Güncelleme Tarihi: 18 Ağustos 2026 | Av. Çağrı Ayboğa
TCK 87/1-e nedir? TCK 87/1-e, kasten yaralamanın gebe bir kadına karşı işlenip çocuğun vaktinden önce doğmasına neden olmasını düzenler. İki şart birlikte aranır: Failin gebeliği bilmesi ve erken doğum ile yaralama arasında illiyet bağının bulunması; bu bağ Adli Tıp Kurumu raporuyla ortaya konulur. Ceza bir kat artırılır. Çocuğun düşmesi halinde ise iki kat artırım öngören TCK 87/2-e uygulanır.
Gebe bir kadına yönelen şiddet, aynı anda iki cana yönelir. Darbenin ana rahmindeki yaşamı vaktinden önce dünyaya gelmeye zorlaması, kanun koyucunun ağır karşılık verdiği bir neticedir. Kanun koyucu, kastedilen yaralamanın öngörülebilir ağır sonuçlarını faile yükleyen neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçunu TCK 87 hükmünde düzenlemiştir; bu yazının konusu gebe kadına karşı işlenip çocuğun vaktinden önce doğmasına neden olma halidir.
Temel suçun yapısı için kasten yaralama suçu TCK 86 rehberimize bakabilirsiniz; bu yazıda hükmün şartlarını, ceza hesabını ve sekiz emsal Yargıtay kararını birebir metinleriyle inceliyoruz.
İçindekiler
TCK 87/1-e Nedir?
TCK 87/1-e, mağduru gebe kadın olan ve neticesi doğmamış çocuğa uzanan özel bir ağırlaştırıcı haldir: Yaralama, çocuğun vaktinden önce ancak sağ olarak doğmasına yol açmıştır. Hüküm, gebeliğin korunmasındaki toplumsal yararı cezaya yansıtır. Netice çocuğun düşmesi, yani gebeliğin canlı doğumla sonuçlanmaması ise fiil bir üst basamağa, iki kat artırım öngören 87/2-e hükmüne geçer; iki bent arasındaki çizgi doğumun sonucuna göre çizilir.
TCK 87 Kanun Metni
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 87. maddesinin yürürlükteki tam metni aşağıdadır; bu yazının konusu işaretlenmiştir. Resmi metin için mevzuat.gov.tr üzerindeki 5237 sayılı Kanuna bakabilirsiniz.
Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama
Madde 87 – (1) Kasten yaralama fiili, mağdurun;
a) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına,
b) Konuşmasında sürekli zorluğa,
c) Yüzünde sabit ize,
d) Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma,
e) Gebe bir kadına karşı işlenip de çocuğunun vaktinden önce doğmasına,
Neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, bir kat artırılır. Ancak, verilecek ceza, birinci fıkraya giren hallerde üç yıldan, üçüncü fıkraya giren hallerde beş yıldan az olamaz.
(2) Kasten yaralama fiili, mağdurun;
a) İyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesine,
b) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine,
c) Konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına,
d) Yüzünün sürekli değişikliğine,
e) Gebe bir kadına karşı işlenip de çocuğunun düşmesine,
Neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, iki kat artırılır. Ancak, verilecek ceza, birinci fıkraya giren hallerde beş yıldan, üçüncü fıkraya giren hallerde sekiz yıldan az olamaz.
(3) (Değişik: 6/4/2011-6217/18 md.) Kasten yaralamanın vücutta kemik kırılmasına veya çıkığına neden olması halinde, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, kırık veya çıkığın hayat fonksiyonlarındaki etkisine göre, yarısına kadar artırılır.
(4) Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse, yukarıdaki maddenin birinci fıkrasına giren hallerde sekiz yıldan oniki yıla kadar, üçüncü fıkrasına giren hallerde ise oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
Şartlar ve İspat
- Gebeliğin bilinmesi: Ağır netice faile en azından taksir düzeyinde yüklenebilmelidir; failin gebeliği bildiği veya bilebilecek durumda olduğu olayın koşullarıyla ortaya konulmalıdır.
- İlliyet bağı esastır: Aşağıda birebir verdiğimiz kararların vurguladığı gibi, erken doğumun yaralama fiilinden kaynaklandığı, gebelik haftası, tıbbi kayıtlar ve Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas kurulu raporuyla ispatlanmalıdır; gebeliğin kendi risklerinden doğan erken doğum faile yüklenemez.
- Vaktinden önce doğum: Tıbbi ölçütlere göre miadından önce gerçekleşen canlı doğumdur; bebeğin sağlıklı olması artırımı engellemez, neticenin ağırlaşması halinde ise 87/2-e ve TCK 87/4 tartışması gündeme gelir.
- Eşe karşı işlenme: Fiil çoğu olayda eş veya eski eş tarafından işlendiğinden TCK 86/3-a ile birleşir ve taban ceza beş yıla yükselir.
Ceza Nasıl Hesaplanır?
Hesap iki aşamalıdır: Önce fiil, TCK 86 hükümlerine göre nitelendirilir ve temel ceza belirlenir; silah kullanımı veya 86/3 kapsamındaki kişiler söz konusuysa o artırımlar uygulanır. Ardından TCK 87/1 uyarınca belirlenen ceza bir kat artırılır. Kanun ayrıca taban güvence getirir: Sonuç ceza, fiil 86/1 kapsamındaysa üç yıldan, 86/3 kapsamındaysa beş yıldan az olamaz. Örneğin silahla işlenen ve bu ağır neticeyi doğuran yaralamada alt sınır fiilen beş yıldan başlar; infaz süresi hesaplama aracımızla sonuç cezanın infazını görebilirsiniz.
Şikayet, Tutuklama ve Yargılama
- Şikayet ve uzlaştırma: Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama şikayete tabi değildir ve uzlaştırma kapsamında yer almaz; soruşturma kendiliğinden yürütülür.
