Ceza HukukuMakalelerimiz

Malın Değerinin Az Olması Nedeniyle İndirim

Türk Ceza Kanunu’nun 145′ inci maddesine göre, hırsızlık suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, suçun işleniş şekli ve özellikleri de göz önünde bulundurularak, ceza vermekten de vazgeçilebilir.

Benzer yasal düzenlemelere yağma suçu bakımından TCK’nın 150/2, zimmet suçu bakımından TCK’nın 249/1 ve irtikap suçu bakımından aynı kanunun 250/4’üncü maddelerinde de rastlamak mümkündür. Anılan düzenlemelerle malın değerinin azlığı dikkate alınarak faile daha az ceza verilmek suretiyle ceza adaleti sağlanmaya çalışılmıştır.

Malın Değerinin Azlığı Nedir?

Kanun koyucu malın değerinin az olmasından neyin anlaşılması gerektiğini belirlememektedir. Ancak malın değer kavramından suça konu alınan malın ekonomik değerini anlamak gerekir: bu da malın maddi, parasal değeridir. Diğer bir ifade ile malın değerinin azlığı kavramı parasal veya maddi olarak çalınan şeyin toplumdaki ekonomik karşılığıdır.

Her ne kadar kanun koyucu tarafından malın değerinin belirlenmesi hakimin takdirine bırakılmışsa da, bu durum zarar gören kimsenin durumuna bağlı olmaksızın “objektif” bir biçimde belirlenmeyi gerektirmektedir Bu sebeple de çalınan malın ekonomik değeri değil de mağdurun manevi olarak tayin ettiği değer, bu hükmün uygulanması bakımından dikkate alınmaz.

Diğer bir ifade ile eylem suç oluşturmaya devam ederse de mağdurun suça konu mala değer vermiyor olması veya çok değer veriyor olması 145’inci maddenin uygulamasında bir etki yaratmaz. Ancak sanıldığının aksine malın ekonomik olarak değerinin azlığı her zaman suçun haksızlık içeriğini azaltmayabilir.

Çalınan mal objektif olarak ekonomik açıdan pek değer ifade etmeyebilir; ama bu çalınan malın konusunun, mağdurun değer verdiği bir yakınının külleri, sevdiğinin bir tutam saçı veya manevi olarak paha biçemediği bir eşyanın alınması örneğinde olduğu gibi durumlarda malın değeri azdır bu sebeple de suçun haksızlık özelliği azdır denilemez.

Malın Değerinin Azlığı Nedeniyle Ceza İndirimi Yapılabilecek Suçlar

Malın değerinin az olması sebebiyle ceza indirimi yapılacak suçlar TCK’da sınırlı olarak sayılmıştır. Buna göre malvarlığına yönelik işlenen suçların tümünde değer azlığı, indirim sebebi olarak kabul edilmemiştir. Değer azlığı sebebiyle ceza indirimi uygulanabilecek suçlar;

  • Hırsızlık suçu (m. 141) ve Kullanma hırsızlığı suçu (m. 146),
  • Yağma suçu (Gasp suçu) (m. 148),
  • Nitelikli yağma suçu (m.149)’dır.

Hırsızlık Suçunda Malın Değerinin Az Olması

TCK’daki düzenlemeye göre (md. 145/1): “hırsızlık suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, suçun işleniş şekli ve özellikleri de göz önünde bulundurularak, ceza vermekten de vazgeçilebilir”.

Yukarıdaki kanuni düzenlemeyle, hırsızlık suçunda çalınan malın değerinin az olması durumunda faile hiç ceza vermeme veya verilecek cezada indirim yapılabilme imkanı getirilmiştir.

Bu durumda hakim, malın değeri azsa ya hiç ceza vermeyecek ya da vereceği cezada indirim yapacaktır. Ancak bu seçeneklerden hangisinin uygulanacağı yahut hangi oranda indirim yapılacağı hakimin takdir yetkisine bırakılmıştır.

Yağma Suçunda Malın Değerinin Az Olması

TCK’daki düzenlemeye göre (md. 150): “Yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilebilir” Bu durumda indirim yapıp yapmama ve yapılacaksa indirim oranı tamamen hakimin takdir yetkisi kapsamındadır.

Yargıtay bir kararında yağma suçlarında değer azlığı değerlendirilmesinin ekonomik koşullara göre yapılması gerektiğine karar vermiştir. Şayet ceza verilecekse de bu cezanın fiille orantılı olması gerektiğine kanaat getirilmiştir.

Yağma suçunda malın değerinin azlığı sebebiyle indirim konusunda; hırsızlık suçunda. Farklı olarak hakime ceza vermeme yetkisi tanınmamıştır. Zira kanun koyucu yağma suçunda cebir veya tehdit olmasını cezasız bırakmak istememiştir. Bu durumda yağma yani gasp suçunu işleyen failin her halükarda cezalandırılması gerektiğine işaret etmiştir.

Zimmet Suçunda Malın Değerinin Az Olması

TCK’daki düzenlemeye göre (md. 149/1): “Zimmet suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilir.” Bu durumda malın değeri azsa, hakim indirim yapmak zorundadır. Ancak indirim oranı hakimin takdir yetkisine bırakılmıştır.

Malın değerinin azlığı durumunda ceza indirimi hususunda kanun koyucu; hırsızlık ve yağma suçlarında hakime seçim hakkı vermişken zimmet suçunda vermemiştir. Zimmet suçundaki bu özel düzenlemenin hırsızlık suçundan farkı indirim uygulamasının zorunlu olması ve ceza vermeme takdirinin olmaması iken yağma suçundan tek farkı, malın değerinin az olmasının zorunlu olarak indirim yapma sebebi olmasıdır.

Malın Değerinin Azlığının Verilecek Hükme Etkisi

TCK’daki yasal düzenlemeler göre; hırsızlık suçunda çalınan malın değeri azsa hakim ceza vermeyeceği gibi cezada indirim de yapabilecektir. Ancak bu durumda sanık hakkında beraat kararı değil, CMK md. 223/3-d uyarınca ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilmelidir.

Yağma suçunda ise gasp edilen malın değeri azsa verilecek ceza 1/3’ten 1/2 sine kadar indirilebilecektir. Burada suç sabitse, mahkeme her halükarda ceza verecektir ancak verilecek cezada indirim yapma hususunu da takdir edecektir. Bu indirim yapma durumu zorunlu değil, hakimin takdir yetkisi kapsamındadır.

Zimmet suçunda ise zimmete geçirilen edilen paranın veya malın değeri azsa verilecek ceza 1/3’ten 1/2 sine kadar indirilir denmektedir. Bu durumda hakime ceza vermekten kaçınma yetkisi verilmediği gibi malın değeri azsa cezada indirim yapma zorunluluğu da yüklenmiştir.

Malın değerinin azlığı nedeniyle cezada indirim hakkından yoksun kalmamak için Ankara Ceza Avukatı desteği alınması önemlidir.

