TCK 277 Yargı Görevi Yapanı, Bilirkişiyi veya Tanığı Etkilemeye Teşebbüs Suçu 2026
TCK 277 Son Güncelleme: 9 Haziran 2026
TCK Madde 277 Yargı Görevi Yapanı, Bilirkişiyi veya Tanığı Etkilemeye Teşebbüs Suçu
TCK 277, devam eden bir yargı sürecinde gerçeğin ortaya çıkmasını engellemek veya haksız bir karar çıkartmak amacıyla hâkim, savcı, avukat, bilirkişi veya tanığa baskı yapmayı, emir vermeyi ya da onları etkilemeye teşebbüs etmeyi cezalandırır.
- Ceza: 2 yıldan 4 yıla kadar hapis
- Korunan değer: Adil yargılanma hakkı ve yargı bağımsızlığı
- Failler: Dava tarafları, sanıklar, katılanlar veya davayla ilişkili üçüncü kişiler herkes işleyebilir
- Korunan görevliler: Hâkim, savcı, avukat, bilirkişi, tanık
- Şikayet: Aranmaz — savcılık re’sen soruşturma yürütür
- Görevli mahkeme: Ağır Ceza Mahkemesi
- Zamanaşımı: 8 yıl dava zamanaşımı
- Önemli: Teşebbüs aşamasında kalan eylem dahi suç sayılır; sonuç gerçekleşmesi şart değildir
TCK 277 nedir? TCK 277, devam eden bir yargı sürecinde gerçeğin ortaya çıkmasını engellemek veya haksız bir karar çıkartmak amacıyla yargıçlara, savcılara, avukatlara, bilirkişilere veya tanıklara baskı yapma, emir verme veya onları etkilemeye teşebbüs etmeyi cezalandırır. Korunan değer adil yargılanma hakkı ve yargı bağımsızlığıdır; suçun mağduru toplumdur.
Bu suç adliyeye karşı suçlar arasında en sık karşılaşılan tiplerden biridir. Yargılamanın sağlıklı yürümesini doğrudan tehdit ettiği için kanun koyucu teşebbüs aşamasını dahi yeterli saymıştır; etkileme girişiminin başarılı olup olmaması önemli değildir, girişimin yapılmış olması suçun oluşması için yeterlidir.

TCK 277 Kanun Metni
5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu Madde 277: Yargı Görevi Yapanı, Bilirkişiyi veya Tanığı Etkilemeye Teşebbüs
Bir davanın taraflarından birinin veya bir başkasının, hukuki bir uyuşmazlık veya cezayı gerektiren bir fiil hakkında, gerçeğin meydana çıkmasını engellemek veya bir haksızlığa neden olmak amacıyla, yargı görevi yapanları, bilirkişiyi veya tanığı etkilemek üzere oluşturduğu fiil; ayrı bir suç oluşturmadığı takdirde, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Birinci fıkradaki fiili oluşturan söz veya davranışın, kişiyi bir hakka sahip olmaktan engellemeye yönelik olduğunun anlaşılması durumunda, faile teşebbüsten dolayı verilecek cezada artırım da yapılır.
Suçun Kapsamı ve Detayları
1. Korunan Hukuki Değer
Adil yargılanma hakkı ve yargı bağımsızlığı. Mağdur toplumdur; bireysel zarar gören kişinin katılma hakkı sınırlıdır.
2. Failler
Dava tarafları, sanıklar, katılanlar veya davayla ilişkili üçüncü kişiler. Özgü suç değildir — herkes fail olabilir.
3. Korunan Görevliler
Hâkim, savcı, avukat, bilirkişi ve tanık. Bu görev sıfatlarından biri olmadan suç oluşmaz.
4. Suçun Konusu
Gerçeğin ortaya çıkmasını engellemek veya haksız menfaat/haksızlık oluşturmak amacıyla doğrudan etki etmeye çalışmak.
Kimler Fail Olabilir?
TCK 277 özgü suç değildir; suçun faili olmak için belirli bir sıfat aranmaz. Uygulamada en sık karşılaşılan fail profilleri:
- Dava tarafları: Davacı, davalı, müşteki veya sanık sıfatıyla yargılamada bulunan kişiler. Tanığı kendi lehine ifade vermeye zorlamak en tipik görünüm biçimidir.
- Sanık yakınları: Eş, kardeş, anne, baba, arkadaş gibi sanığın yargılanmasını etkilemek isteyen kişiler.
- Davayla ilişkili üçüncü kişiler: İş ortağı, iş arkadaşı, etkilenen üçüncü taraflar.
- Yargı görevi yapanlar: Bir yargı görevi yapan kişinin başka bir yargı görevi yapanı etkilemeye teşebbüsü de suç oluşturur.
- Organize yapılar: Örgütlü olarak yargı sürecini etkilemeye yönelik baskı kampanyaları daha ağır değerlendirilir.
Hangi Görevliler Korunur?
| Görevli | Korunma Kapsamı |
|---|---|
| Hâkim | Yargılamanın her aşamasında — soruşturma, kovuşturma ve karar aşamasında |
| Savcı | Soruşturma yürüten cumhuriyet savcıları ve istinaf/Yargıtay savcıları |
| Avukat | Dava taraflarını temsil eden barolu avukatlar — dosyadan çekilmeye zorlama dahil |
| Bilirkişi | Mahkeme tarafından atanmış bilirkişiler ve uzman görüşü hazırlayanlar |
| Tanık | İfade verecek tüm tanıklar — sanık tanığı, mağdur tanığı ya da olay tanığı ayrımı yapılmaz |
Tipik Örnekler Uygulamadan
- Tanığa baskı: Tanığın aleyhe ifade vermemesi için tehdit etmek, para teklif etmek, aile bireylerine zarar vermekle korkutmak.