- Tutuklama: TCK 87 kapsamındaki fiiller CMK 100/3 katalog suçlarındandır; tutuklama nedeni var sayılabilir ve uygulamada tutuklama sık görülür.
- Görevli mahkeme: Görevli mahkeme asliye ceza mahkemesidir.
- Kesin rapor şarttır: Ağır neticenin varlığı ilk raporla değil, iyileşme süreci tamamlandıktan sonra alınan kesin raporla ve gerektiğinde Adli Tıp Kurumu incelemesiyle belirlenir; eksik raporla kurulan hükümler bozulmaktadır.
- Haksız tahrik ve meşru savunma: Haksız tahrik indirimi ile meşru savunma bu dosyalarda da tam olarak uygulanır ve artırılmış cezayı köklü biçimde düşürebilir.
Avukata Sor: TCK 87/1-e Dosyanızı Birlikte Değerlendirelim
Erken doğumun yaralamadan mı yoksa gebeliğin kendi seyrinden mi kaynaklandığı tamamen tıbbi ispat konusudur ve artırımın kaderini belirler. Sorularınız için bize ulaşabilirsiniz.
Danışmanlık Ücretlidir: Hukuki danışmanlık hizmetlerimiz, 2025-2026 TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAUT) uyarınca ücrete tabidir.
TCK 87/1-e Yargıtay Kararları
Aşağıdaki sekiz emsal karar, bu hükmün sınırlarını uygulamada çizen kararlardır ve özet metinleri birebir aktarılmıştır.
ERKEN DOĞUM İLE YARALAMA EYLEMİ ARASINDAKİ İLLİYET BAĞI ADLİ TIP KURUMU RAPORUYLA BELİRLENMELİDİR
Sanığın gerçekleştirdiği yaralama eyleminin ardından gebe olan müşteki erken doğum yapmıştır. Yerel mahkeme, erken doğumun sanığın eyleminden kaynaklanıp kaynaklanmadığını uzman bir kuruma inceletmeden sanıklar hakkında mahkûmiyet hükümleri kurmuştur.
Yargıtay, yaralama eyleminden sonra erken doğum gerçekleşmesinin tek başına TCK 87/1-e’nin uygulanması için yeterli olmadığını belirtmiştir. Yaralama ile erken doğum arasında tıbben kabul edilebilir doğrudan bir nedensellik bağlantısının bulunması gerekir. Yalnızca iki olayın birbirine yakın tarihlerde gerçekleşmesi illiyet bağını ispatlamaz.
Erken doğum; annenin daha önceki hastalıkları, gebeliğin riskli seyretmesi, enfeksiyon, plasentaya ilişkin komplikasyonlar veya yaralama eyleminden bağımsız başka nedenlerden kaynaklanabilir. Bu ihtimaller araştırılmadan erken doğumun doğrudan sanığa yüklenmesi, ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesiyle bağdaşmaz.
Bu nedenle müştekinin gebelik takip kayıtları, olay öncesindeki sağlık durumu, yaralama sonrasında yapılan muayeneler, hastane yatış belgeleri, doğuma ilişkin epikrizler ve bebeğin doğum kayıtları toplanmalıdır. Bütün belgeler Adli Tıp Kurumuna gönderilerek sanığın eylemi ile erken doğum arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığı konusunda kesin ve gerekçeli bir rapor alınmalıdır.
TCK 87/1-e, neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama hâlidir. Failin temel yaralama eylemini kasten gerçekleştirmesinin yanında, erken doğum şeklindeki ağır netice bakımından TCK 23 uyarınca en azından taksir derecesinde kusurunun bulunması gerekir. Bu değerlendirmede failin mağdurun hamile olduğunu bilip bilmediği, gebeliğin dışarıdan anlaşılır olup olmadığı ve taraflar arasındaki ilişkinin niteliği de önem taşır.
Adli Tıp Kurumu raporunda erken doğumun yaralama eyleminden kaynaklandığı belirlenirse, sanığın hukuki durumu TCK 86 ile TCK 87/1-e kapsamında değerlendirilmelidir. Somut olayda eylemin silahla işlendiği kabul edildiği için TCK 86/3-e’nin de uygulanma ihtimali bulunmaktadır.
Yargıtay, uygulanması muhtemel hükümlere göre suçun ceza alt sınırının CMK 196/2 bakımından önem taşıdığına da dikkat çekmiştir. Karar tarihinde uygulanması gereken hükümlere göre sanığın savunmasının istinabe yoluyla alınamayacağı hâlde, sanık esas mahkeme huzuruna getirilmeden sorgusu istinabe yoluyla yapılmıştır. Suç vasfının ağırlaşma ihtimali bulunmasına rağmen sanığın usulüne uygun şekilde sorgulanmaması savunma hakkının ihlali olarak değerlendirilmiştir.
Yerel mahkeme kararında sanıkların hangi eylemlerinin sabit görüldüğü ve delillerden hangi gerekçeyle bu sonuca ulaşıldığı da yeterince açıklanmamıştır. Ayrıca haksız tahrik hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı tartışılmamış ve tekerrür hükümlerinde hatalı değerlendirmeler yapılmıştır. Erken doğum yönünden Adli Tıp Kurumu raporu alınmaması başta olmak üzere bu eksiklikler nedeniyle hükümler bozulmuştur.
Künye: Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 01.11.2017, E. 2017/4737, K. 2017/13937.
ERKEN DOĞAN BEBEĞİN BİR GÜN SONRA ÖLMESİ HÂLİNDE TCK 87/1-E İLE TCK 87/2-E ARASINDAKİ AYRIM UZMAN RAPORUYLA YAPILMALIDIR
Sanık, gebe olduğunu bildiği eşini kasten yaralamıştır. Uygulanan şiddet sonucunda mağdurda plasenta dekolmanı meydana gelmiş ve gebelik sezaryenle erken doğum yapılarak sonlandırılmıştır. Erken doğum sonucunda dünyaya gelen bebek, doğumdan sonraki bir gün içerisinde hayatını kaybetmiştir.
Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Birinci İhtisas Kurulunun 5 Kasım 2018 tarihli raporunda; plasenta dekolmanının, bebeğin erken doğmasının ve bebeğin ölümünün annenin maruz kaldığı travmadan kaynaklandığı belirlenmiştir. Böylece sanığın yaralama eylemi ile plasentanın ayrılması, erken doğum ve bebeğin ölümü arasındaki tıbbi illiyet bağı ortaya konulmuştur.
Buna rağmen yerel mahkeme, meydana gelen ağır neticenin TCK 87/1-e kapsamında çocuğun vaktinden önce doğmasına mı yoksa TCK 87/2-e kapsamında çocuğun düşmesine mi neden olma niteliğinde bulunduğunu kesin olarak belirlemeden hüküm kurmuştur. Yargıtay, mevcut raporun nedensellik bağlantısını açıklamakla birlikte uygulanacak bent konusunda yeterli olmadığını kabul etmiştir.
TCK 87/1-e ile TCK 87/2-e arasında önemli bir yaptırım farkı bulunmaktadır. Birinci bent, yaralama sonucunda çocuğun vaktinden önce doğmasını; ikinci bent ise yaralama sonucunda çocuğun düşmesini daha ağır bir netice olarak düzenlemektedir. Bu nedenle doğumun tıbbi niteliği ve bebeğin ölümünün hangi aşamada gerçekleştiği tereddüde yer bırakmayacak şekilde tespit edilmelidir.
Bebeğin canlı doğmuş olması, TCK 87/1-e’nin değerlendirilmesi bakımından önemli bir göstergedir. Ancak somut olayda bebeğin ileri derecede prematüre olarak doğması ve çok kısa süre içerisinde ölmesi nedeniyle doğum ve ölüm sürecinin tıbbi özelliklerinin uzman kurul tarafından açıklanması gerekir. Mahkeme, yalnızca doğum veya ölüm kayıtlarına bakarak tıbbi değerlendirme yapamaz.
Adli Tıp Kurumundan alınacak ek raporda bebeğin canlı doğup doğmadığı, yaşam bulgularının bulunup bulunmadığı, erken doğum ile ölüm arasındaki bağlantı, travmanın bebeğin ölümündeki etkisi ve meydana gelen neticenin tıbben erken doğum mu yoksa çocuğun düşmesi kapsamında mı değerlendirilmesi gerektiği açıklanmalıdır. Bu değerlendirme yapıldıktan sonra mahkeme uygulanacak kanun hükmünü kendisi belirlemelidir.
Karar, bilirkişinin hukuki nitelendirme yapması gerektiği anlamına gelmemektedir. Adli Tıp Kurumu doğumun ve ölümün tıbbi özelliklerini ortaya koymalı; TCK 87/1-e veya 87/2-e hükümlerinden hangisinin uygulanacağına ise mahkeme karar vermelidir. Bununla birlikte mahkemenin doğru hukuki sonuca ulaşabilmesi için tıbbi olguların eksiksiz ve açık biçimde raporlanması zorunludur.
Yargıtay, TCK 87/1-e ile TCK 87/2-e arasındaki ayrımı sağlayacak ek uzman görüşü alınmadan hüküm kurulmasını eksik araştırma olarak değerlendirmiştir. Sanığın hukuki durumunun Adli Tıp Kurumundan alınacak yeni rapor sonucuna göre belirlenmesi gerektiğinden mahkûmiyet hükmü bozulmuştur.
Künye: Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 09.03.2020, E. 2020/1499, K. 2020/4679.
DARP SONRASI BAŞLAYAN SANCILARLA ERKEN DOĞUM VE BEBEĞİN ÖLÜMÜ ARASINDAKİ BAĞ KURULSA BİLE UYGULANACAK BENT AYRICA BELİRLENMELİDİR
Sanık, hamile olan eşini kasten yaralamış; yaralama eyleminin ardından mağdurun doğum sancıları başlamıştır. Mağdur erken doğum yapmış, ileri derecede prematüre olarak dünyaya gelen bebek ise gelişen komplikasyonlar nedeniyle bir gün içerisinde hayatını kaybetmiştir.
Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Birinci İhtisas Kurulunun 27 Mart 2013 tarihli raporunda, sanığın yaralama eylemi ile mağdurun sancılarının başlaması, erken doğumun gerçekleşmesi ve bebeğin prematüriteye bağlı komplikasyonlar nedeniyle ölmesi arasında illiyet bağı bulunduğu açıklanmıştır. Böylece erken doğumun gebeliğin doğal seyrinden veya bağımsız bir hastalıktan değil, mağdurun maruz kaldığı travmadan kaynaklandığı tıbben belirlenmiştir.
Yargıtay, nedensellik bağının tespit edilmiş olmasını yeterli görmemiştir. Çünkü meydana gelen ağır neticenin TCK 87/1-e’deki çocuğun vaktinden önce doğmasına neden olma mı yoksa TCK 87/2-e’deki çocuğun düşmesine neden olma mı kapsamında kaldığı ayrıca belirlenmelidir.
Bu ayrım yalnızca bebeğin doğumdan sonra ne kadar süre yaşadığına bakılarak yapılamaz. Bebeğin canlı doğup doğmadığı, doğum anında bağımsız yaşam belirtilerinin bulunup bulunmadığı, gebelik haftası, prematürite derecesi, travmanın doğum ve ölüm üzerindeki etkisi ile ölümün doğumdan sonra gelişen komplikasyonlardan kaynaklanıp kaynaklanmadığı tıbbi belgelerle açıklığa kavuşturulmalıdır.
TCK 87/1-e kapsamında vaktinden önce doğumdan söz edilebilmesi için doğumun gebeliğin olağan süresi tamamlanmadan gerçekleşmesi ve çocuğun canlı doğması önem taşır. TCK 87/2-e’deki çocuğun düşmesi ise daha ağır bir netice olarak düzenlenmiştir. Somut olayda bebeğin kısa süre yaşamış olması, uygulanacak hüküm bakımından uzman değerlendirmesini gerekli kılmıştır.
