TCK 104/2 Evlenme Yasağı Bulunan Kişinin Reşit Olmayanla Cinsel İlişkisi
Güncelleme Tarihi: 21 Ağustos 2026 | Av. Çağrı Ayboğa
TCK 104/2 nedir? TCK 104/2, reşit olmayanla cinsel ilişki suçunun, mağdur ile arasında evlenme yasağı bulunan kişi tarafından işlenmesini düzenler; ceza, şikayet aranmaksızın on yıldan on beş yıla kadar hapistir. Evlenme yasağı Medeni Kanuna göre belirlenir: üstsoy ve altsoy, kardeşler, amca, dayı, hala ve teyze ile yeğen arasındaki ilişkiler tipik kapsamdır. Çocuğun rızası cezayı etkilemez; temel haldeki 2-5 yıllık aralık bu fıkrada 10-15 yıla sıçrar.
Temel fıkrada iki yıldan başlayan ceza, bu fıkrada on yıla sıçrar ve şikayet şartı ortadan kalkar; çünkü fail, çocuğun rıza gösterebileceği kişiler çemberinin tamamen dışındadır: kanunun kendisiyle evlenmeyi dahi yasakladığı bir yakın. TCK 104 reşit olmayanla cinsel ilişki suçu sisteminin bu fıkrası, aile içi cinsel ilişkiyi bağımsız ve ağır bir kalıba oturtur.
Bu yazıda evlenme yasağının Medeni Kanundaki kapsamını, sınır durumları ve yirmi emsal Yargıtay kararını birebir metinleriyle inceliyoruz. İradenin sakatlandığı aile içi fiiller için TCK 103/3-c aile içi cinsel istismar rehberimize bakabilirsiniz.
İçindekiler
TCK 104/2 Nedir?
TCK 104/2, temel fıkradaki bütün unsurları korur (on beş yaşını bitirmiş çocuk, serbest irade, cinsel ilişki boyutu) ve tek bir özellik ekler: fail ile mağdur arasında evlenme yasağının bulunması. Bu özellik üç sonuç doğurur: Ceza on yıldan on beş yıla çıkar, şikayet şartı kalkar ve dosya ağır ceza mahkemesine taşınır. 2016 yılında 6763 sayılı Kanunla yeniden düzenlenen fıkra, rızanın hukuken mümkün olduğu yaş grubunda dahi aile içi cinselliği kategorik olarak yasaklayan bir kamu düzeni hükmüdür.
TCK 104 Kanun Metni
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 104. maddesinin yürürlükteki tam metni aşağıdadır; bu yazının konusu işaretlenmiştir. Resmi metin için mevzuat.gov.tr üzerindeki 5237 sayılı Kanuna bakabilirsiniz.
Reşit olmayanla cinsel ilişki
Madde 104 – (1) Cebir, tehdit ve hile olmaksızın, on beş yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunan kişi, şikâyet üzerine, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) (Yeniden düzenleme: 24/11/2016-6763/14 md.) Suçun mağdur ile arasında evlenme yasağı bulunan kişi tarafından işlenmesi hâlinde, şikâyet aranmaksızın, on yıldan on beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(3) (Ek: 24/11/2016-6763/14 md.) Suçun, evlat edineceği çocuğun evlat edinme öncesi bakımını üstlenen veya koruyucu aile ilişkisi çerçevesinde koruma, bakım ve gözetim yükümlülüğü bulunan kişi tarafından işlenmesi hâlinde, şikâyet aranmaksızın ikinci fıkraya göre cezaya hükmolunur.
Evlenme Yasağının Kapsamı
- Kan hısımlığı: Medeni Kanun uyarınca üstsoy ile altsoy arasında (baba-kız, dede-torun), kardeşler arasında ve amca, dayı, hala, teyze ile yeğen arasında evlenme yasaktır; bu ilişkiler fıkranın çekirdek alanıdır.
- Kayın hısımlığı: Evlilik sona ermiş olsa bile eşlerden biri ile diğerinin üstsoyu veya altsoyu arasındaki yasak sürer: kayınpeder-gelin ve üvey baba-üvey çocuk ilişkileri bu kapsamda değerlendirilir.
- Evlatlık ilişkisi: Evlat edinen ile evlatlık arasındaki evlenme yasağı da fıkrayı uygulanabilir kılar.
- Sınır denetimi: Aşağıda birebir verdiğimiz kararların gösterdiği gibi, yasağın kapsamı kıyasla genişletilemez: Kuzenler arasında evlenme yasağı bulunmadığından bu ilişkiler temel fıkrada kalır; nüfus kayıtlarıyla derece tespiti zorunludur.
TCK 104/2 Cezası Ne Kadar?
- Temel aralık: On yıldan on beş yıla kadar hapis; şikayet aranmaz ve vazgeçme sonuç doğurmaz.
- Zincirleme suç: Süreklilik kazanan ilişkide ceza dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır ve üst sınır aşılabilir.
- İstismar sınırı: İlişki cebir, tehdit veya hileyle kurulmuşsa fiil bu fıkradan çıkar ve hısımlık artırımlı cinsel istismar hükümleri uygulanır.
- Aile hukuku sonuçları: Velayet, koruma tedbirleri ve soybağı sorunları ceza dosyasıyla eş zamanlı yönetilmelidir.
Şikayet, Tutuklama ve Yargılama
- Şikayet: TCK 104/2 şikayete tabi değildir; mağdurun veya ailesinin şikayetçi olmaması yargılamayı durdurmaz.
- Uzlaştırma: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda uzlaştırma yolu kapalıdır; taraflar anlaşsa dahi dosya kamu adına yürütülür.
- Tutuklama: Suç katalogda sayılmamakla birlikte on yıllık alt sınır, kaçma şüphesi ve delil karartma riski üzerinden tutuklama değerlendirmesini ağırlaştırır.
- Görevli mahkeme: Cezanın üst sınırı nedeniyle görevli mahkeme ağır ceza mahkemesidir.
- İspat rejimi: Bu suçlar çoğu zaman tanıksız ortamlarda işlendiğinden mağdur beyanı merkezi delildir; ancak beyanın mahkumiyete yeterliliği, iç tutarlılık ve dış doğrulama ölçütleriyle denetlenir. Ayrıntılar için cinsel suçlarda ispat ve mağdur beyanı delili rehberimize bakabilirsiniz.
- İnfaz rejimi: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda koşullu salıverilme oranı süreli hapiste dörtte üçtür; infaz hesabı için infaz hesaplama aracımızı kullanabilirsiniz.
Avukata Sor: TCK 104/2 Dosyanızı Birlikte Değerlendirelim
Evlenme yasağının Medeni Kanun üzerinden doğru kurulması bu fıkranın ön şartıdır; yasak kapsamı dışındaki hısımlıkta ceza on yıl değil iki yıldan başlar. Sorularınız için bize ulaşabilirsiniz.
Danışmanlık Ücretlidir: Hukuki danışmanlık hizmetlerimiz, 2025-2026 TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAUT) uyarınca ücrete tabidir.
TCK 104/2 Yargıtay Kararları
Aşağıdaki yirmi emsal karar, bu hükmün uygulamadaki sınırlarını çizen kararlardır ve özet metinleri birebir aktarılmıştır.
TCK 104/2 – ON BEŞ İLE ON SEKİZ YAŞ ARASINDAKİ MAĞDUREYLE CEBİR, TEHDİT VEYA HİLE OLMAKSIZIN CİNSEL İLİŞKİYE GİREN AMCANIN EYLEMİ, TCK 103 DEĞİL EVLENME YASAĞI NEDENİYLE TCK 104/2 KAPSAMINDA DEĞERLENDİRİLMELİDİR
Somut olayda sanık, mağdurenin amcasıdır. Mağdure suç tarihinde on beş yaşını tamamlamış ancak on sekiz yaşını doldurmamıştır. Sanığın mağdureye yönelik cinsel eylemi nedeniyle hakkında çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan mahkûmiyet hükmü kurulmuş ve ilk derece mahkemesinin kararı istinaf incelemesinden geçmiştir.
Dosyanın Yargıtay önüne gelmesinden sonra temel uyuşmazlık, sanığın eyleminin TCK 103 kapsamında çocuğun cinsel istismarı mı yoksa TCK 104/2 kapsamında evlenme yasağı bulunan kişi tarafından reşit olmayanla cinsel ilişki mi olduğunun belirlenmesi noktasında toplanmıştır. Bu ayrım bakımından mağdurenin yaşının yanında cinsel ilişkinin gerçekleşme biçimi de önem taşımaktadır.
Yargıtay 14. Ceza Dairesi; olayın ortaya çıkış şeklini, zamanını, tanık anlatımlarını ve bütün dosya kapsamını birlikte değerlendirmiştir. İnceleme sonucunda sanığın mağdureyle gerçekleştirdiği cinsel ilişkinin cebir, tehdit, hile veya mağdurenin iradesini etkileyen başka bir nedene dayandığını gösteren yeterli delil bulunmadığını belirlemiştir.
Mağdurenin on beş-on sekiz yaş grubunda bulunması karşısında, cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir neden kanıtlanamadığında eylemin TCK 103 kapsamında kabul edilmesi mümkün değildir. Normal şartlarda bu durumda TCK 104/1 gündeme gelecektir. Ancak somut olayda sanığın mağdurenin amcası olması nedeniyle ayrıca TCK 104/2’nin koşulları değerlendirilmelidir.
TCK 104/2, suçun mağdur ile arasında evlenme yasağı bulunan kişi tarafından işlenmesini daha ağır cezayı gerektiren özel bir hâl olarak düzenlemiştir. Hangi kişiler arasında evlenme yasağı bulunduğu ise Türk Medeni Kanunu’nun 129. maddesi çerçevesinde belirlenmektedir. Bu hükme göre amca ile yeğen arasında evlenme yasağı bulunmaktadır.
Bu nedenle sanık ile mağdure arasındaki amca-yeğen ilişkisi TCK 104/2’nin aradığı özel ilişkiyi oluşturmaktadır. Burada ayrıca sanığın akrabalık ilişkisinin sağladığı nüfuzu kötüye kullandığının kanıtlanması aranmaz. Fail ile mağdur arasında kanunun aradığı evlenme yasağının bulunması ve TCK 104 kapsamındaki cinsel ilişkinin gerçekleşmesi yeterlidir.
TCK 104/2’nin bir diğer önemli özelliği, temel şekilden farklı olarak şikâyet aranmamasıdır. Dolayısıyla mağdurenin sanıktan şikâyetçi olmaması veya sonradan şikâyetinden vazgeçmesi bu nitelikteki suçun soruşturulmasına ve kovuşturulmasına engel değildir.
Sonuç olarak Yargıtay, on beş-on sekiz yaş grubundaki mağdureyle cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir neden olmaksızın cinsel ilişkiye giren amcanın eyleminin, aralarında Türk Medeni Kanunu uyarınca evlenme yasağı bulunması nedeniyle TCK 104/2 kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 29.09.2020, E. 2020/241, K. 2020/3562
TCK 104/2 – EVLENME YASAĞININ VARLIĞI TMK 129’A GÖRE BELİRLENİR; KANUNDA EVLENMESİ YASAKLANMAYAN KİŞİLER ARASINDAKİ CİNSEL İLİŞKİYE TCK 104/2 KIYAS YOLUYLA UYGULANAMAZ
Somut olayda sanık hakkında, on beş yaşını tamamlamış ancak on sekiz yaşını doldurmamış mağdurla gerçekleştirdiği cinsel ilişki nedeniyle TCK 104/2 uyarınca mahkûmiyet hükmü kurulmuştur. Yerel mahkeme taraflar arasındaki ilişkiyi TCK 104/2’de belirtilen evlenme yasağı kapsamında değerlendirerek sanık hakkında nitelikli hâlden ceza tayin etmiştir.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi ise TCK 104/2’nin kapsamının belirlenmesinde yalnızca taraflar arasında ailevi veya yakın bir ilişki bulunduğu düşüncesinden hareket edilemeyeceğini vurgulamıştır. Hükmün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında hukuken evlenme yasağının bulunması gerekir.
Bu noktada başvurulması gereken temel hüküm Türk Medeni Kanunu’nun 129. maddesidir. Söz konusu hükümde üstsoy-altsoy, kardeşler, amca-dayı-hala-teyze ile yeğenler, belirli kayın hısımları ve evlat edinme ilişkisinden doğan belirli kişiler arasında evlenme yasağı öngörülmüştür.
TCK 104/2 ağırlaştırılmış ceza sorumluluğu doğurduğundan, “evlenme yasağı bulunan kişi” kavramının fail aleyhine genişletilmesi mümkün değildir. Ceza hukukunda kanunilik ilkesi gereğince kanunda açıkça suç veya nitelikli hâl olarak gösterilmeyen bir ilişki, benzerlikten hareket edilerek hükmün kapsamına alınamaz.
