Ceza Hukuku

TCK 104/1 Reşit Olmayanla Cinsel İlişki Suçu ve Cezası

Güncelleme Tarihi: 21 Ağustos 2026 | Av. Çağrı Ayboğa

TCK 104/1 nedir? TCK 104/1, cebir, tehdit ve hile olmaksızın, on beş yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunmayı düzenler; cezası mağdurun şikayeti üzerine iki yıldan beş yıla kadar hapistir. Suç, çocuğun özgür iradesiyle girdiği ilişkiyi cezalandırır: İrade cebir, tehdit veya hileyle sakatlanmışsa fiil bu suç değil, cinsel istismar kapsamındadır. Şikayet süresi altı aydır; şikayet yalnızca bu fıkra için aranır.

On beş yaşını bitirmiş bir çocuğun cinsel davranışın anlamını kavrayabildiğini kabul eden kanun koyucu, yine de bir çizgi daha çeker: Kavramak başka, on sekiz yaşın olgunluğu başkadır. TCK 104 reşit olmayanla cinsel ilişki suçu bu ara alanı düzenler; rızaya dayansa bile reşit olmayanla cinsel ilişkiyi, şikayete bağlı bağımsız bir suç olarak cezalandırır.

Bu yazıda suçun unsurlarını, cinsel istismarla sınırını ve on altı emsal Yargıtay kararını birebir metinleriyle inceliyoruz. İradenin cebir, tehdit veya hileyle sakatlandığı fiiller için TCK 103/1 çocuğun cinsel istismarı rehberimize bakabilirsiniz.

TCK 104/1 Nedir?

TCK 104/1, üç unsurun birleşmesiyle uygulanır. Birincisi yaştır: Mağdur on beş yaşını bitirmiş ancak on sekiz yaşını doldurmamış bir çocuktur; on beş yaş altındaki çocuklarla her cinsel davranış istismardır ve bu madde hiç devreye girmez. İkincisi serbest iradedir: İlişki cebir, tehdit ve hile olmaksızın, çocuğun özgür rızasıyla kurulmuş olmalıdır. Üçüncüsü fiilin boyutudur: Madde yalnızca cinsel ilişkiyi, yani vücuda organ sokulması boyutundaki fiili cezalandırır; bu boyuta ulaşmayan rızalı cinsel davranışlar bu yaş grubunda suç oluşturmaz.

TCK 104 Kanun Metni

5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 104. maddesinin yürürlükteki tam metni aşağıdadır; bu yazının konusu işaretlenmiştir. Resmi metin için mevzuat.gov.tr üzerindeki 5237 sayılı Kanuna bakabilirsiniz.

Reşit olmayanla cinsel ilişki

Madde 104 – (1) Cebir, tehdit ve hile olmaksızın, on beş yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunan kişi, şikâyet üzerine, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) (Yeniden düzenleme: 24/11/2016-6763/14 md.) Suçun mağdur ile arasında evlenme yasağı bulunan kişi tarafından işlenmesi hâlinde, şikâyet aranmaksızın, on yıldan on beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(3) (Ek: 24/11/2016-6763/14 md.) Suçun, evlat edineceği çocuğun evlat edinme öncesi bakımını üstlenen veya koruyucu aile ilişkisi çerçevesinde koruma, bakım ve gözetim yükümlülüğü bulunan kişi tarafından işlenmesi hâlinde, şikâyet aranmaksızın ikinci fıkraya göre cezaya hükmolunur.

Unsurlar: Yaş, Serbest İrade ve İlişki Kavramı

  • Yaş sınırları: Alt sınır on beş yaşın bitirilmesi, üst sınır on sekiz yaştır; yaş, nüfus kaydıyla ve tereddütte kemik yaşı incelemesiyle belirlenir. Algılama yeteneği gelişmemiş çocuklarda ise yaş kaç olursa olsun istismar hükümleri uygulanır.
  • Serbest irade: Aşağıda birebir verdiğimiz kararların gösterdiği gibi, evlenme vaadiyle kandırma iddiaları hile denetiminin merkezindedir: Hile, iradeyi sakatlayacak yoğunluğa ulaşmışsa fiil istismara dönüşür; ilişkinin olağan akışındaki vaatler tek başına hile sayılmaz.
  • Fail sorunu: Failin yetişkin olması tipik durumdur; her iki tarafın on beş yaşını bitirmiş çocuk olduğu ilişkilerde sorumluluk, şikayet koşuluyla birlikte her somut olayda ayrıca değerlendirilir.
  • Evlilik dışılık: Resmi evlilik içindeki ilişki suç oluşturmaz; dini nikah adı altındaki birliktelikler ise evlilik sayılmaz ve suçu ortadan kaldırmaz.

TCK 104/1 Cezası Ne Kadar?

  • Temel aralık: İki yıldan beş yıla kadar hapis.
  • Zincirleme suç: Aynı çocukla süreklilik kazanan ilişkide zincirleme suç hükümleri uygulanır ve ceza dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır.
  • Seçenek kurumlar: Sonuç cezanın iki yıl düzeyinde kaldığı dosyalarda hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve erteleme koşulları değerlendirilebilir.
  • Ağırlaşmış halleri: Fail ile mağdur arasında evlenme yasağı varsa TCK 104/2, koruyucu aile ve evlat edinme öncesi bakım ilişkisi varsa TCK 104/3 uygulanır; her ikisinde şikayet aranmaz ve ceza on yıldan başlar.

Şikayet, Tutuklama ve Yargılama

  • Şikayet: TCK 104/1 şikayete tabidir; süre, fiilin ve failin öğrenilmesinden itibaren altı aydır. Şikayet hakkı mağdur çocuğa aittir ve hüküm kesinleşinceye kadar vazgeçme davayı düşürür.
  • Uzlaştırma: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda uzlaştırma yolu kapalıdır; taraflar anlaşsa dahi dosya kamu adına yürütülür.
  • Tutuklama: Suç CMK 100/3 katalogunda yer almaz; tutuklama genel koşullara tabidir ve uygulamada adli kontrol tedbirleri öne çıkar.
  • Görevli mahkeme: Görevli mahkeme asliye ceza mahkemesidir.
  • İspat rejimi: Bu suçlar çoğu zaman tanıksız ortamlarda işlendiğinden mağdur beyanı merkezi delildir; ancak beyanın mahkumiyete yeterliliği, iç tutarlılık ve dış doğrulama ölçütleriyle denetlenir. Ayrıntılar için cinsel suçlarda ispat ve mağdur beyanı delili rehberimize bakabilirsiniz.
  • İnfaz rejimi: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda koşullu salıverilme oranı süreli hapiste dörtte üçtür; infaz hesabı için infaz hesaplama aracımızı kullanabilirsiniz.

Avukata Sor: TCK 104/1 Dosyanızı Birlikte Değerlendirelim

Cinsel ilişki kavramının kapsamı, hile bulunup bulunmadığı ve şikayet süresinin hesabı bu dosyaların üç belirleyici tartışmasıdır; nitelendirme hatası fiili istismara taşıyabilir. Sorularınız için bize ulaşabilirsiniz.

Avukata Sor

Danışmanlık Ücretlidir: Hukuki danışmanlık hizmetlerimiz, 2025-2026 TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAUT) uyarınca ücrete tabidir.

TCK 104/1 Yargıtay Kararları

Aşağıdaki on altı emsal karar, bu hükmün uygulamadaki sınırlarını çizen kararlardır ve özet metinleri birebir aktarılmıştır.

TCK 104/1 – ON BEŞ YAŞINI TAMAMLAMIŞ ÇOCUKLA CEBİR, TEHDİT VE HİLE OLMAKSIZIN GERÇEKLEŞTİRİLEN CİNSEL İLİŞKİ, MAĞDURUN ŞİKÂYETİ ÜZERİNE REŞİT OLMAYANLA CİNSEL İLİŞKİ SUÇUNU OLUŞTURUR

TCK 104/1 kapsamında reşit olmayanla cinsel ilişki suçunun temel özelliği, mağdurun on beş yaşını tamamlamış ancak on sekiz yaşını doldurmamış olması ve cinsel ilişkinin cebir, tehdit veya hile bulunmaksızın gerçekleştirilmesidir. Bu yönüyle suç, TCK 103’te düzenlenen çocuğun cinsel istismarı suçundan ayrılmaktadır. Mağdurun yaşı, kullanılan yöntem ve cinsel davranışın niteliği suç vasfının belirlenmesinde birlikte değerlendirilmelidir.

Yargıtay uygulamasında özellikle mağdurun on beş yaşını tamamlamış olduğu dönemde taraflar arasında rızaya dayalı biçimde gerçekleşen cinsel ilişkiler TCK 104/1 kapsamında ele alınmaktadır. Buradaki rıza, eylemin tamamen hukuka uygun hâle gelmesini sağlamamakta; yalnızca TCK 103 ile TCK 104 arasındaki suç vasfının belirlenmesinde önem taşımaktadır. Kanun koyucu on beş-on sekiz yaş grubundaki çocuğu bu tür cinsel ilişkilere karşı ayrıca koruma altına almıştır.

Somut olayda da sanığın mağdureyle birden fazla kez cinsel ilişkiye girdiği ve eylemlerin TCK 104/1 kapsamında kaldığı kabul edilmiştir. Yerel mahkeme, temel cezayı TCK 104/1 uyarınca belirlemiş; eylemlerin değişik tarihlerde tekrarlanması nedeniyle ayrıca TCK 43/1’de düzenlenen zincirleme suç hükümlerini uygulamıştır.