- Bilirkişiyi etkileme: Bilirkişiye rapor yönünü değiştirmesi için baskı uygulamak, ödeme vaadinde bulunmak.
- Avukatı dosyadan çekilmeye zorlama: Karşı tarafın avukatına dosyadan çekilmesi için tehdit yöneltmek.
- Hâkim veya savcıya baskı: Sosyal medyada hedef göstermek, telefonla aramalarla yıldırmak, fiziki baskı uygulamak.
- Yargı sürecini örgütlü etkileme: Toplu mesaj kampanyaları, sistematik tehdit yoluyla yargılamayı yönlendirmeye çalışmak.
Cezası ve Yaptırımı
| Durum | Ceza / Sonuç |
|---|---|
| Temel Hâl (TCK 277/1) | 2 yıldan 4 yıla kadar hapis |
| Bir Hakka Sahip Olmaktan Engelleme (TCK 277/2) | Teşebbüsten dolayı verilecek cezada artırım uygulanır |
| Görevli Mahkeme | Ağır Ceza Mahkemesi |
| Şikayet | Aranmaz — re’sen soruşturma |
| Zamanaşımı | 8 yıl dava zamanaşımı |
| HAGB / Erteleme | Verilen ceza 2 yılın altına indirildiğinde koşullar sağlanırsa uygulanabilir |
Benzer Suçlardan Farkları
| Karşılaştırma | TCK 277 | Diğer Madde |
|---|---|---|
| TCK 277 vs TCK 106 (Tehdit) | Yargı sürecini etkileme amacı varsa TCK 277 (özel hüküm) | Amaç yargı sürecini etkileme değil ise TCK 106 |
| TCK 277 vs TCK 265 (Direnme) | Yargı sürecinde etkileme — psikolojik baskı dahil her tür eylem | Görev yapan kamu görevlisine karşı cebir veya tehdit kullanarak direnme |
| TCK 277 vs TCK 257 (Görevi Kötüye Kullanma) | Yargı görevi yapana dışarıdan etki | Yargı görevi yapanın kendi görevini kötüye kullanması |
| TCK 277 vs TCK 272 (Yalan Tanıklık) | Tanığa baskı yapan kişi | Yalan ifade veren tanığın kendisi |
HAGB, Erteleme ve Para Cezasına Çevirme
- HAGB: Verilen ceza alt sınırdan ve indirimlerle 2 yıl ve altına indirildiğinde, sanığın kasıtlı suçtan önceki mahkûmiyet kaydı yoksa uygulanabilir. 5 yıl denetim süresi sonunda hüküm açıklanmaz.
- Erteleme: 2 yıl ve altındaki hapis cezalarında diğer koşullar sağlanırsa ertelenebilir.
- Adli Para Cezasına Çevirme: Kısa süreli hapis cezalarında uygulanabilir; ancak somut olayın ağırlığı bu yolun açılmasını sınırlandırabilir.
- Örgütlü/Sistematik Eylemler: Birden fazla kişiye karşı işlenen, planlı veya örgütlü baskı eylemlerinde mahkeme alt sınırı tercih etmez; HAGB ihtimali azalır.
TCK 277 Yargılamasıyla Karşı Karşıyaysanız
Yargı görevi yapanı etkileme suçunda savunma; tehdidin veya baskının yargılamayı etkileme amacı taşıyıp taşımadığının doğru değerlendirilmesiyle kurulur. Soruşturma aşamasından itibaren ceza avukatıyla çalışmak HAGB ve erteleme olanaklarını korur.
Danışmanlık ücretlidir. TBB 2025–2026 Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uygulanmaktadır.
Beraat Hâlleri
- Yargı sürecini etkileme amacının ispatlanamaması: Eylem genel bir tehdit veya hakaret kapsamında kalıyor, yargı sürecini saptırma kastı kanıtlanamıyorsa TCK 277 değil; eylemin niteliğine göre TCK 106 (tehdit) veya TCK 125 (hakaret) gündeme gelir.
- Etkilenen kişinin korunan görevli kapsamında olmaması: Hâkim, savcı, avukat, bilirkişi veya tanık dışındaki bir kişiye yönelen eylem TCK 277 oluşturmaz.
- Eylemin yargılama dışı bir konuda yapılması: Devam eden bir yargı süreci yoksa, henüz dava açılmamışsa veya ortada hukuki bir uyuşmazlık yoksa madde uygulanmaz.
- Savunma hakkı kapsamında değerlendirme: Sanığın kendi savunması için yaptığı meşru talep ve beyanlar TCK 277 kapsamında etkileme sayılmaz.
- Daha ağır cezalı özel suç: Eylem aynı zamanda kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, rüşvet gibi daha ağır cezalı bir suç oluşturuyorsa TCK 277 yerine o suç uygulanır.
TCK 277 Emsal Yargıtay Kararları (16 Karar)
Av. Çağrı Ayboğa tarafından derlenen aşağıdaki 16 Yargıtay kararı; TCK 277 uygulamasının sınır noktalarını — kararın tefhim öncesi-sonrası ayrımı, “emir verme” ve “baskı” unsurlarının tartışılması, dilekçeyle eleştiri-şikâyet ayrımı, tanık ve bilirkişiye yönelik eylemler Yargıtay’ın kendi gerekçeleriyle birebir ortaya koymaktadır.