Adli Tıp Kurumunun ilk raporu, yaralama ile erken doğum ve ölüm arasındaki illiyet bağını açıklamış; ancak olayın TCK 87/1-e mi yoksa TCK 87/2-e mi kapsamında bulunduğunun tespitine imkân verecek bütün tıbbi ölçütleri ortaya koymamıştır. Bu nedenle ilgili ihtisas kurulundan tamamlayıcı rapor alınması gerektiği kabul edilmiştir.
Yargıtay ayrıca hükmün gerekçesi ile hüküm fıkrası arasında uyum bulunması gerektiğini belirtmiştir. Mahkeme gerekçesinde bir ağır neticeyi kabul edip hüküm kısmında farklı bir bent uygulayamaz. Sanığın hangi fiil ve sonuçtan sorumlu tutulduğu, uygulanan kanun maddesiyle birlikte açıkça gösterilmelidir.
Uygulanacak bent kesinleştirilmeden hüküm kurulması eksik inceleme olarak değerlendirilmiştir. Adli Tıp Kurumundan tamamlayıcı rapor alınması ve bu rapor sonucuna göre sanığın hukuki durumunun yeniden belirlenmesi gerektiğinden mahkûmiyet hükmü bozulmuştur.
Künye: Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 21.03.2017, E. 2016/9395, K. 2017/3090.
TCK 87 KAPSAMINDAKİ AĞIR NETİCENİN FAİLE YÜKLENEBİLMESİ İÇİN NETİCENİN ÖNGÖRÜLME BİÇİMİ VE OLAYIN OLUŞ KOŞULLARI ARAŞTIRILMALIDIR
Sanık, kardeşiyle tartışan katılana kızarak arkasından gelmiş ve katılana yumrukla vurmuştur. Aldığı darbenin etkisiyle sendeleyen katılan, iş yerindeki büro camına çarpmış; kırılan cam parçaları yüzünü keserek yüzde sabit iz meydana getirmiştir.
Yerel mahkeme sanığı TCK 86/1 ve 87/1-c kapsamında cezalandırmıştır. Özel Daire, ağır netice yönünden olası kast hükümlerinin uygulanması gerektiğini belirterek kararı bozmuş; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı üzerine dosya Ceza Genel Kurulunun önüne gelmiştir.
Ceza Genel Kurulu, TCK 87’de düzenlenen ağır neticeler bakımından failin her durumda sonucu doğrudan istemesinin aranamayacağını belirtmiştir. Kasten yaralama fiilinin doğrudan ve kaçınılmaz sonuçları doğrudan kast, gerçekleşmesi muhtemel olup fail tarafından öngörülerek kabullenilen sonuçları ise olası kast kapsamında değerlendirilebilir.
Bununla birlikte ağır neticenin doğrudan kastın mı, olası kastın mı yoksa TCK 23 kapsamında en az taksir derecesindeki kusurun mu sonucu olduğu, soyut varsayımlarla belirlenemez. Fail ile mağdurun konumları, aralarındaki mesafe, hareketin yönü ve şiddeti ile ağır neticenin temel yaralama fiilinin zorunlu, muhtemel veya öngörülemez bir sonucu olup olmadığı araştırılmalıdır.
Somut olayda sanık ile katılanın kırılan büro camına göre konumları belirlenmemiştir. Katılanın cama çarpmasının yumruk darbesinin kaçınılmaz sonucu mu yoksa yalnızca muhtemel bir sonucu mu olduğu dosyadaki delillerden anlaşılamamıştır. Ceza Genel Kurulu, gerektiğinde olay yerinde keşif yapılarak bu hususların açıklığa kavuşturulmasını istemiştir.
Kararın ortaya koyduğu bu ilke, TCK 87/1-e bakımından da doğrudan önem taşır. Gebe kadını yaralayan failin erken doğumu özellikle istemesi şart değildir. Ancak erken doğum şeklindeki ağır neticenin faile yüklenebilmesi için failin temel yaralama fiilini kasten gerçekleştirmesi ve ağır netice bakımından TCK 23 uyarınca en azından taksir seviyesinde kusurunun bulunması gerekir.
Bu kapsamda failin mağdurun gebeliğini bilip bilmediği, gebeliğin açıkça anlaşılır olup olmadığı, fail ile mağdur arasındaki yakınlık, darbelerin özellikle karın bölgesine yöneltilip yöneltilmediği ve erken doğum riskinin fail tarafından öngörülebilir olup olmadığı değerlendirilmelidir. Gebelik fail tarafından bilinmiyor ve somut olayda bilinmesi de beklenemiyorsa ağır neticenin isnadı ayrıca tartışılmalıdır.
Ceza Genel Kurulu ayrıca iddianamede daha ağır cezayı gerektiren TCK 87 hükmünün uygulanması talep edilmemişse sanığa CMK 226 uyarınca ek savunma hakkı verilmesi gerektiğini kabul etmiştir. Bu ilke uyarınca, yargılama sırasında erken doğum ile yaralama arasında illiyet bağı belirlendiğinde sanığa TCK 87/1-e’nin uygulanma ihtimali bildirilmeden mahkûmiyet hükmü kurulamaz.
Olayın oluş koşulları eksiksiz belirlenmeden ağır netice yönünden kusur biçiminin kabul edilmesi ve sanığa ek savunma hakkı verilmemesi hukuka aykırı bulunmuştur. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı değişik gerekçeyle kabul edilerek yerel mahkeme hükmü bozulmuştur.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 14.03.2017, E. 2015/652, K. 2017/133.
