eylemin kısa süre içerisinde sona ermesinin onu kendiliğinden cinsel taciz hâline getirmediğini ortaya koymuştur. Suç vasfının belirlenmesinde yalnızca davranışın süresi değil, davranışın niteliği ve fiziksel temas içerip içermediği değerlendirilmelidir. Mağdurun vücuduna yönelmiş cinsel nitelikte fiziksel bir müdahale varsa, eylemin kısa sürmesi veya mağdurun karşı koyması nedeniyle sona ermesi, fiziksel temas gerçeğini ortadan kaldırmamaktadır.

Kararın bir diğer önemli yönü görev meselesine ilişkindir. Sanığın fiilinin TCK 105/1 kapsamında cinsel taciz olarak kabul edilmesiyle TCK 102/1 kapsamında cinsel saldırı olarak değerlendirilmesi arasında görevli mahkeme bakımından da farklılık bulunmaktadır. Yargıtay, sanığın eyleminin TCK 102/1 kapsamında değerlendirilmesi gerektiğinden, yargılama yaparak lehe kanunu belirleme görevinin üst dereceli Asliye Ceza Mahkemesine ait olduğunu belirtmiştir.

Sonuç olarak Daire, mağdurenin belinden tutulup sarılması şeklindeki davranışın bedensel temas içermesi ve cinsel nitelikte bulunması nedeniyle mağdurun vücut dokunulmazlığını ihlal eden cinsel saldırı olarak değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir. Eylemin cinsel taciz kapsamında görülerek buna göre uygulama yapılması hukuka aykırı bulunmuş ve hüküm bozulmuştur.

Künye: Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 16.02.2006, E. 2006/306, K. 2006/901

TCK 102/1 – RESMÎ NİKÂHLA EVLİ EŞİN RIZASI DIŞINDA KENDİSİNE DOĞRU ÇEKİLEREK SARILIP ÖPÜLMESİ, OLAY TARİHİNDEKİ KANUNİ DÜZENLEME KARŞISINDA TCK 102/1 KAPSAMINDA BASİT CİNSEL SALDIRI SUÇUNU OLUŞTURMAZ

Somut olayda sanık ile mağdure olay tarihinde resmî nikâhla evlidir. Sanığın, eşinin rızası bulunmamasına rağmen mağdureyi kendisine doğru çektiği, ona sarıldığı ve öptüğü kabul edilmiştir. İlk derece mahkemesi bu hareketleri mağdurenin cinsel dokunulmazlığına yönelik kabul ederek sanığı TCK 102/1 kapsamında basit cinsel saldırı suçundan mahkûm etmiştir. Hükmün temyiz edilmesi üzerine uyuşmazlık Yargıtay 14. Ceza Dairesinin önüne gelmiştir.

Dairenin çözmesi gereken temel hukuki mesele, TCK 102/1’de düzenlenen cinsel saldırının temel şeklinin eşe karşı işlenmesinin suçun faili ve mağduru bakımından kanuni tipe dahil olup olmadığıdır. Burada mağdurenin davranışlara rıza göstermediği kabul edilmesine rağmen, Yargıtay tartışmayı yalnızca rızanın bulunup bulunmadığı üzerinden yürütmemiştir. Asıl mesele, kanun koyucunun TCK 102’nin sistematiğinde eşler arasındaki cinsel davranışları hangi kapsamda suç olarak düzenlediğinin belirlenmesi olmuştur.

Yargıtay, TCK 102/2’nin ikinci cümlesindeki özel düzenlemeye dikkat çekmiştir. Kanun koyucu, organ veya sair cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilen nitelikli cinsel saldırının eşe karşı işlenebileceğini açıkça düzenlemiş ve bu durumda soruşturma ve kovuşturmayı mağdur eşin şikâyetine bağlamıştır. Buna karşılık TCK 102/1’de düzenlenen temel cinsel saldırı şekli bakımından eşe ilişkin benzer bir hükme yer verilmemiştir.

Daire bu sistematik farklılığı bilinçli bir kanun koyucu tercihi olarak değerlendirmiştir. Ceza hukukunda kanunilik ilkesi gereğince, kanunda suç olarak açıkça tanımlanmayan bir davranışın yorum yoluyla suç kapsamına alınması mümkün değildir. Özellikle ceza normlarının kapsamının fail aleyhine genişletilmesi sonucunu doğuracak kıyas veya genişletici yorum yapılamaz. Bu nedenle TCK 102/2’de eş bakımından açıkça düzenleme yapılmış olmasına karşılık TCK 102/1’de böyle bir düzenleme bulunmamasının hukuki sonucu gözetilmelidir.

Bu çerçevede Yargıtay, sanığın eşini rızası dışında kendisine doğru çekmesi, sarılması ve öpmesi şeklindeki davranışının cinsel nitelikte bulunmasının tek başına TCK 102/1’den mahkûmiyet için yeterli olmadığı sonucuna ulaşmıştır. Mağdurenin rızasının bulunmadığı kabul edilse dahi, olay tarihinde resmî evlilik ilişkisi devam eden eşler arasında gerçekleştirilen bu nitelikteki eylemin TCK 102/1 kapsamında suç olarak düzenlenmediği kabul edilmiştir.

Kararın önemli taraflarından biri de rıza ile suçun kanuni unsurlarının birbirinden ayrılmasıdır. Bir davranışın mağdurun rızasına aykırı olması, tek başına belirli bir ceza normundan mahkûmiyet için yeterli değildir. Öncelikle söz konusu davranışın fail, mağdur, hareket ve diğer unsurları itibarıyla kanunda tanımlanan suç tipine uygun olması gerekir. Yargıtay burada mağdurenin rızasının bulunmadığını reddetmemiş; buna rağmen TCK 102/1’in eşler arasındaki bu eylemi kapsamadığı sonucuna varmıştır.

Sonuç olarak Daire, olay tarihinde mağdureyle resmî olarak evli bulunan sanığın eşinin rızasına aykırı şekilde onu kendisine çekip sarılması ve öpmesi şeklindeki eylem nedeniyle TCK 102/1’den mahkûmiyet kurulmasını kanuna aykırı bulmuştur. İlk derece mahkemesi hükmü bu nedenle bozulmuştur. Karar, özellikle TCK 102/1 ile 102/2 arasındaki sistematik ilişkinin ve eşe karşı gerçekleştirilen eylemlerde suçta ve cezada kanunilik ilkesinin uygulanmasının gösterilmesi bakımından önem taşımaktadır.

Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 13.02.2014, E. 2012/4276, K. 2014/1689

TCK 102/1 – MAĞDURENİN KALÇASININ ELLE SIKILMASI ŞEKLİNDE ANİ VE KESİNTİLİ GERÇEKLEŞEN EYLEM, SARKINTILIK DÜZEYİNDE CİNSEL SALDIRI OLARAK DEĞERLENDİRİLMELİDİR

Somut olayda sanığın mağdureye yönelik eylemi, mağdurenin kalçasını eliyle sıkması şeklinde gerçekleşmiştir. Dosya kapsamındaki mağdure beyanları, sanığın savunması ve olayın meydana geliş biçimi birlikte değerlendirildiğinde fiziksel temasın gerçekleştiği kabul edilmiş; uyuşmazlık esas itibarıyla bu temasın TCK 102/1 kapsamında hangi ağırlıkta bir cinsel saldırı oluşturduğu noktasında toplanmıştır. İlk derece mahkemesi sanığın eylemini cinsel saldırı olarak kabul ederek mahkûmiyet hükmü kurmuş ve suç tarihinde yürürlükte bulunan düzenleme uyarınca temel cezayı belirlemiştir.

Yargıtay 14. Ceza Dairesi, cinsel saldırı suçunda mağdurun vücut dokunulmazlığının cinsel davranışlarla ihlal edilmesinin temel unsur olduğunu kabul etmekle birlikte, 6545 sayılı Kanunla TCK 102/1’e eklenen sarkıntılık düzenlemesinin somut olay bakımından ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Buna göre mağdurun bedenine yönelik her cinsel temas aynı yoğunlukta değildir. Hareketin gerçekleştirilme biçimi, süresi, devamlılık gösterip göstermediği, failin hareketlerinin ısrarcı bir hâl alıp almadığı ve mağdur üzerindeki cinsel temasın yoğunluğu suçun temel şekli ile sarkıntılık düzeyinde kalan şekli arasındaki ayrımda dikkate alınmalıdır.

Somut olayda sanığın mağdurenin kalçasını sıkması, doğrudan bedensel temas içerdiğinden cinsel taciz olarak nitelendirilemez. Eylem mağdurun vücut dokunulmazlığını ihlal ettiğinden TCK 102 kapsamındadır. Bununla birlikte Yargıtay, hareketin ani ve kesintili şekilde gerçekleştiğini özellikle vurgulamıştır. Sanığın mağdure üzerinde devam eden, belirli bir süreye yayılan veya birbiri ardına gerçekleştirilen yoğun cinsel hareketlerde bulunduğuna ilişkin bir kabul söz konusu değildir. Bu nedenle eylemin cinsel saldırı niteliği korunmakla birlikte, davranışın ağırlığı bakımından sarkıntılık sınırlarında kaldığı sonucuna ulaşılmıştır.

Karar bu yönüyle TCK 102/1’in kendi içerisindeki ayrım bakımından önemlidir. Birinci cümlenin uygulanabilmesi için organ veya sair cisim sokulması zaten gerekli değildir; bu durum TCK 102/2’nin konusudur. Ancak 102/1’in birinci cümlesindeki cinsel saldırı ile ikinci cümlesindeki sarkıntılık arasındaki ayrımda yalnızca “temas var mı, yok mu?” sorusu yeterli değildir. Her ikisinde de bedensel temas bulunabilir. Ayrım, cinsel davranışın yoğunluğu ve sürekliliği üzerinden yapılmalıdır. Ani, kısa ve kesintili bir temas sarkıntılık düzeyinde kalabilirken, mağdurun bedeni üzerinde devamlılık gösteren ve daha yoğun nitelik taşıyan hareketler temel şekli oluşturabilir.

Yargıtay ayrıca suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanunun sanık lehine sonuç doğurup doğurmadığını da değerlendirmiştir. Olay tarihinde TCK 102/1 içerisinde bugünkü anlamıyla ayrıca cezalandırılan bir “sarkıntılık” kategorisi bulunmaktayken sonradan yapılan değişiklikle sarkıntılık düzeyindeki cinsel saldırılar daha düşük ceza yaptırımına bağlanmıştır. Sanığın kalça sıkma şeklindeki eyleminin ani ve kesintili olması karşısında, yeni düzenlemenin somut olayda sanık lehine sonuç doğurabileceği kabul edilmiştir.

Bu nedenle Daire, sonradan yürürlüğe giren lehe kanunun uygulanması zorunluluğunu gözetmiştir. Mahkemenin önceki düzenlemeye göre kurduğu hükmün doğrudan korunması yerine, 6545 sayılı Kanunla getirilen sarkıntılık hükmü çerçevesinde sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi gerektiğine karar verilmiştir. Böylece karar, sarkıntılık kavramının yalnızca soyut olarak değil, eylemin ani, kesintili ve süreklilik göstermeyen yapısı üzerinden belirlenmesi gerektiğini ortaya koymuştur.

Sonuç itibarıyla mağdurenin kalçasını sıkmak şeklindeki fiziksel ve cinsel nitelikli temas TCK 102’nin kapsamı dışına çıkmamaktadır. Ancak hareketin ani biçimde gerçekleştirilmesi, devamlılık göstermemesi ve daha yoğun cinsel davranışlara dönüşmemesi nedeniyle eylem sarkıntılık düzeyinde kalmıştır. Bu nedenle sanığın hukuki durumunun TCK 102/1’in sarkıntılığa ilişkin daha lehe düzenlemesi çerçevesinde yeniden belirlenmesi gerektiği kabul edilerek hüküm bozulmuştur.

Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 31.03.2021, E. 2017/95, K. 2021/2649

TCK 102/1 – KIYAFETİN İÇİNE EL SOKULARAK MAĞDURUN VÜCUT DOKUNULMAZLIĞININ ANİ VE KESİNTİLİ ŞEKİLDE İHLAL EDİLMESİ, SARKINTILIK DÜZEYİNDE CİNSEL SALDIRI SUÇUNU OLUŞTURUR

Somut olayda mağdur apartmana girdiği sırada sanık mağdura yaklaşmış ve elini mağdurun kıyafetinin içerisine sokmak suretiyle vücuduna temas etmiştir. Olayın gerçekleşme biçimi güvenlik kamerası görüntülerine de yansımış; kolluk tarafından görüntüler hakkında CD izleme tutanağı düzenlenmiş ve kovuşturma aşamasında görüntüler üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Dolayısıyla uyuşmazlık yalnızca tarafların karşılıklı anlatımlarına dayanmamış, olayın gerçekleşme biçiminin değerlendirilmesine imkân veren objektif nitelikte görüntü delilleri de dosyada yer almıştır.