Sanık Müdafii Olan Avukat ile Yargılamayı Yapan Heyetin Üye Hâkimi Arasında Astlık-Üstlük İlişkisi Bulunmadığından, Hâkime Emir Verme Unsuru Gerçekleşmez ve Bu Bakımdan TCK m. 232’deki Suç Oluşmaz
Sanık avukat, yargılamayı yapan heyetin üye hâkimine yönelik bir davranışta bulunmuş; bu davranış nedeniyle 765 sayılı TCK’nın 232. maddesi kapsamında hâkimlere emir ve tahakküm etme suçundan yargılanmıştır. Yerel mahkeme, sanığın davranışını maddenin gerektirdiği şekilde emir verme niteliğinde kabul ederek mahkûmiyet kararı kurmuştur.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 765 sayılı TCK’nın 232. maddesinde yer alan emir ve tahakküm etme unsurunun gerçekleşebilmesi için, failin hâkim üzerinde astlık-üstlük ilişkisine benzer bir konumda bulunması gerektiğini açıkça vurgulamıştır. Sanık müdafii sıfatıyla yargılamada yer alan avukat ile yargılamayı yapan heyetin üye hâkimi arasında, hukuken veya fiilen herhangi bir astlık-üstlük ilişkisi mevcut değildir; avukat, hâkimin amiri konumunda olamayacağı gibi, ona emir verme yetkisine de sahip değildir.
Genel Kurul, bu nedenle avukatın hâkime yönelik söz konusu davranışının emir verme unsurunu oluşturmadığına, dolayısıyla suçun bu seçimlik hareketi bakımından maddi unsurun gerçekleşmediğine hükmetmiştir. Bu karar, daha sonra 5237 sayılı TCK’nın 277. maddesinde madde metninden “emir verme” tabirinin çıkarılmasının ve maddenin serbest hareketli bir suç olarak düzenlenmesinin doktrinde gerekçelendirilmesinde önemli bir dayanak noktası olmuştur; zira hâkimlerin hukuken hiçbir kişiden emir alamayacakları, bu nedenle emir verme unsurunun pratikte hiçbir zaman gerçekleşemeyeceği vurgulanmıştır.
Hâkim Kararını Tefhim Ettikten Sonra Gerçekleştirilen Tehdit Niteliğindeki Eylem Artık Kararı Etkileme İhtimali Taşımadığından TCK m. 277 Değil, TCK m. 106 Kapsamındaki Tehdit Suçu Oluşur
Sanık, hakkındaki ceza yargılamasında hâkimin kararını açıklamasının ardından adliye dışında hâkimin aracını park ettiği sırada yanına gelmiş ve “hâkim amca, yanlış yaptın, bana yine ceza verdin, adliyeye gidip gelirken kendine dikkat et” şeklinde sözler sarf etmiştir. Yerel mahkeme bu eylemi TCK m. 277 kapsamında yargı görevi yapanı etkilemeye teşebbüs suçu olarak nitelendirmiş ve buna göre mahkûmiyet kararı kurmuştur.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, TCK m. 277’nin uygulanabilmesi için gerekli temel önkoşulun, eylemin henüz sonuçlanmamış, yani hâkimin kararını henüz vermediği bir yargılama sürecinde gerçekleştirilmesi olduğunu vurgulamıştır. Hâkim kararını tefhim ettikten, yani açıkladıktan sonra gerçekleştirilen bir eylemin, hâkimin o davaya ilişkin kararını etkileme ihtimali artık fiilen ve hukuken ortadan kalkmış olduğundan, böyle bir eylem TCK m. 277’nin koruduğu hukuki yararı tehdit edemez.
Daire, somut olayda hâkimin kararını açıkladıktan sonra gerçekleşen ve açıkça tehdit niteliği taşıyan sözlerin, artık yargı görevi yapanı etkilemeye teşebbüs suçunu değil, TCK m. 106/1, 2. cümlesinde düzenlenen tehdit suçunu oluşturduğunu tespit etmiştir. Bu tespitle yerel mahkemenin hatalı suç vasfı tayini nedeniyle hüküm bozulmuştur. Karar, TCK m. 277’nin zamansal uygulama alanını, yani “görülmekte olan bir dava” şartının kararın kesinleşmesi veya tefhim edilmesiyle sona erdiğini somutlaştırmaktadır.
Sanığın Duruşmada Elini Havaya Kaldırarak Hâkime ‘Dışarıda da Görüşürüz’ Demesi Eyleminin Unsurları Oluşmayan Yargı Görevi Yapanı Etkileme Suçundan Değil, TCK m. 106 Kapsamındaki Tehdit Suçundan Değerlendirilmesi Gerekir
Sanık, devam eden bir duruşmada ara kararının verilmesi anında elini havaya kaldırarak mahkeme hâkimine “dışarıda da görüşürüz” biçiminde söz söylemiştir. Yerel mahkeme, bu eylemi TCK m. 277 kapsamında yargı görevi yapanı etkilemeye teşebbüs suçu olarak nitelendirmiş ve sanık hakkında bu suçtan mahkûmiyet kararı kurmuştur.
Yargıtay, sanığın bu eyleminin TCK m. 106/1, 2. cümlesinde düzenlenen tehdit suçunun unsurlarına uyduğunu tespit etmiştir. TCK m. 277’nin oluşması için failin, yargı görevi yapanı, henüz sonuçlanmamış bir davada belirli bir karar vermesi veya işlem tesis etmesi yönünde hukuka aykırı olarak etkilemeye teşebbüs etmesi gerekmektedir. Sanığın sözlerinin, hâkimi belirli bir karar vermeye yönlendirme veya ondan belirli bir işlem talep etme amacı taşıdığına ilişkin yeterli unsur bulunmadığı; bu sözlerin esasen hâkime karşı bir gözdağı verme, kişisel husumet yaratma niteliğinde olduğu değerlendirilmiştir.
Daire, hâkimin verdiği veya vereceği karardan bağımsız olarak, salt kişisel bir tehdit veya gözdağı niteliğindeki sözlerin TCK m. 277’nin aradığı özel kast ve amaç unsurlarını taşımadığını, dolayısıyla bu suçun ögelerinin oluşmadığını açıkça belirlemiştir. Bu nedenle, ögeleri oluşmayan yargı görevi yapanı etkileme suçundan hüküm kurulması yerine, sübuta eren eylemin TCK m. 106/1, 2. cümlesine uygun tehdit suçu olarak nitelendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılarak hüküm bozulmuştur.