Hırsızlık, Zimmet, Yağma Suçunda Malın Değerinin Azlığı İndirimi Yargıtay Kararları

MALIN DEĞERİNİN AZLIĞI KAVRAMI YARGITAY KARARI

Yargıtay

Ceza Genel Kurulu

Esas : 2009/6-242

Karar : 2009/291

Tarih : 15.12.2009

Sanıklar Zeynel Aslanla Ufuk Altun’un dört şikayetçiye yönelik eylemleri nedeniyle ayrı ayrı 5237 sayılı TCY’nın 142/1-b, 143/1 inci maddeleri uyarınca 2 yıl 8 ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına, TCY’nın 53 üncü maddesinin 1 inci fıkrasında sayılan haklardan yoksun bırakılmalarına, haklarında 63 üncü maddesinin uygulanmasına, tutukluluk hallerinin devamına, hükmen tutuklanmalarına ve olayda kullanılan 34 DUP 78 plakalı aracın 5237 sayılı TCY’nın 54 üncü maddesi uyarınca zoralımına ilişkin, Küçükçekmece 6. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 10.01.2008 gün ve 906-1 sayılı hüküm, sanıklar müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen YARGITAY 6. Ceza Dairesince 01.07.2009 gün ve 8853-10870 sayı ile;

“Sanıklar hakkında, geceleyin konut dokunulmazlığını bozma suçundan zamanaşımı içinde soruşturma yapılabileceği anlaşılmış,

Dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimin takdirine göre diğer temyiz itirazları YERİNDE GÖRÜLMEMİŞTİR.

Ancak;

Sanıkların, TCY’nın 53 üncü maddesinin 2 nci fıkrası uyarınca hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar aynı maddenin 1 inci fıkrasında öngörülen hakları kullanmaktan yoksun kılınmasına, aynı maddenin 3 üncü fıkrası uyarınca da kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından, söz konusu yasaklamanın koşullu salıverilen sanık hakkında uygulanmamasına, karar verilmesi gerekirken, yazılı biçimde uygulama yapılması;

Bozmayı gerektirmiş, sanık Zeynel Aslan ve savunmanıyla sanık Ufuk Altun savunmanın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün açıklanan nedenle bozulmasına, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 5320 sayılı Yasanın 8/1 inci maddesi aracılığıyla CMUK.nun 322 nci maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, hüküm fıkralarından TCY’nın 53 üncü maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümler çıkarılarak yerlerine,

‘Sanığın, TCY’nın 53 üncü maddesinin 2 nci fıkrası uyarınca hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar aynı maddenin 1 inci fıkrasında öngörülen hakları kullanmaktan yoksun kılınmasına, aynı maddenin 3 üncü fıkrası uyarınca da kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından, söz konusu yasaklamanın koşullu salıverilen sanık hakkında uygulanmamasına,’ cümlesi yazılmak suretiyle diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükümlerin düzeltilerek onanmasına” KARAR VERİLMİŞTİR.
YARGITAY C.Başsavcılığınca 23.11.2009 gün ve 254239 sayı ile;

“Küçükçekmece 6. Asliye Ceza Mahkemesinin 10.01.2008 tarih ve 2007/906 esas ve 2008/1 sayılı dosyasının incelenmesinde,

Sanıklar Zeynel Aslan ve Ufuk Altun, suç tarihinde gece sayılan zamanda yakınanlar Şükrü Ünal, İsrafil Akçay, Veysel Akkaya ve Seyfettin Şakiroğlu’nun, apartman dairelerinin önlerindeki birer çift kullanılmış ayakkabılarını çalmışlar, yakınan Şükrü Ünal ve kimliği tesbit edilemeyen arkadaşının takibi üzerine yakalanmışlar ve polise suça konu ayakkabılarla TESLİM EDİLMİŞLERDİR. Sanıklar üzerlerine atılı suçları İTİRAF ETMİŞLERDİR.

YARGITAY Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18.04.2008 tarihli tebliğnamede, çalınan ayakkabıların değerine göre, 5237 sayılı TCY’nın 145 inci maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmaması ve aracın müsaderesi yönünden kararın bozulması istendiği halde karar DÜZELTİLEREK ONANMIŞTIR.

İtirazımız sanıklar Zeynel Aslan ve Ufuk Altun için, suça konu ayakkabıların değerinin az olması nedeniyle, her suç için 5237 sayılı TCY’nın 145 inci maddesindeki indirimden faydalandırılmaları GEREKTİĞİNE İLİŞKİNDİR.

5237 sayılı TCY’nın 145/1 inci maddesindeki indirimin yapılabilmesi için malın değerinin az OLMASI GEREKMEKTEDİR. Suça konu ayakkabıların dairelerin giriş kapısı önünde bulunması onların halen kullanılmakta OLDUĞUNU GÖSTERMEKTEDİR. Kullanılmış ayakkabıların genellikle ikinci el piyasası bulunmamakta ve alış fiyatlarıyla orantılı olmayacak DERECEDE BİLİNMEKTEDİR. Sanıklar hakkında hırsızlığa konu malların değerlerinin az olması, yakınanların şikayetlerinden vazgeçmeleri ve sanıkların benzer suçlardan geçmiş sabıkaları bulunmaması nedeniyle, her suç için 5237 sayılı TCY’nın 145/1 inci maddesine göre, cezalardan indirim yapılması gerektiği kanaatindeyiz” gerekçeleriyle itiraz yasa yoluna başvurularak YARGITAY 6. Ceza Dairesinin 01.07.2009 tarih ve 8853-10870 sayılı düzeltilerek onama kararının kaldırılarak, Küçükçekmece 6. Asliye Ceza Mahkemesinin 10.01.2008 tarih ve 906-1 sayılı kararının bozulmasına karar verilmesi TALEP OLUNMUŞTUR.

Dosya YARGITAY Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle KARARA BAĞLANMIŞTIR.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, 5237 sayılı TCY’nın 145 inci maddesinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığı NOKTASINDA TOPLANMAKTADIR.

Müştekilerden Şükrü Ünal’ın Yeşilova Mahallesi Dere Sokakta bulunan bir adrese doğalgaz kontrolü için gittiği, işi bittikten sonra evden ayrılmak üzere dışarı çıktığında, daire dışına bıraktığı ayakkabılarının yerinde olmadığını gördüğü, terlikle binadan dışarı çıktığı, arabasına binerek giderken elinde poşetle giden bir şahsı gördüğü ve takip etmeye başladığı, bu şahsın da 34 DUP 78 plakalı bir araca binerek Fevzi Çakmak Caddesine çıktığı, daha sonra aracını karanlık bir sokağa park ettiği, araçtan iki şahsın indiği ve ara sokaklara daldıkları, müştekinin emekli bir polis arkadaşıyla birlikte otonun bulunduğu yerde beklediği, şüphelilerin yaklaşık 5 dakika sonra ellerinde iki poşetle geri geldikleri, kendilerini görmeleri üzerine şüphelenip birisinin yaya olarak devam ettiği, diğerinin ise merdivenlerin başına oturduğu, arkadaşının bu şahsı tuttuğu kendisinin ise otonun başında beklediği, diğer şahsın kendisini beklediğini görmesi üzerine otonun yanına gelmediği, oto içerisine baktığında tahmini 57 çift kundura ve bot türü 19 çift spor ayakkabısını gördüğü, 155’i arayarak olay yerine polis çağırdığı,
Gelen polis ekiplerince sanıklar Zeynel Aslan ve Ufuk Altun’un yakalandıkları, Ufuk Altun’a ait olan 34 DUP 78 plakalı aracın bagaj bölümünde 10 poşet giyilmiş ayakkabı saptandığı, durumdan nöbetçi C.Savcısı haberdar edilip, C.Savcısının talimatı doğrultusunda gerekli işlemler yapılarak gözetim altına alınan sanıkların araçla birlikte polis karakoluna sevkedildiği, Küçükçekmece Polis Karakolunda yapılan sayımda 51 çift kundura, 20 çift spor ayakkabı, 5 çift bot olmak üzere 76 çift çalıntı ayakkabı saptandığı, zaptedilen ayakkabılardan sahipleri tespit edilen 4 çiftin, Şükrü Ünal, Veysel Akkaya, Seyfettin Şakiroğlu ve İsrafil Akçay isimli şahıslara teslim edildiği, diğer ayakkabı sahiplerine ise ulaşılamadığı, Toplanan KANITLARDAN ANLAŞILMAKTADIR.