AĞIR NETİCENİN FAİLE YÜKLENEBİLMESİ İÇİN NETİCENİN ÖNGÖRÜLEBİLİR OLMASI VE FİİLLE ARASINDA NEDENSELLİK BAĞI BULUNMASI GEREKİR
Ceza Genel Kurulunun önüne gelen olayda sanık, yönetimindeki kamyonetle yerleşim yeri içindeki tek yönlü yolda ilerlerken, sağ tarafta yolcu indirmek amacıyla durmuş olan otobüsün önündeki yaya geçidinden yola çıkan on üç yaşındaki mağdura çarpmıştır. Mağdurun ayak bileğinde, hayat fonksiyonlarını ikinci derecede etkileyen kemik kırığı meydana gelmiştir. Yerel mahkeme sanığı taksirle yaralama suçundan mahkûm etmiş, Özel Daire ise mağdurun aniden yola çıkması nedeniyle sanığa kusur yüklenemeyeceğini kabul ederek hükmü bozmuştur.
Ceza Genel Kurulu, taksirli sorumluluk için hareketin iradi olması, neticenin istenmemesi, hareketle netice arasında nedensellik bağının bulunması ve neticenin öngörülebilir olmasına rağmen öngörülmemiş olması gerektiğini belirtmiştir. Failin yalnızca fiili gerçekleştirmiş olması yeterli değildir. Ortaya çıkan neticenin, somut olayın şartları içinde fail tarafından öngörülebilecek nitelikte bulunması gerekir.
Somut olayda otobüs durağı, yaya geçidi levhası ve yol üzerindeki geçit çizgileri sanık bakımından özel bir dikkat yükümlülüğü doğurmaktadır. Sanığın, durmuş otobüsün önünden bir yayanın çıkabileceğini hesaba katarak hızını azaltması ve gerektiğinde durabilecek şekilde ilerlemesi gerektiği kabul edilmiştir. Mağdurun da trafiği yeterince kontrol etmeden yola çıkmış olması, sanığın dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranışını ortadan kaldırmamıştır.
Kurul ayrıca bilirkişi raporlarının hâkimi bağlamadığını; ancak raporlarda ortaya konulan teknik verilerin olayın oluş biçimiyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Kusurun bulunup bulunmadığına ve hukuki sorumluluğun kapsamına karar verme yetkisi hâkime aittir. Dosyadaki trafik tutanağı, kamera görüntüsü, olay yeri özellikleri ve bilirkişi raporları birlikte değerlendirildiğinde sanığın kazanın meydana gelmesinde kusurlu olduğu sonucuna varılmıştır.
Kararın TCK 87/1-e bakımından önemi, ağır neticenin faile yüklenmesinde uygulanacak kusur ölçütünü ortaya koymasıdır. TCK 23 uyarınca, kasten yaralama sonucunda çocuğun vaktinden önce doğması hâlinde failin bu ağır neticeden sorumlu tutulabilmesi için erken doğum bakımından en azından taksir derecesinde kusurunun bulunması gerekir. Dolayısıyla yaralama fiiliyle erken doğum arasında tıbben nedensellik kurulması tek başına yeterli değildir; ağır neticenin somut olay bakımından öngörülebilir olması da aranmalıdır.
Bu değerlendirmede failin mağdurun hamile olduğunu bilip bilmediği, hamileliğin dışarıdan fark edilebilir durumda olup olmadığı, taraflar arasındaki ilişki, gebelik haftası, darbelerin yöneltildiği vücut bölgesi, darbelerin şiddeti ve failin olay sırasındaki sözleri önem taşır. Mağdurun eşi veya yakın akrabası olan, gebeliği bilen ve özellikle karın bölgesine şiddetli darbeler vuran fail bakımından erken doğum neticesinin öngörülebilirliği daha kolay kabul edilebilir. Buna karşılık gebeliğin bilinmediği ve fark edilmesinin de mümkün olmadığı bir olayda TCK 87/1-e’nin uygulanabilmesi ayrıca ve ayrıntılı biçimde gerekçelendirilmelidir.
Bu kararın somut olayı erken doğumla ilgili değildir; ancak Ceza Genel Kurulunun ortaya koyduğu öngörülebilirlik, nedensellik ve kusur ilkeleri TCK 23 aracılığıyla TCK 87/1-e bakımından doğrudan uygulanabilir niteliktedir. Genel Kurul, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazını kabul ederek Özel Dairenin bozma kararını kaldırmış ve sanığın kusurlu olduğunun kabul edilmesi gerektiğine karar vermiştir.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 23.01.2018, E. 2015/511, K. 2018/19.
MAĞDURUN VEYA ÜÇÜNCÜ BİR ETKENİN SONUCA KATKISI NEDENSELLİK BAĞINI KESMEDİKÇE FAİLİN SORUMLULUĞUNU ORTADAN KALDIRMAZ
Ceza Genel Kurulunun incelediği olayda sanık, gece saatlerinde otomobiliyle iki yönlü, hafif eğimli ve virajlı bir yolda ilerlerken üç yönlü bir kavşağa yaklaşmıştır. Sanık, tali yoldan ana yola çıkmak üzere olan motosikleti görmüş ve motosiklet sürücüsünü birkaç kez selektör yaparak uyarmıştır. Buna rağmen hızını azaltmadan yoluna devam etmiş; meydana gelen çarpışmada motosiklet sürücüsü ile arkasındaki yolcu kemik kırığı oluşacak şekilde yaralanmıştır.
Trafik kazası tespit tutanağında motosiklet sürücüsünün tali yoldan ana yola çıkarken geçiş önceliğine uymaması nedeniyle tam kusurlu olduğu, otomobil sürücüsü sanığın ise kusurlu olmadığı belirtilmiştir. Kovuşturma sırasında alınan bilirkişi raporunda ise sanığın kavşağa yaklaşırken hızını azaltmaması ve hızını yol şartlarına uyarlamaması nedeniyle tali kusurlu olduğu kabul edilmiştir. Yerel mahkeme sanığı taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma suçundan mahkûm etmiştir.