İlk derece mahkemesi, sanığın mağdurun kıyafetinin içine elini sokarak gerçekleştirdiği temasın cinsel saldırı suçunu oluşturduğunu kabul etmiştir. Bununla birlikte hukuki uyuşmazlık, sanığın eyleminin TCK 102/1’in birinci cümlesindeki temel cinsel saldırı mı yoksa aynı fıkranın ikinci cümlesindeki sarkıntılık düzeyinde kalan cinsel saldırı mı olduğu konusunda ortaya çıkmıştır. Bölge Adliye Mahkemesi ilk derece mahkemesinin değerlendirmesine yönelik istinaf başvurusunu esastan reddetmiş, uyuşmazlık bunun üzerine Yargıtay incelemesine taşınmıştır.

Yargıtay, kamera görüntüleri, bu görüntülere ilişkin tutanaklar ve bilirkişi raporu üzerinden eylemin gerçekleştirilme biçimini değerlendirmiştir. Sanığın mağdurun kıyafetinin içine elini sokması kuşkusuz doğrudan fiziksel temas içermektedir. Bu nedenle fiil, mağdurun vücut dokunulmazlığını ihlal etmeyen cinsel taciz kategorisinde değerlendirilemez. Cinsel davranış doğrudan mağdurun bedenine yöneldiğinden TCK 102 kapsamında bir cinsel saldırı bulunmaktadır.

Ancak Daireye göre cinsel saldırının varlığının tespit edilmesi suç vasfının belirlenmesi bakımından yeterli değildir. Bundan sonraki aşamada eylemin yoğunluğu ayrıca değerlendirilmelidir. Kamera kayıtlarından sanığın hareketinin ani ve kesintili biçimde gerçekleştiği ve süreklilik arz etmediği anlaşılmıştır. Failin mağdur üzerinde devam eden biçimde birden fazla cinsel davranış gerçekleştirdiği veya fiziksel temasını belirli bir süre sürdürdüğü kabul edilmemiştir. Bu özellikler, eylemin TCK 102/1’in birinci cümlesindeki daha ağır temel şekil yerine ikinci cümlede düzenlenen sarkıntılık kapsamında değerlendirilmesini gerektirmiştir.

Karar özellikle “kıyafetin içine el sokma” hareketinin tek başına otomatik olarak TCK 102/1’in birinci cümlesinin uygulanmasını gerektirmediğini göstermesi bakımından önemlidir. Hareket kuşkusuz mağdurun kişisel ve bedensel alanına ciddi bir müdahaledir. Bununla birlikte sarkıntılık ile temel cinsel saldırı arasındaki ayrım yapılırken yalnızca temas edilen bölge veya temasın kıyafet üzerinden yahut kıyafet altından gerçekleştirilmesi değil, eylemin bütünsel yoğunluğu da dikkate alınmaktadır. Yargıtay bu nedenle olayın nasıl başladığına, ne kadar sürdüğüne ve hareketlerin devamlılık gösterip göstermediğine bakmıştır.

Bu yaklaşım uyarınca sarkıntılık da TCK 102 kapsamında bir cinsel saldırı suçudur; cinsel taciz değildir. Sarkıntılık, temel suçtan bağımsız tamamen farklı bir suç tipi olarak değil, cinsel saldırının daha az cezayı gerektiren şekli olarak düzenlenmiştir. Dolayısıyla “eylem sarkıntılık düzeyinde kalmıştır” denilmesi mağdurun vücut dokunulmazlığının ihlal edilmediği anlamına gelmez. Aksine vücut dokunulmazlığı cinsel davranışla ihlal edilmiştir; ancak bu ihlal ani, kesintili ve süreklilik göstermeyen niteliktedir.

Yargıtay sonuç olarak sanığın eyleminin TCK 102/1’in ikinci cümlesinde düzenlenen sarkıntılık suretiyle cinsel saldırı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir. İlk derece mahkemesince suç vasfında yanılgıya düşülerek fıkranın birinci cümlesine göre uygulama yapılması ve Bölge Adliye Mahkemesince de bu hükme yönelik istinaf başvurusunun esastan reddedilmesi hukuka aykırı bulunmuştur. Böylelikle karar, ani ve kesintili bedensel temas ile süreklilik gösteren cinsel davranış arasındaki ayrımı TCK 102/1 uygulamasında belirleyici ölçütlerden biri olarak ortaya koymuştur.

Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 11.09.2018, E. 2018/3606, K. 2018/5093

TCK 102/1 – YOLDA YÜRÜYEN MAĞDURENİN BACAK ARASINA ANİDEN EL UZATILARAK CİNSEL ORGANINA DOKUNULMASI, SÜREKLİLİK GÖSTERMEDİĞİ TAKDİRDE SARKINTILIK DÜZEYİNDE CİNSEL SALDIRI SUÇUNU OLUŞTURUR

Somut olayda on dokuz yaşındaki mağdure yol kenarında yürüdüğü sırada sanık aracıyla mağdurenin yanına yaklaşmıştır. Sanık, mağdurenin bulunduğu yere geldiğinde ani bir hareketle elini mağdurenin bacaklarının arasına uzatmış ve cinsel organına dokunmuştur. Eylem mağdurenin iradesi dışında gerçekleştirilmiş olup doğrudan vücudunun cinsel bölgesine yönelik fiziksel temas içermektedir. Yargılama sırasında sanığın hareketinin cinsel saldırı niteliğinde olduğu konusunda esaslı bir tereddüt bulunmamakla birlikte, uyuşmazlık bu saldırının TCK 102/1’in birinci cümlesindeki temel şekli mi yoksa ikinci cümlede düzenlenen sarkıntılık düzeyindeki şekli mi oluşturduğu noktasında yoğunlaşmıştır.

Yargıtay 14. Ceza Dairesi, öncelikle sanığın hareketinin mağdurenin vücut dokunulmazlığını ihlal ettiğini kabul etmiştir. Mağdurenin cinsel organına elle dokunulması doğrudan fiziksel temas içerdiğinden, eylemin TCK 105 kapsamında cinsel taciz olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. Cinsel taciz ile cinsel saldırı arasındaki ayrım bakımından fiziksel temasın varlığı önem taşımakta olup somut olayda bu sınır açık biçimde aşılmıştır. Sanığın davranışı mağdurenin cinsel dokunulmazlığına doğrudan yönelmiş ve bedenine fiziksel müdahale şeklinde gerçekleşmiştir.

Bununla birlikte Daire, TCK 102/1 kapsamına giren her fiziksel temasın aynı ağırlıkta cezalandırılmayacağını belirtmiştir. 6545 sayılı Kanunla TCK 102/1’de yapılan değişiklik sonucunda cinsel davranışın sarkıntılık düzeyinde kalması daha az cezayı gerektiren bir hâl olarak ayrıca düzenlenmiştir. Bu ayrımın yapılmasında temas edilen vücut bölgesinin yanı sıra hareketin süresi, yoğunluğu, devamlılık gösterip göstermediği, birbirini izleyen başka cinsel davranışların bulunup bulunmadığı ve olayın bütün olarak ortaya koyduğu saldırının ağırlığı dikkate alınmalıdır.

Somut olayda temasın doğrudan mağdurenin cinsel organına yönelmiş olması kuşkusuz eylemin cinsel niteliğini açıkça göstermektedir. Ancak Yargıtay bakımından temasın cinsel organa yönelmesi tek başına sarkıntılık sınırının aşıldığını kabul etmek için yeterli görülmemiştir. Sanığın hareketi ani biçimde gerçekleştirilmiş, temas kısa süreli kalmış ve devam eden başka cinsel hareketlere dönüşmemiştir. Bu nedenle eylemin yöneldiği bölgenin mahrem niteliği ile hareketin icra biçimi birbirinden ayrı değerlendirilmiştir.

Dairenin bu yaklaşımı, sarkıntılık kavramının belirlenmesinde özellikle ani ve kesik hareket ölçütünün önemini ortaya koymaktadır. Sarkıntılık düzeyindeki cinsel saldırıda da mağdurun vücut dokunulmazlığı ihlal edilmektedir. Bu nedenle sarkıntılık, fiziksel temas bulunmayan cinsel tacizle karıştırılmamalıdır. Sarkıntılığı TCK 102/1’in birinci cümlesindeki cinsel saldırıdan ayıran temel özellik, cinsel davranışın belirli bir yoğunluk ve sürekliliğe ulaşmadan ani ve kesintili biçimde sona ermesidir.

Nitekim somut olayda sanığın mağdurenin yanına araçla yaklaşmasının ardından tek bir ani hareketle elini bacak arasına uzatıp cinsel organına dokunduğu kabul edilmiştir. Sanığın mağdureyi tutarak eylemine devam ettiği, vücudunun farklı bölgelerine yönelik birbirini takip eden temaslarda bulunduğu veya cinsel hareketlerini belirli bir süre devam ettirdiği yönünde bir kabul bulunmamaktadır. Dolayısıyla eylem cinsel saldırı olmakla beraber, gerçekleştirilme biçimi itibarıyla sarkıntılık düzeyinde kalmıştır.

Karar aynı zamanda TCK 102/1 uygulamasında yalnızca temas edilen bölgeden hareketle suç vasfının ağırlaştırılmaması gerektiğini göstermektedir. Mağdurun cinsel organına temas edilmesi elbette suçun değerlendirilmesinde son derece önemli bir olgudur; ancak TCK 102/2 anlamında organ veya sair cismin vücuda sokulması söz konusu olmadığı sürece, diğer temaslarda olduğu gibi hareketin yoğunluğu ve devamlılığı da incelenmelidir. Böylece Yargıtay, cinsel saldırının derecelendirilmesinde somut olayın bütün özelliklerinin değerlendirilmesini gerekli görmektedir.

Sonuç olarak Daire, sanığın yol kenarında yürüyen mağdurenin yanına araçla yaklaşıp ani şekilde elini bacak arasına sokarak cinsel organına dokunması biçimindeki eylemin, ani hareketle gerçekleştirilmesi ve süreklilik arz etmemesinedeniyle TCK 102/1’in ikinci cümlesinde düzenlenen sarkıntılık düzeyinde cinsel saldırı suçunu oluşturduğunu kabul etmiştir. Böylelikle kısa süreli fakat doğrudan cinsel bölgeye yönelik temasların da sarkıntılık kapsamında kalabileceği ortaya konulmuştur.

Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 29.04.2016, E. 2015/1772, K. 2016/4401

TCK 102/1 – YOLDA YÜRÜMEKTE OLAN MAĞDURENİN KALÇASINA ANİ ŞEKİLDE DOKUNULMASI, TEMASIN KISA VE SÜREKLİLİK GÖSTERMEYEN NİTELİĞİ NEDENİYLE SARKINTILIK DÜZEYİNDE CİNSEL SALDIRIDIR

Somut olayda mağdure yolda yürüdüğü sırada sanık mağdureye yaklaşmış ve kalçasına dokunmuştur. Eylem mağdurenin rızası dışında ve doğrudan bedensel temas kurulması suretiyle gerçekleştirilmiştir. İlk derece mahkemesi, sanığın bu davranışını TCK 102/1 kapsamında değerlendirmiş; ancak cinsel davranışın niteliği itibarıyla fıkranın birinci cümlesinde düzenlenen temel cinsel saldırı suçunun oluştuğunu kabul ederek buna göre cezaya hükmetmiştir. Dosyanın Yargıtay önüne gelmesi üzerine tartışma, eylemin cinsel saldırı olup olmadığından ziyade hangi ağırlıktaki cinsel saldırı hükmünün uygulanması gerektiği üzerinde toplanmıştır.

Yargıtay 14. Ceza Dairesi, mağdurenin kalçasına cinsel nitelikte dokunulması şeklindeki hareketin fiziksel temas içerdiğini ve bu nedenle TCK 102 kapsamında bulunduğunu kabul etmiştir. Failin mağdurun bedenine doğrudan temas etmesi nedeniyle olayın yalnızca cinsel taciz olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. TCK 105 kapsamındaki cinsel tacizde mağdurun vücut dokunulmazlığına yönelik böyle bir fiziksel müdahale bulunmazken, somut olayda mağdurenin bedenine doğrudan temas edilmiştir.

Ancak Yargıtay’a göre fiziksel temasın varlığının belirlenmesinden sonra ikinci bir değerlendirme yapılması gerekmektedir. Bu değerlendirme, temasın sarkıntılık düzeyinde kalıp kalmadığına ilişkindir. 6545 sayılı Kanunla TCK 102/1’in ikinci cümlesine eklenen düzenleme uyarınca, cinsel davranışın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde temel şekle nazaran daha düşük bir ceza öngörülmüştür. Bu nedenle mahkemenin her fiziksel teması doğrudan fıkranın birinci cümlesine göre cezalandırması kanunun oluşturduğu kademeli sisteme uygun değildir.