Yargıtay 14. Ceza Dairesi, suç vasfına yönelik kabulü hukuka uygun bulmuştur. Böylece on beş yaşını tamamlamış fakat henüz on sekiz yaşını doldurmamış mağdurla, cebir, tehdit veya hile bulunmaksızın gerçekleştirilen cinsel ilişkinin TCK 104/1 kapsamında değerlendirilmesi gerektiği yönündeki uygulamayı sürdürmüştür.

Kararda ayrıca 6545 sayılı Kanunla TCK 104’te yapılan değişikliklerin de dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Suç tarihinden sonra ceza normunda değişiklik meydana gelmişse TCK 7/2 uyarınca eski ve yeni düzenlemelerin somut olaya uygulanması sonucunda fail lehine olan hüküm belirlenmelidir. Bu nedenle eski tarihli TCK 104 dosyalarında yalnızca güncel ceza miktarına bakılarak hüküm kurulması mümkün değildir.

Somut olay bakımından bozma nedeni suçun vasfından değil, cezanın hesaplanmasında yapılan matematiksel hatadan kaynaklanmıştır. Mahkeme TCK 104/1 uyarınca belirlediği 1 yıl 6 ay hapis cezasını TCK 43/1 gereğince yarı oranında artırırken sonuç cezayı hatalı hesaplamıştır. Yargıtay bu hatayı düzelterek hükmü onamıştır.

Karar bu yönüyle TCK 104/1 kapsamında birden fazla cinsel ilişkinin bulunmasının da önemini göstermektedir. Aynı suç işleme kararı kapsamında değişik tarihlerde gerçekleştirilen birden fazla cinsel ilişki, şartları varsa TCK 43/1 uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasına neden olabilir.

Sonuç olarak Yargıtay, on beş yaşını tamamlamış ancak on sekiz yaşını doldurmamış çocukla cebir, tehdit ve hile olmaksızın gerçekleştirilen cinsel ilişkinin TCK 104/1 kapsamında reşit olmayanla cinsel ilişki suçunu oluşturacağını ve eylemin aynı mağdura karşı değişik tarihlerde tekrarlanması hâlinde koşulları varsa zincirleme suç hükümlerinin uygulanabileceğini kabul etmiştir.

Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 29.04.2015, E. 2013/7709, K. 2015/5929

TCK 104/1 – MAĞDURUN ON BEŞ YAŞINI TAMAMLAMADAN ÖNCEKİ CİNSEL İLİŞKİ TCK 103 KAPSAMINDA, ON BEŞ YAŞINI TAMAMLADIKTAN SONRAKİ RIZAYA DAYALI CİNSEL İLİŞKİLER İSE TCK 104/1 KAPSAMINDA DEĞERLENDİRİLMELİDİR

Somut olayda suça sürüklenen çocuk ile mağdure arasında belirli bir süre devam eden ilişki kapsamında birden fazla cinsel ilişki gerçekleşmiştir. Dosyanın en önemli özelliği, mağdurenin bu ilişkilerin başladığı tarihte on beş yaşından küçük olması, sonraki cinsel ilişkilerin gerçekleştiği dönemde ise on beş yaşını tamamlamış bulunmasıdır.

Mağdurenin doğum tarihi konusunda dosyada farklı kayıtlar bulunması nedeniyle yaşı ayrıca uyuşmazlık konusu olmuştur. Resmî doğum kaydı ile hastaneden temin edilen doğum bilgileri arasında farklılık bulunduğu, mağdurenin resmî bir sağlık kurumunda doğduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle Yargıtay, mağdurenin gerçek yaşının ve suç tarihlerindeki yaş grubunun doğru biçimde belirlenmesinin suç vasfı açısından zorunlu olduğunu vurgulamıştır.

Yargıtay 14. Ceza Dairesine göre mağdurenin on beş yaşını tamamlamadığı dönemde gerçekleştirilen cinsel ilişki ile on beş yaşını tamamladıktan sonraki ilişkiler aynı hukuki nitelikte değildir. On beş yaşından küçük çocuğa yönelik cinsel ilişki, kanundaki şartları çerçevesinde TCK 103/2’de düzenlenen vücuda organ veya sair cisim sokmak suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçunu oluşturur.

Buna karşılık mağdurenin on beş yaşını tamamlamasından sonra, cebir, tehdit ve hile bulunmaksızın gerçekleşen cinsel ilişkiler TCK 104/1 kapsamında reşit olmayanla cinsel ilişki suçunu oluşturabilecektir. Dolayısıyla tarafların aynı kişiler olması ve ilişkinin kesintisiz devam etmesi, mağdurun yaş değişikliğinin suç vasfı üzerindeki etkisini ortadan kaldırmaz.

Daire ayrıca eylemlerin bir suç işleme kararının icrası kapsamında ve aralarında hukuki veya fiilî kesinti olmaksızın gerçekleşmesi nedeniyle zincirleme suç hükümlerinin nasıl uygulanması gerektiğini de tartışmıştır. İlk eylemin TCK 103/2, sonraki eylemlerin ise TCK 104/1 kapsamına girmesi karşısında suçların bütün hâlinde hukuki değerlendirilmesinin yapılması gerektiği belirtilmiştir.

Kararın bir başka önemli yönü failin mağdurenin yaşı konusundaki hatasıdır. Suça sürüklenen çocuk, mağdurenin kendisine on sekiz yaşında olduğunu söylediğini savunmuştur. Yargıtay bu savunmanın göz ardı edilemeyeceğini ve TCK 30’da düzenlenen hata hükümlerinin uygulanma şartlarının bulunup bulunmadığının ayrıca tartışılması gerektiğini belirtmiştir.

Dolayısıyla mağdurun yaşı TCK 103 ile TCK 104 arasındaki sınırın belirlenmesinde yalnızca şekli bir unsur değildir. Yaşın doğru tespit edilmesi, hem uygulanacak suç tipini hem ceza miktarını hem de failin yaşa ilişkin hatasının hukuki sonuçlarını doğrudan etkileyebilir.

Sonuç olarak Yargıtay, mağdurun on beş yaşından küçük olduğu dönemde gerçekleştirilen cinsel ilişkinin TCK 103 kapsamında, on beş yaşını tamamladıktan sonra cebir, tehdit ve hile olmaksızın gerçekleştirilen cinsel ilişkilerin ise TCK 104/1 kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini; ayrıca failin mağdurun yaşına ilişkin hatasının TCK 30 kapsamında tartışılması gerektiğini kabul etmiştir.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 24.05.2023, E. 2022/46, K. 2023/303

TCK 104/1 – ŞİKÂYET SÜRESİ GEÇTİKTEN SONRA ÖĞRENİLEN İLK CİNSEL İLİŞKİ ZİNCİRLEME SUÇ HESABINA DÂHİL EDİLEREK CEZA ARTIRILAMAZ

Somut olayda mağdure, 6 Eylül 2011 tarihinde verdiği ifadede sanıkla 3 Eylül 2011 tarihinde kendi rızasıyla cinsel ilişkiye girdiğini açıklamıştır. Bunun yanında mağdure, aynı sanıkla yaklaşık bir yıl önce de cinsel ilişkiye girdiğini ifade etmiştir. Böylece aynı sanık ile aynı mağdur arasında farklı tarihlerde gerçekleşen iki ayrı cinsel ilişki dosya kapsamına girmiştir.

TCK 104/1 kapsamında düzenlenen suçun temel özelliklerinden biri soruşturma ve kovuşturmanın mağdurun şikâyetine bağlı olmasıdır. Bu nedenle yalnızca suçun maddi unsurlarının oluşup oluşmadığı değil, TCK 73’te düzenlenen şikâyet süresine uyulup uyulmadığı da araştırılmalıdır.

TCK 73/1 uyarınca şikâyete bağlı suçlarda yetkili kişinin fiili ve faili öğrendiği tarihten itibaren altı ay içerisinde şikâyette bulunması gerekir. Somut olayda mağdurenin yaklaşık bir yıl önce gerçekleştiğini söylediği ilk cinsel ilişki bakımından bu sürenin geçtiği anlaşılmıştır.

Yerel mahkeme buna rağmen hem ilk hem ikinci cinsel ilişkiyi dikkate almış; TCK 104/1 uyarınca belirlediği temel cezayı eylemlerin birden fazla olması nedeniyle TCK 43/1 uyarınca artırmıştır. Böylelikle şikâyet süresi geçmiş ve artık kanuni takibat yapılması mümkün olmayan ilk eylem, zincirleme suç artırımının dayanaklarından biri hâline getirilmiştir.

Yargıtay 14. Ceza Dairesi bu uygulamayı hukuka aykırı bulmuştur. Daireye göre şikâyet süresi geçirilmiş olan bir eylem bakımından kanuni takibat şartı bulunmadığından, söz konusu eylem sanığın cezasının zincirleme suç hükümleri yoluyla artırılmasına esas alınamaz.

Başka bir ifadeyle, failin geçmişte aynı mağdurla cinsel ilişkiye girmiş olması maddi olay olarak belirlenmiş olsa bile, bu eylem yönünden şikâyet hakkı süresinde kullanılmamışsa cezai takibata esas alınamaz. Takip edilemeyen eylemin daha sonraki ve süresinde şikâyet edilmiş bir eylemin cezasını ağırlaştırmak için kullanılması da mümkün değildir.

