Ceza Hukuku
Trend

TCK 25/2 – Türk Ceza Hukukunda Zorunluluk Hali

Zorunluluk Hâli (TCK 25/2). Zorunluluk, failin kendisine veya başkasına ait bir hakka yönelen, bilerek neden olmadığı ve başka suretle korunması mümkün olmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak amacıyla, tehlikenin ağırlığıyla araç ve konu arasında ölçülülük gözeterek gerçekleştirdiği fiillerde ceza sorumluluğunu kaldıran kurumdur. Kanun sistematiği ile CMK m.223/3-b’nin birlikte okunması, kurumun hukuka uygunluk sebebi değil, “kusurluluğu kaldıran (mazeret) sebep” olarak kavranması gerektiğine işaret eder. Böylece kusursuz cezalandırma yasağı pekiştirilmekte, haksızlık oluşsa bile kınanabilirlik ortadan kalktığı için ceza verilmemektedir.

DMCA.com Protection Status

Zorunluluğun varlığı, klasik yarar çatışması örüntüsünde korunmaya değer menfaatler arasında adil denge kurulmasını gerektirir. Türk doktrininde şartlar; (i) ağır ve muhakkak tehlike, (ii) tehlikenin bir hakka yönelmesi, (iii) failin tehlikeye bilerek neden olmaması, (iv) başka suretle korunma olanağının bulunmaması, (v) tehlike ile araç/konu arasında oranlılık, (vi) katlanma yükümlülüğünün bulunmaması olarak özetlenir. Bu şartlardan herhangi birinin eksikliği hâlinde kurum uygulanamaz; eksikliğin niteliğine göre hâkim, indirim sebebi de görmeyebilir. Nitekim zorunluluk, sonucu gereği bazen tamamen sorumsuzluk, bazen de sınırın taksirle aşılması hâlinde indirim doğurabilir.

TCK 25/2 – Türk Ceza Hukukunda Zorunluluk Hali
TCK 25/2 – Türk Ceza Hukukunda Zorunluluk Hali

TCK 25: Meşru savunma ve zorunluluk hali (Kanun Metni)

Ön Bilgilendirme: Aşağıda, TCK 25 maddesinin kanun metni değiştirilmeden sunulmuştur. Metin bilgilendirme amaçlıdır; yürürlük ve resmi metinler için Resmî Gazete / Mevzuat Bilgi Sistemi esas alınır.
TCK 25/1 Meşru savunma
Meşru savunma ve zorunluluk hali Madde 25- (1) Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.

Başlık: Meşru savunma — TCK 25/1

TCK 25/2 Zorunluluk hali
(2) Gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelik olup, bilerek neden olmadığı ve başka suretle korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak koşulu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.

Başlık: Zorunluluk hali — TCK 25/2

MaddeMetin
TCK 25/1Meşru savunma ve zorunluluk hali Madde 25- (1) Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.
TCK 25/2(2) Gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelik olup, bilerek neden olmadığı ve başka suretle korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak koşulu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.

Kaynak: mevzuat.gov.tr

İçerik

Zorunluluk Hâli Nedir?

Ceza hukuku bakımından zorunluluk; yalnızca üçüncü bir kişinin hukuki yararını ihlâl ederek savulabilecek, hâlen mevcut ve ciddi bir tehlikenin varlığında failin yaptığı “son çare” niteliğindeki eylemi ifade eder. Bu tanım, bir yandan tehlikenin güncelliği ve ağırlığına, öte yandan alternatifsizliğe vurgu yapar. Hukuk, böyle durumlarda failin kınanabilirliğini kaldırarak kusursuz cezalandırma yasağını somutlaştırır. Bu yaklaşım, kurumu meşru savunma kurumundan ayırır; zira zorunlulukta saldıran bir kişi değil, “tehlike” merkezlidir.