Somut olayda sanığın hareketinin niteliği incelendiğinde, mağdurenin kalçasına yönelik temasın ani nitelikte olduğu görülmektedir. Sanığın mağdureyi tutarak hareketini sürdürmesi, mağdurenin bedeninin farklı bölgelerine art arda temas etmesi, öpme, sarılma veya başka cinsel davranışlarla eylemine devam etmesi şeklinde süreklilik gösteren bir saldırı kabul edilmemiştir. Fiziksel temas tek ve ani bir davranış olarak gerçekleşmiştir.

Yargıtay bu noktada eylemin yoğunluğu ile cinsel niteliğini birbirinden ayırmıştır. Mağdurenin kalçasına dokunulması cinsel nitelikte bir davranış olduğundan TCK 102’nin maddi unsurunu oluşturur. Buna karşılık aynı hareketin kısa ve ani biçimde gerçekleşmesi, saldırının yoğunluk derecesinin belirlenmesinde önem taşımaktadır. Başka bir ifadeyle bir hareketin sarkıntılık sayılması, onun cinsel davranış olmadığı veya mağdurun vücut dokunulmazlığını ihlal etmediği anlamına gelmemektedir. Buradaki ayrım suçun varlığına değil, cinsel saldırının ağırlık derecesine ilişkindir.

Bu nedenle Daire, özellikle ani, kesik ve süreklilik göstermeyen temasları sarkıntılık düzeyinde kalan cinsel saldırı kapsamında değerlendirmiştir. Buna karşılık mağdurun bedeninin belirli bir süre boyunca okşanması, birden fazla bölgesine yönelik temasların birbirini takip etmesi, öpme ve sarılma gibi hareketlerin yoğun biçimde sürdürülmesi veya failin mağdur üzerinde cinsel davranışlarını devam ettirmesi hâlinde sarkıntılık sınırının aşılması mümkündür. Her olayda davranışın bütünsel niteliği dikkate alınmalıdır.

Dairenin yaklaşımına göre ilk derece mahkemesi, sanığın kalçaya dokunma şeklindeki hareketinin ani niteliğini yeterince dikkate almaksızın TCK 102/1’in birinci cümlesini uygulamakla suç vasfında yanılgıya düşmüştür. Eylemin gerçekleşme biçimi, süreklilik göstermemesi ve tek bir temasla sınırlı kalması karşısında ikinci cümlede düzenlenen daha az cezayı gerektiren sarkıntılık hükmünün uygulanması gerekmektedir.

Sonuç olarak Yargıtay, yolda yürümekte olan mağdurenin kalçasına ani şekilde dokunulmasını mağdurun vücut dokunulmazlığını ihlal eden bir cinsel saldırı olarak kabul etmiş; ancak hareketin ani ve süreklilik göstermeyen yapısı nedeniyle eylemin TCK 102/1’in ikinci cümlesindeki sarkıntılık düzeyinde kaldığına hükmetmiştir. Temel cinsel saldırı hükmünün uygulanması bu nedenle hukuka aykırı bulunmuştur.

Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 16.03.2015, E. 2015/254, K. 2015/4580

TCK 102/1 – MAĞDURENİN KOLLARINDAN CİNSEL SAİKLE TUTULMASI VE BU SIRADA CİNSEL İÇERİKLİ SÖZLER SÖYLENMESİ, BEDENSEL TEMAS NEDENİYLE CİNSEL TACİZ DEĞİL CİNSEL SALDIRI SUÇUNU OLUŞTURUR

Somut olayda sanık mağdureye yönelik olarak yalnızca cinsel içerikli sözler söylemekle kalmamış, aynı zamanda mağdurenin kollarından tutmak suretiyle onunla fiziksel temas kurmuştur. Mağdurenin aşamalardaki anlatımları doğrultusunda sanığın hareketlerinin cinsel saikle gerçekleştirildiği kabul edilmiştir. İlk derece mahkemesi ise sanığın eylemini TCK 105 kapsamında cinsel taciz olarak nitelendirmiş ve hükmünü buna göre kurmuştur. Dosyanın temyiz incelemesinde temel uyuşmazlık, cinsel içerikli sözlere eşlik eden fiziksel temasın suç vasfına etkisi olmuştur.

Yargıtay 14. Ceza Dairesi, mağdurenin aşamalardaki anlatımlarını ve dosya kapsamını birlikte değerlendirmiştir. Daire, cinsel taciz ile cinsel saldırı arasındaki ayrım bakımından sanığın mağdurenin kollarını tutmasını belirleyici görmüştür. Cinsel içerikli sözler tek başına değerlendirildiğinde TCK 105 kapsamında bir değerlendirme yapılması mümkün olabilecekse de, sanığın aynı olay içerisinde cinsel saikle mağdurenin bedenine fiziksel olarak temas etmesi eylemin hukuki niteliğini değiştirmektedir.

TCK 102/1’in uygulanması için fiziksel temasın mutlaka mağdurun cinsel organına, göğüslerine, kalçasına veya başka bir mahrem bölgesine yönelmesi şart değildir. Esas olan, somut olayın bütün özellikleri itibarıyla cinsel davranış niteliğindeki bir hareketle mağdurun vücut dokunulmazlığının ihlal edilmesidir. Dolayısıyla tek başına nötr görünebilecek bir temas dahi olayın bağlamı, failin eş zamanlı sözleri ve hareketin amacıyla birlikte değerlendirildiğinde cinsel davranış niteliği kazanabilir.

Somut olayda da mağdurenin kollarından tutulması soyut biçimde değerlendirilmemiştir. Sanığın aynı sırada cinsel içerikli sözler söylemesi ve mağdureye cinsel saikle yönelmesi, fiziksel temasın niteliğini ortaya koymaktadır. Böylelikle sözlü davranış ile fiziksel hareket bir bütün oluşturmuş; sanığın eylemi mağdurenin yalnızca huzurunu veya cinsel mahremiyetini sözlü biçimde rahatsız etmekten çıkarak beden dokunulmazlığına yönelik bir müdahaleye dönüşmüştür.

Dairenin yaklaşımı özellikle TCK 102 ile TCK 105 arasındaki sınır bakımından önem taşımaktadır. Suç vasfının belirlenmesinde temas edilen vücut bölgesinin mahrem olup olmadığı tek başına belirleyici değildir. Failin mağdurun kolunu, omzunu veya başka bir vücut bölgesini tutması da somut olayın koşulları içerisinde cinsel davranış niteliğinde olabilir. Burada hareketin cinsel bağlam içerisinde gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinin tüm deliller üzerinden belirlenmesi gerekir.

Yargıtay bu nedenle ilk derece mahkemesinin olayı yalnızca sanığın söylediği sözler üzerinden değerlendirerek cinsel taciz suçundan hüküm kurmasını isabetli bulmamıştır. Sanığın cinsel saikle mağdurenin kollarından tutması suretiyle gerçekleştirdiği fiziksel müdahale göz ardı edildiğinde, TCK 102’nin koruduğu vücut dokunulmazlığı unsuru da değerlendirme dışında bırakılmış olmaktadır. Oysa temasın varlığı ve bunun cinsel saikle gerçekleştirilmesi, eylemi basit cinsel saldırı alanına taşımaktadır.

Sonuç itibarıyla Yargıtay, sanığın mağdurenin kollarından cinsel saikle tutması ve eş zamanlı olarak cinsel içerikli sözler söylemesi şeklindeki eyleminin TCK 102/1 kapsamında basit cinsel saldırı suçunu oluşturduğunu kabul etmiştir. İlk derece mahkemesinin suç vasfında yanılgıya düşerek TCK 105 kapsamında cinsel taciz suçundan hüküm kurması hukuka aykırı bulunmuş ve hüküm bozulmuştur.

Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 14.02.2013, E. 2012/1854, K. 2013/1339

TCK 102/1 – MAĞDURENİN YANAĞINDAN MAKAS ALINIP OMUZLARINDAN TUTULARAK CİNSEL İLİŞKİ TEKLİF EDİLMESİ, EYLEMİN ANİ VE KESİNTİLİ OLMASI NEDENİYLE SARKINTILIK DÜZEYİNDE CİNSEL SALDIRI SUÇUNU OLUŞTURUR

Somut olayda sanık, on dokuz yaşındaki mağdureye yaklaşarak önce yanağından makas almış, ardından mağdureyi omuzlarından tutmuş ve bu sırada kendisine cinsel ilişkiye girme teklifinde bulunmuştur. Böylece sanığın davranışı yalnızca sözlü bir cinsel tekliften ibaret kalmamış; cinsel içerikli sözlerle birlikte mağdurenin bedenine yönelik fiziksel temas da gerçekleşmiştir. İlk derece mahkemesi, sanığın hareketlerini cinsel saldırı kapsamında değerlendirerek mahkûmiyet hükmü kurmuştur. Dosyanın Yargıtay önüne gelmesi üzerine uyuşmazlık, fiziksel temas içeren bu hareketlerin TCK 102/1’in temel şekli kapsamında mı yoksa sarkıntılık düzeyinde kalan cinsel saldırı olarak mı nitelendirileceği üzerinde yoğunlaşmıştır.

Yargıtay 14. Ceza Dairesi öncelikle sanığın hareketlerini birbirinden bağımsız şekilde değerlendirmemiştir. Mağdurenin yanağından makas alınması ve omuzlarından tutulması tek başına günlük hayat içerisinde farklı anlamlara gelebilecek hareketler olsa da, bu hareketlerin gerçekleştirildiği sırada sanığın mağdureye cinsel ilişki teklifinde bulunması temasın mahiyetini ortaya koymaktadır. Bu nedenle sözlü teklif ile bedensel temas bir bütün hâlinde ele alınmış ve fiziksel hareketlerin cinsel nitelik taşıdığı sonucuna ulaşılmıştır.

Bu belirleme TCK 102 ile TCK 105 arasındaki ayrım bakımından önemlidir. Sanık yalnızca mağdureye cinsel ilişki teklif etmiş olsaydı, olayın özelliklerine göre temas içermeyen cinsel davranışlar yönünden farklı bir hukuki değerlendirme yapılması mümkün olabilirdi. Ancak sanığın aynı anda mağdurenin yanağına ve omuzlarına fiziksel olarak temas etmesi nedeniyle mağdurun vücut dokunulmazlığı da ihlal edilmiştir. TCK 102/1 bakımından fiziksel temasın mutlaka cinsel organ, göğüs veya kalça gibi belirli bir bölgeye yönelmesi şart değildir. Temasın olayın bütünü içerisinde cinsel davranış niteliğinde bulunması yeterlidir.

Daire bunun ardından TCK 102/1’in kendi içerisindeki derecelendirmeyi değerlendirmiştir. Cinsel saldırının temel şekli ile sarkıntılık düzeyindeki cinsel saldırının ortak özelliği, her ikisinin de mağdurun vücut dokunulmazlığını cinsel davranışlarla ihlal etmesidir. Dolayısıyla sarkıntılık hâlinde de fiziksel temas ve cinsel saldırı bulunmaktadır. Ayrım, davranışın yoğunluğu, devamlılığı ve gerçekleştiriliş biçimi üzerinden yapılmaktadır.

Somut olayda sanığın mağdurenin yanağından makas alması ve omuzlarından tutması şeklindeki temaslarının ani ve kesintili olarak gerçekleştiği kabul edilmiştir. Sanığın mağdurenin bedenine yönelik hareketlerini devam ettirdiğine, mağdureyi uzun süre tuttuğuna, vücudunun farklı bölgelerine art arda temas ettiğine veya fiziksel davranışlarını yoğunlaştırdığına ilişkin bir kabul bulunmamaktadır. Bu nedenle mağdurun vücut dokunulmazlığı cinsel davranışla ihlal edilmiş olmakla birlikte, saldırının belirli bir süreklilik ve yoğunluğa ulaşmadığı değerlendirilmiştir.

Kararda ayrıca 6545 sayılı Kanunla gerçekleştirilen değişikliğin sanığın hukuki durumuna etkisi üzerinde durulmuştur. Suç tarihinde yürürlükte bulunan TCK 102/1 ile hükümden sonra yürürlüğe giren düzenleme arasında yaptırım ve suçun derecelendirilmesi bakımından farklılık bulunmaktadır. 6545 sayılı Kanunla sarkıntılık düzeyinde kalan cinsel saldırılar açıkça daha az cezayı gerektiren bir hâl olarak düzenlendiğinden, somut eylemin bu kapsamda bulunması hâlinde sonraki kanunun sanık lehine sonuç doğurması mümkündür.

