Ankara boşanma avukatı olarak; anlaşmalı ve çekişmeli boşanma, velayet, nafaka, tazminat, mal paylaşımı ve 6284 koruma tedbirlerinde Ankara Aile Mahkemelerinde dava açılışından kararın kesinleşmesine ve tasfiyeye kadar yanınızdayız.
Pazartesi - Cumartesi 09:00 - 18:00, görüşmeler randevu ile

Her boşanma dosyasının ağırlık noktası farklıdır. Durumunuza en yakın başlığı seçin; ilgili bölüm süreci, süreyi ve haklarınızı özetler.
Av. Çağrı Ayboğa, Ankara Barosuna kayıtlı olarak Çankaya Emek'teki bürosunda avukatlık yapmaktadır. Ankara boşanma avukatı olarak yürütülen anlaşmalı ve çekişmeli boşanma, velayet, nafaka, mal rejimi tasfiyesi ve ziynet alacağı dosyalarında her başvuru kendi delil durumu ve tarafların koşulları içinde değerlendirilir; süreç mahremiyet ilkesiyle ve açık bilgilendirmeyle yürütülür.
Büro aynı zamanda ceza ve infaz hukukunda aktif dosya yürüttüğünden, boşanma davalarıyla iç içe geçen 6284 koruma tedbirleri, aile içi şiddet ve tehdit şikayetleri, hakaret ve özel hayatın gizliliği gibi ceza boyutları da aynı çatı altında takip edilir. Görüşmeyi yapan avukat dilekçeleri ve duruşmaları bizzat yürütür; ücret ilk görüşmede yazılı sözleşmeye bağlanır.

Ankara boşanma avukatı, Ankara Aile Mahkemelerinde görülen boşanma, velayet, nafaka, maddi-manevi tazminat ve mal rejimi tasfiyesi davalarında tarafları temsil eden, Ankara Barosu kayıtlı hukukçudur. Boşanma davası yalnızca evliliğin sona ermesi değildir; velayet düzenlemesi, kişisel ilişki, nafaka türleri, ziynet alacağı ve edinilmiş malların paylaşımı aynı süreçte karara bağlanır.
Doğru avukat seçiminde ölçütler nettir: doğrulanabilir baro kaydı, Ankara Aile Mahkemeleri pratiğine hakimiyet, tedbir taleplerini (tedbir nafakası, aile konutu şerhi, uzaklaştırma) dava dilekçesiyle birlikte kurgulayabilme becerisi, hakimin dosyaya hangi ölçütlerle bakacağını öngörerek strateji kurma ve şeffaf yazılı ücretlendirme. Özellikle çekişmeli boşanmada kusur ispatı; tanık, mesaj kayıtları ve harcama dökümleri gibi delillerin usulüne uygun sunulmasına bağlıdır. Hukuka aykırı elde edilen gizli ses ve görüntü kayıtları davada aleyhe sonuç doğurabilir; ispat stratejisi baştan doğru kurulmalıdır. Karar sonrasında gerekçeli kararın tebliği, iki haftalık istinaf süresinin takibi ve kesinleşme şerhi de vekillik kapsamında yürütülür.
Sürece hazırlık için boşanma davası için gerekli evraklar rehberimize ve boşanma davasında kadının hakları yazımıza göz atabilirsiniz. Değerlendirmelerimizde 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ve Yargıtay 2. Hukuk Dairesi içtihatları esas alınır.
Boşanma davaları iki usulde yürür. Hangi usulün seçileceği; süreyi, masrafı ve talep edilebilecek hakları doğrudan belirler.
Görevli mahkeme aile mahkemesidir; yetkili mahkeme eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son altı aydır birlikte oturdukları yer mahkemesidir (TMK 168). Ankara'da yaşayanlar için dava, yerleşim yerine göre Ankara Adliyesi (Sıhhiye) veya Ankara Batı Adliyesi (Sincan) aile mahkemelerinde görülür. Dilekçe tevzi bürosuna verilebileceği gibi e-imza veya mobil imzayla UYAP Vatandaş Portalı üzerinden de sunulabilir.
Anlaşmalı boşanmada bu aşamaların çoğu uygulanmaz; taraflar hazır bulunduğunda dava genellikle tek duruşmada sonuçlanır. Çekişmeli davalarda süre delil durumuna, tanık sayısına ve mahkemenin iş yüküne göre değişir.
Çekişmeli boşanmada sonucu belirleyen, iddianın büyüklüğü değil delilin kabul edilebilirliğidir. Ankara Aile Mahkemeleri hukuka aykırı elde edilen delili değerlendirmez; üstelik gizli kayıt alan eş TCK 132-134 kapsamında ceza soruşturmasıyla karşılaşabilir.
Ankara Aile Mahkemesi boşanma kararında tarafların kusurunu "ağır kusurlu, eşit kusurlu, az kusurlu, kusursuz" olarak belirler; bu tespit boşanmanın mali sonuçlarını doğrudan yönetir.
Çekişmeli boşanmada en çok sorulan iki soru şudur: "Hem boşanıp hem tazminatımı nasıl alırım?" ve "Eşimin aldattığını nasıl ispatlarım?" Aşağıdaki 25 vaka, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve 2. Hukuk Dairesinin emsal kararlarından seçildi. Her vaka bir soruyla başlar; dokunduğunuzda kısa cevabı ve altında karar incelemesini künyesiyle birebir görürsünüz.
Ağır kusurlu eş de dava açabilir; evliliğin sürmesinde korunmaya değer yarar kalmamışsa aldatılan eşin itirazı hakkın kötüye kullanılması sayılabilir (HGK 2021).
SADAKATSİZ EŞİN DAVASINDA DİĞER EŞİN TIRNAKLA YARALAMA EYLEMİ VE BOŞANMAYA İTİRAZIN DÜRÜSTLÜK KURALIYLA DENETLENMESİUzun süredir evli ve ergin çocuk sahibi tarafların uyuşmazlığında erkek, başka bir kadınla birliktelik yaşamaya başlamıştır. Bu kişiyle iş yerine geldiği sırada eşiyle karşılaşmış, aralarında kavga çıkmıştır. Olay ceza yargılamasına konu olmuş; kadının, eşinin yüzünü tırnağıyla yaraladığı belirlenmiştir. Erkek boşanma istemiş, kadın ise karşı çıkmıştır. Yerel mahkeme, evliliği bozan davranışların erkeğe ait olduğunu ve kadının eyleminin tepki niteliği taşıdığını kabul ederek davayı reddetmiştir. Direnme üzerine tartışma, kadının davranışına kusur yüklenip yüklenemeyeceği ve itirazının boşanmayı engelleyip engellemeyeceği üzerinde yoğunlaşmıştır.
Hukuk Genel Kurulu çoğunluğu, erkeğin ağır kusuruna rağmen kadının yaralama eylemi nedeniyle az da olsa kusurlu olduğunu kabul etmiştir. Ağır kusurlu eşin dava hakkı bütünüyle ortadan kalkmaz; ancak diğer eşin itirazı ayrıca değerlendirilir. Somut olayda ortak çocukların anlatımları ve ilişkinin geldiği durum birlikte ele alınarak, evliliğin sürmesinde korunmaya değer yarar kalmadığı ve karşı çıkmanın hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu sonucuna varılmıştır. Davanın reddine ilişkin direnme kararı bozulmuştur. Kadının davranışının kusur sayılamayacağını savunan karşı görüş çoğunlukça kabul edilmemiştir.
Kararın değerlendirilmesinde, ağır kusurlu olmak ile tamamen kusurlu olmak arasındaki ayrım belirleyicidir. İlkinde karşı tarafta da kanıtlanmış bir kusur bulunabilir ve davaya itirazın hukuki değeri tartışılır. İkincisinde ise davalıya yüklenebilecek kusur bulunmadığından değerlendirme farklılaşır. Bununla birlikte bu karar, sadakatsiz eşin her durumda boşanmayı elde edebileceği biçiminde genelleştirilemez. İtirazın neden kötüye kullanım sayıldığı somut dosya üzerinden açıklanmalıdır. Aynı şekilde fiziksel bir eylemin tahrik altında gerçekleşmesi, aile hukukundaki kusur değerlendirmesini kendiliğinden ve bütün olaylarda ortadan kaldıran bir neden olarak kabul edilmemiştir.
Uygulamada ceza dosyasındaki olay anlatımı, kamera incelemesi ve tarafların eylemleri birbirinden ayrılarak okunmalıdır. Bir eşin sadakatsizliği, diğer eşin ileri sürülen her davranışını otomatik olarak hukuka uygun hâle getirmediği gibi, karşılıklı eylem bulunması da kusurların mutlaka eşit olduğu anlamına gelmez. Boşanmaya karşı çıkan eş yönünden ise korunmasını istediği menfaatin açıklanması ve itirazın somut temellerinin gösterilmesi önemlidir. Kararın karşı oy içermesi, özellikle tepki davranışının sınırlarının kolay belirlenmediğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle emsal kullanılırken yalnızca sonuç cümlesi alınmamalı; sadakatsizliğin süresi, yaşanan kavga ve aile ilişkilerine ilişkin delillerin birlikte oluşturduğu çerçeve korunmalıdır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 12.10.2021, E. 2017/3156, K. 2021/1209.
Hayır. Tek bir sosyal buluşma veya barışma girişimi sadakat ihlalini kendiliğinden affetme anlamına gelmez (HGK 2022).
DOĞUM GÜNÜ YEMEĞİNE KATILMANIN VE BARIŞMA GİRİŞİMİNİN SADAKAT İHLALİNİ KENDİLİĞİNDEN AFFETME SAYILMAMASITaraflar 2010 yılında evlenmiş ve iki çocuk sahibi olmuştur. Evlilikte yaşanan sorunlardan sonra 10 Kasım 2017 tarihinde anlaşmalı boşanma iradesini yansıtan bir süreç başlatılmış; ancak erkek daha sonra boşanmak istemediğini bildirmiştir. Bu arada 20 Kasım tarihinde tarafların bir doğum günü yemeğinde bir araya gelmesi ve birlikte fotoğraf çektirmesi, sonraki yargılamada belirleyici tartışmaya dönüşmüştür. Kadın, çekişmeli hâle gelen davada zina sebebine, bunun kabul edilmemesi durumunda evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına dayanmıştır. Yerel mahkeme zina için yeterli ispat bulunmadığını, fakat erkeğin güven sarsıcı davranışlarının genel boşanma sebebini oluşturduğunu kabul etmiştir. Bölge adliye mahkemesi ise yemek ve fotoğrafları af kapsamında değerlendirerek farklı bir sonuca ulaşmıştır.
Hukuk Genel Kurulu, tek bir sosyal buluşmadan evlilikteki sorunların bağışlandığı ve ortak yaşamın yeniden kurulduğu sonucunun çıkarılamayacağını belirtmiştir. Dosyada aile büyüklerinin tarafları barıştırmaya çalıştığı, bu çabaların sonuç vermediği ve evlilik birliğinin fiilen yeniden tesis edilmediği anlaşılmıştır. Bu nedenle doğum günü yemeğine katılımın ve fotoğraf verilmesinin, kadının önceki davranışları affettiğini kesin biçimde gösterdiği kabul edilmemiştir. Kurul, af değerlendirmesine dayanan direnme kararını bozmuştur. Kararın sonucu, zina eyleminin ispatlandığı anlamına gelmemekte; güven sarsıcı davranışlara dayanan boşanma değerlendirmesinin af gerekçesiyle bertaraf edilemeyeceğini ifade etmektedir.
Kararın temel yaklaşımı, aileyi sürdürme ihtimalini araştıran eşin bu girişimi nedeniyle hukuki korumadan yoksun bırakılmamasıdır. Barışmayı denemek, görüşmek veya çocukların da bulunduğu bir ortamda bir araya gelmek ile geçmişteki davranışları bağışlamak aynı irade açıklaması değildir. Af sonucuna ulaşılabilmesi için olayların bütünü içinde açık veya davranışlarla anlaşılabilir bir bağışlama iradesinin bulunması gerekir. Tek bir fotoğrafın bağlamından koparılarak yorumlanması, evlilik ilişkisinin gerçek durumunu görünmez kılabilir. Bu nedenle görüşmenin amacı, süresi ve sonrasında ortak yaşamın sürüp sürmediği birlikte araştırılmalıdır.
İspat bakımından karar iki ayrı değerlendirme yapılmasını gerekli kılar. Önce sadakat ihlalinin hangi düzeyde kanıtlandığı belirlenmeli; zina şartları ile güven sarsıcı davranışların kapsamı birbirine karıştırılmamalıdır. Ardından kanıtlanan davranışların sonradan affedilip affedilmediği ayrıca incelenmelidir. Birincisinin ispatı, ikincisinin kendiliğinden kabulünü sağlamaz. Uygulamada tarafların mesajları, görüşmelerin içeriği ve ortak konuta dönüş olup olmadığı, yalnızca görüntü veren fotoğraflardan daha açıklayıcı olabilir. Böyle bir yöntem, uzlaşma girişimlerini cezalandırmadan geçmiş olayların boşanma davasındaki hukuki değerini belirlemeye elverişlidir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 29.11.2022, E. 2020/727, K. 2022/1620.
Hayır. Çelişkili ve güvenilirliği açıklanmamış tanık anlatımıyla zina gibi ağır bir isnat kabul edilmez (HGK 2025).
ÇELİŞKİLİ BAKICI ANLATIMLARIYLA ZİNANIN KANITLANAMAMASI VE BOŞANMA KESİNLEŞTİKTEN SONRA BİRLEŞEN DAVALARIN KONUSUZ KALMASIİki çocuk sahibi taraflar arasındaki uyuşmazlıkta, erkeğin başka bir kadınla ilişkisi ve buna ilişkin telefon ile konaklama verileri yargılamanın önemli bölümünü oluşturmuştur. Erkek de farklı tarihlerde açtığı ve birleştirilen davalarda kadının bir dans partneriyle zina yaptığını ileri sürmüştür. Kadına yöneltilen isnadın merkezinde, aile yanında çalışmış bakıcının anlatımları bulunmuştur. Ancak tanığın farklı tarihlerdeki açıklamaları arasında, çalıştığı dönem ve olayları öğrenme biçimi bakımından uyumsuzluklar ortaya çıkmıştır. Tanık, bazı bilgileri bizzat kadının kendisine anlattığını söylemiş; bu anlatımın taraflarla ilişkisi ve dosyanın diğer verileri karşısında ne ölçüde güvenilir olduğu tartışılmıştır. Bölge adliye mahkemesinin kadına da zina kusuru yüklemesi, tazminat sonuçlarını etkileyen bir meseleye dönüşmüştür.
Hukuk Genel Kurulu, zina gibi ağır bir isnadın çelişkili ve güvenilirliği yeterince açıklanmamış tanık anlatımından hareketle kabul edilemeyeceğini değerlendirmiştir. Bakıcının açıklamalarının zaman ve içerik bakımından sorunları ile iddia edilen mahrem bilgilerin kendisine aktarılmış olmasının hayatın olağan akışı içindeki inandırıcılığı birlikte incelenmiştir. Kadının zina yaptığına ilişkin yeterli ispat bulunmadığı; erkeğin kanıtlanan sadakat ihlalinin kusur değerlendirmesinde esas alınması gerektiği kabul edilmiştir. Bunun yanında, boşanma hükmünün daha önce kesinleşmiş olması nedeniyle erkeğin birleştirilen boşanma taleplerinin konusuz kaldığına dikkat çekilmiştir. Kurul direnme kararını bozmuş; kusur, tazminat ve yargılama giderleri bakımından doğru hukuki çerçeveyi göstermiştir.