Şikayetçilerden Şükrü Ünal gerek soruşturma gerek kovuşturma aşamasında olayın gelişimini tutanakta yazıldığı şekliyle ifade etmiş, çalınan ayakkabısını teslim aldığını ve sanıklardan şikayetçi olmadığını beyan etmiş, diğer şikayetçiler İsrafil Akçay, Veysel Akkaya ve Seyfettin Şakiroğlu olayın oluşumuyla ilgili bilgilerinin bulunmadığını, oturdukları binanın ana giriş kapısının devamlı kapalı olduğunu, ayakkabıların daire kapısının önünden çalındığını, karakoldan aramaları üzerine çalınmış ayakkabılarını teslim aldıklarını şikayetçi olmadıklarını, BEYAN ETMİŞLERDİR.

Sanıklar Zeynel Aslan ve Ufuk Altun kollukta susma haklarını kullanmışlar, Cumhuriyet Savcılığında ise sanık Zeynel Aslan 16.10.2007 günlü beyanında; suçlamayı kabul ederek, işsiz olduğunu ve Ufuk Altun isimli arkadaşının aracıyla kaza yapmaları nedeniyle borçlarını ödemek için gece vakti açık buldukları binaların içine girerek ayakkabı çaldıklarını, şüphe üzerine polisler tarafından yakalandıklarını, arabada bulunan ayakkabıları Tarlabaşı’nda satın aldıklarını, temizleyip satacaklarını beyan etmiş, sorguda ise sadece bir binaya girdiklerini önceki beyanlarını bu şekilde kabul ETTİĞİNİ SÖYLEMİŞTİR.

Duruşmada ise, suçlamaları reddederek ele geçen ayakkabılardan 70 tanesini Beyoğlu’nda bir eskiciden satın aldıklarını, 4 çift kundurayı ise bir apartman binasının farklı dairelerinin önünden çaldıklarını, ayakkabıların farklı kişilere ait olduğunu tahmin ettiğini, olayın gece saat 21.00 sıralarında gerçekleştiğini BEYAN ETMİŞTİR.

Sanık Ufuk Altun da, C.Savcılığındaki beyanlarında diğer sanıkla benzer anlatımda bulunarak Zeynel birlikte bayramda ayakkabı satan kişileri görüp 150 liralık ayakkabı aldıklarını sonra satın aldıkları bu ayakkabıların çalıntı olduğunu, kendilerinin de bu şekilde çalıp satarak kar edebileceklerini düşündüklerini, bu amaçla kapılarını açık gördükleri binaların içine gece saat 21-21.30 civarında girip yeni gördükleri ayakkabıları çaldıklarını, sonrasında polislerce yakalandıklarını, amaçlarının borçlarını kapatıp arabasını yaptırmak olduğunu, arabada ele geçen diğer ayakkabıları ise Beyoğlu, Tarlabaşı’nda tezgahtan satın aldıklarını söylemiş, sorguda savcılık beyanının doğru olduğunu, ancak yalnızca bir binaya girdiklerini ve daha sonra yakalandıklarını, duruşmada ise olayın arkadaşı Zeynel’in duruşmada anlattığı şekilde meydana geldiğini İFADE ETMİŞTİR.
Tutanak tanıkları, tutanağın doğru olduğunu beyan ederek hırsızları yakalayan vatandaşın haber vermesi üzerine sanıkları yakalayıp tutanak düzenlediklerini, sanıkların ayakkabıların hangi şikayetçiye ait olduğu veya çaldıkları yerler konusunda bir yardımlarının bulunmadığını, sadece Sefaköy’den buraya doğru çaldıklarını ifade ettiklerini BEYAN ETMİŞLERDİR.

Bu kanıtlar ışığında sanıkların hukuki durumları değerlendirildiğinde;

5237 sayılı TCY’nın 145 inci maddesinde; “(1) Hırsızlık suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir” hükmü yer almakta iken, anılan hüküm, 29.06.2005 gün ve 5377 sayılı Yasanın 16 ncı maddesi ile; “(1) Hırsızlık suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, suçun işleniş şekli ve özellikleri de göz önünde bulundurularak, ceza vermekten de vazgeçilebilir” ŞEKLİNDE DEĞİŞTİRİLMİŞTİR.
Maddeyle hırsızlık suçlarına, “konu değer”in azlığı nedeniyle yargıca, cezada indirim yapma veya ceza vermeme yönünde, geniş bir takdir YETKİSİ TANINMIŞTIR.

YARGITAY 6. Ceza Dairesince, istikrarlı bir şekilde uygulanan “daha çoğunu alabilme olanağı varken yalnızca gereksinimi kadar ve değer olarak az olan şeyi alma” görüşünün, 145 inci madde uygulamasında bütünüyle reddedilmesi mümkün değil ise de, maddenin, yalnızca bu tanımlamayla sınırlandırılması da OLANAKLI DEĞİLDİR. 145 inci maddenin gerek ilk şekli, gerekse değiştirilmiş biçimi; ortak tanımlama ile, hırsızlık suçunun konusunu oluşturan değerin az olmasını TEMEL ALMAKTADIR. Değer azlığıyla Yasa Koyucu tarafından neyin kastedildiği, duraksamaları önleyecek biçimde açıklığa kavuşturulmamış, rakamsal bir sınırlandırma getirilmemiş ancak yargıca, yargılama konusu maddi olayla ilgili olarak takdir ve değerlendirme YETKİSİ TANINMIŞTIR. Ne var ki, Yasa Koyucu, yargıcın takdirini, soyut ve farklı bir DİSİPLİNLE SINIRLANDIRMIŞTIR. O da; “az olarak kabul edilecek değerin” yargıcın takdirinde, ceza vermekten vazgeçmesini gerektirecek ehemmiyetsiz ölçüde olması, başka bir ifadeyle değere dayalı ihlalin ceza verilmemeyi nasafeten haklı saydıracak alt DÜZEYDE BULUNMASIDIR. Yargıç, çalınan veya çalınmaya kalkışılan bu değerin azlığını ya indirimli bir cezayla ya da suçun işlenmesindeki özellikler itibarıyla ceza VERMEMEKLE DEĞERLENDİREBİLECEKTİR.