Bu nedenle somut olayda yalnızca 3 Eylül 2011 tarihindeki, şikâyet koşulu gerçekleşmiş cinsel ilişki esas alınmalı ve TCK 104/1 uyarınca hüküm kurulmalıdır. İlk eylem zincirleme suç kapsamında hesaba katılamayacağından TCK 43/1 uyarınca artırım yapılmasının koşulları oluşmamıştır.

Sonuç olarak Yargıtay, TCK 104/1 kapsamında şikâyet süresi geçmiş olan önceki cinsel ilişkinin kanuni takibat şartı bulunmadığından mahkûmiyete esas alınamayacağı gibi, sonraki cinsel ilişki nedeniyle belirlenen cezanın TCK 43/1 uyarınca artırılmasında da kullanılamayacağını kabul etmiştir.

Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 21.12.2015, E. 2014/1402, K. 2015/11899

TCK 104/1 – AYNI MAĞDURLA DEĞİŞİK TARİHLERDE BİRDEN FAZLA KEZ CİNSEL İLİŞKİYE GİRİLMESİ HÂLİNDE, KOŞULLARI BULUNUYORSA TCK 43/1 UYARINCA ZİNCİRLEME SUÇ HÜKÜMLERİ UYGULANABİLİR

Somut olayda sanığın on beş yaşını tamamlamış ancak henüz on sekiz yaşını doldurmamış mağdureyle cebir, tehdit veya hile bulunmaksızın birden fazla kez cinsel ilişkiye girdiği kabul edilmiştir. Eylemlerin aynı mağdura yönelik olması ve farklı tarihlerde tekrarlanması nedeniyle yerel mahkeme TCK 104/1 uyarınca belirlediği temel cezada TCK 43/1 gereğince artırım yapmıştır.

Reşit olmayanla cinsel ilişki suçunun tek bir cinsel ilişkiyle tamamlanması mümkündür. Bu nedenle aynı mağdurla daha sonraki bir tarihte yeniden cinsel ilişkiye girilmesi yeni bir suç teşkil edebilir. Ancak eylemlerin aynı suç işleme kararı kapsamında gerçekleştirilmesi hâlinde her bir eylem için ayrı ayrı ceza verilmesi yerine zincirleme suç hükümleri gündeme gelebilir.

TCK 43/1’in uygulanabilmesi için aynı suçun bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda aynı kişiye karşı birden fazla kez işlenmesi gerekir. TCK 104/1 kapsamındaki cinsel ilişkiler bu koşulları taşıyorsa zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasına kanuni bir engel bulunmamaktadır.

Yargıtay 14. Ceza Dairesinin değerlendirmesinde de sanığın birden fazla cinsel ilişkisinin TCK 104/1 ve TCK 43/1 kapsamında değerlendirilmesine yönelik hukuki kabul esas itibarıyla korunmuştur. Bozma nedeni zincirleme suçun uygulanması değil, artırım sırasında sonuç cezanın matematiksel olarak yanlış hesaplanmasıdır.

Buna karşılık her önceki cinsel ilişkinin otomatik biçimde zincirleme suç hesabına dâhil edilmesi mümkün değildir. Özellikle TCK 104/1’in şikâyete bağlı yapısı nedeniyle her eylem bakımından kovuşturma şartının bulunup bulunmadığı gözetilmelidir. Şikâyet süresi geçmiş bir eylem zincirleme suç artırımına dayanak yapılamaz.

Aynı şekilde mağdurun bazı eylemler sırasında on beş yaşından küçük, bazı eylemler sırasında ise on beş yaşından büyük olması durumunda bütün eylemleri doğrudan TCK 104 kapsamında değerlendirmek mümkün değildir. Her eylemin gerçekleştiği tarihte mağdurun yaşı belirlenmeli ve buna göre TCK 103 veya TCK 104 ayrımı yapılmalıdır.

Dolayısıyla zincirleme suç değerlendirmesi yapılmadan önce her bir cinsel ilişkinin suç oluşturup oluşturmadığı, hangi suç tipine girdiği ve TCK 104 bakımından şikâyet koşulunun bulunup bulunmadığı ayrı ayrı tespit edilmelidir. Ancak bundan sonra TCK 43/1’in koşullarının bulunup bulunmadığına karar verilmelidir.

Sonuç olarak Yargıtay, aynı mağdurla cebir, tehdit ve hile olmaksızın değişik tarihlerde birden fazla cinsel ilişkiye girilmesi ve her bir eylemin TCK 104/1 kapsamında takip edilebilir olması hâlinde, eylemler aynı suç işleme kararının icrası kapsamında gerçekleştirilmişse TCK 43/1 uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanabileceğini kabul etmiştir.

Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 29.04.2015, E. 2013/7709, K. 2015/5929

TCK 104/1 – MAĞDURUN ON BEŞ YAŞINI TAMAMLAMASINDAN ÖNCEKİ CİNSEL İLİŞKİ İLE ON BEŞ YAŞINI TAMAMLADIKTAN SONRA RIZASIYLA GERÇEKLEŞEN CİNSEL İLİŞKİ AYNI SUÇ SAYILAMAZ; TCK 103/2 VE TCK 104/1 UYARINCA AYRI AYRI HÜKÜM KURULMALIDIR

Somut olayda suça sürüklenen çocuk ile mağdurenin yaklaşık iki yıl süreyle sevgili oldukları, bu süreç içerisinde farklı tarihlerde cinsel ilişkiye girdikleri anlaşılmıştır. Mağdurenin doğum tarihi ve dolayısıyla cinsel ilişkilerin gerçekleştiği tarihlerde kaç yaşında olduğu dosyada önem kazanmıştır. Yapılan inceleme sonucunda mağdurenin ilk cinsel ilişkinin gerçekleştiği tarihte henüz on beş yaşını tamamlamadığı, daha sonraki cinsel ilişkilerin gerçekleştiği tarihlerde ise on beş yaşını doldurmuş olduğu belirlenmiştir.

İlk cinsel ilişki mağdurenin on beş yaşını tamamlamasından önce gerçekleşmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, mağdurenin rızasının bulunmasının bu dönemde hukuken sonuç doğurmayacağını kabul etmiştir. Bu nedenle vajinal yoldan organ sokulması suretiyle gerçekleştirilen ilk eylemin TCK 103/2 kapsamında çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunu oluşturduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Buna karşılık mağdurenin on beş yaşını tamamlamasından sonra gerçekleşen cinsel ilişkilerin hukuki niteliği farklıdır. Bu dönemde cinsel ilişkilerin cebir, tehdit ve hile olmaksızın mağdurenin rızasıyla gerçekleşmesi karşısında, söz konusu eylemlerin TCK 104/1 kapsamında reşit olmayanla cinsel ilişki suçunu oluşturduğu kabul edilmiştir.

Uyuşmazlığın önemli kısmı, mağdurenin on beş yaşından önceki ve sonraki cinsel ilişkilerinin tek bir zincirleme suç içerisinde değerlendirilip değerlendirilemeyeceği noktasında ortaya çıkmıştır. Özel Daire aşamasında eylemlerin bir suç işleme kararı kapsamında gerçekleştirilmesi nedeniyle bütün eylemlerin zincirleme şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçu olarak değerlendirilmesine yönelik bir yaklaşım ortaya konulmuştur.

Ceza Genel Kurulu ise TCK 103/2 ile TCK 104/1’in aynı suç olmadığını açık biçimde kabul etmiştir. Her iki suç cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar bölümünde düzenlenmiş olmakla birlikte maddi unsurları, mağdurun rızasının hukuki değeri, soruşturma ve kovuşturma şartları ve yaptırımları bakımından önemli farklılıklar göstermektedir.

TCK 103 kapsamında on beş yaşını tamamlamamış çocuğun cinsel davranışa gösterdiği rıza hukuken geçerli değildir. TCK 104/1’de ise on beş yaşını tamamlamış çocuğun rızasının bulunması suç tipinin yapısında belirleyici rol oynamaktadır. Ayrıca TCK 104/1 şikâyete bağlı bir suçken, TCK 103/2 bakımından kural olarak böyle bir muhakeme şartı bulunmamaktadır.

Bu farklılıklar nedeniyle TCK 103/2 ve TCK 104/1’in TCK 43 anlamında aynı suç olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Mağdurun on beş yaşından önce ve sonra gerçekleşen cinsel ilişkilerinin aynı ilişki sürecinin devamı niteliğinde bulunması dahi bu sonucu değiştirmez. Mağdurun yaşının değişmesiyle birlikte gerçekleştirilen eylemin hukuki niteliği de değişmektedir.

Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, mağdurun on beş yaşını tamamlamasından önce organ sokmak suretiyle gerçekleştirilen eylem nedeniyle TCK 103/2’den, on beş yaşını tamamlamasından sonra cebir, tehdit ve hile olmaksızın gerçekleştirilen cinsel ilişki nedeniyle ise şikâyet şartı da gözetilerek TCK 104/1’den ayrı ayrı hüküm kurulması gerektiğini; bu iki farklı suçun zincirleme suç hükümleriyle birleştirilemeyeceğini kabul etmiştir.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 24.05.2023, E. 2022/46, K. 2023/303

TCK 104/1 – ON BEŞ YAŞINDAN BÜYÜK MAĞDURUN RIZASIYLA GERÇEKLEŞTİRİLEN HER CİNSEL DAVRANIŞ TCK 104/1’İ OLUŞTURMAZ; SUÇUN OLUŞMASI İÇİN KANUNUN ARADIĞI ANLAMDA CİNSEL İLİŞKİNİN GERÇEKLEŞMESİ GEREKİR

TCK 104/1’in uygulanmasında cinsel dokunulmazlığa yönelik her davranış ile “cinsel ilişki” kavramının birbirinden ayrılması gerekir. Kanun koyucu TCK 103’te “cinsel davranış” kavramını kullanırken, TCK 104’te özellikle “cinsel ilişkide bulunan kişi” ifadesini tercih etmiştir. Dolayısıyla iki suç tipinin maddi unsurları aynı değildir.