Yargıtay bu nedenle yalnızca yeni hükmün ceza miktarlarına bakılmasını yeterli görmemiştir. TCK 7/2 gereğince suç tarihinde yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunun somut olaya bütün hükümleriyle uygulanması ve ortaya çıkan sonuçların karşılaştırılması gerekir. Mahkemenin hangi düzenlemenin sanık lehine olduğunu denetime imkân verecek biçimde ortaya koyması zorunludur. Sanığın eyleminin sarkıntılık niteliğinde olması karşısında bu karşılaştırmanın yapılmadan önceki düzenleme uyarınca hüküm kurulması isabetli değildir.

Sonuç olarak Yargıtay, sanığın on dokuz yaşındaki mağdurenin yanağından makas alıp omuzlarından tutarak cinsel ilişki teklifinde bulunması şeklindeki eyleminin fiziksel temas nedeniyle TCK 102 kapsamında bulunduğunu; ancak hareketlerin ani, kesintili ve süreklilik göstermeyen nitelikte olması nedeniyle sarkıntılık düzeyinde kaldığını kabul etmiştir. Sonradan yürürlüğe giren sarkıntılık düzenlemesinin lehe olabileceği gözetilerek yeniden değerlendirme yapılması gerektiğinden hüküm bozulmuştur.

Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 02.02.2021, E. 2016/11233, K. 2021/809

TCK 102/1 – CİNSEL İÇERİKLİ KONUŞMA SIRASINDA MAĞDURENİN SAÇININ OKŞANMASI, TEMASIN ANİ VE SÜREKLİLİK GÖSTERMEYEN NİTELİĞİ NEDENİYLE SARKINTILIK DÜZEYİNDEDİR

Somut olayda sanık ile mağdure arasında cinsel içerikli bir konuşma gerçekleşmiş ve sanık bu konuşma sırasında mağdurenin saçını okşamıştır. İlk derece mahkemesi sanığın davranışının cinsel saldırı suçunu oluşturduğunu kabul ederek TCK 102/1 kapsamında mahkûmiyet hükmü kurmuştur. Uyuşmazlığın Yargıtay önüne gelmesinden sonra sanığın hareketinin cinsel niteliğinin yanında, temasın yoğunluğu ve sarkıntılık sınırları içerisinde kalıp kalmadığı ayrıca değerlendirilmiştir.

Sanığın mağdurenin saçını okşaması, tek başına ele alındığında her durumda cinsel davranış olarak kabul edilebilecek bir hareket değildir. Bununla birlikte Yargıtay, cinsel davranışın tespitinde fiziksel hareketi olayın bağlamından soyutlamamıştır. Temasın cinsel içerikli konuşma sırasında gerçekleştirilmesi, davranışın anlamını belirleyen temel unsurlardan biri olmuştur. Dolayısıyla görünüşte farklı anlamlara gelebilecek bir fiziksel temasın cinsel davranış niteliği taşıyıp taşımadığı, olay öncesi ve sırasındaki söz ve davranışlarla birlikte değerlendirilmelidir.

Bu değerlendirme TCK 102/1 açısından önemli bir ilkeyi ortaya koymaktadır. Cinsel saldırının oluşması için fiziksel temasın mutlaka mağdurun cinsel organına veya toplum tarafından mahrem kabul edilen başka bir bölgesine yönelmesi zorunlu değildir. Cinsel bağlam içerisinde gerçekleştirilen ve mağdurun vücut dokunulmazlığına müdahale oluşturan başka temaslar da TCK 102 kapsamında değerlendirilebilir. Bu nedenle mağdurenin saçına yönelik temas, olayın cinsel içerikli konuşmayla olan bağlantısı içerisinde ele alınmıştır.

Bununla beraber Daire, suçun TCK 102 kapsamında bulunması ile TCK 102/1’in birinci cümlesindeki temel şeklin uygulanmasını aynı mesele olarak görmemiştir. Fiziksel temasın cinsel saldırı oluşturduğu belirlendikten sonra davranışın sarkıntılık düzeyinde kalıp kalmadığının ayrıca incelenmesi gerekir. Bu incelemede hareketin ani olup olmadığı, ne kadar sürdüğü, devam edip etmediği ve başka cinsel hareketlerle birleşerek yoğunlaşıp yoğunlaşmadığı önem taşımaktadır.

Somut olayda sanığın mağdurenin saçını okşaması şeklindeki hareketin ani ve kesintili biçimde gerçekleştiği ve süreklilik göstermediği kabul edilmiştir. Sanığın mağdurenin bedenine yönelik temasını sürdürdüğüne veya davranışlarını giderek yoğunlaştırdığına ilişkin bir kabul bulunmamaktadır. Bu nedenle fiziksel temas mevcut olmakla birlikte, davranış TCK 102/1’in temel şeklinin gerektirdiği yoğunlukta görülmemiş ve sarkıntılık düzeyinde değerlendirilmiştir.

Kararda ayrıca mağdurenin yaşıyla ilgili farklı ve önemli bir hukuki sorun da bulunmaktadır. Mağdure suç tarihinde on yedi yıl on aylık olup evlidir. İlk derece mahkemesi evlilik nedeniyle ergin hâle gelen mağdureye yönelik fiili TCK 102 kapsamında değerlendirmiştir. Yargıtay ise ceza hukuku bakımından çocuk kavramının medeni hukuktaki erginlik kavramından bağımsız olduğunu vurgulamıştır. TCK 6/1-b ile Çocuk Koruma Kanunu’nun 3. maddesine göre on sekiz yaşını doldurmayan kişi, evlenme veya mahkeme kararıyla ergin hâle gelmiş olsa dahi ceza kanunlarının uygulanmasında çocuk sayılmaktadır.

Dolayısıyla somut olayda mağdurenin evli olması, onun TCK’nın cinsel dokunulmazlığa karşı suçları bakımından yetişkin kabul edilmesini sağlamamaktadır. Suç tarihinde henüz on sekiz yaşını tamamlamayan mağdureye yönelik cinsel davranışın TCK 102 değil, koşulları mevcutsa TCK 103 kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Yargıtay ilk derece mahkemesinin bu hususta suç vasfını yanlış belirlediğini kabul etmiştir.

Bunun yanında Daire, mahkemenin yeniden yapacağı değerlendirmede 6545 sayılı Kanunla getirilen sarkıntılık düzenlemesinin de dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir. Çünkü mevcut kabul itibarıyla sanığın saç okşama şeklindeki hareketi ani ve kesintili olup süreklilik göstermemektedir. Bu nedenle uygulanacak doğru suç maddesi belirlendikten sonra, suç tarihinde yürürlükte bulunan düzenleme ile sonraki kanunun lehe hükümlerinin karşılaştırılması gerekmektedir.

Sonuç olarak karar iki önemli ilkeyi birlikte ortaya koymaktadır. İlk olarak cinsel içerikli konuşma sırasında mağdurenin saçının okşanması, somut olayın bağlamı içerisinde cinsel nitelikte fiziksel temas olarak kabul edilmiş; hareketin ani ve kesintili olması nedeniyle sarkıntılık düzeyinde kaldığı belirtilmiştir. İkinci olarak mağdurun evlenme nedeniyle medeni hukuk bakımından ergin olması, on sekiz yaşını doldurmadan önce kendisine yönelik cinsel eylemlerin TCK 102 kapsamında değerlendirilmesine imkân vermemektedir.

Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 26.12.2019, E. 2016/993, K. 2019/13661

TCK 102/1 – ORGAN VEYA SAİR CİSİM SOKULDUĞU KESİN OLARAK İSPATLANAMADIĞINDA, SABİT OLAN CİNSEL TEMASLAR NİTELİKLİ CİNSEL SALDIRI DEĞİL BASİT CİNSEL SALDIRI KAPSAMINDA DEĞERLENDİRİLMELİDİR

Somut olayda mağdurede orta derecede mental retardasyon bulunduğu belirlenmiş ve sanığın mağdureye yönelik cinsel eylemleri nedeniyle hakkında nitelikli cinsel saldırı suçundan mahkûmiyet hükmü kurulmuştur. İlk derece mahkemesinin kabulü, sanığın eyleminin TCK 102/2’de düzenlenen organ veya sair cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilen nitelikli cinsel saldırı boyutuna ulaştığı yönündedir. Mahkûmiyet hükmüne yönelik istinaf başvurusu Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilmiş ve uyuşmazlık Yargıtay incelemesine taşınmıştır.

Yargıtay 14. Ceza Dairesi, suç vasfının belirlenmesinde yalnızca mağdurenin anlatımlarına değil, dosyada bulunan diğer delillere ve özellikle adli tıp bulgularına da önem vermiştir. Mağdurenin aşamalardaki beyanları arasında çelişkiler bulunduğu, tanık anlatımlarının ve sanık savunmasının da değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Ayrıca Adli Tıp Genel Kurulu tarafından düzenlenen rapordaki objektif tıbbi bulgular, TCK 102/2 bakımından penetrasyonun ispatlanıp ispatlanamadığının belirlenmesinde esaslı önem taşımıştır.

Adli tıbbi değerlendirmede mağdurenin hymen yapısının özellikleri ile muayenede travmatik bulgu tespit edilmemesi birlikte ele alınmıştır. Dosyada tartışılan fibröz bandın vajinanın dış kısmında bulunduğu, mağdurenin ayrıca kaşıntı rahatsızlığından söz ettiği ve mevcut bulguların organ veya sair cisim sokulduğunu kesin biçimde ortaya koymadığı değerlendirilmiştir. Yargıtay bu veriler karşısında TCK 102/2’nin maddi unsurunun her türlü şüpheden uzak biçimde ispatlanamadığı sonucuna ulaşmıştır.

Dairenin yaklaşımında ceza muhakemesinin temel ispat ilkesi belirleyicidir. Sanığın mağdureye yönelik cinsel davranışlarda bulunduğunun kabul edilebilmesi ile bu davranışların vücuda organ veya sair cisim sokulması boyutuna ulaştığının kabul edilmesi aynı şey değildir. TCK 102/2, temel cinsel saldırıya göre çok daha ağır bir yaptırım öngördüğünden, bu nitelikli hâlin maddi unsurunun somut ve yeterli delillerle ortaya konulması gerekir. Penetrasyon konusunda giderilemeyen şüphe sanık aleyhine yorumlanarak nitelikli hâl uygulanamaz.

Bununla birlikte penetrasyonun ispatlanamaması, sabit görülen diğer cinsel davranışların cezasız bırakılması sonucunu doğurmaz. Failin mağdurun vücut dokunulmazlığını cinsel davranışlarla ihlal ettiği sabitse, ancak organ veya sair cisim sokma unsuru kanıtlanamıyorsa, gerçekleştiği ispatlanan hareketlerin niteliğine göre TCK 102/1 kapsamında değerlendirme yapılmalıdır. Böylece suçun varlığı ile suçun nitelikli şeklinin varlığı birbirinden ayrılmaktadır.

Bu ayrım özellikle cinsel suçlarda suç vasfının doğru belirlenmesi açısından önemlidir. Mahkeme, cinsel saldırının gerçekleştiği yönündeki kanaatinden hareketle penetrasyonun da gerçekleşmiş olduğunu varsayamaz. Her nitelikli hâlin kendisine özgü maddi unsurlarının ayrıca ispat edilmesi zorunludur. TCK 102/2 bakımından bu unsur, mağdurun vücuduna organ veya sair cismin sokulmasıdır. Bu hususta mahkûmiyete yeter kesinlikte delil yoksa temel şekle dönülmesi gerekir.

Yargıtay ayrıca ilk derece mahkemesinin gerekçesinin CMK 230 anlamında yeterli olması gerektiğine işaret etmiştir. Özellikle ağırlaştırılmış suç vasfının kabul edildiği durumlarda, hangi delilden hangi maddi olgunun çıkarıldığı ve nitelikli hâlin neden gerçekleşmiş sayıldığı karar gerekçesinde denetlenebilir biçimde gösterilmelidir. Dosyadaki tıbbi veriler nitelikli hâli desteklemiyorsa bunların aksine sonuca ulaşılmasının somut ve hukuken yeterli gerekçesi bulunmalıdır.

Sonuç olarak Daire, mevcut deliller itibarıyla sanığın eyleminin organ veya sair cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilen nitelikli cinsel saldırı boyutuna ulaştığının yeterli kesinlikle ortaya konulamadığını; sabit kabul edilen davranışların TCK 102/1’de düzenlenen basit cinsel saldırı kapsamında kaldığını belirtmiştir. İlk derece mahkemesinin nitelikli cinsel saldırıdan kurduğu mahkûmiyet hükmüne yönelik istinaf başvurusunun kabul edilmesi gerekirken esastan reddedilmesi hukuka aykırı bulunmuş ve Bölge Adliye Mahkemesi kararı bozulmuştur.

Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 20.03.2019, E. 2018/8307, K. 2019/8372

TCK 102/1 – TOPLU TAŞIMA ARACINDA MAĞDURENİN BELİNE, KALÇASINA VE BACAK BÖLGESİNE BİRDEN FAZLA KEZ DOKUNULMASI, EYLEMLERİN ANİ VE KESİNTİLİ OLMASI HÂLİNDE SARKINTILIK DÜZEYİNDE CİNSEL SALDIRI SUÇUNU OLUŞTURUR

Somut olayda mağdure dolmuşta yolculuk yapmakta, sanık ise mağdurenin oturduğu koltuğun hemen arkasında bulunmaktadır. Araç hareket hâlindeyken sanık arka taraftan elini uzatarak mağdurenin bel ve kalça bölgesine dokunmuştur. Mağdure bu temastan rahatsız olarak oturduğu koltukta biraz ileriye doğru hareket etmiş; ancak sanık kısa bir süre sonra yeniden elini uzatarak bu defa mağdurenin kalçası ile bacak bölgesinde elini gezdirmeye başlamıştır. Mağdure tekrar öne doğru hareket etmiş ve arkasına döndüğünde sanığın elini çektiğini görmüştür. İlk derece mahkemesi sanığın eylemini basit cinsel saldırı olarak kabul etmiş ve sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurmuştur.

Yargıtay 14. Ceza Dairesi, öncelikle sanığın davranışlarının mağdurenin vücut dokunulmazlığına yönelik cinsel nitelikte fiziksel temas içerdiğini kabul etmiştir. Sanığın mağdurenin bel, kalça ve bacak bölgelerine elini sürmesi, temasın gerçekleştirildiği ortam ve tekrarlanma biçimiyle birlikte değerlendirildiğinde TCK 102 kapsamında cinsel davranış niteliğindedir. Dolayısıyla olayın temas içermeyen cinsel taciz kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir. Sanığın hareketleri doğrudan mağdurenin bedenine yönelmiş ve onun cinsel dokunulmazlığına fiziksel müdahale oluşturmuştur.

Bununla birlikte Daire, cinsel saldırının varlığının belirlenmesinden sonra davranışların TCK 102/1’in hangi cümlesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ayrıca incelemiştir. Özellikle sanığın mağdureye birden fazla kez temas etmiş olması tek başına temel şeklin uygulanması için yeterli görülmemiştir. Temasların ne şekilde gerçekleştiği, her bir hareketin süresi, sanığın mağdure üzerinde kesintisiz biçimde devam eden bir cinsel müdahalede bulunup bulunmadığı ve hareketlerin yoğunluk derecesi birlikte değerlendirilmiştir.

Somut olayda mağdure ilk temas üzerine koltukta ileri doğru hareket ederek sanıktan uzaklaşmaya çalışmıştır. Sanık daha sonra yeniden temas etmiş, mağdurenin tekrar ileriye hareket edip arkasına bakması üzerine elini çekmiştir. Dolayısıyla temaslar birbirinden ayrılabilen, kısa süreli ve kesintili hareketler biçiminde gerçekleşmiştir. Yargıtay bu özelliği dikkate alarak eylemlerin bir bütün olarak süreklilik gösteren yoğun bir cinsel saldırı boyutuna ulaşmadığı sonucuna varmıştır.

Karar, “süreklilik” kavramının yalnızca birden fazla temasın bulunup bulunmadığı üzerinden belirlenemeyeceğini göstermektedir. Aynı olay içerisinde mağdura iki kez temas edilmiş olması, hareketlerin kendiliğinden TCK 102/1’in birinci cümlesindeki temel cinsel saldırıya dönüşmesi anlamına gelmez. Birden fazla hareketin kısa zaman içerisinde gerçekleşmesine rağmen bunların ani ve kesintili olması mümkündür. Bu nedenle her somut olayda temasların zaman içerisindeki devamlılığı ve yoğunluğu ayrıca değerlendirilmelidir.

Daire ayrıca suç tarihinden sonra 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun değişikliğini de değerlendirmiştir. Suç tarihinde yürürlükte bulunan TCK 102/1’de basit cinsel saldırı için iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezası öngörülürken, yeni düzenlemeyle sarkıntılık düzeyinde kalan cinsel saldırı bakımından iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası kabul edilmiştir. İlk derece mahkemesi sanığın eylemlerinin özelliklerini gerekçe göstererek temel cezayı dört yıl olarak belirlemiş olmakla birlikte, yeni düzenlemede cezanın üst sınırının beş yıla indirilmesi sanık lehine sonuç doğurabilecek niteliktedir.

Bu nedenle Yargıtay, sonradan yürürlüğe giren düzenlemenin lehe kanun hükümleri çerçevesinde uygulanması gerektiğini kabul etmiştir. Sanığın eylemlerinin mevcut oluş şekliyle sarkıntılık düzeyinde kaldığı gözetildiğinde, mahkeme tarafından yeni düzenlemeye göre yeniden değerlendirme yapılması zorunludur. Önceki hükmün herhangi bir karşılaştırma yapılmaksızın korunması TCK 7/2’deki lehe kanunun uygulanması ilkesine uygun değildir.

Sonuç olarak sanığın hareket hâlindeki dolmuşta arka koltuktan elini uzatarak mağdurenin önce bel ve kalçasına, ardından kalça ve bacak bölgesine dokunması TCK 102 kapsamında cinsel saldırı niteliğindedir. Ancak hareketlerin ani ve kesintili biçimde gerçekleşmesi ve süreklilik arz etmemesi nedeniyle suçun sarkıntılık düzeyinde kaldığı kabul edilmiştir. Bu nedenle 6545 sayılı Kanunla getirilen lehe düzenleme uyarınca sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi gerektiğinden hüküm bozulmuştur.

Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 13.12.2018, E. 2018/6906, K. 2018/7515

TCK 102/1 – MAĞDURENİN KALÇASINA DOKUNULMASI VE BELİNE SARILINMASI ŞEKLİNDEKİ KISA SÜRELİ EYLEMLER, ANİ VE KESİNTİLİ GERÇEKLEŞMESİ NEDENİYLE SARKINTILIK DÜZEYİNDE CİNSEL SALDIRI NİTELİĞİNDEDİR

Somut olayda sanığın mağdureye yönelik olarak iki ayrı nitelikte fiziksel hareket gerçekleştirdiği kabul edilmiştir. Sanık mağdurenin kalçasına dokunmuş ve beline sarılmıştır. Katılan mağdurenin aşamalardaki anlatımları, dosyada bulunan diğer katılan sanığın beyanları, sanığın savunması ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilerek bu hareketlerin gerçekleştiği sonucuna ulaşılmıştır. İlk derece mahkemesi sanığın fiillerini basit cinsel saldırı kapsamında değerlendirmiş ve suç tarihinde yürürlükte bulunan TCK 102/1 uyarınca sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.

Yargıtay 14. Ceza Dairesi bakımından öncelikle mağdurenin kalçasına dokunma ve beline sarılma hareketlerinin cinsel saldırı kapsamında bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekmiştir. Mağdurenin kalçasına doğrudan temas edilmesi açık biçimde vücut dokunulmazlığına yönelik fiziksel bir müdahaledir. Beline sarılma hareketi de olayın bütünü ve diğer cinsel hareketle bağlantısı içerisinde değerlendirilmiştir. Dolayısıyla sanığın davranışları yalnızca mağdureyi söz veya hareketle cinsel yönden rahatsız etmekten ibaret değildir; fiziksel temas suretiyle mağdurenin bedenine yönelmiş bulunmaktadır.

Ancak olayda birden fazla fiziksel hareket bulunması, Daire tarafından otomatik biçimde TCK 102/1’in birinci cümlesindeki temel cinsel saldırının oluştuğu şeklinde yorumlanmamıştır. Yargıtay, hareketlerin ani ve kesintili gerçekleşip gerçekleşmediğini ayrıca incelemiştir. Kalçaya dokunma ile bele sarılma hareketlerinin belirli bir zaman dilimine yayılan, kesintisiz ve yoğun bir cinsel müdahale oluşturmadığı; mevcut oluş biçimi itibarıyla kısa ve kesintili hareketler şeklinde kaldığı kabul edilmiştir.

Bu değerlendirme, sarkıntılık ile temel cinsel saldırı arasındaki ayrım bakımından önem taşımaktadır. Sarkıntılık suçunda fiziksel temasın yalnızca tek bir hareketten oluşması şart değildir. Birden fazla temas da somut olayın özelliklerine göre sarkıntılık düzeyinde kalabilir. Burada önemli olan, hareketlerin sayısından ziyade cinsel saldırının bütün olarak ulaştığı yoğunluk ve devamlılık derecesidir. Birbirini takip eden ancak ani ve kısa nitelikte kalan hareketlerle mağdurun bedenine müdahale edilmesi, diğer şartları da varsa sarkıntılık kapsamında değerlendirilebilir.

Daire bu nedenle kalçaya dokunma ve bele sarılma hareketlerini birlikte değerlendirmiş, ancak bunların mağdure üzerinde süreklilik arz eden cinsel davranışlara dönüşmediğini kabul etmiştir. Failin mağdureyi uzun süre tuttuğu, bedeninin çeşitli bölgelerini devamlı biçimde okşadığı veya hareketlerini yoğunlaştırarak sürdürdüğü yönünde bir kabul bulunmadığından, eylemin TCK 102/1’in temel şekli yerine sarkıntılık düzeyindeki şekli kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

Kararda lehe kanun uygulaması da ayrıca ele alınmıştır. Suç tarihinde TCK 102/1 uyarınca basit cinsel saldırının cezası iki yıldan yedi yıla kadar hapis olup ilk derece mahkemesi sanığın eylemlerinin özelliklerini dikkate alarak temel cezayı alt sınırdan uzaklaşmak suretiyle beş yıl olarak belirlemiştir. Ancak hükümden sonra yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanunla sarkıntılık düzeyindeki cinsel saldırı için iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür.

Yeni düzenlemede sarkıntılık bakımından cezanın üst sınırının önceki temel suçun üst sınırından daha düşük olması nedeniyle sonraki kanunun sanık lehine olduğu değerlendirilmiştir. Özellikle mahkemenin ilk hükümde temel cezayı teşdiden belirlemiş olması karşısında, yeni ceza aralığı içerisinde temel cezanın yeniden tayin edilmesi gerekmektedir. Bu değerlendirme yapılmaksızın önceki mahkûmiyet hükmünün korunması mümkün görülmemiştir.

Sonuç olarak Yargıtay, sanığın mağdurenin kalçasına dokunması ve beline sarılması şeklindeki eylemlerini mağdurun vücut dokunulmazlığını ihlal eden cinsel davranışlar olarak kabul etmiş; ancak hareketlerin ani, kesintili ve süreklilik göstermeyen yapısı nedeniyle sarkıntılık düzeyinde kaldığı sonucuna ulaşmıştır. Bu nedenle sonradan yürürlüğe giren lehe düzenleme uyarınca sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi gerektiğinden hüküm bozulmuştur.

Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 01.07.2019, E. 2016/3028, K. 2019/10473

TCK 102/1 – MAĞDURENİN KALÇASINA ANİ VE KESİNTİLİ ŞEKİLDE DOKUNULMASI, CİNSEL SALDIRININ SARKINTILIK DÜZEYİNDE KALDIĞININ KABULÜNÜ GEREKTİRİR

Somut olayda sanık ile katılanın olay günü karşılaşmaları sırasında sanığın katılanın kalçasına dokunduğu kabul edilmiştir. Dosya kapsamındaki taraf anlatımları, sanık savunması ve diğer deliller birlikte değerlendirilerek sanığın fiziksel temasının gerçekleştiği sonucuna ulaşılmış ve ilk derece mahkemesince sanık hakkında basit cinsel saldırı suçundan mahkûmiyet hükmü kurulmuştur. Mahkeme, suç tarihinde yürürlükte bulunan TCK 102/1’deki ceza aralığını dikkate alarak sanığın temel cezasını üç yıl hapis olarak belirlemiştir.

Yargıtay 14. Ceza Dairesi, sanığın katılanın kalçasına dokunmasını mağdurun vücut dokunulmazlığına yönelik cinsel nitelikte fiziksel temas olarak değerlendirmiştir. Bu nedenle eylemin TCK 102 kapsamındaki niteliği konusunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Mağdurun kalçasına cinsel nitelikte dokunulması, bedensel temas içermesi nedeniyle TCK 105’teki cinsel tacizden ayrılmaktadır.