Ceza Genel Kurulu, bir kimsenin taksirli neticeden sorumlu tutulabilmesi için davranışıyla meydana gelen zarar arasında nedensellik bağının bulunması gerektiğini vurgulamıştır. Bunun yanında neticenin öngörülebilir olması ve failin kendisinden beklenen dikkat ve özeni göstermemiş bulunması gerekir. Salt trafik kuralının ihlal edilmesi cezai sorumluluk için yeterli olmayıp ihlal edilen kural ile meydana gelen yaralanma arasında bağlantı kurulmalıdır.
Kurula göre sanık, motosikletin tali yoldan ana yola girmek üzere olduğunu görmüştür. Hatta selektör yapması, tehlikeli durumu fiilen fark ettiğini göstermektedir. Buna rağmen geçiş hakkının kendisinde olduğunu ve motosikletin duracağını düşünerek hızını azaltmaması, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı bulunmuştur. Motosiklet sürücüsünün de kusurlu olması, sanığın davranışıyla yaralanma neticesi arasındaki nedensellik bağını kesmemiştir.
Karar, ağırlaşmış yaralama bakımından mağdurdan veya başka bir etkenden kaynaklanan koşulların nasıl değerlendirileceğini de göstermektedir. Mağdurun önceden riskli bir gebeliğinin bulunması, doğumun başka tıbbi etkenlerden de etkilenmiş olması veya mağdurun olay sonrasındaki davranışları, failin yaralama fiiliyle erken doğum arasındaki nedensellik bağını kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Bu etkenlerin bağımsız ve tek başına sonucu meydana getiren bir neden oluşturup oluşturmadığı tıbbi bulgularla belirlenmelidir.
TCK 87/1-e uygulanırken mahkeme; yaralamanın erken doğumu başlatıp başlatmadığını, gebelik haftasını, olaydan doğuma kadar geçen süreyi, hastane kayıtlarını, kadın doğum uzmanlarının değerlendirmelerini ve varsa gebeliğe ilişkin önceki rahatsızlıkları incelemelidir. Birden fazla nedenin erken doğum üzerinde etkili olduğu hâllerde de failin fiili sonucu meydana getiren nedenlerden biri ise nedensellik bağı korunabilir. Buna karşılık erken doğumun yaralama fiilinden tamamen bağımsız bir tıbbi nedenden kaynaklandığı belirlenirse ağır netice faile yüklenemez.
Failin mağdurun gebeliğini bilmesi, özellikle karın ve bel bölgesine tekme veya sert cisimle vurması ve saldırıdan kısa süre sonra doğum sürecinin başlaması, öngörülebilirlik ile nedensellik değerlendirmesinde güçlü olgular oluşturur. Bununla birlikte zaman bakımından yakınlık tek başına yeterli değildir. Erken doğumun yaralama fiilinin sonucu olduğunu ortaya koyan, denetime elverişli ve gerekçeli bir uzman raporu alınmalıdır.
Ceza Genel Kurulu sonuç olarak motosiklet sürücüsünün kusurlu davranışının sanığın sorumluluğunu ortadan kaldırmadığını, sanığın kavşağa yaklaşırken hızını azaltmaması nedeniyle neticenin meydana gelmesinde kusurlu olduğunu kabul etmiştir. Sanık hakkındaki mahkûmiyet hükmünün onanmasını isabetli bularak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazını reddetmiştir. Kararın somut konusu erken doğum olmamakla birlikte, nedenselliğe katkıda bulunan başka etkenlerin failin sorumluluğuna etkisi yönünden TCK 87/1-e uygulamasına elverişli bir ilke ortaya koymaktadır.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 30.10.2014, E. 2013/775, K. 2014/451.
YARALAMA İLE ERKEN DOĞUM ARASINDA NEDENSELLİK BAĞININ BULUNMASI TEK BAŞINA YETERLİ OLMAYIP FAİLİN AĞIR NETİCE BAKIMINDAN EN AZ TAKSİRLE HAREKET ETMESİ GEREKİR
Ceza Genel Kurulunun incelediği olayda sanık ile mağdur arasında hastanede meydana gelen kavga sırasında sanık, mağdura alüminyum paspas sapıyla vurmuştur. Mağdurun vücudunda belirgin bir travmatik lezyon oluşmamasına rağmen olayın meydana getirdiği efor ve stres, mağdurda önceden mevcut olan kronik kalp damar hastalığını etkinleştirerek kalp krizine neden olmuştur. Adli Tıp Kurumu raporunda olay ile kalp krizi arasında nedensellik bağı bulunduğu ve meydana gelen sonucun mağdurun yaşamını tehlikeye soktuğu belirtilmiştir.
Yerel mahkeme, Adli Tıp Kurumunun belirlediği nedensellik bağını yeterli görerek sanığın yaşamı tehlikeye sokacak şekilde kasten yaralama suçundan cezalandırılmasına karar vermiştir. Ceza Genel Kurulu ise 5237 sayılı TCK’nın objektif sorumluluk anlayışını kabul etmediğini, failin gerçekleştirdiği fiilin bütün sonuçlarından yalnızca nedensellik bağına dayanılarak sorumlu tutulamayacağını belirtmiştir.
Kurula göre neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda öncelikle temel suç ile ağır netice arasında nedensellik bağı bulunmalıdır. Ancak bu bağın kurulması ağır neticenin faile yüklenmesi için tek başına yeterli değildir. Ağır neticenin, temel suçun meydana getirdiği özel tehlikenin gerçekleşmesi niteliğinde olması ve failin söz konusu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir.
Somut olayda sanığın mağdurun kronik kalp damar hastalığını bildiğini gösteren bir delil bulunmadığı için kalp krizi neticesi bakımından olası kastla hareket ettiği kabul edilmemiştir. Bununla birlikte sanığın yaşı, eğitim durumu, kullandığı araç ve olayın şartları dikkate alınarak bir kimsenin darbedilmesi sonucunda kalp krizi geçirebileceğinin objektif olarak öngörülebilir olduğu değerlendirilmiştir. Böylece kasten gerçekleştirilen yaralama ile taksirle meydana getirilen ağır netice birbirinden ayrılmıştır.