Sanığın Menfaat veya Kazanç Amacı Taşımaksızın, Hatıra Binaen Yaptığı Ricanın İltimas Derecesini Geçmediği Hâllerde Özel Daire Tarafından Verilen Mahkûmiyet Kararı İsabetlidir
Sanık, hâkim olarak görev yaptığı adliyede, bazı dosyalarda taraflardan bir kısmının hemşehrisi olması, diğer bazı dosyalarda ise avukat olarak görev yapan kızının vekil sıfatıyla yer alması nedeniyle, bu dosyalara bakan hâkim ve Cumhuriyet savcılarını arayarak dosyaya iyi bakılması, kızının vekaletinin gözden kaçırılmaması yönünde telkinlerde bulunmuştur. Özel Daire, bu eylemi TCK m. 277’de düzenlenen iltimas derecesindeki etkileme teşebbüsü olarak değerlendirip mahkûmiyet kararı kurmuştur.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, dosya kapsamında sanığın bu telkinleri herhangi bir menfaat veya kazanç sağlamak amacıyla yaptığına ilişkin delil bulunmadığını tespit etmiştir. Genel Kurul, sanığın eyleminin, hatıra binaen ricada bulunmak anlamına gelen iltimas derecesini geçmediğini açıkça belirlemiştir. İltimas, hâkim üzerinde tahakküm veya nüfuz kurmaksızın yapılan, görece daha hafif bir etki etme şeklidir ve hâkimin taraflardan birini kayırmasını, ona destek olmasını istemekten ibarettir.
Genel Kurul, suçun bu nitelikli (hafifletilmiş) hâlinin oluşması için hâkimin söz konusu telkinlerden gerçekten etkilenerek bir karar tesis etmesinin gerekmediğini, salt iltimas niteliğindeki ricanın varlığının yeterli olduğunu vurgulamıştır. Bu çerçevede, somut olayda Özel Dairenin verdiği mahkûmiyet kararının isabetli olduğuna ve direnme yoluyla yapılan itirazın reddine karar verilmiştir. Bu karar, suçun iltimas derecesindeki hafifletilmiş şekli ile asıl ağır şekli arasındaki ayrımı somutlaştırması bakımından önemlidir.
Kardeşi Hakkında Yürütülen Çocuğun Cinsel İstismarı Soruşturmasında Bilirkişi Sıfatıyla Rapor Hazırlayacak Hekimi Arayıp Kendisini HSK Üyesi Olarak Tanıtarak Telkinde Bulunan Sanığın Eylemi Yargılamayı Temelinden Sarsacak Niteliktedir
Kardeşi hakkında yürütülen bir çocuğun cinsel istismarı soruşturmasında, sanık, bilirkişi sıfatıyla raporu hazırlayacak olan devlet hastanesi hekimini telefonla aramış ve kendisini Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) üyesi olarak tanıtmıştır. Bu sıfatı kullanarak hekime, kardeşi lehine işlem tesis edilmesi yönünde telkinlerde bulunmuştur.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, bu eylemin niteliğini ayrıntılı biçimde değerlendirmiştir. Daire, bilirkişiye yönelik gerçekleştirilen bu telkin eyleminin, hem failin gerçek dışı bir sıfatla (HSK üyeliği) hareket etmesi hem de bilirkişinin tarafsızlığını doğrudan tehdit eden bir nitelik taşıması nedeniyle özellikle ağır bir müdahale teşkil ettiğini belirlemiştir. Bilirkişinin hazırlayacağı rapor, maddi gerçeğe ulaşmak yolunda kritik bir delil niteliği taşıdığından, bu rapora müdahale girişimi yargılamanın bütünlüğünü temelinden sarsabilecek ve nihai kararın isabetini doğrudan etkileyebilecek bir risk oluşturmaktadır.
Daire, bu doğrultuda sanığın eyleminin TCK m. 277 kapsamında bilirkişiyi etkilemeye teşebbüs suçunu oluşturduğuna hükmetmiştir. Kararın önemi, bilirkişiye yönelik etkileme girişiminin, bilirkişinin dosyayı henüz teslim almamış olsa da, mahkeme tarafından bilirkişi olarak atanmış olması koşuluyla suçun maddi unsurunu oluşturabileceğini somutlaştırmasından kaynaklanmaktadır; ayrıca failin gerçek dışı resmi sıfat kullanması, eylemin ağırlığını artıran bir unsur olarak değerlendirilmiştir.
Bir Suç Örgütünün Faaliyeti Kapsamında Tanığa Yönelik Etkileme Eyleminin İspatının Güçlüğü, Bu Hâlin Daha Ağır Cezayı Gerektiren Nitelikli Hâl Olarak Düzenlenmesinin Önemini Ortaya Koymaktadır
Bir terör örgütü soruşturması kapsamında yakalanan örgüt üyeleri, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak amacıyla ilk anda örgüte ve diğer üyelere dair bilgi vermekte, ancak cezaevine girdikten sonra hem örgüt üyelerinin baskısı hem de kendisine ve ailesine yönelik tehditler neticesinde kovuşturma aşamasında bu ilk ifadelerini inkâr eden bir tutum sergilemektedir. Bu olgu, organize suçlar ve terör suçları bakımından tanıkların etki altına alınmasının yaygın bir görünüm biçimi olduğunu göstermektedir.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, tanıkların ve müştekilerin baskı altında bırakılması olgusunun, özellikle örgütlü suçlarda ispat bakımından ciddi zorluklar doğurduğunu vurgulamıştır. Bu tür örgütsel yapılarda gerçekleştirilen etkileme eylemleri genellikle dolaylı yollarla, üçüncü kişiler aracılığıyla veya örtülü tehditler şeklinde gerçekleştirildiğinden, doğrudan delillerle ispatı son derece güçtür.
