İçeriğe geç

TCK 286 Ses veya Görüntülerin Kayda Alınması Suçu ve Cezası

TCK 286 ses veya görüntülerin kayda alınması suçu ve cezası 2026

Ceza Hukuku – Adliyeye Karşı Suçlar – Son Güncelleme: 20 Ekim 2026

TCK 286, soruşturma ve kovuşturma işlemleri sırasındaki ses veya görüntülerin yetkisiz olarak kayda alınmasını ya da nakledilmesini suç sayar. Ceza bir aydan altı aya kadar hapistir; hâkim veya Cumhuriyet savcısının açık izni varsa suç oluşmaz. Suç şikayete bağlı değildir, ön ödeme kapsamındadır ve asliye ceza mahkemesinde basit yargılama usulüyle görülebilir. Kayıt yasağı hukuk yargılamasında da geçerlidir. Rehberi Ayboğa Avukatlık Bürosu güncel mevzuat ve içtihada göre hazırlamıştır.

Av. Çağrı Ayboğa, Ayboğa Avukatlık Bürosu, Ankara

Hazırlayan Hukuki DeğerlendirmeAvukat Çağrı Ayboğa

Av. Yavuz Baturhan Yıldırım

Kontrol ve DenetlemeAvukat Yavuz Baturhan Yıldırım
Ankara Barosu Sicil No: 34507 – Denetlenme Tarihi: 20 Ekim 2026

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Madde 286 – Ses veya görüntülerin kayda alınması(1) Soruşturma ve kovuşturma işlemleri sırasındaki ses veya görüntüleri yetkisiz olarak kayda alan veya nakleden kişi, altı aya kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Madde hakkında kısa not: Madde tek fıkradan oluşur ve nitelikli hâl, indirim nedeni ya da etkin pişmanlık hükmü içermez. Kanunda yalnız üst sınır gösterildiği için alt sınır, TCK m. 49 uyarınca bir aydır. Maddenin uygulama alanı iki usul hükmüyle tamamlanır: CMK m. 183 adliye binası içinde ve duruşma salonunda kayıt veya nakil imkânı sağlayan aletlerin kullanılmasını yasaklar, HMK m. 153/3 ise hukuk yargılamasında aynı yasağa aykırı davranan hakkında bu madde hükmünün uygulanacağını öngörür. Suç şikayete bağlı değildir ve uzlaştırma kapsamında bulunmadığı için ön ödeme hükümleri uygulanır.

Bir boşanma davasının duruşmasında taraf vekili konuşurken, salonun arka sırasında oturan kişi telefonunu dizinin üzerine koyar ve kayıt tuşuna basar. Amacı kötü değildir: tutanağa geçmediğini düşündüğü bir cümleyi sonradan hatırlamak ister. Duruşma sonunda mübaşirin tespiti üzerine tutanak düzenlenir, telefon emanete alınır ve iki ay sonra aynı kişi hakkında asliye ceza mahkemesinde kamu davası açılır. Dosyada iki ayrı sorun birlikte çıkar: Cumhuriyet başsavcılığının ön ödeme önerisinde bulunmamış olması ve telefonda yapılan incelemenin silinmiş veri alanını kapsamaması.

Bu iki eksiklik, dosyanın kaderini cezanın miktarından daha fazla etkiler. Bu rehber, TCK m. 286 kapsamındaki ses veya görüntülerin kayda alınması suçunun unsurlarını, kayıt yasağının ceza ve hukuk yargılamasındaki kapsamını, ön ödeme ve basit yargılama usulünün nasıl işlediğini, teşebbüs ile müsadere tartışmalarını, beraat hâllerini ve Yargıtay’ın bu alandaki yerleşik yaklaşımını sırayla ele alır.

TCK 286 Ses veya Görüntülerin Kayda Alınması Suçu Nedir?

Doğrudan CevapTCK 286, soruşturma ve kovuşturma işlemleri sırasındaki ses veya görüntülerin yetkisiz olarak kayda alınmasını ya da nakledilmesini suç saymaktadır. Cezası altı aya kadar hapistir; alt sınır TCK m. 49 uyarınca bir aydır. Suç şikayete bağlı değildir, ön ödeme kapsamındadır ve asliye ceza mahkemesinde görülür. Hâkim ya da Cumhuriyet savcısının açık izni varsa eylem suç oluşturmaz.

Suç, Türk Ceza Kanunu’nun adliyeye karşı suçlar bölümünde yer alır. Kanun koyucunun burada koruduğu değer, kaydı alınan kişinin özel hayatı değildir; yargılamanın düzeni, tutanağa bağlı usulün bozulmaması ve adli sürecin dış etkiye kapalı yürütülmesidir. Bu nedenle suçun soruşturulması için kaydı alınan kişinin şikayeti aranmaz. Duruşmada ya da ifade sırasında yapılan kayıt fark edildiğinde, Cumhuriyet başsavcılığı dosyayı kendiliğinden açar.

Günlük hayatta en sık karşılaşılan görünümler birkaç tanedir. Duruşma salonunda cep telefonunun cebe ya da masaya ses kaydı açık biçimde bırakılması, savcılık kaleminde ifade alınırken telefonun kamera moduna alınması, tanık dinlenirken salonun fotoğraflanması ve duruşma anının canlı olarak başka bir kişiye aktarılması. Bu dört örnek de kanun metnindeki kayda alma ya da nakletme hareketlerinden birini içerir.

Suçun kurulması kolay görünse de Yargıtay unsurları dar yorumlar. Üç soru birlikte sorulur: kayıt gerçekten yetkisiz mi alınmıştır, kayıt bir soruşturma ya da kovuşturma işleminin icrası sırasında mı yapılmıştır, ortaya çıkan materyal somut olarak dinlenebilir ya da izlenebilir nitelikte midir? Bu üç sorudan birinin yanıtı olumsuz olduğunda mahkûmiyet değil, beraat ya da teşebbüs tartışması gündeme gelir. Dosyaların önemli bölümünde tartışma tam bu noktada yoğunlaşır.

Suçun failiHerkes fail olabilir. Taraf, sanık, katılan, tanık, izleyici, basın mensubu, avukat ve kamu görevlisi aynı hükme tabidir. Suç, failin belirli bir sıfatı taşımasını gerektiren özgü bir suç değildir.
Korunan hukuki değerAdli yargılamanın düzeni ve işlemlerin tutanağa bağlı yürütülmesindeki kamu yararı korunur. Kaydı alınan kişinin kişilik hakları dolaylı olarak korunur; bu nedenle onun rızası fiili hukuka uygun hâle getirmez.
Hareket unsuruİki seçimlik hareket vardır: kayda alma ve nakletme. Kayda alma, sesin ya da görüntünün bir cihaza işlenmesidir. Nakletme, aynı anda başka bir ortama ya da kişiye aktarılmasıdır; kayıt saklanmasa dahi suç oluşur.
YetkisizlikMaddenin kilit kelimesi yetkisiz olmaktır. Hâkimin ya da Cumhuriyet savcısının açık izniyle alınan kayıt yetkisiz değildir. Mahkemenin kendi yaptığı SEGBİS kaydı ile tarafın izinsiz kaydı bu nedenle aynı hukuki düzlemde değerlendirilmez.
İşlem şartıKayıt, soruşturma ya da kovuşturma işleminin icrası sırasında alınmış olmalıdır. Duruşma başlamadan önce boş salonun görüntülenmesi ile tanık dinlenirken yapılan kayıt aynı değildir; bu ayrım dosyada açıkça tespit edilmelidir.
Manevi unsurSuç genel kastla işlenir. Failin yetkisiz kayıt yaptığını bilerek ve isteyerek hareket etmesi yeterlidir. Delil elde etmek, haksızlığı belgelemek ya da hatırlamak gibi amaçlar kastı ortadan kaldırmaz; yalnızca cezanın bireyselleştirilmesinde dikkate alınır.

TCK 286 ile özel hayata karşı suçları karıştırmayın

Bir kaydın aynı anda birden fazla suçu ilgilendirmesi mümkündür, ancak koruduğu değerler farklıdır. Duruşmada yapılan kayıt adliye düzenine karşı işlenmiş bir fiildir ve resen soruşturulur. Kişinin özel yaşam alanına ait ses ya da görüntülerin izinsiz kaydı ise özel hayatın gizliliğini ihlal suçu kapsamındadır ve şikayete bağlıdır. Konuşmanın tarafı olmayan kişinin aleni olmayan bir görüşmeyi kaydetmesi kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçu kapsamında ayrı bir suçtur. Hangi maddenin uygulanacağı, kaydın alındığı ortama ve korunan değere göre belirlenir.

Suçun pratikteki ağırlığı ceza miktarından değil, yargılamanın kendisinden doğar. Altı aya kadar hapis cezası öngören bir suç için açılan dosya, sanığın adli sicilini, memuriyetini, güvenlik soruşturmasını ve mesleki ruhsatını etkileyebilecek bir mahkûmiyete dönüşebilir. Buna karşılık kanun, dosyanın mahkemeye hiç gelmeden kapanmasını sağlayan ön ödeme kurumunu da öngörmüştür. Bu nedenle dosyanın en kritik aşaması, henüz soruşturma evresidir.

TCK 286 Kanun Metni, CMK 183 ve HMK 153 Bağlantısı

Doğrudan CevapTCK m. 286 tek fıkradan oluşur ve nitelikli hâl içermez. Maddenin uygulama alanı iki usul hükmüyle tamamlanır: CMK m. 183 adliye binası içinde ve duruşma salonunda ses ya da görüntü kaydı veren aletlerin kullanılmasını yasaklar, HMK m. 153/3 ise hukuk yargılamasında aynı yasağa aykırı davranan hakkında TCK m. 286 hükmünün uygulanacağını öngörür.

Madde metni kısadır ve nitelikli hâl, indirim nedeni ya da etkin pişmanlık hükmü içermez. Bu yapı, uygulamadaki tartışmanın neden kanun metninde değil usul hükümlerinde yoğunlaştığını açıklar. Kaydın hangi hâllerde yetkisiz sayılacağı, hangi işlemlerin soruşturma ve kovuşturma işlemi olduğu ve hukuk yargılamasının kapsama girip girmediği sorularının yanıtı, Ceza Muhakemesi Kanunu ile Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda aranır.

CMK m. 183 – ceza yargılamasındaki yasakAdliye binası içinde ve duruşma başladıktan sonra duruşma salonunda, sesli ya da görüntülü kayıt veya nakil imkânı sağlayan aletlerin kullanılması yasaktır. Hüküm, adliye binası dışında yapılan adli işlemlerin icrası sırasında da uygulanır. Yasağın maddi ceza hukuku karşılığı TCK m. 286’dır.
HMK m. 153/3 – hukuk yargılamasındaki yollamaHukuk mahkemesindeki duruşmada ses ya da görüntü kaydı yapılması yasaktır; yasağa aykırı davranan hakkında TCK m. 286 hükmü uygulanır. Bu nedenle hukuk davasının duruşmasında yapılan kayıt da suç oluşturur, ancak hükümde HMK m. 153/3 atfının gösterilmesi gerekir.
TCK m. 49 – cezanın alt sınırıKanun maddesinde yalnız üst sınır gösterildiğinde alt sınır, hapis cezaları bakımından bir aydır. Bu nedenle TCK m. 286 kapsamında verilebilecek ceza bir ay ile altı ay arasındadır.
TCK m. 50 ve 51 – kısa süreli hapsin akıbetiBir yıl ve daha az süreli hapis cezası kısa süreli hapis cezası sayılır ve seçenek yaptırımlara çevrilebilir. İki yıl ve daha az süreli hapis cezası ise koşulları varsa ertelenebilir.
TCK m. 75 – ön ödemeÜst sınırı altı ayı aşmayan hapis cezası öngörülen ve uzlaşma kapsamında bulunmayan suçlarda Cumhuriyet savcısı ön ödeme önerisinde bulunur. TCK m. 286 bu tanıma uyar; öneri yapılmadan kamu davası açılamaz.
CMK m. 251 ve 252 – basit yargılama usulüAsliye ceza mahkemesi, üst sınırı iki yıl ya da daha az süreli hapis cezası gerektiren suçlarda duruşma açmadan dosya üzerinden karar verebilir. Mahkûmiyet hâlinde ceza dörtte bir oranında indirilir; karara itiraz edilirse duruşmalı yargılama yapılır.

Üç hükmün birlikte okunması şu sonucu doğurur: kayıt yasağı hukuk ya da ceza yargılaması ayrımı yapılmaksızın geçerlidir, fakat hukuk yargılamasında cezalandırmanın hukuki temeli yalnızca TCK m. 286 değildir. Yargıtay, hukuk duruşmasında yapılan kayıt nedeniyle kurulan hükümde HMK m. 153/3 yollamasının gösterilmemesini usule aykırılık saymış, bunu yargılamanın yenilenmesini gerektirmeyen bir eksiklik kabul ederek hükmü düzeltip onamıştır.

Resmî metin üzerinden doğrulama yapılması önerilir. Madde metninin güncel hâli Resmî Gazete ve Cumhurbaşkanlığı Mevzuat Bilgi Sistemi üzerinden erişilebilir; kaynakça bölümünde doğrudan bağlantılar verilmiştir. Dosyada tartışma yaşandığında, iddianamedeki sevk maddesinin kanun metniyle ve varsa HMK yollamasıyla birlikte karşılaştırılması ilk yapılacak iştir.

TCK 286 Suçunun Unsurları

Doğrudan CevapSuçun dört unsuru birlikte aranır: kaydın yetkisiz olması, kaydın bir soruşturma ya da kovuşturma işleminin icrası sırasında alınması, ses veya görüntünün kayda alınması ya da nakledilmesi ve failin genel kastla hareket etmesi. Unsurlardan biri eksikse mahkûmiyet kurulamaz; eksikliğin niteliğine göre beraat ya da teşebbüs sonucu doğar.

1. Yetkisiz Olma Unsuru

Yetkisizlik, suçun ekseni olan unsurdur. Yetki, yargılamayı yürüten mercinin iznidir: duruşmada hâkim, soruşturma işlemlerinde Cumhuriyet savcısı. İzin açık olmalıdır; salonda kimsenin müdahale etmemesi örtülü izin sayılmaz. Mahkemenin kendi tutanak sistemi kapsamında yaptığı kayıt ile tarafın kendi cihazıyla aldığı kayıt arasındaki fark da buradan doğar.

Uygulamada sık rastlanan savunma, kaydın delil elde etmek için alındığıdır. Bu savunma yetkisizlik unsurunu ortadan kaldırmaz. Kişi, duruşmada söylenenlerin tutanağa geçmediğini düşünüyorsa başvurulacak yol kayıt almak değil, beyanın tutanağa geçirilmesini istemek, tutanağa şerh düşülmesini talep etmek ve gerekirse mahkeme kararına karşı kanun yoluna gitmektir. Bu yolların varlığı, kaydın hukuka aykırılığını ortadan kaldıran bir zorunluluk hâli bulunmadığını gösterir.

2. Soruşturma veya Kovuşturma İşlemi Sırasında Olma

Kaydın yargılamanın resmî bir işleminin icrası sırasında alınması gerekir. Duruşma, ifade alma, sorgu, teşhis, keşif ve bilirkişi incelemesi gibi işlemler bu kapsamdadır. Buna karşılık Yargıtay, hukuk mahkemesinde yapılan keşfin TCK m. 286 bakımından soruşturma ya da kovuşturma işlemi kavramına girmediğini kabul etmiştir; bu kavramlar ceza muhakemesi terminolojisine aittir ve geniş yorumlanamaz.

İşlem şartı, dosyada tespit edilmesi gereken somut bir olgudur. Fotoğrafın ya da kaydın hangi anda alındığı, o anda duruşmanın başlamış olup olmadığı, tanığın dinlenip dinlenmediği ve işlemin tutanakta nasıl göründüğü araştırılmalıdır. Bu araştırma yapılmadan kurulan hüküm eksik kovuşturmaya dayanır ve bozulur.