Somut uyuşmazlıkta on beş yaşından büyük mağdura yönelik dokunma niteliğindeki cinsel davranışların hukuki niteliği tartışılmıştır. Mağdurun cinsel organına dokunma, iç çamaşırının içine el sokarak temas etme veya benzeri cinsel nitelikli hareketlerin bulunmasına rağmen cinsel ilişki gerçekleşmemiştir.

Yargıtay uygulamasında TCK 104/1’deki “cinsel ilişki” kavramı, salt cinsel amaç taşıyan fiziksel temas şeklinde geniş yorumlanmamaktadır. Kanunilik ilkesi gereğince TCK 104/1’in maddi unsurunun gerçekleşmesi için kanunun aradığı anlamda cinsel birleşmenin bulunması gerekir. Bu nedenle öpme, okşama veya cinsel bölgeye elle temas etme gibi hareketler sırf mağdurun on beş-on sekiz yaş grubunda bulunması nedeniyle TCK 104/1 kapsamına sokulamaz.

Bununla birlikte bu davranışların cezasız olup olmadığı ayrı bir meseledir. On beş yaşını tamamlamış çocuğa karşı gerçekleştirilen cinsel davranışın cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayanması hâlinde TCK 103 hükümleri gündeme gelebilir. Ancak bu unsurların bulunmadığı ve mağdurun rızasının mevcut olduğu bir olayda, yalnızca cinsel temasın varlığından hareketle TCK 104/1 uygulanamaz.

Bu ayrım, TCK 103 ile TCK 104 arasındaki temel yapısal farklılıklardan biridir. TCK 103 daha geniş anlamda cinsel davranışları suçun maddi konusu hâline getirirken, TCK 104/1 belirli yaş grubundaki çocukla gerçekleştirilen “cinsel ilişki”yi cezalandırmaktadır.

Dolayısıyla mağdurun yaşının on beş ile on sekiz arasında bulunması TCK 104/1’in uygulanması için tek başına yeterli değildir. Mahkemenin öncelikle sanığın eyleminin cinsel ilişki boyutuna ulaşıp ulaşmadığını belirlemesi gerekir. Eylem yalnızca dokunma veya okşama seviyesindeyse TCK 104/1’in tipiklik unsuru gerçekleşmez.

Ceza Genel Kurulu da TCK 103 ile TCK 104 arasındaki farkları değerlendirirken reşit olmayanla cinsel ilişki suçunun maddi unsurunun daha dar olduğunu, suç tiplerinin yalnızca aynı bölümde bulunmaları nedeniyle aynı kabul edilemeyeceğini vurgulamıştır.

Sonuç olarak Yargıtay, on beş yaşını tamamlamış ancak on sekiz yaşını doldurmamış çocuğa yönelik rızaya dayalı her cinsel davranışın TCK 104/1 kapsamında suç oluşturmadığını; reşit olmayanla cinsel ilişki suçunun meydana gelmesi için kanunun aradığı anlamda cinsel ilişkinin gerçekleşmesinin zorunlu olduğunu kabul etmektedir.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 24.05.2023, E. 2022/46, K. 2023/303

TCK 104/1 – MAĞDURUN YAŞINI DAHA BÜYÜK BİLDİĞİNİ İLERİ SÜREN FAILİN SAVUNMASI DOSYA KAPSAMIYLA DESTEKLENİYORSA TCK 30’Daki HATA HÜKÜMLERİ TARTIŞILMADAN MAHKÛMİYET HÜKMÜ KURULAMAZ

Somut olayda sanık hakkında başlangıçta çocuğun cinsel istismarı suçundan kamu davası açılmıştır. Yargılama sürecinde sanık, mağdurenin gerçek yaşını bilmediğini, onu olduğundan daha büyük zannettiğini ve mağdurenin yaşı konusunda kendisine verdiği bilgiler nedeniyle bu şekilde hareket ettiğini savunmuştur. Dosyada bulunan bazı tanık anlatımlarının da sanığın yaş konusundaki savunmasını desteklediği değerlendirilmiştir.

Ceza hukukunda mağdurun yaşı bazı cinsel suçların oluşumu ve hukuki vasfı bakımından doğrudan belirleyici bir unsurdur. Özellikle TCK 103 ve TCK 104 arasındaki ayrımda mağdurun on beş yaşını tamamlayıp tamamlamadığı önem taşırken, TCK 104 bakımından mağdurun henüz on sekiz yaşını doldurmamış olması suçun oluşumu açısından zorunludur.

Bu nedenle failin mağdurun yaşına ilişkin hatası, sıradan bir maddi yanılgı olarak göz ardı edilemez. TCK 30 kapsamında suçun kanuni tanımındaki maddi unsurları bilmeyen kişi kasten hareket etmiş sayılmaz. Failin mağdurun gerçek yaşını bilmediğine ilişkin savunmasının inandırıcı ve dosyadaki delillerle uyumlu olması hâlinde hata hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı mahkemece tartışılmalıdır.

Somut olayda Yargıtay 9. Ceza Dairesi, sanığın mağdurenin yaşını büyük bildiği yönündeki savunması ile bu savunmayı destekleyen tanık anlatımlarını birlikte değerlendirmiştir. Daire, TCK 30’da düzenlenen hata hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunduğunu ve eylemin hukuki vasfının buna göre belirlenmesi gerektiğini kabul etmiştir.

Uyuşmazlık Ceza Genel Kuruluna geldiğinde de yaşa ilişkin hatanın suç vasfı üzerindeki etkisi ayrıntılı olarak değerlendirilmiştir. Failin yaş konusundaki hatasının kabul edilip edilmeyeceği yalnızca sanığın soyut savunmasına göre belirlenemez. Mağdurun fiziksel görünümü, tarafların birbirlerini nasıl tanıdıkları, mağdurun yaşı hakkında söylediği sözler, tanık anlatımları ve olayın tüm koşulları birlikte değerlendirilmelidir.

Bu nedenle “mağdur bana yaşını büyük söyledi” biçimindeki her savunmanın otomatik olarak TCK 30’un uygulanmasını sağlaması mümkün değildir. Ancak savunma dosyanın objektif olgularıyla destekleniyorsa mahkemenin bu konuda gerekçe kurması zorunludur. Hata savunmasının hiç tartışılmaması eksik hukuki değerlendirme niteliğindedir.

Karar aynı zamanda hata hükümlerinin suç vasfı ve zamanaşımı üzerinde doğurabileceği sonucu da göstermektedir. Sanığın eyleminin TCK 104/1 kapsamında kaldığının kabul edilmesi hâlinde, suç için öngörülen ceza ve buna bağlı dava zamanaşımı süreleri de buna göre belirlenmektedir.

Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu sürecinde, failin mağdurun yaşını gerçekte olduğundan daha büyük bildiğine ilişkin savunması dosyadaki tanık anlatımları ve diğer objektif olgularla destekleniyorsa TCK 30’daki hata hükümlerinin mutlaka değerlendirilmesi; suç vasfının ve failin ceza sorumluluğunun bu değerlendirmeden sonra belirlenmesi gerektiği kabul edilmiştir.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 13.03.2024, E. 2023/438, K. 2024/119

TCK 104/1 – REŞİT OLMAYANLA CİNSEL İLİŞKİ SUÇUNUN ŞİKÂYETE BAĞLI OLMASI, ONU ÇOCUĞUN CİNSEL İSTİSMARI SUÇUNDAN AYIRAN TEMEL ÖZELLİKLERDEN BİRİDİR VE ŞİKÂYETTEN VAZGEÇME CEZA SORUMLULUĞUNU DOĞRUDAN ETKİLER

Somut olayda mağdurun on beş yaşını tamamlamasından önce ve sonra aynı kişiyle cinsel ilişkiye girdiği belirlenmiştir. İlk cinsel ilişki mağdurun on beş yaşından küçük olduğu dönemde gerçekleşirken, sonraki cinsel ilişkiler mağdurun on beş yaşını tamamlamasından sonra ve cebir, tehdit veya hile olmaksızın gerçekleşmiştir.

Yerel mahkeme ve Yargıtay önündeki uyuşmazlıklardan biri, bu eylemlerin tek bir zincirleme suç olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğidir. Ceza Genel Kurulu, TCK 103 ile TCK 104’ün farklı suç tipleri olduğunu kabul ederken, bu farklılığın önemli gerekçelerinden biri olarak muhakeme şartlarını göstermiştir.

TCK 104/1’de düzenlenen reşit olmayanla cinsel ilişki suçu mağdurun şikâyetine bağlıdır. Dolayısıyla suçun maddi unsurları gerçekleşmiş olsa bile mağdurun süresinde şikâyette bulunmaması durumunda soruşturma ve kovuşturmanın sürdürülmesi mümkün değildir. Şikâyetten geçerli biçimde vazgeçilmesi de kanundaki şartlar çerçevesinde davanın devamını engelleyebilir.

TCK 103/2 kapsamında vücuda organ veya sair cisim sokmak suretiyle gerçekleştirilen çocuğun cinsel istismarı suçu ise aynı şekilde şikâyete bağlı değildir. Bu farklılık iki suçun birbirinin ağır veya hafif şekli olarak kabul edilmesini engelleyen yapısal özelliklerden biridir.