Daire, bu çerçevede tanık koruma müessesesinin önemine değinerek, 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu kapsamında ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve alt sınırı on yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlar ile örgütlü suçlar bakımından tanıklara özel koruma tedbirlerinin uygulanabileceğini hatırlatmıştır. Bu içtihat, TCK m. 277’nin örgütlü suç bağlamında tanığa yönelik işlenmesi hâlinin daha ağır cezayı gerektiren bir nitelikli hâl olarak düzenlenmesinin gerekliliğine ilişkin doktriner tartışmalara da kaynaklık etmiştir.
Hâkimin Duruşmayı Saatinde Açmadığı veya Yargılamayı Makul Sürede Bitirmediği İddialarıyla Yapılan Şikâyet ve İhbarlar, Hak Arama Hürriyeti Kapsamında Kaldığından TCK m. 277 Bakımından Suç Oluşturmaz
Davası görülmekte olan bir sanık, mahkeme heyetine yönelik olarak, hâkimin duruşmayı saatinde açmayarak tarafları beklettiği iddiasıyla Hâkimler ve Savcılar Kuruluna şikâyette bulunmuştur. Bu şikâyet üzerine sanık hakkında TCK m. 277 kapsamında yargı görevi yapanı etkilemeye teşebbüs suçundan kamu davası açılmış ve yerel mahkeme mahkûmiyet kararı kurmuştur.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, bu tür şikâyet ve ihbarların hukuki niteliğini titizlikle değerlendirmiştir. Daire, Anayasa’nın 36. ve 74. maddelerinde güvence altına alınan hak arama hürriyeti ve dilekçe hakkının, mahkeme kararlarının veya yargılama sürecindeki usul işlemlerinin eleştirilmesini ve bu konuda idari makamlara şikâyette bulunulmasını da kapsadığını vurgulamıştır. Hukuk devletinin gereği olarak mahkeme kararları ve yargılama süreçleri dahi eleştiriden muaf değildir.
Daire, somut olayda sanığın hâkimin yargılamayı makul sürede bitirmediği ve hak kaybı yarattığı yönündeki şikâyetinin, TCK m. 26’da düzenlenen hakkın kullanılması hukuka uygunluk sebebi kapsamında kaldığını tespit etmiştir. Bu nedenle eylem, TCK m. 277’nin aradığı hukuka aykırılık unsurunu taşımadığından suç oluşturmamaktadır. Mahkûmiyet kararı bu gerekçeyle bozulmuş, sanığın beraat etmesi gerektiği belirlenmiştir.
Hakkında Devam Eden Yargılama Sırasında Sunulan Dilekçede Hâkimin İlçenin İtibarlı Kişilerinin Etkisinde Kalarak Karar Verdiğini ve Bu Kararın Bir Skandal Olduğunu Yazan Sanığın Eylemi Şikâyet ve Dilekçe Hakkının Kullanımından İbarettir
Hakkında devam eden bir yargılama sırasında, sanık mahkemeye sunduğu bir dilekçede, yargılamayı yapan hâkimin ilçenin itibarlı kişilerinin etkisinde kalarak kararlar verdiğini, verilen kararların bir skandal olduğunu ileri sürmüştür. Bu beyanlar nedeniyle sanık hakkında TCK m. 277 kapsamında yargı görevi yapanı etkilemeye teşebbüs suçundan kamu davası açılmış ve yerel mahkeme mahkûmiyet kararı kurmuştur.
Yargıtay 16. Ceza Dairesi, sanığın dilekçesindeki bu ifadelerin hukuki niteliğini değerlendirirken, Anayasa’da güvence altına alınan şikâyet ve dilekçe hakkının kapsamını esas almıştır. Daire, bir hâkimin belirli kişilerin etkisinde kalarak karar verdiği yönündeki iddianın, ağır ve sert bir dil kullanılmış olsa da, esasen yargılamanın tarafsızlığına ilişkin bir eleştiri ve şikâyet niteliği taşıdığını belirlemiştir.
Daire, bu çerçevede sanığın eyleminin Anayasa’da koruma altına alınan şikâyet ve dilekçe hakkının kullanımından ibaret olduğunu açıkça vurgulamıştır. Eylemin hukuka aykırı bir etkileme teşebbüsü olarak değil, hak arama hürriyeti kapsamında bir başvuru olarak değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmış ve bu gerekçeyle verilen mahkûmiyet kararı bozulmuştur. Bu karar, sert ve incitici ifadeler içeren şikâyet dilekçelerinin de hukuka uygunluk sebebi kapsamında kalabileceğini göstermesi bakımından önemlidir.
Hâkime Yönelik ‘Bu Kararı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne Giderek Bozduracağım, Neler Dönerek Bu Karar Verildi Ben Biliyorum’ Şeklindeki Sözler Rahatsız Edici Olsa da AİHS Kapsamında İfade Özgürlüğü Çerçevesinde Değerlendirilmelidir
Bir yargılama sürecinde, sanık hâkime yönelik olarak “bu burada kalmayacak, bu kararı gerekirse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne giderek bozduracağım, neler dönerek bu karar verildi ben biliyorum” şeklinde sözler sarf etmiştir. Bu sözler nedeniyle sanık hakkında TCK m. 277 kapsamında yargı görevi yapanı etkilemeye teşebbüs suçundan kamu davası açılmıştır.
Yargıtay 18. Ceza Dairesi, bu sözlerin içerik ve bağlamını ayrıntılı olarak incelemiştir. Daire, sanığın ifadelerinin açıkça rahatsız edici ve hâkimin kararına duyulan güvensizliği sert bir şekilde dile getiren bir nitelik taşıdığını kabul etmekle birlikte, bu ifadelerin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini açıkça vurgulamıştır.