Zorunluluk, hukuki yararlar dengesinde hangi hallerde üçüncü kişinin menfaatinin feda edilebileceğini tespit eden bir adalet tekniğidir. TCK m.25/2 hükmü, korunmak istenen yararın tehlikesi ile feda edilen yarar arasında orantı arar; bu orantı sağlanmazsa kurum işletilemez. Bu nedenle değerlendirme iki basamaklıdır: önce tehlike–korunma fiilinin sonuçları kıyaslanır; sonra diğer koşullar test edilir. Menfaatler arası bu “ilk eleyiş”, hukuka uygunluk–mazeret ayrımında da işlev görür: feda edilen menfaatin önemsizliği varsa hukuka uygunluk, aksi halde mazeret veya sırf reddi söz konusu olabilir.

TCK Madde 25/2 – Zorunluluk Hâli Düzenlemesi

TCK m.25/2’ye göre: “Gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelik olup, bilerek neden olmadığı ve başka suretle korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak koşulu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.” Hüküm, tipiklik ve hukuka aykırılık varlığını dışlamaz; sonuç, kusurluluğun kalkmasıdır.

Madde metninin lafzı, özellikle üç çekirdek koşulu belirginleştirir: (i) tehlikenin ağırlığı ve muhakkaklığı, (ii) alternatifsizlik, (iii) orantı. Ayrıca “bilerek neden olmama” ibaresi ve “bir hakka yönelme” şartı, kurumun öznesini ve nesnesini tayin eder. Bu çerçevede, örneğin tıbbî zorunluluk altında yapılan bir icra veya açlık–yoksunluk kaynaklı son çare eylemleri, olayın şartlarına göre zorunluluk kapsamında değerlendirilebilir; ancak menfaat dengesi ve araç–amaç orantısı sıkı biçimde denetlenir.

Zorunluluk Hâlinin Unsurları

Ağır ve Muhakkak Tehlike

“Muhakkak”lık, korunan yarara yakın ve güçlü bir zarar ihtimalini; “ağır”lık ise gerçekleşebilecek sonucun ciddiyetini anlatır. Doktrinde tehlikenin mevcut/güncel olması, yakın gelecekte gerçekleşeceğini gösteren kuvvetli olasılığın varlığı aranır. Bu nitelikler, tehlike değerlendirmesinde keyfiliği dışlar; farazî ve uzak riskler zorunluluk doğurmaz. Nitekim Yargıtay da meşru savunma ve zorunluluğun uygulanma şartlarını bu eksende birlikte okur.

Tehlikenin kaynağı insan fiili olmak zorunda değildir; doğa olayı, hayvan saldırısı veya bir süreç de olabilir. Önemli olan, failin tehlikeye bilerek neden olmaması ve durumun kaçınılmaz nitelik taşımasıdır. Tehlike mevcut olsa bile, daha hafif bir yolla savunma imkânı varken ağır sonuca yol açan hareket orantısız sayılır ve kurum işletilemez. Bu nedenle hâkimin, olayda zarar ihtimali, zarar büyüklüğü ve müdahale yoğunluğunu aynı terazide tartması gerekir.

Hakka Yönelme ve “Bilerek Neden Olmama”

Tehlikenin, kendisine veya başkasına ait bir hakka yönelmiş olması gerekir; soyut korku veya belirsiz riskler yeterli değildir. Ayrıca fail bilerek tehlikeye neden olmuşsa, kendi kusurunun ürünü olan tehlikeden yararlanamaz; bu, kurumun öz-sorumluluk mantığıyla bağdaşmaz. Buna karşılık, tehlikenin doğumuna katkısı kaçınılmaz veya önemsiz düzeyde kalan kimse bakımından, diğer koşullar varsa kurum işletilebilir.

Örneğin, hayvan saldırısı devam ederken sürünün ve çobanın beden bütünlüğüne yönelen riskte tek atımlık uyarı ateşinin ölçülü şekilde kullanılması, tehlike–araç orantılılığı sağlandığında zorunluluk sayılabilir. Yargıtay, koyunlara saldıran köpeğe tek el ateş edilmesini zorunluluk sınırlarında görmüş; fail hakkında “ceza verilmesine yer olmadığına” kararını isabetli bulmuştur. Bu içtihat, “bilerek neden olmama” ve “orantı” öğelerini somutlaştırır.