Somut olayda Yargıtay, fail ile mağdur arasındaki ilişkinin TMK 129 anlamında evlenme yasağı oluşturmadığını tespit etmiştir. Özellikle taraflar arasındaki ilişkinin eşcinsel olması veya sosyal açıdan yakınlık bulunması, tek başına TCK 104/2’nin uygulanmasını sağlamamaktadır. Belirleyici olan, tarafların TMK 129 kapsamında hukuken evlenmesi yasak kişiler arasında bulunup bulunmadığıdır.
Daire ayrıca TCK 104/2’nin gerekçesine de dikkat çekmiştir. Düzenlemenin amacı, ensest nitelikteki ilişkilerin TCK 104/1’e göre daha ağır yaptırıma bağlanması ve bunların şikâyete bağlı olmaktan çıkarılmasıdır. Ancak bu amaç, kanunda gösterilen evlenme yasağının kapsamının yorum yoluyla genişletilmesine izin vermez.
Fail ile mağdur arasında TMK 129 anlamında evlenme yasağı bulunmadığı takdirde, diğer şartların da gerçekleşmesi hâlinde eylem TCK 104/1 kapsamında değerlendirilmelidir. Bu durumda suçun şikâyete bağlı olduğu da gözetilmeli ve mağdurun süresinde şikâyetinin bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.
Sonuç olarak Yargıtay, TCK 104/2’nin uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında Türk Medeni Kanunu’nun 129. maddesi anlamında evlenme yasağının bulunmasının zorunlu olduğunu; bu şart gerçekleşmediğinde akrabalık veya başka bir yakınlık gerekçe gösterilerek TCK 104/2’nin kıyas yoluyla uygulanamayacağını ve koşulları varsa TCK 104/1’in değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 20.12.2022, E. 2021/16571, K. 2022/11683
TCK 104/2 – KARDEŞLER ARASINDA CEBİR, TEHDİT VE HİLE OLMAKSIZIN GERÇEKLEŞEN CİNSEL İLİŞKİDE MAĞDURUN ON BEŞ-ON SEKİZ YAŞ GRUBUNDA BULUNMASI HÂLİNDE TCK 104/2 GÜNDEME GELİR; ANCAK MAĞDURUN GERÇEK YAŞI KESİN OLARAK BELİRLENMELİDİR
Somut olayda sanık ile mağdure kardeştir. Nüfus kayıtlarında her ikisinin de aynı tarihte doğduğu ve ikiz oldukları görülmesine rağmen, yargılama sırasında sanık ve aile bireylerinin anlatımları bu kayıtların gerçeği yansıtmadığı konusunda ciddi tereddüt oluşturmuştur. Sanık, mağdureyle onun rızası dâhilinde cinsel ilişkiye girmiş ve mağdure hamile kalmıştır.
Yerel mahkeme sanığın suç tarihinde on sekiz yaşından büyük, mağdurenin ise on beş-on sekiz yaş grubunda bulunduğunu kabul ederek sanığı TCK 104/2 kapsamında cezalandırmıştır. Sanık hakkında TCK 104/2, TCK 62 ve diğer ilgili hükümler uygulanarak 8 yıl 4 ay hapis cezası belirlenmiştir.
Dosya Yargıtay Ceza Genel Kurulunun önüne geldiğinde cinsel ilişkinin gerçekleşip gerçekleşmediği veya tarafların kardeş olup olmadığı esas uyuşmazlık değildir. Asıl sorun, hem sanığın hem de mağdurenin gerçek yaşlarının doğru biçimde tespit edilmeden mahkûmiyet hükmü kurulup kurulamayacağıdır.
TCK 104/2 bakımından mağdurun yaşı suçun varlığını doğrudan belirlemektedir. Cebir, tehdit ve hile olmaksızın gerçekleştirilen cinsel ilişkide mağdur on beş yaşını tamamlamış ancak on sekiz yaşını doldurmamış olmalıdır. Mağdurun suç tarihinde on sekiz yaşını tamamlamış olduğunun ortaya çıkması durumunda TCK 104 kapsamında suçtan söz edilemeyecektir.
Ceza Genel Kurulu bu nedenle mağdurenin gerçek yaşının belirlenmesini zorunlu görmüştür. Nüfus kayıtlarında sanık ile mağdurenin ikiz görünmesine rağmen aile bireylerinin sanığın mağdureden büyük olduğunu söylemesi ve sanığın yaşının Adli Tıp incelemesinde nüfus kaydından farklı belirlenmesi, mağdurenin yaşına ilişkin kaydı da şüpheli hâle getirmiştir.
Kurula göre öncelikle mağdurenin doğum tutanağı getirtilmeli ve resmî bir sağlık kurumunda doğup doğmadığı araştırılmalıdır. Resmî kurumda doğmadığının anlaşılması hâlinde mağdurenin Adli Tıp Kurumuna sevkiyle gerçek yaşı bilimsel yöntemlerle belirlenmeli; gerektiğinde doğumu bilen tanıklar, okul kayıtları, aşı kayıtları ve diğer deliller toplanmalıdır.
CMK 218/2 uyarınca mağdurun veya sanığın yaşının ceza hükümleri bakımından önem taşıdığı durumlarda ceza mahkemesinin bu sorunu çözmeden hüküm kurması mümkün değildir. Çünkü yaş konusundaki bir yıllık farklılık dahi somut olayda eylemin suç olup olmamasını değiştirebilmektedir.
Karar TCK 104/2 bakımından önemli bir ilke ortaya koymaktadır: Fail ile mağdur arasında evlenme yasağının bulunması tek başına mahkûmiyet için yeterli değildir. TCK 104’ün temel yaş koşullarının da eksiksiz gerçekleşmesi gerekir. Mağdurun on sekiz yaşını doldurmuş olma ihtimali giderilmeden TCK 104/2’den hüküm kurulamaz.
Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, kardeşler arasında rızaya dayalı cinsel ilişkinin TCK 104/2 kapsamında değerlendirilebilmesi için mağdurun suç tarihinde on beş yaşını tamamlamış ve on sekiz yaşını doldurmamış olduğunun kesin biçimde belirlenmesi gerektiğini; mağdurun gerçek yaşı konusunda tereddüt varsa nüfus, doğum, okul ve sağlık kayıtları ile Adli Tıp incelemesi tamamlanmadan mahkûmiyet hükmü kurulamayacağını kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 15.11.2022, E. 2021/270, K. 2022/716
TCK 104/2 – MAĞDURUN ON SEKİZ YAŞINI DOLDURMUŞ OLMA İHTİMALİ BULUNUYORSA, EVLENME YASAĞI BULUNSA DAHİ YAŞ ARAŞTIRMASI TAMAMLANMADAN REŞİT OLMAYANLA CİNSEL İLİŞKİ SUÇUNDAN MAHKÛMİYET KURULAMAZ
Somut olayda sanık ve mağdure kardeş olup nüfus kayıtlarına göre aynı gün doğmuş ikizler olarak görünmektedir. Ancak yargılama sırasında sanığın anne ve babası, sanığın mağdureden büyük olduğunu ifade etmiş; sanık da gerçekte nüfus kaydında görünenden daha önce doğduğunu savunmuştur. Sanık hakkında yapılan Adli Tıp incelemesinde de nüfus kaydındaki yaşından daha büyük olduğuna ilişkin tıbbi değerlendirme yapılmıştır.
Bu durum mağdurenin nüfus kaydının doğruluğu bakımından da ciddi tereddüt yaratmıştır. Çünkü sanık ile mağdure nüfusta ikiz olarak kayıtlıdır. Sanığın kaydının gerçek doğum tarihini yansıtmadığı kabul edildiği takdirde, mağdurenin de gerçekten sanıkla ikiz olup olmadığının ayrıca araştırılması gerekir.
Bu araştırma TCK 104/2 bakımından doğrudan suçun maddi unsuruna ilişkindir. TCK 104, on beş yaşını tamamlamış ancak henüz on sekiz yaşını doldurmamış çocukla cinsel ilişkiyi yaptırıma bağlamaktadır. Mağdur suç tarihinde on sekiz yaşını tamamlamışsa, cebir, tehdit veya hile bulunmayan rızaya dayalı cinsel ilişki TCK 104 kapsamında suç oluşturmaz.
Tarafların kardeş olmaları bu sonucu değiştirmez. TCK 104/2, TCK 104/1’den tamamen bağımsız biçimde “akraba kişiler arasındaki bütün cinsel ilişkileri” cezalandıran genel bir ensest suçu değildir. İkinci fıkranın uygulanması için öncelikle TCK 104’ün reşit olmayan mağdura ilişkin temel koşullarının bulunması gerekir.
Dolayısıyla mağdurun on sekiz yaşını doldurmuş olması hâlinde, yalnızca fail ile mağdur arasında TMK 129 kapsamında evlenme yasağı bulunduğundan bahisle TCK 104/2 uygulanamaz. Kanunun koruduğu yaş grubunun dışına çıkıldığında TCK 104 bakımından tipiklik gerçekleşmez.
Ceza Genel Kurulu bu nedenle mağdurenin yaşının tereddüde yer bırakmayacak biçimde tespit edilmesini istemiştir. Öncelikle nüfus ve doğum kayıtlarının araştırılması, resmî kurumda doğum bulunmaması hâlinde bilimsel yaş tespiti yapılması, gerektiğinde tanıkların dinlenmesi ve okul-aşı kayıtlarının incelenmesi gerektiği belirtilmiştir.
Kurul ayrıca CMK 218/2’nin mahkemeye bu konuda yalnızca bir yetki değil, somut olayda hükme etkili yaş sorununu çözme yükümlülüğü getirdiğini değerlendirmiştir. Mağdurun gerçek yaşı belirlenmeden suçun maddi unsurlarının gerçekleştiğinden söz edilemeyeceğinden eksik araştırmayla mahkûmiyet kurulması hukuka aykırıdır.
Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, fail ile mağdur arasında evlenme yasağı bulunsa dahi mağdurun suç tarihinde on sekiz yaşını doldurmuş olma ihtimali giderilmeden TCK 104/2 uygulanamayacağını; mağdurun on beş-on sekiz yaş grubunda bulunduğu kesin biçimde tespit edildikten sonra failin hukuki durumunun belirlenmesi gerektiğinikabul etmiştir.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 15.11.2022, E. 2021/270, K. 2022/716
TCK 104/2 – MAĞDURUN ON BEŞ YAŞINI TAMAMLAMASINDAN ÖNCE GERÇEKLEŞEN CİNSEL İSTİSMAR EYLEMLERİ İLE ON BEŞ YAŞINI TAMAMLADIKTAN SONRA CEBİR, TEHDİT VE HİLE OLMAKSIZIN KARDEŞİYLE GERÇEKLEŞTİRİLEN CİNSEL İLİŞKİ AYRI SUÇ VASIFLARI ALTINDA DEĞERLENDİRİLMELİDİR
Somut olayda sanık ile mağdure kardeştir. Dosya kapsamına göre sanık, mağdurenin on beş yaşını tamamlamasından önce değişik tarihlerde mağdureye yönelik cinsel davranışlarda bulunmaya başlamıştır. Eylemler ilk aşamada cinsel organını mağdurenin vücuduna sürtmek biçiminde gerçekleşmiş, ilerleyen dönemde ise mağdurenin on beş yaşını tamamlamasının ardından anal ve vajinal cinsel ilişki meydana gelmiştir.
Dosyada mağdurenin aşamalardaki anlatımları yanında sanığın ikrar içeren kolluk ve sorgu beyanları ile mağdurenin hamileliği sonucunda oluşan ceninin biyolojik babasının sanık olduğunu gösteren rapor bulunmaktadır. Bu deliller birlikte değerlendirildiğinde sanık ile mağdure arasındaki cinsel eylemlerin uzun bir zaman dilimine yayıldığı ve mağdurenin yaşı değiştikçe eylemlerin hukuki niteliğinin de değiştiği kabul edilmiştir.
İlk derece mahkemesi sanığın bütün eylemlerini çocuğun nitelikli cinsel istismarı kapsamında değerlendirmiş ve TCK 103 hükümleri uyarınca mahkûmiyetine karar vermiştir. Ancak Yargıtay 9. Ceza Dairesi bu hukuki nitelendirmeyi isabetli bulmamıştır. Daireye göre mağdurenin on beş yaşını tamamlamasından önceki eylemler ile bu yaşı tamamladıktan sonraki rızaya dayalı cinsel ilişkilerin aynı suç tipi içerisinde değerlendirilmesi mümkün değildir.