Maddenin ilk metninden sonraki değişiklikte; “suçun işleniş şekil ve özellikleri göz önünde bulundurularak” ibaresinin, “cezada indirim” seçeneğinden sonra ve “ceza vermekten vazgeçilebilir” seçeneğinden önce yazılmasının, suça konu malın değerini FARKLILAŞTIRMAYACAĞI AÇIKTIR. Bu nedenle; “az ceza verme” seçeneğinde daha yüksek değerin aranacağı, “ceza vermekten vazgeçme” halinde ise daha az bir değerin aranmasının gerekli OLDUĞU DÜŞÜNÜLMEMELİDİR.

Bu itibarla, 5237 sayılı Yasanın 145 inci maddesinin uygulanmasında, 765 sayılı TCY’nın 522 nci maddesinde öngörülen “hafif” ya da “pek hafif” kavramlarıyla irtibatlı bir yoruma gidilmemeli, YARGITAY’dan, anılan maddenin uygulanması sürecindeki içtihatlarına paralel şekilde, yıllık değer ölçülerini BELİRLEMESİ BEKLENMEMELİDİR. 5237 sayılı Yasanın 145 inci maddesinin konuluş amacı gözetilmeli, anılan hükmün 765 sayılı TCY’nın 522 nci maddesinden farklı olduğu KABUL EDİLMELİDİR.

Yargıç, bu değerlendirmenin yanı sıra her somut olayda, suçun işleniş şekli, mağdur veya sanığın konumu, olayın gerçekleştiği yer ve zamanı dikkate alacak, 5237 sayılı TCY’nın 3 üncü maddesinde işaret edildiği üzere, “işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı” olacak şekilde bir cezaya hükmetmek suretiyle ceza ADALETİNİ SAĞLAYACAKTIR. Görüldüğü gibi maddeyle getirilen sistem, sadece malın değerinin objektif ölçütlere göre belirlenerek cezadan indirim veya ceza verilmemesinden İBARET DEĞİLDİR. Olayın özelliği, mağdurun konumu, failin kişiliği ve suçun işleniş şekli, her olayda değerlendirmeye konu edilecek, meydana gelen haksızlığa faili iten etkenler ve bu haksızlığın mağdur üzerindeki etkileri de gözetilerek, maddenin uygulanıp uygulanmaması ve özellikle ceza verilmeme haliyle ilgili seçeneğin, eylemin failine uygun düşüp düşmeyeceği belirlenecek ve takdirin gerekçesi de KARARDA GÖSTERİLECEKTİR.

Ancak burada 5237 sayılı TCY’nın 147 nci maddesinde düzenlenmiş bulunan “ağır ve acil bir ihtiyacı karşılamak için hırsızlık suçunun işlenmesi” hali ile 145 inci maddede öngörülen “değer azlığı” KAVRAMI KARIŞTIRILMAMALIDIR. 145 inci maddede öngörülen değer azlığıyla zorunluluk halini düzenleyen 147 nci maddenin uygulanma koşulları birbirinden farklı olup, 147 nci maddenin ayırıcı ölçütü hırsızlığın ağır ve acil bir ihtiyacı karşılamak İÇİN YAPILMASIDIR. Burada hırsızlığın konusu olan malın değerinin az veya çok olmasının herhangi bir ÖNEMİ YOKTUR. Örneğin ölümcül bir hasta için eczaneden çok pahalı bir ilacın çalınması söz konusu olabilir. Buradaki ölçü değer değil, ağır ve acil bir ihtiyaç için bu MALIN ÇALINMASIDIR.
Buna karşılık 145 inci maddenin uygulanmasındaki en önemli kriter kuşkusuz değer ölçüsüdür ve bu değerin “ceza vermeme” halini de haklı saydıracak düzeyde AZ OLMASIDIR.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

İkinci el ayakkabıların pazarlanma olanağı bulunduğunu saptayan sanıkların, birlikte gece vakti saptadıkları apartmanlara girerek, kapı önünde buldukları ayakkabıları çaldıkları, sanıkların satılabilecek evsaftaki ayakkabıları seçmek suretiyle eylemlerini gerçekleştirdikleri, bu işe özel araç tahsis ettikleri, yakalanma risklerinin azlığı ve kolay para kazanma yöntemi olarak benimsedikleri bu yolla, farklı semtlerdeki apartmanlara girmek suretiyle eylemlerini gerçekleştirdikleri, sanıkların çaldıkları ayakkabıların yalnızca mağdurları saptanan dört çift ayakkabıdan ibaret olmayıp, araçta yapılan aramada bagaj bölümünde 10 poşet içinde, 51 çift kundura, 20 çift spor ayakkabı, 5 çift bot olmak üzere toplam 76 çift çalıntı ayakkabının saptandığı, olayda 5237 sayılı TCY’nın 145 inci maddesinin uygulanma koşullarının bulunmadığı, yalnızca sahipleri saptanabilen ayakkabıların değil, olayın bütünü göz önünde bulundurulmak suretiyle, 145 inci maddenin uygulanma koşullarının belirlenmesi gerektiği, yerel mahkeme takdirinde ve özel daire kararında bu yönüyle bir isabetsizlik BULUNMADIĞI ANLAŞILMAKTADIR.

SONUÇ :

Açıklanan nedenlerle,

1- YARGITAY C.Başsavcılığı itirazının REDDİNE,

2- Dosyanın mahkemesine gönderilmek üzere YARGITAY C.Başsavcılığına tevdiine, 15.12.2009 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi
———————————————————————————————————

HIRSIZLIK MALIN DEĞERİNİN AZLIĞI KANUN YARARINA BOZMA OLMAZ

Yargıtay Ceza Genel Kurulu

Esas : 2007/2-267

Karar : 2007/271

Tarih : 11.12.2007

Hükümlünün 5237 sayılı TCY’nın 142/1-f, 145, 168/2, 62 ve 50. maddeleri uyarınca 500 YTL adli para cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin, Şişli 5. Asliye Ceza Mahkemesince 22.02.2007 gün ve 1098-84 sayıyla verilip, temyiz yasa yoluna başvurulmaksızın kesinleşen kararına karşı Adalet Bakanlığınca yasa yararına bozma isteminde bulunulması üzerine, dosyayı inceleyen YARGITAY 2. Ceza Dairesince 15.10.2007 gün ve 13469-13073 sayı ile;
“5237 sayılı TCK.nun 145 inci maddesindeki “malın değerinin azlığı” kavramı ile, 765 sayılı TCK.nun 522 nci maddesindeki hafif ve pek hafif ölçütleriyle, her iki maddenin de cezadan indirim olanağı sağlaması dışında benzerlik bulunmadığı, “değer azlığının” 5237 s. Kanun’a özgü ayrı ve yeni bir kavram olduğu, bunun daha çoğunu alabilme olanağı varken, yalnızca gereksinimi kadar ve değer olarak da az olan şeyi alma halinde, olayın özelliği ve sanığın kişiliği de değerlendirilerek, yasal ve yeterli gerekçeleri de açıklanarak uygulanabileceği gözetilmeden, sanığın cezasından 5237 sayılı TCK.nun 145 inci maddesi gereğince indirim yapılmasında isabet görülmediğinden 5271 sayılı CMK.nun 309 uncu maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yarına bozma talebine dayanılarak İHBAR OLUNMUŞTUR.