Başka Suretle Korunma İmkânının Bulunmaması (Alternatifsizlik)

Zorunluluk, son çare kurumudur. Failin, tehlikeyi başka bir yolla bertaraf etmesi mümkünken daha ağır bir ihlâl üretmesi, alternatifsizlik koşulunu ortadan kaldırır. Bu koşul, hem tehlikenin hem de korunma fiilinin teknik ve pratik olanakları yönünden değerlendirilir. Örneğin, idari–sivil yardım kanalları veya daha hafif müdahale varken ağır müdahale tercih edilmişse kurum uygulanamaz.

Alternatifsizlik, meşru savunmadaki “o anda saldırıyı defetme zorunluluğu”na benzer bir zamanlılık testi de içerir; geç müdahale veya gereksiz yoğunlukta müdahale “orantısız” sayılır. Bu nedenle hâkim, tehlikenin yakınlığı, müdahalenin gecikmeye tahammülü ve failin imkânlarını birlikte tartar. Alternatif daha hafif önlem mümkün olduğu hâlde ihmal edilmişse, artık kurum değil, ancak kimi hâllerde indirim sebepleri gündeme gelebilir.

Orantı ve Katlanma Yükümlülüğünün Bulunmaması

Zorunlulukta orantı, yalnızca araç–sonuç ilişkisini değil, feda edilen menfaat ile korunan menfaat arasındaki değer dengesini ifade eder. İlk eleyişte korunan menfaat açıkça baskın değilse, fiil kural olarak hukuka aykırı kalır; ancak somut olayın özellikleri mazeret indirimi gerektirebilir. Bu çift kulvar, hem normatif adalet hem de kusur ilkesinin dengelenmesini sağlar.

Katlanma yükümlülüğü” bulunan kimseler (ör. itfaiyeci, asker, ebeveyn), görev/ilişki gereği tipik risklere belli ölçüde katlanmakla yükümlüdür. Bu kişiler kendi yararları için zorunluluğa sığınamaz; ancak üçüncü kişi lehine zorunluluk söz konusu olabilir. Nitelik, kanundan, sözleşmeden veya hukuki değerlerin özel koruma ilişkilerinden doğabilir. Risk görev sınırını aşıp hayat–vücut üzerinde ciddi tehdide dönüşüyorsa değerlendirme farklılaşabilir.

Yargıtay Kararlarına Göre Zorunluluk Hâlinin Yorumu

Yargıtay, meşru savunma–zorunluluk şartlarını birlikte anarak tehlikenin muhakkaklığı, orantı ve Alternatifsizlik ölçütlerini vurgulamaktadır. 2. Ceza Dairesi, m.25’teki iki kurumun hangi hâllerde uygulanacağını açıkça sıralamış; böylece şartların katı yorumu doğrulanmıştır. Bu yaklaşım, menfaat dengesi ve ölçülülüğe ağırlık verir.

Ceza Genel Kurulu ise zorunluluk hâlinin hukuka uygunluk nedeni olmadığını, CMK m.223/3-b çerçevesinde “kusurun bulunmaması” gerekçesine dayalı ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilmesi gerektiğini açıkça ifade etmiştir. Böylece haksızlık devam etse de kusurun kalktığı kabul edilmekte; usulî sonuçlar da bu nitelendirmeye göre belirlenmektedir.

Zorunluluk Hâli Şartları Nelerdir?

Zorunluluk hâlinin şartları, tehlike, özne-nesne ilişkisi, alternatifsizlik, orantı ve katlanma yükümlülüğü yokluğu olarak gruplanır. Tehlikenin ağır–muhakkak olması yanında, failin tehlikeye bilerek neden olmaması, korunan yararın bir hak olması ve eylemin son çare olması gerekir. Orantı testinde, korunmak istenen yararın değeri ile feda edilen yararın değeri somut olayda karşılaştırılır.