Karar, tanığın yalnızca aile içinden bilgi aktarıyor görünmesinin beyanına otomatik üstünlük kazandırmadığını ortaya koymaktadır. Özellikle çalışma ilişkisi, taraflarla ekonomik bağlar, olayları doğrudan görüp görmediği ve önceki anlatımlarla tutarlılık birlikte sorgulanmalıdır. Mahrem bir ilişkiye dair dolaylı anlatım, olgunun kesinleşmiş kabul edilmesi için tek başına yeterli görülmemelidir. Bununla birlikte karar, zina iddiasının mutlaka belirli türde tek bir belgeyle kanıtlanmasını zorunlu kılmaz. Önemli olan, delillerin bütününün iddiayı taşıyabilecek güvenilirliğe ve açıklığa sahip olmasıdır. Ağır isnadın ağırlığı, delil değerlendirmesindeki özeni artırmaktadır.
Usul yönünden ise evliliğin daha önce kesin hükümle sona ermiş olması, sonradan incelenen birleşen dava bakımından gözden kaçırılamaz. Artık mevcut olmayan evlilik hakkında yeniden boşanma hükmü kurulması ile davanın konusuz kaldığının tespiti farklı sonuçlardır. Bununla birlikte konusuzluk, başlangıçta kimin haklı olduğu sorusunu giderler bakımından önemsiz hâle getirmez. Kusur belirlemesinin tazminat taleplerine etkisi de sürer. Bu nedenle boşanma hükmünün kesinleşme tarihi, birleşen davaların kapsamı ve devam eden ferî talepler ayrı ayrı belirlenmelidir. Kararın önemi, ispat hatası ile usul hatasının aynı dosyada ekonomik sonuçları birlikte değiştirebilmesidir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 17.12.2025, E. 2025/33, K. 2025/839.
Hukuka aykırı elde edilen mesajlar dışlanır; geriye kalan otel kayıtları ve tutarsız açıklamalar zinayı ispatlayabilir (Yargıtay 2. HD 2023).
OTEL KAYITLARIYLA ZİNANIN İSPATI VE HUKUKA AYKIRI MESAJLAR DIŞLANDIKTAN SONRA KALAN DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİKarşılıklı zina iddialarının ileri sürüldüğü davada, hem elektronik verilerin elde edilme biçimi hem otel kayıtlarının güvenilirliği tartışılmıştır. Erkeğin kadının telefon ve bilgisayarındaki verilere erişmesi ceza yargılamasına da konu olmuş; hukuka aykırı elde edilen mesajlar boşanma değerlendirmesinde kullanılmamıştır. Bunun yanında başka deliller ile kadının açıklamaları ayrıca incelenmiştir. Erkeğe yöneltilen zina iddiasında ise bir otelden farklı zamanlarda gönderilen cevaplar önem kazanmıştır. İlk kayıtlar aynı odada konaklamaya işaret ederken, sonraki açıklamalarda diğer kişinin yalnızca evrak için kısa süreli geldiği savunulmuştur. Kolluğa bildirilen konaklama listesi, oda bilgileri ve sonradan değiştirilen açıklamalar birlikte değerlendirilerek savunmanın kayıtlarla uyumu araştırılmıştır.
Bölge adliye mahkemesi, hukuka aykırı mesajları dışarıda bıraktıktan sonra kalan delillerin tarafların zina eylemlerini kanıtladığı sonucuna ulaşmıştır. Otel kayıtları bakımından ilk bildirimler ile sonraki ziyaret açıklaması arasındaki tutarsızlık, dosyadaki diğer verilerle birlikte değerlendirilmiştir. Taraflar zina sebebiyle boşanmış, eşit kusur kabulü nedeniyle tazminat talepleri kabul edilmemiştir. Hayata kast iddiası ise kanıtlanan olayların kapsamı içinde ayrıca değerlendirilerek kabul görmemiştir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, bölge adliye mahkemesinin kararını onamıştır. Bu nedenle ayrıntılı delil tartışmasının önemli kısmı alt derece gerekçesinde yer almakta; Yargıtay bu sonucu hukuka uygun bularak korumaktadır.
Kararın ilk önemli yönü, hukuka aykırı bir delilin varlığının dosyadaki bütün diğer delilleri kendiliğinden geçersiz hâle getirmemesidir. Hangi verinin hangi yolla elde edildiği ve hükmün gerçekten hangi delillere dayandığı ayrı ayrı gösterilmelidir. Kullanılamayan mesajların dolaylı biçimde yeniden gerekçeye taşınması ile bağımsız ve hukuka uygun delillerin değerlendirilmesi aynı işlem değildir. Bu ayrım özellikle dijital içeriklerin yoğun olduğu aile davalarında önem taşır. Delilin çarpıcı olması, elde ediliş biçimine ilişkin incelemeyi gereksiz kılmaz; dışlanan verinin yerine geçen diğer delillerin yeterliliği de ayrıca tartışılmalıdır.
İkinci yön, zina iddiasının değerlendirilmesinde kayıtların birbirini doğrulaması ve sonradan getirilen açıklamaların inandırıcılığıdır. Otel kaydının yalnızca başlığına bakmak yerine kim tarafından, ne zaman ve hangi içerikle oluşturulduğu incelenmelidir. Aynı olaya ilişkin değişen cevaplar, açıklanması gereken bir çelişki yaratır; fakat her konaklama veya ziyaret bilgisi bağlamından bağımsız kesin bir sonuç doğurmaz. Somut dosyada birden fazla veri birlikte sonuca götürmüştür. Bu karar, ağır bir boşanma sebebinin hem delilin hukuka uygunluğu hem ispat gücü yönünden denetlenmesini ve farklı özel boşanma iddialarının ayrı gerekçelerle sonuçlandırılmasını göstermesi bakımından önemlidir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 23.05.2023, E. 2023/3254, K. 2023/2586.
Hayır. Sadakat ihlali, çocuklarla ilgilenmeme ve şiddet ağırlıklarına göre ayrı ayrı tartılır; kusur kendiliğinden eşitlenmez (HGK 2022).
SADAKAT İHLALİ, ÇOCUKLARLA İLGİLENMEME VE ŞİDDETİN BİRLİKTE DEĞERLENDİRİLMESİNDE KUSURUN OTOMATİK OLARAK EŞİTLENEMEMESİTaraflar 1999 yılında evlenmiş ve iki çocuk sahibi olmuştur. Dosyaya yansıyan anlatımlarda, kadının sabah erken saatlerde evden çıkıp uzun süre dönmemesi, çocukların günlük yaşamı ve yemek düzeniyle yeterince ilgilenmemesi, eşlerin uzun zamandır ayrı odalarda yatması gibi olaylar tartışılmıştır. Çocukların annelerini başka bir erkekle yakınlaşırken gördüklerine ilişkin anlatımları, bu kişiyle iletişime işaret eden kayıtlar ve ev anahtarıyla bağlantılı olay da sadakat değerlendirmesinde ele alınmıştır. Buna karşılık erkeğin kadına hakaret ettiği ve fiziksel şiddet uyguladığı da dosyada sabit kabul edilen davranışlar arasındadır. Uyuşmazlık, yalnızca taraflardan hangisinin kusurlu olduğu üzerinde değil, kanıtlanan karşılıklı davranışların eşit kusur oluşturup oluşturmadığı üzerinde yoğunlaşmıştır.
Özel daire tarafların eşit kusurlu kabul edilmesi gerektiği görüşünü benimsemiş; Hukuk Genel Kurulu ise dosyanın bütününü farklı değerlendirmiştir. Kurul, kadının sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışları ve aile yaşamına ilişkin diğer ihmalleri ile erkeğin kanıtlanan hakaret ve şiddet eylemlerini birlikte tartarak kadının daha ağır kusurlu olduğu sonucuna ulaşmıştır. Bu nedenle yerel mahkemenin kusur belirlemesindeki direnmesi uygun bulunmuştur. Bununla birlikte inceleme bu noktada tamamlanmamış; tazminat miktarına ilişkin kalan temyiz itirazlarının değerlendirilmesi için dosyanın özel daireye gönderilmesi gerekmiştir. Karar, bütün taleplerin esastan kesin biçimde onandığı şeklinde okunmamalıdır.
İlkesel olarak bu uyuşmazlık, kusur karşılaştırmasının soyut bir davranış sıralamasına indirgenemeyeceğini göstermektedir. Karardan her sadakat ihlalinin her fiziksel şiddet eyleminden daha ağır olduğu yönünde genel bir kural çıkarılamaz. Kurulun yaptığı değerlendirme, o dosyada kanıtlanan olayların kapsamına ve birlikte oluşturduğu tabloya ilişkindir. Başka bir uyuşmazlıkta şiddetin yoğunluğu, sürekliliği veya sonuçları farklı bir kusur dağılımını gerektirebilir. Bu sebeple karar kullanılırken yalnızca sonuç cümlesinin aktarılması yeterli olmaz; karşılaştırılan davranışların somut içerikleri de gösterilmelidir. Şiddetin ayrıca kusur olarak kabul edilmiş olduğu da gözden kaçırılmamalıdır.
Çocukların anlatımlarının bulunduğu dosyalarda, tanıklığın yaşa, doğrudan gözleme ve olayın açıklığına ilişkin yönleri ayrıca önem taşır. Günlük bakımın aksadığına ilişkin olgular, sadakat iddiasını kendiliğinden ispatlamaz; her iddianın kendi delilleriyle ilişkilendirilmesi gerekir. Benzer biçimde telefon iletişimi tek başına bütün ilişki türlerini açıklayan kesin bir veri olarak görülemez. Somut olayda farklı deliller birlikte değerlendirilmiştir. Kararın uygulamadaki değeri, kusurun ayrıntılı gerekçelendirilmesini ve bu tespitin tazminat hakkı ile tazminat miktarı incelemesinden ayrılmasını sağlamasıdır. Böylece hukuki sonuç, genel ahlaki nitelemeler yerine kanıtlanan davranışlara dayandırılır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 18.10.2022, E. 2019/633, K. 2022/1293.
Ceza soruşturmasındaki ikrar boşanma davasında değerlendirilir; takipsizlik kararı aile hukukundaki kusur incelemesini bitirmez (HGK 2022).
CİNSEL DAVRANIŞA İLİŞKİN İKRARIN BOŞANMA YARGILAMASINDAKİ DEĞERİ VE TAKİPSİZLİĞİN KUSUR İNCELEMESİNİ SONA ERDİRMEMESİTaraflar 14 Ağustos 2015 tarihinde evlenmiş, çocukları olmamıştır. Kadın kısa süre sonra açtığı boşanma davasında fiziksel ve cinsel şiddete uğradığını, aile ilişkilerinde de aşağılayıcı davranışlarla karşılaştığını ileri sürmüştür. Erkek ise kadının ev içi sorumlulukları yerine getirmediğini ve aileyle iletişiminde sorun yaşandığını savunmuştur. Cinsel ilişkiye ilişkin şikâyet üzerine yürütülen soruşturmada erkek, anal ilişkinin üç kez gerçekleştiğini anlatmış; ilkini kadının, ikincisini kendisinin istediğini, üçüncüsünün karşılıklı istekle olduğunu söylemiştir. Dolayısıyla erkek ilişkinin gerçekleştiğini kabul etmiş, zor kullanıldığını ise kabul etmemiştir. Soruşturmada kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesi ve bunun boşanma yargılamasında nasıl değerlendirileceği uyuşmazlığın merkezine yerleşmiştir.
Bölge adliye mahkemesinin kadının boşanma talebini reddeden değerlendirmesine karşı Hukuk Genel Kurulu, erkeğin soruşturmadaki açıklamalarını incelemiştir. Kurul, açıklamalarda belirtilen cinsel davranışı somut dosyada cinsel şiddet ve boşanma yönünden kusur kapsamında değerlendirmiştir. Ceza soruşturmasında takipsizlik verilmiş olması, aile mahkemesinin eşler arasındaki davranışları kendi hukuki çerçevesinde değerlendirmesine engel sayılmamıştır. Kadının davasının reddi doğru bulunmayarak direnme kararı bozulmuştur. Kararı aktarırken korunması gereken ayrım, erkeğin zorlamayı açıkça itiraf etmiş olmamasıdır: İkrar edilen husus ilişkinin gerçekleşmesi, Kurulun ulaştığı sonuç ise bunun boşanma hukukundaki nitelendirilmesidir.
Karar, ceza hukuku ile boşanma hukukunda inceleme konusunun ve hukuki sonucun her zaman örtüşmediğini göstermektedir. Bir olayın ceza soruşturmasında kamu davasına dönüşmemesi, ortak yaşamın sürdürülmesine etkisinin hiç incelenemeyeceği anlamına gelmez. Bununla birlikte soruşturma evrakının aile davasına aktarılması, beyanların kapsamından daha geniş bir ikrar üretilmesini de haklı kılmaz. Hangi olgunun kabul edildiği, hangi olgunun inkâr edildiği ve mahkemenin hangi delillerle sonuç çıkardığı açıkça gösterilmelidir. Bu hassasiyet, özellikle mahremiyet ve beden bütünlüğüyle ilgili uyuşmazlıklarda kararın doğru anlaşılması için gereklidir.
Bu içtihadın somut sonucu aktarılırken rıza, baskı ve cinsel özerklik kavramlarının ayrı değerlendirme gerektirdiği de göz önünde tutulmalıdır. Kararın belirli davranışı nitelendirme biçimi, tüm cinsel tercihler veya bütün evlilikler hakkında sınırsız bir genelleme olarak sunulmamalıdır. Uygulamada olayların bağlamı, tarafların açıklamaları ve varsa diğer deliller birlikte ele alınmalıdır. Dava dilekçesinde mahrem olayın gereksiz ayrıntılarla teşhir edilmesi yerine, hukuki uyuşmazlığı açıklayan ölçüde somutlaştırılması daha işlevseldir. Kararın temel önemi, takipsizlik sonucuna dayanılarak boşanma kusurunun araştırılmasından vazgeçilemeyeceğini ve soruşturmadaki açıklamaların dikkatle ayrıştırılması gerektiğini ortaya koymasıdır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 08.11.2022, E. 2020/131, K. 2022/1452.
Evet. Eşi evden kovmak ve ekonomik olarak yardımsız bırakmak kişilik haklarına saldırıdır ve manevi tazminatı etkiler (HGK 2021).
EŞİ EVDEN KOVMANIN VE EKONOMİK OLARAK YARDIMSIZ BIRAKMANIN KİŞİLİK HAKLARINA SALDIRI BOYUTUTaraflar 2000 yılında evlenmiş ve iki çocuk sahibi olmuştur. Kadın, erkeğin aile giderlerine ilişkin tutumundan, kendisine yönelik aşağılayıcı davranışlarından ve evden çıkarılmasından yakınarak boşanma istemiştir. Olayların ardından kadının komşularının yanında iki gece kaldığı, ailesinin bulunduğu şehre gidebilmesi için yol parasının çevredeki kişilerce karşılandığı anlatılmıştır. Böylece uyuşmazlık yalnızca eşler arasında yaşanan bir tartışma olarak kalmamış; kadının barınma ve ulaşım ihtiyacını başkalarının desteğiyle karşılamak zorunda kaldığı bir fiilî duruma dönüşmüştür. Yerel mahkeme boşanmaya karar vermiş ve erkeği tamamen kusurlu bulmuş; ancak belirlenen davranışların kadının kişilik haklarına saldırı oluşturmadığı gerekçesiyle manevi tazminat talebini reddetmiştir.