Kanun yararına bozma istemi yerinde görüldüğünden Şişli 5. Asliye Ceza Mahkemesinden verilip kesinleşen 22.02.2007 gün ve 1098-84 sayılı kararın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309 uncu maddesinin 4 üncü fıkrasının (d) bendi uyarınca aleyhe sonuç doğurmamak ve yeniden yargılama yapılmamak üzere bozulmasına, infazın kesinleşen miktar üzerinden yapılmasına,” KARAR VERİLMİŞTİR.

YARGITAY C.Başsavcılığınca 27.11.2007 gün ve 151891 sayı ile;

Değerlendirilmesi mahkemenin takdirinde bulunan, olayın özelliği ve sanığın kişiliği de değerlendirilerek uygulanması yada uygulanmaması sözkonusu olan 5237 sayılı TCY’nın 145 inci maddesindeki uygulama hatasının, kanun yararına bozma yoluyla incelenip bozulması olanaklı değildir, gerekçeleriyle itiraz yasa yoluna başvurularak, Özel Daire bozma kararının kaldırılıp, yasa yararına bozma isteminin reddine karar verilmesi TALEP EDİLMİŞTİR.

Dosya YARGITAY Birinci Başkanlığına gönderilmekle, YARGITAY Ceza Genel Kurulunca okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

YARGITAY Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, mahkemenin takdirine ilişkin konularda yasa yararına bozma yasa yoluna başvurulması olanağının bulunup bulunmadığı ve 5237 sayılı TCY’nın 145 inci maddesindeki değer azlığı ve buna bağlı olarak cezada indirim veya ceza verilmemesinin, takdire ilişkin hususlar içinde yer alıp almadığının SAPTANMASINA İLİŞKİNDİR.

Öğretide “olağanüstü temyiz” olarak adlandırılan yasa yararına bozma olağanüstü yasa yolunun koşulları ve sonuçları “kanun yararına bozma” adı ile 5271 sayılı CYY’nın 309 ve 310. MADDELERİNDE DÜZENLENMİŞTİR.
5271 sayılı Yasanın 309 uncu maddesi uyarınca, hakim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddi hukuka veya yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün YARGITAY’ca bozulması istemini, yasal nedenlerini açıklayarak, YARGITAY Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı OLARAK BİLDİRECEKTİR. Bunun üzerine YARGITAY Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması istemini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak, YARGITAY ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin YARGITAY’ca yerinde görülmesi halinde karar veya hüküm yasa yararına bozulacak, yerinde görülmezse İSTEM REDDEDİLECEKTİR.
Böylece ülke sathında uygulama birliğine ulaşılacak, hakim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıklarla uygulamadaki esaslı yanlışlar ve esasa etkili usul yanılgılarının, toplum ve birey açısından hukuk yararına GİDERİLMESİ SAĞLANACAKTIR.

Yasa yararına bozma yasa yoluna, istinaf ve temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş hüküm ve kararlara karşı gidilmesi nedeniyle kesin hükmün otoritesinin bütünüyle zedelenmemesi amacıyla bu yola başvurabilmek için hukuka aykırılık halinin ciddi boyutlara ULAŞMASI GEREKMEKTEDİR. Delillerin takdir ve tercihinde hataya düşüldüğünden bahisle bu yola başvurulması, bu olağanüstü yasa yolunun amaç ve kapsamıyla bağdaşmaz. Mahkemenin takdirine bağlı isteklerle uygulamadaki takdir yanılgıları veya takdirin yerinde olup olmadığının denetlenmesine ilişkin başvurular, yasa yararına bozma konusu yapılamayacağından, böyle bir başvuru halinde istemin reddine KARAR VERİLMELİDİR.

İnceleme konusu somut olayda; Sanığın konutunda kullanılan elektrik sayacının haricinde hat çekmek suretiyle 359 YTL değerindeki elektrik kullandığı ve elektrik bedelini 03.10.2006 tarihinde ödediği, kabul edilerek; 5237 TCY’nın 142/1-f maddesi 2 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, kullanılan elektrik miktarının kullanım şekli ve yeri itibariyle TCY’nın 145 inci maddesi uyarınca cezasının takdiren 1/12’e kadar indirilerek 2 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, koğuşturma aşamasında bedelin tazmin edilmiş olması nedeniyle TCY 168/2 nci maddesi uyarınca cezasının 1/2 oranında indirilerek 1 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, 62 nci madde uyarınca cezasının 1/6 oranında indirilerek 25 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, 50. madde uyarınca ekonomik ve sosyal durumu dikkate alınarak takdiren 1 gün adli para cezasının 20 YTL üzerinden takdiri ele 500 YTL adli para cezasıyla cezalandırılmasına kesin olarak karar verilmiş, Adalet Bakanlığınca 5237 sayılı TCY’nın 145 inci maddesinin uygulanma koşullarının bulunmadığı gerekçesiyle yasa yararına bozma YASAYOLUNU BAŞVURULMUŞTUR.

5237 sayılı TCY’nın 145 inci maddesinde düzenlenen “malın değerinin azlığı” kavramı, olayın özelliği, sanığın kişiliği ve mağdurun konumu da değerlendirilerek, hakim’e cezada indirim yapabilme yada ceza vermekten vazgeçebilme konusunda seçenekli bir takdir hakkı tanıyan yeni BİR KURUMDUR. Hakim öncelikle belirtilen ölçütleri dikkate alarak, malın değerinin az olup olmadığını değerlendirecek, ikinci aşamada da, değer azlığı nedeniyle indirip yapıp yapmamayı veya ceza verip vermemeyi TAKTİR EDECEKTİR. Hakime tanınan bu yetki keyfi ve sınırsız değil ise de, bu yetkinin kullanılmasındaki takdir yanılgısının olağanüstü bir yasa yolu olan, yasa yararına bozma konusu yapılması OLANAKLI DEĞİLDİR.

Bu itibarla YARGITAY C.Başsavcılığı itirazının kabulü ile, Özel Daire kararının kaldırılmasına, takdir hakkına giren konularda yasa yararına bozma yasayoluna başvurulamayacağından, Adalet Bakanlığının yasa yararına bozma isteminin reddine KARAR VERİLMELİDİR.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- YARGITAY C.Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2- YARGITAY 2. Ceza Dairesinin 15.10.2007 gün ve 13469-13073 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,

3- Adalet Bakanlığının yasa yararına bozma isteminin REDDİNE,

4- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere YARGITAY Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 11.12.2007 tarihinde OYBİRLİĞİYLE KARAR VERİLDİ.