Katlanma yükümlülüğü bulunan görevlilerin kendi yararları lehine zorunluluğa başvuramayacağı; ancak üçüncü kişi lehine sınırlı olarak değerlendirmenin mümkün olabileceği kabul edilir. Ayrıca bazı vakalarda tıbbi zorunluluk veya açlık/zaruret örüntüleri tartışılabilir; fakat hiçbirinde alternatifsizlik ve orantı koşulları hafifletilemez. Somut olay, araç–sonuç ve menfaat dengesi bakımından titiz bir biçimde tartılmalıdır.

Zorunluluk Hali ŞartlarıTablo
Zorunluluk Hali Şartları
Tablo

TCK 25/2 Zorunluluk Hali Şartları – Tablo

Şart Açıklama (özet)
Ağır–muhakkak tehlike Güncel, yakın ve ciddi zarar ihtimali aranır.
Bilerek neden olmama Fail, tehlikeyi bilerek doğurmamış olmalıdır.
Alternatifsizlik Daha hafif ve mümkün bir yol varken ağır müdahale yapılamaz.
Orantı Korunan–feda edilen yararlar ile araç arasında ölçülülük gerekir.
Katlanma yükümlülüğü yokluğu Görev/ilişki gereği katlanması gereken tipik riskler istisnadır.

Zorunluluk Hükümlerinin Uygulanmayacağı Haller

Zorunluluk, keyfî risk kabulü veya öngörülebilir tehlikeye bilinçli sürüklenme durumlarında işletilemez. Tehlike varsayımsal yahut uzaksa; yahut daha hafif seçenekler varken ağır ihlâl tercih edilmişse kurum şartları yoktur. Aynı şekilde, görev/ilişki nedeniyle katlanma yükümlülüğü bulunan kişinin kendi yararına sığınması da kural olarak mümkün değildir.

Öte yandan orantı testinin kaybedildiği hâllerde, menfaatler dengesinde feda edilen yararın belirgin biçimde üstün olduğu görülüyorsa zorunluluk reddedilir. Bu durumda, somut olayın niteliğine göre başka ceza sorumluluğunu kaldıran/azaltan nedenler (ör. hata, haksız tahrik) tartışılabilir; fakat zorunluluk tek başına taşıyıcı olmaz. Sınırın taksirle aşılması hâlinde ise TCK m.27/1 uyarınca indirim gündeme gelebilir.

TCK 25/2 Kapsamında Sorumluluğun Belirlenmesi

Zorunluluk şartları tam ise “ceza verilmesine yer olmadığı” kararı verilir; haksızlık unsuru baki kalsa da kusurluluk kalkar. Bu, CMK m.223/3-b’nin metinsel yönlendirmesiyle uyumludur ve Yargıtay uygulaması tarafından da teyit edilmiştir. Buna karşılık, şartlardan bazıları eksikse hâkim orantı ve kaçınılmazlık testinde yetersiz kalan noktaya göre genel hükümlere döner; indirim veya mahkûmiyet söz konusu olabilir.

Uygulamada zorunlulukla birlikte hata (TCK m.30) ve sınırın aşılması (TCK m.27) kurumları sıkça yan yana değerlendirilir. Zira fail, koşulların gerçekleştiğine kaçınılmaz surette inanmışsa (hukuka uygunluk nedeninde hata), bundan yararlanır; sınır taksirle aşılmışsa indirim uygulanır. Bu çerçevede meşru savunma ile zorunluluğun sınır–hata tartışmaları, olayın psikolojik ve normatif boyutlarını birlikte gündeme getirir.

Usulî Yansımalar: Şikâyet, Zamanaşımı ve Uzlaşma

Zorunluluk, suç tipi değil, genel bir kusurluluğu kaldıran nedendir. Bu nedenle, ilgili olayın bağlı bulunduğu suç tipinin şikâyete tabi olup olmaması, zorunluluk değerlendirmesinden ayrıdır; ancak şikâyet hak ve süreleri usulî çerçeveyi belirler (bkz. şikâyete tabi suçlar). Zorunluluk kabul edilirse CVYO kararı verilir; edilmezse madde bakımından şikâyet şartı gözetilerek yargılama sürer.