Mağdurenin on beş yaşını tamamlamasından önce sanığın gerçekleştirdiği cinsel davranışlarda mağdurun rızasının hukuken geçerli olması mümkün değildir. Bu dönemdeki eylemler TCK 103 kapsamında çocuğun cinsel istismarı suçunu oluşturur. Buna karşılık mağdurenin on beş yaşını tamamlamasından sonra gerçekleşen anal ve vajinal ilişkinin cebir, tehdit veya hile olmaksızın gerçekleşmesi hâlinde TCK 104 hükümleri gündeme gelmektedir.
Somut olayda sanık ile mağdure kardeş olduğundan, TCK 104/1’deki temel şekil değil TCK 104/2’deki nitelikli düzenleme uygulanmalıdır. Çünkü Türk Medeni Kanunu’nun 129. maddesi uyarınca kardeşler arasında kesin evlenme yasağı bulunmaktadır. Böylece mağdurenin on beş yaşını tamamlamasından sonraki cinsel ilişkinin TCK 104/2 kapsamında değerlendirilmesi gerekir.
Kararın önemli yönlerinden biri de mağdurun yaşının suç süreci içerisinde değişmesinin sonuçlarıdır. Aynı fail ile aynı mağdur arasındaki cinsel eylemlerin kesintisiz bir ilişki içerisinde meydana gelmesi, mağdurun farklı yaş dönemlerinde gerçekleştirilen hareketlerin zorunlu olarak tek suç vasfına tabi tutulmasını gerektirmez. Mağdurun yaşının kanunun belirlediği eşikleri geçmesiyle birlikte hukuki değerlendirme de değişebilir.
Nitekim Yargıtay, sanığın mağdurenin on beş yaşını tamamlamasından önceki eylemleri bakımından TCK 103 hükümlerinin, on beş yaşını tamamlamasından sonraki cinsel ilişki bakımından ise TCK 104/2’nin ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Böylelikle mağdurun yaşı ve eylemin gerçekleştirildiği tarih suç vasfının belirlenmesinde esas alınmıştır.
Sonuç olarak Yargıtay, kardeşler arasındaki cinsel eylemlerde mağdurun on beş yaşını tamamlamasından önce gerçekleştirilen cinsel davranışların TCK 103 kapsamında, mağdurun on beş yaşını tamamlamasından sonra cebir, tehdit veya hile olmaksızın gerçekleştirilen cinsel ilişkinin ise kardeşler arasında evlenme yasağı bulunması nedeniyle TCK 104/2 kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 27.10.2022, E. 2021/22918, K. 2022/9622
TCK 104/2 – EVLENME YASAĞI BULUNAN YEĞENLE BİRDEN FAZLA KEZ CİNSEL İLİŞKİYE GİRİLMESİ HÂLİNDE TCK 104/2 İLE BİRLİKTE ZİNCİRLEME SUÇ HÜKÜMLERİ UYGULANABİLİR
Somut olayda sanık, on beş yaşını tamamlamış ancak on sekiz yaşını doldurmamış yeğeniyle birden fazla kez cinsel ilişkiye girmiştir. Mağdurenin aşamalarda verdiği istikrarlı beyanları, sanığın soruşturma aşamasındaki ikrar içerikli anlatımları, taraflar arasındaki mesaj kayıtları ve dosyadaki tıbbi deliller birlikte değerlendirilmiştir.
Sanık yargılamanın ilerleyen aşamalarında mağdureyle yalnızca bir kez cinsel ilişkiye girdiğini ileri sürmüştür. Ancak ilk derece mahkemesi, mağdurenin değişmeyen anlatımları ve sanığın soruşturma aşamasındaki beyanları karşısında bu savunmaya itibar etmemiştir. Sanığın yeğeni olan mağdureyle değişik tarihlerde birden fazla kez cinsel ilişkiye girdiği sabit kabul edilmiştir.
Sanık ile mağdure arasında TMK 129 anlamında evlenme yasağı bulunmaktadır. Amca veya dayı ile yeğen arasındaki evlilik kanunen yasak olduğundan, mağdurenin on beş-on sekiz yaş grubunda bulunması ve cinsel ilişkinin cebir, tehdit veya hile olmaksızın gerçekleşmesi hâlinde eylem TCK 104/2 kapsamındadır.
Burada mağdurenin cinsel ilişkiye rıza göstermesi suçun oluşumunu ortadan kaldırmamaktadır. TCK 104/2’nin yapısı zaten TCK 104 kapsamında bulunan, yani on beş yaşını tamamlamış çocukla rızaya dayalı cinsel ilişkinin belirli kişiler tarafından gerçekleştirilmesini daha ağır yaptırıma bağlamaktadır. Evlenme yasağı bulunan kişi tarafından gerçekleştirilen eylem, kanun koyucu tarafından temel şekle göre daha ağır değerlendirilmiştir.
Somut olayın bir başka özelliği, mağdurenin sanığın eylemleri sonucunda hamile kalmış olmasıdır. Dosya kapsamına göre mağdurenin gebeliği on sekizinci haftaya ulaştığında mahkeme kararı doğrultusunda sonlandırılmıştır. Yerel mahkeme, suçun işleniş biçimi ve meydana gelen sonuçları temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesinde dikkate almıştır.
Sanığın aynı mağdura karşı farklı tarihlerde birden fazla kez TCK 104/2 kapsamındaki suçu işlemesi nedeniyle TCK 43/1’deki zincirleme suç hükümleri de uygulanmıştır. Mahkeme, TCK 104/2 uyarınca belirlediği temel cezayı, sanığın bir suç işleme kararının icrası kapsamında aynı suçu değişik zamanlarda birden fazla kez gerçekleştirmesi nedeniyle artırmıştır.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi de sanığın birden fazla kez cinsel ilişkiye girdiğine ilişkin maddi olgu kabulünde hukuka aykırılık görmemiştir. Böylelikle TCK 104/2’nin tek bir cinsel ilişkiyle tamamlanan bir suç olmakla birlikte, aynı mağdura karşı değişik zamanlarda tekrarlanması hâlinde koşulları varsa zincirleme suç hükümlerinin uygulanabileceği ortaya konulmuştur.
Sonuç olarak Yargıtay, aralarında evlenme yasağı bulunan amca/dayı ile on beş-on sekiz yaş grubundaki yeğen arasında cebir, tehdit ve hile olmaksızın birden fazla kez cinsel ilişki gerçekleşmesi hâlinde her eylemin TCK 104/2 kapsamında olduğu ve eylemlerin aynı suç işleme kararının icrası kapsamında değişik tarihlerde tekrarlanması durumunda TCK 43/1 uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanabileceği yönündeki kabulü hukuka uygun bulmuştur.
Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 19.10.2023, E. 2023/6717, K. 2023/6294
TCK 104/2 – EVLENME YASAĞI BULUNAN KİŞİ TARAFINDAN İŞLENEN REŞİT OLMAYANLA CİNSEL İLİŞKİ SUÇU ŞİKÂYETE BAĞLI DEĞİLDİR; MAĞDURUN RIZASI VE ŞİKÂYETÇİ OLMAMASI KOVUŞTURMAYA ENGEL OLMAZ
Somut olayda sanık ile mağdur arasında TCK 104/2 anlamında evlenme yasağı bulunduğu ve mağdurun on beş yaşını tamamlamış ancak henüz on sekiz yaşını doldurmamış olduğu kabul edilmiştir. Taraflar arasında gerçekleşen cinsel ilişkinin cebir, tehdit veya hile yoluyla gerçekleştirildiği tespit edilmemiştir.
TCK 104’ün birinci ve ikinci fıkraları arasındaki en önemli farklardan biri soruşturma ve kovuşturma şartıdır. Birinci fıkrada on beş-on sekiz yaş grubundaki çocukla cebir, tehdit ve hile olmaksızın cinsel ilişkiye girilmesi mağdurun şikâyetine bağlı tutulmuştur. İkinci fıkrada ise aynı nitelikteki ilişkinin mağdur ile arasında evlenme yasağı bulunan kişi tarafından gerçekleştirilmesi hâlinde şikâyet şartı kaldırılmıştır.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi, TCK 104/2’nin kapsamını değerlendirirken hükmün gerekçesini de dikkate almıştır. Kanun koyucunun bu düzenlemeyle ensest nitelikteki ilişkileri TCK 104/1’deki temel şekle göre daha ağır yaptırıma bağladığı ve bunların soruşturulması ile kovuşturulmasını mağdurun iradesine bırakmadığı belirtilmiştir.
Dolayısıyla TCK 104/2 bakımından mağdurun cinsel ilişkiye rıza göstermiş olması ile mağdurun sanıktan şikâyetçi olması birbirinden farklı meselelerdir. Rızanın bulunması, eylemin TCK 103 yerine TCK 104 kapsamında değerlendirilmesinde önem taşımaktadır. Ancak eylem TCK 104/2 kapsamına girdikten sonra mağdurun şikâyetçi olmaması davanın düşmesine yol açmaz.
Aynı şekilde mağdurun soruşturma sırasında şikâyetçi olup daha sonra şikâyetinden vazgeçmesi de TCK 104/2 yönünden kovuşturmayı sona erdirmez. Çünkü suçun soruşturulması ve kovuşturulması kanun gereği resen yapılmaktadır.
Bu husus özellikle TCK 104/1 ile 104/2’nin ayrılmasında önemlidir. Fail ile mağdur arasında TMK 129 anlamında evlenme yasağı bulunup bulunmadığı doğru biçimde tespit edilmelidir. Evlenme yasağı yoksa ve eylem TCK 104/1 kapsamında kalıyorsa şikâyet şartı aranacak; evlenme yasağı varsa ikinci fıkra uyarınca resen soruşturma ve kovuşturma yapılacaktır.
Bununla birlikte evlenme yasağı kavramı geniş yorumlanamaz. Fail ile mağdur arasında sosyal, ailevi veya fiilî bir yakınlığın bulunması yeterli değildir. İlişkinin TMK 129 kapsamında hukuken evlenme yasağı doğurması gerekir. Bu şartın bulunması hâlinde TCK 104/2’nin şikâyete bağlı olmayan yapısı uygulanır.
Sonuç olarak Yargıtay, TCK 104/2 kapsamında aralarında evlenme yasağı bulunan kişi ile on beş-on sekiz yaş grubundaki mağdur arasında cebir, tehdit veya hile olmaksızın gerçekleştirilen cinsel ilişkinin mağdurun şikâyetine bağlı olmadığını; mağdurun ilişkiye rıza göstermesinin veya sanıktan şikâyetçi olmamasının soruşturma ve kovuşturmayı engellemeyeceğini kabul etmektedir.
Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 20.12.2022, E. 2021/16571, K. 2022/11683
TCK 104/2 – BAŞKA BİR SUÇ İÇİN VERİLEN İLETİŞİMİN DENETLENMESİ KARARI SIRASINDA TESADÜFEN ELDE EDİLEN TCK 104/2’YE İLİŞKİN KAYITLAR, BU SUÇ CMK 135’TEKİ KATALOG SUÇLAR ARASINDA BULUNMADIĞINDAN DELİL OLARAK KULLANILAMAZ
Somut olayda soruşturma makamları, kasten öldürme suçuna ilişkin yürütülen başka bir soruşturma kapsamında CMK 135 uyarınca iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması tedbirine başvurmuştur. Bu tedbirin uygulanması sırasında TCK 104/2 kapsamında aralarında evlenme yasağı bulunan kişi tarafından reşit olmayanla cinsel ilişki suçuna ilişkin telefon görüşmeleri tesadüfen elde edilmiştir.
Soruşturma makamları bu görüşme kayıtlarından hareketle TCK 104/2 kapsamında ayrıca soruşturma yürütmüş; sanık ve mağdurenin beyanları da söz konusu iletişim kayıtları esas alınarak alınmıştır. İlk derece mahkemesi sonuçta sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurmuştur.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi ise delilin elde edilme yöntemini CMK 135 ve 138 kapsamında incelemiştir. CMK 135, iletişimin denetlenmesi tedbirinin uygulanabileceği suçları sınırlı olarak saymaktadır. TCK 104/2’de düzenlenen aralarında evlenme yasağı bulunan kişi tarafından reşit olmayanla cinsel ilişki suçu bu katalog içerisinde yer almamaktadır.
CMK 138/2 uyarınca hukuka uygun olarak yürütülen iletişimin denetlenmesi sırasında başka bir suçun işlendiği şüphesini uyandırabilecek delil elde edilirse, bu delilin kullanılabilmesi için tesadüfen öğrenilen suçun da CMK 135/8 kapsamında sayılan katalog suçlardan olması gerekir.
TCK 104/2 katalog suçlardan biri olmadığı için, kasten öldürme soruşturması kapsamında yapılan telefon dinlemesinde tesadüfen elde edilen TCK 104/2’ye ilişkin görüşme kayıtlarının bu suç yönünden delil olarak kullanılması mümkün değildir. Daire bu kayıtları yasak delil niteliğinde değerlendirmiştir.