Ceza Genel Kurulu, mağdurun on beş yaşını tamamladıktan sonra gerçekleşen eylemleri önceki TCK 103/2 eyleminin zincirleme devamı kabul etmenin şikâyet kurumuyla da bağdaşmayacağını belirtmiştir. Çünkü böyle bir kabul, TCK 104/1 kapsamında mağdura tanınan şikâyet hakkının etkisiz hâle gelmesine neden olabilir.

Örneğin mağdur on beş yaşından sonra rızasıyla gerçekleşen cinsel ilişkiler bakımından şikâyetten vazgeçerse TCK 104/1 yönünden cezalandırma imkânı ortadan kalkabilecektir. Bu eylemlerin daha önce işlenmiş TCK 103 suçunun zincirleme devamı sayılması hâlinde ise şikâyetten vazgeçmenin hukuki sonucu dolaylı biçimde bertaraf edilmiş olacaktır.

Bu nedenle her suç kendi kanuni unsurları ve muhakeme şartları içerisinde değerlendirilmelidir. Mağdurun on beş yaşından önceki cinsel ilişki bakımından TCK 103, sonraki rızaya dayalı cinsel ilişkiler bakımından ise TCK 104/1 hükümleri uygulanmalı ve TCK 104 yönünden şikâyet şartı ayrıca aranmalıdır.

Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, TCK 104/1’in şikâyete bağlı olmasının suçun temel yapısal özelliklerinden biri olduğunu; mağdurun on beş yaşından sonra rızasıyla gerçekleşen cinsel ilişkilerin önceki TCK 103 eylemleri içerisinde eritilmesinin şikâyet hakkını işlevsiz bırakabileceğini ve bu nedenle TCK 104 kapsamındaki eylemler yönünden şikâyet şartının bağımsız olarak değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 24.05.2023, E. 2022/46, K. 2023/303

TCK 104/1 – ON BEŞ YAŞINDAN BÜYÜK MAĞDURUN SORUŞTURMA AŞAMASINDA SANIKTAN ŞİKÂYETÇİ OLMADIĞINI AÇIKÇA BEYAN ETMESİ HÂLİNDE, REŞİT OLMAYANLA CİNSEL İLİŞKİ SUÇUNDAN DAVAYA DEVAM EDİLEREK MAHKÛMİYET HÜKMÜ KURULAMAZ

Somut olayda sanığın, suç tarihinde on beş yaşını tamamlamış ancak henüz on sekiz yaşını doldurmamış mağdureyle cinsel ilişkiye girdiği kabul edilmiştir. Dosyadaki deliller ve tarafların anlatımları değerlendirildiğinde cinsel ilişkinin cebir, tehdit, hile veya mağdurenin iradesini etkileyen başka bir nedene dayandığı kanıtlanamamış; bu nedenle eylemin TCK 103 kapsamında çocuğun cinsel istismarı değil, TCK 104/1 kapsamında reşit olmayanla cinsel ilişki suçunu oluşturduğu belirlenmiştir.

Suç vasfının TCK 104/1 olarak belirlenmesi, muhakeme şartı bakımından önemli bir sonuç doğurmaktadır. Çünkü kanun koyucu bu fıkrada düzenlenen suçun soruşturulması ve kovuşturulmasını mağdurun şikâyetine bağlamıştır. Dolayısıyla mahkemenin yalnızca sanığın cinsel ilişkiye girip girmediğini belirlemesi yeterli değildir; aynı zamanda geçerli ve süresinde bir şikâyetin bulunup bulunmadığını da araştırması gerekir.

Dosyada mağdurenin soruşturma aşamasında sanıktan şikâyetçi olmadığını açıkça beyan ettiği anlaşılmıştır. Buna rağmen yerel mahkeme yargılamaya devam ederek sanık hakkında hüküm kurmuştur. Yargıtay 14. Ceza Dairesi bu uygulamayı hukuka aykırı bulmuştur.

Daireye göre TCK 104/1’deki şikâyet, suçun unsuru olmamakla birlikte soruşturma ve kovuşturmanın devamı bakımından zorunlu bir muhakeme şartıdır. Bu şart bulunmuyorsa mahkemenin suçun esasına girerek sanığın mahkûmiyetine veya cezalandırılmasına karar vermesi mümkün değildir. Şikâyet yokluğu, ceza yargılamasının sürdürülmesini engeller.

Burada TCK 103 ile TCK 104 arasındaki ayrımın pratik önemi de ortaya çıkmaktadır. On beş yaşını tamamlamış çocuğa karşı cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedenle gerçekleştirilen cinsel davranışlar TCK 103 kapsamında değerlendirilirken; bu unsurlar bulunmaksızın gerçekleşen cinsel ilişki TCK 104/1 kapsamında kalmaktadır. İkinci durumda kanun açıkça mağdurun şikâyetini aramaktadır.

Mahkeme bu nedenle öncelikle eylemin hukuki vasfını doğru biçimde belirlemeli, ardından belirlenen suç tipinin muhakeme şartlarını uygulamalıdır. TCK 103 olarak başlayan bir soruşturmanın yargılama sonucunda TCK 104/1 kapsamında kaldığının anlaşılması hâlinde de şikâyet şartı göz ardı edilemez.

Sonuç olarak Yargıtay, on beş yaşını tamamlamış mağdurla cebir, tehdit ve hile olmaksızın gerçekleştirilen cinsel ilişkinin TCK 104/1 kapsamında kalması ve mağdurun sanıktan şikâyetçi olmadığını açıklaması hâlinde, şikâyet yokluğu nedeniyle kamu davasının düşürülmesi gerektiğini; yargılamaya devam edilerek hüküm kurulamayacağını kabul etmiştir.

Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 11.11.2015, E. 2014/58, K. 2015/10479

TCK 104/1 – MAĞDURENİN CİNSEL İLİŞKİNİN CEBİR VEYA TEHDİTLE GERÇEKLEŞTİĞİNE İLİŞKİN ÇELİŞKİLİ BEYANLARI DIŞINDA KESİN DELİL BULUNMAMASI VE RIZAYA DAYALI İLİŞKİNİN SABİT OLMASI HÂLİNDE EYLEM TCK 103 DEĞİL TCK 104/1 KAPSAMINDA DEĞERLENDİRİLMELİDİR

Somut olayda suç tarihinde on yedi yaş içerisinde bulunan mağdure, sanıkla tanıştıktan sonra birden fazla kez cinsel ilişkiye girmiştir. Mağdure kolluk, Cumhuriyet savcılığı ve mahkeme aşamalarında olayların gerçekleşme biçimine ilişkin birbirinden farklı anlatımlarda bulunmuştur. İlk anlatımında sanığın önceki cinsel ilişkisini çevresine açıklamakla tehdit ettiğini ve bu şekilde kendisiyle ilişkiye girdiğini belirtmiştir.

Mağdure daha sonraki anlatımında ilk ilişkinin şantaj altında gerçekleştiğini, ancak sonrasında sanıkla sevgili olduklarını ve sanığın evlenme vaadinde bulunması üzerine kendi rızasıyla dört-beş veya beş-on kez cinsel ilişkiye girdiğini söylemiştir. Dosyada tarafların yazışmaları ve birlikte çekilmiş fotoğrafları da bulunmaktadır. Sanık ise aşamalardaki savunmalarında mağdureyle birden fazla kez ancak rızasıyla cinsel ilişkiye girdiğini belirtmiştir.

Yargıtay 14. Ceza Dairesi, mağdurenin anlatımlarını bütün hâlinde değerlendirmiştir. Özellikle cebir, tehdit veya şantaj iddiasının aşamalarda değişmesi, olayın adli makamlara yaklaşık altı ay sonra intikal etmesi ve dosyadaki diğer deliller karşısında mağdurenin bu yöndeki anlatımlarının tek başına mahkûmiyet için yeterli olup olmadığı incelenmiştir.

Mağdure sanığın kendisine tokat attığını ve boynunu sıktığını da ileri sürmüş; ancak olayın ortaya çıkmasından sonra düzenlenen adli raporda darp ve cebir izine rastlanmamıştır. Bunun yanında taraflar arasındaki yazışmalar, fotoğraflar ve ilişkinin devamına ilişkin diğer olgular da değerlendirmeye alınmıştır.

Daire, sanığın mağdureyle cebir, tehdit veya iradeyi etkileyen başka bir nedenle cinsel ilişkiye girdiğinin şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delillerle kanıtlanamadığı sonucuna ulaşmıştır. Buna karşılık tarafların birden fazla kez cinsel ilişkiye girdikleri sabittir. Bu durumda suç vasfı TCK 103 kapsamında değil, TCK 104/1 kapsamında belirlenmelidir.

Ancak TCK 104/1 kapsamında yapılan vasıflandırma beraberinde şikâyet süresinin incelenmesini gerektirmiştir. Sanığın son cinsel ilişkisinin 2011 yılı Eylül ayında gerçekleştiği, mağdurenin ise Nisan 2012’de şikâyette bulunduğu belirlenmiştir. Böylece TCK 73/1’deki altı aylık şikâyet süresinin geçtiği anlaşılmıştır.

Bu nedenle Yargıtay yalnızca suç vasfını değiştirmekle yetinmemiş, TCK 104/1’in şikâyete bağlı yapısının sonucunu da uygulamıştır. Süresinde şikâyet bulunmadığından sanık hakkında bu suçtan yargılamaya devam edilmesi mümkün değildir.