HIRSIZLIK MALIN DEĞERİNİN AZLIĞI DAHA ÇOĞUNU ALMA OLANAĞI

Yargıtay

Ceza Genel Kurulu

Esas : 2007/6-210

Karar : 2007/234

Tarih : 13.11.2007

Sanık Gökhan’ın, katılan Yusuf’un, silahla işyerinde geceleyin 750-800 YTL değerindeki cep telefonunu yağmalaması suçundan 5237 sayılı TCY’nin 149/1-a, 150/2 ve 62/1 inci maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hakkında aynı Yasa’nın 53 üncü maddesinin uygulanmasına, Yasin’e yönelik hırsızlık suçundan; 5237 sayılı TCY’nin 142/2-b, 35/2, 145 ve 62/1 inci maddeleri uyarınca 2 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hakkında aynı Yasa’nın 53 üncü maddesinin uygulanmasına ilişkin (Denizli İkinci Ağır Ceza Mahkemesi)’nce verilen 06.04.2006 gün ve 65-98 sayılı hüküm, sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen YARGITAY Altıncı Ceza Dairesi’nce 10.07.2007 gün ve 14367-8625 sayı ile;

“1- Sanığın katılan Yusuf’a yönelik eyleminden kurulan hükme ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde:
Yağma suçunun 5237 sayılı TCY’nin 149 uncu maddesinin 1 inci fıkrasının (a), (d) ve (h) bentlerine aykırı biçimde, silahla işyerinde geceleyin işlendiği, bu nedenle aynı Yasa’nın 61 inci maddesi uyarınca temel ceza belirlenirken bunların değerlendirilmesi gerektiği düşünülmeyerek, alt sınırdan cezaya hükmedilmesi ve 5237 sayılı TCY’nin 150. maddesinin 2 nci fıkrasındaki “malın değerinin azlığı” kavramının, 765 sayılı TCY’nin 522 nci maddesindeki “hafif” ve “pek hafif” ölçütleri ile her iki maddenin de cezadan indirim olanağı sağlaması dışında benzerliği bulunmadığı, “değer azlığı”nın 5237 sayılı Yasa’ya özgü ayrı ve yeni bir kavram olduğu; bunun, daha çoğunu alabilme olanağı varken yalnızca gereksinimi kadar ve değer olarak az olan şeyi alma durumunda, olayın özelliği ve sanığın özgülenen kastı da değerlendirilip, yasal ve yeterli gerekçeleri de açıklanarak uygulanabileceği gözetilmeden, somut olayda yağmalanan cep telefonunun 750.- YTL değeri az olmadığı halde, az kabul edilerek cezadan indirim yapılması, karşı temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmayıp eleştiri dışında usul ve kanuna uygun bulunan hükmün onanmasına,

2- Katılan Yasin’e karşı eylemden verilen hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde:
Dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulu’nun takdirine göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, diğer temyiz itirazları YERİNDE GÖRÜLMEMİŞTİR.

Ancak;

1- Katılandan cep telefonunu isteyip, vermemesi üzerine elinden almak biçiminde gerçekleşen sanığın eyleminin, 5237 sayılı TCY’nin 141/1 inci maddesine uyan suçu oluşturduğunun gözetilmemesi,

2- 5237 sayılı TCY’nin 145 inci maddesindeki “malın değerinin azlığı” kavramının 765 sayılı Yasa’nın 522/1 inci maddesindeki hafif ve pek hafif ölçütleriyle her iki maddenin de cezadan indirim olanağı sağlaması dışında benzerliğinin bulunmadığı, “değerin azlığı”nın 5237 sayılı Yasa’ya özgü, ayrı ve yeni bir kavram olduğu, bunun daha çoğunu alabilme olanağı varken, yalnızca gereksinmesi kadar ve değer olarak da az olan şeyi alma durumunda olayın özelliği ve sanığın özgülenen kastı da değerlendirilip, yasal ve yeterli gerekçeleri de gösterilerek uygulanabileceği, 80.- YTL değerin az olmamasına karşın suça konu değerin “az” olduğundan söz edilerek, aynı Yasa’nın 145 inci maddesi gereğince 2/3 oranında indirim yapılmasına karar verilmesi,” isabetsizliğinden 1412 sayılı CYUY’nin 326/son maddesi hükmü saklı tutulmak üzere bozulmasına KARAR VERİLMİŞTİR.

YARGITAY C.Başsavcılığı’nca 09.08.2007 gün ve 132586 sayı ile;

“1- Sanık Gökhan olay tarihinde mağdur Yasin’den cep telefonunu istediğinden mağdurdan olumsuz cevap alınca, mağdurun elindeki telefonu çekip alır ve iade etmez.

TCK.nun 141/1 inci maddesi hırsızlık eyleminde anılan Kanun’un 142 nci maddesindeki nitelikli hallerden hiçbirisi mevcut olmadığı TAKDİRDE UYGULANABİLECEKTİR.

TCK.nun 142 nci maddesinin 2 nci fıkrasının (b) bendi yalnızca “özel beceriyle” gerçekleştirilen hırsızlık fiilini içermeyip, özel beceri söz konusu olmasa bile kişiyle temas halindeki bir eşyanın cebir veya tehdit kullanılmaksızın alınması hali de bu BENT KAPSAMINDADIR. Anılan yerde, suçun “Elde veya üstte taşınan eşyayı çekip almak suretiyle” işlenmesi halinde nitelikli hırsızlık suçunun oluşacağı açıkça hüküm ALTINA ALINMIŞTIR. Zaten bu hükmün maddeye konuluş amacı, elde veya üstte taşınan eşyaya karşı çok yaygın olarak gerçekleştirilen hırsızlık Fiillerinin basit hırsızlık olarak CEZALANDIRILMASINI ÖNLEMEKTİR. Aksi düşünce söz konusu olsaydı, “özel beceri” ibaresiyle yetinilirdi veya 765 sayılı TCK.nun 492 nci maddesinin (7) sayılı bendinde olduğu gibi “Yankesicilik suretiyle işlenirse” ibaresine yer verilirdi.

Dolayısıyla, burada önemli olan mağdurun bedeniyle eşyanın temas HALİNDE BULUNMASIDIR. Mağdurla suçun konusu eşya arasında doğrudan bir temas mevcut OLDUĞU ORTADADIR. Kaldı ki mağdurun elindeki eşyanın onun rızasına aykırı olarak ancak cebir ve tehdit kullanmadan alınmasının en azından el çabukluğu diye belirtilebilecek özel bir beceri gerektirdiği DE AÇIKTIR. Olayımızda da sanık mağdura ait cep telefonunun zilyetliğini “elinden çekip almak suretiyle” gerçekleştirmiştir.

2- Suçun konusunun değeri itibariyle TCK.nun 145 inci maddesinin uygulanma olanağının mevcut olmadığı gözetilmemesi nedeniyle noksan ceza tayin edilmişse de, sanık aleyhine yapılmış bir temyiz istemi bulunmadığından eleştiriyle yetinilmesi gerekirken bu hususun bozma nedeni yapılması YERİNDE OLMAMIŞTIR.” gerekçeleriyle itiraz yasayoluna başvurularak, Özel Daire bozma ilamının kaldırılmasına, bu suçla ilgili verilen hükmün de eleştirilerek onanmasına karar verilmesi İSTEMİNDE BULUNULMUŞTUR.
Dosya YARGITAY Birinci Başkanlığı’na gönderilmekle, YARGITAY Ceza Genel Kurulu’nca okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ.