Dairenin üzerinde durduğu esas sorun, sanığın eyleminin TCK 102/1 içerisinde hangi kategoride değerlendirilmesi gerektiğidir. Somut olayda kalçaya yönelik temasın ani ve kesintili şekilde gerçekleştiği tespit edilmiştir. Sanığın temasını devam ettirdiğine, katılanı tutarak başka cinsel davranışlara yöneldiğine veya fiziksel müdahalesini belirli bir süre sürdürdüğüne ilişkin bir kabul bulunmamaktadır.

Bu özellikler karşısında Yargıtay, eylemin sarkıntılık düzeyinde kaldığını kabul etmiştir. Sarkıntılık bakımından mağdurun bedenine fiziksel temasın bulunması mümkündür; hatta TCK 102/1 kapsamında değerlendirme yapılabilmesinin sebebi zaten mağdurun vücut dokunulmazlığının ihlal edilmiş olmasıdır. Ancak temasın ani, kısa ve kesintili olması nedeniyle davranış, fıkranın birinci cümlesinde düzenlenen daha yoğun cinsel saldırı seviyesine ulaşmamaktadır.

Kararın önemli yönlerinden biri, aynı nitelikteki hareketin değerlendirilmesinde yalnızca vücudun temas edilen bölgesinin esas alınamayacağını bir kez daha göstermesidir. Kalça cinsel saldırı bakımından önemli bir vücut bölgesi olmakla birlikte, bu bölgeye her temas doğrudan temel cinsel saldırı olarak nitelendirilemez. Hareketin süresi, failin temasını sürdürüp sürdürmediği, olayın ani gelişip gelişmediği ve hareketin başka cinsel davranışlarla birleşip birleşmediği birlikte değerlendirilmelidir.

Daire ayrıca hükümden sonra 6545 sayılı Kanunla yapılan değişikliği dikkate almıştır. Değişiklik öncesinde sanığın eylemine uygulanan TCK 102/1’de ceza iki yıldan yedi yıla kadar hapis olarak düzenlenmişken, değişiklik sonrasında sarkıntılık düzeyindeki cinsel saldırı bakımından iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. Sanığın eyleminin sarkıntılık düzeyinde olduğu belirlendiğinden, sonraki düzenlemenin somut olay bakımından sanık lehine sonuç doğurabileceği açıktır.

İlk derece mahkemesinin önceki düzenlemeye göre üç yıl temel ceza belirlemiş olması da bu sonucu değiştirmemektedir. Lehe kanun karşılaştırmasında yalnızca mahkemenin önceki hükümde tayin ettiği sonuç cezaya bakılamaz; önceki ve sonraki kanunların ilgili hükümleri somut olaya uygulanarak sonuçların karşılaştırılması gerekir. Yeni düzenlemenin suçun sarkıntılık biçimini açıkça daha hafif yaptırıma bağlaması nedeniyle yeniden değerlendirme yapılması zorunlu görülmüştür.

Sonuç olarak sanığın katılanın kalçasına dokunması mağdurun vücut dokunulmazlığını ihlal eden cinsel saldırı niteliğindedir. Bununla birlikte hareketin ani ve kesintili gerçekleşmesi ve süreklilik göstermemesi, eylemi TCK 102/1’in ikinci cümlesindeki sarkıntılık kategorisine sokmaktadır. Yargıtay bu nedenle 6545 sayılı Kanunla getirilen lehe düzenleme uyarınca sanığın hukuki durumunun yeniden belirlenmesi gerektiğine karar vererek hükmü bozmuştur.

Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 19.09.2019, E. 2016/5437, K. 2019/10972

TCK 102/1 – MAĞDURENİN DUDAĞINDAN ÖPÜLMESİ VE BEDENİNE YÖNELİK TEMASIN ANİ VE KESİNTİLİ BİÇİMDE GERÇEKLEŞMESİ HÂLİNDE EYLEM SARKINTILIK DÜZEYİNDE CİNSEL SALDIRI OLARAK DEĞERLENDİRİLMELİDİR

Somut olayda sanığın mağdureye yaklaşarak rızası dışında dudağından öptüğü ve bu suretle mağdurenin bedenine doğrudan fiziksel temasta bulunduğu kabul edilmiştir. Eylem kısa bir zaman dilimi içerisinde gerçekleşmiş, sanığın mağdureyi öpmesinin ardından cinsel davranışlarını uzun süre devam ettirdiği veya daha ileri boyuta taşıdığı yönünde bir kabul ortaya konulmamıştır. İlk derece mahkemesince sanığın davranışı cinsel saldırı kapsamında değerlendirilmiş; dosyanın temyiz incelemesinde ise uyuşmazlık özellikle eylemin TCK 102/1’in temel şekli ile sarkıntılık düzeyinde kalan şekli arasındaki hukuki niteliğine ilişkin olmuştur.

Yargıtay, öncelikle öpme şeklindeki davranışın niteliğinin olayın koşullarından bağımsız değerlendirilemeyeceğini kabul etmektedir. Öpme, gündelik hayat içerisinde farklı anlamlara gelebilecek bir davranış olmakla birlikte, mağdurun rızası dışında ve cinsel amaç taşıyan bir bağlam içerisinde gerçekleştirildiğinde cinsel davranış niteliğini kazanabilir. Bu durumda mağdurun bedenine doğrudan temas edildiğinden, eylem yalnızca cinsel içerikli söz veya temas içermeyen hareketlerden oluşan cinsel taciz kapsamında değerlendirilemez.

TCK 102/1 bakımından mağdurun vücut dokunulmazlığının cinsel davranışlarla ihlal edilmesi yeterlidir. Kanun, temel cinsel saldırının gerçekleşebilmesi için temasın mutlaka mağdurun cinsel organına, göğüslerine veya kalçasına yönelmesini aramamaktadır. Bu nedenle rıza dışında dudağından öpülen mağdurun vücut dokunulmazlığının cinsel davranışla ihlal edildiğinin kabul edilmesi mümkündür. Ancak suçun TCK 102 kapsamında bulunması, her durumda fıkranın birinci cümlesindeki temel cezanın uygulanacağı anlamına gelmemektedir.

Bu aşamada Yargıtay, sarkıntılık düzeyindeki cinsel saldırı ile daha yoğun cinsel saldırı arasındaki ayrım üzerinde durmuştur. Ayrım yapılırken eylemin ne kadar sürdüğü, temasın devamlılık gösterip göstermediği, failin mağduru tutarak cinsel hareketlerini sürdürüp sürdürmediği, tek bir hareketten sonra eylemine son verip vermediği ve cinsel davranışların ulaştığı yoğunluk birlikte değerlendirilmelidir. Bu nedenle “öpme” şeklindeki hareket için soyut ve her olaya uygulanabilecek tek bir hukuki nitelendirme yapılması doğru değildir.

Somut olayda sanığın mağdureyi öpmesi ani biçimde gerçekleşmiş ve devam eden yoğun cinsel davranışlara dönüşmemiştir. Failin mağdurenin bedeninin farklı bölgelerine yönelik uzun süreli temaslarda bulunduğu, mağdureyi tutarak öpmeye devam ettiği veya eylemi başka cinsel hareketlerle birleştirdiği kabul edilmemiştir. Böyle bir oluş içerisinde cinsel davranış mağdurun vücut dokunulmazlığını ihlal etmekle beraber, saldırının yoğunluğu sarkıntılık sınırını aşmamaktadır.

Karar özellikle “ani ve kesintili hareket” kavramının uygulanması bakımından önem taşımaktadır. Bir eylemin sarkıntılık düzeyinde kabul edilmesi için fiziksel temasın önemsiz veya mağdur üzerindeki etkisinin hafif olması şart değildir. Sarkıntılık da TCK 102 kapsamında cinsel saldırıdır. Buradaki daha hafif hukuki değerlendirme, mağdurun hukuki değerinin daha az korunmasından değil, failin somut davranışının icra yoğunluğundan kaynaklanmaktadır.

Nitekim 6545 sayılı Kanunla TCK 102/1’de yapılan değişiklikle kanun koyucu, cinsel saldırının sarkıntılık düzeyinde kalan şeklini ayrıca düzenlemiştir. Bu düzenlemenin amacı, mağdurun vücut dokunulmazlığını ihlal eden bütün cinsel temasları aynı yaptırıma tabi tutmak yerine, hareketin ağırlığına göre bir derecelendirme yapılmasını sağlamaktır. Dolayısıyla ani bir öpme hareketiyle mağdur üzerinde belirli bir süre devam eden öpme, okşama, sarılma ve diğer cinsel temasların aynı hukuki kategori içerisinde değerlendirilmesi zorunlu değildir.

Sonuç olarak Yargıtay, mağdurenin rızası dışında dudağından öpülmesi şeklindeki fiziksel temasın cinsel saldırı kapsamında olduğunu; ancak somut olayda eylemin ani ve kesintili biçimde gerçekleşerek süreklilik göstermemesi nedeniyle TCK 102/1’in ikinci cümlesindeki sarkıntılık düzeyinde kaldığını kabul etmiştir. Suç vasfı ve lehe kanun değerlendirmesinin bu hukuki nitelendirme gözetilerek yapılması gerektiği belirtilmiştir.

Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 18.06.2019, E. 2016/1630, K. 2019/10164

TCK 102/1 – MAĞDURENİN BEDENİ ÜZERİNDE ÖPME, OKŞAMA VE ELLEME ŞEKLİNDE BİRBİRİNİ TAKİP EDEN CİNSEL HAREKETLERİN SÜRDÜRÜLMESİ, SARKINTILIK SINIRINI AŞARAK CİNSEL SALDIRININ TEMEL ŞEKLİNİ OLUŞTURUR

Somut olayda sanığın mağdureye yönelik davranışları tek bir ani fiziksel temastan ibaret kalmamış; mağdureyi öpmesi, vücudunu okşaması ve farklı bölgelerine elle temas etmesi şeklindeki hareketler birbirini takip etmiştir. Mağdurenin anlatımları ve dosya kapsamındaki diğer deliller birlikte değerlendirildiğinde, sanığın cinsel nitelikteki davranışlarının belirli bir süreç içerisinde devam ettiği kabul edilmiştir. Uyuşmazlık, bu hareketlerin 6545 sayılı Kanunla TCK 102/1’e eklenen sarkıntılık düzenlemesi kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği noktasında ortaya çıkmıştır.

Yargıtay, sarkıntılık düzeyindeki cinsel saldırının tespitinde yalnızca organ veya sair cisim sokulmasının bulunmamasından hareket edilemeyeceğini belirtmiştir. Organ veya sair cisim sokulması bulunmadığında eylemin TCK 102/2 kapsamına girmeyeceği açıktır; ancak bundan doğrudan eylemin sarkıntılık olduğu sonucu çıkarılamaz. TCK 102/1’in kendi içerisinde de saldırının yoğunluğuna göre iki ayrı yaptırım seviyesi bulunmaktadır.

Bu nedenle mağdurun bedenine yönelik temasın icra biçimi önem taşımaktadır. Bir kez kalçaya dokunma, kısa süreli öpme veya tek bir ani elleme hareketi somut olayın koşullarına göre sarkıntılık düzeyinde kalabilir. Buna karşılık mağdurun öpülmesi, bedeninin okşanması ve farklı bölgelerine yönelik temasların birbirini takip etmesi hâlinde, artık tek ve kesik bir cinsel davranıştan söz etmek güçleşmektedir. Hareketlerin bütünlüğü, failin cinsel müdahalesini belirli bir süre sürdürdüğünü ortaya koyabilir.

Somut olayda da sanığın hareketleri birbirinden kopuk, anlık davranışlar olarak değerlendirilmemiştir. Failin mağdurenin vücudu üzerindeki cinsel temasını devam ettirmesi, bir hareketten diğerine geçerek cinsel müdahalesini yoğunlaştırması söz konusudur. Dolayısıyla mağdurun vücut dokunulmazlığına yönelik ihlal tek bir temas anıyla sınırlı kalmamıştır. Yargıtay, bu sürekliliği sarkıntılık sınırının aşıldığını gösteren temel özelliklerden biri olarak değerlendirmiştir.

Kararın önemli ilkelerinden biri, hareket sayısının tek başına değil, hareketler arasındaki zamansal ve amaçsal bütünlüğün esas alınmasıdır. Failin farklı zamanlarda birbirinden bağımsız hareketleri ile aynı olay içerisinde birbirini tamamlayan öpme, okşama ve elleme hareketleri aynı şekilde değerlendirilemez. İkinci durumda cinsel saldırı, mağdur üzerinde devam eden bir süreç hâline gelmektedir ve bu durum TCK 102/1’in birinci cümlesinin uygulanmasını gerektirebilir.