3. Kayda Alma veya Nakletme Hareketi

Madde iki seçimlik hareket öngörür. Kayda alma, sesin ya da görüntünün bir veri taşıyıcısına işlenmesidir. Nakletme ise aynı anda başka bir yere aktarılmasıdır; görüntülü arama ile duruşmanın dışarıya aktarılması bu kapsamda değerlendirilir. Nakletmede kaydın saklanması aranmaz, aktarma hareketi yeterlidir.

Hareketin tamamlanıp tamamlanmadığı, ortaya çıkan materyalin niteliğine bağlıdır. Bulanık, karanlık ya da içeriği anlaşılmayan görüntülerde Yargıtay teşebbüs tartışmasının yapılmasını zorunlu görmüştür. Cihazda hiçbir kayda rastlanmaması hâlinde ise hareket hiç gerçekleşmemiş sayılır.

4. Manevi Unsur ve Hata

Suç yalnızca kastla işlenebilir; taksirli hâli kanunda düzenlenmemiştir. Bu nedenle cihaza yanlışlıkla dokunulması, kayıt tuşunun istenmeden etkinleşmesi ya da cihazın başkası tarafından çalıştırılması savunmaları doğrudan manevi unsuru hedefler. Bu savunmaların dosyada sınanma biçimi cihaz üzerinde yapılacak bilişim incelemesidir; raporun kapsamına silinmiş dosyaların da dâhil edilmesi istenmelidir.

TeşebbüsSuç teşebbüse elverişlidir. Cihazın çalıştırılması ve kayıt için konumlandırılması icra hareketi sayılır; kaydın failin iradesi dışında engellenmesi hâlinde TCK m. 35 uygulanır ve ceza indirilir.
İçtimaAynı duruşmada birden fazla kayıt alınması zincirleme suç tartışması doğurur. Kaydın içeriğinin ayrıca açıklanması ya da yayımlanması hâlinde gizliliğin ihlaline ilişkin ayrı hükümler gündeme gelir ve fikri içtima kuralları değerlendirilir.
İştirakKaydı başkasına yaptıran kişi azmettiren, cihazı temin eden kişi yardım eden olarak sorumlu tutulabilir. Dosyada failin kim olduğunun karıştırılması, kanun yoluna başvuru sürelerini de etkileyen ciddi bir usul sorunudur.
Şikayet ve uzlaştırmaSuç şikayete bağlı değildir; Cumhuriyet başsavcılığı resen soruşturur. Uzlaştırma kapsamındaki suçlar arasında yer almadığından dosya uzlaştırma bürosuna gönderilmez. Bu durum ön ödeme imkânının önünü açar.
Görevli mahkemeKovuşturma asliye ceza mahkemesinde yürütülür. Kanun yolu bakımından istinaf mercii bölge adliye mahkemesinin ilgili ceza dairesidir.
Dava zamanaşımıÜst sınırı beş yılı aşmayan hapis cezası öngörüldüğünden dava zamanaşımı süresi sekiz yıldır. Süre, suçun işlendiği tarihten itibaren işler ve dosyada resen gözetilir.

Uygulamadan not – Av. Çağrı Ayboğa

Bu dosyalarda savunmanın en çok ihmal edilen tarafı, kaydın hangi usul işlemi sırasında alındığının tutanaktan tespit edilmesidir. Duruşma tutanağına bakıldığında, fotoğrafın çekildiği iddia edilen dakikada duruşmanın henüz açılmadığı ya da ara verilmiş olduğu çoğu zaman görülebilir. İkinci ihmal edilen nokta cihaz incelemesidir: savunmanın sınanması için cihazın silinmiş veri alanı da dâhil olmak üzere incelenmesi istenmelidir. Rapor eksikse bilirkişi raporuna itiraz dilekçesi hazırlanarak eksikliğin giderilmesi talep edilir. Üçüncü nokta ise ön ödemedir; soruşturma evresinde yapılmış bir ön ödeme, dosyayı mahkemeye hiç getirmeden kapatır.

Ceza ve Hukuk Yargılaması Ayrımı

Doğrudan CevapKayıt yasağı hem ceza hem hukuk yargılamasında geçerlidir. Ceza mahkemesindeki kayıt doğrudan TCK m. 286 kapsamındadır; hukuk mahkemesindeki kayıt ise HMK m. 153/3 yollamasıyla aynı maddeye bağlanır ve hükümde bu atfın gösterilmesi gerekir. Hukuk mahkemesinde keşif sırasında yapılan kayıt ise Yargıtay’a göre maddenin kapsamı dışındadır.

Ayrım, iddianamedeki sevk maddesini ve hükmün hukuki temelini doğrudan etkilediği için yalnızca kuramsal bir tartışma değildir. Hukuk davasının duruşmasında kayıt alan kişi hakkında yalnızca TCK m. 286 gösterilerek hüküm kurulması, cezalandırmanın dayanağının eksik gösterilmesi anlamına gelir. Yargıtay bu eksikliği düzeltme konusu yapmış ve hükmün ilgili paragrafına HMK m. 153/3 atfı eklenerek onanmasına karar vermiştir.

TCK m. 286 bakımından kayıt yasağının kapsamı: ceza ve hukuk yargılaması ayrımı (CMK m. 183, HMK m. 153/3, TCK m. 35 ve 286)
Somut durum Hukuki dayanak Sonuç
Ceza mahkemesi duruşmasında izinsiz kayıt CMK m. 183 ile TCK m. 286/1 Suç oluşur; eylem doğrudan TCK m. 286 kapsamındadır.
Hukuk mahkemesi duruşmasında izinsiz kayıt HMK m. 153/3 yollamasıyla TCK m. 286/1 Suç oluşur; hükümde HMK m. 153/3 atfının gösterilmesi zorunludur.
Hukuk mahkemesinde keşif sırasında kayıt Kanunda karşılığı bulunmayan hâl Keşif, TCK m. 286 bakımından soruşturma ya da kovuşturma işlemi sayılmaz; beraat gerekir.
Savcılık ya da kolluk ifadesi sırasında gizli kayıt CMK m. 183 ile TCK m. 286/1 Suç oluşur; işlem soruşturma evresine aittir.
Adliye binası içinde, duruşma dışında kayıt CMK m. 183 ikinci cümle Kaydın bir adli işlemin icrası sırasında alınıp alınmadığı ayrıca araştırılır.
Hâkim ya da Cumhuriyet savcısının açık izniyle kayıt TCK m. 286/1’deki yetkisizlik unsuru Suç oluşmaz; eylem yetkisiz değildir.
Kayıt cihazı çalıştırılmış, ancak engellenmiş TCK m. 35 ile TCK m. 286/1 Tamamlanmış suç değil, teşebbüs gündeme gelir.
Cihazda suça konu hiçbir kayıt bulunamaması CMK m. 223/2-e Maddi unsur gerçekleşmediğinden beraat kararı verilir.
Soruşturma evrakının içeriğinin açıklanması TCK m. 285 gizliliği ihlal Eylem kayıt ya da nakil değilse TCK m. 286 değil, ayrı bir suç tipi tartışılır.

Keşif ayrımı neden bu kadar önemli?

Yargıtay, hukuk mahkemesinde yapılan keşif işleminin duruşmaların tabi olduğu disiplin kurallarına bağlı olmasının onu bir soruşturma ya da kovuşturma işlemine dönüştürmediğini belirlemiştir. Bu tespit, maddenin uygulama alanının sınırını çizer: kayıt yasağının usul hukukunda bulunması, kaydın her hâlde TCK m. 286 kapsamına girdiği anlamına gelmez. Keşif sırasında alınan kayıt bakımından ceza sorumluluğu doğmaz; buna karşılık işlemi yürüten mahkemenin usul hukuku içindeki yetkileri ayrıca değerlendirilir. Savunmada bu ayrım, iddianamenin daha ilk duruşmada tartışılmasını sağlayacak güçte bir argümandır.

Ayrımın bir diğer yüzü, soruşturma evresine ait işlemlerdir. Savcılık kaleminde ifade alınırken ya da kollukta beyan tutanağı düzenlenirken yapılan gizli kayıt, duruşmada yapılan kayıtla aynı hükme tabidir. Yargıtay, şikayet ifadesinin alınması sırasında gizlice video kaydı yapan kişinin eylemini özel hayata karşı bir suç olarak değil, TCK m. 286 kapsamında değerlendirmiştir. Burada belirleyici olan ortamın adli bir işlem ortamı olmasıdır.

Basın bakımından da ayrı bir denge vardır. Devam eden bir soruşturmaya ait görüntülerin yayımlanması hâlinde, kayıt alma ve nakletme hareketleri ile soruşturmanın gizliliğinin ihlali ayrı ayrı değerlendirilir. İki suç tipinin unsurları farklı olduğundan, yayın yoluyla gerçekleşen bir fiilde her iki maddenin sonuçlarının birbirinden ayrılması gerekir.

TCK 286 Cezası ve Yaptırımlar

Doğrudan CevapTCK m. 286’nın cezası bir ay ile altı ay arasında hapistir. Ceza kısa süreli hapis niteliğinde olduğundan TCK m. 50 uyarınca adli para cezasına ya da diğer seçenek yaptırımlara çevrilebilir, TCK m. 51 koşulları varsa ertelenebilir. Basit yargılama usulü uygulandığında ceza dörtte bir oranında indirilir. Soruşturma evresinde ön ödeme yapılması hâlinde kamu davası hiç açılmaz.

Ceza aralığı küçüktür, fakat yaptırım tablosu sanığın lehine birçok imkân içerir. Bu imkânların her biri belirli bir aşamada ve belirli bir usulle gündeme gelir. Soruşturma evresinde ön ödeme, kovuşturma evresinde basit yargılama usulü ve indirimi, hüküm aşamasında seçenek yaptırım ile erteleme. Sıranın kaçırılması, sonradan telafisi güç sonuçlar doğurur.

Hapis cezasının miktarıKanunda yalnız üst sınır gösterildiğinden alt sınır TCK m. 49 uyarınca bir aydır. Temel ceza, TCK m. 61’deki ölçütlere göre bu aralıkta belirlenir; üst sınırdan ceza verilmesi hâlinde gerekçenin somutlaştırılması gerekir.
Seçenek yaptırıma çevirmeBir yıl ve daha az süreli hapis cezası kısa süreli hapis cezasıdır. TCK m. 50 uyarınca adli para cezası, belirli yerlere gitmekten yasaklanma ya da kamuya yararlı işte çalıştırma gibi seçenek yaptırımlara çevrilebilir.
Zorunlu çevirme hâliDaha önce hapis cezasına mahkûm edilmemiş olan kişi hakkında hükmedilen otuz gün ve daha az süreli hapis cezasının seçenek yaptırıma çevrilmesi zorunludur. Bu husus hükümde gözetilmezse karar bozulur.
Ertelemeİki yıl ve daha az süreli hapis cezası, TCK m. 51’deki koşulların varlığı hâlinde ertelenebilir. Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmezse ceza infaz edilmiş sayılır.
Basit yargılama indirimiBasit yargılama usulünün uygulandığı dosyada mahkûmiyet kurulursa, sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir. Bu indirim yalnızca bu usulün uygulandığı dosyalara özgüdür; genel yargılamada uygulanması bozma sebebidir.
MüsadereKayıt için kullanılan cihazın müsaderesi TCK m. 54 kapsamında değerlendirilir. Aynı maddenin üçüncü fıkrası, müsaderenin işlenen suça göre daha ağır sonuç doğurması hâlinde hâkime müsadereye hükmetmeme yetkisi tanır.
Adli sicilMahkûmiyet adli sicile kaydedilir. Ön ödemeyle kapanan dosyada mahkûmiyet bulunmadığı için sicil kaydı oluşmaz; bu yönüyle ön ödeme pratikte en koruyucu çözümdür.

Cezanın miktarının küçük olması, dosyanın hafife alınmasını haklı kılmaz. Kamu görevlisi, güvenlik görevlisi, öğretmen ya da belirli ruhsata bağlı meslek sahibi kişiler bakımından kasıtlı bir suçtan verilen hapis cezası disiplin ve idari sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle sonucun adli para cezasına çevrilmiş olması her zaman yeterli değildir; mahkûmiyetin hiç kurulmaması hedeflenir.

Dosyanın savcılık aşamasında kapanması

Ön ödeme önerisi tebliğ edilir, süresi içinde miktar yatırılır ve kovuşturmaya yer olmadığına karar verilir. Mahkûmiyet kurulmaz, adli sicil kaydı oluşmaz, yargılama gideri ve vekâlet ücreti tartışması doğmaz.

Dosyanın mahkemede sonuçlanması

Kamu davası açılır, basit yargılama ya da duruşmalı yargılama yürütülür. Mahkûmiyet hâlinde ceza seçenek yaptırıma çevrilse bile mahkûmiyet hükmü kurulmuş olur ve adli sicile işlenir.

Ön Ödeme: Savcılığın Mecburi İşlemi

Doğrudan CevapTCK m. 286 ön ödeme kapsamındadır; çünkü öngörülen hapis cezasının üst sınırı altı ayı aşmaz ve suç uzlaşma kapsamında değildir. Cumhuriyet savcısı, kamu davası açmadan önce ön ödeme önerisinde bulunmak ve bu öneriyi usulüne uygun tebliğ etmek zorundadır. Öneri yapılmadan ya da tebligat usulsüz yapılarak kovuşturmaya geçilmesi usul ve kanuna aykırıdır.

Ön ödeme, kamu davasının açılmasını önleyen bir usul güvencesidir. Kurum, az cezalı suçlarda yargılama yükünü azaltmak ve kişinin mahkûmiyet kaydıyla karşılaşmasını önlemek için öngörülmüştür. TCK m. 286 bakımından önemi şudur: dosyanın en ucuz, en hızlı ve en az sonuç doğuran çıkışı burasıdır. Buna karşılık uygulamada en sık atlanan adım da budur.

1
Suçun ön ödeme kapsamında olduğu tespit edilirCumhuriyet savcısı, iddianame düzenlemeden önce suçun TCK m. 75 kapsamında olup olmadığını değerlendirir. TCK m. 286 bakımından bu değerlendirme olumlu sonuçlanır; takdir yetkisi bulunmaz.
2
Ön ödeme önerisi düzenlenirÖnerinin içeriğinde ödenmesi gereken miktar, ödeme süresi ve ödeme yapılmaması hâlinde kamu davası açılacağı hususu gösterilir. Miktar, kanunda belirtilen esaslara göre hesaplanan adli para cezası ile soruşturma giderlerinden oluşur.
3
Öneri usulüne uygun tebliğ edilirTebligat öncelikle şüphelinin bilinen adresine yapılır. Soruşturmada bildirilen adres ile adres kayıt sistemindeki adres farklıysa önce bildirilen adrese tebligat çıkarılması gerekir; bu sıra gözetilmezse tebligat geçersizdir.
4
Süre içinde ödeme yapılır ya da yapılmazMiktarın süresi içinde yatırılması hâlinde kamu davası açılmaz ve kovuşturmaya yer olmadığına karar verilir. Ödeme yapılmazsa soruşturma olağan seyrini sürdürür.
5
Kovuşturma evresinde eksiklik denetlenirMahkeme, esasa girmeden önce ön ödeme önerisinin tebliğ edilip edilmediğini ve tebligatın usule uygunluğunu araştırmak zorundadır. Eksiklik varsa dosya bu işlemin tamamlanması için Cumhuriyet başsavcılığına gönderilir.
6
Kanun yolunda eksiklik ileri sürülürÖn ödeme usulü işletilmeden kurulan hüküm, istinaf aşamasında bozma sebebi yapılır. Bu husus sanık lehine bir usul güvencesi olduğundan resen de gözetilir.

Tebligata ilişkin bölüm, dosyaların çoğunda tartışmanın yoğunlaştığı yerdir. Yargıtay ve bölge adliye mahkemeleri kararlarında, ön ödeme önerisinin doğrudan adres kayıt sistemindeki adrese tebliğ edilmesinin, soruşturmada bildirilmiş farklı bir adres bulunması hâlinde geçerli sayılamayacağı belirlenmiştir. Bu durumda ön ödemeye uyulmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya devam edilmesi hukuka aykırıdır.