Zamanaşımı da keza bağımsız işler; zorunluluk varsa düşme değil, kusursuzluk temelli CVYO söz konusudur. Zamanaşımı hesabı suç tipine göre yapılır (bkz. ceza davasında zamanaşımı). Suç tipi uzlaştırmaya tabi ise (ör. takibi şikâyete bağlı bazı suçlar), zorunluluk tartışması uzlaşma öncesi–sonrası farklı etkiler doğurabilir; ama zorunluluk kabulü hâlinde uzlaşmaya ihtiyaç kalmaz (bkz. uzlaşma (CMK m.253)).

Özel Görünüş Biçimleri ve İştirak Bakımından Zorunluluk

Zorunluluk, bazı özel görünüş biçimleri ile kesişebilir. Örneğin fiil teşebbüs aşamasında kalmışsa, önce zorunluluk şartları; sonra varsa teşebbüs (TCK m.35) hükümleri uygulanır. Birden fazla fiilin varlığında hükümlerin birliği–çokluğu tartışmaları için içtima (ceza hukukunda) rejimi ayrıca gözden geçirilir; ancak zorunluluk “kusur katmanı”nda sonuç doğurduğundan, içtimanın sonuç ceza tekniği ile doğrudan aynı düzlemde işlemez.

İştirak bakımından, zorunluluk nedeni kişiseldir; tehlike koşullarını paylaşmayan azmettiren–yardım eden ortaklar, failin mazeretinden yararlanamayabilir. Bu nedenle, olayda azmettirenin özel durumu irdelenmeli; azmettirme (TCK m.38) ile yardım etme (TCK m.39) hükümleri, zorunluluk nedeninin sirayet edip etmeyeceği yönünden ayrı ayrı tartılmalıdır. Bu analiz, kusurun bireyselliği ilkesinin bir yansımasıdır.

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB)

Zorunluluk şartları tam ise hüküm kurulmadan “ceza verilmesine yer olmadığı” kararı verilir; bu nedenle artık HAGB (CMK m.231) tartışması konusuz kalır. Buna karşılık, zorunluluk reddedilip mahkûmiyet gündeme gelirse, HAGB’nin genel şartları olay bazında değerlendirilebilir. CVYO ile HAGB’nin normatif zemini farklıdır; biri kusurun yokluğu, diğeri hükmün açıklanmasının ertelenmesi tekniğidir.

Uygulamada, mahkemelerin bazen zorunluluğa ilişkin şüpheyi sanık lehine değerlendirirken doğrudan HAGB’ye yöneldiği görülür; bu yöntem, tasnif hatasına yol açabilir. Doğru sıralama, önce zorunluluk şartlarını katı test etmek; yalnız kabul edilmezse HAGB uygunluğunu sınamaktır. Böylece kusursuzluk–usul ekonomisi denklemi doğru kurulmuş olur.

Erteleme ve Adlî Sonuçlar

Zorunluluk kabul edilmişse ceza verilmez; bu yüzden cezanın bireyselleştirilmesi kurumları (erteleme, seçenek yaptırım) devreye girmez. Ancak zorunluluk reddedilip mahkûmiyet kurulursa, somut suç tipine göre seçenek yaptırım veya adlî para cezası tayini mümkündür; bu, zorunluluk kurumunun niteliğinden değil, özel kısmın ve TCK m.50 sistematiğinden kaynaklanır.

Aynı şekilde, mahkûmiyet koşullarında hapis cezasının ertelenmesi (TCK m.51) değerlendirilebilir. Fakat bunlar, zorunluluğun kabul edilmediği durumda gündeme gelir. Zorunluluğun kısmen yanlış değerlendirilip, sırf bireyselleştirme araçlarıyla telafisi doğru değildir; önce normatif test, sonra cezanın kişiselleştirilmesi gerekir.