Sonuç olarak Yargıtay, on beş-on sekiz yaş grubundaki mağdurla cinsel ilişkinin gerçekleştiği sabit olmakla birlikte cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedenin bulunduğu şüpheden uzak delillerle kanıtlanamıyorsa eylemin TCK 104/1 kapsamında değerlendirilmesi; bu durumda da altı aylık şikâyet süresinin ayrıca gözetilmesi gerektiğini kabul etmiştir.

Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 28.04.2014, E. 2014/3166, K. 2014/5695

TCK 104/1 – MAĞDURUN AĞZINA ORGAN SOKULMASI TCK 104/1’DEKİ “CİNSEL İLİŞKİ” KAVRAMI KAPSAMINDA DEĞİLDİR; REŞİT OLMAYANLA CİNSEL İLİŞKİ SUÇU ANAL VEYA VAJİNAL YOLDAN ORGAN İTHALİYLE SINIRLIDIR

Somut olayda sanık ile on beş yaşını tamamlamış mağdur bir üniversitenin sağlık meslek yüksekokulunun bodrum katına birlikte gitmişlerdir. Burada sanığın, cebir veya tehdit kullanmaksızın ve mağdurun rızasıyla cinsel organını mağdurun ağzına soktuğu kabul edilmiştir. Yerel mahkeme eylemi TCK 104/1 kapsamında reşit olmayanla cinsel ilişki olarak nitelendirmiş ve mağdurun şikâyetinden vazgeçmesi nedeniyle kamu davasının düşmesine karar vermiştir.

Uyuşmazlık, TCK 104/1’de kullanılan “cinsel ilişki” kavramının kapsamına ilişkindir. TCK 103/2’de kanun koyucu vücuda “organ veya sair bir cisim sokulması” biçimindeki geniş bir ifadeyi tercih ederken, TCK 104/1’de yalnızca “cinsel ilişkide bulunan kişi” ifadesini kullanmıştır. Bu terminolojik farklılık suç tiplerinin maddi unsurlarının aynı olmadığını göstermektedir.

Yargıtay 14. Ceza Dairesi, TCK 104/1’deki cinsel ilişki kavramının fail aleyhine genişletilemeyeceğini kabul etmiştir. Ceza hukukunda kanunilik ilkesi gereğince suç tipinde açıkça öngörülmeyen davranışların yorum veya kıyas yoluyla cezalandırılması mümkün değildir.

Bu çerçevede Daire, oral yoldan organ sokulmasını TCK 104/1’de düzenlenen cinsel ilişki kavramının kapsamında değerlendirmemiştir. Aynı şekilde anal veya vajinal yoldan organ dışında bir cismin sokulması da TCK 104/1 bakımından “cinsel ilişki” olarak kabul edilmemektedir. TCK 104/1’in maddi unsuru bu yönüyle TCK 103/2’den daha dardır.

Bu ayrım oldukça önemlidir. TCK 103/2 kapsamında anal, vajinal veya oral yoldan organ sokulması ile vücuda sair cisim sokulması nitelikli cinsel istismar kapsamında değerlendirilebilirken, TCK 104/1 bakımından kanunun kullandığı “cinsel ilişki” kavramı aynı genişlikte yorumlanmamaktadır.

Dolayısıyla mağdurun on beş yaşını tamamlamış olması ve cinsel davranışa rıza göstermesi, gerçekleştirilen her penetratif hareketi TCK 104/1 kapsamına sokmaz. Mahkeme ayrıca eylemin kanundaki “cinsel ilişki” unsuruna uygun olup olmadığını değerlendirmelidir.

Yerel mahkemenin oral yoldan gerçekleştirilen eylemi TCK 104/1 kapsamında kabul ederek mağdurun şikâyetten vazgeçmesi nedeniyle düşme kararı vermesi bu nedenle hukuki vasıflandırma bakımından isabetsiz bulunmuştur.

Sonuç olarak Yargıtay, TCK 104/1’deki cinsel ilişki kavramının anal veya vajinal yoldan organ sokulmasını ifade ettiğini; oral yoldan organ sokulmasının veya anal-vajinal yoldan sair cisim sokulmasının bu suçun maddi unsurunu oluşturmadığını ve kanunilik ilkesi gereğince TCK 104/1’in kapsamının kıyas yoluyla genişletilemeyeceğini kabul etmiştir.

Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 17.02.2016, E. 2014/4639, K. 2016/1324

TCK 104/1 – SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUK TARAFINDAN İŞLENEN REŞİT OLMAYANLA CİNSEL İLİŞKİ SUÇUNDA, YAŞ KÜÇÜKLÜĞÜ NEDENİYLE UZAYAN ZAMANAŞIMI SÜRESİ DOLMUŞSA KAMU DAVASI ZAMANAŞIMINDAN DÜŞÜRÜLMELİDİR

Somut olayda suça sürüklenen çocuk hakkında reşit olmayanla cinsel ilişki suçundan kamu davası açılmıştır. İlk derece mahkemesi, şikâyet yokluğu nedeniyle kamu davasının düşmesine karar vermiş ve hüküm temyiz incelemesine konu olmuştur.

Dosya Yargıtay 14. Ceza Dairesinin önüne geldiğinde suçun esasına veya şikâyet şartına ilişkin tartışmadan önce dava zamanaşımı değerlendirilmiştir. Ceza muhakemesinde zamanaşımı kamu düzenine ilişkin olduğundan, yargılamanın her aşamasında mahkeme tarafından kendiliğinden gözetilmesi gerekir.

Suça sürüklenen çocuğa isnat edilen eylem TCK 104/1 kapsamında reşit olmayanla cinsel ilişki suçudur. Daire, suç için öngörülen cezanın üst sınırını esas alarak TCK 66/1-e hükmü çerçevesinde dava zamanaşımı süresini belirlemiştir.

Failin suç tarihinde çocuk olması nedeniyle TCK 66/2’deki yaş küçüklüğüne ilişkin zamanaşımı hükümleri de uygulanmıştır. Bu hüküm uyarınca çocuk failler bakımından zamanaşımı süreleri yetişkinlere göre farklı şekilde hesaplanmaktadır. Somut olayda uygulanması gereken asli dava zamanaşımı süresinin dört yıl olduğu tespit edilmiştir.

Suça sürüklenen çocuğun mahkeme huzurunda sorgusunun 24.10.2013 tarihinde yapıldığı ve bu tarihin zamanaşımını kesen son işlem olduğu anlaşılmıştır. Bu tarihten Yargıtayın inceleme yaptığı 16.09.2019 tarihine kadar dört yıllık asli dava zamanaşımı süresinin geçtiği belirlenmiştir.

Daire bu nedenle ilk derece mahkemesinin şikâyet yokluğu nedeniyle verdiği düşme kararının gerekçesini değiştirmiştir. Artık dava zamanaşımının gerçekleşmiş olması karşısında yargılamanın esasına veya diğer muhakeme şartlarına ilişkin yeniden inceleme yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

Ayrıca bozma sonrasında yeniden yargılama yapılmasını gerektiren bir durum bulunmadığından Yargıtay doğrudan düşme kararı vermiştir. Böylelikle TCK 104/1 bakımından zamanaşımının, özellikle failin çocuk olduğu dosyalarda failin yaşına göre ayrıca hesaplanması gerektiği ortaya konulmuştur.

Sonuç olarak Yargıtay, TCK 104/1 kapsamında reşit olmayanla cinsel ilişki suçunu işlediği iddia edilen kişinin suç tarihinde çocuk olması hâlinde TCK 66/2’deki özel zamanaşımı düzenlemesinin dikkate alınması gerektiğini; zamanaşımını kesen son işlemden itibaren kanuni sürenin geçmiş olması hâlinde kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine karar verilmesi gerektiğini kabul etmiştir.

Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 16.09.2019, E. 2016/2532, K. 2019/10825

TCK 104/1 – REŞİT OLMAYANLA CİNSEL İLİŞKİ SUÇUNDA MAĞDURUN ON BEŞ YAŞINI TAMAMLAMIŞ OLMASI YETERLİ DEĞİLDİR; CİNSEL İLİŞKİNİN CEBİR, TEHDİT, HİLE VEYA İRADEYİ ETKİLEYEN BAŞKA BİR NEDEN OLMAKSIZIN GERÇEKLEŞMESİ GEREKİR

Somut olayda sanığın, on beş yaşını tamamlamış ancak on sekiz yaşını doldurmamış mağdureyle cinsel ilişkiye girdiği sabittir. Yargılama sırasında temel uyuşmazlık, taraflar arasında cinsel ilişkinin bulunup bulunmadığından ziyade ilişkinin mağdurenin serbest iradesine dayanıp dayanmadığı ve buna bağlı olarak eylemin TCK 104/1 kapsamında mı yoksa TCK 103 kapsamında mı değerlendirilmesi gerektiği noktasında toplanmıştır.

TCK 104/1’in yapısı gereği mağdurun rızası önemlidir. On beş yaşını tamamlamış çocuğun cebir, tehdit veya hile bulunmaksızın cinsel ilişkiye rıza göstermesi eylemi hukuka uygun hâle getirmemekte, ancak uygulanacak suç tipini belirlemektedir. Kanun koyucu bu yaş grubundaki çocukla rızaya dayalı cinsel ilişkiyi de cezalandırmış; fakat TCK 103’ten farklı olarak soruşturma ve kovuşturmayı mağdurun şikâyetine bağlamıştır.