Savunma bakımından yapılacak iş basittir. Dosyaya girildiğinde önce soruşturma evrakında ön ödeme önerisinin bulunup bulunmadığı, bulunuyorsa hangi adrese ve hangi usulle tebliğ edildiği, tebligat parçasının içeriği ve şüphelinin soruşturmada bildirdiği adres karşılaştırılır. Eksiklik tespit edilirse esasa girilmeden önce bu husus tutanağa geçirilerek dosyanın başsavcılığa gönderilmesi talep edilir.

Ayboğa Avukatlık Bürosu ön ödeme kontrol listesi

Soruşturma evrakında ön ödeme önerisi fiilen düzenlenmiş mi?
Önerinin içeriğinde ödenecek miktar, süre ve sonuç açıkça gösterilmiş mi?
Tebligat şüphelinin soruşturmada bildirdiği adrese mi yapılmış?
Bildirilen adres ile adres kayıt sistemindeki adres farklı mı, tebligat sırası gözetilmiş mi?
Tebligat parçasında tebliğ tarihi ve tebellüğ eden kişi doğru gösterilmiş mi?
Ödeme süresi, tebliğ tarihinden itibaren doğru hesaplanmış mı?
Ödeme yapılmışsa dosyada kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş mi?
Mahkeme esasa girmeden önce ön ödeme eksikliğini araştırmış mı?

Basit Yargılama Usulü (CMK 251)

Doğrudan CevapAsliye ceza mahkemesi, üst sınırı iki yıl ya da daha az süreli hapis cezası gerektiren suçlarda duruşma açmadan dosya üzerinden karar verebilir. TCK m. 286 bu kapsamdadır. Usulün uygulanması hâlinde mahkûmiyet cezası dörtte bir oranında indirilir. Sanığın süresi içinde itirazı üzerine duruşma açılır ve genel hükümlere göre yargılama yapılır.

Basit yargılama usulü, sanığa iki yönden avantaj sağlar. Birincisi, duruşmaya katılma yükü ortadan kalkar ve dosya daha kısa sürede sonuçlanır. İkincisi, mahkûmiyet hâlinde sonuç cezada dörtte bir oranında indirim yapılır. Bu nedenle usul, sanık bakımından lehe sayılan bir düzenlemedir ve uygulanabilirliği mahkemece kendiliğinden gözetilmelidir.

Hangi dosyalarda uygulanırAsliye ceza mahkemesinin görevine giren ve üst sınırı iki yıl ya da daha az süreli hapis cezası veya adli para cezası gerektiren suçlarda uygulanır. TCK m. 286 bakımından koşul sağlanır.
Karar nasıl verilirİddianamenin kabulünden sonra mahkeme, duruşma yapmaksızın dosya üzerinden karar verebilir. Beyanlarını sunması için taraflara süre verilir; savunma yazılı olarak dosyaya konulur.
Dörtte bir indirimMahkûmiyet kurulması hâlinde, belirlenen sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir. İndirim yalnızca bu usule özgüdür ve genel yargılamada uygulanamaz.
İtiraz hakkıKarara karşı süresi içinde itiraz edilebilir. İtiraz üzerine mahkeme duruşma açar ve genel hükümlere göre yargılama yapar; bu durumda dörtte bir indirim uygulanmaz.
Lehe hükmün gözetilmesiUsulün uygulanabilir olup olmadığının değerlendirilmemesi, sanık lehine bir imkânın kullanılmaması anlamına gelir. Bu eksiklik istinafta bozma sebebi yapılabilir.
Ön ödeme ile sıraÖn ödeme soruşturma evresine, basit yargılama kovuşturma evresine aittir. Ön ödeme önerisi yapılmamışsa, basit yargılama kararı verilmesi bu eksikliği gidermez.

Uygulamada iki tipik hata görülür. Birincisi, usulün uygulanabilirliği hiç değerlendirilmeden doğrudan duruşmalı yargılamaya geçilmesidir. İkincisi ise bunun tersidir: genel hükümlere göre yürütülen bir yargılamada, basit yargılama usulüne özgü dörtte bir indirimin uygulanmasıdır. Her iki hata da hükmün denetiminde ayrı ayrı ele alınır.

Sanığın bu usulü tercih edip etmemesi somut dosyaya göre değerlendirilir. Beraat ihtimali güçlü, cihaz incelemesi lehe sonuç vermiş ve işlem şartı tartışmalı bir dosyada duruşmalı yargılama tercih edilebilir. Buna karşılık maddi olgu kabul ediliyor ve tartışma yalnızca cezanın miktarındaysa, indirimden yararlanmak akılcı bir tercihtir.

Teşebbüs: Bulanık veya Boş Kayıt

Doğrudan CevapKayıt hareketi başlamış ancak failin iradesi dışındaki bir engel nedeniyle tamamlanamamışsa TCK m. 35 uyarınca teşebbüs hükümleri uygulanır ve ceza indirilir. Çekilen görüntülerin bulanık ya da tamamen karanlık olması hâlinde mahkemenin eylemin teşebbüs aşamasında kalıp kalmadığını tartışması zorunludur. Cihazda hiçbir kayda rastlanmazsa suçun maddi unsuru gerçekleşmemiş olur ve beraat kararı verilir.

Teşebbüs tartışması, bu suç tipinin en teknik alanıdır. Tartışmanın özü şu sorudur: suçun tamamlanması için kaydın anlaşılabilir olması mı gerekir, yoksa salt kayıt ya da nakil hareketinin gerçekleşmesi yeterli midir? Yargıtay bu sorunun mahkemece tartışılmasını ve hukuki nitelendirmenin buna göre yapılmasını aramaktadır. Tartışma yapılmadan kurulan hüküm eksik gerekçeyle bozulur.

Tamamlanmış suçKayıt yetkisiz biçimde alınmış, cihazda bulunmuş ve içeriği dinlenebilir ya da izlenebilir niteliktedir. Nakletme hâlinde aktarmanın gerçekleşmiş olması yeterlidir.
Teşebbüs aşamasında kalmaCihaz çalıştırılmış, kayıt için konumlandırılmış, ancak görevlilerin müdahalesi ya da başka bir engel nedeniyle kayıt gerçekleşmemiştir. İcra hareketi başladığından TCK m. 35 uygulanır.
Anlaşılmaz materyalElde edilen fotoğraf ya da kayıt bulanık, karanlık ya da içeriği belirlenemez niteliktedir. Bu hâlde tamamlanmış suç kabulü için gerekçenin ayrıca gösterilmesi gerekir; aksi hâlde teşebbüs tartışılmalıdır.
Maddi unsur yokluğuCihaz üzerinde yapılan bilişim incelemesinde, silinmiş veri alanı da dâhil olmak üzere suça konu hiçbir kayıt bulunamamıştır. Bu hâlde teşebbüs de söz konusu olmaz; beraat kararı verilir.
Gönüllü vazgeçmeFail kayıt hareketini kendi iradesiyle sonlandırmış ve kaydı tamamlamamışsa TCK m. 36 kapsamında gönüllü vazgeçme tartışılır. Bu hâlde teşebbüsten de ceza verilmez.
İspat yüküKaydın varlığı ve niteliği iddia makamınca ortaya konulmalıdır. Cihazın olay anında elde bulunması tek başına kayıt hareketinin gerçekleştiğini göstermez.

Cihaz incelemesi talebi nasıl yazılmalı?

Talep, yalnız kayıt bulunup bulunmadığının tespiti ile sınırlı tutulmamalıdır. İncelemenin kapsamına şunlar yazılmalıdır: olay tarihine ait ses, video ve fotoğraf dosyalarının bulunup bulunmadığı, silinmiş dosya alanında olay tarihli kayıt izi olup olmadığı, varsa dosyaların oluşturma ve değiştirme zaman damgaları, kaydın süresi ve içeriğinin anlaşılır olup olmadığı. Rapor bu başlıkları karşılamıyorsa eksik rapora dayanılarak hüküm kurulması hukuka aykırıdır ve ek rapor alınması talep edilir.

Cep Telefonu Müsaderesi ve İade

Doğrudan CevapKayıt için kullanılan cep telefonunun müsaderesi mümkündür; ancak TCK m. 54/3 uyarınca müsadere, işlenen suça göre daha ağır sonuç doğuracaksa hâkim müsadereye hükmetmeyebilir. Uygulamada tercih edilen çözüm, suça konu kaydın taşınabilir bir bellek ortamına kopyalanarak dosyada saklanması ve cihazın sahibine iade edilmesidir.

Müsadere tartışması iki ilke arasında kurulur. Bir yanda delilin korunması, diğer yanda mülkiyet hakkı ve orantılılık vardır. Cihaz, suçun işlenmesinde kullanılan eşyadır; ancak suçun kendisi cihaz değil, cihazla gerçekleştirilen kayıt hareketidir. Bu nedenle kaydın korunması ile cihazın alıkonulması birbirinden ayrılabilir.

Orantılılık denetimiCihazın bilinen değeri ile işlenen suçun ağırlığı karşılaştırılır. Altı aya kadar hapis cezası öngörülen bir suçta yüksek değerli bir cihazın müsaderesi hakkaniyete aykırı sonuç doğurabilir; bu hâlde iade kararı verilir.
Kaydın bellek ortamına aktarılmasıSuça konu ses ya da görüntü cihazdan çıkarılıp taşınabilir belleğe kopyalanır ve dosyada saklanır. İşlemin gideri sanığa yükletilebilir. Bu yolla delil korunur ve cihaz iade edilir.
Cihazın delil değeriCihaz, üzerinde kayıt bulunduğu için delil niteliği taşır; suçun konusu olan eşya değildir. Bu ayrım iade talebinin hukuki temelini oluşturur.
Üçüncü kişiye ait cihazCihaz iyiniyetli üçüncü kişiye aitse müsadere kararı verilemez. Bu husus dosyada abonelik ve fatura kayıtlarıyla ortaya konulabilir.
İade talebinin usulüTalep, hükmü veren mahkemeye verilir ve ek kararla sonuçlandırılır. Ek karara karşı başvurulacak kanun yolunun doğru belirlenmesi önemlidir; yanlış yola başvuru süre kaybına yol açar.
Asıl davanın düşmesi hâliAsıl dava zamanaşımı nedeniyle düşmüşse, müsadereye ilişkin ek kararın akıbeti ayrıca değerlendirilir. Düşme kararı verilen dosyada müsaderenin sürdürülmesi tartışma konusu yapılabilir.

Pratik öneri açıktır: cihaz emanete alındığı anda iade talebi yazılı olarak verilmeli, talepte kaydın belleğe aktarılarak dosyada saklanmasına rıza gösterildiği belirtilmelidir. Bu biçimde yapılan talep, mahkemenin delil kaygısını ortadan kaldırdığı için çoğu dosyada olumlu sonuçlanır. Cihazın değerini gösteren fatura ya da satış belgesinin talebe eklenmesi orantılılık denetimini kolaylaştırır.

HAGB, Erteleme ve Adli Para Cezasına Çevirme

Doğrudan CevapHükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin düzenleme Anayasa Mahkemesi kararıyla iptal edilmiş ve iptal 1 Ağustos 2024 tarihinde yürürlüğe girmiştir; bu nedenle bugün karara bağlanan dosyalarda bu kurum uygulanmaz. Buna karşılık TCK m. 50 uyarınca seçenek yaptırıma çevirme ve TCK m. 51 uyarınca erteleme imkânları yürürlüktedir.

Bu bölümdeki bilginin güncel tutulması önemlidir; çünkü internetteki pek çok kaynak hâlâ hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının uygulanabileceğini yazmaktadır. Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararının yürürlüğe girmesinden sonra karara bağlanan dosyalarda bu kurum bulunmaz. Daha önce verilmiş kararların durumu ise karar tarihindeki hükümlere göre değerlendirilir.

Seçenek yaptırıma çevirmeKısa süreli hapis cezası, adli para cezasına ya da kanunda sayılan diğer seçenek yaptırımlara çevrilebilir. TCK m. 286 kapsamında verilen ceza her zaman kısa süreli hapis niteliğindedir.
Zorunlu çevirmeDaha önce hapis cezasına mahkûm edilmemiş kişi hakkında hükmedilen otuz gün ve daha az süreli hapis cezasının çevrilmesi zorunludur. Basit yargılama indirimi sonrası ceza bu sınırın altına inebilir.
Ertelemeİki yıl ve daha az süreli hapis cezası, koşulları varsa ertelenebilir. Denetim süresi kanunda gösterilen sınırlar içinde belirlenir ve süre iyi hâlli geçirilirse ceza infaz edilmiş sayılır.
Ön ödemenin üstünlüğüSoruşturma evresinde ön ödeme yapılması, mahkûmiyet hükmü kurulmadığı için seçenek yaptırım ve erteleme imkânlarından daha koruyucudur. Adli sicil kaydı oluşmaz.
Sicilden silinmeMahkûmiyet kaydı, cezanın infazından sonra kanunda gösterilen sürelerin geçmesiyle arşiv kaydına alınır. Bu sürelerin dosya bazında hesaplanması gerekir.
İdari sonuçlarKasıtlı bir suçtan verilen hapis cezası, memuriyet ve bazı ruhsata bağlı meslekler bakımından ayrı idari değerlendirmelere yol açabilir. Bu nedenle çevirme kararı her zaman yeterli bir sonuç değildir.

Hüküm aşamasındaki tercih sırası şöyle kurulur: önce beraat, mümkün olmazsa teşebbüs nedeniyle indirim, sonra basit yargılama indirimi, ardından seçenek yaptırıma çevirme ve son olarak erteleme. Bu sıra dosyanın her aşamasında ayrı ayrı gündeme getirilmelidir; hiçbiri mahkemece kendiliğinden tamamlanacak bir işlem olarak beklenmemelidir.

TCK 286’dan Beraat Hâlleri

Doğrudan CevapBeraat kararı altı tipik durumda verilir: kaydın hâkim ya da savcı izniyle alınması, eylemin soruşturma veya kovuşturma işlemi dışında gerçekleşmesi, cihazda suça konu kayıt bulunamaması, kaydın mahkeme heyetini ve adli işlemi içermemesi, kastın ispat edilememesi ve kaydın hangi işlem sırasında alındığının dosyada tespit edilememesi.

Beraat kararlarının ortak noktası, iddianın maddi olgular düzeyinde desteklenmemesidir. Bu suç tipinde iddia makamının göstermesi gereken dört olgu vardır: kaydın varlığı, kaydın alındığı an, o anda yürütülen adli işlem ve kaydın yetkisiz alınması. Dört olgudan biri dosyada somutlaşmadığında mahkûmiyet kurulamaz.

Yetkisizliğin bulunmamasıKayıt hâkimin ya da Cumhuriyet savcısının açık izniyle alınmışsa suçun temel unsuru gerçekleşmez. İznin tutanağa geçirilmiş olması ispat bakımından belirleyicidir.
İşlemin kapsam dışında olmasıHukuk mahkemesinde yapılan keşif, TCK m. 286 bakımından soruşturma ya da kovuşturma işlemi sayılmaz. Bu hâlde kaydın alınmış olması suç oluşturmaz ve beraat kararı verilir.
Cihazda kayıt bulunamamasıBilişim incelemesinde, silinmiş veri alanı da dâhil edilerek yapılan araştırmada suça konu kayıt bulunamıyorsa maddi unsur gerçekleşmemiştir. Şüpheden sanık yararlanır.
Kaydın adli işlemi içermemesiDuruşma dışında çekilen ve mahkeme heyetini ya da herhangi bir kovuşturma işlemini içermeyen fotoğraf, suçun maddi unsurunu oluşturmaz. Hatıra amacıyla çekildiği savunması aksi delille çürütülmedikçe beraat gerekir.
Kastın ispat edilememesiCihaza yanlışlıkla dokunulması ya da kayıt tuşunun istenmeden etkinleşmesi savunması teknik inceleme ile desteklenirse kast unsuru gerçekleşmez. Taksirli hâl kanunda düzenlenmemiştir.
İşlem anının tespit edilememesiKaydın hangi usul işlemi sırasında alındığı dosyada açıkça ortaya konulmamışsa hüküm eksik kovuşturmaya dayanır. Tutanak ve kayıt zaman damgası karşılaştırılmadan kurulan mahkûmiyet bozulur.