Zorunluluk Hâlinde Hata ve Sınırın Aşılması

Fail, zorunluluk şartlarının oluştuğuna kaçınılmaz surette inanmışsa (hukuka uygunluk nedeninde hata), TCK m.30/3 uyarınca bu hatadan yararlanır; kasten hareket etmiş sayılmaz. Buna karşılık, zorunluluk şartları mevcut iken sınır taksirle aşılmışsa TCK m.27/1 uygulanır ve cezada indirim yapılır; meşru savunmada heyecan–korku–telâş nedeniyle sınır aşılmışsa cezasızlık dahi mümkündür.

Zorunlulukla hata kurumunun kesişimi, özellikle tehlikenin varlığı, yakınlığı ve alternatifsizlik değerlendirmelerinde önemlidir. Failin olay algısı ile objektif koşullar arasındaki makul uyum varsa ve yanılgı kaçınılmaz nitelik taşıyorsa, kusur kalkar. Bu kavşakta etkin pişmanlık değil, kusur kurumları tartışılır; bununla birlikte, bazı suç tiplerindeki özel etkin pişmanlık düzenlemeleri, zorunluluk reddedildiğinde ayrıca gündeme gelebilir.

TCK 25/2 – Zorunluluk Hali Yargıtay Kararları

Zorunluluk Hâlinin Hukukî Niteliği “Kusur Yokluğu”dur; Beraat Değil CVYO Verilir

Ceza Genel Kurulu, zorunluluk hâlinin hukuka uygunluk nedeni değil, kusurluluğu kaldıran mazeret nedeni olduğunu açıkça belirtir. Bu nedenle şartları oluştuğunda, CMK m.223/3-b uyarınca “ceza verilmesine yer olmadığı” (CVYO) kararı verilir; beraat verilmesi doğru değildir. Kurul, 765 sayılı Kanun dönemindeki değerlendirmeden farklı olarak 5237 sayılı TCK sistematiğinde kurumun yerini böylece kesinleştirir.

Kararın pratik sonucu, zorunluluk kabul edildiğinde hüküm kurma tekniğinin değişmesidir: Mahkeme fiilin haksızlık içeriğini tartışabilir; ancak kusur bulunmadığından mahkûmiyet kuramaz. Bu yaklaşım, zorunlulukla HAGB/erteleme gibi bireyselleştirme kurumlarının karıştırılmasını da engeller; önce zorunluluk testi, sonra (reddedilirse) bireyselleştirme gündeme gelir.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2012/8-1551, K. 2013/64, 19.02.2013.

Köpek Saldırısında “Tek El Ateş” Orantılıdır; Zorunlulukla CVYO Doğru Sonuçtur

Sürüye/sahipli hayvana saldıran köpeğe tek el ateş edilmesi vakasında Daire, saldırının devam ettiği, failin saldırıya bilerek sebep olmadığı, başka çarenin bulunmadığı ve orantının korunduğu saptamalarıyla TCK 25/2’nin koşullarını gerçekleşmiş saymıştır. “Şüpheli uzak risk” değil, ağır ve muhakkak tehlike aranması gerektiği de vurgulanır.

Bu nedenle mahkemenin CVYO kararı isabetlidir. Karar, zorunluluk incelemesinde “alternatifsizlik” ve “araç-sonuç dengesi”ni somut ölçütlerle göstermesi bakımından öğretici bir örnektir; farazî tedbirler (kaçma, bekleme vb.) aranmaz, somut anda ulaşılabilir daha hafif önlem olup olmadığına bakılır.

Künye: Yargıtay 15. Ceza Dairesi, E. 2013/17356, K. 2013/19716, 11.12.2013.