Kararın daha önemli kısmı, yasak delilden hareketle elde edilen sonraki beyanların durumudur. Sanık ile mağdurenin ifadelerinin de hukuka aykırı kabul edilen iletişimin tespiti tutanakları esas alınarak alındığı anlaşılmıştır. Daire bu nedenle söz konusu beyanların da mahkûmiyetin dayanağı hâline getirilemeyeceğini belirtmiştir.
Ceza yargılamasında maddi gerçeğe ulaşılması amaç olmakla birlikte bu amaca her yöntemle ulaşılması mümkün değildir. Anayasa ve CMK hükümleri gereğince hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş deliller hükme esas alınamaz. TCK 104/2 gibi ağır yaptırımı bulunan bir suç söz konusu olsa dahi delil yasaklarının uygulanmasından vazgeçilemez.
Bu nedenle Yargıtay, yasak deliller çıkarıldıktan sonra dosyada sanığın mahkûmiyetini sağlayacak hukuka uygun ve yeterli delil bulunup bulunmadığını esas almış; hukuka aykırı delillerin mahkûmiyetin temelini oluşturması nedeniyle verilen kararı hukuka aykırı bulmuştur.
Sonuç olarak Yargıtay, TCK 104/2 suçunun CMK 135/8’deki katalog suçlardan olmaması nedeniyle başka bir suç için hukuka uygun olarak gerçekleştirilen iletişimin denetlenmesi sırasında tesadüfen elde edilen TCK 104/2’ye ilişkin kayıtların CMK 138/2 kapsamında kullanılamayacağını; bu kayıtların yasak delil olduğunu ve bunlara dayanılarak mahkûmiyet hükmü kurulamayacağını kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 17.02.2022, E. 2021/24461, K. 2022/1375
TCK 104/2 – MAĞDURENİN CİNSEL İLİŞKİNİN GERÇEKLEŞME BİÇİMİNE İLİŞKİN ÇELİŞKİLİ BEYANLARI VE ADLİ TIP BULGULARININ EYLEMİ KESİN OLARAK DOĞRULAMAMASI HÂLİNDE, ŞÜPHEDEN SANIK YARARLANIR İLKESİ GÖZETİLMEDEN MAHKÛMİYET KURULAMAZ
Somut olayda sanık hakkında, aralarında evlenme yasağı bulunan ve suç tarihinde on beş yaşını tamamlamış ancak on sekiz yaşını doldurmamış mağdureyle cinsel ilişkiye girdiği iddiasıyla TCK 104/2 kapsamında kamu davası yürütülmüştür. İlk derece mahkemesi sanığın eylemini sabit görerek TCK 104/2 uyarınca mahkûmiyetine ve takdiri indirim uygulanmak suretiyle 8 yıl 4 ay hapis cezasına hükmetmiştir.
Dosyanın kanun yolu incelemesinde asıl uyuşmazlık, taraflar arasında TCK 104/2’nin aradığı anlamda bir cinsel ilişkinin gerçekleşip gerçekleşmediğinin her türlü şüpheden uzak biçimde ispatlanıp ispatlanmadığı noktasında toplanmıştır. Mağdurenin olayın gerçekleşme biçimine ilişkin kolluk aşamasındaki anlatımı ile ilk derece mahkemesindeki anlatımı arasında farklılıklar bulunduğu belirlenmiştir.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi özellikle mağdurenin cinsel eylemin ne şekilde gerçekleştirildiğine dair anlatımlarının kendi içerisinde tutarlı olmamasına önem vermiştir. Cinsel suçlarda mağdur beyanının delil değeri yüksek olmakla birlikte, bu durum mağdurun her beyanının hiçbir değerlendirme yapılmaksızın mahkûmiyet için yeterli kabul edileceği anlamına gelmemektedir. Beyanın aşamalar boyunca tutarlılığı, olayın diğer delilleriyle uyumu ve maddi bulgular tarafından desteklenip desteklenmediği değerlendirilmelidir.
Dosyada bulunan İstanbul Anadolu Adli Tıp Kurumu Şube Müdürlüğünün 26.06.2020 tarihli raporunda mağdurede bir çatlak tespit edilmiş olmakla birlikte, söz konusu bulgunun yalnızca cinsel ilişki sonucunda meydana gelebilecek nitelikte olmadığı, cinsel eylem dışındaki nedenlerle de oluşabileceği belirtilmiştir. Bu nedenle adli rapor, sanığın isnat edilen biçimde cinsel ilişkiye girdiğini tek başına kesin olarak ortaya koyan bir delil niteliğinde görülmemiştir.
Ceza yargılamasında sanığın mahkûmiyeti ihtimale veya kuvvetli şüpheye değil, her türlü makul şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delillere dayanmalıdır. Sanığın savunması ile mağdurenin farklı aşamalardaki anlatımları ve tıbbi bulgular birlikte değerlendirildiğinde, suçun maddi unsurunun gerçekleştiğinin kesin biçimde ortaya konulup konulmadığı ayrıca tartışılmalıdır.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi bu nedenle ilk derece mahkemesinin mahkûmiyet gerekçesini yeterli görmemiştir. Daire, mağdurenin anlatımlarındaki çelişkiler ve adli raporun kesin nitelikte olmaması karşısında sübuta ilişkin kabulün dosya içeriğiyle örtüşmediğini belirterek Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf başvurusunu esastan reddeden kararını bozmuştur.
Uyuşmazlık daha sonra Ceza Genel Kurulunun önüne gelmiştir. Böylelikle TCK 104/2 bakımından yalnızca fail ile mağdur arasında evlenme yasağının bulunmasının mahkûmiyet için yeterli olmadığı; suçun maddi unsurunu oluşturan cinsel ilişkinin de ceza muhakemesinin genel ispat kurallarına uygun şekilde kanıtlanması gerektiği ortaya konulmuştur.
Sonuç olarak Yargıtay uygulamasında, TCK 104/2 bakımından fail ile mağdur arasında evlenme yasağı bulunsa dahi cinsel ilişkinin gerçekleştiği her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delillerle ortaya konulmalı; mağdurun eylemin gerçekleşme biçimine ilişkin çelişkili anlatımları ile cinsel ilişki dışında başka nedenlerle de meydana gelebilecek tıbbi bulgular birlikte değerlendirilmeden mahkûmiyet hükmü kurulmamalıdır.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2023/184, K. 2023/694
TCK 104/2 – MAĞDURENİN ON BEŞ YAŞINDAN ÖNCE BAŞLAYIP ON BEŞ YAŞINDAN SONRA DA DEVAM EDEN RIZAYA DAYALI CİNSEL İLİŞKİLERİNDE, MAĞDURUN YAŞ DEĞİŞİMİ SUÇ VASFININ BELİRLENMESİNDE DİKKATE ALINMALIDIR
Somut olayda sanık ile mağdur arasında yakın hısımlık ilişkisi bulunmaktadır. Taraflar öz dayı ile yeğen olup aralarındaki yaş farkının yaklaşık iki buçuk yıl olduğu belirlenmiştir. Cinsel ilişkiler mağdur henüz on dört yaşındayken başlamış ve mağdur on yedi yaşına gelinceye kadar farklı tarihlerde devam etmiştir.
Dosyanın dikkat çekici yönlerinden biri, hem mağdurun hem de sanığın yaşlarının olayların devam ettiği zaman içerisinde TCK’nın farklı hükümlerinin uygulanmasını gerektirecek biçimde değişmiş olmasıdır. İlk cinsel ilişkilerin gerçekleştiği dönemde mağdur on beş yaşını tamamlamamış, sanık ise on beş-on sekiz yaş grubunda bulunmuştur. Sonraki dönemde mağdur on beş yaşını tamamlamış ancak on sekiz yaşını doldurmamış, sanık ise reşit hâle gelmiştir.
Mağdurun on beş yaşını tamamlamadığı dönemde cinsel ilişkiye rıza göstermesinin TCK 103 bakımından hukuki değeri bulunmamaktadır. Bu nedenle söz konusu dönemde vajinal yoldan gerçekleştirilen cinsel ilişkiler, diğer şartların da bulunması hâlinde TCK 103/2 kapsamında çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunu oluşturmaktadır.
Ancak mağdurun on beş yaşını tamamlamasından sonraki dönem farklıdır. Bu dönemde cebir, tehdit, hile veya mağdurun iradesini etkileyen başka bir neden bulunmaksızın gerçekleştirilen cinsel ilişkiler TCK 104 kapsamında değerlendirilmelidir. Sanık ile mağdurun dayı-yeğen olması nedeniyle aralarında Türk Medeni Kanunu’nun 129. maddesi anlamında evlenme yasağı bulunduğundan, bu aşamada TCK 104/2 gündeme gelmektedir.
Yargıtay önündeki önemli hukuki sorunlardan biri, uzun süre devam eden cinsel ilişkilerin mağdurun on beş yaşını tamamlaması nedeniyle bölünerek farklı suçlar şeklinde değerlendirilip değerlendirilmeyeceğidir. Dosyada bu konuda çoğunluk görüşü yanında ayrıntılı karşı oylar da ortaya çıkmıştır.
Karşı oyda, mağdurun on beş yaşını tamamlamasından önceki dönemdeki eylemlerin TCK 103/2 ve hısımlık nedeniyle ilgili nitelikli hâl kapsamında, on beş yaşını tamamlamasından sonraki eylemlerin ise TCK 104/2 kapsamında değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Ayrıca her suç grubunun kendi içerisinde zincirleme biçimde gerçekleştiği görüşü savunulmuştur.
Burada mağdur ile fail arasında devam eden duygusal veya cinsel ilişkinin tek başına bütün eylemleri aynı suç hâline getirmeyeceği önem taşımaktadır. Ceza normunun mağdurun yaşına göre farklı hukuki koruma sistemleri oluşturması nedeniyle, eylemin gerçekleştirildiği tarihte mağdurun hangi yaş grubunda bulunduğu belirlenmeden suç vasfı tayin edilemez.
Bu karar özellikle TCK 103 ile TCK 104/2’nin sınırlarının belirlenmesi bakımından önemlidir. Mağdur on beş yaşından küçükken başlayan ilişkinin on beş yaşından sonra da devam etmesi, sonraki eylemlerin otomatik biçimde TCK 103 kapsamında kalacağı anlamına gelmez. Her dönem kendi maddi ve hukuki şartları içerisinde değerlendirilmelidir.
Sonuç olarak Yargıtay incelemesinde, evlenme yasağı bulunan kişiler arasındaki cinsel ilişkinin mağdur on beş yaşından küçükken başlayıp on beş yaşından sonra da devam ettiği olaylarda mağdurun her eylem tarihindeki yaşının esas alınması; on beş yaşından önceki ve sonraki eylemlerin TCK 103 ile TCK 104/2 arasındaki farklılıklar gözetilerek hukuken nitelendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir.
Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 25.05.2023, E. 2022/14997, K. 2023/3920
TCK 104/2 – MAĞDURUN ON BEŞ YAŞINDAN KÜÇÜK OLDUĞU DÖNEMDEKİ EYLEMLER İLE ON BEŞ YAŞINI TAMAMLADIKTAN SONRAKİ EYLEMLERİN AYRI AYRI CEZALANDIRILMASI HER OLAYDA ZORUNLU DEĞİLDİR; ZİNCİRLEME SUÇ VE SONUÇ CEZA YÖNÜNDEN SANIK LEHİNE DEĞERLENDİRME YAPILMALIDIR
Somut olayda sanık, öz dayısı olduğu mağdurla mağdur henüz on beş yaşını tamamlamadan önce cinsel ilişkiye girmeye başlamış ve bu ilişki mağdur on beş yaşını tamamladıktan sonra da devam etmiştir. Sanık ilk eylemler sırasında çocuk yaşta, sonraki eylemler sırasında ise reşittir.
İlk bakışta mağdurun on beş yaşından önceki cinsel ilişkilerinin TCK 103/2, on beş yaşından sonraki rızaya dayalı ilişkilerinin ise aralarındaki dayı-yeğen ilişkisi nedeniyle TCK 104/2 kapsamında değerlendirilmesi mümkündür. Ancak Yargıtay önünde tartışılan sorun, bu hukuki ayrımın mutlaka iki bağımsız mahkûmiyet hükmü ve iki ayrı ceza sonucunu doğurup doğurmayacağıdır.
Ceza hukukunun temel ilkesi gerçek içtima olmakla birlikte TCK 43 zincirleme suç bakımından bunun istisnalarından birini oluşturmaktadır. Aynı suçun bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda aynı kişiye karşı birden fazla kez işlenmesi durumunda tek cezaya hükmedilmekte ve ceza zincirleme suç nedeniyle artırılmaktadır.
Dosyada sanığın mağdurla cinsel ilişkisinin uzun süre kesintisiz devam ettiği, eylemlerin arasında failin suç işleme iradesini yenilediğini gösterecek açık bir hukuki veya fiilî kesinti bulunmadığı değerlendirilmiştir. Bu durum, TCK 103 ve TCK 104/2 arasındaki suç vasfı değişikliğinin zincirleme suç uygulamasına etkisi konusunda farklı hukuki görüşlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur.