Beraat kararının yan sonuçları da gözden kaçırılmamalıdır. Vekille temsil edilen ve beraat eden sanık lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekir; bu husus hükümde gözetilmezse kanun yolunda ileri sürülür. Yargılama giderlerinin kime yükletildiği de ayrıca denetlenir.

TCK 286 Yargılamasında Savunma Stratejisi

Doğrudan CevapSavunma dört eksende kurulur: ön ödeme usulünün işletilip işletilmediğinin denetimi, kaydın hangi usul işlemi sırasında alındığının tutanaktan tespiti, cihaz üzerinde kapsamlı bilişim incelemesi talebi ve cihazın iadesi talebi. Bu dört işlem soruşturma evresinde başlatıldığında dosyaların önemli bölümü mahkemeye hiç gelmeden kapanır.

Dosyanın seyri, ilk üç haftada yapılan işlemlerle belirlenir. İddianame düzenlendikten sonra yapılacak savunma, soruşturma evresinde yapılacak savunmadan her zaman daha zordur. Bu nedenle sıralama, savunmanın kendisi kadar önemlidir.

1
Soruşturma evrakının tamamı incelenirTutanak, kolluk raporu, cihaz teslim tutanağı, varsa bilişim raporu ve ön ödeme evrakı birlikte okunur. Kaydın hangi anda alındığı iddiası ile duruşma tutanağındaki saat kayıtları karşılaştırılır.
2
Ön ödeme usulü denetlenirÖnerinin düzenlenip düzenlendiği, tebligatın hangi adrese ve hangi usulle yapıldığı kontrol edilir. Eksiklik varsa esasa girilmeden önce dosyanın başsavcılığa gönderilmesi talep edilir.
3
İşlem şartı tartışmaya açılırKaydın duruşma açılmadan önce, ara verildiği sırada ya da adli bir işlem yürütülmeyen bir anda alındığı iddia ediliyorsa bu husus tutanak ve tanık beyanıyla ortaya konulur.
4
Cihaz incelemesi talep edilirSilinmiş veri alanı, zaman damgaları, kayıt süresi ve içeriğin anlaşılırlığı başlıklarını kapsayan bir rapor istenir. Mevcut rapor bu başlıkları karşılamıyorsa ek rapor talep edilir.
5
Teşebbüs ve nitelendirme ileri sürülürKayıt engellenmiş ya da materyal anlaşılmaz nitelikteyse teşebbüs hükümlerinin uygulanması istenir. Hukuk yargılamasına ilişkin dosyalarda HMK yollamasının gösterilmesi ayrıca talep edilir.
6
Basit yargılama ve yaptırım talepleri sunulurDosyanın niteliğine göre basit yargılama usulünün uygulanması, cezanın seçenek yaptırıma çevrilmesi, erteleme ve cihazın iadesi talepleri yazılı olarak dosyaya konulur.

Şikayetçi tarafta bulunan kişinin yapacakları da ayrıca değerlendirilmelidir. Suç resen soruşturulduğu için şikayet zorunlu olmasa da, olayın tutanağa geçirilmesini istemek ve cihazın el konulmasını talep etmek delilin korunmasını sağlar. Olayın adli bir işlem dışında gerçekleşmesi hâlinde ise başvurulacak yol değişir; bu durumda savcılığa şikayet dilekçesi örneği kullanılarak özel hayata ya da kişisel verilere ilişkin hükümler kapsamında başvuru yapılması gerekir.

Kaydın adli bir ortam dışında alınmış olması hâlinde uygulanacak hükümler bu sayfanın kapsamında değildir. Taraf olunan ya da olunmayan bir konuşmanın izinsiz kaydedilmesi bakımından ayrı ölçütler geçerlidir; bu ölçütler izinsiz ses kaydı almak suç mu sayfamızda ele alınmıştır. Haberleşme içeriğine ilişkin kayıtlar TCK 132 haberleşmenin gizliliğini ihlal kapsamında, kaydın kişisel veri olarak işlenmesi kişisel verilerin kaydedilmesi kapsamında, verinin başkasına verilmesi ya da yayılması ise kişisel verileri verme ve ele geçirme suçu kapsamında değerlendirilir.

TCK 286 Yargıtay Kararları

Doğrudan CevapAşağıda TCK m. 286 kapsamındaki 15 Yargıtay kararı yer alır. Her kararda önce olay anlatılmakta, ardından kararın pratikte nasıl kullanılacağı değerlendirilmekte, sonra Yargıtay’ın vardığı sonuç ve künye verilmektedir. Kararların tamamı Yargıtay ceza daireleri kararı olup soruşturma ve kovuşturma işlemi kavramı, hukuk yargılaması ayrımı, teşebbüs, ön ödeme, basit yargılama usulü, müsadere ve iade başlıklarını kapsamaktadır.

1. HUKUK MAHKEMESİNİN KEŞFİNDE YETKİSİZ KAYDIN HMK’NIN ATFIYLA TCK 286 KAPSAMINDA DEĞERLENDİRİLMESİ

Olay. Sanık hakkında, hukuk yargılamasındaki keşif işlemi sırasında yetkisiz ses veya görüntü kaydı yaptığı gerekçesiyle dava açılmıştır. Asliye ceza mahkemesi üç ay on gün hapis cezası belirleyip hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir. Cumhuriyet savcısının itirazını inceleyen ağır ceza mahkemesi, keşfin TCK 286’daki soruşturma ve kovuşturma işlemi kavramına girmediği düşüncesiyle kararı kaldırmıştır. Uyuşmazlık, hukuk mahkemesindeki keşfin ceza muhakemesi işlemi olup olmamasından öte, HMK 153/3’teki açık yollamanın etkisini gündeme getirmiştir. Kanun yararına bozma istemi, bu yollama ve keşfin tabi olduğu duruşma disiplinine dayanılarak yapılmıştır. Dosya bu kapsamda Yargıtaya gönderilmiştir.

Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi

Daire, kanun yararına bozma istemini yerinde görerek itiraz merciinin kararını bozmuştur. Sonraki işlemlerin CMK 309/4-a uyarınca mahallinde yapılmasına karar vermiştir. İncelemede kanun yararına bozmanın sanık aleyhine sonuç doğurmaması ilkesi de gözetilmiştir. Kararın sonucu, keşif sırasında yapılan kaydın TCK 286 dışında kalacağı gerekçesiyle beraat gerektiğinin kabul edilmesi değildir. Tam tersine, bu düşünceye dayanan itiraz kararının hukuki isabetsizliği belirlenmiştir. Yargıtay doğrudan yeni bir hapis cezası veya kesin mahkûmiyet kurmamıştır; denetlenen karar, HAGB’ye yapılan itiraz üzerine verilen merci kararıdır. Olağanüstü kanun yolunun konusu ve etkisi, maddi suç tartışmasından ayrı tutulmuştur.

İçtihat, hukuk yargılamasında kayıt yasağını değerlendirirken yalnızca TCK’daki soruşturma ve kovuşturma sözcüklerinden hareket edilmemesi gerektiğini gösterir. HMK’nın kayıt ve yayın yasağına ilişkin hükümleri ile keşfin duruşma disiplinine bağlılığı birlikte incelenmelidir. Tarafın kendi davasına delil sağlama isteği, kanunun aradığı yetkinin yerine geçmez. Bununla birlikte olayın bir keşif sırasında gerçekleştiği, kaydın yetkisiz yapıldığı ve sanığa isnat edilen hareketin ne olduğu somutlaştırılmalıdır. Kararın ilke değeri, hukuk mahkemelerindeki yargısal düzenin ceza normuyla bağlantısını açık atıf üzerinden kurmasıdır. İçtihadın doğru uygulanması için yerel mahkeme, itiraz mercii ve Yargıtayın birbirinden farklı gerekçeleri özellikle ayrılmalı; bozulan merci gerekçesi Yargıtay görüşü gibi aktarılmamalıdır.

Yargıtay’ın kararı

Yargıtay, HMK 153/3 uyarınca hukuk mahkemesindeki duruşma sırasında yetkisiz ses ve görüntü kaydı yapılmasının da TCK 286 kapsamında suç oluşturabileceğini kabul etmiştir. Keşif işlemlerinin duruşmaların tabi olduğu disiplin kurallarına bağlı olduğunu dikkate almıştır. Bu nedenle yalnızca keşfin ceza soruşturması veya kovuşturması işlemi olmadığı gerekçesiyle suçun oluşmayacağı sonucuna varılmasını uygun bulmamıştır. Buradaki uygulama, TCK 286’nın kanuni sınırlarının sınırsız kıyasla genişletilmesine değil, hukuk muhakemesi kanunundaki açık atfın değerlendirilmesine dayanmaktadır. Kayıt yasağının hukuk yargılamasındaki uygulanabilirliği, ilgili usul düzenlemesiyle birlikte ele alınmıştır. Ağır ceza merciinin gerekçesi bu hukuki bağlantıyı karşılamamıştır.

Künye: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 07.03.2018, E. 2017/11910, K. 2018/2544.

2. HUKUK DURUŞMASINDAKİ KAYIT MAHKÛMİYETİNDE HMK 153/3 YOLLAMASININ HÜKÜMDE GÖSTERİLMESİ ZORUNLULUĞU

Olay. Sanık, hukuk mahkemesinde yapılan duruşma sırasında kayıt yasağına aykırı davranması nedeniyle yargılanmıştır. Yerel mahkeme, TCK 286/1 uyarınca mahkûmiyet kurmuş; takdiri indirim ve hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesine ilişkin hükümleri uygulamıştır. Dosya, mahkûmiyetin temyizi üzerine Yargıtayın önüne gelmiştir. Karar metninde kayıt cihazı veya davanın tarafları arasındaki uyuşmazlık ayrıntılandırılmamıştır. İncelemenin belirleyici konusu, hukuk duruşmasındaki davranışa TCK 286 uygulanırken cezalandırmanın yasal dayanağının hükümde eksiksiz gösterilmesidir. Yerel mahkeme temel cezayı belirlerken HMK 153/3’teki atfa yer vermemiştir. Böylece doğru yaptırımın hangi usul hükmü aracılığıyla uygulandığı hüküm fıkrasında açıklaşmamıştır.

Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi

Daire, HMK 153/3 yollamasının yazılmamasını kanuna aykırı bulmuş; fakat eksikliğin yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğini kabul etmiştir. Hükmün ilgili bölümüne, eyleme uyan ceza hükmünün HMK 153/3 aracılığıyla uygulandığını belirten ibare eklenmiştir. Karar bu düzeltmeyle onanmıştır. Dolayısıyla mahkûmiyetin esası kaldırılmamış ve sanığın beraati gerektiği sonucuna ulaşılmamıştır. Yargıtayın müdahalesi, hükmün hukuki temelini tamamlayan düzeltme niteliğindedir. Ceza miktarı veya kayıt fiilinin gerçekleşmesine ilişkin kabul bu nedenle yeniden tartışılmamıştır. Karar, hukuk duruşmalarındaki kayıt yasağı ihlalinin yaptırımsız olduğu düşüncesini desteklemez; tersine ceza normunun açık yollama üzerinden uygulanabileceğini gösterir. Sonuç düzeltilerek onamadır.

İçtihadın uygulamadaki önemi, hukuk yargılamasından kaynaklanan kayıt suçlarında kanuni atıf zincirinin hükme yansıtılmasıdır. Mahkeme, yalnızca TCK 286 yazmakla yetinmemeli; suçun hukuk duruşması bağlamındaki dayanağını da belirtmelidir. Bu yaklaşım kanunilik ve gerekçeli karar hakkı bakımından önem taşır. Yetkisiz kaydın ispatı, kullanılan araç ve eylemin zamanına ilişkin somut inceleme gereği ise ayrıca devam eder. Hükümdeki norm eksikliğinin düzeltilebilir olması, bütün usul veya delil eksikliklerinin aynı yöntemle giderilebileceği anlamına gelmez. Burada maddi olayın yeniden araştırılmasına gerek görülmemiştir. Kararın emsal değeri, doğru hukuki dayanağın yazılmasıyla mahkûmiyetin esasının denetlenmesini birbirinden ayırması ve sınırlı düzeltme yetkisinin nasıl kullanıldığını somutlaştırmasıdır.

Yargıtay’ın kararı

Yargıtay, yapılan yargılama ve dosyadaki deliller bakımından sanığın diğer itirazlarını yerinde görmemiştir. Ancak suçun gerçekleştiği yer hukuk mahkemesindeki duruşma olduğundan, ceza hükmünün kanuni bağlantısının açıklanması gerekir. HMK 153/3, kayıt ve yayın yasağına aykırı davranan kişiler hakkında TCK 286 hükümlerinin uygulanmasını öngörmektedir. Bu yollamanın gösterilmesi, hükümde yalnızca tamamlayıcı bir kelime kullanılması sorunu değildir. Mahkûmiyetin hukuk yargılamasındaki kayıt yasağından ceza normuna nasıl bağlandığını ortaya koyar. Hüküm fıkrasının açık ve denetlenebilir olması bakımından uygulanmış kanun hükümleri belirtilmelidir. Suçun sübutunun kabul edilmesi, bu açıklık zorunluluğunu ortadan kaldırmamaktadır.

Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 05.02.2014, E. 2013/12037, K. 2014/1340.

3. SAVCILIK KALEMİNDE ŞİKÂYET İFADESİ ALINIRKEN YAPILAN GİZLİ VİDEO KAYDININ ÖZEL HAYAT YERİNE TCK 286 KAPSAMINDA OLMASI

Olay. Sanık, dolandırıcılık ve tehdit iddiaları nedeniyle Cumhuriyet başsavcılığına başvurmuştur. Kendisine öğleden sonra gelmesi söylendikten sonra yeniden kaleme giderek şikâyetçi sıfatıyla ifade vermiştir. Zabıt kâtibinin ve odada bulunan diğer kişilerin görüntülerini cep telefonuyla gizlice kaydetmiştir. Sonradan şikâyeti hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesi üzerine itirazında bu görüntülere yer vermiş; ifade alma sürecinin gereği gibi yürütülmediği iddiasıyla başka mercilere de başvurmuştur. İlk derece mahkemesi kaydı özel hayatın gizliliğini ihlal suçu kapsamında değerlendirerek mahkûmiyet kurmuştur. Temyizde, görüntülerin niteliği ve kaydın adli işlemle bağlantısı incelenmiştir. Sanığın şikâyetini kanıtlama amacı, suç vasfını belirleyen tek unsur sayılmamıştır.

Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi

Daire, suç vasfında yanılgıya düşüldüğünü kabul ederek hükmü bozmuştur. TCK 286/1’in uygulanması ihtimaline göre sanığa CMK 226 uyarınca ek savunma hakkı tanınması gerektiğini belirtmiştir. Önceki hüküm yalnızca sanık tarafından temyiz edildiğinden ceza miktarı yönünden kazanılmış hakkın infazda korunmasını da gözetmiştir. Dolayısıyla karar, görüntü kaydı alınmadığı veya sanığın her türlü kayıt işlemine yetkili olduğu gerekçesiyle verilmiş değildir. Sabit kabul edilen hareketin doğru suç tipi altında incelenmesi istenmiştir. Yeni hukuki nitelendirme, savunma hakkı tanınmadan doğrudan uygulanabilecek bir etiket değişikliği olarak görülmemiştir. Bozma sonrasında maddi olayın bu norm ve usul güvenceleriyle değerlendirilmesi gerekmektedir.