Gelini Köpek Saldırısından Korumak İçin Köpeği Öldürme: Zorunluluk Şartları Gerçekleşmiş

Sanığın gelinini köpek saldırısından kurtarmak için ateş ederek köpeği öldürdüğü olayda Daire, tehlikenin yakın ve yoğun olduğu; başka türlü korunma imkânı bulunmadığı ve müdahalenin orantılı kaldığı gerekçeleriyle TCK 25/2’yi uygulamıştır. Burada “insana yönelik mevcut saldırı” ile “hayvana verilen zarar” arasındaki menfaat dengesi de kararın omurgasını oluşturur.

Karar, zorunluluk-meşru savunma ayrımını da görünür kılar: Saldırı hayvandan geldiğinde (sahip tarafından bilerek silah gibi kullanılmıyorsa) normatif zemin zorunluluktur. Bu sayede, haksız saldıran kişi bulunmadığı hâllerde de hayat ve beden dokunulmazlığı korunur.

Künye: Yargıtay 15. Ceza Dairesi, E. 2014/21465, K. 2015/26662, 10.06.2015.

“Biber Gazıyla Nefes Alamama” Üzerine Camın Kırılması: Zorunluluk Varken Mahkûmiyet Bozulur

Olayda mağdura biber gazı sıkıldıktan sonra kapı kapatılmış; sanık nefes alabilmek için camı kırmıştır. Daire, yaşamsal tehlikeyi bertaraf için en hafif araçla hareket edildiği, başka çare bulunmadığı ve menfaat dengesinin korunduğu kabulüyle TCK 25/2 gereğince CVYO verilmesi gerekirken mahkûmiyet kurulmasını bozma nedeni saymıştır.

Bu karar, “kamu malına zarar verme” benzeri tipik suçlarda bile zorunluluğun haksızlık-kusur ayrımında belirleyici olabileceğini gösterir. Nefes alamama gibi acil ve ağır tehlikelerde zamana bağlılık serttir; gecikmeye tahammülü olmayan durumlarda “idareye başvurma” gibi alternatifler gerçekçi seçenek sayılmaz.

Künye: Yargıtay 15. Ceza Dairesi, E. 2015/3932, K. 2015/29500, 06.10.2015.

Doğum İçin Başkasının Sağlık Karnesini Kullanma: Hayatî Tehlike–Alternatifsizlik–CVYO

Sanığın acil doğum nedeniyle başkasının sağlık güvencesinden yararlanarak işlemleri tamamlatması, Dairece TCK 25/2 kapsamında değerlendirilmiş ve CMK 223/3-b uyarınca CVYO onanmıştır. Burada belirleyici olan “hayatî ve muhakkak tehlike” ile **“başka yolla korunma imkânsızlığı”**dır.

Benzer bir olayda da (eşin sağlıklı doğumu için başkasının kimliği ile kayıt yaptırma) mahkemece mahkûmiyet kurulması bozulmuş, TCK 25/2 uyarınca CVYO gerektiği belirtilmiştir. Bu içtihat çizgisi, “tıbbi zorunluluk” ekseninde malvarlığı aleyhine ihlâl içeren eylemlerde dahi kusurun yokluğu sonucuna götürür.

Künye 1: Yargıtay 23. Ceza Dairesi, E. 2015/9368, K. 2015/4176, 06.09.2015.

Künye 2: Yargıtay 23. Ceza Dairesi, E. 2015/2826, K. 2015/4349, 17.09.2015.

Zorunlulukta TCK 27/2 (Heyecan-Korku-Telaş) Kıyasen Uygulanamaz

Ceza Genel Kurulu, TCK 27/2’nin yalnızca meşru savunmada uygulanabileceğini, zorunlulukta kıyasen kullanılamayacağını vurgular. Bu nedenle, zorunluluk sınırının “heyecan-korku-telâş”la aşılması halinde cezasızlık değil, en fazla TCK 27/1 çerçevesinde indirim gündeme gelebilir.

Bu ayrım, uygulamada “kurumların karıştırılması”nı önler. Hâkim önce zorunluluk testini (tehlikenin ağırlığı, alternatifsizlik, orantı) yapmalı; sınırın aşılması varsa 27/1’i, meşru savunma şartları varsa 27/2’yi değerlendirmelidir. Aksi hâlde kurumların fonksiyonu ve sonuçları (CVYO vs indirim/cezasızlık) birbirine karışır.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2013/1-808, K. 2015/314, 13.10.2015.