Daire, kararın bir üst mahkemede veya uluslararası bir mekanizmada itiraza konu edileceğinin belirtilmesinin, hukuken tanınan bir kanun yolu hakkının kullanılacağının ifadesi olduğunu; “neler dönerek bu karar verildi” şeklindeki ifadenin de, her ne kadar ağır bir suçlama içerse de, doğrudan somut bir etkileme teşebbüsü niteliği taşımadığını tespit etmiştir. Bu değerlendirmeyle, sanığın eyleminin TCK m. 277 bakımından tipik olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Adliye Kapısında Katılanın Avukatına Karşı ‘Sen Gününü Göreceksin, Sana Kim Olduğumu Göstereceğim’ Şeklinde Bağıran Sanığın Eylemi TCK m. 277 Değil, TCK m. 106’da Düzenlenen Tehdit Suçunu Oluşturur
Bir yargılama sürecinde, sanık adliye kapısında katılan tarafın avukatına karşı “sen gününü göreceksin, sana kim olduğumu göstereceğim” şeklinde bağırmıştır. 6352 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikten önceki dönemde işlenen bu eylem nedeniyle sanık hakkında o tarihte yürürlükte olan TCK m. 277 kapsamında yargı görevi yapanı etkileme suçundan kamu davası açılmıştır.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi, değişiklikten önceki madde metnine göre değerlendirme yaparak, sanığın sözlerinin avukatın görülmekte olan davadaki görevini etkilemeye yönelik somut bir talep veya beklenti içermediğini, sözlerin esas itibarıyla kişisel bir gözdağı ve tehdit niteliği taşıdığını tespit etmiştir. Daire, bu sözlerin yargı görevi yapanı belirli bir karar veya işlem yönünde etkilemeye teşebbüs niteliğinde olmadığını, doğrudan TCK m. 106’da düzenlenen tehdit suçunun unsurlarını oluşturduğunu belirlemiştir.
Bu karar gerekçesiyle, yerel mahkemenin TCK m. 277 kapsamında kurduğu hüküm bozulmuştur. Doktrinde bu karara yönelik eleştiriler de mevcuttur; eğer 277. maddenin 2. fıkrasındaki fikri içtima hükmü madde metninde bulunmasaydı, TCK m. 44’teki farklı neviden fikri içtima kuralı uyarınca eylemin hem tehdit hem de yargı görevi yapanı etkilemeye teşebbüs suçunu oluşturduğu kabul edilerek daha ağır cezayı gerektiren suçtan hüküm kurulması gerektiği ileri sürülmüştür. 6352 sayılı Kanun’la yapılan değişiklik sonrasında madde metnine eklenen 2. fıkra, bu tür içtima sorunlarını gidermeyi amaçlamıştır.
Telekom-Turkcell Davasına İlişkin Yargıçlar Üzerinde Gerçekleştirilen İddia Olunan Etkileme Eylemlerinde, Mahkeme Kararının Yargıtay Denetimine Olanak Verecek Şekilde Gerekçelendirilmesi Zorunludur
Sanıklar, Ankara 7. Asliye Hukuk Mahkemesi ve Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesi yargıçları üzerinde, görülmekte olan Telekom-Turkcell davasıyla ilgili olarak etkileme girişiminde bulundukları iddiasıyla TCK m. 277 kapsamında yargılanmışlardır. Yerel mahkemenin kurduğu hükme ilişkin temyiz incelemesi sırasında, gerekçenin yeterliliği ve usule uygunluğu tartışma konusu olmuştur.
Yargıtay 16. Ceza Dairesi, ceza yargılamasında mahkeme kararlarının sanıkları, mağdurları, Cumhuriyet savcısını ve kamuoyunu inandıracak ve Yargıtay denetimine olanak verecek biçimde gerekçelendirilmesi gerektiğini, bunun Anayasa’nın 141. maddesi ile CMK’nın 34. ve 230. maddelerinden kaynaklanan temel bir zorunluluk olduğunu vurgulamıştır. Somut olayda, kendilerine nüfuz edildiği iddia edilen yargıçların tamamının tanık olarak dinlenmediği, gerekçeli kararın usulüne uygun mühürlenmediği ve sanıkların adli sicil kayıtlarının dosyaya getirtilmediği tespit edilmiştir.
Daire, bu usul eksiklikleri nedeniyle hükmün bozulması gerektiğine karar vermiş; dosya, kararın isabetli bulunması üzerine incelenmek üzere Yargıtay Ceza Genel Kurulu Başkanlığına gönderilmiştir. Bu karar, TCK m. 277 kapsamındaki yargılamalarda, özellikle yüksek profilli ve kamuoyunun dikkatini çeken davalarda, delillerin toplanması ve gerekçe oluşturulması bakımından usul güvencelerine titizlikle uyulması gerektiğini ortaya koymaktadır.
İhtiyati Haczin Kaldırılması İçin Noter Vasıtasıyla Hâkime İhtarname Çekilmesi Eyleminde, Hâkime Emir Vermek, Baskı Yapmak veya Nüfuz İcra Etmek Şeklindeki Seçimlik Hareketlerden Hiçbiri Gerçekleşmemiştir
Sanık, bir ihtiyati haczin kaldırılmasını sağlamak amacıyla, davaya bakan hâkime noter aracılığıyla bir ihtarname göndermiştir. Bu ihtarnamede, mahkemenin verdiği kararların haksız ve adaletsiz olduğu, bu durumun düzeltilmemesi hâlinde tazminat davası açılacağı ve şikâyet yoluna gidileceği belirtilmiştir. Yerel mahkeme, bu eylemi TCK m. 277/1 kapsamında yargı görevi yapanları etkilemek suçu olarak nitelendirmiş ve mahkûmiyet kararı kurmuştur.