Yargıtay’ın yaklaşımında sarkıntılık, “temasın hafif olması” şeklinde soyut bir kavram olarak anlaşılmamaktadır. Belirleyici olan, eylemin ani ve kesintili kalıp kalmadığıdır. Fail mağdurun bedenine yönelik cinsel davranışlarını sürdürmüşse, hareketlerin her biri tek başına kısa süreli olsa bile bunların bir bütün hâlinde oluşturduğu saldırı yoğunluğu dikkate alınmalıdır. Bu nedenle sanığın önce öpmesi, ardından okşaması ve elleme hareketlerine devam etmesi gibi davranışlar parçalanarak ayrı ayrı sarkıntılık olarak değerlendirilemez.

Öte yandan eylemlerin TCK 102/1’in birinci cümlesi kapsamında kalması için TCK 102/2’deki ağırlığa ulaşması gerekmez. Mağdurun vücuduna organ veya sair cisim sokulmamış olması, hareketlerin temel cinsel saldırı oluşturmasına engel değildir. TCK 102/2 bağımsız biçimde daha ağır bir icra şeklini düzenlerken, TCK 102/1’in birinci cümlesi penetrasyon içermeyen fakat sarkıntılık seviyesini aşan cinsel davranışları kapsamaktadır.

Sonuç olarak Yargıtay, mağdurenin bedenine yönelik öpme, okşama ve elleme şeklindeki cinsel hareketlerin birbirini takip ederek süreklilik kazanması durumunda eylemin sarkıntılık olarak kabul edilemeyeceğini belirtmiştir. Failin cinsel davranışları ani ve kesintili bir temas sınırını aşarak belirli bir yoğunluğa ve devamlılığa ulaştığından, TCK 102/1’in birinci cümlesindeki cinsel saldırının temel şeklinin uygulanması gerektiği kabul edilmiştir.

Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 27.02.2018, E. 2017/5597, K. 2018/1433

TCK 102/1 – MAĞDURENİN MEMELERİNİN VE KALÇASININ BİRDEN FAZLA KEZ OKŞANMASI ŞEKLİNDE DEVAM EDEN CİNSEL DAVRANIŞLAR, ANİ VE KESİNTİLİ SAYILAMAYACAĞINDAN SARKINTILIK DEĞİL TEMEL CİNSEL SALDIRI NİTELİĞİNDEDİR

Somut olayda sanığın mağdureye yönelik hareketleri, mağdurenin vücuduna bir kez dokunup derhâl sona eren fiziksel temastan ibaret değildir. Sanığın mağdurenin meme ve kalça bölgelerine yönelik elleme ve okşama şeklindeki davranışlarını sürdürdüğü, bu suretle mağdurenin bedenine yönelik cinsel temasın belirli bir devamlılık kazandığı kabul edilmiştir. İlk derece mahkemesinin hukuki nitelendirmesi temyiz incelemesine konu olduğunda, özellikle eylemin sarkıntılık düzeyinde kalıp kalmadığı tartışılmıştır.

Yargıtay, öncelikle mağdurenin meme ve kalça bölgelerine yönelik elleme ve okşama hareketlerinin cinsel niteliğinin açık olduğunu değerlendirmiştir. Bu hareketler mağdurun vücut dokunulmazlığına doğrudan müdahale teşkil ettiğinden TCK 102 kapsamında bulunmaktadır. Uyuşmazlık bu noktadan sonra saldırının yoğunluğuna ilişkindir.

TCK 102/1’in ikinci cümlesindeki sarkıntılık düzenlemesi, cinsel saldırının daha az yoğunluk gösteren hâllerini kapsamaktadır. Yargıtay uygulamasında bu kapsamın belirlenmesinde hareketin ani ve kesintili olup olmadığı önemli bir ölçüttür. Fail mağdura bir kez dokunup hareketini sona erdirmişse somut olayın özelliklerine göre sarkıntılık gündeme gelebilir. Buna karşılık failin mağdurun bedenine yönelik temasını sürdürmesi ve cinsel hareketlerini tekrar etmesi durumunda aynı sonuca ulaşılması mümkün değildir.

Somut olayda temas edilen bölgeler ve hareketlerin niteliği birlikte değerlendirilmiştir. Sanığın mağdurenin memelerini ve kalçasını okşaması, hareketlerini belirli bir süre devam ettirmesi ve cinsel temasın birden fazla davranış şeklinde ortaya çıkması, eylemin tek ve ani bir sarkıntılık hareketi olmadığını göstermektedir. Failin mağdur üzerindeki cinsel müdahalesi belirli bir yoğunluğa ulaşmıştır.

Burada özellikle “okşama” ile “ani dokunma” arasındaki fiilî farklılık önem taşımaktadır. Bir kişinin bedenine anlık biçimde dokunulması ile elin mağdurun bedeni üzerinde gezdirilmesi veya okşama hareketinin sürdürülmesi aynı yoğunlukta değildir. Okşama şeklindeki davranış, somut olayın özelliklerine göre failin fiziksel temasını belirli bir süre devam ettirdiğini ve mağdurun bedenine yönelik cinsel müdahalenin süreklilik kazandığını gösterebilir.

Daire bu nedenle cinsel saldırının hukuki niteliğini belirlerken hareketlerin tek tek parçalanarak değerlendirilmesini uygun görmemiştir. Sanığın önce mağdurenin memesine, ardından kalçasına yönelik temasını birbirinden tamamen bağımsız iki hareket gibi ele almak, olayın bütünlüğünü gözden kaçıracaktır. Aynı suç işleme süreci içerisinde mağdurun farklı vücut bölgelerine yönelik devam eden cinsel hareketlerin bütün olarak değerlendirilmesi gerekir.

Kararın ortaya koyduğu bir diğer önemli sonuç, TCK 102/1’in temel şeklinin yalnızca çok ağır veya uzun süre devam eden saldırılara özgü olmadığıdır. Sarkıntılık sınırının aşılması için mutlaka organ veya sair cisim sokulmasına yakın yoğunlukta bir davranış aranmaz. Cinsel temasın ani ve kesintili olma özelliğini kaybederek devamlılık kazanması, somut olayın diğer özellikleriyle birlikte temel şeklin uygulanması için yeterli olabilir.

Sonuç itibarıyla mağdurenin meme ve kalça bölgelerinin birden fazla kez ellenip okşanması şeklinde devam eden cinsel hareketler, ani ve kesintili sarkıntılık davranışından farklı olarak süreklilik ve yoğunluk göstermektedir. Bu nedenle eylemin TCK 102/1’in ikinci cümlesindeki sarkıntılık değil, aynı fıkranın birinci cümlesinde düzenlenen temel cinsel saldırı suçu kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir.

Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 09.04.2019, E. 2018/6944, K. 2019/8759

TCK 102/1 – MAĞDUREYİ DUDAĞINDAN ÖPMEYE ÇALIŞMA VE PANTOLONUNUN ARKA CEBİNE EL SOKARAK KALÇASINA DOKUNMA ŞEKLİNDEKİ KISA VE DEVAMI BULUNMAYAN HAREKETLER SARKINTILIK DÜZEYİNDE CİNSEL SALDIRIDIR

Somut olayda sanığın katılan mağdureye yönelik birden fazla cinsel nitelikli davranışı bulunmaktadır. Sanık bir aşamada mağdureyi dudağından öpmeye çalışmış, bunun yanında elini mağdurenin pantolonunun arka cebine sokarak kalçasına dokunmuştur. Uyuşmazlık, birden fazla fiziksel hareketin bulunması nedeniyle sanığın eylemlerinin TCK 102/1’in birinci cümlesindeki temel cinsel saldırı boyutuna ulaşıp ulaşmadığı noktasında toplanmıştır.

Ceza Genel Kurulu, sarkıntılık kavramının belirlenmesinde hareket sayısının tek başına belirleyici olmadığını kabul etmiştir. Failin aynı olay içerisinde birden fazla cinsel nitelikli hareket gerçekleştirmesi, bu davranışların mutlaka sarkıntılık sınırını aştığı anlamına gelmez. Hareketlerin her birinin icra biçimi, devamlılık gösterip göstermediği, mağdurun bedeni üzerindeki temasın ne kadar sürdüğü ve hareketlerin birbirini tamamlayan kesintisiz bir saldırıya dönüşüp dönüşmediği incelenmelidir.

Sanığın mağdureyi dudağından öpmeye çalışması ile pantolonunun arka cebine elini sokarak kalçasına dokunması, olayın bütünü içerisinde cinsel amaç taşıyan davranışlardır. Özellikle kalçaya yönelik temas mağdurun vücut dokunulmazlığının doğrudan ihlal edilmesi sonucunu doğurduğundan, olayın yalnızca cinsel taciz kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir. Fiziksel temas nedeniyle TCK 102’nin uygulama alanına girilmiştir.

Bununla birlikte Kurul, sanığın hareketlerinin ayrı ayrı ani nitelikte olduğunu, kesiklik gösterdiğini ve devamının bulunmadığını dikkate almıştır. Sanığın mağdureyi uzun süre tutması, öpme veya elleme hareketini sürdürmesi, mağdurenin bedeninin çeşitli bölgelerine yönelik birbirini takip eden yoğun temaslarda bulunması gibi bir oluş kabul edilmemiştir. Dolayısıyla birden fazla hareket bulunmasına rağmen bunlar kendi içerisinde devamlılık gösteren bir cinsel saldırı sürecine dönüşmemiştir.

Bu değerlendirme TCK 102/1 uygulaması bakımından önemli bir ölçüt ortaya koymaktadır. Sarkıntılık yalnızca “tek dokunuş” şeklinde anlaşılmamalıdır. Bir olay içerisinde birden fazla cinsel hareket bulunabilir; ancak bu hareketlerin her biri kısa, ani ve devamı olmayan nitelikteyse sarkıntılık kapsamında kalmaları mümkündür. Buna karşılık birbirini takip eden hareketler mağdurun bedeni üzerinde kesintisiz veya belirli bir süre devam eden cinsel müdahaleye dönüşmüşse artık temel cinsel saldırı gündeme gelir.

Ceza Genel Kurulu böylelikle hareketlerin sayısal çokluğu ile icra yoğunluğunu birbirinden ayırmıştır. İki farklı hareketin bulunması tek başına temel şeklin oluştuğunu göstermez. Önemli olan bu hareketlerin mağdur üzerinde oluşturduğu cinsel müdahalenin zaman ve yoğunluk bakımından niteliğidir. Bu yaklaşım, sarkıntılık ile temel cinsel saldırı arasındaki sınırın somut olayın bütün özelliklerine göre belirlenmesini gerektirmektedir.

Sonuç olarak sanığın mağdureyi dudağından öpmeye çalışması ve pantolonunun arka cebine elini sokarak kalçasına dokunması şeklindeki hareketleri, bedensel temas içeren cinsel saldırı niteliğinde olmakla birlikte; hareketlerin ani, kesintili ve devamı bulunmayan özellik göstermesi nedeniyle TCK 102/1 kapsamında sarkıntılık düzeyinde kabul edilmiştir.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 11.06.2020, E. 2017/14-201, K. 2020/287

TCK 102/1 – MAĞDURENİN BACAKLARINA, DİZİNE VE BELİNE DEFALARCA DOKUNULMASININ ARDINDAN KENDİNE ÇEKİLEREK CİNSEL ORGANIN KALÇASINA TEMAS ETTİRİLMESİ, SARKINTILIK SINIRINI AŞAN TEMEL CİNSEL SALDIRIDIR

Somut olayda sanık ile katılan mağdure müdür yardımcısı odasında birlikte bulunmaktadır. Sanık bu süre içerisinde önce mağdurenin bacaklarının üst tarafına dokunmuş, ardından diz kapağı bölgesine temas etmiş ve daha sonra yeniden bacağına yönelik fiziksel temasta bulunmuştur. Sanığın hareketleri bununla sınırlı kalmamış, mağdurenin beline de dokunmuştur. Mağdure bu temas üzerine rahatsızlığını ifade etmesine rağmen sanık hareketlerine son vermemiştir.

Mağdure odadan ayrılmak istediği sırada sanık bu defa mağdureyi kendisine doğru çekmiş ve kıyafetleri üzerinden kendi cinsel organını mağdurenin kalçasına temas ettirmiştir. Böylelikle olay, tek bir dokunma veya kısa süreli fiziksel müdahale biçiminde gerçekleşmemiş; mağdurenin bedeninin farklı bölgelerine yönelen ve birbirini takip eden birden fazla cinsel hareketten oluşmuştur.

Ceza Genel Kurulu önündeki temel uyuşmazlık, sanığın hareketlerinin TCK 102/1’in ikinci cümlesindeki sarkıntılık kapsamında kalıp kalmadığıdır. Sanığın organ veya sair cisim sokma şeklinde bir eylemi bulunmadığından TCK 102/2 kapsamında nitelikli cinsel saldırı söz konusu değildir. Ancak penetrasyon bulunmaması, eylemin otomatik biçimde sarkıntılık olarak değerlendirilmesini de gerektirmemektedir. TCK 102/1’in birinci cümlesi, penetrasyon boyutuna ulaşmayan fakat sarkıntılık sınırını aşan cinsel davranışları ayrıca kapsamaktadır.