Hukuk Genel Kurulu önündeki temel mesele, boşanmanın gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinden çok bu davranışların manevi tazminata etkisidir. Kurul, eşin evden kovulmasının içerdiği aşağılayıcı anlamı göz önünde tutmuş; olayı yalnızca ortak yaşamın mekânsal olarak kesilmesi şeklinde değerlendirmemiştir. Somut koşullar içinde evden çıkarılma davranışının hakaret ve kişiliği zedeleme boyutu bulunduğu kabul edilmiştir. Bu nedenle kadının manevi tazminat talebinin kişilik hakkına saldırı bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmesi doğru görülmemiş ve direnme kararı bozulmuştur. Kararın kapsamı, her ekonomik anlaşmazlığa otomatik tazminat bağlanması değil, belirlenen dışlayıcı ve aşağılayıcı davranışın doğru hukuki nitelendirilmesidir.
İlke bakımından karar, ekonomik güçlük ile ekonomik dışlamanın birbirinden ayrılması gerektiğini düşündürmektedir. Ailenin gelirinin yetersiz olması ile bir eşin ortak yaşamdan çıkarılarak temel ihtiyaçlarında yardımsız bırakılması aynı olgu değildir. İkinci durumda davranışın insan onuru, güvenlik ve sosyal itibar üzerindeki etkisi ayrıca incelenir. Somut dosyada komşuların barınma ve yol parası bakımından devreye girmesi, anlatılan dışlamanın pratik sonucunu görünür kılmıştır. Manevi tazminat değerlendirmesi de yalnızca kullanılan sözcüklere değil, davranışın bütününün kişiye verdiği mesaja ve doğurduğu aşağılanmaya dayanabilir.
Dava hazırlığında evden ayrılmanın gönüllü mü, zorunlu mu olduğu; kişinin yanında para ve kişisel eşya bulunup bulunmadığı; dönüş imkânının sağlanıp sağlanmadığı gibi ayrıntılar önem taşır. Bununla birlikte iddia edilen her ayrıntı delille desteklenmeli, genel ekonomik şikâyetler kanıtlanmış olguların yerine geçirilmemelidir. Boşanma kusurunun belirlenmesi ile kişilik hakkına saldırının tespiti bağlantılı fakat ayrı aşamalardır. Bu karar, bir eşin tamamen kusurlu bulunmasının yanında hangi davranışının manevi tazminatı gerektirdiğinin de açıklanmasını sağlar. Somutlaştırılmış olay anlatımı, hem boşanma gerekçesini hem talep edilen hukuki sonucu anlaşılır hâle getirir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 11.02.2021, E. 2017/2644, K. 2021/68.
Hayır. Fiziksel şiddet, evden uzaklaştırma ve kilit değiştirme, ev işlerini ihmalden çok daha ağır kusurdur (HGK 2017).
FİZİKSEL ŞİDDET, EVDEN UZAKLAŞTIRMA VE KİLİT DEĞİŞTİRMENİN EV İŞLERİNİ İHMAL İLE EŞİT KUSUR SAYILAMAMASITarafların karşılıklı boşanma taleplerinde kadın, evlilik boyunca fiziksel şiddete, hakaretlere ve evden uzaklaştırılmaya maruz kaldığını ileri sürmüştür. Erkek ise kadının ev düzenine ve temizlik işlerine yeterince özen göstermediğini, aile sorumluluklarını yerine getirmediğini savunmuştur. Dosyada ortak çocuğun ağır hastalığı ve tedavi dönemi de aile yaşamının önemli bir parçası olarak yer almış; taraflar bakım yükümlülüklerinin kim tarafından yerine getirildiği konusunda farklı açıklamalarda bulunmuştur. Kadının bir süre ailesinin yanında kalması ve daha sonra ortak konutun kilidinin erkek tarafından değiştirilmesi, ayrılığın nasıl meydana geldiğinin değerlendirilmesinde önem kazanmıştır. Yerel mahkeme iki tarafın da boşanmasına karar vermiş, kusurları eşit kabul ederek kadının tazminat taleplerini reddetmiştir.
Hukuk Genel Kurulu, eşit kusur kabulünün dosyadaki davranışların ağırlığını karşılamadığını belirtmiştir. Erkeğin kadına fiziksel şiddet uygulaması, onu evden uzaklaştırması ve kilidi değiştirerek ortak yaşama dönüşünü engellemesi; kadına yüklenen ev işlerini ve temizlik sorumluluklarını ihmal davranışlarıyla aynı ağırlıkta görülmemiştir. Kurul, erkeğin daha ağır kusurlu olduğu yönündeki özel daire değerlendirmesini benimsemiş; eşit kusurdan hareketle tazminat taleplerinin reddedilmesini doğru bulmayarak direnme kararını bozmuştur. Böylece boşanmanın gerçekleşmiş olması, kusur belirlemesinin ekonomik sonuçlar bakımından yeniden denetlenmesini gereksiz kılmamıştır.
Bu karar, kusur karşılaştırmasının davranış sayma işlemi olmadığını ortaya koyar. Bir eşe birden fazla ev içi ihmal yüklenmesi, diğer eşin beden bütünlüğüne yönelen şiddetini kendiliğinden dengelemez. Eylemin niteliği, sürekliliği, ortak yaşam üzerindeki etkisi ve diğer eşin güvenliğini ne ölçüde ortadan kaldırdığı birlikte değerlendirilmelidir. Özellikle konut kilidinin değiştirilmesi, sıradan bir eşya kullanım tercihi olarak ele alınamaz; eşin ortak yaşam alanına erişimini kesen ve fiilî ayrılığı derinleştiren bir davranış olabilir. İnceleme, bu davranışın hangi olaylar içinde gerçekleştiğini açıklamalıdır.
Ev işleri bakımından da somut ihmalin ispatı ile cinsiyete dayalı varsayımlar birbirine karıştırılmamalıdır. Karardan bütün ev işlerinin yalnızca kadının görevi olduğu sonucu çıkarılamaz. Somut uyuşmazlıkta kadına yüklenen davranışlar değerlendirilmiş, buna rağmen erkeğin şiddeti ve dışlayıcı tutumu daha ağır bulunmuştur. Dava hazırlığında tanıkların yalnızca evin görünümünü anlatması yeterli görülmemeli; iş bölümü, sağlık ve bakım koşulları, eşlerin katkıları ve ayrılığa yol açan olayların sırası açıklanmalıdır. Kusur tespitinin doğru yapılması, özellikle maddi ve manevi tazminat taleplerinin değerlendirilmesinde doğrudan sonuç doğurur.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 14.06.2017, E. 2017/1573, K. 2017/1195.
Kıskançlık ve lüks harcama iddiaları somutlaştırılamazsa, tamamen kusurlu eşin boşanma talebi reddedilir (HGK 2022).
AŞIRI KISKANÇLIK VE LÜKS HARCAMA İDDİALARININ SOMUTLAŞTIRILAMAMASI HÂLİNDE TAMAMEN KUSURLU EŞİN BOŞANMA TALEBİNİN REDDİKısa süren evlilikte erkek, kadının aşırı kıskanç davrandığını, iş ve aile ilişkilerini kısıtladığını ve ekonomik imkânlarını aşan taleplerde bulunduğunu ileri sürerek boşanma istemiştir. Kadın ise bu iddiaları kabul etmemiş, evliliğin bozulmasını erkeğin tutumlarına bağlamıştır. Dava sırasında kadının hamile olması ve erkeğin doğum öncesi babalık konusunu sorgulayan talebi de taraflar arasındaki güvensizliğin görünümünü oluşturmuştur. Erkek, kadının harcama beklentileri yüzünden malvarlığı ve ortaklık paylarıyla ilgili tasarruflarda bulunduğunu anlatmıştır. Ancak gösterilen tanıkların önemli bölümü, somut aile içi davranışlardan çok erkeğin iş ve ekonomik çevresine ilişkin bilgiler aktarmıştır. Yerel mahkeme tarafların karşılıklı kusurlu olduğu kabulüyle boşanmaya karar vermiştir.
Hukuk Genel Kurulu, ekonomik durumdaki değişiklikler ile kadına isnat edilen davranışlar arasında yeterli bir ispat bağlantısı kurulmadığını değerlendirmiştir. Tanıkların erkeğin iş çevresinden kişiler olması kendi başına tanıklığı geçersiz kılmamış; ancak anlatımlarının kıskançlık, baskı ve aşırı talep iddialarını hangi somut gözleme dayanarak doğruladığı önemsenmiştir. Kadının kusurlu davranışlarının kanıtlanamadığı, evliliğin sarsılmasına yol açan olaylarda erkeğin tamamen kusurlu olduğu kabul edilmiştir. Bu çerçevede erkeğin kendi kusurundan yararlanarak boşanma elde etmesine olanak tanınmamış; davasının reddi gerektiği yönündeki değerlendirme benimsenerek direnme kararı bozulmuştur. Dosyadaki bütün ihtilaflar tek bir kıskançlık nitelemesine indirgenmemiştir.
Bu kararın ilkesel yönü, ekonomik bir sonucun aile içi kusurun kanıtı yerine geçirilemeyeceğini göstermesidir. Bir eşin borçlanmış, işini değiştirmiş veya pay satmış olması, bu işlemlerin mutlaka diğer eşin ölçüsüz taleplerinden kaynaklandığını göstermez. Nedensellik bağının tanık anlatımı, yazışma veya başka somut verilerle kurulması gerekir. Benzer şekilde kıskançlık, davranış içeriği açıklanmadan kullanılan genel bir sıfat olarak kalabilir. Kiminle görüşmenin ne şekilde engellendiği, ne tür bir baskı uygulandığı ve bunun evlilik yaşamını nasıl etkilediği gösterilmelidir. Aksi hâlde ispatlanmamış kişilik değerlendirmeleri, kusur tespitinin yerine geçer.
Karardan babalıkla ilgili her tartışmanın tek başına ve koşulsuz biçimde aynı kusur sonucunu doğuracağı yönünde bir kural çıkarılamaz. Burada belirleyici olan, dosyanın bütünü içinde kadına yöneltilen isnatların kanıtlanmaması ve erkeğin tamamen kusurlu bulunmasıdır. Dava stratejisi bakımından bu ayrım önemlidir: Çok sayıda iddia sıralanması, her birinin delille ilişkilendirilmesi gereğini ortadan kaldırmaz. Özellikle kısa evliliklerde genel karakter tanımları yerine olayların tarih sırasıyla anlatılması daha açıklayıcıdır. Karar, karşılıklı kusur varsayımının somut ispatın yerini alamayacağını ve boşanma talebinin davacının kendi davranışları bakımından da denetleneceğini göstermektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 14.06.2022, E. 2021/851, K. 2022/902.
Somut olayda kayınvalideye süregelen ağır hakaretlere karşı eşi ailesine göndermek tepki sayılmış, ağır kusur hakaret edene yüklenmiştir (HGK 2025).
KAYINVALİDEYE SÜREKLİ AĞIR HAKARET EDİLMESİ VE EŞİN AİLESİNE GÖNDERİLMESİNİN SOMUT OLAYDA TEPKİ SAYILMASIKısa süreli evlilikte kadın ile kayınvalidesi arasında birden fazla tartışma yaşanmış, tanıklar kadının ağır hakaretlerini bizzat duyduklarını açıklamıştır. Eşler görev yapılan şehre döndükten sonra erkek, kadını otobüse bindirerek ailesinin yanına göndermiştir. Kadının yolculuk sırasında parasının ve ihtiyaçlarını karşılayacak imkânının bulunmadığına ilişkin açıklamalar dosyaya yansımıştır. İlk derece mahkemesi kadını daha ağır kusurlu, bölge adliye mahkemesi ise tarafları eşit kusurlu görmüştür. Uyuşmazlık, erkeğin davranışının bağımsız kusur mu yoksa önceki ağır hakaretlere tepki mi olduğu ve kadının birleşen davasının kabul edilip edilemeyeceğidir.
Hukuk Genel Kurulu çoğunluğu, kayınvalideye süregelen ağır hakaretleri sabit görmüş; erkeğin eşini ailesine göndermesini somut olayda tepki niteliğinde kabul etmiştir. Bu davranış erkeğe ayrıca kusur yüklenmesine yeterli bulunmadığından kadın tam kusurlu sayılmış; birleşen boşanma davasının reddi ve yoksulluk nafakası talebinin bu belirlemeye göre değerlendirilmesi gerektiği kabul edilerek direnme kararı bozulmuştur. Karşı görüş, parasız biçimde gece yolculuğuna gönderilmeyi ekonomik ve psikolojik şiddet olarak değerlendirmiştir. Bu değerlendirme çoğunluğun gerekçesi değildir.
Kararın incelenmesinde, aile büyüğüne yönelen hakaretin evlilik ilişkisi üzerindeki etkisi ile buna verilen karşılığın sınırları birlikte ele alınmalıdır. Eşe ait olmayan bir üçüncü kişi davranışını eşe yüklemek ile eşin bizzat kayınvalidesine hakaret etmesini değerlendirmek farklıdır. Bunun yanında tepki kavramı, her dışlama veya evden gönderme davranışını hukuken önemsiz kılan genel bir savunmaya dönüşmemelidir. Bu dosyada çoğunluk ile karşı oyun ayrılması, aynı olay zincirinin zaman, ağırlık ve bağımsız zarar bakımından farklı yorumlanabildiğini göstermektedir. Dolayısıyla kararın sonucu aktarılırken karşı oyda belirtilen olayların çoğunlukça benimsenen hukuk kuralı gibi sunulmaması gerekir.
Uygulama bakımından hakaretlerin tekrarı, tanıkların doğrudan gözlemi, tarafların olaydan sonra ne kadar birlikte yaşadığı ve sonraki davranışın önceki olayla bağlantısı açıklaştırılmalıdır. Bir tepkinin hangi noktada bağımsız kusura dönüştüğü, yalnızca ilk olayın ağırlığına bakılarak çözülemez; tepkinin niteliği ve doğurduğu sonuç da tartışılmalıdır. Bu karar, özellikle karşılıklı davalarda kusur tespitinin her bir talebin sonucunu değiştirebildiğini gösterir. Taraflardan biri tam kusurlu kabul edildiğinde, yalnızca tazminat veya nafaka değil o tarafın açtığı boşanma davasının kabul koşulları da etkilenir. Bu nedenle kusur tartışması hükmün bütününe yayılan bir önem taşımaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 25.06.2025, E. 2023/1141, K. 2025/395.
Evet. Aile müdahalesine sessiz kalma, eşle ilgilenmeme ve eşyaya öfke gösterisi de kusur sayılır (Yargıtay 2. HD 2017).
AŞIRI KISKANÇLIĞA KARŞILIK AİLE MÜDAHALESİNE SESSİZ KALMA, EŞLE İLGİLENMEME VE EŞYAYA ÖFKE GÖSTERİSİNİN DE KUSUR SAYILMASITarafların karşılıklı boşanma davalarında kadın yönünden aşırı kıskançlık davranışları üzerinde durulmuştur. Yerel mahkeme erkeğin davasını kabul etmiş, kadının karşı davasını ise reddetmiştir. Buna karşılık dosyada erkeğin de evlilik ilişkisini etkileyen davranışları bulunduğu anlaşılmıştır. Erkeğin eşiyle yeterince ilgilenmemesi, ailesinin evliliğe müdahalesi karşısında sessiz kalması ve öfkesini dolap kapağını kırarak göstermesi bunlar arasındadır. Bu olaylar, kadının davranışlarının tartışılması sırasında arka planda bırakılabilecek önemsiz ayrıntılar değildir. Temyiz incelemesinde mesele, kadına yüklenen kıskançlığın erkeğin diğer davranışlarını hukuken etkisiz kılıp kılmadığı ve karşı davanın reddini haklı gösterip göstermediği üzerinde yoğunlaşmıştır. Karar metni, aile müdahalesinin bütün ayrıntılarını değil, sabit kabul edilen bu davranış çerçevesini aktarmaktadır.