Daire kararında yer alan karşı oy görüşünde TCK 103/2 ile TCK 104/2’nin maddi unsurları, muhakeme şartları ve korudukları hukuki değerler bakımından farklı suçlar olduğu, bu nedenle her iki suçtan ayrı ayrı mahkûmiyet kurulması gerektiği savunulmuştur. Buna göre mağdurun on beş yaşından önceki eylemleri kendi içerisinde TCK 103 bakımından, sonraki eylemleri ise TCK 104/2 bakımından zincirleme suç oluşturacaktır.
Buna karşılık çoğunluk değerlendirmesinde eylemlerin bütünlüğü, arada hukuki veya fiilî kesinti bulunmaması ve sonuç cezanın sanık bakımından ortaya çıkaracağı sonuçlar ayrıca dikkate alınmıştır. Böylelikle yalnızca maddi olayın farklı zaman dilimlerinde farklı kanun hükümlerine temas etmesi değil, suçların bütününe uygulanacak yaptırımın ceza adaleti ve lehe değerlendirme bakımından sonucu da tartışılmıştır.
Kararın bu yönü TCK 104/2 uygulamasında önem taşımaktadır. Özellikle mağdurun on beşinci yaşını uzun süre devam eden bir ilişki içerisinde tamamlaması hâlinde mahkeme, yalnızca takvimsel olarak eylemleri ikiye bölmekle yetinmemeli; suçların hukuki niteliğini, zincirleme suç şartlarını, failin yaşını ve ortaya çıkacak sonuç cezayı birlikte değerlendirmelidir.
Bununla birlikte TCK 103 ile TCK 104/2’nin birbirinden farklı suç tipleri olduğu gerçeği gözden kaçırılmamalıdır. Özellikle sonraki Yargıtay kararlarında mağdurun yaş dönemlerine göre eylemlerin hukuki nitelendirilmesine büyük önem verildiği görülmektedir. Dolayısıyla bu karar, her olayda TCK 103 ile TCK 104/2’nin tek suç kabul edileceği şeklinde yorumlanmamalıdır.
Sonuç olarak Yargıtay incelemesinde, mağdurun on beş yaşından önce başlayıp on beş yaşından sonra devam eden cinsel ilişkilerinde suç vasfının yaş dönemlerine göre belirlenmesi gerektiği; bunun yanında arada hukuki veya fiilî kesinti bulunup bulunmadığı, zincirleme suç şartları ve ayrı ayrı cezalandırmanın doğuracağı sonuçların da somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmesi gerektiği ortaya konulmuştur.
Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 25.05.2023, E. 2022/14997, K. 2023/3920
TCK 104/2 – YEĞENİYLE UZUN SÜRE VE BİRDEN FAZLA KEZ CİNSEL İLİŞKİYE GİREN FAIL HAKKINDA, EYLEMLERİN AYNI SUÇ İŞLEME KARARI KAPSAMINDA TEKRARLANMASI HÂLİNDE TCK 43/1 UYARINCA ZİNCİRLEME SUÇ HÜKÜMLERİNİN UYGULANMASI HUKUKA UYGUNDUR
Somut olayda sanığın aralarında evlenme yasağı bulunan yeğeniyle cinsel ilişkiye girdiği ve bu ilişkinin tek bir olayla sınırlı kalmayıp değişik tarihlerde tekrarlandığı kabul edilmiştir. İlk derece mahkemesi mağdurenin aşamalardaki anlatımlarını, sanığın soruşturma aşamasındaki ikrar içeren savunmasını, taraflar arasındaki mesaj kayıtlarını ve Adli Tıp raporunu birlikte değerlendirmiştir.
Mağdure, sanığın kendisiyle birden fazla kez cinsel ilişkiye girdiğini aşamalarda istikrarlı biçimde anlatmıştır. Sanık ise yargılamanın sonraki aşamalarında mağdureyle yalnızca bir defa cinsel ilişkiye girdiğini ileri sürmüş olmakla birlikte, soruşturma aşamasındaki ikrarı ve diğer deliller karşısında bu savunmaya itibar edilmemiştir.
Mahkeme sanığın eylemini TCK 104/2 kapsamında değerlendirmiştir. Çünkü sanık ile mağdure arasında yeğenlik ilişkisi bulunmakta ve bu ilişki Türk Medeni Kanunu’nun 129. maddesinde düzenlenen evlenme yasakları içerisinde yer almaktadır. Cinsel ilişkinin cebir, tehdit veya hile olmaksızın gerçekleşmesi, mağdurenin on beş-on sekiz yaş grubunda bulunması karşısında eylemin TCK 104/2 kapsamında olduğu kabul edilmiştir.
Dosyanın önemli özelliklerinden biri mağdurenin sanığın eylemleri sonucunda hamile kalmasıdır. Mağdurenin gebeliğinin on sekiz haftayı aşan bir döneme ulaştığı ve mahkeme kararı üzerine sonlandırıldığı anlaşılmıştır. İlk derece mahkemesi bu sonucu, suçun işleniş biçimi ve meydana gelen zararın ağırlığıyla birlikte TCK 61 kapsamında temel cezanın belirlenmesinde dikkate almıştır.
Sanığın mağdureyle birden fazla kez cinsel ilişkiye girdiğinin sabit görülmesi üzerine ayrıca TCK 43/1 uygulanmıştır. Mahkeme, sanığın bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda aynı mağdura karşı TCK 104/2 kapsamındaki suçu birden fazla kez işlediğini kabul ederek temel cezayı zincirleme suç nedeniyle artırmıştır.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi, mahkemenin sanığın eylemlerinin birden fazla olduğuna ilişkin kabulünü dosya kapsamıyla uyumlu bulmuştur. Özellikle mağdurun istikrarlı anlatımları ile sanığın soruşturma aşamasındaki ikrarının birlikte değerlendirilmesi, sonraki aşamada ileri sürülen “yalnızca bir kez ilişki gerçekleşti” savunmasının reddedilmesi bakımından yeterli görülmüştür.
Karar TCK 104/2’nin tek bir cinsel ilişkiyle tamamlanan bir suç olmasına rağmen, eylemin farklı tarihlerde tekrarlanması durumunda her cinsel ilişkinin yeni bir ihlal meydana getirdiğini göstermektedir. Ancak aynı suç işleme kararı altında ve aynı mağdura karşı gerçekleştirilen eylemlerde TCK 43/1’in şartları oluştuğunda ayrı ayrı ceza yerine zincirleme suç hükümleri uygulanabilmektedir.
Sonuç olarak Yargıtay, aralarında evlenme yasağı bulunan kişi tarafından aynı reşit olmayan mağdurla değişik tarihlerde birden fazla kez cinsel ilişkiye girilmesi ve eylemlerin aynı suç işleme kararının icrası kapsamında gerçekleştirilmesi hâlinde TCK 104/2 ile birlikte TCK 43/1 uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanabileceğini; eylemlerin sayısının mağdurun istikrarlı anlatımları, sanığın ikrarı ve diğer delillerle belirlenebileceğini kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 19.10.2023, E. 2023/6717, K. 2023/6294
TCK 104/2 – ON YEDİ YAŞINDAKİ MAĞDURENİN ÖZ AMCASIYLA CİNSEL İLİŞKİLERİNDE CEBİR VEYA TEHDİT KULLANILDIĞI HER TÜRLÜ ŞÜPHEDEN UZAK İSPATLANAMAMIŞSA, EYLEMLER TCK 103 DEĞİL ZİNCİRLEME ŞEKİLDE TCK 104/2 KAPSAMINDA DEĞERLENDİRİLMELİDİR
Somut olayda suç tarihinde on yedi yaşında bulunan mağdure ile yirmi üç yaşındaki öz amcası olan sanık arasında 2016 yılı Ağustos ayında iki kez cinsel ilişki gerçekleşmiştir. Mağdurenin daha sonra hamile olduğunun anlaşılması üzerine olay adli makamlara intikal etmiş; yapılan DNA incelemesinde sanığın doğan çocuğun biyolojik babası olduğu %99,99 ihtimalle belirlenmiştir. Böylelikle sanık ile mağdure arasında cinsel ilişki bulunduğu konusunda herhangi bir tereddüt kalmamıştır.
Uyuşmazlık cinsel ilişkinin varlığından değil, mağdurenin bu ilişkilere rıza gösterip göstermediğindenkaynaklanmıştır. Mağdure, sanığın kendisini zorladığını ve tehdit ettiğini ileri sürmüş; sanık ise cinsel ilişkilerin mağdurenin rızasıyla gerçekleştiğini savunmuştur. İlk derece mahkemesi mağdurenin anlatımlarına üstünlük tanıyarak sanığın eylemlerini çocuğun nitelikli cinsel istismarı olarak kabul etmiştir.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi ise mağdurenin aşamalardaki beyanlarını, tanık anlatımlarını, olayın ortaya çıkış biçimini ve zamanını, sanığın savunmalarını ve diğer delilleri birlikte değerlendirmiştir. Daire, sanığın zor kullandığının her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delillerle ortaya konulamadığı sonucuna ulaşmıştır. Bu nedenle cinsel ilişkinin cebir veya tehditle gerçekleştirildiği kabul edilerek TCK 103 kapsamında mahkûmiyet kurulmasını hukuka uygun görmemiştir.
Uyuşmazlık direnme üzerine Ceza Genel Kurulunun önüne gelmiştir. Kurul, mağdurenin hamileliğinin ailesi tarafından öğrenilmesine kadar olayın ortaya çıkmamasını tek başına rızanın bulunmadığını gösteren bir olgu olarak değerlendirmemiştir. Öz amcasından hamile kalan on yedi yaşındaki mağdurenin aile ve sosyal çevresinden gelecek tepkilerden çekinerek ilişkiyi saklamasının hayatın olağan akışına aykırı olmadığı değerlendirilmiştir.
Özellikle ikinci cinsel ilişkinin, düğün nedeniyle çok sayıda yakın akrabanın bulunduğu bir ortamda gerçekleşmiş olması da değerlendirmeye alınmıştır. Mağdurenin anlatımına göre bu ilişkinin yaklaşık yirmi-yirmi beş dakika devam ettiği, olayın bazı yönlerinin tanık anlatımıyla da doğrulandığı görülmüştür. Ceza Genel Kurulu bütün bu olgular karşısında sanığın mağdureyle zor kullanarak cinsel ilişkiye girdiği iddiasının şüphede kaldığı sonucuna ulaşmıştır.
Ceza yargılamasında bu şüphenin sanık aleyhine yorumlanması mümkün değildir. Mağdur beyanı cinsel suçlarda son derece önemli olmakla birlikte, mahkûmiyetin her türlü makul şüpheden uzak delillere dayanması zorunludur. Bu nedenle mağdurenin on beş yaşını tamamlamış olması ve cebir, tehdit veya hilenin kesin olarak ispatlanamaması karşısında TCK 103 yerine TCK 104 hükümleri gündeme gelmektedir.
Sanık mağdurenin öz amcasıdır. Türk Medeni Kanunu uyarınca amca ile yeğen arasında evlenme yasağı bulunduğundan eylem TCK 104/1’in temel şekli kapsamında değil, doğrudan TCK 104/2 kapsamında değerlendirilmelidir. Ayrıca cinsel ilişkilerin iki farklı tarihte gerçekleşmesi ve aynı suç işleme kararı kapsamında bulunması nedeniyle TCK 43/1’deki zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.
Ceza Genel Kurulu ayrıca bu hukuki nitelendirmenin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna etkisini de değerlendirmiştir. Mağdurenin on beş yaşını tamamlamış olması ve cinsel ilişkilere yönelik rızasının bulunduğunun kabul edilmesi karşısında, somut olayda kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun da kanuni unsurlarının oluşmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, on beş yaşını tamamlamış mağdure ile aralarında evlenme yasağı bulunan öz amcası arasındaki cinsel ilişkinin cebir, tehdit veya hileyle gerçekleştirildiği her türlü şüpheden uzak biçimde kanıtlanamadığında TCK 103 uygulanamayacağını; eylemlerin TCK 104/2 kapsamında değerlendirilmesi ve birden fazla ilişkinin bulunması hâlinde şartları oluşmuşsa TCK 43/1 uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiğini kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 21.02.2024, E. 2023/532, K. 2024/92
TCK 104/2 – AMCA İLE ON YEDİ YAŞINDAKİ YEĞEN ARASINDA BİRDEN FAZLA CİNSEL İLİŞKİ BULUNMASI HÂLİNDE, EYLEMLERİN RIZAYA DAYALI OLDUĞU KABUL EDİLİRSE TCK 104/2 İLE BİRLİKTE TCK 43/1 UYGULANMALIDIR
Somut olayda sanık, öz yeğeni olan ve suç tarihinde on yedi yaşında bulunan mağdureyle 2016 yılı Ağustos ayında iki farklı tarihte cinsel ilişkiye girmiştir. Olay, mağdurenin aylar sonra hamile olduğunun ailesi tarafından anlaşılması üzerine ortaya çıkmıştır. Mağdure başlangıçta hamileliğini ve çocuğun babasının kim olduğunu ailesinden gizlemiş, daha sonra sanığın kimliğini açıklamıştır.