İçtihat, adliye içindeki kayıt uyuşmazlıklarında kaydedilen kişinin kimliğinden çok işlemin niteliğine bakılması gerektiğini gösterir. Bir kamu görevlisinin mesleki faaliyet sırasında görüntülenmesi, her olayda onun özel hayatının kaydedildiği anlamına gelmez. Buna karşılık görüntünün özel hayat kapsamına girmemesi, kayıt hareketinin ceza hukuku dışında kalmasını da zorunlu kılmaz. TCK 286 bu noktada adli işlemin yetkisiz kaydına özgü değerlendirme sağlar. Delil üretme veya şikâyetini destekleme amacı, kayıt yetkisinin varlığıyla ayrı incelenmelidir. Kararın temel katkısı, TCK 134 ile TCK 286 arasındaki sınırı somut ifade alma işlemi üzerinden açıklaması ve değişen vasıflandırmada ek savunma ile aleyhe değiştirme yasağının korunmasını birlikte gözetmesidir.

Yargıtay’ın kararı

Yargıtay, kaydedilen görüntülerin zabıt kâtibinin ve diğer kişilerin özel yaşam alanına ait olmadığını belirlemiştir. Görüntüler, adli soruşturma kapsamında yürütülen ifade alma işlemi sırasında alınmıştır. Bu durumda özel hayata ilişkin görüntünün kaydını düzenleyen TCK 134 yerine, soruşturma ve kovuşturma işlemlerinin yetkisiz kaydını düzenleyen TCK 286 değerlendirilmelidir. Kaydın kalem odasında yapılması, işlemin adli niteliğini ortadan kaldırmaz. Duruşma salonunda bulunma şartı aranmaksızın, soruşturma kapsamında yürütülen somut işlemin kaydedilmesi önem taşır. Aynı şekilde kayıtta kamu görevlisinin görünmesi de tek başına özel hayat ihlali sonucuna götürmez. Korunan hukuki değer ve kaydın konusu birlikte belirlenmiştir.

Künye: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 03.04.2019, E. 2018/4933, K. 2019/4453.

4. DURUŞMADA ON BİR SANİYELİK VİDEODA YANLIŞLIKLA KAYIT SAVUNMASININ TEKNİK İNCELEMEYLE SINANMASI

Olay. Birden fazla kişinin yargılandığı ağır ceza duruşmasında, sanıkların ve avukatların beyanları ile savcının talepleri alındıktan sonra izleyici bölümündeki kişinin mahkeme heyeti ve savcıyı kaydettiği fark edilmiştir. Telefonuna el konulmuş ve hakkında TCK 286 kapsamında dava açılmıştır. Sanık, arkadaşıyla mesajlaşırken kameranın yanlışlıkla çalıştığını savunmuştur. Yerel mahkeme, kaydetme kastının bulunmadığını kabul ederek beraat kararı vermiştir. Telefonda on bir saniyelik görüntü bulunmaktadır. Cumhuriyet savcısı beraati temyiz etmiş; böylece görüntünün kısa oluşuyla yanlışlık savunması arasındaki ilişkinin nasıl değerlendirileceği Yargıtay incelemesine taşınmıştır. Dosyadaki temel sorun, teknik verilerin yeterince araştırılmadan kast konusunda sonuca ulaşılmasıdır.

Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi

Kararda ayrıca beraat bendinin gerekçeyle hüküm fıkrasında farklı gösterilmesi ve emanetteki telefon hakkında karar verilmemesi de eleştirilmiştir. Yeniden yapılacak inceleme sonunda suçun sabit görülmesi ihtimalinde, sonradan yürürlüğe giren önödeme hükümleriyle basit yargılama düzenlemesinin değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Daire bu nedenlerle beraat hükmünü bozmuştur. Yargıtay sanığın suçu kesin olarak işlediğine karar vermemiştir; kastın teknik inceleme sonrasında bütün delillerle değerlendirilmesini istemiştir. Önödeme ve basit yargılama konusundaki açıklamalar da bu araştırmanın sonucuna bağlı olarak yapılmıştır. Bu nedenle kararın, her kısa videonun kasıtlı kayıt sayılacağı şeklinde özetlenmesi doğru değildir. Sonuç, eksik incelemenin giderilmesine yönelen bozmadır.

İçtihat, TCK 286 bakımından kastın somutlaştırılmasında dijital incelemenin önemini ortaya koyar. Kamera yönü, hareketi ve kaydın içeriği, yanlışlık savunmasını destekleyebileceği gibi zayıflatabilir. Mahkeme teknik raporu hukuki karar yerine koymadan, rapordaki olguları diğer delillerle birleştirmelidir. Emanete alınan cihazın iadesi veya diğer hukuki durumu hakkında da açık karar kurulmalıdır. Kararın ilke değeri, ne sanık açıklamasının sorgusuz kabul edilmesine ne de adliyede kayıt bulunmasından otomatik kast çıkarılmasına izin vermesidir. Beraatin gerekçesi ve kanuni bendi de tutarlı olmalıdır. Böylece hem suçun unsurlarının ispatı hem yargılama sonunda kurulan hükmün açıklığı birlikte güvence altına alınmıştır; teknik belirsizlikler varsayımla giderilemez.

Yargıtay’ın kararı

Yargıtay, cep telefonundaki görüntünün bilirkişiye incelettirilmesini istemiştir. Raporda kaydın zaman aralığı, süresi ve içeriği açıklanmalı; çekim açısının değişip değişmediği ve kameranın heyete doğru odaklanıp odaklanmadığı belirlenmelidir. Bu unsurlar, sanığın bilerek kayıt yapıp yapmadığını değerlendirmeye yardımcı olacak somut verilerdir. Görüntünün kısa sürmesi tek başına ne kastın bulunduğunu ne de bulunmadığını kanıtlar. Sanığın savunması, teknik inceleme ve diğer delillerle karşılaştırılmalıdır. Daire, yalnızca yanlışlık açıklamasına dayanılarak beraat verilmesini yetersiz gerekçe ve eksik araştırma olarak değerlendirmiştir. Kayıt fiilinin manevi unsuru hakkında hüküm kurulmadan önce gerekli maddi zeminin hazırlanmasını istemiştir.

Künye: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 03.02.2021, E. 2020/9566, K. 2021/1107.

5. ŞÜPHELİNİN KOLUNA YERLEŞTİRDİĞİ GİZLİ KAMERAYLA SAVCILIK İFADESİNİ KAYDETMESİNDE AKIL HASTALIĞININ ETKİSİ

Olay. Sanık, Cumhuriyet başsavcılığınca yürütülen bir soruşturma kapsamında şüpheli sıfatıyla ifade verirken sağ koluna yerleştirdiği gizli kamerayla ses ve görüntü kaydı almıştır. Olay, 26 Kasım 2013 tarihli ifade alma işlemi sırasında gerçekleşmiştir. Yargılama, kaydın yetkisiz olduğu kabulü yanında sanığın ceza sorumluluğunu etkileyen sağlık durumunu da içermiştir. Önceki bozma üzerine yürütülen süreçte Elazığ Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesinin sağlık kurulu raporu değerlendirilmiştir. Raporda sanığın bipolar afektif bozukluk olarak adlandırılan akıl hastalığının fiile etkisi ele alınmıştır. Yerel mahkeme, bu raporu dosyanın bütünüyle birlikte değerlendirerek ceza verilmesine yer olmadığına ve akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirine karar vermiştir.

Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi

Daire, bozma sonrasında sağlık kurulu raporu ve bütün deliller esas alınarak kurulan hükmü uygun bulmuştur. Sanık ve müdafiinin sübuta ve eksik incelemeye ilişkin temyiz itirazlarını reddederek kararı onamıştır. Sonuç beraat veya fiilin suç olmadığının kabulü değildir. Kayıt eylemi sabit görülmüş; buna karşılık sanığın ceza sorumluluğunun bulunmaması nedeniyle ceza verilmemiş ve uygun güvenlik tedbiri uygulanmıştır. Bu iki sonuç, suçun hukuka uygun olması düşüncesiyle karıştırılmamalıdır. Karar, TCK 32/1 ve akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirleri arasındaki bağlantıyı TCK 286 fiili üzerinden somutlaştırmaktadır. Gizli kameranın kullanılması, sanığın sağlık durumuna ilişkin değerlendirmeyi gereksiz kılan tek başına belirleyici bir olgu sayılmamıştır.

İçtihat, yetkisiz kayıt suçlarında da ceza sorumluluğunun genel hükümlerinin titizlikle uygulanacağını gösterir. Kayıt yönteminin planlı görünmesi veya cihazın gizlenmiş olması, suç anındaki akıl hastalığının etkisinin uzman raporuyla araştırılması gereğini ortadan kaldırmaz. Mahkeme, tıbbi tanıyı olayın zamanı ve sanığın yetenekleriyle ilişkilendirmelidir. Ceza verilmesine yer olmadığı sonucu ile beraat farklı hukuki temellere dayanır; güvenlik tedbirinin niteliği de ayrıca açıklanmalıdır. Kararın temel değeri, maddi hareketin gerçekleşmesiyle cezalandırılabilirliğin aynı şey olmadığını göstermesidir. TCK 286’nın yargısal düzeni koruyan amacı, kusurluluk değerlendirmesini bertaraf etmez. Her dosyada kayıt yetkisi, maddi fiil ve ceza sorumluluğu birbirinden ayrılarak, ancak bütünlük içinde incelenmelidir.

Yargıtay’ın kararı

Yargıtay, sanığın ifade alma sırasındaki kayıt hareketinin TCK 286/1 kapsamındaki suçun maddi unsurunu oluşturduğunu kabul eden değerlendirmeyi incelemiştir. Ancak eylemin sabit olması, mutlaka hapis veya adli para cezası uygulanmasını gerektirmez. Sanığın suç anındaki algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneği ayrıca araştırılmalıdır. Mahkeme, hastalığın fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve davranışlarını buna göre yönlendirme yeteneğini ortadan kaldıran boyutta olduğunu kabul etmiştir. Böylece kayıt fiilinin hukuki niteliğiyle kişinin cezalandırılabilirliği birbirinden ayrılmıştır. Akıl hastalığı tanısının varlığı soyut biçimde yeterli görülmemiş; hastalığın bu somut suç sırasındaki etkisi değerlendirilmiştir.

Künye: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 03.02.2021, E. 2020/1573, K. 2021/1100.

6. REDDİ HÂKİM TALEBİNE EKLENEN KESİNTİSİZ DURUŞMA KAYDINDA ÖNÖDEME VE LEHE BASİT YARGILAMA İNCELEMESİ

Olay. Sanık, kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret suçundan yargılandığı davada reddi hâkim talebinde bulunmuştur. Bu talebi içeren dilekçesine, aynı mahkemenin önceki duruşmasına ait kesintisiz ses kaydını delil olarak eklemiştir. Mahkeme, kovuşturma işlemlerindeki seslerin yetkisiz kayda alınması nedeniyle suç duyurusunda bulunmuş ve TCK 286/1 kapsamında ayrı dava açılmıştır. Sanık hakkında mahkûmiyet kurulmuş; kendisi ve müdafii hükmü temyiz etmiştir. Dosyanın olay yönü, kişinin kendi duruşmasında haksızlık yapıldığını kanıtlama iddiasıyla aldığı kaydı doğrudan mahkemeye sunmasına dayanmaktadır. Yargıtay incelemesinde belirleyici olan ise hükümden sonra yürürlüğe giren ve sanık lehine sonuç doğurabilecek düzenlemelerdir.

Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi

Yargıtay ayrıca basit yargılama düzenlemesini ve Anayasa Mahkemesinin geçiş sınırlamalarına ilişkin iptal kararlarını değerlendirmiştir. Basit yargılama sonucunda mahkûmiyet kurulursa cezada dörtte bir indirim yapılabilmesi, düzenlemenin sanık lehine maddi sonuç doğurmasına neden olmaktadır. Bu nedenle TCK 7 ve CMK 251 birlikte gözetilerek dosyanın basit yargılama yönünden yeniden değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Mahkûmiyet, önödeme ve bu lehe değerlendirme yapılmadığı için bozulmuştur. Kararın diğer yönleri incelenmemiştir. Dolayısıyla Yargıtay, reddi hâkim amacıyla her duruşmanın gizlice kaydedilmesinin serbest olduğu sonucuna ulaşmamıştır. Bozmanın ağırlık noktası, mahkûmiyetin değişen hukuki rejim karşısında yeniden ele alınmasıdır. Yeni yargılamada ilgili kurumların koşulları ayrıca uygulanacaktır.

İçtihat, tarafın savunma amacı ile yetkili kayıt kavramının birbirinden farklı olduğunu göstermesi yanında, sonradan yürürlüğe giren lehe hükümlerin etkisini de ortaya koyar. Sanık kendisine ait davayı izleyebilir ve usule uygun başvurular yapabilir; bu durum kişisel cihazla kayıt alma konusunda kendiliğinden yetki doğurmaz. Öte yandan kayıt suçu nedeniyle verilen mahkûmiyet, önödeme ve lehe usul düzenlemeleri dikkate alınmadan kesinleştirilemez. Kararın uygulamadaki değeri, maddi olayın görünürde açık olduğu dosyalarda dahi sonraki kanun değişikliklerinin sonuçlarının araştırılması gerektiğini hatırlatmasıdır. Önödeme, basit yargılama ve suçun esası farklı inceleme başlıklarıdır; bunlardan birindeki bozma, diğerlerinin kesin biçimde çözüldüğü anlamına gelmez. Hükmün kapsamı bu ayrımla aktarılmalıdır.

Yargıtay’ın kararı

Daire, TCK 286’nın ceza üst sınırı nedeniyle sonradan önödeme kapsamına alınmasını dikkate almıştır. İlk hükümden sonra TCK 75’te yapılan değişikliğin etkisi değerlendirilmeden mahkûmiyetin sürdürülmesi mümkün değildir. Sanığa usulüne uygun önödeme ihtarı yapılmalı ve hukuki durum ödeme sonucuna göre belirlenmelidir. Bu düzenleme, fiilin baştan hukuka uygun olduğu veya duruşma kaydı alma yetkisinin bulunduğu anlamına gelmez. Önödeme, suç isnadının belirli koşullarda ceza yargılaması dışında sonuçlandırılmasını sağlayan ayrı bir kurumdur. Sanığın kaydı reddi hâkim talebinde kullanması da önödeme ihtarının yapılması zorunluluğunu ortadan kaldırmamaktadır. Kayıt amacı ile uygulanacak usul güvencesi ayrı tutulmuştur.

Künye: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 29.06.2022, E. 2019/11413, K. 2022/5269.

7. TUTUKLU YAKINININ FOTOĞRAFININ ÇEKİLDİĞİ ANDA DURUŞMANIN BAŞLAYIP BAŞLAMADIĞININ ARAŞTIRILMASI

Olay. Sanıklardan birinin tutuklu ağabeyi ağır ceza mahkemesinde yargılanmaktadır. Ailesinin uzun süredir görmediği ağabeyinin fotoğrafını çekmek isteyen sanık, daha iyi telefon kamerası bulunan diğer sanıktan da yardım istemiştir. Ağabeyin duruşma salonuna alınması sırasında fotoğraf çekildiğini fark eden hâkim, telefonlara el konulmasını sağlamıştır. TCK 286 kapsamında açılan davada sanıklar, görüntüleri aileye göstermek amacıyla aldıklarını savunmuştur. Yerel mahkeme suç işleme kastının bulunmadığı düşüncesiyle beraat kararı vermiştir. Cumhuriyet savcısı, cezalandırılmaları gerektiği gerekçesiyle hükmü temyiz etmiştir. Dosya, kaydın yapıldığı mekân kadar zamanının da suçun unsurları bakımından belirleyici olabildiğini göstermektedir.

Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi

Daire, beraat hükmünü eksik inceleme nedeniyle bozmuştur. Suçun işlendiği araştırma sonunda sabit görülürse önödeme ihtarı yapılması ve lehe basit yargılama düzenlemesinin değerlendirilmesi gerektiğini de belirtmiştir. Ayrıca yerel mahkemenin kast bulunmadığını açıklamasına rağmen beraat bendini delil yetersizliğine ilişkin bent olarak göstermesini hukuka aykırı bulmuştur. Böylece karar hem maddi unsurun araştırılması hem hüküm gerekçesinin tutarlılığı yönünden denetlenmiştir. Yargıtay sanıkların mutlaka mahkûm edilmesini emretmemiştir; kaydın duruşma başladıktan sonra yapılıp yapılmadığını araştırma zorunluluğu koymuştur. Aileye gösterme amacı da genel bir kayıt izni olarak kabul edilmemiştir. Bozma, eksik kalan olguların ve sonradan uygulanabilir düzenlemelerin birlikte ele alınmasına yönelmiştir.