Buna karşılık mağdurun on beş yaşını tamamlamış olması, kendisine karşı gerçekleştirilen her cinsel eylemin TCK 104 kapsamında kalacağı anlamına gelmez. Cinsel ilişkinin cebir, tehdit, hile veya mağdurun iradesini etkileyen başka bir nedene dayanması hâlinde artık TCK 104/1’in tipik yapısından söz edilemez. Bu durumda şartları bulunuyorsa TCK 103 hükümleri gündeme gelir.

Yargıtay uygulamasında bu nedenle mağdurun “rıza gösterdiği” yönündeki görünüş tek başına yeterli kabul edilmemektedir. Rızanın hangi şartlarda oluştuğu, fail tarafından iradeyi sakatlayan bir davranışta bulunulup bulunulmadığı ve mağdurun cinsel ilişki konusunda özgür biçimde karar verebilip veremediği dosyadaki bütün deliller üzerinden değerlendirilmelidir.

Öte yandan mağdurun cebir veya tehdide ilişkin iddiasının bulunması da tek başına TCK 103’ten mahkûmiyet için yeterli değildir. Ceza mahkûmiyetinin her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delile dayanması gerektiğinden; mağdur anlatımlarındaki tutarlılık, tarafların olay öncesi ve sonrasındaki davranışları, mesajlaşmalar, tanık beyanları, adli raporlar ve diğer maddi deliller birlikte değerlendirilmelidir.

Bu ayrımın sonucu son derece önemlidir. Eylemin TCK 103 kapsamında değerlendirilmesi hâlinde daha ağır yaptırım ve farklı muhakeme şartları söz konusu olurken, TCK 104/1 kapsamında kalması durumunda mağdurun şikâyeti kovuşturma şartı hâline gelmektedir.

Ceza Genel Kurulu da TCK 103 ile TCK 104 arasındaki farkları değerlendirirken, TCK 104/1 bakımından mağdurun rızasının suç tipinin ayırt edici özelliklerinden biri olduğunu özellikle belirtmiştir. Bu nedenle aynı yaş grubundaki mağdura yönelik cinsel eylemlerin hukuki niteliği belirlenirken yalnızca yaş değil, mağdur iradesinin nasıl oluştuğu da incelenmelidir.

Sonuç olarak Yargıtay, on beş yaşını tamamlamış ancak on sekiz yaşını doldurmamış çocukla gerçekleştirilen cinsel ilişkinin TCK 104/1 kapsamında kabul edilebilmesi için ilişkinin cebir, tehdit, hile veya mağdurun iradesini etkileyen başka bir neden bulunmaksızın gerçekleşmesi gerektiğini; bu unsurlardan birinin bulunması hâlinde suç vasfının TCK 103 hükümleri çerçevesinde ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmektedir.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 24.05.2023, E. 2022/46, K. 2023/303

TCK 104/1 – REŞİT OLMAYANLA CİNSEL İLİŞKİ İLE ÇOCUĞUN CİNSEL İSTİSMARI AYNI SUÇUN HAFİF VE AĞIR ŞEKİLLERİ DEĞİLDİR; MADDİ UNSURLARI VE MUHAKEME ŞARTLARI FARKLI BAĞIMSIZ SUÇLARDIR

Somut olayda suça sürüklenen çocuk ile mağdure arasında yaklaşık iki yıl süren bir birliktelik bulunduğu ve bu süreç içerisinde farklı tarihlerde cinsel ilişkilerin gerçekleştiği anlaşılmıştır. İlk cinsel ilişki sırasında mağdure on beş yaşını tamamlamamış, daha sonraki cinsel ilişki sırasında ise on beş yaşını doldurmuş ancak on sekiz yaşını tamamlamamıştır.

Uyuşmazlığın merkezinde, mağdurenin on beş yaşından küçük olduğu dönemde gerçekleştirilen TCK 103/2 kapsamındaki eylem ile on beş yaşından sonra gerçekleştirilen TCK 104/1 kapsamındaki eylemlerin aynı suç sayılıp sayılamayacağı bulunmaktadır. Bu belirleme özellikle TCK 43’teki zincirleme suç hükümlerinin uygulanması bakımından önem taşımaktadır.

Ceza Genel Kurulu, iki suçun aynı bölümde düzenlenmiş olmasının onları TCK 43 anlamında aynı suç hâline getirmediğini kabul etmiştir. TCK 103’teki çocuğun cinsel istismarı ile TCK 104’teki reşit olmayanla cinsel ilişki suçları maddi unsurları itibarıyla birbirinden farklıdır.

TCK 103 bakımından on beş yaşını tamamlamamış çocuğun cinsel davranışa rıza göstermesinin hukuki değeri bulunmamaktadır. On beş yaşını tamamlamış çocuk bakımından ise cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedenin varlığı TCK 103 uygulamasında belirleyici hâle gelmektedir. TCK 104/1 ise tam tersine on beş yaşını tamamlamış çocuğun rızasına uygun biçimde gerçekleştirilen cinsel ilişkiyi yaptırıma bağlamaktadır.

İki suç arasındaki başka bir önemli fark, maddi hareketin kapsamıdır. Çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunda anal, vajinal veya oral yoldan organ ya da sair cisim sokulması hükmün kapsamına girebilirken, Ceza Genel Kurulunun belirttiği yerleşik uygulama uyarınca TCK 104/1’deki cinsel ilişki kavramı daha dar bir anlam taşımaktadır.

Muhakeme şartları da farklıdır. TCK 104/1’de soruşturma ve kovuşturma mağdurun şikâyetine bağlıdır. TCK 103 ise kanunda açıkça gösterilen istisna dışında şikâyete bağlı değildir. Bu nedenle iki suçun aynı suçun daha hafif veya daha ağır cezayı gerektiren şekilleri olarak değerlendirilmesi mümkün değildir.

Bu tespit zincirleme suç bakımından doğrudan sonuç doğurmaktadır. TCK 43/1 kapsamında zincirleme suçtan söz edebilmek için aynı suçun bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda birden fazla kez işlenmesi gerekir. TCK 103 ile TCK 104 farklı suçlar olduğundan birinin diğerinin zincirleme devamı sayılması mümkün değildir.

Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, TCK 103’teki çocuğun cinsel istismarı ile TCK 104/1’deki reşit olmayanla cinsel ilişki suçlarının maddi unsurları, rızanın hukuki değeri ve muhakeme şartları bakımından birbirinden bağımsız suçlar olduğunu; bu nedenle birbirlerinin daha ağır veya daha hafif şekilleri ve TCK 43 anlamında aynı suç olarak kabul edilemeyeceklerini belirtmiştir.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 24.05.2023, E. 2022/46, K. 2023/303

TCK 104/1 – ON BEŞ YAŞINI TAMAMLAMIŞ MAĞDURLA RIZAYA DAYALI BİRDEN FAZLA CİNSEL İLİŞKİNİN TCK 104/1 KAPSAMINDA KALMASI HÂLİNDE, HER BİR EYLEMİN TAKİP EDİLEBİLİR OLMASI ZİNCİRLEME SUÇ UYGULAMASININ ÖN KOŞULUDUR

Somut olayda mağdure 6 Eylül 2011 tarihinde kolluğa müracaat etmiş ve sanıkla 3 Eylül 2011 tarihinde rızasıyla cinsel ilişkiye girdiğini belirtmiştir. Bunun yanında aynı sanıkla yaklaşık bir yıl önce de cinsel ilişki yaşadığını açıklamıştır. Yerel mahkeme her iki cinsel ilişkiyi birlikte değerlendirerek sanığın TCK 104/1 kapsamında reşit olmayanla cinsel ilişki suçunu zincirleme biçimde işlediğini kabul etmiştir.

TCK 104/1 bakımından aynı mağdurla farklı zamanlarda gerçekleştirilen birden fazla cinsel ilişkinin şartları varsa TCK 43/1 kapsamında değerlendirilmesi mümkündür. Ancak bunun için zincire dâhil edilen her bir eylemin hukuken kovuşturulabilir olması gerekir.

TCK 104/1 şikâyete bağlı bir suç olduğundan TCK 73/1’deki altı aylık şikâyet süresi önem taşımaktadır. Mağdurun hem fiili hem faili bildiği tarihten başlayarak kanuni süre içerisinde şikâyet hakkını kullanmaması hâlinde o eylem bakımından soruşturma ve kovuşturma yapılamaz.

Somut olayda yaklaşık bir yıl önce gerçekleştirilen ilk cinsel ilişkinin faili mağdure tarafından başından itibaren bilinmektedir. Mağdure bu eylemden ancak bir yıl kadar sonra söz ettiğinden ilk cinsel ilişki yönünden altı aylık şikâyet süresi geçmiştir. Buna karşılık 3 Eylül 2011 tarihindeki ikinci cinsel ilişki yönünden mağdurenin 6 Eylül 2011 tarihinde verdiği ifade süresindedir.

Yerel mahkeme, ilk eylemin artık takip edilemeyecek durumda bulunmasına rağmen bunu ikinci eylemle birlikte zincirleme suç kapsamında değerlendirmiş ve TCK 104/1 uyarınca belirlediği temel cezayı TCK 43/1 uyarınca artırmıştır. Yargıtay 14. Ceza Dairesi bu uygulamayı hukuka aykırı bulmuştur.