Aynı semtte oturmaları nedeniyle birbirlerini tanıyan sanık Gökhanla katılan Yasin’in 15.01.2006 günü saat 15.00 sıralarında bir arada bulundukları sırada, katılandan cep telefonunu isteyen sanığa, daha önceden de çevrede olumsuz davranışlar sergilemesi ve aldığını vermeyen bir kişi olarak tanınmasından kaynaklanan nedenlerle, katılan Yasin’in olumsuz yanıt vermesi üzerine, katılanın elinden cep telefonunu çekip alarak, katılanın istemesine rağmen telefonu iade etmeyip, telefonuna kendi sim kartını taktığı, ancak kısa bir süre sonra katılanın, sanığın elindeki cep telefonunu çekerek alması şeklinde gerçekleşen somut olayda, suçun sübutu yönünde herhangi bir uyuşmazlık ve toplanan kanıtlara göre de bir İSABETSİZLİK BULUNMAMAKTADIR.
YARGITAY Ceza Genel Kurulu’nca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, sanık Gökhan’ın, katılan Yasin’e yönelik eyleminin, 5237 sayılı TCY’nin 141/1 inci fıkrasında düzenlenen hırsızlık suçunu mu, yoksa aynı Yasa’nın 142 nci maddesinin 2 nci fıkrasının (b) bendinde düzenlenen hırsızlık suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesi NOKTASINDA TOPLANMAKTADIR.

5237 sayılı TCY’nin 141 inci maddesinde; zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden almak şeklinde, hırsızlık suçunun temel şekli düzenlenmiş,

Aynı Yasa’nın 142 nci maddenin 2 nci fıkrasının (b) bendinde; suçun, elde veya üstte taşınan eşyayı çekip almak suretiyle yada özel beceriyle işlenmesi hali nitelikli hırsızlık suçu olarak yaptırıma bağlanmış, aynı fıkranın son bendinde ise (b) bendinde belirtilen suçun, beden veya ruh sağlığı bakımından kendisini savunamayacak kişiye karşı işlenmesi cezanın ağırlatıcı nedeni OLARAK BELİRTİLMİŞTİR.

Bu nitelikli hali düzenleyen bendin uygulama alanı madde gerekçesinde; “Fıkranın (b) bendinde, hırsızlığın elde veya üstte taşınan eşyayı çekip almak suretiyle yada özel bir beceriyle işlenmesi HALİ ÖNGÖRÜLMÜŞTÜR. Yankesicilik veya kişisel çeviklikle işlenen hırsızlık halleri bendin kapsamına girdiği gibi, bir hayvanı alıştırmak suretiyle ve ondan yararlanılarak işlenen fiiller hakkında da bendin UYGULANMASI SAĞLANMIŞTIR. Bunun gibi, yoldan giden bir kimsenin çantasını kapıp kaçmak suretiyle işlenen hırsızlık da bu bent kapsamında MÜTALAA EDİLMİŞTİR. Ancak, bu son halde, direncini kırma amacıyla kişiye karşı CEBİR KULLANILMAMALIDIR. Aksi takdirde, yağma suçu oluşur, “şeklinde, ağırlatıcı nedenin uygulanma koşullarına ilişkin gerekçede ise; “toplumda “kapkaççılık” olarak bilinen surette hırsızlık suçunun, örneğin yaşı veya sakat olması nedeniyle beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişilere karşı işlenmesinin daha etkin bir yaptırımla karşılanmasına GEREK DUYULMUŞTUR.” BİÇİMİNDE AÇIKLANMIŞTIR.

Öğretide de, Centel/Zafer/Çakmut; Kişilere Karşı İşlenen Suçlar isimli eserlerinin, 312 vd. sayfalarında, fıkra ile, mağdurun dalgınlığından yararlanılarak elde veya üstte taşınan eşyanın çekip alınması şeklindeki eylemlerle yine aynı şekilde şahıs üzerinde özel beceriyle gerçekleştirilen, kapkaççılık ve yankesicilik fiillerinin yaptırım altına alındığını, ancak yasa metninde kapkaç ve yankesicilik ifadelerine yer verilmediğini belirtmişler, benzer görüşler diğer yazarlar tarafından da İFADE EDİLMİŞTİR.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, mağdur ve sanık birbirini tanımakta ve aynı ortamda bulunmaktadırlar, mağdurdan telefonunu isteyen sanık, olumsuz cevap alması üzerine mağdurun telefonunu elinden ÇEKİP ALMIŞTIR. Eldeki eşyanın çekilip alınması suretiyle eylem gerçekleştirilmiş ise de, fıkrayla yaptırım altına alınan eylemler kapkaç ve yankesicilik suretiyle gerçekleştirilen fiillerdir, olayda kapkaç olarak değerlendirilebilecek bir hareket tarzı bulunmadığı gibi mağdurun dalgınlığı veya dikkatinin dağıtılarak savunma olanağının ortadan kaldırılması suretiyle de gerçekleştirilmiş bir EYLEM BULUNMAMAKTADIR.

Katılandan cep telefonunun istenip, verilmemesi üzerine de elinden almak biçiminde gerçekleşen eylem, 5237 sayılı TCY’nin 141/1 inci maddesine uyan suçu oluşturduğundan YARGITAY C.Başsavcılığı’nın suç niteliğine yönelik itiraz nedeninin reddine KARAR VERİLMELİDİR.

Çoğunluk görüşüne katılmayan altı kurul üyesi; “mağdurun elindeki eşyanın onun rızasına aykırı olarak ancak cebir ve tehdit kullanmadan alınması eylemini 5237 sayılı TCY’nin 142/2-b maddesi kapsamında değerlendiren yerel mahkeme uygulaması suç niteliği yönünden doğru olduğundan, YARGITAY C.Başsavcılığı’nın suç niteliğine yönelik itiraz nedeninin kabulüne karar verilmesi gerektiği” yönünde OY KULLANMIŞLARDIR.

YARGITAY Ceza Genel Kurulu’nun 22.02.1988 gün ve 18 sayılı ilke kararı ve 11.04.2006 gün ve 9/55-115 sayılı kararlarında açıklandığı üzere, Ceza Genel Kurulu, YARGITAY C.Başsavcılığı’nın itiraz nedenleriyle bağlı olmaksızın inceleme yapıp, tespit ettiği tüm yasaya aykırılıkları bozma nedeni yapabileceğinden, itiraz nedenleri arasında doğrudan yer almamakla birlikte, 5237 sayılı TCY’nin 145 inci maddesine ilişkin Özel Daire görüşünün de maddenin uygulanma koşullarının belirlenebilmesi açısından değerlendirilmesinde ZORUNLULUK BULUNMAKTADIR.

5237 sayılı TCY’nin 145 inci maddesinde; “(1) Hırsızlık suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir.” hükmü yer almakta iken, anılan hüküm, 29.06.2005 gün ve 5377 sayılı Yasa’nın 16 ncı maddesi ile; “(1) Hırsızlık suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, suçun işleniş şekli ve özellikleri de gözönünde bulundurularak, ceza vermekten de vazgeçilebilir.” ŞEKLİNDE DEĞİŞTİRİLMİŞTİR.

Madde ile, hırsızlık suçlarında, konu değer’in azlığı nedeniyle yargıca, cezada indirim yapma veya ceza vermeme yönünde, geniş bir takdir YETKİSİ TANINMIŞTIR.

YARGITAY Altıncı Ceza Dairesi’nin, “değer azlığı” ile ilgili olan ve içtihada “daha çoğunu alabilme olanağı varken yalnızca gereksinimi kadar ve değer olarak az olan şeyi alma” halleriyle sınırlı imişçesine yansıtılan görüşünün, 145 inci madde uygulamasında bütünüyle reddedilmesi mümkün görülmemekte ve maddenin uygulanabileceği hallerden bir tür olarak kabul edilmekte ise de, maddenin, sadece ve yalnız bu tanımlamayla sınırlandırılması OLANAKLI DEĞİLDİR. 145 inci maddenin gerek ilk şekli, gerekse değiştirilmiş biçimi; ortak tanımlama ile, hırsızlık suçunun konusunu oluşturan değerin az olmasını TEMEL ALMAKTADIR. Değer azlığıyla yasa koyucu tarafından neyin kastedildiği, duraksamaları önleyecek biçimde açıklığa kavuşturulmamış, rakamsal bir sınırlandırma getirilmemiş ve fakat yargıca, yargılama konusu maddi olayla ilgili olarak takdir ve değerlendirme YETKİSİ TANINMIŞTIR. Ne var ki, yasa koyucu, yargıcın takdirini, soyut ve farklı bir DİSİPLİNLE SINIRLANDIRMIŞTIR. O da; “az olarak kabul edilecek değerin” yargıcın takdirinde, ceza vermekten vazgeçmesini gerektirecek ehemmiyetsiz ölçüde olması, başka bir ifadeyle değere dayalı ihlalin ceza verilmemeyi nesafeten haklı saydıracak alt DÜZEYDE BULUNMASIDIR. Yargıç, çalınan veya çalınmaya kalkışılan bu değerin azlığını ya indirimli bir cezayla yada suçun işlenmesindeki özellikler itibarıyla ceza VERMEMEKLE DEĞERLENDİREBİLECEKTİR.

Maddenin ilk metninden sonraki değişiklikte; “suçun işleniş şekil ve özellikleri gözönünde bulundurularak” ibaresinin, “cezada indirim” seçeneğinden sonra ve “ceza vermekten vazgeçilebilir” seçeneğinden önce yazılmasının, suça konu malın değerini FARKLILAŞTIRMAYACAĞI AÇIKTIR. Bu nedenle; “az ceza verme” seçeneğinde daha yüksek değerin aranacağı, “ceza vermekten vazgeçme” halinde ise daha az bir değerin aranmasının gerekli OLDUĞU DÜŞÜNÜLMEMELİDİR.

Bu itibarla, 5237 sayılı Yasa’nın 145 inci maddesinin uygulanmasında, 765 sayılı TCY’nin 522 nci maddesinde öngörülen “hafif” yada “pek hafif” kavramlarıyla irtibatlı bir yoruma girilmemeli, YARGITAY’dan, anılan maddenin uygulanması sürecindeki içtihatlarına paralel şekilde, yıllık değer ölçülerini BELİRLEMESİ BEKLENMEMELİDİR. 5237 sayılı Yasa’nın 145 inci maddesinin vazediliş amacı gözetilmeli, normların yekdiğerinden farklı olduğu KABUL EDİLMELİDİR.

Yargıç, bu değerlendirmenin yanı sıra her somut olayda, suçun işleniş şekli, mağdur veya sanığın konumu, olayın gerçekleştiği yer ve zamanı dikkate alacak, 5237 sayılı TCY’nin 3 üncü maddesinde öngörüldüğü üzere, “işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı” olacak şekilde ceza ADALETİNİ SAĞLAYACAKTIR. Görüldüğü gibi maddeyle getirilen sistem, sadece malın değerinin objektif ölçütlere göre belirlenerek cezadan indirim veya ceza verilmemesinden İBARET DEĞİLDİR. Olayın özelliği, mağdurun konumu, failin kişiliği ve suçun işleniş şekli, her olayda değerlendirmeye konu edilecek, meydana gelen haksızlığa faili iten etkenler ve bu haksızlığın mağdur üzerindeki etkileri de gözetilerek, maddenin uygulanıp uygulanmaması ve özellikle ceza verilmeme haliyle ilgili seçeneğin, eylemin failine uygun düşüp düşmeyeceği belirlenecek ve muhakkak ki şekillenen takdirin gerekçesi KARARDA GÖSTERİLECEKTİR.

Ancak burada, 5237 sayılı TCY’nin 147 nci maddesinde düzenlenmiş bulunan “ağır ve acil bir ihtiyacı karşılamak için hırsızlık suçunun işlenmesi” hali ile 145 inci maddede öngörülen “değer azlığı” KAVRAMI KARIŞTIRILMAMALIDIR. 145 inci maddede öngörülen değer azlığıyla zorunluluk halini düzenleyen 147 nci maddenin uygulanma koşulları birbirinden farklı olup, 147 nci maddenin ayırıcı ölçütü hırsızlığın ağır ve acil bir ihtiyacı karşılamak İÇİN YAPILMASIDIR. Burada hırsızlığın konusu olan malın değerinin az veya çok olmasının herhangi bir ÖNEMİ YOKTUR. Örneğin ölümcül bir hasta için eczaneden çok pahalı bir ilacın çalınması söz konusu olabilir. Buradaki ölçü değer değil, ağır ve acil bir ihtiyaç için bu MALIN ÇALINMASIDIR.
Buna karşılık 145 inci maddenin uygulanmasındaki en önemli kriter kuşkusuz değer ölçüsüdür ve bu değerin “ceza vermeme” halini haklı saydıracak düzeyde AZ OLMASIDIR.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, hırsızlık suçunun konusu olan cep telefonunun 70-80 bin lira olan bedeli 765 sayılı TCY’nin 522 nci maddesi kapsamında pek hafif olarak değerlendirilebilecek nitelikte ise de, 5237 sayılı TCY’nin 145 inci maddesindeki ölçütler nazara alındığında, bu değerin, “ceza verilmemesini” haklı kılacak ehemmiyetsiz düzeyde olmaması ve bu itibarla ceza indirimini de gerektirmemesi, sanık ve mağdurun konumu, sanığın benzer eylemleri icraya yatkınlığı, mağdurun, telefonun annesine ait olduğunu söylemesine rağmen, sanığın eylemini sürdürmesi gibi özellikler birlikte değerlendirildiğinde, 145 inci maddenin uygulanması koşullarının somut olayda gerçekleşmediği, bu itibarla yerel mahkemenin 145 inci madde uyarınca cezada indirim yapmasının isabetsiz olduğu SONUCUNA VARILMALIDIR.

Çağrı Ayboğa

Avukat Çağrı Ayboğa, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olup yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Ayboğa + Partners Avukatlık Bürosu’nun kurucu avukatlarındandır. Ankara Barosu’na kayıtlı olarak dinamik ve tecrübeli ekibiyle avukatlık mesleğini icra etmektedir.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Ara