“İşini Kaybetme Korkusu” Zorunluluk Değildir; CVYO Yanlıştır

Sanığın işyerindeki konumu/işini kaybetme korkusuyla hukuka aykırı fiilde bulunması zorunluluk sayılmamıştır. Daire, TCK 25/2’nin “ağır ve muhakkak tehlike–alternatifsizlik–orantı” üçlüsünü aradığını; işten çıkarılma olasılığının bu eşiği karşılamadığını belirtmiştir. Dolayısıyla yerel mahkemenin zorunluluk gerekçesiyle CVYO vermesi bozulmuştur.

Karar, psikososyal baskı ile muhakkak tehlike ayrımını somutlaştırır: Zorunluluk, failin ya da üçüncü kişinin haklarına yönelen yakın-ciddi tehlikeye tepkiyi kapsar; ekonomik veya hiyerarşik baskılar kural olarak bu kapsamda değildir. Bu nedenle işyeri bağlamındaki talimat-baskı durumları TCK 25/2’nin değil, başka kurumların (ör. haksız tahrik/hata) tartışma alanıdır.

Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, E. 2013/12033, K. 2014/615, 16.01.2014.

Yabani Domuz Saldırısında Üçüncü Kişiye İstenmeyen Sonuç: Zaruret (TCK 49/3)–Tarihsel Hat

765 sayılı TCK döneminde Daire, yabani domuz saldırısı sırasında üçüncü kişiyi kurtarmak amacıyla ateş edilmesi ve kazara ölüm meydana gelmesi olayını “zaruret (mecburiyet) hâli” olarak kabul etmiş; ceza verilmemesi gerektiğini belirtmiştir. Bu tarihsel hat, 5237 sayılı TCK’daki zorunluluk anlayışının köklerini gösterir.

Karar, tehlike kaynağının insan olmayabileceğini ve zorunluluk-meşru savunma ayrımının (hayvan/afet vb.) nasıl yapılacağını öğretir: Sahip tarafından silah gibi kullanma yoksa zorunluluk, aksi hâlde meşru savunma gündeme gelir. Böylece güncel uygulamada da menfaat-denge-orantı ekseni korunur.

Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, E. 3253, K. 3114, 06.12.1983.

Tıbbî Zorunluluk Nedeniyle Kimlik/Karne Kullanılması: Seri İçtihatla Onanan CVYO

Doğum/ameliyat gibi acil ve hayatî durumlarda, hekime erişim imkânsızlığından ötürü başkasına ait kimlik/karnenin kullanılması eylemlerinde Yargıtay, TCK 25/2 koşullarının varlığını çoğul içtihatla kabul eder. Daireler, “tehlikenin ağırlığı–alternatifsizlik–orantı”yı birlikte tartarak CVYO sonucuna ulaşır.

Bu çizgi bir defalık “empati kararı” değildir; 23. CD’nin 06.09.2015 ve 17.09.2015 tarihli kararları ile 15. CD’nin 20.01.2014 kararında aynı ilke korunmuştur. Böylece sağlık hakkına yönelen ağır tehlike karşısında malvarlığı/sahtecilik gibi türdeş ihlâllerde dahi kusurun kalktığı kabul edilir.

Künye Örnekleri: 15. CD, E. 2012/14754, K. 2014/532, 20.01.2014; 23. CD, E. 2015/9368, K. 2015/4176, 06.09.2015; 23. CD, E. 2015/2826, K. 2015/4349, 17.09.2015.

 

Avukat Çağrı Ayboğa

Avukat Çağrı Ayboğa, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olup yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Ayboğa + Partners Avukatlık Bürosu’nun kurucu avukatlarındandır. Ankara Barosu’na kayıtlı olarak dinamik ve tecrübeli ekibiyle avukatlık mesleğini icra etmektedir.
Başa dön tuşu
Ara