Kararın TCK 87/1-e bakımından doğrudan uygulanabilir ilkesi budur. Gebe kadına yönelik yaralama fiili ile erken doğum arasında tıbbi nedensellik bağı kurulsa bile failin erken doğum neticesi bakımından en az taksir derecesinde kusurlu olup olmadığı ayrıca değerlendirilmelidir. Failin mağdurun hamileliğini bilmediği ve bunu somut olayın şartları içerisinde anlamasının da mümkün olmadığı bir olayda ağır neticenin öngörülebilirliğinden söz edilemeyebilir.
Buna karşılık mağdurun failin eşi olması, hamileliğin fail tarafından bilindiğinin mesaj, tanık anlatımı veya sağlık kayıtlarıyla belirlenmesi, gebeliğin dış görünüş itibarıyla açıkça fark edilebilir durumda bulunması ve saldırının özellikle karın, bel ya da kasık bölgesine yönelmesi hâlinde erken doğum neticesinin öngörülebilir olduğu kabul edilebilir. Fail çocuğun erken doğmasını istememiş olsa bile bu ihtimali öngörebilecek durumda olduğu hâlde hareketini gerçekleştirmişse TCK 23’te aranan en az taksir şartı sağlanmış olur.
Ceza Genel Kurulu ayrıca TCK 87’deki ağırlaşmış neticelerin uygulanabilmesi için temel yaralamanın TCK 86/1 kapsamında bulunması gerektiğini değerlendirmiştir. Bununla birlikte bu tespit, dış görünüşte hafif olan her saldırıda TCK 87’nin uygulanamayacağı şeklinde mekanik biçimde yorumlanmamalıdır. Erken doğum gibi ağır bir netice meydana gelmişse fiilin bütün sonuçları birlikte değerlendirilerek temel yaralamanın hukuki niteliği belirlenmelidir.
Kararın somut konusu erken doğum değil yaşamı tehlikeye sokan kalp krizidir. Ancak Ceza Genel Kurulunun yalnızca nedensellik bağının yeterli olmadığı, ağır netice bakımından ayrıca en az taksir derecesinde kusur aranması gerektiğine ilişkin kabulü TCK 87/1’de sayılan bütün neticeler gibi erken doğum bakımından da geçerlidir. Bu nedenle mahkeme, adli raporla yetinmemeli; failin gebeliği bilip bilmediğini ve erken doğumu öngörebilecek durumda bulunup bulunmadığını ayrıca tartışmalıdır.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 14.03.2019, E. 2018/95, K. 2019/207.
ERKEN DOĞUM NETİCESİNDEN SORUMLULUK İÇİN FAİLİN MAĞDURUN GEBE OLDUĞUNU BİLMESİ YETERLİ OLUP AYRICA BU NETİCEYİ AMAÇLAMASI GEREKMEZ
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu önüne gelen uyuşmazlıkta, gebe kadına karşı gerçekleştirilen yaralama fiilinin gebeliğin sona ermesine neden olması hâlinde ağırlaştırıcı hükmün uygulanabilmesi için failin manevi durumunun ne olması gerektiğini incelemiştir. Tartışmanın merkezinde failin yalnızca mağdurun gebe olduğunu bilmesinin yeterli olup olmadığı veya ayrıca çocuğun düşmesini istemesinin gerekip gerekmediği bulunmaktadır.
Kurul, gebe kadına yönelik yaralama sonucunda gebeliğe ilişkin ağır neticenin meydana gelmesi hâlinde failin mağdurun gebe olduğunu bilmesinin yeterli olduğunu kabul etmiştir. Failin ayrıca çocuğun düşmesini veya gebeliğin başka şekilde sona ermesini amaçlaması şart değildir. Yaralama kastı ile hareket eden fail, bildiği gebelik üzerinde öngörülebilir ağır neticenin meydana gelmesi durumunda neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama hükümlerine göre sorumlu tutulabilecektir.
Buna karşılık failin mağdurun gebe olduğunu bilmemesi hâlinde gebeliğe bağlı ağırlaştırıcı nedenin uygulanamayacağı belirtilmiştir. Böyle bir durumda fail, yaralama fiilinin mağdur üzerinde meydana getirdiği diğer sonuçlar esas alınarak cezalandırılmalıdır. Başka bir anlatımla, gebeliğin fail tarafından bilinmesi ağırlaştırıcı nedenin manevi unsuruna ilişkin zorunlu bir koşuldur.
İçtihadı Birleştirme Kurulu ayrıca gebeliğe bağlı ağır neticeli yaralama ile doğrudan çocuğu düşürmeye yönelik suç arasındaki ayrımı ortaya koymuştur. Failin amacı mağduru yaralamak olduğu hâlde gebelik bakımından ağır bir sonuç meydana gelmişse neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama söz konusudur. Fail doğrudan çocuğun düşürülmesini amaçlamışsa artık yaralama suçunun ağırlaşmış hâlinden değil, çocuk düşürtmeye ilişkin özel suç tipinden söz edilmesi gerekir.
Bu ilke, yürürlükteki TCK 87/1-e bakımından da önemini korumaktadır. Failin gebe olduğunu bildiği kadını yaralaması sonucunda çocuğun vaktinden önce doğması hâlinde, failin ayrıca “çocuk erken doğsun” biçiminde özel bir amaç taşıması aranmaz. Yaralama kastı, gebeliğin bilinmesi, yaralama ile erken doğum arasında nedensellik bağı ve ağır netice bakımından en az taksir derecesinde kusur bulunması yeterlidir.