Yargıtay, erkeğin belirlenen davranışlarının da boşanmayı gerektirecek nitelikte olduğu sonucuna ulaşmıştır. Kadının aşırı kıskanç olması, erkeğin aile müdahalesine karşı tutumunun, ilgisizliğinin ve eşyaya yönelen öfkesinin değerlendirilmesini ortadan kaldırmamıştır. Bu nedenle yalnızca erkeğin davasının kabul edilip kadının karşı davasının reddedilmesi doğru görülmemiştir. Daire, kadının karşı davasının da kabul edilmesi gerektiğini belirterek hükmü bozmuştur. Bozma sebebi karşı davanın reddine ilişkin olduğundan, diğer temyiz itirazlarının bu aşamada ayrıca incelenmesi gerekmemiştir. Karar, taraflardan birinin kusurunun daha görünür olmasının diğer tarafın boşanma talebini kendiliğinden dayanaksız kılmadığını ortaya koymaktadır.
İlkesel açıdan evlilikte aile müdahalesi yalnızca müdahale eden üçüncü kişinin davranışı olarak ele alınamaz. Eşin bu müdahaleye karşı nasıl davrandığı, ortak yaşamın sınırlarını koruyup korumadığı ve diğer eşin yanında bulunup bulunmadığı da değerlendirilebilir. Bununla birlikte aileyle her görüş ayrılığı boşanma sebebi sayılmaz; somut müdahalenin ve eşin tutumunun kanıtlanması gerekir. Eşyaya yönelen öfke de beden üzerinde doğrudan darp bulunmadığı için önemsiz kabul edilmemelidir. Eylemin ev içindeki güven ve huzura etkisi, olayın koşulları içinde incelenmelidir. Somut karar, bu farklı davranışların bir arada değerlendirilmesini gerektirmektedir.
Kıskançlık iddiası bakımından da aynı somutlaştırma ihtiyacı vardır. Kıskanç olarak tanımlanan eşin hangi davranışları gösterdiği açıklanmalı; diğer tarafın ilgisizliği veya aile baskısı bu tanımlamayla örtülmemelidir. Karşılıklı davalarda her talep, dayandığı vakıalar ve deliller bakımından bağımsız olarak incelenmelidir. Bir davanın kabulü diğerinin zorunlu olarak reddi anlamına gelmez. Uygulamada olayların birbirine tepki olarak mı, bağımsız biçimde mi geliştiğinin gösterilmesi kusur karşılaştırmasını da kolaylaştırır. Kararın değeri, evlilikteki çatışmayı tek bir eşin kişilik özelliğine indirgeyen yaklaşımın yerine, iki tarafın kanıtlanan davranışlarını esas alan bir inceleme koymasıdır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 10.10.2017, E. 2016/5451, K. 2017/10768.
Evet. Dinî ibadet ve örtünme konusunda baskı, aileler arasındaki karşılıklı saygısızlıktan daha ağır kusurdur (Yargıtay 2. HD 2016).
EŞİN NAMAZ KILMAYA VE ÖRTÜNMEYE ZORLANMASININ AİLELER ARASINDAKİ KARŞILIKLI SAYGISIZLIKTAN DAHA AĞIR DEĞERLENDİRİLMESİKarşılıklı boşanma davalarında tarafların birbirlerinin ailelerine karşı saygısız davranışları bulunduğu kabul edilmiştir. Kadının erkeğin annesine ve ailesine yönelik tutumları ile erkeğin kadının ailesine yönelik davranışları dosyada tartışılmıştır. Bunun yanında erkek ve ailesinin, kadının namaz kılması ve örtünmesi konusunda baskı yaptıkları da belirlenmiştir. Yerel mahkeme tarafları eşit kusurlu sayarak boşanmaya karar vermiş, bu kusur kabulü tazminat taleplerinin sonucuna da yansımıştır. Böylece uyuşmazlıkta ailelerle ilişkilerde karşılıklı sorunlar bulunmasına rağmen, kadının kişisel inanç pratiği ve giyimine yönelen baskının ayrı ağırlığının değerlendirilip değerlendirilmediği önem kazanmıştır. Daire incelemesi, boşanmanın yanında çocukla kişisel ilişkinin düzenlenmesine ilişkin sorunları da kapsamıştır.
Yargıtay, erkeğin ve ailesinin kadına dinî ibadet ve örtünme konusunda baskı yapmasını kusur karşılaştırmasında özellikle dikkate almıştır. Tarafların ailelere karşı karşılıklı saygısız davranışları bulunduğu kabul edilmekle birlikte, erkeğin daha ağır kusurlu olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu nedenle eşit kusur kabulüyle kadının tazminat taleplerinin reddedilmesi doğru bulunmamıştır. Kişisel ilişki düzenlemesinin tarafların aynı veya farklı şehirlerde bulunmasına göre kurulması bakımından da bozma sebebi oluşmuştur. Hüküm ilgili yönlerden bozulmuş, bozma dışında kalan bölümler korunmuştur. Kararın sonucu, dinî farklılığın tek başına boşanma sebebi sayılması değil, belirlenen zorlayıcı davranışların kusur olarak değerlendirilmesidir.
İlke düzeyinde belirleyici ayrım, bir eşin kendi inancını yaşaması ile diğer eşe belirli ibadet ve giyim biçimini dayatması arasındadır. Eşlerin değerleri hakkında konuşması veya beklentilerini ifade etmesi ile baskı kurması aynı şey değildir. Somut olayda kabul edilen baskı, diğer eşin kişisel alanına müdahale niteliği taşımaktadır. Bu davranışın aile üyeleriyle birlikte gerçekleştirilmesi, evliliğin dışındaki kişilerin etkisini de kusur değerlendirmesine taşımıştır. Evlilik birliği, taraflardan birine diğerinin vicdanı ve kişisel tercihleri üzerinde sınırsız belirleme yetkisi vermez. Kararın ağırlığı bu müdahalenin görünür kılınmasından kaynaklanmaktadır.
Karar kullanılırken karşılıklı aile saygısızlıklarının tamamen yok sayıldığı ileri sürülmemelidir. Daire bu davranışları değerlendirmiş, fakat kusuru eşitlemek için yeterli bulmamıştır. Dava dilekçesinde baskının hangi söz ve davranışlarla kurulduğu, kimlerin katıldığı ve eşin nasıl tepki verdiği açıklanmalıdır. Soyut olarak muhafazakâr veya dindar aile tanımlaması, baskının ispatı yerine geçmez. Aynı biçimde eşlerin farklı dünya görüşlerine sahip olması tek başına kusur sonucunu taşımaz. Bu içtihat, kişisel tercihlere müdahalenin somut delillerle ortaya konulmasını ve tazminat değerlendirmesinde davranışların ağırlığının ayrı ayrı tartılmasını gerektirmesi bakımından önem taşımaktadır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 31.03.2016, E. 2015/15136, K. 2016/6533.
Evet. Kumar borçları, alkol ve aile giderlerini ihmal ekonomik güveni sarsan bir davranış bütünü olarak tam kusur sayılmıştır (Yargıtay 2. HD 2024).
KUMAR BORÇLARI, ALKOL KULLANIMI VE AİLE GİDERLERİNİ İHMALİN EKONOMİK GÜVENİ SARSAN BİR DAVRANIŞ BÜTÜNÜ OLUŞTURMASIKadın, erkeğin kumar ve alkol alışkanlıklarının aile yaşamını bozduğunu, geç saatlerde eve geldiğini ve aile giderleriyle yeterince ilgilenmediğini ileri sürerek boşanma talep etmiştir. Dava, hem Türk Medeni Kanunu’nun 163. maddesi hem evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebi çerçevesinde açılmıştır. Dosyada kumardan doğan borçlar, borçlanmanın aileye etkisi, çocuklarla ilgilenmeme ve kadının parasının habersiz alınması gibi olaylar değerlendirilmiştir. Borçların karşılanma biçimi ve eşin gerçeğe uygun davranıp davranmadığı da güven ilişkisinin parçası olarak ele alınmıştır. İlk derece mahkemesi özel sebebe dayanan talebi kabul etmemiş, genel boşanma sebebi yönünden ise davayı kabul etmiştir. Bölge adliye mahkemesi incelemesinde de erkeğin evlilik içindeki davranışlarının bütünü esas alınmıştır.
Erkeğin kumar oynaması, borçlanması, aileye ekonomik desteği ve çocuklara ilgiyi ihmal etmesi ile eşinin parasını habersiz kullanması kusur değerlendirmesinde birlikte ele alınmıştır. Erkek tamamen kusurlu bulunmuş, boşanma ve buna bağlı mali sonuçlar bu kabule göre düzenlenmiştir. Yargıtay önüne gelen temyiz incelemesi erkeğin kusur ve tazminat itirazları kapsamında yürümüş; Daire bölge adliye mahkemesi kararını onamıştır. Bu sonuç, 163. maddenin şartlarının her kumar veya alkol olayında oluşacağı yönünde bir ilke değildir. Somut dosyada ayakta kalan boşanma hükmü genel sebebe dayanmakta; Yargıtayın incelemesinin sınırları da başvuran tarafın itirazlarıyla belirlenmektedir.
Kararın ilkesel katkısı, ekonomik güvenin yalnızca aileye belirli bir miktarda para verilmesiyle ölçülemeyeceğini göstermesidir. Kontrolsüz borçlanma, ortak yaşamın ihtiyaçlarını geri plana itme ve eşin parasını habersiz kullanma birlikte değerlendirildiğinde daha geniş bir yükümlülük ihlali ortaya çıkabilir. Bununla birlikte borç bulunması tek başına kusur değildir; borcun nedeni, tarafların bilgisi ve aileye etkisi açıklanmalıdır. Alkol kullanımı da soyut bir etiket olarak değil, ortak yaşamda doğurduğu somut sonuçlarla ele alınmalıdır. Bu dosyada birbirini tamamlayan davranışların toplam etkisi boşanma gerekçesini oluşturmuştur.
Uygulamada banka hareketleri veya borç belgeleri, olayın yalnızca mali yönünü gösterebilir. Aile giderlerinin nasıl karşılandığı, çocukların bakımının aksayıp aksamadığı ve eşlerin bu süreçteki iletişimi de önemlidir. Eşin parasını kullanma iddiasında rıza ve bilgilendirme konusu ayrıca somutlaştırılmalıdır. Özel boşanma sebebi ile genel sebebin birlikte ileri sürüldüğü davalarda ise her talebin hukuki şartları ve hüküm sonucu açıkça ayrılmalıdır. Karar, gündelik yaşamı etkileyen ekonomik davranışların münferit hesap uyuşmazlıkları olarak görülmemesini; fakat genel nitelendirmeler yerine somut olayların ve başvuru sınırlarının esas alınmasını göstermektedir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 01.11.2024, E. 2024/157, K. 2024/8159.
Evet. Bu davranışlar pek kötü muamele ve onur kırıcı davranış niteliğinde olup boşanmayı gerektirir (HGK 2019).
SAÇ ÇEKME, BOĞAZ SIKMA VE AĞIR AŞAĞILAMANIN PEK KÖTÜ MUAMELE VE ONUR KIRICI DAVRANIŞ SEBEBİYLE BOŞANMAYI GEREKTİRMESİUyuşmazlıkta erkek, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını ileri sürerek boşanma davası açmış; eşinin alkol ve sigara kullanması ile aile yaşamına ilişkin çeşitli davranışlarından yakınmıştır. Kadın ise karşı davasını yalnızca genel geçimsizliğe dayandırmamış, Türk Medeni Kanunu’nun 162. maddesindeki pek kötü muamele ve ağır derecede onur kırıcı davranış sebebini ileri sürmüştür. Dosyada kadının saçlarının çekilmesi, boğazının sıkılması ve kendisine ahlaksızlık isnat eden aşağılayıcı sözler yöneltilmesi tartışılmıştır. Erkek tarafından açılmış dava devam ederken, 25 Temmuz 2012 tarihinde gerçekleşen son olay da kadının iki gün sonra açtığı karşı davanın dayanakları arasında yer almıştır. Tarafların ceza yargılamasına konu olan karşılıklı davranışları da uyuşmazlığın delil çerçevesini oluşturmuştur.
Yerel mahkeme, sonraki birlikteliği af kapsamında değerlendirerek ve son olayın erkeğin dava tarihinden sonra gerçekleşmesini dikkate alarak özel boşanma sebebine dayanan talebi kabul etmemiştir. Hukuk Genel Kurulu ise kadının kendi karşı davasını açtığı tarih ile dayandığı olayların tarihinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Erkeğin daha önce dava açmış olması, kadının daha sonra gerçekleşen ağır davranışlara dayanarak bağımsız bir karşı dava açmasını engellemez. Kurul, affın gerçekleştiğini gösteren yeterli delil bulunmadığını ve belirlenen fiziksel saldırılar ile ağır aşağılamaların 162. madde kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini kabul ederek direnme kararını bozmuştur.
Kararın ilkesel önemi, aile içi şiddetin bütün görünümlerinin genel geçimsizlik içinde eritilemeyeceğini göstermesidir. Saç çekme veya boğaz sıkma gibi kişinin beden bütünlüğüne doğrudan yönelen eylemler, evlilikte karşılaşılan olağan anlaşmazlıklarla aynı düzlemde ele alınamaz. Ağır aşağılamanın fiziksel saldırıyla birleşmesi, özel boşanma sebebinin kendi şartları bakımından incelenmesini gerektirir. Bu incelemede tarafların genel kusur dağılımı kadar, özel sebebi oluşturan eylemin ağırlığı ve ispatı da belirleyicidir. Somut karar, iddianın hukuki niteliğinin dilekçede doğru kurulmasının hükmün sonucunu değiştirebildiğini göstermektedir.
Af değerlendirmesi bakımından da birlikte bulunma veya zorunlu temas ile yaşanan ağır davranışı bağışlama iradesi birbirinden ayrılmalıdır. Çocuğu görmek, aile ilişkilerini yürütmek ya da geçici olarak aynı ortamda bulunmak, kendi başına kesin bir bağışlama sonucu doğurmaz. Dosyanın bütününden affetme iradesi çıkarılmadan, mağdur eşin özel boşanma sebebinden yararlanma imkânı ortadan kaldırılamaz. Uygulamada dava kronolojisinin her taraf yönünden ayrı kurulması; saldırının tarihi, karşı davanın tarihi ve af iddiasına dayanak yapılan davranışların somutlaştırılması gerekir. Böylece bir tarafın önce dava açması, sonraki şiddet olaylarını yargısal inceleme dışında bırakan bir araca dönüşmez.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 20.06.2019, E. 2017/2420, K. 2019/750.
Hayır. Çocuklarla görüşme tartışması, eşe baskı, aile müdahalesine sessizlik ve fiziksel şiddetten bağımsız okunamaz (HGK 2023).
ÖNCEKİ EVLİLİKTEN OLAN ÇOCUKLARLA GÖRÜŞME TARTIŞMASININ AİLE BASKISI VE ŞİDDETTEN AYRI DEĞERLENDİRİLEMEMESİHer iki tarafın da önceki evliliklerinden çocuklarının bulunduğu dosyada eşler yaklaşık beş ay birlikte yaşamıştır. Erkek, kadının kendi çocuklarıyla görüşmesini istemediğini ve ailesiyle sorun çıkardığını ileri sürerek boşanma talep etmiştir. Kadın ise erkeğin ailesiyle aynı çevrede yaşama baskısını, aile müdahalesini ve şiddeti anlatarak davanın reddini istemiştir. Bölge adliye mahkemesi, erkeğin daha ağır kusurlu olduğunu kabul etmekle birlikte boşanmaya hükmetmiştir. Kadına yüklenen davranışın başlıca dayanağı erkeğin annesinin anlatımıdır. Direnme aşamasında hem bu anlatımın yeterliliği hem de kadının boşanmaya karşı çıkmasının kötüniyet sayılıp sayılamayacağı tartışılmıştır.
Hukuk Genel Kurulu, erkeğin eşine baskı yaptığını, ailesinin müdahalesine sessiz kaldığını, tartışmalarda kadını ailesinin evine bıraktığını ve fiziksel şiddet uyguladığını dikkate almıştır. Kısa evlilik dönemi içindeki yoğun baskı karşısında, çocuklarla görüşme konusundaki tanık açıklaması kadına boşanmaya yeterli kusur yüklenmesini sağlamamıştır. Kadının davaya itirazında kötüniyet de görülmemiştir. Direnme kararı bozulmuştur. Kurul ayrıca itirazın hakkın kötüye kullanılması olup olmadığının, hâkimin takdir yetkisi gerekçesiyle temyiz denetimi dışında bırakılamayacağını açıklamıştır.
Karar, önceki evlilikten doğan ebeveynlik ilişkilerinin yeni evlilik içindeki önemini ortadan kaldırmamaktadır. Buradaki ilke, bir davranışın kusur olarak kabul edilmesi için olayın bağlamından koparılmadan ve yeterli delille ortaya konulmasıdır. Çocuklarla ilişkinin engellenmesi iddiası, aile büyüklerinin ortak yaşama müdahalesi ve eşler arasındaki güç ilişkisiyle birlikte incelenmelidir. Özellikle bir tarafın ailesinden gelen tek anlatımın, hangi gözleme dayandığı ve diğer delillerle uyumu açıklanmalıdır. Tanığın akraba olması beyanını otomatik olarak değersiz kılmaz; fakat bu durum açıklamanın içeriğini ve somutluğunu inceleme gereğini de ortadan kaldırmaz.
Uygulama açısından daha ağır kusurlu eşin açtığı davada, diğer eşin boşanmayı istememesi başlı başına kötüye kullanım kanıtı değildir. Aksi yaklaşım, kanunun tanıdığı itiraz hakkını işlevsiz bırakır. Davacı, karşı tarafın hangi davranışının kusur oluşturduğunu ve itirazın hangi somut nedenle korunamayacağını ayrı ayrı göstermelidir. Karar ayrıca kusur derecesine ilişkin adlandırma ile bu adlandırmadan çıkarılan hukuki sonucun farklı meseleler olduğunu ortaya koyar. Taraflardan birine az kusur yüklenmiş olsa bile boşanma sonucuna geçiş otomatik değildir. İspat, kusur karşılaştırması ve itirazın değerlendirilmesi birbirini izleyen, her biri gerekçe gerektiren aşamalar olarak ele alınmalıdır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 21.06.2023, E. 2022/589, K. 2023/671.
Hayır. Soyut ifadeler yetmez; evliliği sürdürmek için barışılmışsa önceki olaylar yeniden kusur yapılamaz (HGK 2019).
EVLİLİK BİRLİĞİNİN SARSILDIĞINA İLİŞKİN GENEL İFADELERİN YETERLİ OLMAMASI VE BARIŞMADAN ÖNCEKİ OLAYLARIN YENİDEN KUSUR SAYILAMAMASIKadın, evlilik birliğinin devam edemeyecek derecede bozulduğunu ileri sürerek boşanma istemiştir. Eşler arasında daha önce sorunlar yaşanmış, kadın ailesinin yanına gitmiş; ancak araya giren kişilerin çabasıyla ortak konuta dönülerek evlilik yeniden sürdürülmüştür. Daha sonra tekrar ayrılmaları üzerine açılan davada tanıklar dinlenmiş, ilk derece mahkemesi boşanmaya karar vermiştir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi anlatımların yeterli olmadığını belirtmiş; mahkeme kabul hükmünde direnmiştir. Hukuk Genel Kurulu önündeki uyuşmazlık, son ayrılığa yol açan somut olayların kanıtlanıp kanıtlanmadığı ve önceki sorunların, yeniden kurulan ortak hayata rağmen hükme dayanak yapılıp yapılamayacağıdır.
Kurul, evliliği sürdürme amacıyla yeniden bir araya gelinmesinden önceki olayların somut dosyada hükme esas alınamayacağını kabul etmiştir. Sonraki döneme ilişkin tanık anlatımları ise hangi davranışın ne sebeple birliği çekilmez hâle getirdiğini göstermeyen, soyut ve inandırıcılığı yetersiz açıklamalardır. Davalı erkeğin boşanmaya yol açacak kusurlu davranışı ispatlanmadığından davanın reddi gerektiği belirtilerek direnme kararı bozulmuştur. Böylece yalnızca ilişkinin bozulduğu sonucunu bildiren ifadeler, bu sonucu doğuran olayların kanıtı yerine geçirilmemiştir.
Bu kararın ilkesel değeri, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasını tarafların birbirlerinden memnun olmamasıyla özdeşleştirmemesidir. Geçimsizlik, hukuk düzeninde sonuç doğurabilmek için dava konusu somut davranışlarla ilişkilendirilmelidir. Tanığın eşlerin mutsuz olduğunu söylemesi ile bizzat gördüğü bir aşağılama, dışlama veya şiddet olayını açıklaması aynı ispat gücünde değildir. Değerlendirmede olayın içeriği kadar tanığın bilgisinin kaynağı da önem taşır. Diğer yandan barışmanın etkisi, geçmişteki bütün aile sorunlarının hiç yaşanmamış sayılması şeklinde okunmamalıdır; asıl mesele, hangi olayın artık bağımsız boşanma dayanağı yapılamadığı ve sonradan hangi yeni davranışın gerçekleştiğidir.
Uygulama bakımından dava hazırlığında barışma öncesi ve sonrası dönemlerin ayrılması gerekir. Birlikte yaşamanın ne zaman ve hangi amaçla yeniden başladığı, yeni ayrılığın hangi olaydan sonra gerçekleştiği açık bir kronolojiyle gösterilmelidir. Tanıklardan eşlerin kişilikleri hakkında genel kanaatler yerine gözlemledikleri olayları anlatmaları istenmesi, delillerin denetlenebilirliğini artırır. Bu yaklaşım, delil yetersizliğini daha fazla sıfat kullanarak gidermeye çalışmanın önüne geçer. Ayrıca dava dilekçesindeki ağır ithamlarla ispatlanan vakıalar arasındaki mesafe görünür hâle gelir. Karar, evliliğin sona ermiş olduğu yönündeki sosyal kanaatin, davanın hukuki ve ispat koşullarını tek başına karşılamadığını gösteren temel örneklerdendir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 04.04.2019, E. 2017/1935, K. 2019/410.
Tek başına hayır. Somut ifadeler ve mali düzen ekonomik şiddeti kanıtlamıyorsa kusur kabul edilmez (HGK 2024).
HARCAMALAR HAKKINDA SORU SORULMASI VE SOSYAL PROGRAMLARA İLİŞKİN İTİRAZLARIN TEK BAŞINA EKONOMİK ŞİDDET SAYILMAMASIÖğretmen kadın ile mühendis erkek, uzun yıllar süren evlilik ve iki ortak çocuk sonrasında karşılıklı boşanma davaları açmıştır. Kadın, eşinin ekonomik baskı uyguladığını, harcamalarına karıştığını ve sosyal yaşamını sınırladığını ileri sürmüştür. Dosyada kadının maaş ve kira gelirinin bulunduğu, erkeğin ev giderleri için ek kredi kartı verdiği ve kendi gelirini de aile ihtiyaçlarına ayırdığı anlaşılmıştır. Tanıklar alışverişler hakkında sorulan soruları ve bazı sosyal programlara yönelik itirazları aktarmıştır. Bölge adliye mahkemesi kadının davasını reddetmiş, bu ret yönündeki direnme Hukuk Genel Kurulunda incelenmiştir.
Kurul çoğunluğu, somut ifadelerin ve mali düzenin ileri sürülen ekonomik şiddet ile sosyal yaşamın engellenmesini kanıtlamadığını kabul etmiştir. Eşlerin birliğin giderlerine güçleri oranında katılma yükümlülüğü dikkate alınmış; harcama hakkında soru sorulması veya geç saatte dışarı çıkılmasına itiraz edilmesi dosyadaki bağlamıyla değerlendirilmiştir. Bu olguların ortak hayatı çekilmez hâle getirdiği de gösterilememiştir. Kadının davasının reddine ilişkin direnme kararı onanmıştır. Böylece ileri sürülen nitelemenin ağırlığı ile kanıtlanan davranışın gerçek içeriği arasında ayrım yapılmıştır.
Kararın hukuki anlamı, ekonomik şiddetin ancak parasız bırakma biçiminde gerçekleşebileceği değildir. Değerlendirmenin, başlık veya etiket üzerinden değil somut ekonomik ilişki üzerinden yapılması gerektiğidir. Bir alışveriş sorusu, tek başına gündelik iletişim niteliği taşıyabilir; fakat sistematik denetleme, gelir üzerinde zorlayıcı hâkimiyet veya ihtiyaçları karşılamayı engelleyen davranışlarla birlikte farklı anlam kazanabilir. Bu dosyada çoğunluğun yeterli bulmadığı kanıt yapısı, başka bir dosyada bulunan yoğun ve süreklilik gösteren baskının değerlendirilmesini engellemez. Emsal, bütün ailelerde harcama denetiminin kabul edilebilir olduğu yönünde soyut bir izin şeklinde kullanılmamalıdır.
Uygulamada ekonomik baskı iddiasının, kim tarafından ne zaman hangi ihtiyacın engellendiği gösterilerek somutlaştırılması gerekir. Gelirin miktarı kadar gelirden fiilen yararlanabilme, borçlandırma, harcamaya erişim ve ortak giderlere katılma biçimi de tartışılmalıdır. Sosyal yaşamın engellenmesi bakımından da bir öneri ile tehdit veya yaptırımla desteklenen yasak birbirinden ayrılmalıdır. Tanıkların tek bir cümleyi aktarması yerine bu cümlenin hangi olayın içinde söylendiğini açıklaması önemlidir. Karar, boşanma talebini destekleyen davranışların ortak yaşama etkisinin ayrıca gösterilmesini gerektiren güçlü bir örnektir. Hukuki niteleme ancak kanıtlanan olayın kapsamı ölçüsünde sonuç doğurmalıdır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 27.11.2024, E. 2023/580, K. 2024/573.
Somut delil yoksa hayır. Bu iddialar kanıtlanmadan her iki dava da reddedilebilir (Yargıtay 2. HD 2024).
AĞIZ KOKUSU, KİŞİSEL BAKIM, EV İŞLERİ VE TEDAVİDE DESTEK OLMAMA İDDİALARININ SOMUT DELİL OLMADAN BOŞANMAYA YETMEMESİKarşılıklı boşanma davalarında taraflar günlük yaşam ve sağlık meselelerine ilişkin çok sayıda iddia ileri sürmüştür. Kadın, erkeğin ailesinin kendisine hakaret ettiğini, erkeğin buna karşı sessiz kaldığını ve çocuk sahibi olmaya yönelik tedavi sürecinde yeterli destek göstermediğini anlatmıştır. Ayrıca sadakatle ilgili şüphe ve olaylardan söz etmiştir. Erkek ise kadının kıskançlığından, hakaretlerinden, ev işlerini yerine getirmemesinden ve kişisel bakımına özen göstermemesinden yakınmıştır. Ağız kokusu ve bunun giderilmesine yönelik tutum da erkeğin iddiaları arasında yer almıştır. Ancak tanıkların olayları ne ölçüde doğrudan gözlemlediği, açıklamaların somut davranışları kanıtlamaya yeterli olup olmadığı ve karşılıklı isnatların gerçek dayanakları yargılamada belirleyici olmuştur.
İlk derece mahkemesi, tarafların boşanmayı gerektiren kusurlu davranışlarını yeterli biçimde kanıtlayamadıkları sonucuna ulaşarak her iki davayı da reddetmiştir. Bölge adliye mahkemesi istinaf başvurularını sonuçsuz bırakmış; Yargıtay 2. Hukuk Dairesi de kararı onamıştır. Böylece dosyada ayrıntılı ve çok sayıda şikâyet bulunması, bunların ispatlandığı anlamına gelmemiştir. Karar, ağız kokusunun veya kişisel bakım sorununun her durumda boşanma sebebi olduğu yönünde bir kabul içermemektedir. Aynı şekilde tedavide yalnız bırakma ve aile hakaretlerine sessiz kalma iddiaları da somut dosyada yeterince kanıtlanmadığı için hükmün dayanağı yapılamamıştır. Sonuç, iddiaların sayısından çok delillerin niteliğine bağlanmıştır.
Bu kararın önemli yönü, gündelik yaşam şikâyetlerinin hukuki birer etikete dönüştürülmesini önlemesidir. Kişisel bakım sorunu, sağlık kaynaklı bir durum, tedaviye erişim güçlüğü veya diğer eşin beklentisi gibi birbirinden farklı olasılıklar içerebilir. Ev işlerinin yapılmadığı iddiasında da iş bölümü, tarafların çalışma koşulları ve somut aksama açıklanmalıdır. Sadece eşin bakımsız veya ilgisiz olduğu söylenerek kusur belirlenemez. Dava, tarafların birbirinden hoşnutsuz olduklarını değil, boşanmayı gerektiren olayların gerçekleştiğini gösterecek delillerle desteklenmelidir. Tanığın genel kanaati ile doğrudan gözlemi bu noktada ayrılır.
Uygulamada bu tür iddiaların küçük görülmesi kadar, kanıtsız biçimde kesinleşmiş sayılması da sorun yaratır. Süreklilik, uyarılara verilen karşılık ve ortak yaşam üzerindeki etki ancak somut olaylarla ortaya konulabilir. Aile üyelerinin duyuma dayalı anlatımlarının hangi bilgiye dayandığı da açıklanmalıdır. Bu içtihat, mahrem veya gündelik bir konunun dava sebebi olarak ileri sürülebilmesiyle ispatlanmış kabul edilmesinin farklı şeyler olduğunu hatırlatmaktadır. Kararın kullanışlı tarafı, boşanma sebeplerinin çeşitliliğine rağmen ortak bir gerekliliği göstermesidir: Hukuki sonuç, ileri sürülen sıfatlardan ve şikâyet yoğunluğundan değil, usulüne uygun sunulan somut delillerden çıkarılmalıdır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 16.01.2024, E. 2023/2740, K. 2024/255.
Hayır. Ayrı yaşamak tek başına evliliği bitirme iradesini ve kusuru kanıtlamaz (HGK 2023).
AYRI ŞEHİRLERDE YAŞAMANIN TEK BAŞINA EVLİLİĞİ SONA ERDİRME İRADESİNİ VE KUSURU KANITLAMAMASIUzun yıllar evli kalan ve iki çocuk sahibi olan tarafların yaşamı, farklı şehirlerde geçen dönemler içermiştir. Erkek, kadının ortak yaşamı sürdürmek istemediğini ve aile birliğine uygun davranmadığını ileri sürerek evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle dava açmıştır. Kadının Ankara’ya gitmesi ve bazı eşyalarını götürmesi, erkeğin iddialarının önemli dayanaklarından biri olmuştur. Dosyada geçmiş yıllardaki olaylar da anlatılmış; ancak bunların bir bölümünün sonrasında evliliğin sürdürülmüş olması nedeniyle affedildiği değerlendirilmiştir. Yerel mahkeme, kadının ayrılmasını ve birlikte yaşama yükümlülüğüne aykırı tutumunu esas alarak boşanmaya karar vermiştir. Hukuk Genel Kurulu önünde ise fiilî ayrılığın kanıtlanması ile bunun kadına yüklenebilir bir kusur oluşturmasının aynı şey olup olmadığı tartışılmıştır.
Kurul, tarafların ayrı yaşamalarının tek başına boşanma için yeterli olmadığını kabul etmiştir. Ayrılığın hangi koşullarda gerçekleştiği, tarafların bilgisi ve iradesi, ortak yaşamı sona erdirme amacı bulunup bulunmadığı açıklığa kavuşturulmadan kadının kusurlu sayılması doğru görülmemiştir. Davanın terk sebebine değil genel boşanma sebebine dayanması da değerlendirmede korunmuştur. Genel sebebe dayanan davada evden ayrılma davranışı elbette incelenebilir; ancak ayrılığın varlığı, haksız ve iradî bir birlikten kaçınmanın kendiliğinden kanıtı değildir. Kadına yüklenen kusurların yeterince ispatlanmadığı sonucuna ulaşan Kurul, davanın reddi gerektiği yönündeki bozma görüşünü benimseyerek direnme kararını bozmuştur.
Kararın önemi, fiziksel mekân ayrılığı ile evlilik iradesinin sona ermesini birbirinden ayırmasıdır. Eşlerin iş, eğitim, aile bakımı veya kendi aralarındaki düzenleme nedeniyle farklı yerlerde bulunmaları mümkündür. Somut uyuşmazlıkta bunlardan hangisinin bulunduğu araştırılmadan, yalnızca adres farklılığından kusur çıkarılması eksik bir değerlendirme yaratır. Aynı şekilde eşya götürme davranışı da bağlamı dışında kesin bir ayrılık beyanı olarak yorumlanmamalıdır. Davacı, ortak yaşamın hangi davranışlarla çekilmez hâle geldiğini açıklamak ve kanıtlamak durumundadır. Fiilî durumun varlığı ile o durumun hukuki anlamı farklı ispat sorularıdır.
Terk sebebine dayanan dava ile genel geçimsizliğe dayanan dava arasındaki ayrım da korunmalıdır. Bu karar, özel terk sebebinin şartlarını yerine getirmeksizin her ayrılık olayından otomatik boşanma sonucu elde edilemeyeceğini gösterir. Öte yandan davanın yalnızca genel sebebe dayanması, ayrılığa yol açan davranışların tümüyle önemsiz olduğu anlamına gelmez. Önemli olan iddia edilen davranışın somut olaylarla kurulmasıdır. Uygulamada taşınmanın tarihi, öncesindeki görüşmeler, dönüş çağrıları ve tarafların o dönemdeki yaşam düzeni delillerle açıklanmalıdır. Böylece evlilik ilişkisinin gerçek içeriği yerine yalnızca ayrı adreslerin esas alınması önlenir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 01.11.2023, E. 2022/771, K. 2023/1039.
Hayır. Eşini evden ayrılmaya zorlayan taraf terke dayanamaz; kararın gerekçesi ile hüküm çelişemez (HGK 2020).
EŞİNİ EVDEN AYRILMAYA ZORLAYAN TARAFIN TERKE DAYANAMAMASI VE BOŞANMA GEREKÇESİYLE HÜKMÜN ÇELİŞEMEMESİTaraflar 2008 yılında evlenmiştir. Kadın, hamilelik döneminde evden çıkarıldığını ve ortak yaşamın gereklerinin yerine getirilmediğini ileri sürmüş; ayrı yaşamakta haklı olduğunu savunarak nafaka talebinde bulunmuştur. Erkek ise kadının ortak konuta dönmediğini belirterek Türk Medeni Kanunu’nun 164. maddesindeki terk sebebine dayanmıştır. Kadının cevaplarında boşanma yönünde açıklamalar bulunmasına rağmen bunlar bağımsız bir karşı boşanma davası olarak görülmemiştir. Yerel mahkemenin gerekçesinde erkeğin kadını ayrılmaya zorlayan davranışları kabul edilirken, hüküm kısmında erkeğin terk sebebine dayanan boşanma talebi kabul edilmiştir. Kadın lehine bazı mali sonuçlara da hükmedilmesi, gerekçeyle sonuç arasındaki çelişkiyi daha görünür kılmıştır.
Hukuk Genel Kurulu, somut dosyanın esasına ilişkin kusur ve nafaka tartışmasını sonuçlandırmadan önce kararın kendi içinde tutarlı olması gerektiğini vurgulamıştır. Bir eşin diğerini ortak konutu terk etmeye zorladığının kabulü ile aynı eşin terk edilen taraf olarak boşanma hakkı elde etmesi, açıklanmadan bir arada tutulamaz. Kurul, gerekçe ile hüküm arasındaki bu uyumsuzluk nedeniyle önceki kararlar kaldırılarak direnme kararının usulden bozulmasına karar vermiştir. Bu aşamada nafaka veya tazminatın hangi tarafa kesin olarak ait olduğu yönünde esas incelemesi yapılmamıştır. Dolayısıyla karar, kadının mali taleplerinin kesin biçimde reddedildiği ya da kesin olarak onaylandığı şeklinde aktarılamaz.
Kararın maddi hukuk bakımından işaret ettiği ilke, terkin yalnızca kimin kapıdan çıktığına bakılarak belirlenemeyeceğidir. Ortak yaşamı terk etmeye zorlayan davranışları gösteren eşin konumu, özel boşanma sebebinin değerlendirilmesinde esaslı önem taşır. Fiziksel olarak konutta kalmak, her durumda hukuken terk edilen eş olmak anlamına gelmez. Evden çıkarılan veya dönmesi engellenen eşin ayrı yaşaması da sırf bu nedenle haksız sayılmaz. Ancak somut dosyada bu ilkelerin nihai mali sonuçlara nasıl uygulanacağı, tutarlı bir hüküm kurulması ve gerekli incelemelerin tamamlanmasıyla belirlenebilecektir.
Usul yönünden karar, gerekçenin yalnızca hükmü süsleyen bir açıklama olmadığını ortaya koymaktadır. Hangi davranışların sabit görüldüğü ve bunlardan hangi hukuki sonucun çıkarıldığı birbirini izlemelidir. Karşı dava açılıp açılmadığı da aynı açıklıkla belirlenmelidir; cevap dilekçesindeki her boşanma ifadesi, kendiliğinden bağımsız bir talep yaratmaz. Dava hazırlanırken terk ihtarı, ayrılığın nedeni, konuta dönüş imkânı ve tarafların gerçek talepleri birlikte incelenmelidir. Bu kararın güçlü yanı, maddi olayın doğru saptanması kadar hükmün mantıksal ve usulî tutarlılığının da boşanma yargılamasının vazgeçilmez koşulu olduğunu göstermesidir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 25.11.2020, E. 2017/2289, K. 2020/939.
Organik ve psikolojik nedenler araştırılmadan kusur yüklenemez (HGK 2014).
CİNSEL BİRLİKTELİĞİN KURULAMAMASINDA ORGANİK VE PSİKOLOJİK NEDENLER ARAŞTIRILMADAN KUSUR YÜKLENEMEMESİTaraflar arasındaki uyuşmazlıkta yaklaşık on bir aylık fiilî birliktelik boyunca cinsel ilişkinin kurulup kurulamadığı ve bunun hangi eşten kaynaklandığı tartışılmıştır. Kadın, evliliğin cinsel yönden tamamlanamamasını erkeğe bağlamış; erkek ise kadının cinsel ilişki sırasında kasılması ve kendisine ilişkin sağlık sorunları nedeniyle ilişkinin gerçekleşmediğini savunmuştur. Dosyada alınan sağlık raporunda taraflarda organik bir patoloji saptanmadığı bildirilmiştir. Yerel mahkeme, kadının davasını kabul edip erkeğin karşı davasını reddetmiş; ancak tarafların birbirini sorumlu tuttuğu cinsel sorunun niteliği yeterince açıklığa kavuşmamıştır. Özellikle ilişkinin hiç gerçekleşmemesi ile güçlükle veya ağrılı biçimde gerçekleşmesi arasındaki ayrım, tıbbi değerlendirmenin kapsamını etkileyen bir mesele olarak ortaya çıkmıştır.
Hukuk Genel Kurulu, yalnızca organik bozukluk saptanmamasının uyuşmazlığı çözmeye yeterli olmadığı görüşünü benimsemiştir. Cinsel birlikteliğin kurulamamasında psikolojik etkenlerin ve vaginismus ihtimalinin de araştırılması, tarafların karşılıklı açıklamalarının uygun bilirkişi değerlendirmeleriyle aydınlatılması gerektiği kabul edilmiştir. Kararda tartışılan bekârete ilişkin tıbbi tespit de tek başına sorunun hangi eşin davranışından kaynaklandığını açıklayan bir delil sayılmamıştır. Kurul, eksik araştırmayla kusur belirlenmesini doğru bulmayarak direnme kararını bozmuştur. Böylece cinsel ilişkinin gerçekleşmediğinin kabulü ile gerçekleşmemenin belirli bir eşe kusur olarak yüklenmesi arasında ayrı bir inceleme yapılması gerektiği vurgulanmıştır.
Kararın ilke değeri, cinsel yaşamla ilgili uyuşmazlıklarda sonuca bakılarak kusur üretilmesini önlemesidir. Birliğin cinsel yönden kurulamaması önemli bir evlilik sorunu olabilir; fakat bunun hastalık, korku, psikolojik güçlük, iletişim sorunu veya tedaviye katılmama gibi birbirinden farklı nedenleri bulunabilir. Bu ihtimallerin hukuki karşılığı aynı değildir. Organik bozukluk bulunmaması da kişinin bilerek ve isteyerek ortak yaşamı engellediğini kanıtlamaz. Araştırmanın amacı, taraflardan birini peşinen sorumlu ilan etmek yerine sorunun niteliğini ve eşlerin çözüm sürecindeki davranışlarını ortaya koymak olmalıdır. Hukuki kusur değerlendirmesi ancak bundan sonra yapılabilir.
Bu kararın 2014 tarihli somut dosyaya ilişkin tıbbi inceleme tartışması, her boşanma davasında belirli bir mahrem muayenenin zorunlu olduğu biçiminde genelleştirilmemelidir. Delilin uyuşmazlığı aydınlatmaya elverişliliği, kapsamı ve kişinin mahremiyeti gözetilerek değerlendirilmesi gerekir. Dava dilekçesinde cinsel birlikteliğin hangi dönemde, ne şekilde ve hangi davranışlar nedeniyle kurulamadığının açıklanması; tedavi başvuruları ve eşlerin katılımının somutlaştırılması önemlidir. Karar, mahremiyet içeren konularda da soyut ithamların yeterli olmadığını ve tıbbi bulgu ile hukuki sorumluluk arasında gerekçeli bir bağ kurulması gerektiğini göstermektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 15.10.2014, E. 2013/1141, K. 2014/752.
Evet. Çocuk sahibi olamama meselesi üzerinden eşe baskı ve cinsel yeterliliği hakkında küçük düşürücü söylemler kusurdur (HGK 2018).
ÇOCUK SAHİBİ OLAMAMA İLE CİNSEL İKTİDARSIZLIĞIN AYRILMASI VE EŞİ KÜÇÜK DÜŞÜREN SÖYLEMLERİN KUSUR SAYILMASIUyuşmazlığın merkezinde, çocuk sahibi olamayan eşlerin bu soruna ve birbirlerine karşı tutumları yer almıştır. Kadın, erkeğin cinsel iktidarsızlığından ve tedavi sürecindeki ilgisizliğinden söz etmiş; yardımcı üreme yöntemleriyle sonuç alınamadığını ileri sürmüştür. Erkek ise cinsel iktidarsızlık bulunmadığını, kadının kendisine soğuk davrandığını ve ortak yaşamı güçleştirdiğini savunarak karşı dava açmıştır. Yerel mahkeme, erkek yönünden çocuk sahibi olmayı etkileyen bir durum bulunması ile cinsel iktidarsızlık iddiasını ayırmış; iktidarsızlığı kanıtlanmış kabul etmemiştir. Buna rağmen erkeğin ayrılmaya yönelik davranışlarını esas alarak onu tamamen kusurlu bulmuş ve kadına kusur yüklememiştir. Tanıkların kadının söz ve davranışlarına ilişkin anlatımları ise temyiz incelemesinde önem kazanmıştır.
Hukuk Genel Kurulu, kadının çocuk sahibi olma meselesi üzerinden eşine baskı yaptığına, onu kendi ailesindeki erkeklerle karşılaştırarak küçük düşürdüğüne ve cinsel yeterliliği hakkında çevreye yansıyan söylemlerde bulunduğuna ilişkin kanıtların göz ardı edilemeyeceğini kabul etmiştir. Çocuk sahibi olamama ile cinsel iktidarsızlığın aynı durum olmadığı da değerlendirmede korunmuştur. Kurul, kadının tamamen kusursuz sayılmasını ve bu kabule dayanılarak erkeğin karşı davasının reddedilmesini doğru bulmamıştır. Karşı davanın da kabul edilmesi gerektiği yönündeki özel daire görüşü benimsenerek direnme kararı bozulmuştur. Sonuç, erkeğin bütün davranışlarının haklı bulunduğu anlamına gelmemekte; kadına ilişkin kusurun yargısal değerlendirme dışında bırakılamayacağını göstermektedir.
Karar, tıbbi bir güçlüğün eşin kişiliğine yönelen bir aşağılama aracına dönüştürülmesiyle, sorunun kendisini birbirinden ayırmaktadır. Çocuk sahibi olamamak, tek başına ahlaki bir yetersizlik veya iradî bir evlilik kusuru şeklinde nitelendirilemez. Buna karşılık eşin bu durumu sürekli değersizleştirme, başkalarıyla karşılaştırma veya mahrem bilgileri çevreye yayma amacıyla kullanması bağımsız bir davranış incelemesini gerektirir. Burada incelenen, çocuk isteğinin meşruluğu değildir; bu isteğin diğer eşin onurunu ve ortak yaşamı etkileyen biçimde ifade edilmesidir. Tedavi sonucunun alınamaması ile tedavi sürecindeki saygı ve dayanışma yükümlülükleri aynı soruya cevap vermez.
Uygulamada kısırlık, cinsel işlev bozukluğu ve ilişki kurmaktan kaçınma gibi farklı olguların tek bir başlık altında anlatılması ciddi ispat sorunları doğurur. Tıbbi durum doğru isimlendirilmediğinde tanıkların duyumları da yanlış hukuki sonuçlara bağlanabilir. Dilekçede tedavinin aşamaları, eşlerin fiilî katkıları ve aşağılayıcı davranışların içeriği ayrı ayrı somutlaştırılmalıdır. Mahrem bilgilerin kimlere, hangi bağlamda aktarıldığı da önemlidir. Bu karar, bir sağlık sorununun varlığından doğrudan kusur çıkarılmasını engellerken, aynı sorun etrafında gelişen küçük düşürücü davranışların da görünmez bırakılmaması gerektiğini ortaya koymaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 08.11.2018, E. 2017/2412, K. 2018/1670.
Hayır. Tedaviden kaçındığı kanıtlanmayan, çaba gösteren eşe kusur yüklenemez (Yargıtay 2. HD 2016).
VAGİNİSMUS TEDAVİSİNE ÇABALAYAN EŞE KUSUR YÜKLENEMEMESİ VE DİLEKÇEDE İLERİ SÜRÜLMEYEN HAKARETİN ESAS ALINAMAMASIErkeğin açtığı boşanma davasında, eşler arasında cinsel ilişkinin kurulamaması temel uyuşmazlık konularından biri olmuştur. Kadında vaginismus sorunu bulunduğu ve tedaviye yönelik çaba gösterdiği dosyada değerlendirilmiştir. Ancak erkeğin tedaviye gerekli katılımı sağlamadığı ve eşine destek olmadığı da anlaşılmıştır. Buna rağmen yerel mahkeme boşanma yönünde hüküm kurmuştur. Yargılama sırasında tanıkların kadının hakaret ettiğine ilişkin açıklamaları da ortaya çıkmış; fakat bu vakıa erkeğin dilekçesinde boşanma sebebi olarak ileri sürülmemiştir. Böylece dosyada hem tıbbi sorunun kusurla ilişkisi hem yargılamanın tarafların anlattığı olaylarla sınırlılığı bakımından iki ayrı hata tartışılmıştır.
Yargıtay, kadının tedaviden kaçındığının kanıtlanmadığını, aksine sorunun giderilmesi için çaba gösterdiğini belirlemiştir. Bu koşullarda cinsel birlikteliğin kurulamaması doğrudan kadının kusuru sayılmamıştır. Erkeğin tedavi sürecine katılmaması da değerlendirmede dikkate alınmıştır. Ayrıca dava dilekçesinde ileri sürülmeyen hakaret vakıasının, yalnızca tanık anlatımında geçmesi nedeniyle hükme dayanak yapılamayacağı kabul edilmiştir. Kadına yüklenebilecek usulüne uygun ileri sürülmüş ve kanıtlanmış kusur bulunmadığı sonucuyla, erkeğin davasının reddi gerektiği belirtilerek karar bozulmuştur. Daire böylece sağlık sorunu ile kusurlu davranış arasındaki farkı usul kurallarıyla birlikte ele almıştır.
Kararın güçlü ilkesi, tedavi edilebilir bir güçlüğün bütün sorumluluğunun bu güçlüğü yaşayan eşe bırakılmamasıdır. Tedaviye başvurmak, süreci sürdürmek ve ortak çözüm aramak, sonucun henüz elde edilememesinden ayrı değerlendirilir. Eşlerin birlikte katılımını gerektiren bir süreçte destek vermeyen kişinin, yalnızca ilişkinin kurulamamış olmasına dayanması çelişkili bir tutum oluşturabilir. Elbette her hastalık dosyasında aynı sonuca varılmaz; belirleyici olan tedaviye yaklaşım ve somut davranışlardır. Karar, cinsel sorunun varlığını inkâr etmeden bunun hukuki kusur sayılabilmesi için gereken davranış incelemesini öne çıkarmaktadır.
Usul boyutu da en az tıbbi değerlendirme kadar önemlidir. Tanık, dilekçede açıklanan bir olayın ispatını sağlayabilir; fakat kendiliğinden yeni bir dava sebebi oluşturmaz. Sonradan ortaya çıkan her olumsuz anlatımın kusur hanesine yazılması, karşı tarafın savunma imkânını ve uyuşmazlığın sınırlarını belirsizleştirir. Bu nedenle dilekçede somut olayların açıkça gösterilmesi, tanıklara yöneltilecek soruların da bu olaylarla ilişkilendirilmesi gerekir. Karar, boşanmanın haklılığına dair genel bir kanaatin yeterli olmadığını; hem kusurun maddi koşullarının hem bu kusurun yargılamaya usulüne uygun taşınmış olmasının birlikte denetlendiğini ortaya koymaktadır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 10.05.2016, E. 2015/22961, K. 2016/9519.
Hayır. Tedavi için makul süre tanımadan eşi yalnız bırakan taraf kusurludur (Yargıtay 2. HD 2019).
ÇOK KISA BİRLİKTELİKTE VAGİNİSMUSUN TEDAVİSİ İÇİN MAKUL SÜRE TANINMAMASI VE EŞİN YALNIZ BIRAKILMASITaraflar 29 Ağustos 2012 tarihinde evlenmiş, boşanma davası ise 8 Ekim 2012 tarihinde açılmıştır. Bu kısa dönemde fiilen birlikte geçirilen sürenin yaklaşık on beş gün olduğu anlaşılmıştır. Erkek yurt dışında bulunmuş, kısa gelişinin ardından yeniden ayrılmış; kadın ailesinin yanında kalmış ve ortak yaşamın kurulması beklenmiştir. Erkeğin kadını istemediğini bildiren mesajları da dosyada değerlendirilmiştir. Adli Tıp Kurumu raporunda vaginismusla uyumlu bulgular üzerinde durulmuş, sorunun birlikte yürütülecek tedavi ve motivasyonla ilişkisi açıklanmıştır. Yerel mahkemenin kusur ve dava sonuçlarına ilişkin değerlendirmesi daha önce onanmış; ancak karar düzeltme incelemesinde dosyanın bu özellikleri yeniden ele alınmıştır.
Yargıtay, bu kadar kısa fiilî birliktelikte tedavi için makul fırsat tanınmadan kadının kusurlu kabul edilmesini doğru bulmamıştır. Kadının tedaviden kaçındığı kanıtlanmamış; buna karşılık erkeğin ortak yaşamı sürdürmeye ve çözüm sürecine katılmaya yönelik tutumu yeterli görülmemiştir. Tıbbi değerlendirme, cinsel ilişkinin kurulmasının kalıcı bir anatomik engelle imkânsız olduğu şeklinde okunmamıştır. Daire karar düzeltme istemini kabul ederek önceki onama kararını kaldırmış; kadının davasının kabulü, erkeğin davasının reddi gerektiği sonucuyla hükmü bozmuştur. Böylece kısa sürede sonuç alınamaması, tedaviyi reddetmeyen eşin aleyhine otomatik bir boşanma kusuruna dönüştürülmemiştir.
Kararın ilke değeri, evliliğin başlangıcındaki uyum güçlüğü ile çözümsüzlüğün eşin iradesinden kaynaklanması arasındaki ayrımı görünür kılmasıdır. Makul süre değerlendirmesi yalnızca takvimde geçen gün sayısına dayanmaz; eşlerin gerçekten birlikte bulunup bulunmadıkları ve çözüm için hangi adımları attıkları da önemlidir. Uzun süre ayrı ülkelerde yaşanan bir evlilikte kâğıt üzerindeki evlilik süresi ile fiilî ortak yaşam süresi farklı olabilir. Cinsel sorunun varlığı kadar, bu soruna birlikte yaklaşma imkânının yaratılıp yaratılmadığı da araştırılmalıdır. Karar, eşlerden birinin süreci erken kesmesinin hukuki değerlendirmesini gerekli kılmaktadır.
Uygulamada tedaviye ilişkin randevular, raporlar ve eşlerin yazışmaları; yalnızca sorunun adını gösteren bir teşhisten daha geniş bir tablo sunabilir. Bununla birlikte hiçbir eşe sınırsız bekleme yükümlülüğü çıkarılmamalıdır; somut olayın süresi ve davranışları belirleyicidir. Bu dosyada özellikle çok kısa birliktelik ve tedaviden kaçınmanın kanıtlanmaması önemlidir. Kararın karar düzeltme aşamasında verilmiş olması da sonuç aktarılırken belirtilmelidir; önceki onama artık nihai yaklaşımı yansıtmamaktadır. İçtihadın temel katkısı, tıbbi sorun üzerinden peşin kusur yüklemek yerine, eşlerin dayanışma ve çözüm davranışlarının somut olarak incelenmesini sağlamasıdır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 06.03.2019, E. 2018/5437, K. 2019/2300.
Hayır. Hastalık nedeniyle iradî olmayan davranışlar genel boşanma sebebinde kusur olarak yüklenemez (Yargıtay 2. HD 2020).
AKIL HASTALIĞI NEDENİYLE İRADÎ OLMAYAN DAVRANIŞLARIN GENEL BOŞANMA SEBEBİNDE KUSUR SAYILAMAMASIKadının açtığı dava, evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayanmıştır. Yargılama sırasında erkeğin ruhsal durumu ve vesayet altına alınmasının gerekip gerekmediği önem kazanmış; daha önceki bozma doğrultusunda bu konu araştırılmıştır. Araştırma sonucunda erkeğin Türk Medeni Kanunu’nun 405. maddesi kapsamında kısıtlandığı ve babasının vasi olarak atandığı anlaşılmıştır. Dosyada böylece yalnızca taraflardan birinin diğerine hastalık isnat etmesi değil, vesayet yargılamasına yansıyan ve kişinin davranışlarının iradî niteliğini etkileyen bir durum söz konusu olmuştur. Buna karşılık kadının davası akıl hastalığına özgü 165. maddeye dayanan bir dava olarak açılmamıştır. Yerel mahkemenin genel boşanma sebebi çerçevesindeki hükmü bu ayrım nedeniyle denetlenmiştir.
Yargıtay, erkeğin hastalığı nedeniyle iradî olmayan davranışlarının kendisine boşanma kusuru olarak yüklenemeyeceğini kabul etmiştir. Somut dosyada 165. maddeye dayanan bir talep bulunmaması da gözetilerek, 166. maddeye dayanan davanın kabulü doğru görülmemiştir. Daire, kadının davasının reddi gerektiği sonucuyla hükmü bozmuştur. Bu karar, eşler arasındaki yaşam güçlüğünün inkârına değil, belirli bir hukuki sebep kapsamında kusurun nasıl kurulacağına ilişkindir. Karar metninin ortaya koymadığı hastalık türü, belirli saldırı olayları veya ilaç kullanımına ilişkin ayrıntılar sonuca eklenemez. Esas alınan husus, somut erkeğin davranışlarının iradî olmaması ve davanın dayandığı hukuki çerçevedir.
İlkesel açıdan hastalık ile kusur aynı kategori değildir. Her psikiyatrik tanı kişinin bütün davranışlarının irade dışı olduğu anlamına gelmez; buna karşılık iradî olmadığı tespit edilen davranışları sırf evliliği güçleştirdiği için ahlaki kusura dönüştürmek de doğru değildir. Bu nedenle teşhisin adı kadar, somut davranışla hastalık arasındaki ilişki ve kişinin durumuna ilişkin tıbbi değerlendirmeler önem taşır. Vesayet kararı da dosyanın diğer verilerinden koparılmadan incelenmelidir. Karar, sağlık durumuna ilişkin genel ifadelerden otomatik kusur üretmek yerine, kişinin davranışlarının hukuken yüklenebilir olup olmadığını sorgulamaktadır.
Dava hazırlığında genel boşanma sebebiyle akıl hastalığına özgü özel sebep arasındaki ayrım açık kurulmalıdır. Özel sebebin kendine özgü koşulları bulunduğundan, yalnızca bir sağlık raporunun varlığı bütün boşanma taleplerini aynı sonuca götürmez. Hangi vakıaların ileri sürüldüğü, hangi hukuki korumanın istendiği ve tıbbi araştırmanın neyi gösterdiği birlikte ele alınmalıdır. Bu kararın uygulamadaki önemi, ruhsal rahatsızlığı bulunan eşin her davranışını kusur sayan yaklaşımı sınırlamasıdır. Aynı zamanda ortak yaşamın güçleştiği iddiasının uygun dava sebebi ve yeterli araştırmayla kurulmasını gerektirerek, sağlık durumu ile boşanma sorumluluğu arasındaki ayrımın korunmasını sağlamaktadır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 17.12.2020, E. 2020/5766, K. 2020/6598.
Türk Medeni Kanunu boşanma sebeplerini sınırlı sayıda düzenler. Davanın hangi sebebe dayandırılacağı; ispat yükünü, tazminat taleplerini ve sürecin uzunluğunu doğrudan belirler.
Boşanma davalarında vekalet ücreti serbestçe kararlaştırılır; alt sınır TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesidir. Ankara Barosunun 2026 yılı için yayımladığı tavsiye niteliğindeki en az ücret çizelgesinde aile mahkemesi işleri şu şekildedir:
Ankara Aile Mahkemelerinde en sık vekillik yürüttüğümüz dava ve konu başlıkları aşağıdadır. Her başlık; şartları, süreci ve güncel Yargıtay kararlarını anlattığımız rehber sayfamıza gider.
Ofisimiz, Ankara'nın merkezi Çankaya ilçesinde Emek Mahallesi Bişkek Caddesi üzerindedir; Emek metro durağına 3 dakika, Kızılay'a 8 dakika, Ankara Adliyesi'ne (Sıhhiye) 10 dakika mesafededir. Çankaya, Yenimahalle, Keçiören, Mamak, Etimesgut, Sincan, Gölbaşı ve Pursaklar başta olmak üzere tüm Ankara'dan başvurular değerlendirilir; görüşmeler randevu ile büroda, yurt dışındaki müvekkillerle çevrim içi yapılır.
Bu bölümdeki sorular büromuza ve bu sayfaya iletilen sorulardan derlenmiştir; kişisel bilgileri korumak için isimler kısaltılmıştır. Yanıtlar genel bilgilendirme niteliğindedir. Danışmanlık ücrete tabidir ve TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi esas alınır.
Avukat bey eşimden ayrılmak istiyorum ama 2 yaşında çocuğumuz var, velayet genelde kime veriliyor acaba?
Velayette belirleyici olan çocuğun üstün yararıdır. Yargıtay, anne şefkatine muhtaç küçük yaştaki çocuğun velayetini, annenin bakımına engel bir durum yoksa genellikle anneye verir; ancak bu kesin bir kural değildir. Mahkeme sosyal inceleme raporu alır, ebeveynlerin çocuğa ayırabileceği zamanı ve yaşam koşullarını değerlendirir. Velayet verilmeyen ebeveyn için kişisel ilişki günleri belirlenir. Dosyanızı birebir değerlendirmek için 0 (312) 215 55 15 numarasından randevu alabilirsiniz; danışmanlık ücrete tabidir.
0 (312) 215 55 15 numarasını araEşim evi terk etti gitti, 6 aydır da gelmiyor. Bu durumda boşanma davası açabilir miyim?
Evet. Terk nedeniyle boşanma (TMK m.164) için ayrılığın en az altı ay sürmesi ve haklı sebep olmadan dönülmemesi gerekir. Ayrılığın dördüncü ayından sonra hâkim veya noter aracılığıyla eve dön ihtarı çekilir; ihtardan itibaren iki ay içinde dönülmezse dava açılır. Şartlar oluşmadıysa şiddetli geçimsizlik (TMK m.166/1) nedeniyle de dava açılabilir. Dosyanızı birebir değerlendirmek için 0 (312) 215 55 15 numarasından randevu alabilirsiniz; danışmanlık ücrete tabidir.
0 (312) 215 55 15 numarasını araAnkara'da boşanma davası açmak istiyorum da illa avukat tutmam gerekiyor mu?
Hayır, boşanma davasını avukatsız açmak yasal olarak mümkündür. Ancak çekişmeli davada kusur ispatı, delillerin süresinde sunulması, tazminat ve nafaka taleplerinin doğru miktarla ileri sürülmesi gibi usul kuralları vardır; süresinde yapılmayan talep veya sunulmayan delil sonradan telafi edilemeyebilir. Anlaşmalı boşanmada da protokolün eksiksiz hazırlanması önemlidir. Dosyanızı birebir değerlendirmek için 0 (312) 215 55 15 numarasından randevu alabilirsiniz; danışmanlık ücrete tabidir.
0 (312) 215 55 15 numarasını araEşim boşanmak istemiyor, ben istiyorum sadece. Yine de boşanabilir miyiz böyle?
Evet. Eşiniz istemese de çekişmeli boşanma davası açabilirsiniz. Mahkeme, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını ve kusur durumunu deliller ve tanıklarla değerlendirerek karar verir. Ayrıca daha önce açılan bir boşanma davası reddedilip kesinleşmişse, kesinleşmeden itibaren üç yıl fiilen ayrı yaşanması halinde TMK m.166/4 uyarınca boşanma kararı verilir. Dosyanızı birebir değerlendirmek için 0 (312) 215 55 15 numarasından randevu alabilirsiniz; danışmanlık ücrete tabidir.
0 (312) 215 55 15 numarasını araAvukat bey 10 yıllık evliyim, eşimden boşanırsam ev nasıl paylaşılacak? Tapu benim üzerime.
Tapunun sizin adınıza olması tek başına belirleyici değildir. Ev evlilik süresince ve çalışma gelirinizle alındıysa edinilmiş mal sayılır ve eşiniz değer artışının yarısı oranında katılma alacağı isteyebilir. Evlilikten önce alınmış veya miras, bağışla edinilmişse kişisel maldır. Kredi ödemeleri, peşinatın kaynağı ve alım tarihi hesabı doğrudan değiştirir. Dosyanızı birebir değerlendirmek için 0 (312) 215 55 15 numarasından randevu alabilirsiniz; danışmanlık ücrete tabidir.
0 (312) 215 55 15 numarasını araEşim sürekli hakaret ediyor bana, mesajlar da duruyor elimde. Bunlar boşanma davasında işe yarar mı?
Evet. Size gönderilen hakaret içerikli mesajlar hukuka uygun delildir ve hem şiddetli geçimsizliğin hem de eşinizin kusurunun ispatında kullanılır. Hakaret, haysiyetsiz hayat sürme veya onur kırıcı davranış niteliğindeyse kusuru ağırlaştırır ve manevi tazminat talebinizi güçlendirir. Mesajların ekran görüntüsünü tarihleriyle saklayın, telefonu da delil olarak koruyun. Dosyanızı birebir değerlendirmek için 0 (312) 215 55 15 numarasından randevu alabilirsiniz; danışmanlık ücrete tabidir.
0 (312) 215 55 15 numarasını araAnlaşmalı boşanma için ikimizin de mahkemeye gitmesi şart mı, yoksa birimiz gitse oluyor mu?
Şarttır. TMK m.166/3 uyarınca hâkim anlaşmalı boşanmada tarafları bizzat dinlemek zorundadır; bu nedenle iki eşin de duruşmada hazır bulunması gerekir. Avukatla temsil edilseniz bile irade beyanınızı hâkimin önünde kendiniz vermelisiniz. Yurt dışında yaşayan eş için bazı mahkemeler konsolosluk veya SEGBİS yoluyla dinleme yapabilmektedir. Dosyanızı birebir değerlendirmek için 0 (312) 215 55 15 numarasından randevu alabilirsiniz; danışmanlık ücrete tabidir.
0 (312) 215 55 15 numarasını araEşimle anlaşamıyoruz ama çocuklar var diye boşanamıyorum, çocukların velayeti nasıl belirleniyor?
Velayet, çocuğun üstün yararına göre belirlenir: yaşı, ihtiyaçları, ebeveynlerin bakım imkânı, çocuğa ayırabildikleri zaman ve ortam değerlendirilir. Mahkeme pedagog veya psikolog aracılığıyla sosyal inceleme raporu alır; idrak çağındaki çocuğun görüşü de dinlenir. Kardeşlerin birbirinden ayrılmaması gözetilir. Ortak velayet de koşulları varsa mümkündür. Dosyanızı birebir değerlendirmek için 0 (312) 215 55 15 numarasından randevu alabilirsiniz; danışmanlık ücrete tabidir.
0 (312) 215 55 15 numarasını araAvukat bey eşim beni aldattı, bunu ispatlarsam tazminat alabilir miyim?
Evet. Aldatma, sadakat yükümlülüğünün ağır ihlalidir; ispatlanırsa eşiniz ağır kusurlu sayılır ve TMK m.174 uyarınca maddi ve manevi tazminat talep edebilirsiniz. Zina nedeniyle boşanma (TMK m.161) için öğrenmeden itibaren altı ay, her halde beş yıllık hak düşürücü süre vardır. İspatta mesaj, fotoğraf, otel kayıtları ve tanık beyanı kullanılır; delillerin hukuka uygun elde edilmesi önemlidir. Dosyanızı birebir değerlendirmek için 0 (312) 215 55 15 numarasından randevu alabilirsiniz; danışmanlık ücrete tabidir.
0 (312) 215 55 15 numarasını araBenim eşim boşanmayı kabul ediyor ama nafaka vermek istemiyor. Bu durumda anlaşmalı boşanma olur mu?
Anlaşmalı boşanma için eşlerin nafaka dahil boşanmanın tüm mali sonuçlarında ve velayette uzlaşması gerekir. Nafaka konusunda anlaşamıyorsanız ya nafaka talebinizden feragat ederek anlaşmalı boşanırsınız ya da çekişmeli dava açarak nafakayı mahkemeden istersiniz. Feragat edilen yoksulluk nafakası sonradan istenemez; karar vermeden önce ihtiyacınızı hesaplayın. Dosyanızı birebir değerlendirmek için 0 (312) 215 55 15 numarasından randevu alabilirsiniz; danışmanlık ücrete tabidir.
0 (312) 215 55 15 numarasını ara3 senedir ayrı yaşıyoruz eşimle, şimdi boşanmak istesem dava ne kadar sürer acaba?
Anlaşmalı boşanma Ankara'da genellikle tek duruşmada, birkaç hafta ile birkaç ay içinde sonuçlanır. Çekişmeli dava ise delil ve tanık sayısına göre ilk derecede ortalama 1-2 yıl sürer, istinaf ile süre uzar. Uzun süreli fiili ayrılık, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını gösteren güçlü bir delildir. Dosyanızı birebir değerlendirmek için 0 (312) 215 55 15 numarasından randevu alabilirsiniz; danışmanlık ücrete tabidir.
0 (312) 215 55 15 numarasını araEşim çalışmıyor benim, boşanırsam nafaka alabilir miyim? Bir de çocuğum var.
Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek ve kusuru daha ağır olmayan eş yoksulluk nafakası isteyebilir (TMK m.175). Çocuk için velayet sizdeyse diğer ebeveynden iştirak nafakası istenir (TMK m.182). Dava süresince de tedbir nafakası talep edilebilir. Süresiz yoksulluk nafakasına ilişkin Anayasa Mahkemesi iptal kararı 30 Haziran 2027'de yürürlüğe girecek; yeni süre kuralları yasal düzenlemeyle belirlenecek. Dosyanızı birebir değerlendirmek için 0 (312) 215 55 15 numarasından randevu alabilirsiniz; danışmanlık ücrete tabidir.
0 (312) 215 55 15 numarasını araEşim evi ve arabayı kendi üzerine yaptı ama evliyken aldık bunları. Boşanınca hakkım olur mu?
Evet. Evlilik süresince edinilen mallar kimin adına kayıtlı olursa olsun edinilmiş mal kabul edilir ve kural olarak değer artışının yarısı oranında katılma alacağı doğar. Ödemeye kendi kişisel malınızla katkı yaptıysanız ayrıca değer artış payı istenebilir. Mal rejimi davası boşanmayla birlikte veya boşanma kesinleştikten sonra ayrı açılabilir. Dosyanızı birebir değerlendirmek için 0 (312) 215 55 15 numarasından randevu alabilirsiniz; danışmanlık ücrete tabidir.
0 (312) 215 55 15 numarasını araAvukat bey eşim bana şiddet uyguladı, uzaklaştırma kararı da aldırmak istiyorum. Boşanma davasıyla beraber yapılabiliyor mu?
Evet. 6284 sayılı Kanun kapsamında aile mahkemesinden veya karakol ve savcılık aracılığıyla hemen uzaklaştırma ve koruma tedbiri isteyebilirsiniz; bunun için boşanma davası açmış olmanız gerekmez. Boşanma davası da aynı anda açılabilir ve şiddet, karşı tarafın ağır kusuru ile manevi tazminat talebinizin dayanağı olur. Darp raporu ve şikayet kayıtlarını saklayın. Dosyanızı birebir değerlendirmek için 0 (312) 215 55 15 numarasından randevu alabilirsiniz; danışmanlık ücrete tabidir.
0 (312) 215 55 15 numarasını araAnlaşmalı boşandık diyelim, sonradan nafaka veya mal paylaşımı için tekrar dava açılabiliyor mu?
Protokolde düzenlenen konularda kural olarak yeniden dava açılamaz; feragat edilen nafaka ve tazminat sonradan istenmez. Protokolde düzenlenmemiş mal rejimi tasfiyesi ise boşanma kesinleştikten sonra ayrı davayla istenebilir. Koşullar değişirse mevcut nafakanın artırılması veya azaltılması için ayrıca dava açılabilir. Dosyanızı birebir değerlendirmek için 0 (312) 215 55 15 numarasından randevu alabilirsiniz; danışmanlık ücrete tabidir.
0 (312) 215 55 15 numarasını araKocam boşanma davası açmış ama bana daha tebligat gelmedi. Ben şimdi ne yapmam gerekiyor?
Davayı e-Devlet ve UYAP Vatandaş Portal üzerinden görebilirsiniz. Dava dilekçesi size tebliğ edildiğinde iki haftalık cevap süreniz başlar; bu sürede kendi taleplerinizi (tazminat, nafaka, velayet) ve delillerinizi bildirmeniz gerekir. Süreyi kaçırmamak için tebligattan önce delillerinizi toplamaya başlamanızı öneririm. Dosyanızı birebir değerlendirmek için 0 (312) 215 55 15 numarasından randevu alabilirsiniz; danışmanlık ücrete tabidir.
0 (312) 215 55 15 numarasını araEşim çocuğu bana göstermiyor, boşanma davamız da devam ediyor. Çocuğumu görebilmek için ne yapabilirim?
Dava sürerken mahkemeden geçici kişisel ilişki kurulması için tedbir kararı isteyebilirsiniz (TMK m.169). Karar verildiği halde çocuk gösterilmezse icra dairesi aracılığıyla uygulanır ve bu tutum velayet değerlendirmesinde karşı tarafın aleyhine dikkate alınır. Çocukla görüşme engellemesini tarih ve mesajlarla kayıt altına alın. Dosyanızı birebir değerlendirmek için 0 (312) 215 55 15 numarasından randevu alabilirsiniz; danışmanlık ücrete tabidir.
0 (312) 215 55 15 numarasını araAnkara'da boşanma avukatı arıyorum ama davam başka şehirde açılmış, Ankara'dan avukat tutabilir miyim?
Evet. Avukatlar Türkiye'nin her yerindeki mahkemelerde vekillik yapabilir. Dosya UYAP üzerinden takip edilir, dilekçeler elektronik ortamda sunulur ve bazı duruşmalara SEGBİS ile katılmak mümkündür. Ankara'daki büromuz başka şehirlerdeki aile mahkemelerinde de dosya yürütmektedir. Dosyanızı birebir değerlendirmek için 0 (312) 215 55 15 numarasından randevu alabilirsiniz; danışmanlık ücrete tabidir.
0 (312) 215 55 15 numarasını araEşimle 1 yıldır evliyiz, anlaşmalı boşanmak istiyoruz. 1 yıl dolmadan dava açılabiliyor mu?
Anlaşmalı boşanma için evliliğin en az bir yıl sürmüş olması şarttır (TMK m.166/3); bir yıl dolmadan anlaşmalı boşanma davası açılamaz. Bir yıl dolmadan boşanmak istiyorsanız çekişmeli dava açılabilir. Evlilik dava sırasında bir yılı doldurursa ve taraflar anlaşırsa, çekişmeli dava anlaşmalı boşanmaya dönüştürülerek hızlıca sonuçlandırılabilir. Dosyanızı birebir değerlendirmek için 0 (312) 215 55 15 numarasından randevu alabilirsiniz; danışmanlık ücrete tabidir.
0 (312) 215 55 15 numarasını araEşim boşanmak istemiyor diye dava yıllarca sürer mi, bunun bir yolu yok mu daha kısa sürede?
Eşin istememesi davayı tek başına uzatmaz; süreyi belirleyen delil ve tanık sayısıdır. Delillerin dava başında eksiksiz sunulması, tanıkların hazırlıklı olması ve gereksiz ara taleplerden kaçınılması süreyi ciddi şekilde kısaltır. Dava devam ederken taraflar anlaşırsa protokolle hızlı karar alınabilir. Dosyanızı birebir değerlendirmek için 0 (312) 215 55 15 numarasından randevu alabilirsiniz; danışmanlık ücrete tabidir.
0 (312) 215 55 15 numarasını araBoşanma davasında eşimin telefon mesajları delil olarak kullanılabilir mi? Nasıl elde edildiği önemli mi?
Evet, önemlidir. Size gönderilen mesajlar delildir. Ancak eşinizin telefonuna şifresini kırarak veya gizli yazılım kurarak ulaşılan yazışmalar hukuka aykırı delil sayılabilir ve özel hayatın gizliliğini ihlal suçu riski doğurur. Ortak kullanılan ve şifresiz bir cihazda kendiliğinden görülen içerikler ise Yargıtay uygulamasında farklı değerlendirilebilmektedir; delili kullanmadan önce hukuka uygunluğu kontrol edilmelidir. Dosyanızı birebir değerlendirmek için 0 (312) 215 55 15 numarasından randevu alabilirsiniz; danışmanlık ücrete tabidir.
0 (312) 215 55 15 numarasını araEşimden boşanacağım ama maddi durumum iyi değil, avukat ücretini karşılayamıyorum. Adli yardım alabilir miyim?
Evet. Ödeme gücünüz yoksa mahkemeden harç ve yargılama giderleri için adli yardım isteyebilirsiniz (HMK m.334). Avukat ücreti için Ankara Barosu Adli Yardım Bürosuna başvurarak ücretsiz avukat görevlendirilmesini talep edebilirsiniz; gelir durumunuzu gösteren belgelerle başvurmanız gerekir. Dosyanızı birebir değerlendirmek için 0 (312) 215 55 15 numarasından randevu alabilirsiniz; danışmanlık ücrete tabidir.
0 (312) 215 55 15 numarasını araEşimle boşanma konusunda anlaştık ama mal paylaşımında anlaşamıyoruz, yine de anlaşmalı boşanabilir miyiz?
Evet. Mal rejiminin tasfiyesi anlaşmalı boşanma protokolünün zorunlu unsuru değildir. Velayet, nafaka ve tazminat konularında anlaşarak anlaşmalı boşanabilir, mal paylaşımını boşanma kesinleştikten sonra ayrı bir davayla isteyebilirsiniz. Protokole "mal rejimine ilişkin haklar saklıdır" ifadesinin yazılması önemlidir. Dosyanızı birebir değerlendirmek için 0 (312) 215 55 15 numarasından randevu alabilirsiniz; danışmanlık ücrete tabidir.
0 (312) 215 55 15 numarasını araAvukat bey boşanma davası açmak istiyorum ama nereden başlayacağımı bilmiyorum. İlk olarak ne yapmam lazım?
İlk adım delilleri korumaktır: mesajlar, fotoğraflar, banka dökümleri, varsa darp raporu ve tanık listesi. İkinci adım taleplerinizi netleştirmektir: velayet, nafaka, tazminat ve mal paylaşımı. Dava, eşlerden birinin yerleşim yerindeki veya son altı ay birlikte oturulan yerdeki aile mahkemesinde açılır (TMK m.168). Sonra anlaşmalı mı çekişmeli mi ilerleyeceğinize karar verilir. Dosyanızı birebir değerlendirmek için 0 (312) 215 55 15 numarasından randevu alabilirsiniz; danışmanlık ücrete tabidir.
0 (312) 215 55 15 numarasını araAnlaşmalı protokol hazırlığından çekişmeli davanın karar aşamasına kadar; velayet, nafaka ve mal paylaşımı dahil dosyanıza özgü strateji için Ankara boşanma avukatı Çağrı Ayboğa ile görüşebilirsiniz.
Danışmanlık Ücretlidir: Hukuki danışmanlık hizmetleri, 2025-2026 TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi kapsamında ücrete tabidir. Ücretler, tarife esas alınarak ilk görüşmede yazılı belirlenir.
Bu sayfadaki bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır, hukuki mütalaa niteliği taşımaz. Son güncelleme: 5 Ekim 2026