Kurul, sanığın mağdurenin bacaklarına, dizine ve beline yönelik temaslarının birbirinden tamamen bağımsız ani hareketler olmadığını değerlendirmiştir. Sanık aynı ortamda bulunduğu süre içerisinde cinsel nitelikteki temaslarını tekrarlamış; mağdurenin rahatsızlığını göstermesine rağmen davranışlarına devam etmiştir. Bu durum, failin cinsel saldırısının tek bir kısa müdahaleden ibaret olmadığını ve mağdurun bedeni üzerinde süreklilik kazandığını göstermektedir.

Özellikle mağdurenin beline dokunulduğunda rahatsızlığını ifade etmesi önem taşımaktadır. Mağdurenin tepkisine rağmen sanığın cinsel davranışlarını devam ettirmesi, hareketlerin kazara veya birbirinden kopuk olmadığını ortaya koymaktadır. Sanık mağdurenin odadan ayrılmak istemesi üzerine de eylemine son vermemiş; onu kendisine çekerek cinsel organını kalçasına temas ettirmiştir. Böylelikle saldırının yoğunluğu giderek artmıştır.

Ceza Genel Kurulu, sarkıntılık ile temel cinsel saldırı arasındaki ayrımda hareketlerin kendi içerisinde devamlılık göstermesine özel önem vermiştir. Failin mağdurun farklı vücut bölgelerine birbiri ardına dokunması, mağdurun karşı çıkmasına rağmen hareketlerini tekrarlaması ve son olarak daha yoğun bir cinsel temasa yönelmesi hâlinde eylemlerin tek tek parçalanarak “ani hareket” şeklinde değerlendirilmesi doğru değildir.

Karar ayrıca TCK 102/1’in birinci cümlesinin uygulama alanını belirginleştirmektedir. Temel cinsel saldırı için organ veya sair cismin vücuda sokulması gerekmez. Bu unsur gerçekleştiğinde TCK 102/2 uygulanacaktır. Buna karşılık penetrasyon olmamasına rağmen mağdurun bedeni üzerinde devam eden, birden fazla bölgeye yönelen ve belirli bir yoğunluk kazanan cinsel temaslar TCK 102/1’in temel şeklini oluşturabilir.

Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, sanığın mağdurenin bacak, diz ve bel bölgelerine tekrar tekrar dokunması, mağdurenin rahatsızlığını bildirmesine rağmen hareketlerine devam etmesi ve nihayet mağdureyi kendisine çekerek cinsel organını kıyafet üzerinden kalçasına temas ettirmesi şeklindeki davranışlarının ani ve kesintili sayılamayacağını kabul etmiştir. Hareketlerin birbirini takip etmesi ve kendi içerisinde devamlılık göstermesi nedeniyle sarkıntılık sınırı aşılmış ve TCK 102/1’in birinci cümlesindeki temel cinsel saldırı suçunun oluştuğu sonucuna varılmıştır.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 06.02.2020, E. 2017/14-45, K. 2020/62

TCK 102/1 – MAĞDURENİN ELİNİN OKŞANMASI, BELİNE SARILINMASI, SAÇLARININ OKŞANIP YÜZÜNDEN ÖPÜLMESİ VE RAHATSIZLIĞINA RAĞMEN TEMASIN SÜRDÜRÜLMESİ SARKINTILIK SINIRINI AŞAR

Somut olayda sanık mağdurenin işverenidir ve olay sanığın kullandığı odada meydana gelmiştir. Sanık ile mağdure odada birlikte bulundukları sırada sanık önce mağdurenin bir elini tutarak okşamıştır. Ardından ayağa kalkarak iki eliyle mağdurenin beline sarılmış, saçlarını okşamış ve mağdureyi önce alnından, daha sonra iki yanağından öpmüştür. Böylelikle fiziksel temas tek bir davranışla sınırlı kalmamış, farklı cinsel hareketler birbirini takip etmiştir.

Sanık bu hareketlerinin ardından mağdureye bir kez daha öpme yönünde söz söylemiş; mağdure ise geri çekilerek buna karşılık vermiştir. Sanık mağdurenin korktuğunu ve elinin ayağının titrediğini fark etmiş olmasına rağmen davranışlarına son vermemiştir. Mağdurenin de kendisini öpmesini istemiş, yanağını uzatmış ve mağdurenin rahatsızlığını davranışlarıyla açıkça göstermesine rağmen tekrar belinden sarılarak kendi yanağını mağdureye öptürmüştür.

Ceza Genel Kurulu, bu olayda sanığın hareketlerinin tek tek değerlendirilerek her birinin ani bir temas olarak kabul edilmesini doğru bulmamıştır. El tutma ve okşama, bele sarılma, saç okşama, alın ve yanaklardan öpme gibi davranışlar aynı olay içerisinde birbirini takip etmiş ve mağdurun bedeni üzerindeki cinsel müdahale belirli bir süre devam etmiştir. Dolayısıyla olayın bütünü, tek bir ani hareketten çok devam eden bir cinsel saldırı sürecini göstermektedir.

Kurulun değerlendirmesinde mağdurenin davranışları da önemlidir. Mağdure geri çekilmiş, sanığa ters biçimde bakmış ve fiziksel olarak rahatsız olduğunu göstermiştir. Sanık da mağdurenin korktuğunu ve titrediğini fark etmiştir. Buna rağmen sanığın cinsel nitelikteki fiziksel temasını devam ettirmesi, eylemin yoğunluğunu artıran ve sarkıntılık sınırının aşıldığını gösteren bir unsur olarak değerlendirilmiştir.

Burada sarkıntılık ile temel cinsel saldırı arasındaki fark yalnızca temas edilen vücut bölgelerinden kaynaklanmamaktadır. Örneğin saç okşama veya yanaktan öpme tek başına ve belirli koşullarda sarkıntılık düzeyinde kalabilecek hareketlerdir. Ancak aynı davranışlar birbirini takip eden başka cinsel hareketlerle birleştiğinde ve mağdurun bedeni üzerindeki müdahale süreklilik kazandığında, bütün eylemin hukuki niteliği değişmektedir.

Ceza Genel Kurulu böylece suç vasfının belirlenmesinde hareketlerin yapay biçimde parçalanmasına karşı çıkmıştır. Failin el okşama hareketi ayrı, sarılması ayrı, saç okşaması ayrı ve öpmesi ayrı değerlendirilerek bunların her birinin kısa sürdüğü gerekçesiyle sarkıntılık sonucuna varılması doğru değildir. Aynı zaman ve mekânda ortak cinsel amaçla gerçekleştirilen davranışlar bir bütün hâlinde değerlendirilmelidir.

Somut olayda bu bütünsel değerlendirme sonucunda sanığın mağdurenin bedeni üzerindeki cinsel temasının süreklilik ve yoğunluk kazandığı kabul edilmiştir. Mağdurenin açık rahatsızlığına rağmen hareketlerin sürdürülmesi de dikkate alındığında, eylemlerin ani ve kesintili olduğu söylenemez. Bununla birlikte vücuda organ veya sair cisim sokulması bulunmadığından TCK 102/2 değil, TCK 102/1’in birinci cümlesindeki temel şekil uygulanmalıdır.

Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, mağdurenin elini okşamayla başlayıp beline sarılma, saçlarını okşama, alnından ve yanaklarından öpme ve mağdurenin rahatsızlığına rağmen yeniden fiziksel temas kurma biçiminde devam eden davranışların sarkıntılık düzeyini aştığını kabul etmiştir. Birbirini takip eden ve kendi içerisinde devamlılık gösteren cinsel hareketlerin TCK 102/1’in birinci cümlesindeki temel cinsel saldırı suçunu oluşturduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 28.05.2020, E. 2017/14-47, K. 2020/244

TCK 102/1 Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu

TCK 102/1 Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu
Somut Durum Yargıtay Nitelendirmesi Gerekçenin Özü
Ani ve kesintili tek dokunuş Sarkıntılık (102/1 ikinci cümle) Hareket süreklilik kazanmadan sona ermiştir
Devamlılık arz eden ve yoğunlaşan dokunuşlar Basit cinsel saldırı (102/1) Fiil sarkıntılık boyutunu aşmıştır
Vücut teması bulunmayan sözlü fiiller TCK 105 cinsel taciz Vücut dokunulmazlığı ihlal edilmemiştir
Mağdurun şikayetten vazgeçmesi Düşme Temel şekil şikayete tabidir
Cinsel amacın ispatlanamaması Beraat veya farklı nitelendirme Kastın cinsel amaçla hareket etmeyi kapsaması gerekir

Serinin diğer yazıları için TCK 102/3-a kendini savunamayacak kişiye karşı cinsel saldırı, TCK 102/3-d silahla veya birden fazla kişiyle cinsel saldırı ile temas içermeyen fiiller için cinsel taciz suçu TCK 105 rehberimizi inceleyebilirsiniz.

Hukuki araçlarımızla süreçlerinizi kendiniz de takip edebilirsiniz:

Sık Sorulan Sorular

TCK 102/1 nedir?

TCK 102/1, cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlal etmeyi düzenleyen basit cinsel saldırı suçudur; cezası şikayet üzerine 5 yıldan 10 yıla kadar, sarkıntılık düzeyinde kalan fiillerde 2 yıldan 5 yıla kadar hapistir.

Sarkıntılık suçu nedir, cezası kaç yıl?

Sarkıntılık; ani, kesintili ve süreklilik kazanmamış cinsel davranıştır ve cezası 2 yıldan 5 yıla kadar hapistir. Hareket devam eder veya yoğunlaşırsa fiil basit cinsel saldırıya dönüşür ve ceza 5 yıldan başlar.

Cinsel saldırı ile cinsel taciz farkı nedir?

Ayrım vücut temasıdır: Mağdurun vücuduna yönelen fiziksel temas varsa cinsel saldırı, temas olmaksızın sözle, yazıyla veya dijital yolla işlenen fiiller cinsel taciz kapsamındadır.

TCK 102/1 şikayete bağlı mı, süre ne kadar?

Evet. Temel şekil ve sarkıntılık şikayete tabidir; süre, fiilin ve failin öğrenilmesinden itibaren 6 aydır. Hüküm kesinleşinceye kadar şikayetten vazgeçilirse dava düşer.

Cinsel saldırıda uzlaşma olur mu?

Hayır. Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda uzlaştırma yolu kanunen kapalıdır; şikayete tabi olması uzlaştırma kapsamına girdiği anlamına gelmez.

Cinsel saldırı suçu nasıl ispatlanır?

Bu suçlar çoğu zaman tanıksız işlendiğinden mağdur beyanı merkezi delildir; beyanın iç tutarlılığı, olay sonrası davranışlar, mesaj kayıtları ve varsa raporlarla birlikte denetlenir. Soyut ve çelişkili beyan tek başına mahkumiyete yetmez.

TCK 102/1 davasında avukat desteği neden önemli?

Sarkıntılık sınırı, şikayet süresinin hesabı ve beyan delilinin denetimi bu dosyaların belirleyici başlıklarıdır; savunma ilk ifadeyle kurulur. Avukatlık hizmetleri TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ücretlidir.

Av. Çağrı Ayboğa Kimdir?

Av. Çağrı Ayboğa, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur ve yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Ankara Barosuna kayıtlı olarak (Sicil No: 34507) Ayboğa + Partners Avukatlık Bürosunun kurucu avukatı sıfatıyla ağırlıklı olarak ceza hukuku alanında çalışmakta; cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda hem müdafilik hem mağdur vekilliği görevi yürütmektedir. Bu yazı, TCK 102/1 basit cinsel saldırı ve sarkıntılık konusundaki güncel Yargıtay içtihatları taranarak hazırlanmıştır ve bilgilendirme amaçlıdır; somut olaya özgü hukuki danışmanlık yerine geçmez.

TCK 102/1 Cinsel Saldırı Dosyasında Ankara Ceza Avukatı Desteği

Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda nitelendirme, beyan delilinin denetimi ve usul güvencelerinin takibi sonucu kökten değiştirir. TCK 102 cinsel saldırı suçu rehberimizi inceleyebilir, dosyanız için Ankara ceza avukatı desteği alabilirsiniz.

Ankara Avukat

Avukat Çağrı Ayboğa

Avukat Çağrı Ayboğa, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olup yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Ayboğa + Partners Avukatlık Bürosu’nun kurucu avukatlarındandır. Ankara Barosu’na kayıtlı olarak dinamik ve tecrübeli ekibiyle avukatlık mesleğini icra etmektedir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Ara