İçtihat, TCK 286’nın uygulanmasında adliye veya duruşma salonu kavramlarının soyut kullanılmaması gerektiğini ortaya koyar. İşlemin fiilen başlayıp başlamadığı, tutuklunun salona girişiyle duruşmanın açılması arasındaki zaman ve kayıt anı somut delillerle belirlenmelidir. Telefonların alınması veya hâkimin müdahalesi, bu kronolojik araştırmanın yerine geçmez. Kararın emsal değeri, ailevi saikin suç kastıyla aynı şey olmadığını gösterirken, kanuni unsurların da varsayılamayacağını vurgulamasıdır. Beraat gerekçesinin doğru bentle kurulması ayrıca önemlidir; kast yokluğu ile delil yetersizliği farklı sonuç temelleridir. Yeniden yargılamada önce fiilin unsurları araştırılmalı, suç kabul edilirse uygulanacak önödeme ve diğer lehe hükümler değerlendirilmelidir. Bu sıra, hem kanunilik hem sanığın hakları bakımından gereklidir.

Yargıtay’ın kararı

Yargıtay, suçun konusunun soruşturma veya kovuşturma işlemleri sırasındaki ses ve görüntüler olduğunu vurgulamıştır. Bu nedenle fotoğraf çekildiği anda duruşmanın başlayıp başlamadığı açıkça belirlenmelidir. Ağır ceza dava dosyası getirtilerek bu mesele kuşkuya yer bırakmayacak biçimde tespit edilmeden hüküm kurulması yeterli görülmemiştir. Sanıkların fotoğrafı aileye göstermek istemeleri, işlem zamanının araştırılması ihtiyacını ortadan kaldırmaz. Aynı şekilde duruşma salonunda bulunmak da fiilin kanuni unsurlarını kendiliğinden tamamlamaz. Dosyada önce, kaydedilen görüntünün hangi aşamada ve hangi yargısal işlemle bağlantılı oluştuğu saptanmalıdır. Manevi unsur değerlendirmesi, bu maddi çerçeve kurulmadan tamamlanmış sayılamaz.

Künye: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 25.09.2023, E. 2021/1402, K. 2023/3241.

8. ÜST SINIRDAN VERİLEN KAYIT CEZASINDA ÖNÖDEME VE BASİT YARGILAMA REJİMİ DEĞERLENDİRİLMEDEN ONAMA YAPILAMAMASI

Olay. Sanık hakkında ses veya görüntülerin kayda alınması suçundan altı ay hapis cezası kurulmuştur. Hükümde hak yoksunlukları, tekerrür ve müsadereye ilişkin sonuçlara da yer verilmiştir. İlk derece mahkemesinin 24 Kasım 2015 tarihli bu kararı, sanık müdafiinin temyizi üzerine Yargıtaya gelmiştir. Başsavcılık tebliğnamesinde onama görüşü bildirilmiş olmakla birlikte, inceleme tarihine kadar ceza ve muhakeme mevzuatında önemli değişiklikler gerçekleşmiştir. Yargıtay kararının ağırlık noktası, kayıt olayının ayrıntılarından çok, kesinleşmemiş mahkûmiyetin sonraki lehe düzenlemeler karşısında sürdürülüp sürdürülemeyeceğidir. Karar metninde kayıt ortamına ilişkin ayrıntı bulunmadığından, değerlendirme kanıtlanmış usul geçmişi ve uygulanan yaptırımla sınırlı tutulmalıdır.

Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi

İkinci olarak basit yargılama usulünün uygulanabilirliği değerlendirilmiştir. CMK 251’in sonuç cezada dörtte bir indirim öngörmesi, bu usulü sanık lehine maddi sonuç doğurabilecek hâle getirmektedir. Anayasa Mahkemesinin geçiş hükümlerine ilişkin iptal kararları da dikkate alınarak, dosyanın TCK 7 ve CMK 251 uyarınca yeniden ele alınması gerektiği belirtilmiştir. Yargıtay bu iki nedenle hükmü bozmuş, diğer yönleri incelememiştir. Sonuç, altı aylık cezanın yerinde bulunduğuna ilişkin onama değildir. Aynı şekilde müsadere ve tekerrür hükümlerinin bütün yönleriyle hukuka uygun olduğunun kesin kabulü de çıkarılamaz. Bozma, sonraki düzenlemelerin dosyanın sonucuna etkisinin belirlenmesini istemektedir. Dosya yeniden değerlendirme için yerel mahkemeye gönderilmiştir.

İçtihat, kayıt suçlarında kısa süreli ceza verilmiş olmasının lehe kanun incelemesini önemsiz kılmadığını gösterir. Hapis cezasının miktarı yanında önödemenin davaya etkisi, basit yargılamanın koşulları ve hükmün kesinleşme durumu değerlendirilmelidir. Ayrıca esas incelenmeden verilen bozma kararlarından, müsadere veya tekerrür gibi diğer uygulamaların kesin onaylandığı sonucu çıkarılmamalıdır. Kararın ilke değeri, yargılama devam ederken değişen hukuki rejimin sanık bakımından somut sonuçlarının araştırılmasıdır. Bu araştırma yalnızca kanun metnini anmakla yerine getirilemez; uygun ihtar ve gerekli usul işlemleri yapılmalıdır. Böylece mahkûmiyetin doğru suç tipine dayanmasının yanında, yürürlükteki ve lehe uygulanabilir kurallara göre sonuçlandırılması da sağlanır. Dosyanın usul geçmişi bu değerlendirmede belirleyici olmaya devam eder.

Yargıtay’ın kararı

Daire ilk olarak, TCK 286’daki suçun hükümden sonra önödeme kapsamına alınmasını ele almıştır. TCK 75’teki değişiklik nedeniyle sanığa usulüne uygun önödeme ihtarı yapılması ve hukuki durumunun bu işlemin sonucuna göre belirlenmesi gerekir. Önceki tarihte mahkûmiyet kurulmuş olması, hüküm henüz kesinleşmemişse bu incelemeyi gereksiz kılmaz. Sanığa tanınan imkânın fiilen ve usulüne uygun biçimde kullandırılıp kullandırılmadığı denetlenmelidir. Mahkemenin suçun sabitliğine ilişkin kabulü veya üst sınırdan ceza belirlemesi, önödeme işlemini atlama gerekçesi olamaz. Bu zorunluluk, cezanın bireyselleştirilmesiyle aynı kurum değildir; davanın sonucunu etkileyebilecek ayrı bir hukuki aşamadır.

Künye: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 13.02.2023, E. 2019/12728, K. 2023/379.

9. CİNAYET SORUŞTURMASINA AİT FOTOĞRAFLARI YAYIMLAYAN GAZETENİN SORUMLU MÜDÜRÜ HAKKINDA TCK 285 VE 286 SONUÇLARININ AYRILMASI

Olay. Bir gazetenin sorumlu yazı işleri müdürü olan sanık hakkında, devam eden cinayet soruşturmasına ilişkin haber ve fotoğraflar nedeniyle dava açılmıştır. Haberde öldürülen genç kadının aile ilişkilerine ve soruşturulan kişilere ilişkin ayrıntılar verilmiş; ceset ve olay yeri görüntüleri kullanılmıştır. Yerel mahkeme gizliliğin ihlali ve ses veya görüntülerin kayda alınması suçlarından hükümler kurup açıklanmasını geri bırakmıştır. Sanığın denetim döneminde hakaret suçu işlediği bildirilince bu hükümler açıklanmıştır. Müdafi, haberin daha önce ulusal basında yer aldığını, Basın Kanununa uygun davranıldığını ve suçların oluşmadığını ileri sürmüştür. Dosya, aynı haberle ilgili farklı suçların temyizde ayrı sonuçlara bağlanmasına örnektir.

Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi

Daire, TCK 286’nın altı aya kadar hapis cezası öngörmesi ve sonradan önödeme kapsamına alınması nedeniyle sanığa usulüne uygun ihtar yapılmasını zorunlu bulmuştur. Ödemenin sonucuna göre hukuki durum belirlenmeden mahkûmiyetin sürdürülmesini hukuka aykırı sayarak kayıt suçuna ilişkin hükmü bozmuştur. Bu bölümün diğer yönleri incelenmemiştir. Dolayısıyla dosyanın bütünü için onama veya bütünü için bozma sonucu açıklamak hatalı olur. Gizliliğin ihlali mahkûmiyeti onanmış; TCK 286 mahkûmiyeti önödeme işlemi nedeniyle bozulmuştur. HAGB’nin açıklanmasıyla ortaya çıkan hükmün de uygulanabilir lehe düzenlemelerden bağımsız olmadığı gösterilmiştir. Bozma, haberin bütün içeriğinin hukuka uygun bulunduğu anlamına gelmemektedir; belirli suç yönünden yerine getirilmesi gereken işleme ilişkindir.

Kararın uygulamadaki önemi, basın faaliyetiyle bağlantılı dosyalarda her suçun koruduğu hukuki değerin ve usul rejiminin ayrı incelenmesidir. Soruşturma ayrıntılarının açıklanması, kişilerin suçlu gösterilmesi ve soruşturma görüntülerinin kullanılması farklı normlarla ilişkilendirilebilir. Haber başka mecrada yayımlanmış olsa bile her somut yayının hukuki değerlendirmesi yapılmalıdır. Buna karşılık sanığın yararlanabileceği önödeme imkânı da basın mensubu olması nedeniyle atlanamaz. İçtihat, mahkûmiyetin esası ile davanın sonraki düzenlemeler karşısındaki hukuki durumunu ayırır. Özellikle birden fazla suç içeren dosyalarda sonuç bölümü dikkatle okunmalı; kısmi onama ile kısmi bozma tek bir genel sonuca indirgenmemelidir. Kararın emsal niteliği, bu ayrımların somut yayındaki karşılığını açık biçimde göstermesidir.

Yargıtay’ın kararı

Yargıtay, TCK 285 yönünden haberin dili ve içerdiği soruşturma ayrıntılarını incelemiştir. Henüz soruşturma devam ederken belirli kişilerin suçlu olduğu izlenimini yaratan açıklamaların lekelenmeme hakkını ihlal ettiği kabulünü uygun bulmuştur. Bu hüküm onanmıştır. TCK 286 yönünden ise kayıt ve görüntüye ilişkin mahkûmiyet ayrı değerlendirilmiştir. Haber verme savunmasının varlığı, farklı suçların koşullarının tek bir toplu gerekçeyle çözüleceği anlamına gelmez. Daire, temel incelemede sanığın diğer itirazlarını reddetmiş olmakla birlikte, hükümden sonra yürürlüğe giren önödeme düzenlemesinin etkisini bu suç yönünden ayrıca araştırma gereği duymuştur. Bir suçun onanması, diğer suçtaki usul eksikliğini gidermez.

Künye: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 06.05.2024, E. 2020/12478, K. 2024/2112.

10. GENEL YARGILAMADA BASİT YARGILAMA İNDİRİMİ YAPILMASI VE ZAMANAŞIMI DOLDUKTAN SONRA MAHKÛMİYET KURULMASI

Olay. Sanık hakkında TCK 286 kapsamında verilen önceki mahkûmiyetin bozulması üzerine yerel mahkeme yeniden yargılama yapmıştır. Bu süreçte basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verilmemiş; duruşma açılarak genel hükümlere göre yargılama sürdürülmüştür. Buna rağmen mahkeme sonuç cezadan CMK 251/3 uyarınca dörtte bir indirim yapmıştır. Ayrıca ilk mahkûmiyetten sonra geçen süreye karşın 28 Kasım 2024 tarihinde yeniden mahkûmiyet kurulmuştur. Sanığın temyizi üzerine Yargıtay hem uygulanan indirimle izlenen usul arasındaki uyumsuzluğu hem de dava zamanaşımını incelemiştir. Dosyanın kayıt olayına ilişkin ayrıntılarından ziyade, bozma sonrası yargılama ve hüküm tarihi belirleyici hâle gelmiştir.

Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi

Yargıtay, zamanaşımını son kesen işlemin 24 Kasım 2015 tarihli mahkûmiyet hükmü olduğunu tespit etmiştir. Bu tarihten başlayan sekiz yıllık sürenin, yerel mahkemenin 28 Kasım 2024 tarihli kararından önce dolduğu anlaşılmıştır. Derhâl beraat verilmesini gerektiren hâller de bulunmadığından, yargılamaya devam edilip mahkûmiyet kurulması hukuka aykırı sayılmıştır. Daire hükmü bozmuş ve yeniden yargılama gerekmemesi nedeniyle kamu davasını zamanaşımından düşürmüştür. Sonuç, basit yargılama indiriminin yeniden hesaplanması için dosyanın gönderilmesi değildir. İndirimdeki hata belirtilmiş olsa da davayı sona erdiren neden zamanaşımıdır. Karar, beraat değil düşme hükmü içermektedir; sanığın fiili işlemediği yönünde bir maddi kabul kurmamaktadır.

İçtihat, TCK 286 dosyalarında lehe usulün uygulanması tartışılırken zamanaşımının gözden kaçırılmaması gerektiğini gösterir. Önce davanın hukuken sürdürülebilirliği belirlenmeli, ardından varsa ceza ve indirim hesabına geçilmelidir. Her bozma veya dosyanın mahkemede bulunması, kendiliğinden zamanaşımını kesen işlem sayılmaz; kanunun saydığı nedenler somut dosya üzerinden incelenir. Bu kararda son kesme işlemi açıkça belirlenmiş ve süre buna göre hesaplanmıştır. Kararın ilke değeri, usule özgü indirimin koşullarını açıklarken, zamanaşımı gerçekleştiğinde yeni mahkûmiyet kurulamayacağını somutlaştırmasıdır. Düşme, yanlış indirim nedeniyle sanığa ek ceza verilmesinin veya yeni hüküm kurulmasının önüne geçmiştir. Esas incelemesiyle dava şartına ilişkin sonuçların sırası korunmalıdır.

Yargıtay’ın kararı

Daire, basit yargılama usulüne karar verilmeden genel yargılama sonunda bu usule özgü indirimin uygulanmasını hukuka aykırı bulmuştur. CMK 251/3’teki indirim, yalnızca suçun basit yargılamaya elverişli ceza üst sınırına sahip olmasına dayanılarak her mahkûmiyette uygulanamaz. İzlenen usul ve kanuni koşulların birlikte bulunması gerekir. Ancak dosyada daha önce çözülmesi gereken bir sorun vardır: dava zamanaşımı. TCK 286/1 kapsamındaki fiilin daha ağır bir suçu oluşturma ihtimali bulunmadığı belirlenmiş; uygulanacak olağan zamanaşımı süresinin sekiz yıl olduğu kabul edilmiştir. Böylece cezanın hesabından önce davanın sürdürülüp sürdürülemeyeceği denetlenmiştir. Yargılama yöntemiyle zaman sınırı farklı hukuki meseleler olarak ele alınmıştır.

Künye: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 14.04.2025, E. 2025/294, K. 2025/3737.

11. KAYITTA KULLANILAN TELEFONUN İADESİNE İLİŞKİN EK KARARIN KANUN YOLU VE ASIL DAVANIN ZAMANAŞIMINDAN DÜŞMESİ

Olay. Sanık hakkında ses veya görüntülerin kayda alınması suçundan mahkûmiyet kurulmuştur. Karardan sonra müdafi, emanette bulunan cep telefonunun iadesini istemiş; mahkeme ayrı bir ek kararla telefonun hüküm kesinleştiğinde geri verilmesine karar vermiştir. Asıl mahkûmiyet sanık müdafii ve Cumhuriyet savcısı tarafından, iadeye ilişkin ek karar ise müdafi tarafından kanun yoluna taşınmıştır. İlk hüküm 10 Mayıs 2016, bağımsız iade kararı ise 21 Temmuz 2016 tarihlidir. Bu zaman farkı, bölge adliye mahkemelerinin faaliyete başlaması nedeniyle uygulanacak kanun yolunu değiştirmiştir. Dosya böylece hem eşyanın iadesine ilişkin başvuruyu hem asıl ceza davasının zamanaşımını içeren iki ayrı inceleme gerektirmiştir.

Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi

Asıl mahkûmiyet bakımından ise Yargıtay farklı bir sonuca ulaşmıştır. TCK 286 kapsamındaki fiilin daha ağır bir suçu oluşturma ihtimali bulunmadığı ve olağan zamanaşımının sekiz yıl olduğu belirlenmiştir. Zamanaşımını son kesen işlem, 10 Mayıs 2016 tarihli mahkûmiyet hükmüdür. Bu tarihten itibaren sekiz yıllık süre temyiz incelemesinden önce dolduğundan, hüküm bozulmuş ve kamu davası zamanaşımından düşürülmüştür. Telefonun iadesine ilişkin kanun yolu sorunu ile davanın düşmesi birbirinin yerine geçen sonuçlar değildir. Karar, eşya hakkında yapılan bağımsız başvurunun doğru mercie gönderilmesini sağlarken ceza davasını sona erdirmiştir. Düşme, sanığın kaydı gerçekleştirmediği yönünde beraat kabulü içermemektedir; zaman sınırının dolmasına dayanmaktadır.

İçtihat, TCK 286 dosyalarında cihazın hukuki durumunun asıl ceza hükmünden ayrı bir başvuru konusu olabileceğini gösterir. Telefon veya kameranın emanette tutulması, iadesi ve müsaderesi bakımından açık karar ve doğru kanun yolu gerekir. Başvurunun adı yerine hukuki niteliğinin esas alınması, savunma hakkını korur. Ayrıca asıl dava temyizde beklerken zamanaşımı kendiliğinden gözden geçirilmelidir. Kararın uygulamadaki değeri, tek dosyada yer alan iki farklı kararın farklı usul yollarına tabi olabileceğini somutlaştırmasıdır. Eşyanın iadesine ilişkin başvuru nedeniyle ceza davasının süresiz sürdürülebileceği düşünülemez. Her kararın tarihi, niteliği ve konusu ayrı belirlenmeli; zamanaşımı hesabı da kanunun saydığı kesme nedenlerine göre yapılmalıdır. Bu ayrım özellikle geçiş dönemindeki dosyalarda önem taşır.

Yargıtay’ın kararı

Yargıtay, müsadere veya iade kararının asıl hükümle birlikte verilmesiyle bağımsız bir kararda verilmesini ayırmıştır. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçtiği tarihten sonra bağımsız olarak verilen iade kararları istinaf kanun yoluna tabidir. Somut dosyada ek karar bu tarihten sonra verildiğinden, temyiz başvurusu olarak adlandırılması Yargıtayın doğrudan esas incelemesi yapmasını gerektirmemektedir. Ancak CMK 264 uyarınca kanun yolunun veya merciin belirlenmesinde yanılma, kabul edilebilir başvuruda kişinin hakkını ortadan kaldırmaz. Bu nedenle dilekçe istinaf başvurusu niteliğinde kabul edilerek görevli merciye gönderilmek üzere dosyanın ilgili bölüm yönünden iadesine karar verilmiştir. Başvurunun yanlış adlandırılması hak kaybına dönüştürülmemiştir.

Künye: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 03.02.2025, E. 2024/3230, K. 2025/1024.

12. KAYDI YAPAN SANIK İLE AZMETTİRENİN DOSYA BİLGİLERİNİN KARIŞTIRILMASINDA ESKİ HÂLE GETİRME TALEBİNİN DOĞRU KİŞİ YÖNÜNDEN İNCELENMESİ

Olay. Aynı dosyada kaydı gerçekleştiren sanıkla onu azmettirdiği kabul edilen kişi hakkında ayrı mahkûmiyetler kurulmuştur. Azmettiren yönünden dört bin sekiz yüz, kaydı yapan yönünden iki bin dört yüz lira adli para cezası verilmiştir. Azmettirenin temyizi üzerine verilen önceki bozma sonrasında, bu kişinin ölümü nedeniyle dava düşürülmüştür. Diğer sanık hakkındaki karar ise temyiz edilmeden kesinleştirilmiştir. Bu sanık, yıllar sonra hükmün usulüne uygun tebliğ edilmediğini ileri sürerek kanun yolunun açılmasını istemiştir. Yerel mahkemenin ret kararlarına yapılan başvuru sonucunda dosya, eski hâle getirme talepli temyiz incelemesi için Yargıtaya gönderilmiştir. Ancak gönderme bilgilerinde başka sanığa ait düşme kararının esas alınması karışıklık yaratmıştır.

Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi

Daire, UYAP’taki sanık ve karar bilgilerinin düzeltilmesini; eksiksiz yeni gönderme formunun hazırlanmasını ve gerçek başvuru hakkında ek tebliğname düzenlenmesini istemiştir. Bu işlemler için dosyanın mahkemesine gönderilmek üzere Başsavcılığa tevdiine karar vermiştir. Sonuç, eski hâle getirme talebinin kabulü veya reddi değildir. Aynı şekilde ölen sanık hakkındaki düşme kararı temyizen yeniden incelenip bozulmamıştır. Yargıtay, esas incelemesine geçebilmek için doğru başvuru ve doğru kararın belirlenmesini sağlamıştır. Bu ayrım önemlidir; dosya başlığında mahkûmiyet veya tebliğnamede ret görüşü bulunması, nihai kararın da ret olduğu anlamına gelmez. Verilen karar, eksik ve yanlış dosya bilgilerinin giderilmesine yönelik tevdi kararıdır. Kanun yolu hakkının gerçek sahibi esas alınmıştır.

İçtihat, TCK 286 bakımından iştirak hâlinde yargılanan kişilerde her hükmün kişisel usul geçmişinin korunması gerektiğini gösterir. Kaydı yapan kişiyle azmettirenin tebligatı, temyizi, kesinleşmesi ve ölümü farklı hukuki sonuçlar doğurabilir. Bir sanık hakkındaki düşme, diğer sanığın mahkûmiyetine ilişkin başvurunun konusunu değiştirmez. Özellikle eski hâle getirme istemlerinde hangi hükmün ne zaman ve nasıl bildirildiği açık olmalıdır. Kararın uygulamadaki önemi, idari nitelikte görünen gönderme bilgilerindeki hatanın kanun yolu incelemesini yanlış kişiye yönlendirebileceğini ortaya koymasıdır. Esas değerlendirmesine geçmeden önce bu yanlışlığın düzeltilmesi, savunma hakkının somut güvencesidir. Karar suçun maddi unsurlarını yeniden tanımlamamakta; kişisel ceza sorumluluğu ile kişisel başvuru hakkının dosya yönetiminde de korunmasını istemektedir.

Yargıtay’ın kararı

Yargıtay, başvurunun kime ait olduğunu ve hangi karara yöneldiğini dosyadaki dilekçelerle karşılaştırmıştır. Gerçekte incelenmesi istenen karar, kaydı yapan sanığın kesinleştirilen mahkûmiyetidir. Buna rağmen dosya gönderme formuna ölen azmettiren hakkındaki düşme kararının bilgileri yazılmış; tebligat ve temyiz alanları boş bırakılmıştır. Bu nedenle Başsavcılık tebliğnamesi de başvurunun farklı karara yönelik olduğu varsayımıyla hazırlanmıştır. Yerel mahkeme sonradan gönderme formunun yanlış düzenlendiğini açıklamıştır. Daire, kişilerin ve kararların birbirine karıştırıldığı bu veriyle kanun yolu başvurusunun sağlıklı biçimde incelenemeyeceğini belirlemiştir. Ortak dosyada yargılanmış olmak, her sanığın hüküm ve başvuru sürecini tekleştirmemektedir.

Künye: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 15.01.2025, E. 2024/3973, K. 2025/545.

13. KAMU GÖREVLİSİNE HAKARETLE BİRLİKTE YARGILANAN YETKİSİZ KAYIT SUÇUNDA AYRI MAHKÛMİYETLERİN DENETİMİ

Olay. Sanık hakkında iftira, kamu görevlisine hakaret ve ses veya görüntülerin kayda alınması suçlarından yargılama yapılmıştır. Yerel mahkeme, hakaret ve yetkisiz kayıt yönünden mahkûmiyetler kurmuş; iftiraya ilişkin farklı isnatları ayrıca değerlendirmiştir. Dosya, sanıkla katılanın temyiz başvuruları üzerine Yargıtaya gelmiştir. Kararda, adli para cezasına çevrilen yaptırımlarla doğrudan verilen adli para cezalarının infazı bakımından yapılan ihtarlar da tartışılmıştır. İncelemenin kapsamı, tek bir kayıt hareketinin soyut suç tanımından daha geniştir; birden fazla suç ve hükmün bulunduğu yargılama bütününde her sonucun hukuki denetimi yapılmıştır. Olayın ayrıntılı kayıt ortamı kararın aktarılan bölümünde açıklanmadığından, somut olmayan bir duruşma veya ifade senaryosu kurulamaz.

Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi

Daire, adli para cezalarının yerine getirilmemesi hâlinde infaz aşamasında ilgili kanun uyarınca resen işlem yapılabileceğini belirtmiştir. Hüküm fıkrasında TCK 52/4 kapsamında yapılan ihtarı bu nedenle sonucu etkileyen hukuka aykırılık saymamıştır. Sanığın ve katılanın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarını reddederek hükümleri onamıştır. Sonuç, TCK 286 mahkûmiyetinin ortadan kaldırılması veya hakaret hükmü içinde eritilmesi değildir. Bununla birlikte bu dosyadan, kayıtla birlikte ileri sürülen her hakaretin mutlaka ayrıca cezalandırılacağı şeklinde genel sonuç çıkarılamaz; fiillerin tekliği veya ayrılığı ve içtima koşulları somut olaya bağlıdır. Karar, dosyada kurulan ayrı sonuçların hukuka uygun bulunduğunu göstermektedir. İnfaza ilişkin ihtarın değerlendirilmesi de bu onama içinde sınırlı bir gerekçe oluşturmuştur.

İçtihadın uygulamadaki değeri, adli işlem sırasında kayıt iddiasının başka suçlarla birlikte görüldüğü dosyalarda hükümlerin ayrı ayrı değerlendirilmesidir. Suçun konusu, kast ve delil düzeyi her isnat bakımından ayrıca kurulmalıdır. Ayrıca infazda uygulanacak kanuni düzenleme ile mahkûmiyetin kendisi birbirine karıştırılmamalıdır. Sonucu etkilemeyen bir ihtar farklılığı, her durumda yeniden yargılama gerektirmeyebilir. Buna karşılık mahkemenin ceza ve suç vasfına ilişkin esas gerekçesi denetlenebilir olmalıdır. Kararın ilke değeri, TCK 286’nın başka bir kamu görevlisine yönelik suçun zorunlu eklentisi olmadığını; kendi unsurlarıyla hükme bağlanacağını göstermesidir. Aynı yargılama içinde bir suçtan mahkûmiyet, diğer isnatların da otomatik ispatı sayılmaz. Onama sonucu, ancak dosyada tartışılmış ve kanıtlanmış fiiller bakımından anlam taşır.

Yargıtay’ın kararı

Yargıtay, kamu görevlisine hakaret ve TCK 286 kapsamındaki kayıt suçuna ilişkin mahkûmiyetlerde delillerin ve gerekçelerin dosyayla uyumlu olduğunu kabul etmiştir. İftira yönünden sanığın kastına ve bazı isnatlarda mağdurların belirli olmamasına dayalı yerel değerlendirmeleri de incelemiştir. Bu yaklaşım, kayıt suçunun yanında başka suçlar ileri sürüldüğünde her birinin unsurlarının ayrıca araştırılması gerektiğini gösterir. Bir kişinin yargı görevlileriyle uyuşmazlık yaşaması veya çok sayıda isnat yöneltmesi, bütün suçlar için tek bir toplu değerlendirmeyle yetinilmesini gerektirmez. Mahkeme, kayıt, söz ve isnat hareketlerinin her birini kanıtlanan olgularla ilişkilendirmelidir. Dairenin onama kabulü, incelenen dosyanın bu yöndeki yeterliliğine dayanmıştır.

Künye: Yargıtay 16. Ceza Dairesi, 07.03.2016, E. 2015/4255, K. 2016/1499.

14. BASİT YARGILAMAYLA VERİLEN ON SEKİZ GÜNLÜK KAYIT CEZASININ SEÇENEK YAPTIRIMA ÇEVRİLMESİ ZORUNLULUĞU

Olay. İlk derece mahkemesi, sanık hakkında TCK 286/1 kapsamındaki ses veya görüntülerin kayda alınması suçundan basit yargılama usulünü uygulamıştır. Mahkeme, takdiri indirim ve CMK 251/3’teki indirim sonucunda on sekiz gün hapis cezasına hükmetmiştir. Sanığın daha önce hapis cezasına mahkûm edilmediği durumda, bu kısa süreli cezanın seçenek yaptırıma çevrilip çevrilmemesi sorunu ortaya çıkmıştır. Yerel hüküm kanun yararına bozma yoluyla Yargıtayın önüne gelmiştir. Dosyanın öğretici yönü kayıt cihazı veya işlemin ayrıntısından çok, suç sabit kabul edildikten sonra yaptırımın bireyselleştirilmesinde kanunun mahkemeye bıraktığı alanın sınırıdır. Basit yargılama indiriminin uygulanmış olması, diğer zorunlu lehe hükümlerin uygulanması ihtiyacını ortadan kaldırmamaktadır.

Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi

Yargıtay, zorunlu çevirme hükmü gözetilmeden hapis cezası kurulmasını hukuka aykırı bularak kararı kanun yararına bozmuştur. Kararın sonucu kayıt fiilinin hukuka uygun olduğu veya suçun ispatlanamadığı gerekçesiyle beraat değildir. İncelenen sorun, mahkûmiyetin yaptırım biçimine ilişkindir. On sekiz günlük cezanın kısa oluşu, hatayı önemsiz kılmaz; cezanın doğrudan hapis olarak bırakılmasıyla seçenek yaptırıma dönüştürülmesi farklı infaz ve hukuki sonuçlar yaratır. Daire, hükmün bu zorunlu düzenlemeye uygun hâle getirilmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Kanun yararına bozma isteminin kapsamı da cezanın bireyselleştirilmesine odaklanmaktadır. Karardan, bütün TCK 286 mahkûmiyetlerinin mutlaka adli para cezasına dönüşeceği sonucu çıkarılamaz; somut süre ve önceki mahkûmiyet koşulları belirleyicidir.

İçtihat, TCK 286’nın ceza üst sınırının düşük olması nedeniyle uygulamada sık karşılaşılabilecek bir yaptırım sorununu açıklığa kavuşturur. Mahkeme önce kanuni artırım ve indirimlerle sonuç cezayı belirlemeli, ardından zorunlu çevirme koşullarını ayrıca incelemelidir. Sonuç cezanın hangi usul veya indirimle otuz günün altına indiği, kuralın uygulanmasını kendiliğinden engellemez. Sabıka kaydı değerlendirilirken de kanunun aradığı önceki hapis mahkûmiyeti koşulu somutlaştırılmalıdır. Kararın temel katkısı, lehe bireyselleştirme hükümlerinin bir kısmının isteğe bağlı değil zorunlu olduğunu göstermesidir. Ceza miktarının doğru hesaplanması tek başına yeterli değildir; cezanın türü ve uygulanış biçimi de kanuna uygun olmalıdır. Bu denetim, kayıt suçunun sübutundan bağımsız olarak mahkûmiyetin hukuki doğruluğunu etkiler.