Yapılan biyolojik incelemede sanığın, mağdurenin dünyaya getirdiği bebeğin biyolojik babası olduğu çok yüksek ihtimalle tespit edilmiştir. Dolayısıyla cinsel ilişkinin gerçekleşip gerçekleşmediği yönünde bir ispat sorunu bulunmamaktadır. Asıl uyuşmazlık, cinsel ilişkilerin mağdurenin rızası dışında gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği ve buna bağlı olarak suçun TCK 103 veya TCK 104/2 kapsamında kalıp kalmadığıdır.
İlk derece mahkemesi sanığın mağdureyi zorlayarak cinsel ilişkiye girdiğini kabul etmişse de Yargıtay, cebir unsurunun kesin biçimde kanıtlanmadığı sonucuna ulaşmıştır. Ceza Genel Kurulu da sanığın savunmasının aksini ortaya koyan ve cebir kullanıldığını her türlü şüpheden uzak şekilde gösteren yeterli delil bulunmadığını değerlendirmiştir.
Bu noktada mağdurenin olayları ailesinden gizlemiş olması üzerinde özellikle durulmuştur. Kurula göre on yedi yaşındaki bir kişinin öz amcasıyla cinsel ilişkiye girdiğinin ve bundan hamile kaldığının ailesi tarafından öğrenilmesinden çekinmesi olağandır. Dolayısıyla ilişkinin uzun süre saklanmış olması tek başına ilişkinin zorla gerçekleştirildiğini göstermez.
Mağdurenin on beş yaşını tamamlamış olması nedeniyle rızasının hukuki değerlendirmede önemi bulunmaktadır. Bu yaş grubundaki çocuğa yönelik cinsel davranışın TCK 103 kapsamında değerlendirilebilmesi için kanunda belirtilen cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen diğer nedenlerin somut olayda ortaya konulması gerekir. Bunlar kanıtlanamadığında ve cinsel ilişki gerçekleştiğinde TCK 104 gündeme gelir.
Ancak fail sıradan bir kişi değildir. Sanık mağdurenin öz amcasıdır ve taraflar arasında kanunen evlenme yasağı bulunmaktadır. Bu nedenle TCK 104/1 yerine daha ağır yaptırım öngören TCK 104/2 uygulanmalıdır. TCK 104/2’nin uygulanması bakımından mağdurun ayrıca şikâyetçi olması aranmadığından mağdurenin şikâyet iradesi de suçun takibine etki etmez.
Somut olayda tek bir cinsel ilişki de bulunmamaktadır. Cinsel ilişkilerin 2016 yılı Ağustos ayında iki kez gerçekleştirildiğinin kabul edilmesi nedeniyle TCK 43/1 bakımından da değerlendirme yapılmıştır. Aynı mağdura karşı, aynı suç işleme kararı kapsamında ve değişik zamanlarda gerçekleştirilen TCK 104/2 kapsamındaki cinsel ilişkiler zincirleme suç oluşturabilir.
Bu nedenle her cinsel ilişki nedeniyle ayrı ayrı TCK 104/2 cezası verilmesi yerine, somut olayın şartları itibarıyla bir suçtan belirlenen cezanın TCK 43/1 uyarınca artırılması gerekir. Ceza Genel Kurulunun ulaştığı sonuç da sanığın eylemlerinin zincirleme şekilde aralarında evlenme yasağı bulunan reşit olmayanla cinsel ilişki suçunu oluşturduğu yönündedir.
Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, öz amca ile on yedi yaşındaki yeğen arasında farklı tarihlerde gerçekleştirilen cinsel ilişkilerin cebir, tehdit veya hileye dayandığı ispatlanamadığında TCK 104/2 kapsamında kaldığını ve aynı suç işleme kararının icrası kapsamında birden fazla cinsel ilişkinin bulunması hâlinde TCK 43/1 uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanabileceğini kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 21.02.2024, E. 2023/532, K. 2024/92
TCK 104/2 – MAĞDURUN ON BEŞ YAŞINI TAMAMLAMASINDAN ÖNCEKİ CİNSEL İSTİSMAR EYLEMLERİ İLE ON BEŞ YAŞINDAN SONRA KARDEŞLER ARASINDA GERÇEKLEŞEN RIZAYA DAYALI CİNSEL İLİŞKİNİN HUKUKİ NİTELİĞİ AYRI AYRI BELİRLENMELİDİR
Somut olayda sanık ile mağdure kardeştir. Sanığın mağdure henüz on beş yaşını tamamlamadan önce değişik tarihlerde mağdurenin vücuduna sürtünme şeklinde cinsel davranışlarda bulunduğu, mağdurenin on beş yaşını tamamlamasından sonraki dönemde ise anal ve vajinal yoldan cinsel ilişkiye girdikleri anlaşılmıştır.
İlk derece mahkemesi eylemleri bütün hâlinde değerlendirerek sanığı çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan cezalandırmıştır. Dosyanın kanun yolu incelemesinde ise mağdurenin yaşının değişmesiyle birlikte sanığın eylemlerinin hukuki niteliğinin de değişip değişmediği uyuşmazlık konusu olmuştur.
Mağdurenin on beş yaşını tamamlamasından önce gerçekleştirilen cinsel davranışlar bakımından mağdurun rızasının hukuki değeri bulunmamaktadır. Dolayısıyla sanığın bu dönemde gerçekleştirdiği sürtünme şeklindeki eylemler TCK 103 kapsamında çocuğun cinsel istismarı suçunun konusunu oluşturmaktadır.
Buna karşılık mağdurenin on beş yaşını tamamladıktan sonraki dönemde durum farklılaşmaktadır. Dosyada son cinsel ilişkinin 2019 yılı Eylül sonu veya Ekim başında gerçekleştiği, bu sırada mağdurenin on beş yaşını tamamlamış olduğu ve anal-vajinal ilişkinin cebir, tehdit veya hile olmaksızın gerçekleştiği kabul edilmiştir.
Sanık ile mağdure kardeş olduklarından Türk Medeni Kanunu uyarınca aralarında evlenme yasağı bulunmaktadır. Bu nedenle mağdurenin on beş yaşını tamamladıktan sonra rızasıyla gerçekleşen cinsel ilişki TCK 104/1 değil, TCK 104/2 kapsamında aralarında evlenme yasağı bulunan kişi tarafından reşit olmayanla cinsel ilişki suçunu oluşturmaktadır.
Dosyada ayrıca sanığın yaşının da eylemler devam ederken değiştiği görülmektedir. Sanığın on sekiz yaşından küçük olduğu dönemdeki eylemler bakımından TCK 31’deki yaş küçüklüğü hükümleri gündeme gelirken, on sekiz yaşını tamamladıktan sonraki eylemler bakımından yetişkin fail olarak sorumluluğu söz konusudur. Bu nedenle uzun bir zaman dilimine yayılan cinsel suçlarda yalnızca mağdurun değil, failin de her eylem tarihindeki yaşının belirlenmesi gerekir.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi bu olayda TCK 103 ve TCK 104/2 hükümlerinin somut eylemlere ayrı ayrı uygulanması ve ortaya çıkan sonuçların değerlendirilmesi gerektiği yönünde bozma kararı vermiştir. Bozma sonrasında yerel mahkeme sanığı TCK 104/2 kapsamında zincirleme suçtan mahkûm etmiş ve bu hüküm Yargıtay 9. Ceza Dairesince onanmıştır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise TCK 103 kapsamındaki önceki eylemler ile TCK 104/2 kapsamındaki sonraki eylemlerin iki ayrı suç oluşturduğunu; iki suçun zincirleme suç hükümleri üzerinden tek bir suç gibi değerlendirilmesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek itiraz yoluna başvurmuştur. Böylelikle uyuşmazlık Ceza Genel Kurulunun önüne taşınmıştır.
Ceza Genel Kurulu önündeki tartışmanın temelinde, mağdurun on beş yaşını tamamlamasıyla birlikte cinsel eylemlere ilişkin ceza hukuku rejiminin değişmesi bulunmaktadır. Mağdurun on beş yaşından önceki dönemde hukuken geçerli kabul edilmeyen rızası ile on beş yaşından sonraki rızasının aynı şekilde değerlendirilmesi mümkün değildir.
Sonuç olarak Yargıtay içtihat sürecinde, mağdurun on beş yaşından önce gerçekleşen cinsel davranışları ile on beş yaşını tamamladıktan sonra kardeşiyle cebir, tehdit veya hile olmaksızın gerçekleştirdiği cinsel ilişkinin suç vasfı bakımından birbirinden ayrılması gerektiği; sonraki cinsel ilişkinin kardeşler arasında evlenme yasağı bulunması nedeniyle TCK 104/2 kapsamında olduğu kabul edilmiştir.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 12.02.2025, E. 2024/481, K. 2025/61
TCK 104/2 – TCK 103 KAPSAMINDAKİ ÖNCEKİ CİNSEL İSTİSMAR EYLEMLERİ İLE TCK 104/2 KAPSAMINDAKİ SONRAKİ CİNSEL İLİŞKİNİN TEK BİR ZİNCİRLEME SUÇ SAYILIP SAYILAMAYACAĞI BELİRLENİRKEN, SUÇ TİPLERİNİN UNSURLARI VE MAĞDURUN YAŞ DÖNEMLERİ AYRI AYRI İNCELENMELİDİR
Somut olayda sanığın kız kardeşine yönelik cinsel davranışları mağdurenin on beş yaşını tamamlamasından önce başlamış ve sonraki yıllarda devam etmiştir. Mağdurenin on beş yaşından önceki dönemde sanığın sürtünme şeklindeki cinsel davranışlarına maruz kaldığı, daha sonraki dönemde ise tarafların anal ve vajinal cinsel ilişkiye girdikleri kabul edilmiştir.
Bu olayda özellikle zincirleme suç hükümlerinin uygulanması konusunda önemli bir hukuki tartışma ortaya çıkmıştır. Çünkü sanığın eylemleri aynı mağdura yönelmiş ve belirli bir zaman sürecinde devam etmiş olsa da mağdurun yaşı değiştikçe eylemlerin temas ettiği ceza normu da değişmiştir.
On beş yaşından küçük çocuğa yönelik cinsel davranışlarda mağdurun rızasının hukuki değeri bulunmadığından bu dönemdeki eylemler TCK 103 kapsamındadır. Buna karşılık mağdur on beş yaşını tamamladıktan sonra cebir, tehdit veya hile olmaksızın gerçekleştirilen cinsel ilişkinin TCK 104 kapsamında değerlendirilmesi gerekir.
Somut olayda tarafların kardeş olması nedeniyle sonraki eylem bakımından TCK 104/2 uygulanmaktadır. Böylelikle aynı fail ve aynı mağdur arasında devam eden olaylar dizisinde bir tarafta TCK 103 kapsamında cinsel istismar, diğer tarafta TCK 104/2 kapsamında aralarında evlenme yasağı bulunan reşit olmayanla cinsel ilişki bulunmaktadır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, bu iki suçun farklı kanuni unsurlara sahip olduğunu ve zincirleme suç hükümleri uygulanarak tek suç hâline getirilemeyeceğini belirtmiştir. Başsavcılığa göre sanığın mağdurenin on beş yaşından önceki eylemleri TCK 103 kapsamında, on beş yaşından sonraki cinsel ilişki ise TCK 104/2 kapsamında bağımsız olarak cezalandırılmalıdır.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi ise daha önce verdiği onama kararını hukuka uygun bulmuş ve Başsavcılığın CMK 308 kapsamında yaptığı itirazı reddetmiştir. Bunun üzerine dosya uyuşmazlığın çözülmesi için Ceza Genel Kuruluna gönderilmiştir.
Bu içtihat süreci TCK 104/2 açısından özellikle önemlidir. Zincirleme suç kurumunun uygulanmasında yalnızca failin aynı olması, mağdurun aynı olması veya eylemlerin kesintisiz biçimde devam etmesi yeterli değildir. TCK 43/1’in aradığı “aynı suç” koşulunun da değerlendirilmesi gerekir.
TCK 103 ile TCK 104 arasında mağdurun rızasının hukuki değeri, suçun maddi hareketi, mağdurun yaş grubu ve muhakeme şartları bakımından önemli farklılıklar bulunmaktadır. Bu nedenle uzun süre devam eden cinsel eylemlerde mahkemenin bütün davranışları tek bir suç olarak nitelendirmek yerine, her eylemin gerçekleştiği tarihte mağdurun yaşını ve ilgili suç tipinin unsurlarını belirlemesi gerekir.