Daireye göre ilk eylem yönünden kanuni takibat şartı gerçekleşmemiştir. Şikâyet süresinin geçirilmiş olması nedeniyle sanık bu eylemden dolayı cezalandırılamayacağı gibi, aynı eylem sonraki suçtan verilecek cezayı ağırlaştırmak için de kullanılamaz. Aksi yorum, şikâyet süresinin geçirilmesine bağlanan hukuki sonucu dolaylı yoldan ortadan kaldıracaktır.

Bu nedenle TCK 104/1 bakımından zincirleme suç değerlendirmesi yapılırken yalnızca maddi anlamda kaç cinsel ilişki bulunduğuna bakılmamalıdır. Her bir cinsel ilişki bakımından suçun unsurları yanında şikâyet şartının da gerçekleşip gerçekleşmediği ayrı ayrı belirlenmelidir.

Sonuç olarak Yargıtay, şikâyet süresi geçirilmiş önceki bir TCK 104/1 eyleminin hukuken takip edilebilir olmaması nedeniyle zincirleme suç hesabına dâhil edilemeyeceğini; yalnızca süresinde şikâyet edilmiş eylemden ceza verilmesi ve takip edilemeyen önceki eylem gerekçe gösterilerek TCK 43/1 uyarınca artırım yapılmaması gerektiğini kabul etmiştir.

Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 21.12.2015, E. 2014/1402, K. 2015/11899

TCK 104/1 – SUÇ TARİHİNDEN SONRA TCK 104/1’İN YAPTIRIMININ AĞIRLAŞTIRILMASI HÂLİNDE, SANIK ALEYHİNE SONRAKİ KANUN UYGULANAMAZ; SUÇ TARİHİNDEKİ LEHE DÜZENLEME ESAS ALINMALIDIR

Somut olayda sanığın reşit olmayan mağdureyle cinsel ilişkiye girdiği ve eylemin TCK 104/1 kapsamında kaldığı kabul edilmiştir. İlk derece mahkemesi sanık hakkında reşit olmayanla cinsel ilişki suçundan mahkûmiyet hükmü kurmuş, dosya daha sonraki kanun yolu süreçlerinde Yargıtay Ceza Genel Kurulunun önüne gelmiştir.

Dosyanın önemli özelliklerinden biri, suç tarihinden sonra TCK 104/1’in yaptırımında kanuni değişiklik yapılmış olmasıdır. 6545 sayılı Kanunla cinsel dokunulmazlığa karşı suçlara ilişkin hükümlerde kapsamlı değişiklik yapılmış ve TCK 104/1 bakımından öngörülen hapis cezası da ağırlaştırılmıştır.

Ceza hukukunun zaman bakımından uygulanmasına ilişkin TCK 7/2 uyarınca suçun işlendiği tarihte yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunun hükümleri farklıysa fail lehine olan kanun uygulanır. Sonraki kanunun yaptırımı ağırlaştırması hâlinde bu düzenlemenin geçmişte işlenen suç bakımından sanık aleyhine uygulanması mümkün değildir.

Somut dosyada da sanığın eyleminin suç tarihi itibarıyla lehine bulunan, 6545 sayılı Kanun değişikliğinden önceki TCK 104/1 kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir. Böylece sonradan getirilen daha ağır ceza miktarı sanığa uygulanmamıştır.

Bu husus özellikle eski tarihli TCK 104 dosyalarında önemlidir. Güncel madde metnindeki ceza miktarı esas alınarak geçmişte işlenmiş bir eylemin yaptırımının belirlenmesi kanunilik ve geçmişe yürüme yasağıyla bağdaşmaz. Suç tarihindeki düzenleme ile sonraki kanun karşılaştırılmalı ve sanık lehine olan sonuç uygulanmalıdır.

Ayrıca lehe kanun değerlendirmesi yalnızca soyut ceza miktarlarının karşılaştırılmasından ibaret değildir. Somut olaya uygulanabilecek hükümlerin ortaya çıkaracağı hukuki sonuç dikkate alınmalıdır. Nitekim ilgili dosyada sonraki süreçte basit yargılama usulünün sanık lehine sonuç doğurup doğurmayacağı da ayrıca uyuşmazlık konusu olmuştur.

Ceza Genel Kurulu önüne gelen dosyada, TCK 104/1’in suç tarihinde öngördüğü yaptırımın sonraki düzenlemeye kıyasla sanık lehine olması nedeniyle eski hükmün esas alınması gerektiği konusunda bir tereddüt bulunmamıştır. Tartışma esas itibarıyla sonradan yürürlüğe giren muhakeme düzenlemesinin sanık lehine uygulanıp uygulanamayacağı üzerinde yoğunlaşmıştır.

Sonuç olarak Yargıtay, TCK 104/1 kapsamında kalan suçun işlenmesinden sonra kanun değişikliğiyle cezanın ağırlaştırılması hâlinde sonraki ağır düzenlemenin geçmişe yürütülemeyeceğini; TCK 7/2 uyarınca suç tarihinde yürürlükte bulunan ve sanık lehine sonuç doğuran TCK 104/1 hükmünün uygulanması gerektiğini kabul etmiştir.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 14.02.2024, E. 2023/442, K. 2024/56

TCK 104/1 Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu

TCK 104/1 Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu
Somut Durum Yargıtay Nitelendirmesi Gerekçenin Özü
15 yaşını bitirmiş çocukla rızaya dayalı cinsel ilişki TCK 104/1 İrade serbest, fiil ilişki boyutunda
Evlenme vaadiyle kandırma iddiası Hile denetimi Hile varsa fiil cinsel istismara dönüşür
İlişki boyutuna ulaşmayan rızalı cinsel davranışlar TCK 104 oluşmaz Madde yalnızca cinsel ilişkiyi cezalandırır
Şikayetin 6 aylık süre geçtikten sonra yapılması Düşme Süre hak düşürücüdür
Mağdurun 15 yaşını bitirmediğinin anlaşılması TCK 103 uygulanır Yaş, suçun uygulanma sınırıdır

Serinin diğer yazıları için TCK 104/2 evlenme yasağı bulunan kişinin fiili ile on beş yaş altı ve iradesi sakatlanmış çocuklara ilişkin TCK 103/2 rehberimizi inceleyebilirsiniz.

Hukuki araçlarımızla süreçlerinizi kendiniz de takip edebilirsiniz:

Sık Sorulan Sorular

TCK 104/1 nedir?

TCK 104/1, cebir, tehdit ve hile olmaksızın on beş yaşını bitirmiş çocukla cinsel ilişkide bulunmayı düzenler; cezası mağdurun şikayeti üzerine 2 yıldan 5 yıla kadar hapistir.

15 yaşındaki biriyle ilişki suç mu?

On beş yaşını bitirmiş çocukla özgür iradeye dayalı cinsel ilişki, şikayet üzerine TCK 104/1 kapsamında suçtur. On beş yaşını bitirmemiş çocukla her cinsel davranış ise şikayete bakılmaksızın cinsel istismar suçunu oluşturur.

Şikayet süresi ne kadar?

Fiilin ve failin öğrenilmesinden itibaren altı aydır ve süre hak düşürücüdür; süresinde şikayet yoksa soruşturma yapılamaz, yapılmışsa dava düşer.

Evlenme vaadiyle ilişki hangi suçu oluşturur?

Vaat, iradeyi sakatlayan bir hile düzeyine ulaşmışsa fiil cinsel istismara dönüşür ve ceza ağırlaşır; ilişkinin olağan akışındaki vaatler tek başına hile sayılmaz. Değerlendirme somut olaya göre yapılır.

Dini nikahla birliktelik suçu kaldırır mı?

Hayır. Yalnızca resmi evlilik suçu ortadan kaldırır; dini nikah adı altındaki birliktelik hukuken evlilik sayılmaz ve fiil şikayet üzerine cezalandırılır.

İlişki devam ederse ceza artar mı?

Evet. Aynı çocukla süreklilik kazanan ilişki zincirleme suç oluşturur ve tek ceza dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır.

TCK 104/1 davasında avukat desteği neden önemli?

İlişki kavramının kapsamı, hile denetimi ve şikayet süresinin hesabı; fiilin bu madde ile istismar arasında gidip gelmesine yol açan tartışmalardır. Avukatlık hizmetleri TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ücretlidir.

Av. Çağrı Ayboğa Kimdir?

Av. Çağrı Ayboğa, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur ve yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Ankara Barosuna kayıtlı olarak (Sicil No: 34507) Ayboğa + Partners Avukatlık Bürosunun kurucu avukatı sıfatıyla ağırlıklı olarak ceza hukuku alanında çalışmakta; cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda hem müdafilik hem mağdur vekilliği görevi yürütmektedir. Bu yazı, TCK 104/1 reşit olmayanla cinsel ilişki suçu konusundaki güncel Yargıtay içtihatları taranarak hazırlanmıştır ve bilgilendirme amaçlıdır; somut olaya özgü hukuki danışmanlık yerine geçmez.

TCK 104/1 Reşit Olmayanla Cinsel İlişki Dosyasında Ankara Ceza Avukatı Desteği

Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda nitelendirme, beyan delilinin denetimi ve usul güvencelerinin takibi sonucu kökten değiştirir. TCK 104 reşit olmayanla cinsel ilişki suçu rehberimizi inceleyebilir, dosyanız için Ankara ceza avukatı desteği alabilirsiniz.

Ankara Avukat

Avukat Çağrı Ayboğa

Avukat Çağrı Ayboğa, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olup yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Ayboğa + Partners Avukatlık Bürosu’nun kurucu avukatlarındandır. Ankara Barosu’na kayıtlı olarak dinamik ve tecrübeli ekibiyle avukatlık mesleğini icra etmektedir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Ara