Yargıtay 16. Ceza Dairesi, ilk değerlendirmesinde yargı görevi yapanları etkilemek suçunun maddi unsurunun, hâkime emir vermek, baskı yapmak, nüfuz icra etmek suretiyle veya her ne suretle olursa olsun hukuka aykırı olarak etkilemeye kalkışmak olduğunu vurgulamıştır. Somut olayda, ihtiyati haczin kaldırılması için noter vasıtasıyla ihtarname çekilmesi şeklinde gerçekleşen davranışta, hâkime emir vermek, baskı yapmak veya nüfuz icra etmek şeklindeki seçimlik hareketlerden herhangi birinin açıkça gerçekleşmediği tespit edilmiştir.
Bununla birlikte, Yargıtay Ceza Genel Kurulu konuyu yeniden değerlendirdiğinde, ihtarnamede yer alan “haksız, adaletsiz kararlarınızı adalete uygun hâle getirmeniz, getirmediğiniz takdirde tazminat davası açacağım gibi şikâyet yoluna da gideceğimi ihtaren bildiririm” ifadelerinin, tazminat alacağına ilişkin sade bir bildirimden öte, görülmekte olan bir davayla ilgili olarak istenen kararın elde edilmesine yönelik baskı niteliği taşıdığını ve TCK m. 277’deki suç unsurlarının oluştuğunu belirlemiştir. Bu çerçevede, eylemin vekalet görevi gereğince iddia ve savunma hakkı kapsamında olduğu gerekçesiyle verilen beraat kararının yasaya aykırı olduğuna karar verilmiştir.
Hakkında Trafik Cezası Tutanağı Düzenlenen Sanığın ‘Daha Önce Burada Savcıyı Tokatladım, O Da Mesleği Bıraktı’ Şeklindeki Sözleri ve Sonrasında Duruşmada Kolluk ve Savcılığı Suçlayan Beyanlarının Hukuki Niteliği Değerlendirilmiştir
Sanık, kendisine trafik cezası yazan polis memuruna “bana ceza yazamazsın, ben burada daha önce savcıyı tokatladım, o da mesleği bıraktı, seninle emniyette görüşeceğiz” şeklinde sözler söylemiştir. Bu sözler nedeniyle görevi yaptırmamak için direnme suçundan yargılanan sanık, aynı yargılamanın bir duruşmasında, Cumhuriyet savcısından mütalaa alınırken söz alarak “Gölköy Emniyet Teşkilatı ve Gölköy Cumhuriyet Başsavcılığı paralel devletin içindedir, buna ilişkin kaymakamlığa ve gerekli yerlere gideceğim” şeklinde beyanda bulunmuştur.
Bu ikinci beyan nedeniyle sanık hakkında ayrıca TCK m. 277 kapsamında yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs suçundan dava açılmıştır. Yargıtay, sanığın bu beyanının hukuki niteliğini, hem ilk eylem olan tehdit içerikli sözler hem de mahkeme huzurunda dile getirilen ikinci beyan bakımından ayrı ayrı değerlendirmiştir.
Yargıtay, kovuşturma evresinde söylenen “paralel devlet” iddiasının, somut bir kararı veya işlemi etkilemeye yönelik belirli bir talep içermediğini, kurumsal bir suçlama niteliğinde kaldığını değerlendirerek bu beyanın TCK m. 277’nin aradığı özel kast unsurunu taşımadığı sonucuna ulaşmıştır. Bu karar, kamu kurumlarına yönelik genel ve soyut suçlamaların, doğrudan bir yargılama sürecini veya kararı etkilemeye yönelik somut bir talep içermediği takdirde TCK m. 277 kapsamında değerlendirilemeyeceğini göstermesi bakımından önemlidir.
Adli Tıp Kurumuna Gönderilmek Üzere Yazı ve İmza Örnekleri Aldırılırken Yazdırılan Metne Tepki Olarak Sarf Edilen Tehditkâr Sözlerde Yargı Görevi Yapanı Etkileme Kastı Bulunmadığı, Eylemin Tahrik Altında İşlenen Tehdit Suçunu Oluşturduğu Tespit Edilmiştir
Bir itirazın iptali davasında davalı sıfatıyla yer alan sanık, duruşma sırasında Adli Tık Kurumuna gönderilmek üzere kendisinden yazı ve imza örnekleri aldırılırken, kendisine yazdırılan “alacaklılara borcumu ödemedim” şeklindeki metne tepki olarak, “duyurursam sizi Şırnak, Hakkâri, Beytüşşebab’a sürerler, sabrımı taşırma bir pire için yorgan yakarım, sabrım tükendiği anda iyi olmaz” şeklinde sözler yazmıştır. Bu sözler nedeniyle sanık hakkında TCK m. 277 kapsamında yargı görevi yapanı etkileme suçundan kamu davası açılmıştır.
Yargıtay 16. Ceza Dairesi, sanığın bu sözlerinin bağlamını ve ortaya çıkış koşullarını ayrıntılı biçimde değerlendirmiştir. Daire, sanığın sözlerinin, kendisine duruşma sırasında yazdırılan ve onun aleyhine kullanılabilecek bir ifadeye (“alacaklılara borcumu ödemedim”) karşı anlık bir tepki olarak ortaya çıktığını, bu nedenle TCK m. 277’nin aradığı, görülmekte olan davada belirli bir karar veya işlem elde etme amacına yönelik özel kastın bulunmadığını tespit etmiştir.
Daire, sanığın eyleminin, TCK m. 277 kapsamındaki yargı görevini yapanı etkileme suçu yönünden kastının olmadığını, ancak eylemin tahrik altında işlenmiş ve TCK m. 106/1, 2. cümlesinde düzenlenen tehdit suçunu oluşturduğunu açıkça belirlemiştir. Bu tespitle, delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek kurulan hükmün bozulması gerektiğine karar verilmiştir. Bu karar, anlık tepki niteliğindeki sözlerin, sistematik bir etkileme stratejisinden ayırt edilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.