Özellikle TCK 104/2’nin bağımsız uygulama alanının korunması gerekir. Mağdur on beş yaşını tamamladıktan sonra, aralarında evlenme yasağı bulunan kişiyle cebir, tehdit veya hile olmaksızın cinsel ilişkiye girmişse bu eylem TCK 104/2’nin tipik uygulama alanıdır. Daha önce aynı failin mağdura karşı TCK 103 kapsamında suç işlemiş olması, sonraki eylemin hukuki niteliğini ortadan kaldırmaz.
Sonuç olarak Yargıtay önündeki içtihat süreci, aynı failin aynı mağdura yönelik cinsel eylemlerinin mağdurun on beş yaşından önce başlayıp daha sonra devam ettiği durumlarda, önceki TCK 103 kapsamındaki eylemler ile sonraki TCK 104/2 kapsamındaki cinsel ilişkinin unsurlarının ayrı ayrı belirlenmesi gerektiğini; yalnızca olayların devamlılığından hareketle farklı suç tiplerinin otomatik biçimde tek bir zincirleme suç içerisinde değerlendirilemeyeceğini ortaya koymaktadır.
Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 13.06.2024, E. 2024/3721, K. 2024/6053
TCK 104/2 – ON YEDİ YAŞINDAKİ MAĞDURENİN ÖZ AMCASIYLA CİNSEL İLİŞKİLERİNDE CEBİR VEYA TEHDİT KULLANILDIĞI HER TÜRLÜ ŞÜPHEDEN UZAK İSPATLANAMAMIŞSA, EYLEMLER TCK 103 DEĞİL ZİNCİRLEME ŞEKİLDE TCK 104/2 KAPSAMINDA DEĞERLENDİRİLMELİDİR
Somut olayda suç tarihinde on yedi yaşında bulunan mağdure ile yirmi üç yaşındaki öz amcası olan sanık arasında 2016 yılı Ağustos ayında iki kez cinsel ilişki gerçekleşmiştir. Mağdurenin daha sonra hamile olduğunun anlaşılması üzerine olay adli makamlara intikal etmiş; yapılan DNA incelemesinde sanığın doğan çocuğun biyolojik babası olduğu %99,99 ihtimalle belirlenmiştir. Böylelikle sanık ile mağdure arasında cinsel ilişki bulunduğu konusunda herhangi bir tereddüt kalmamıştır.
Uyuşmazlık cinsel ilişkinin varlığından değil, mağdurenin bu ilişkilere rıza gösterip göstermediğindenkaynaklanmıştır. Mağdure, sanığın kendisini zorladığını ve tehdit ettiğini ileri sürmüş; sanık ise cinsel ilişkilerin mağdurenin rızasıyla gerçekleştiğini savunmuştur. İlk derece mahkemesi mağdurenin anlatımlarına üstünlük tanıyarak sanığın eylemlerini çocuğun nitelikli cinsel istismarı olarak kabul etmiştir.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi ise mağdurenin aşamalardaki beyanlarını, tanık anlatımlarını, olayın ortaya çıkış biçimini ve zamanını, sanığın savunmalarını ve diğer delilleri birlikte değerlendirmiştir. Daire, sanığın zor kullandığının her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delillerle ortaya konulamadığı sonucuna ulaşmıştır. Bu nedenle cinsel ilişkinin cebir veya tehditle gerçekleştirildiği kabul edilerek TCK 103 kapsamında mahkûmiyet kurulmasını hukuka uygun görmemiştir.
Uyuşmazlık direnme üzerine Ceza Genel Kurulunun önüne gelmiştir. Kurul, mağdurenin hamileliğinin ailesi tarafından öğrenilmesine kadar olayın ortaya çıkmamasını tek başına rızanın bulunmadığını gösteren bir olgu olarak değerlendirmemiştir. Öz amcasından hamile kalan on yedi yaşındaki mağdurenin aile ve sosyal çevresinden gelecek tepkilerden çekinerek ilişkiyi saklamasının hayatın olağan akışına aykırı olmadığı değerlendirilmiştir.
Özellikle ikinci cinsel ilişkinin, düğün nedeniyle çok sayıda yakın akrabanın bulunduğu bir ortamda gerçekleşmiş olması da değerlendirmeye alınmıştır. Mağdurenin anlatımına göre bu ilişkinin yaklaşık yirmi-yirmi beş dakika devam ettiği, olayın bazı yönlerinin tanık anlatımıyla da doğrulandığı görülmüştür. Ceza Genel Kurulu bütün bu olgular karşısında sanığın mağdureyle zor kullanarak cinsel ilişkiye girdiği iddiasının şüphede kaldığı sonucuna ulaşmıştır.
Ceza yargılamasında bu şüphenin sanık aleyhine yorumlanması mümkün değildir. Mağdur beyanı cinsel suçlarda son derece önemli olmakla birlikte, mahkûmiyetin her türlü makul şüpheden uzak delillere dayanması zorunludur. Bu nedenle mağdurenin on beş yaşını tamamlamış olması ve cebir, tehdit veya hilenin kesin olarak ispatlanamaması karşısında TCK 103 yerine TCK 104 hükümleri gündeme gelmektedir.
Sanık mağdurenin öz amcasıdır. Türk Medeni Kanunu uyarınca amca ile yeğen arasında evlenme yasağı bulunduğundan eylem TCK 104/1’in temel şekli kapsamında değil, doğrudan TCK 104/2 kapsamında değerlendirilmelidir. Ayrıca cinsel ilişkilerin iki farklı tarihte gerçekleşmesi ve aynı suç işleme kararı kapsamında bulunması nedeniyle TCK 43/1’deki zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.
Ceza Genel Kurulu ayrıca bu hukuki nitelendirmenin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna etkisini de değerlendirmiştir. Mağdurenin on beş yaşını tamamlamış olması ve cinsel ilişkilere yönelik rızasının bulunduğunun kabul edilmesi karşısında, somut olayda kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun da kanuni unsurlarının oluşmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, on beş yaşını tamamlamış mağdure ile aralarında evlenme yasağı bulunan öz amcası arasındaki cinsel ilişkinin cebir, tehdit veya hileyle gerçekleştirildiği her türlü şüpheden uzak biçimde kanıtlanamadığında TCK 103 uygulanamayacağını; eylemlerin TCK 104/2 kapsamında değerlendirilmesi ve birden fazla ilişkinin bulunması hâlinde şartları oluşmuşsa TCK 43/1 uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiğini kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 21.02.2024, E. 2023/532, K. 2024/92
TCK 104/2 – AMCA İLE ON YEDİ YAŞINDAKİ YEĞEN ARASINDA BİRDEN FAZLA CİNSEL İLİŞKİ BULUNMASI HÂLİNDE, EYLEMLERİN RIZAYA DAYALI OLDUĞU KABUL EDİLİRSE TCK 104/2 İLE BİRLİKTE TCK 43/1 UYGULANMALIDIR
Somut olayda sanık, öz yeğeni olan ve suç tarihinde on yedi yaşında bulunan mağdureyle 2016 yılı Ağustos ayında iki farklı tarihte cinsel ilişkiye girmiştir. Olay, mağdurenin aylar sonra hamile olduğunun ailesi tarafından anlaşılması üzerine ortaya çıkmıştır. Mağdure başlangıçta hamileliğini ve çocuğun babasının kim olduğunu ailesinden gizlemiş, daha sonra sanığın kimliğini açıklamıştır.
Yapılan biyolojik incelemede sanığın, mağdurenin dünyaya getirdiği bebeğin biyolojik babası olduğu çok yüksek ihtimalle tespit edilmiştir. Dolayısıyla cinsel ilişkinin gerçekleşip gerçekleşmediği yönünde bir ispat sorunu bulunmamaktadır. Asıl uyuşmazlık, cinsel ilişkilerin mağdurenin rızası dışında gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği ve buna bağlı olarak suçun TCK 103 veya TCK 104/2 kapsamında kalıp kalmadığıdır.
İlk derece mahkemesi sanığın mağdureyi zorlayarak cinsel ilişkiye girdiğini kabul etmişse de Yargıtay, cebir unsurunun kesin biçimde kanıtlanmadığı sonucuna ulaşmıştır. Ceza Genel Kurulu da sanığın savunmasının aksini ortaya koyan ve cebir kullanıldığını her türlü şüpheden uzak şekilde gösteren yeterli delil bulunmadığını değerlendirmiştir.
Bu noktada mağdurenin olayları ailesinden gizlemiş olması üzerinde özellikle durulmuştur. Kurula göre on yedi yaşındaki bir kişinin öz amcasıyla cinsel ilişkiye girdiğinin ve bundan hamile kaldığının ailesi tarafından öğrenilmesinden çekinmesi olağandır. Dolayısıyla ilişkinin uzun süre saklanmış olması tek başına ilişkinin zorla gerçekleştirildiğini göstermez.
Mağdurenin on beş yaşını tamamlamış olması nedeniyle rızasının hukuki değerlendirmede önemi bulunmaktadır. Bu yaş grubundaki çocuğa yönelik cinsel davranışın TCK 103 kapsamında değerlendirilebilmesi için kanunda belirtilen cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen diğer nedenlerin somut olayda ortaya konulması gerekir. Bunlar kanıtlanamadığında ve cinsel ilişki gerçekleştiğinde TCK 104 gündeme gelir.
Ancak fail sıradan bir kişi değildir. Sanık mağdurenin öz amcasıdır ve taraflar arasında kanunen evlenme yasağı bulunmaktadır. Bu nedenle TCK 104/1 yerine daha ağır yaptırım öngören TCK 104/2 uygulanmalıdır. TCK 104/2’nin uygulanması bakımından mağdurun ayrıca şikâyetçi olması aranmadığından mağdurenin şikâyet iradesi de suçun takibine etki etmez.
Somut olayda tek bir cinsel ilişki de bulunmamaktadır. Cinsel ilişkilerin 2016 yılı Ağustos ayında iki kez gerçekleştirildiğinin kabul edilmesi nedeniyle TCK 43/1 bakımından da değerlendirme yapılmıştır. Aynı mağdura karşı, aynı suç işleme kararı kapsamında ve değişik zamanlarda gerçekleştirilen TCK 104/2 kapsamındaki cinsel ilişkiler zincirleme suç oluşturabilir.
Bu nedenle her cinsel ilişki nedeniyle ayrı ayrı TCK 104/2 cezası verilmesi yerine, somut olayın şartları itibarıyla bir suçtan belirlenen cezanın TCK 43/1 uyarınca artırılması gerekir. Ceza Genel Kurulunun ulaştığı sonuç da sanığın eylemlerinin zincirleme şekilde aralarında evlenme yasağı bulunan reşit olmayanla cinsel ilişki suçunu oluşturduğu yönündedir.
Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, öz amca ile on yedi yaşındaki yeğen arasında farklı tarihlerde gerçekleştirilen cinsel ilişkilerin cebir, tehdit veya hileye dayandığı ispatlanamadığında TCK 104/2 kapsamında kaldığını ve aynı suç işleme kararının icrası kapsamında birden fazla cinsel ilişkinin bulunması hâlinde TCK 43/1 uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanabileceğini kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 21.02.2024, E. 2023/532, K. 2024/92
TCK 104/2 – MAĞDURUN ON BEŞ YAŞINI TAMAMLAMASINDAN ÖNCEKİ CİNSEL İSTİSMAR EYLEMLERİ İLE ON BEŞ YAŞINDAN SONRA KARDEŞLER ARASINDA GERÇEKLEŞEN RIZAYA DAYALI CİNSEL İLİŞKİNİN HUKUKİ NİTELİĞİ AYRI AYRI BELİRLENMELİDİR
Somut olayda sanık ile mağdure kardeştir. Sanığın mağdure henüz on beş yaşını tamamlamadan önce değişik tarihlerde mağdurenin vücuduna sürtünme şeklinde cinsel davranışlarda bulunduğu, mağdurenin on beş yaşını tamamlamasından sonraki dönemde ise anal ve vajinal yoldan cinsel ilişkiye girdikleri anlaşılmıştır.
İlk derece mahkemesi eylemleri bütün hâlinde değerlendirerek sanığı çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan cezalandırmıştır. Dosyanın kanun yolu incelemesinde ise mağdurenin yaşının değişmesiyle birlikte sanığın eylemlerinin hukuki niteliğinin de değişip değişmediği uyuşmazlık konusu olmuştur.
Mağdurenin on beş yaşını tamamlamasından önce gerçekleştirilen cinsel davranışlar bakımından mağdurun rızasının hukuki değeri bulunmamaktadır. Dolayısıyla sanığın bu dönemde gerçekleştirdiği sürtünme şeklindeki eylemler TCK 103 kapsamında çocuğun cinsel istismarı suçunun konusunu oluşturmaktadır.