Gebeliğin bilinip bilinmediği konusunda failin soyut savunmasıyla yetinilmemelidir. Tarafların eş veya yakın akraba olması, failin mağduru hastane kontrollerine götürmesi, gebelik hakkında yapılan konuşmalar ve yazışmalar, tanık beyanları, hamileliğin dışarıdan anlaşılabilir durumda bulunması ve saldırı sırasında kullanılan ifadeler birlikte değerlendirilmelidir. Özellikle failin “çocuğuna zarar vereceğim” biçimindeki sözleri, gebeliği bildiğini gösterebilecek güçlü bir delil oluşturur.
Gönderilen tezde de aynı doğrultuda, TCK 87/1-e’nin uygulanması için failin mağdurun gebe olduğunu bilmesinin zorunlu olduğu, fakat erken doğumu istemesinin gerekmediği belirtilmektedir. Gebeliğin bilinmemesi TCK 30/1 kapsamında suçun maddi unsurunda hata olarak değerlendirilir. Bu durumda erken doğum neticesi meydana gelmiş olsa bile fail hakkında TCK 87/1-e uygulanamaz; sorumluluk gerçekleşen diğer yaralanma sonuçlarına göre TCK 86 kapsamında belirlenir.
Karar eski kanun döneminde verilmiş olmakla birlikte ortaya koyduğu “gebeliği bilme yeterlidir, ağır neticeyi ayrıca amaçlama şart değildir” ilkesi yeni kanundaki sistemle de uyumludur. Ancak 5237 sayılı TCK’nın 23. maddesi gereğince günümüzde buna ek olarak failin erken doğum neticesi bakımından en az taksirle hareket edip etmediğinin de araştırılması gerekir.
Künye: Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu, 04.12.1935, E. 1935/120, K. 1935/19.
TCK 87/1-e Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu
| Somut Durum | Yargıtay Nitelendirmesi | Gerekçenin Özü |
|---|---|---|
| İlliyet bağı Adli Tıp raporuyla belirlenmeden artırım | Eksik inceleme | Erken doğumun yaralamadan kaynaklandığı tıbben ispatlanmalıdır |
| Failin gebeliği bilmemesi | Artırım tartışmalı hale gelir | Ağır netice ancak en azından taksirle yüklenebilir |
| Erken doğan bebeğin sağ ve sağlıklı olması | TCK 87/1-e | Bendin neticesi vaktinden önce doğumdur |
| Çocuğun düşmesi | TCK 87/2-e | Düşme, erken doğumdan ağır bir basamaktır |
| Eşe karşı işlenme | 86/3-a ile birlikte artırılmış taban | Nitelikli hal tabanı beş yıla çeker |
Fıkranın diğer halleri için TCK 87/1-d yaşamı tehlikeye sokan yaralama, düşme neticesi için TCK 87/2-e çocuğun düşmesine neden olma yazılarımızı inceleyebilirsiniz.
Hukuki araçlarımızla süreçlerinizi kendiniz de takip edebilirsiniz:
Sık Sorulan Sorular
TCK 87/1-e nedir?
TCK 87/1-e, kasten yaralamanın gebe bir kadına karşı işlenip çocuğun vaktinden önce doğmasına neden olmasını düzenler; TCK 86’ya göre belirlenen ceza bir kat artırılır.
Erken doğuma neden olmanın cezası ne kadar?
Ceza bir kat artırılır ve sonuç ceza, fiil 86/1 kapsamındaysa üç yıldan, 86/3 kapsamındaysa beş yıldan az olamaz. Fiil eşe karşı işlenmişse 86/3-a nedeniyle taban beş yıldır.
Failin gebeliği bilmesi şart mı?
Ağır neticenin faile yüklenebilmesi için failin gebeliği bilmesi veya olayın koşullarına göre bilebilecek durumda olması aranır; aksi halde artırımın uygulanması tartışmalı hale gelir.
Erken doğum ile yaralama arasındaki bağ nasıl ispatlanır?
İlliyet bağı; gebelik kayıtları, doğum raporları ve Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas kurulunun değerlendirmesiyle ispatlanır. Yargıtay, bu inceleme yapılmadan artırım uygulanmasını eksik inceleme saymaktadır.
Çocuk düşerse hangi hüküm uygulanır?
Gebelik canlı doğumla sonuçlanmamışsa fiil TCK 87/2-e kapsamına girer ve ceza iki kat artırılır; erken doğan bebeğin kısa süre içinde ölmesi halinde ise sonucun hangi hükme bağlanacağı içtihatlarla çözülen özel bir tartışmadır.
TCK 87/1-e şikayete tabi mi?
Hayır. Suç şikayete bağlı değildir, uzlaştırma uygulanmaz ve katalog suç kapsamında tutuklama nedeni var sayılabilir.
TCK 87/1-e davasında avukat desteği neden önemli?
İlliyet bağının tıbbi ispatı ve neticenin doğru basamağa oturtulması bu dosyaların belirleyici tartışmalarıdır. Avukatlık hizmetleri TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ücretlidir.
Av. Çağrı Ayboğa Kimdir?
Av. Çağrı Ayboğa, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur ve yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Ankara Barosuna kayıtlı olarak (Sicil No: 34507) Ayboğa + Partners Avukatlık Bürosunun kurucu avukatı sıfatıyla ağırlıklı olarak ceza hukuku alanında çalışmakta; kasten yaralama ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama dosyalarında müdafilik ve mağdur vekilliği görevi yürütmektedir. Bu yazı, TCK 87/1-e gebe kadına karşı yaralama ve erken doğum konusundaki güncel Yargıtay içtihatları taranarak hazırlanmıştır ve bilgilendirme amaçlıdır; somut olaya özgü hukuki danışmanlık yerine geçmez.
TCK 87/1-e Kapsamındaki Yaralama Suçlamasında Ankara Ceza Avukatı Desteği
Yaralama dosyalarında adli raporların doğru okunması, nitelendirme ve haksız tahrik tartışması sonucu yıllarla değiştirir. Tck 87 neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama rehberimizi inceleyebilir, dosyanız için Ankara ceza avukatı desteği alabilirsiniz.