Yargıtay’ın kararı

TCK 50/3, daha önce hapis cezasına mahkûm edilmemiş kişiler bakımından otuz gün veya daha az süreli hapis cezalarının seçenek yaptırımlardan birine çevrilmesini zorunlu kılmaktadır. Bu koşullar gerçekleştiğinde mahkeme, çevirip çevirmeme konusunda genel takdir yetkisi varmış gibi hareket edemez. Hangi uygun seçenek yaptırımın belirleneceğiyle, dönüşümün yapılıp yapılmayacağı farklı meselelerdir. Somut dosyada sonuç ceza on sekiz gün olduğundan süre koşulu sağlanmıştır. Sanığın önceki mahkûmiyet durumu da kanuni koşul bakımından değerlendirilmiştir. Basit yargılama yoluyla verilmiş olması, bu cezanın TCK 50/3 kapsamından çıkmasına neden değildir. Suça ilişkin özel düzenleme, cezanın bireyselleştirilmesinin genel hükümleriyle birlikte uygulanmalıdır.

Künye: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 26.02.2025, E. 2023/5208, K. 2025/2120.

15. YETKİSİZ KAYIT SUÇUNDAN BERAAT EDEN VE AVUKATLA TEMSİL OLUNAN SANIK LEHİNE VEKÂLET ÜCRETİ

Olay. Sanık hakkında ses veya görüntülerin kayda alınması suçundan yapılan yargılama beraatle sonuçlanmıştır. Sanık kendisini avukatla temsil ettirmiş olmasına rağmen yerel mahkeme lehine vekâlet ücreti belirlememiştir. Müdafi, beraatin esasını tartışmak için değil, bu eksikliğin giderilmesi amacıyla temyiz başvurusunda bulunmuştur. Yargıtay da başvurunun kapsamını belirleyerek incelemeyi vekâlet ücretiyle sınırlı yürütmüştür. Bu nedenle karar, hangi kayıt hareketinin suç oluşturduğu veya kastın nasıl saptanacağı konusunda yeni bir maddi olay değerlendirmesi içermemektedir. TCK 286’dan yargılanan kişinin beraatinden sonra yargılama giderlerine ilişkin hukuki sonucun eksiksiz kurulması üzerinde durmaktadır. Esas hükmün korunmasıyla feri sonucun denetlenmesi birbirinden ayrılmıştır.

Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi

Yargıtay, sanık lehine maktu vekâlet ücretine hükmedilmemesini kanuna aykırı bulmuştur. Bu eksiklik nedeniyle hükme müdahale etmiş; konunun yeniden yargılama yapılmaksızın giderilebilecek nitelikte olduğunu belirtmiştir. Kararın bu yöndeki düzeltme yaklaşımı, beraat hükmünü sanık aleyhine değiştiren bir sonuç değildir. İnceleme, suçun unsurlarının yeniden kurulmasına veya yeni delil toplanmasına dayanmamaktadır. Dolayısıyla içtihat, TCK 286’dan beraat eden bütün kişilerin hangi gerekçeyle beraat etmesi gerektiğini açıklayan genel bir suç tanımı kararı olarak kullanılamaz. Esas önemi, müdafiyle temsil edilen beraat sanığının ücret yönünden doğan hakkının hükümde korunmasıdır. Vekâlet ücreti eksikliği, beraatin maddi doğruluğundan bağımsız ve giderilebilir bir hukuka aykırılık olarak değerlendirilmiştir.

Karar, kayıt suçlarının usul ve gider boyutunun da uygulamada önem taşıdığını gösterir. TCK 286 yargılaması sonunda yalnızca mahkûmiyet veya beraat yazılması yeterli değildir; emanetteki eşya, giderler ve temsil nedeniyle doğan sonuçlar hakkında da açık hüküm kurulmalıdır. Vekâlet ücretine ilişkin değerlendirme yapılırken karar tarihindeki tarife ve somut temsil durumu esas alınmalıdır. Bu tarihli içtihattan güncel ücret tutarı çıkarmak doğru olmaz. Emsal değer, tutardan çok gerekli koşullar bulunduğunda beraat eden sanık lehine ücret belirlenmesi ilkesindedir. Karar ayrıca sınırlı temyiz incelemesinin bütün dosyanın esasının yeniden değerlendirilmesi anlamına gelmediğini ortaya koyar. Suçun maddi unsurlarına ilişkin farklı uyuşmazlıklarda, bu kararın kapsamı aşılmadan kullanılmasına dikkat edilmelidir.

Yargıtay’ın kararı

Daire, karar tarihinde yürürlükteki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin beraat eden ve kendisini müdafiyle temsil ettiren sanık lehine ücrete ilişkin hükmünü esas almıştır. Bu koşullarda Hazine aleyhine maktu vekâlet ücreti belirlenmesi gerektiğini kabul etmiştir. Beraat kararı verilmiş olması, sanığın lehine doğan bütün hukuki sonuçların zaten hükümde yer aldığı anlamına gelmez. Mahkeme yargılama gideri ve vekâlet ücretine ilişkin bölümleri ayrıca tamamlamalıdır. Temyiz yalnızca bu konuya yöneldiği için Yargıtay beraatin maddi gerekçesini yeniden incelememiştir. Böylece bir karardaki eksiklik, başvurunun kapsamı içinde ve ilgili hukuki sonuçla sınırlı olarak ele alınmıştır. İncelemenin sınırı tarafların başvurusu ve kararın niteliğiyle belirlenmiştir.

Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 15.10.2014, E. 2014/6297, K. 2014/10257.

Ankara’da TCK 286 Dosyaları ve Yetkili Mahkeme

Doğrudan CevapTCK m. 286 kapsamındaki dosyalarda yetkili yer, suçun işlendiği yer mahkemesidir; kayıt Ankara’daki bir adliyede ya da bir Ankara mahkemesinin duruşmasında alınmışsa dosya Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülür ve kovuşturma Ankara asliye ceza mahkemelerinde görülür. Kanun yolu mercii Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin ilgili ceza dairesidir.

Ankara, hem adliye sayısı hem dosya yoğunluğu bakımından ülkenin en kalabalık yargı çevrelerinden biridir. Sıhhiye’deki Ankara Adliyesi ile Ankara Batı Adliyesi bünyesindeki duruşma salonlarında, savcılık kalemlerinde ve kolluk birimlerinde yürütülen işlemler bu suçun en sık ortaya çıktığı ortamlardır. Dosyalar genellikle duruşma tutanağına geçirilen bir tespitle ya da mübaşir veya güvenlik görevlisinin tutanağıyla başlar.

Ankara dosyalarında iki noktanın öne çıktığını görüyoruz. Birincisi, ön ödeme önerisinin tebligat aşamasında sıkışmasıdır; şüphelinin soruşturmada bildirdiği adres ile adres kayıt sistemindeki adresin farklı olduğu dosyalarda tebligatın sırası çoğu zaman gözetilmemektedir. İkincisi, cihaz üzerindeki bilişim incelemesinin yalnızca mevcut dosyalarla sınırlı tutulması ve silinmiş veri alanının rapora dâhil edilmemesidir. Her iki eksiklik de savunma tarafından yazılı olarak ileri sürüldüğünde giderilebilir niteliktedir.

Üçüncü bir pratik nokta, hukuk mahkemesi duruşmalarına ilişkin dosyalardır. Ankara’da aile, iş ve tüketici mahkemelerindeki duruşmalarda alınan kayıtlar bakımından iddianamede HMK m. 153/3 yollamasının gösterilip gösterilmediği kontrol edilmelidir. Yollamanın eksik bırakılması hükmün hukuki temelini zayıflatır ve kanun yolunda düzeltme konusu yapılır.

Ayboğa Avukatlık Bürosu, Çankaya’daki ofisinden Ankara ve çevre illerdeki adliyelerde TCK m. 286 kapsamındaki dosyalarda savunma ve katılan vekilliği yürütmektedir. Dosyanızın bulunduğu aşama ne olursa olsun yapılacak ilk iş aynıdır: soruşturma evrakının tamamının incelenmesi ve ön ödeme ile cihaz incelemesi başlıklarının yazılı taleplerle dosyaya konulması. Büromuza ve diğer çalışma alanlarımıza Ankara avukat sayfamızdan ulaşabilirsiniz.

TCK 286 Ses veya Görüntülerin Kayda Alınması Suçu Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

TCK 286 ses veya görüntülerin kayda alınması suçu nedir?
Soruşturma ve kovuşturma işlemleri sırasındaki ses veya görüntülerin yetkisiz olarak kayda alınması ya da nakledilmesidir. Hâkim veya Cumhuriyet savcısının açık izni varsa eylem suç oluşturmaz. Cezası bir aydan altı aya kadar hapistir.
Duruşmada izinsiz ses kaydı yapmak suç mu?
Evet. CMK m. 183, adliye binası içinde ve duruşma başladıktan sonra duruşma salonunda kayıt veya nakil imkânı sağlayan aletlerin kullanılmasını yasaklar. Yasağa aykırı davranış TCK m. 286 kapsamında suç oluşturur ve hukuk ya da ceza yargılaması ayrımı yapılmaz.
TCK 286’nın cezası ne kadardır?
Kanunda yalnız üst sınır gösterildiği için ceza, TCK m. 49 uyarınca bir ay ile altı ay arasında hapistir. Ceza kısa süreli hapis niteliğinde olduğundan adli para cezasına çevrilebilir; koşulları varsa ertelenebilir.
TCK 286 şikayete bağlı mı?
Hayır. Korunan değer adli yargılamanın düzeni olduğundan suç şikayete bağlı değildir ve Cumhuriyet başsavcılığı tarafından resen soruşturulur. Kaydı alınan kişinin rızası da fiili hukuka uygun hâle getirmez.
TCK 286 ön ödeme kapsamında mı?
Evet. Öngörülen hapis cezasının üst sınırı altı ayı aşmadığı ve suç uzlaşma kapsamında bulunmadığı için TCK m. 75 uyarınca ön ödeme kapsamındadır. Cumhuriyet savcısının ön ödeme önerisinde bulunması zorunludur.
Ön ödeme önerisi tebliğ edilmezse ne olur?
Öneri yapılmadan ya da tebligat usulsüz yapılarak kamu davası açılması usul ve kanuna aykırıdır. Mahkeme esasa girmeden önce bu hususu araştırmak zorundadır; eksiklik varsa dosya Cumhuriyet başsavcılığına gönderilir, aksi hâlde hüküm bozulur.
TCK 286 davasında basit yargılama usulü uygulanır mı?
Evet. Üst sınırı iki yıl ya da daha az süreli hapis cezası gerektiren suçlarda asliye ceza mahkemesi duruşma açmadan dosya üzerinden karar verebilir. Mahkûmiyet hâlinde sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir; sanığın itirazı üzerine duruşma açılır.
Hukuk mahkemesindeki duruşmada yapılan kayıt da suç mu?
Evet. HMK m. 153/3 yollamasıyla TCK m. 286 uygulanır. Ancak hükümde bu yollamanın gösterilmesi gerekir; gösterilmemesi hukuka aykırılık oluşturur ve hüküm bu yönden düzeltilerek onanır.
Keşif sırasında yapılan kayıt TCK 286 kapsamında mı?
Yargıtay, hukuk mahkemesinde yapılan keşif işleminin TCK m. 286 bakımından soruşturma ya da kovuşturma işlemi sayılmadığını kabul etmiştir. Bu nedenle keşif sırasında alınan kayıt maddenin kapsamı dışındadır ve beraat kararı verilmesi gerekir.
Cep telefonum müsadere edilir mi, iade alabilir miyim?
Müsadere mümkündür; ancak TCK m. 54/3 uyarınca müsadere işlenen suça göre daha ağır sonuç doğuracaksa hâkim müsadereye hükmetmeyebilir. Uygulamada suça konu kaydın taşınabilir belleğe kopyalanıp dosyada saklanması ve cihazın sahibine iade edilmesi yolu tercih edilir.
TCK 286’da hükmün açıklanmasının geri bırakılması uygulanır mı?
Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin düzenleme Anayasa Mahkemesi kararıyla iptal edilmiş ve iptal 1 Ağustos 2024 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu nedenle bugün karara bağlanan dosyalarda bu kurum uygulanmaz; seçenek yaptırıma çevirme ve erteleme imkânları yürürlüktedir.
Bulanık ya da hiç kaydedilmemiş görüntü suç oluşturur mu?
Görüntülerin bulanık ya da anlaşılmaz olması hâlinde mahkemenin eylemin teşebbüs aşamasında kalıp kalmadığını tartışması zorunludur. Cihazda yapılan bilişim incelemesinde suça konu hiçbir kayıt bulunamazsa maddi unsur gerçekleşmediğinden beraat kararı verilir.

İlgili Rehberler

İzinsiz Ses Kaydı Almak Suç Mu?

Adli bir işlem dışında alınan kayıtlarda hangi maddenin uygulandığı, taraf olma ayrımı ve hukuka uygunluk ölçütü.

Rehberi oku

TCK 133 Konuşmaların Dinlenmesi ve Kayda Alınması

Aleni olmayan konuşmaların izinsiz dinlenmesi ve kaydedilmesi suçunun unsurları, fıkraları ve içtihadı.

TCK 133 rehberine git

Bilirkişi Raporuna İtiraz Dilekçesi

Cihaz üzerinde yapılan bilişim incelemesi eksik kaldığında ek rapor ve yeniden inceleme talebinin yazımı.

Dilekçe örneğini gör

Savcılığa Şikayet Dilekçesi Örneği

Kayıt adli işlem dışında alınmışsa Cumhuriyet başsavcılığına verilecek şikayet dilekçesinin içeriği ve ekleri.

Dilekçeyi incele

Kaynakça

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, m. 35, 49, 50, 51, 54, 75 ve 286 – mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.5237.pdf
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, m. 183, 223, 251 ve 252 – mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.5271.pdf
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m. 153 duruşma düzeni – mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.6100.pdf
T.C. Resmî Gazete, kanun metinleri ve değişiklik ilanları – resmigazete.gov.tr/
T.C. Yargıtay Karar Arama, daire ve Ceza Genel Kurulu kararları – karararama.yargitay.gov.tr/

Av. Çağrı Ayboğa, Ayboğa Avukatlık Bürosu, Ankara

Av. Çağrı Ayboğa Kimdir?

Ayboğa Avukatlık Bürosu – Ankara Barosu Sicil No: 34507 – Çankaya / Ankara

Av. Çağrı Ayboğa, Ankara Barosu’na kayıtlı bir avukattır ve ceza hukuku alanında çalışmaktadır. Adliyeye karşı suçlar ile özel hayata ve hayatın gizli alanına karşı suçlara ilişkin dosyalarda sanık müdafiliği ve katılan vekilliği yürütmekte; duruşmada ya da ifade sırasında alınan kayıtlardan doğan soruşturmalarda ön ödeme, cihaz incelemesi, teşebbüs ve müsadere başlıklarını takip etmektedir.

Bu rehber 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümleri ile Yargıtay içtihadı esas alınarak hazırlanmış, hukuki doğruluğu 20 Ekim 2026 tarihinde Av. Çağrı Ayboğa tarafından denetlenmiştir. Metin bilgilendirme amaçlıdır; her dosya kendi belgeleriyle değerlendirilmelidir.

LinkedIn – YouTube – Google Haritalar

Avukata Sor

Duruşmada ya da ifadede alınmış bir kayıt nedeniyle soruşturma veya kovuşturma geçiriyorsanız; ön ödeme evrakını, duruşma tutanağını, cihaz teslim tutanağını ve varsa bilişim raporunu iletin, dosyanızı birlikte değerlendirelim.

Avukata Sor Ankara Ceza Avukatı

Danışmanlık ücretlidir. Görüşme ücretleri 2025-2026 TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca uygulanır.

Ayboğa Avukatlık Bürosu Ankara İletişim ve Harita

BüroAyboğa Avukatlık Bürosu
AdresEmek Mah. Bişkek Cd. 26/3 Çankaya / Ankara
Çalışma saatleriHafta içi 09.00 – 18.00

© 2026 Ayboğa Law Firm — Tüm hakları saklıdır.KVKKGizlilik Politikası