Buna karşılık mağdurenin on beş yaşını tamamladıktan sonraki dönemde durum farklılaşmaktadır. Dosyada son cinsel ilişkinin 2019 yılı Eylül sonu veya Ekim başında gerçekleştiği, bu sırada mağdurenin on beş yaşını tamamlamış olduğu ve anal-vajinal ilişkinin cebir, tehdit veya hile olmaksızın gerçekleştiği kabul edilmiştir.
Sanık ile mağdure kardeş olduklarından Türk Medeni Kanunu uyarınca aralarında evlenme yasağı bulunmaktadır. Bu nedenle mağdurenin on beş yaşını tamamladıktan sonra rızasıyla gerçekleşen cinsel ilişki TCK 104/1 değil, TCK 104/2 kapsamında aralarında evlenme yasağı bulunan kişi tarafından reşit olmayanla cinsel ilişki suçunu oluşturmaktadır.
Dosyada ayrıca sanığın yaşının da eylemler devam ederken değiştiği görülmektedir. Sanığın on sekiz yaşından küçük olduğu dönemdeki eylemler bakımından TCK 31’deki yaş küçüklüğü hükümleri gündeme gelirken, on sekiz yaşını tamamladıktan sonraki eylemler bakımından yetişkin fail olarak sorumluluğu söz konusudur. Bu nedenle uzun bir zaman dilimine yayılan cinsel suçlarda yalnızca mağdurun değil, failin de her eylem tarihindeki yaşının belirlenmesi gerekir.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi bu olayda TCK 103 ve TCK 104/2 hükümlerinin somut eylemlere ayrı ayrı uygulanması ve ortaya çıkan sonuçların değerlendirilmesi gerektiği yönünde bozma kararı vermiştir. Bozma sonrasında yerel mahkeme sanığı TCK 104/2 kapsamında zincirleme suçtan mahkûm etmiş ve bu hüküm Yargıtay 9. Ceza Dairesince onanmıştır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise TCK 103 kapsamındaki önceki eylemler ile TCK 104/2 kapsamındaki sonraki eylemlerin iki ayrı suç oluşturduğunu; iki suçun zincirleme suç hükümleri üzerinden tek bir suç gibi değerlendirilmesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek itiraz yoluna başvurmuştur. Böylelikle uyuşmazlık Ceza Genel Kurulunun önüne taşınmıştır.
Ceza Genel Kurulu önündeki tartışmanın temelinde, mağdurun on beş yaşını tamamlamasıyla birlikte cinsel eylemlere ilişkin ceza hukuku rejiminin değişmesi bulunmaktadır. Mağdurun on beş yaşından önceki dönemde hukuken geçerli kabul edilmeyen rızası ile on beş yaşından sonraki rızasının aynı şekilde değerlendirilmesi mümkün değildir.
Sonuç olarak Yargıtay içtihat sürecinde, mağdurun on beş yaşından önce gerçekleşen cinsel davranışları ile on beş yaşını tamamladıktan sonra kardeşiyle cebir, tehdit veya hile olmaksızın gerçekleştirdiği cinsel ilişkinin suç vasfı bakımından birbirinden ayrılması gerektiği; sonraki cinsel ilişkinin kardeşler arasında evlenme yasağı bulunması nedeniyle TCK 104/2 kapsamında olduğu kabul edilmiştir.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 12.02.2025, E. 2024/481, K. 2025/61
TCK 104/2 – TCK 103 KAPSAMINDAKİ ÖNCEKİ CİNSEL İSTİSMAR EYLEMLERİ İLE TCK 104/2 KAPSAMINDAKİ SONRAKİ CİNSEL İLİŞKİNİN TEK BİR ZİNCİRLEME SUÇ SAYILIP SAYILAMAYACAĞI BELİRLENİRKEN, SUÇ TİPLERİNİN UNSURLARI VE MAĞDURUN YAŞ DÖNEMLERİ AYRI AYRI İNCELENMELİDİR
Somut olayda sanığın kız kardeşine yönelik cinsel davranışları mağdurenin on beş yaşını tamamlamasından önce başlamış ve sonraki yıllarda devam etmiştir. Mağdurenin on beş yaşından önceki dönemde sanığın sürtünme şeklindeki cinsel davranışlarına maruz kaldığı, daha sonraki dönemde ise tarafların anal ve vajinal cinsel ilişkiye girdikleri kabul edilmiştir.
Bu olayda özellikle zincirleme suç hükümlerinin uygulanması konusunda önemli bir hukuki tartışma ortaya çıkmıştır. Çünkü sanığın eylemleri aynı mağdura yönelmiş ve belirli bir zaman sürecinde devam etmiş olsa da mağdurun yaşı değiştikçe eylemlerin temas ettiği ceza normu da değişmiştir.
On beş yaşından küçük çocuğa yönelik cinsel davranışlarda mağdurun rızasının hukuki değeri bulunmadığından bu dönemdeki eylemler TCK 103 kapsamındadır. Buna karşılık mağdur on beş yaşını tamamladıktan sonra cebir, tehdit veya hile olmaksızın gerçekleştirilen cinsel ilişkinin TCK 104 kapsamında değerlendirilmesi gerekir.
Somut olayda tarafların kardeş olması nedeniyle sonraki eylem bakımından TCK 104/2 uygulanmaktadır. Böylelikle aynı fail ve aynı mağdur arasında devam eden olaylar dizisinde bir tarafta TCK 103 kapsamında cinsel istismar, diğer tarafta TCK 104/2 kapsamında aralarında evlenme yasağı bulunan reşit olmayanla cinsel ilişki bulunmaktadır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, bu iki suçun farklı kanuni unsurlara sahip olduğunu ve zincirleme suç hükümleri uygulanarak tek suç hâline getirilemeyeceğini belirtmiştir. Başsavcılığa göre sanığın mağdurenin on beş yaşından önceki eylemleri TCK 103 kapsamında, on beş yaşından sonraki cinsel ilişki ise TCK 104/2 kapsamında bağımsız olarak cezalandırılmalıdır.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi ise daha önce verdiği onama kararını hukuka uygun bulmuş ve Başsavcılığın CMK 308 kapsamında yaptığı itirazı reddetmiştir. Bunun üzerine dosya uyuşmazlığın çözülmesi için Ceza Genel Kuruluna gönderilmiştir.
Bu içtihat süreci TCK 104/2 açısından özellikle önemlidir. Zincirleme suç kurumunun uygulanmasında yalnızca failin aynı olması, mağdurun aynı olması veya eylemlerin kesintisiz biçimde devam etmesi yeterli değildir. TCK 43/1’in aradığı “aynı suç” koşulunun da değerlendirilmesi gerekir.
TCK 103 ile TCK 104 arasında mağdurun rızasının hukuki değeri, suçun maddi hareketi, mağdurun yaş grubu ve muhakeme şartları bakımından önemli farklılıklar bulunmaktadır. Bu nedenle uzun süre devam eden cinsel eylemlerde mahkemenin bütün davranışları tek bir suç olarak nitelendirmek yerine, her eylemin gerçekleştiği tarihte mağdurun yaşını ve ilgili suç tipinin unsurlarını belirlemesi gerekir.
Özellikle TCK 104/2’nin bağımsız uygulama alanının korunması gerekir. Mağdur on beş yaşını tamamladıktan sonra, aralarında evlenme yasağı bulunan kişiyle cebir, tehdit veya hile olmaksızın cinsel ilişkiye girmişse bu eylem TCK 104/2’nin tipik uygulama alanıdır. Daha önce aynı failin mağdura karşı TCK 103 kapsamında suç işlemiş olması, sonraki eylemin hukuki niteliğini ortadan kaldırmaz.
Sonuç olarak Yargıtay önündeki içtihat süreci, aynı failin aynı mağdura yönelik cinsel eylemlerinin mağdurun on beş yaşından önce başlayıp daha sonra devam ettiği durumlarda, önceki TCK 103 kapsamındaki eylemler ile sonraki TCK 104/2 kapsamındaki cinsel ilişkinin unsurlarının ayrı ayrı belirlenmesi gerektiğini; yalnızca olayların devamlılığından hareketle farklı suç tiplerinin otomatik biçimde tek bir zincirleme suç içerisinde değerlendirilemeyeceğini ortaya koymaktadır.
Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 13.06.2024, E. 2024/3721, K. 2024/6053
TCK 104/2 Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu
| Somut Durum | Yargıtay Nitelendirmesi | Gerekçenin Özü |
|---|---|---|
| Amcanın 15 yaşını bitirmiş yeğeniyle ilişkisi | TCK 104/2 | Üçüncü derece hısımlıkta evlenme yasağı vardır |
| Kayınpederin gelinle ilişkisi | TCK 104/2 | Kayın hısımlığında üstsoy yasağı süregelir |
| Evlenme yasağı bulunmayan uzak akrabayla ilişki | TCK 104/1 | Yasak dışı hısımlıkta temel fıkra uygulanır |
| Mağdurun şikayetçi olmaması | Yargılama sürer | İkinci fıkrada şikayet aranmaz |
| İlişkinin cebir veya tehditle kurulması | TCK 103 uygulanır | İrade sakatlanmışsa fiil istismara dönüşür |
Serinin diğer yazıları için TCK 104/3 koruyucu aile ve evlat edinme öncesi bakım, TCK 104/1 reşit olmayanla cinsel ilişkinin temel hali ile koruma tedbirleri için 6284 sayılı Kanun rehberimizi inceleyebilirsiniz.
Hukuki araçlarımızla süreçlerinizi kendiniz de takip edebilirsiniz:
Sık Sorulan Sorular
TCK 104/2 nedir?
TCK 104/2, reşit olmayanla cinsel ilişki suçunun, mağdur ile arasında evlenme yasağı bulunan kişi tarafından işlenmesini düzenler; ceza şikayet aranmaksızın 10 yıldan 15 yıla kadar hapistir.
Kimler arasında evlenme yasağı vardır?
Medeni Kanun uyarınca üstsoy-altsoy, kardeşler ile amca, dayı, hala, teyze ve yeğen arasında; ayrıca sona ermiş evlilikte eş ile diğer eşin üstsoyu veya altsoyu arasında ve evlat edinenle evlatlık arasında evlenme yasaktır.
Amcanın yeğeniyle ilişkisinin cezası ne kadar?
Amca ile yeğen arasında evlenme yasağı bulunduğundan, on beş yaşını bitirmiş yeğenle rızaya dayalı ilişki TCK 104/2 kapsamındadır ve ceza 10-15 yıl hapistir; şikayet aranmaz.
Kuzenler arasındaki ilişki bu fıkraya girer mi?
Hayır. Kuzenler arasında evlenme yasağı bulunmadığından fiil, koşulları varsa şikayete tabi temel fıkra kapsamında kalır.
Çocuğun rızası cezayı azaltır mı?
Hayır. Rıza, fiili yalnızca istismar yerine bu madde kapsamında tutar; ikinci fıkrada rızaya rağmen ceza 10 yıldan başlar ve şikayetten vazgeçme sonuç doğurmaz.
İlişki zorla kurulmuşsa hangi hüküm uygulanır?
Cebir, tehdit veya hile varsa fiil bu maddeden çıkar; hısımlık artırımıyla birlikte cinsel istismar hükümleri uygulanır ve ceza daha da ağırlaşır.
TCK 104/2 davasında avukat desteği neden önemli?
Evlenme yasağının derecesi ve iradenin serbestliği, cezanın 2 yıl ile 24 yıl arasında hangi noktada kurulacağını belirleyen iki eksendir. Avukatlık hizmetleri TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ücretlidir.
Av. Çağrı Ayboğa Kimdir?
Av. Çağrı Ayboğa, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur ve yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Ankara Barosuna kayıtlı olarak (Sicil No: 34507) Ayboğa + Partners Avukatlık Bürosunun kurucu avukatı sıfatıyla ağırlıklı olarak ceza hukuku alanında çalışmakta; cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda hem müdafilik hem mağdur vekilliği görevi yürütmektedir. Bu yazı, TCK 104/2 evlenme yasağı bulunan kişinin reşit olmayanla cinsel ilişkisi konusundaki güncel Yargıtay içtihatları taranarak hazırlanmıştır ve bilgilendirme amaçlıdır; somut olaya özgü hukuki danışmanlık yerine geçmez.
TCK 104/2 Kapsamındaki Dosya Dosyasında Ankara Ceza Avukatı Desteği
Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda nitelendirme, beyan delilinin denetimi ve usul güvencelerinin takibi sonucu kökten değiştirir. TCK 104 reşit olmayanla cinsel ilişki suçu rehberimizi inceleyebilir, dosyanız için Ankara ceza avukatı desteği alabilirsiniz.