Temyiz İncelemesini Yapacak Dairenin Başkanını Bilgilendirme Amacı Taşıyan Bir Dilekçeyle Birlikte Dava Dosyasına Elektronik İleti Çıktısı Göndermekten İbaret Eylemde Yargı Görevi Yapanı Etkilemeye Teşebbüs Suçunun Unsurları Oluşmaz
Sanık, temyiz aşamasındaki bir dava dosyasına ilişkin açıklamaların yer aldığı bir dilekçe hazırlamış ve bu dilekçenin ekinde, dilekçedeki açıklamalarını destekleyen, kimin tarafından gönderildiği belirli olmayan bir elektronik iletinin bilgisayardan alınan çıktısını da dosyaya eklemiştir. Bu eylem nedeniyle sanık hakkında TCK m. 277 kapsamında yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs suçundan kamu davası açılmıştır.
Yargıtay, bu eylemin maddi unsurunu titizlikle incelemiştir. Daire, dilekçe ekindeki elektronik iletinin içeriğinin sanık tarafından oluşturulduğuna veya bu iletinin düzmece (sahte) olduğuna dair, savunmanın aksini gösteren hiçbir delilin dosya kapsamında bulunmadığını tespit etmiştir. Sanığın amacının, temyiz incelemesini yapacak olan dairenin başkanını dava dosyasındaki gelişmeler konusunda bilgilendirmekten ibaret olduğu anlaşılmaktadır.
Bu tespitler doğrultusunda Yargıtay, sanığın eyleminde, üzerine atılı yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs suçunun yasal unsurlarının oluşmadığını açıkça belirlemiştir. Dolayısıyla, sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerekirken aksi yönde hüküm kurulması bozma sebebi olarak kabul edilmiştir. Bu karar, bir tarafın yargı sürecine ilişkin bilgilendirme amaçlı, kanıtlanamamış iddialar içermeyen dilekçe ve belgeler sunmasının, tek başına TCK m. 277’nin maddi unsurunu oluşturmadığını ortaya koymaktadır.
Tanığı Telefonla Arayarak Kollukta Verdiği İfadesini Değiştirmesini İsteyen Sanığın Eylemi, 6352 Sayılı Kanun’un Yürürlüğe Girdiği Tarihten Önce ve Sonra İşlenmesine Göre Farklı Suç Tiplerine Vücut Verir
Sanık, başka bir davada tanık sıfatıyla ifade vermiş olan mağduru telefonla aramış ve kolluk aşamasında verdiği ifadesini değiştirmesini istemiştir. Bu eylemin gerçekleştirildiği tarihin, TCK m. 277’de değişiklik yapan 6352 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 02.07.2012 tarihinden önce mi sonra mı olduğu, uygulanacak suç tipini belirlemek bakımından kritik önem taşımaktadır.
Yargıtay 16. Ceza Dairesi, bu zamansal ayrımı titizlikle değerlendirmiştir. Daire, eğer eylem 02.07.2012 tarihinden önce gerçekleşmişse, o tarihte yürürlükte bulunan TCK m. 277’nin yalnızca yargı görevi yapanları (hâkim, savcı, avukat) kapsadığını, tanığın bu madde kapsamında korunan kişiler arasında yer almadığını; bu nedenle tanığa yönelik bu tür bir etkileme eyleminin, TCK m. 38’in yollamasıyla TCK m. 272’de düzenlenen yalan tanıklığa azmettirme suçunu oluşturacağını belirlemiştir.
Buna karşılık, eylemin 02.07.2012 tarihinden sonra, yani 6352 sayılı Kanun’un madde metnine tanığı da dahil etmesinden sonra gerçekleşmesi hâlinde, aynı eylemin doğrudan TCK m. 277 kapsamında yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs suçunu oluşturacağı tespit edilmiştir. Bu karar, TCK m. 277’nin zaman içindeki kapsamının genişlemesinin, tanığa yönelik aynı nitelikteki eylemlerin hukuki nitelendirmesini esastan değiştirdiğini somutlaştırması bakımından önemli bir içtihat niteliği taşımaktadır.
© Ayboğa Avukatlık Bürosu – Bu derleme yalnızca avukatlık bürosunun iç kullanımına yönelik hazırlanmıştır.
Bu İçerik Hakkında
Bu makale, Ankara Barosu’na kayıtlı avukat Çağrı Ayboğa (sicil no: 34507) tarafından 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, güncel Yargıtay içtihadı ve aktif dava deneyimi esas alınarak hazırlanmıştır. Hap bilgi formatında düzenlenen rehber; suçun unsurları, korunan görevliler, ceza ve emsal kararları kısa ve net biçimde sunmayı amaçlar.
Sık Sorulan Sorular
TCK 277 nedir, kısaca ne anlatır?
TCK 277 cezası ne kadar?
TCK 277’yi kimler işleyebilir?
Avukatı tehdit etmek TCK 277’ye girer mi?
Etkileme girişimi başarılı olmazsa suç oluşur mu?
TCK 277 ile TCK 106 (tehdit) farkı nedir?
TCK 277 şikayete tabi midir?
TCK 277’de HAGB uygulanır mı?
TCK 277 davası hangi mahkemede görülür?

Av. Çağrı Ayboğa, Ankara’da ceza hukuku alanında faaliyet göstermektedir. Adliyeye karşı suçlar ve TCK 277 dosyalarında sanık ve katılan temsilciliği yürütmektedir.
Ankara Avukat
TCK 277 yargılamanızda soruşturmadan temyize kadar hukuki destek için iletişime geçebilirsiniz.
Danışmanlık ücretlidir. TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi