Ceza Hukuku

TCK 87/2-e Gebe Kadının Çocuğunun Düşmesine Neden Olan Yaralama

Güncelleme Tarihi: 18 Ağustos 2026 | Av. Çağrı Ayboğa

TCK 87/2-e nedir? TCK 87/2-e, kasten yaralamanın gebe bir kadına karşı işlenip çocuğunun düşmesine neden olmasını düzenler. Düşme, gebeliğin canlı doğumla sonuçlanmamasıdır ve erken doğumdan bu yönüyle ayrılır. Yaralama ile düşük arasındaki illiyet bağı Adli Tıp Kurumu incelemesiyle ispatlanır. Ceza iki kat artırılır ve sonuç ceza 86/1 halinde beş yıldan, 86/3 halinde sekiz yıldan az olamaz.

Gebe bir kadına inen darbe, henüz doğmamış bir hayatı sonlandırdığında, yaralama suçu en ağır neticelerinden birine ulaşmış olur. Kanun koyucu, kastedilen yaralamanın öngörülebilir ağır sonuçlarını faile yükleyen neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçunu TCK 87 hükmünde düzenlemiştir; bu yazının konusu gebe kadına karşı işlenip çocuğun düşmesine neden olma halidir.

Temel suçun yapısı için kasten yaralama suçu TCK 86 rehberimize bakabilirsiniz; bu yazıda hükmün şartlarını, ceza hesabını ve sekiz emsal Yargıtay kararını birebir metinleriyle inceliyoruz.

TCK 87/2-e Nedir?

TCK 87/2-e, birinci fıkradaki erken doğum neticesinin ağır basamağıdır: Yaralama, çocuğun vaktinden önce ama sağ doğmasına değil, gebeliğin canlı doğum olmaksızın sonlanmasına yol açmıştır. İki bent arasındaki çizgi doğumun sonucuna göre çizilir ve sınır olayları içtihatla çözülür: Aşağıda birebir verdiğimiz Ceza Genel Kurulu kararının konusu olduğu gibi, erken doğan bebeğin kısa süre içinde yaşamını yitirmesi halinde neticenin hangi hükme bağlanacağı, doğum ve ölüm sürecinin tıbbi bütünlüğü içinde değerlendirilir.

TCK 87 Kanun Metni

5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 87. maddesinin yürürlükteki tam metni aşağıdadır; bu yazının konusu işaretlenmiştir. Resmi metin için mevzuat.gov.tr üzerindeki 5237 sayılı Kanuna bakabilirsiniz.

Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama

Madde 87 – (1) Kasten yaralama fiili, mağdurun;

a) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına,

b) Konuşmasında sürekli zorluğa,

c) Yüzünde sabit ize,

d) Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma,

e) Gebe bir kadına karşı işlenip de çocuğunun vaktinden önce doğmasına,

Neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, bir kat artırılır. Ancak, verilecek ceza, birinci fıkraya giren hallerde üç yıldan, üçüncü fıkraya giren hallerde beş yıldan az olamaz.

(2) Kasten yaralama fiili, mağdurun;

a) İyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesine,

b) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine,

c) Konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına,

d) Yüzünün sürekli değişikliğine,

e) Gebe bir kadına karşı işlenip de çocuğunun düşmesine,

Neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, iki kat artırılır. Ancak, verilecek ceza, birinci fıkraya giren hallerde beş yıldan, üçüncü fıkraya giren hallerde sekiz yıldan az olamaz.

(3) (Değişik: 6/4/2011-6217/18 md.) Kasten yaralamanın vücutta kemik kırılmasına veya çıkığına neden olması halinde, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, kırık veya çıkığın hayat fonksiyonlarındaki etkisine göre, yarısına kadar artırılır.

(4) Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse, yukarıdaki maddenin birinci fıkrasına giren hallerde sekiz yıldan oniki yıla kadar, üçüncü fıkrasına giren hallerde ise oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

Şartlar, Ayrımlar ve İspat

  • Düşme kavramı: Gebeliğin canlı doğumla sonuçlanmamasıdır; gebelik haftası ve tıbbi süreç, neticenin düşük mü erken doğum mu olduğunu belirler.
  • Erken doğumla ayrım: Bebek sağ doğmuşsa fiil TCK 87/1-e erken doğum basamağında kalır ve artırım bir kattır; canlı doğum gerçekleşmemişse bu bent uygulanır ve artırım iki kata çıkar.
  • İlliyet bağı ve bilme şartı: Düşüğün yaralamadan kaynaklandığı Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas kurulunca ispatlanmalı; failin gebeliği bildiği veya bilebilecek durumda olduğu ortaya konulmalıdır.
  • Kadın ceza hukuku bağlamı: Bu fiillerin önemli bölümü eş veya eski eş tarafından işlendiğinden TCK 86/3-a ile birleşir; taban ceza sekiz yıla yükselir ve 6284 sayılı Kanun tedbirleri eş zamanlı yürür.

Ceza Nasıl Hesaplanır?

Hesap iki aşamalıdır: Önce fiil TCK 86 hükümlerine göre nitelendirilir; ardından TCK 87/2 uyarınca belirlenen ceza iki kat artırılır. Kanunun taban güvencesi bu fıkrada daha yüksektir: Sonuç ceza, fiil 86/1 kapsamındaysa beş yıldan, 86/3 kapsamındaysa sekiz yıldan az olamaz. Silahla işlenen fiillerde aralık fiilen sekiz yıldan başlayıp on üç yılı aşan seviyelere uzanır; infaz süresi hesaplama aracımızla sonuç cezanın infazını görebilirsiniz.

Şikayet, Tutuklama ve Yargılama

  • Şikayet ve uzlaştırma: Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama şikayete tabi değildir ve uzlaştırma kapsamında yer almaz; soruşturma kendiliğinden yürütülür.
  • Tutuklama: TCK 87 kapsamındaki fiiller CMK 100/3 katalog suçlarındandır; tutuklama nedeni var sayılabilir ve uygulamada tutuklama sık görülür.
  • Görevli mahkeme: Üst sınıra göre belirlenir: 86/3 kapsamındaki taban fiillerde üst sınır on yılı aştığından dosyalar ağır ceza mahkemesinde görülür; 86/1 tabanlı fiillerde asliye ceza mahkemesi görevlidir.
  • Kesin rapor şarttır: Ağır neticenin varlığı ilk raporla değil, iyileşme süreci tamamlandıktan sonra alınan kesin raporla ve gerektiğinde Adli Tıp Kurumu incelemesiyle belirlenir; eksik raporla kurulan hükümler bozulmaktadır.
  • Haksız tahrik ve meşru savunma: Haksız tahrik indirimi ile meşru savunma bu dosyalarda da tam olarak uygulanır ve artırılmış cezayı köklü biçimde düşürebilir.

Avukata Sor: TCK 87/2-e Dosyanızı Birlikte Değerlendirelim

Düşüğün yaralamadan kaynaklanıp kaynaklanmadığı ve erken doğup kısa sürede yaşamını yitiren bebeğe ilişkin nitelendirme, bu dosyaların içtihatla çözülen en teknik tartışmalarıdır. Sorularınız için bize ulaşabilirsiniz.

Avukata Sor

Danışmanlık Ücretlidir: Hukuki danışmanlık hizmetlerimiz, 2025-2026 TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAUT) uyarınca ücrete tabidir.

TCK 87/2-e Yargıtay Kararları

Aşağıdaki sekiz emsal karar, bu hükmün sınırlarını uygulamada çizen kararlardır ve özet metinleri birebir aktarılmıştır.

YARALAMA SONRASINDA ERKEN DOĞAN BEBEĞİN KISA SÜRE İÇİNDE ÖLMESİ HÂLİNDE, SONUCUN “ERKEN DOĞUM” MU YOKSA “ÇOCUĞUN DÜŞMESİ” Mİ OLDUĞU ADLİ TIP KURUMUNDAN ALINACAK RAPORLA BELİRLENMELİDİR

Sanık, hamile olduğunu bildiği eşini kasten yaralamıştır. Yaralama eyleminden sonra mağdurun doğum sancıları başlamış ve çocuk gebelik süresi tamamlanmadan dünyaya gelmiştir. İleri derecede prematüre doğan bebek, erken doğuma bağlı olarak gelişen komplikasyonlar nedeniyle bir gün içinde hayatını kaybetmiştir.

Dosyada bulunan Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunun 27.03.2013 tarihli raporunda; mağdurun maruz kaldığı travma ile sancıların başlaması, erken doğumun gerçekleşmesi ve bebeğin ölümü arasında nedensellik bağının bulunduğu belirtilmiştir. Böylece yaralama fiili ile ortaya çıkan gebelik ve doğum sonucu arasındaki maddi bağlantı tespit edilmiştir.

Bununla birlikte Yargıtay, yalnızca nedensellik bağının belirlenmesini yeterli görmemiştir. Ortaya çıkan sonucun TCK 87/1-e kapsamında “çocuğun vaktinden önce doğması” mı, yoksa TCK 87/2-e kapsamında “çocuğun düşmesi” mi sayılacağının ayrıca ve açık biçimde belirlenmesi gerektiğini ifade etmiştir. Çünkü iki düzenleme arasında uygulanacak artırım oranı ve sonuç ceza bakımından önemli fark bulunmaktadır.

Bebeğin canlı doğmuş olması, olayın kendiliğinden TCK 87/1-e kapsamında kalmasını zorunlu kılmaz. Doğumdan hemen sonra meydana gelen ölümün gebelik travması, prematürite ve buna bağlı komplikasyonlarla ilişkisi; bebeğin doğum anındaki yaşamsal durumu ve tıbben ortaya çıkan neticenin niteliği birlikte değerlendirilmelidir. Bu değerlendirme, hâkimin genel bilgisiyle çözebileceği bir konu olmadığından uzmanlık raporuna dayanmalıdır.

Yerel mahkemenin gerekçesinde sanığın eşini darp ederek erken doğuma ve çocuğun ölümüne neden olduğu belirtilmesine rağmen mahkûmiyet hükmünün TCK 87/2-e üzerinden kurulması da gerekçe ile hüküm arasında çelişki meydana getirmiştir. “Erken doğum” kabulünden hareket eden gerekçe ile “çocuğun düşmesi” sonucuna bağlanan hüküm fıkrası aynı hukuki nitelendirmeyi ifade etmemektedir.

Yargıtay, Adli Tıp Kurumunun ilgili ihtisas kurulundan özellikle bu ayrıma yönelik tamamlayıcı görüş alınmadan hüküm kurulmasını eksik araştırma saymıştır. Raporun yalnızca yaralama ile ölüm arasındaki illiyet bağını göstermesi yeterli olmayıp ağır neticenin hangi kanun bendine karşılık geldiğini değerlendirmeye elverişli tıbbi verileri de içermesi gerektiği kabul edilmiştir.

Bu nedenle mahkûmiyet hükmü bozulmuştur. Karar, gebelik sırasında gerçekleştirilen yaralamalarda canlı doğum, erken doğum ve bebeğin kısa süre sonra ölmesi olgularının otomatik biçimde tek bir bent kapsamında değerlendirilemeyeceğini; TCK 87/1-e ile 87/2-e arasındaki sınırın somut olayın tıbbi özellikleri esas alınarak belirlenmesi gerektiğini göstermektedir.

Künye: Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 21.03.2017, E. 2016/9395, K. 2017/3090.

PLASENTA DEKOLMANI SONUCU SEZARYENLE ERKEN DOĞAN VE BİR GÜN İÇİNDE ÖLEN BEBEK BAKIMINDAN TCK 87/1-E İLE TCK 87/2-E ARASINDAKİ AYRIM UZMAN RAPORUYLA AÇIKLIĞA KAVUŞTURULMALIDIR

Sanığın gebe eşini kasten yaralamasının ardından mağdurda plasenta dekolmanı meydana gelmiştir. Plasentanın rahim duvarından erken ayrılması nedeniyle gebeliğin sürdürülmesi mümkün olmamış ve mağdur sezaryenle doğuma alınmıştır. İleri derecede prematüre dünyaya gelen bebek, gelişen komplikasyonlar nedeniyle bir gün içinde hayatını kaybetmiştir.

Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunun 05.11.2018 tarihli raporunda; plasenta dekolmanı, erken doğum ve bebeğin ölümü ile mağdurun maruz kaldığı travma arasında nedensellik bağı bulunduğu açıklanmıştır. Dolayısıyla ağır neticenin sanığın yaralama fiilinden bağımsız, kendiliğinden gelişen bir gebelik komplikasyonu olduğu kabul edilmemiştir.

Ancak bu tespit, uygulanacak hükmün belirlenmesi bakımından tek başına yeterli değildir. TCK 87/1-e, yaralama sonucunda çocuğun vaktinden önce doğmasını; TCK 87/2-e ise çocuğun düşmesini daha ağır bir netice olarak düzenlemektedir. Somut olayda çocuk canlı doğmuş fakat çok kısa süre sonra ölmüştür. Bu nedenle olay, her iki düzenlemenin sınırında yer alan ve özel tıbbi değerlendirme gerektiren bir nitelik taşımaktadır.

Yargıtay, mahkemenin kanundaki kavramları yalnızca günlük anlamlarıyla yorumlayarak sonuca ulaşamayacağını belirtmiştir. Çocuğun sezaryenle canlı dünyaya gelmesi, doğumdan sonraki yaşam süresi, prematürite derecesi, ölümün doğum travmasıyla ilişkisi ve plasenta dekolmanının gebelik üzerindeki etkisi bir bütün hâlinde incelenmelidir.

Ayrıca neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hükümlerinin uygulanabilmesi için yaralama fiili ile ağır netice arasında uygun nedensellik bağının yanında TCK 23 anlamında en azından taksir düzeyinde kusur bulunmalıdır. Failin doğrudan çocuğu düşürme kastıyla hareket etmesi durumunda ise eylemin TCK 99’da düzenlenen çocuk düşürtme suçu yönünden ayrıca değerlendirilmesi gerekir. TCK 87/2-e, esas itibarıyla yaralama kastıyla gerçekleştirilen fiilin failin kastettiğinden daha ağır bir gebelik sonucuna yol açtığı hâlleri kapsamaktadır.

İlgili ihtisas kurulu raporunda illiyet bağı gösterilmiş olmakla birlikte sonucun hukuki sınıflandırılmasına esas olacak tıbbi ayrım yeterince açıklanmamıştır. Yerel mahkeme de bu eksikliği gidermeden doğrudan TCK 87/2-e kapsamında hüküm kurmuştur. Yargıtay, uzman kurumdan “vaktinden önce doğma” ile “çocuğun düşmesi” ayrımına odaklanan ek görüş alınması gerektiğini kabul etmiştir.

Eksik incelemeyle mahkûmiyet kurulması nedeniyle hüküm bozulmuştur. Kararın temel ilkesi, gebelikle ilgili ağır neticenin yalnızca bebeğin daha sonra ölmesine bakılarak belirlenemeyeceğidir. Özellikle canlı doğup kısa süre içinde ölen çocuklar bakımından TCK 87/1-e veya 87/2-e uygulaması, somut tıbbi bulgulara dayanan gerekçeli ve denetlenebilir bir uzman raporuyla kararlaştırılmalıdır.

Künye: Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 09.03.2020, E. 2020/1499, K. 2020/4679.

ÇOCUĞUN DÜŞMESİ NEDENİYLE AĞIRLAŞTIRICI HÜKMÜN UYGULANABİLMESİ İÇİN FAİLİN MAĞDURUN GEBE OLDUĞUNU BİLDİĞİ DELİLLERLE SAPTANMALIDIR

Sanık tarafından gerçekleştirilen müessir fiil sonucunda mağdurun gebeliği sona ermiş ve çocuk düşmüştür. Yerel mahkeme, yaralama fiili ile gebeliğin sona ermesi arasındaki maddi bağlantıyı yeterli kabul ederek sanık hakkında çocuğun düşmesine ilişkin ağırlaştırıcı hükmü uygulamıştır.

Yargıtay 1. Ceza Dairesi ise yaralama ile düşük arasındaki nedensellik bağının bulunmasını tek başına yeterli görmemiştir. Ağırlaştırıcı hükmün uygulanabilmesi için sanığın, yaralama eylemini gerçekleştirdiği sırada mağdurun gebe olduğunu bildiğinin de belirlenmesi gerektiğini kabul etmiştir.

Gebelik, her olayda fail tarafından dış görünüşten anlaşılabilecek bir durum değildir. Özellikle gebeliğin ilk dönemlerinde failin bu durumu bilip bilmediği; tarafların yakınlığı, birlikte yaşayıp yaşamadıkları, gebelik hakkında daha önce yapılan konuşmalar, hastane kontrollerinden haberdar olunup olunmadığı, tanık anlatımları ve olayın diğer özellikleri değerlendirilerek saptanmalıdır.

Failin gebeliği bildiğine ilişkin araştırma yapılmadan yalnızca düşük sonucundan hareket edilmesi, ağır neticeden objektif sorumluluk doğmasına yol açacaktır. Oysa ağırlaştırıcı nedenin uygulanabilmesi için fail ile ortaya çıkan ağır netice arasında yalnızca fiziksel değil, manevi bakımdan da bir bağlantının bulunması gerekir.

Kararda, failin çocuğu düşürme amacı taşımasının zorunlu olmadığı ayrıca ortaya konulmuştur. Fail mağdurun gebe olduğunu bilerek yaralama kastıyla hareket etmiş, bunun sonucunda çocuk düşmüşse ağırlaştırıcı neden gündeme gelebilir. Buna karşılık failin özel amacı doğrudan gebeliği sona erdirmek ise eylemin çocuk düşürtme suçuna ilişkin hükümler kapsamında değerlendirilmesi gerekir.

Sanığın mağdurun gebeliğini bilmediği kabul edildiğinde ise çocuk düşmesi sonucu kendiliğinden ağırlaştırıcı hükmün uygulanmasını sağlamaz. Bu durumda sanığın sorumluluğu, gerçekleştirdiği yaralama fiilinin mağdur üzerinde meydana getirdiği ve kendisine isnat edilebilen diğer sonuçlara göre belirlenmelidir.

Yargıtay bu nedenle, failin mağdurun gebeliğini bildiğini gösteren deliller araştırılmadan ve bu konuda gerekçeli bir kabul ortaya konulmadan ağırlaştırıcı hüküm uygulanamayacağı sonucuna ulaşmıştır. Karar, günümüzde TCK 87/2-e’nin uygulanması bakımından da önem taşıyan “gebeliği bilme” koşulunu açık biçimde ortaya koymaktadır.

Künye: Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 26.12.1952, E. 1952/2416, K. 1952/2658.

FAILİN GEBELİĞİ BİLMESİ YETERLİ OLUP ÇOCUĞU DÜŞÜRME AMACI ARANMAZ; DOĞRUDAN DÜŞÜRTME KASTI VARSA EYLEM ÇOCUK DÜŞÜRTME SUÇUNU OLUŞTURUR

İçtihadı Birleştirme kararına konu olan hukuki uyuşmazlık, gebe bir kadının kasten yaralanması sonucunda çocuğun düşmesi hâlinde failin hangi manevi unsurla hareket etmesi gerektiğine ilişkindir. Tartışmanın merkezinde, ağırlaştırıcı yaralama hükmünün uygulanması için failin yalnızca gebeliği bilmesinin yeterli olup olmadığı veya ayrıca çocuğu düşürme amacı taşımasının gerekip gerekmediği bulunmaktadır.

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu, yaralama sonucunda çocuğun düşmesine ilişkin ağırlaştırıcı neden ile çocuk düşürtme suçunu birbirinden ayırmıştır. Buna göre failin mağdurun gebe olduğunu bilerek onu yaralaması ve bu yaralama sonucunda çocuğun düşmesi durumunda, ayrıca düşük meydana getirme amacının kanıtlanması gerekli değildir.

Failin mağdurun gebeliğini bilmesi, yaralama fiilinin gebelik bakımından doğurabileceği özel tehlikeyi değerlendirebilmesi açısından yeterli görülmüştür. Yaralama kastıyla gerçekleştirilen hareket failin özel olarak amaçlamadığı daha ağır bir sonuca yol açmışsa olay, neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama hükümleri çerçevesinde ele alınmalıdır.

Buna karşılık failin hareketinin doğrudan çocuğu düşürmeye yönelmesi farklı bir hukuki nitelendirmeyi gerektirir. Fail, gebe kadına yalnızca zarar vermek değil gebeliği sona erdirmek amacıyla müdahalede bulunmuşsa eylem ağırlaşmış yaralama kapsamında değil, çocuk düşürtme suçuna ilişkin özel düzenleme kapsamında değerlendirilmelidir. Güncel mevzuat bakımından bu ayrım TCK 87/2-e ile TCK 99 arasındaki sınırı oluşturmaktadır.

Kurul, failin mağdurun gebeliğini bilmemesi ihtimalini de ayrıca değerlendirmiştir. Fail gebelikten habersizse çocuğun düşmesi sonucuna ilişkin özel ağırlaştırıcı neden uygulanamaz. Böyle bir durumda sorumluluk, yaralama fiilinin mağdurda oluşturduğu hastalık, iş göremezlik veya diğer bedensel zararlar esas alınarak belirlenmelidir.

Kararın ortaya koyduğu yaklaşım, salt nedensellik bağına dayanan kusursuz sorumluluğu reddetmektedir. Çocuğun düşmüş olması maddi neticeyi gösterse de ağırlaştırıcı sonucun faile yüklenebilmesi için en azından mağdurun gebe olduğunun bilindiği kanıtlanmalıdır. Bu bilginin varlığı varsayımla değil, somut olayın delilleriyle ortaya konulmalıdır.

İçtihadı Birleştirme Kurulu sonuç olarak, gebeliği bilerek yaralama ile doğrudan çocuk düşürtme kastıyla hareket etmenin farklı suç tiplerine karşılık geldiğini kabul etmiştir. Bu ilke, kanunlar değişmiş olmasına rağmen TCK 87/2-e’nin uygulanmasında manevi unsurun ve TCK 99 ile ilişkinin belirlenmesi bakımından güncelliğini korumaktadır.

Künye: Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu, 04.12.1935, E. 120, K. 19.

NETİCESİ SEBEBİYLE AĞIRLAŞMIŞ YARALAMADA FAİLİN ÇOCUĞUN DÜŞMESİNİ ÖZEL OLARAK İSTEMESİ GEREKMEZ; TEMEL YARALAMA KASTI VE AĞIR NETİCE BAKIMINDAN EN AZ TAKSİR YETERLİDİR

Ceza Genel Kurulunun önüne gelen uyuşmazlık, kasten yaralama suçunun temel şekli ile TCK 87’de düzenlenen ağır sonuçlar arasındaki ilişkinin belirlenmesine ilişkindir. Kurul, failin mağduru hangi ağırlıkta yaralamayı amaçladığının ayrı ayrı araştırılmasının gerekip gerekmediğini ve ortaya çıkan ağır neticenin hangi şartlarla faile yüklenebileceğini değerlendirmiştir.

Ceza Genel Kurulu, TCK 86/1’de düzenlenen temel yaralama suçunun mağdurun vücuduna acı verme, sağlığını veya algılama yeteneğini bozma kastıyla işlenebileceğini belirtmiştir. Failin ayrıca mağdurda belirli bir organ kaybı, yüzde sürekli değişiklik, yaşamsal tehlike ya da çocuğun düşmesi gibi her bir ağır sonucu özel olarak istemesi zorunlu değildir.

Bu yaklaşım TCK 87/2-e bakımından da geçerlidir. Fail, gebe olduğunu bildiği mağduru yaralama kastıyla hareket etmiş ve fiil sonucunda çocuk düşmüşse, çocuğun düşmesini özellikle amaçlamadığı gerekçesiyle TCK 87/2-e’nin uygulanmasından vazgeçilemez. Ancak ağır neticenin faile yüklenebilmesi için TCK 23 uyarınca bu netice bakımından en az taksir düzeyinde kusur bulunması gerekir.

Failin yaralama fiili ile çocuğun düşmesi arasında uygun nedensellik bağı da bulunmalıdır. Gebeliğin yaralama fiilinden bağımsız bir sağlık sorunu nedeniyle sona erdiği belirlenirse ağır netice sanığa yüklenemez. Bu nedenle mağdurun gebelik geçmişi, yaralamanın niteliği ve bölgesi, düşük zamanı, travma ile düşük arasındaki tıbbi bağlantı ve varsa başka risk faktörleri uzman raporuyla değerlendirilmelidir.

Ceza Genel Kurulu, yaralamanın ağırlığına yönelik özel kast aranmasının TCK 86 ve 87’nin sistematiğiyle bağdaşmayacağını vurgulamıştır. Aksi yaklaşım, failin hangi ağırlık derecesinde sonuç meydana getirmeyi amaçladığının her olayda ayrıca kanıtlanmasını gerektirir. Çoğu olayda iç dünyaya ilişkin böyle bir ayrımın kesin olarak yapılması mümkün değildir.

Bununla birlikte failin kastının doğrudan gebeliği sona erdirmeye yönelmesi hâlinde hukuki nitelendirme değişir. Gebe kadını yaralama kastıyla hareket edilmesi ve düşük sonucunun ağır netice olarak ortaya çıkması TCK 87/2-e kapsamında değerlendirilebilirken, doğrudan çocuğu düşürtme kastı TCK 99’daki özel suç tipini gündeme getirir. Ayrım, yalnızca meydana gelen sonuca değil failin hareket amacı ve olayın icra şekline göre yapılmalıdır.

Karar doğrudan yalnızca gebelik sonucuna özgü bir olay hakkında verilmemiş olmakla birlikte, TCK 87’nin bütün ağır neticelerine uygulanacak bağlayıcı nitelikte genel bir ilke ortaya koymaktadır. Buna göre temel yaralama kastı mevcutsa ağır neticeye yönelik ayrıca özel kast aranmayacak; fakat ağır netice bakımından nedensellik ve en az taksir düzeyindeki kusur mutlaka belirlenecektir.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 07.03.2017, E. 2015/652, K. 2017/133.

ELEKTRİK AKIMINA MARUZ KALAN GEBE KADININ ÇOCUĞUNU DÜŞÜRMESİ HÂLİNDE, DÜŞÜK SONUCU İLE SANIKLARIN İHMALİ ARASINDAKİ NEDENSELLİK VE KUSUR BAĞI SOMUT OLARAK BELİRLENMELİDİR

Katılan, evinin balkonunda temizlik yaptığı sırada elindeki demir fırçanın sapını aşağı doğru sarkıtmıştır. Binanın son derece yakınından geçen orta ve alçak gerilim enerji hattına temas edilmesi veya elektrik geriliminin atlama yapması sonucunda akıma kapılmıştır. Katılanın yaralanması yaşamını tehlikeye sokmuş ve aynı zamanda çocuğunu düşürmesine neden olmuştur.

Olay yerinde yapılan incelemede bina ile enerji nakil hattı arasındaki güvenli mesafenin korunmadığı belirlenmiştir. Binanın en çıkıntılı yeri ile elektrik hattı arasındaki uzaklığın yaklaşık kırk ila elli santimetre olduğu, hatların kazadan sonra yer altına alındığı ve mevcut durumun can güvenliği bakımından ciddi tehlike oluşturduğu saptanmıştır.

Sanık, elektrik dağıtım kuruluşunda işletme şefi olarak görev yapmaktaydı. Görevinin, enerji nakil hatlarının kişilerin can ve mal güvenliğini tehlikeye düşürmeyecek biçimde tesis edilmesini ve mevzuata aykırı hatların güvenli duruma getirilmesini sağlamak olduğu kabul edilmiştir. Sanığın gerekli denetim ve gözetim görevini yerine getirmemesi nedeniyle olayda tali kusurlu olduğu belirlenmiştir.

Yargıtay, çocuğun düşmesi sonucunun tek başına sanığın mahkûmiyetine yeterli olmayacağını; sanığın görev ve sorumluluk alanı, ihlal ettiği dikkat ve özen yükümlülüğü ile ortaya çıkan netice arasındaki bağlantının bilirkişi raporlarıyla gösterilmesi gerektiğini kabul etmiştir. Dosyadaki keşif ve bilirkişi raporları bu bağlantıyı ortaya koyduğu için mahkûmiyet hükmünü isabetli bulmuştur.

Karar, doğrudan TCK 87/2-e kapsamındaki kasten yaralamaya değil, aynı ağır neticenin taksirle meydana getirilmesini düzenleyen TCK 89/3-e hükmüne ilişkindir. Bununla birlikte çocuğun düşmesi sonucunun ispatı bakımından TCK 87/2-e uygulamasına da elverişli bir ölçüt ortaya koymaktadır: Gebeliğin sona ermiş olması yanında, bu sonucun sanığın hareket veya ihmali nedeniyle meydana geldiği tıbben ve hukuken saptanmalıdır.

Özellikle düşük sonucunun bulunduğu dosyalarda, mağdurun önceden mevcut gebelik riskleri ile olayın meydana getirdiği travmanın etkisi birbirinden ayrılmalıdır. Yaralama veya tehlikeli davranış gebeliğin sona ermesini hızlandırmış ya da doğrudan buna sebep olmuşsa illiyet bağı kurulabilir. Düşüğün bağımsız bir tıbbi nedenden kaynaklandığı ihtimali giderilmeden ağır netice faile yüklenemez.

Yargıtay, sanığın kusurunun tali nitelikte olmasına rağmen sonucu doğuran güvenlik ihlalinde payı bulunduğunu kabul etmiş ve mahkûmiyet hükmünü onamıştır. Karar, TCK 87/2-e bakımından da düşük neticesinin adli rapor, kadın doğum kayıtları, olay tarihi ile düşük arasındaki zaman ilişkisi ve nedensellik değerlendirmesi üzerinden ispatlanması gerektiğini göstermesi bakımından pratik önem taşımaktadır.

Künye: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 29.03.2022, E. 2021/4477, K. 2022/2440.

ÇOCUĞUN DÜŞMESİ GİBİ AĞIR BİR NETİCENİN FAİLE YÜKLENEBİLMESİ İÇİN KUSUR VE NEDENSELLİK HER TÜRLÜ ŞÜPHEDEN UZAK BİÇİMDE KANITLANMALIDIR

Ceza Genel Kurulunun incelemesine konu olay, ışık kontrollü bir kavşakta otomobil ile motosikletin çarpışması sonucu mağdurun yaralanmasına ilişkindir. Sanık ile mağdur, kendi yönlerine yeşil ışık yandığını ileri sürmüş; hangi sürücünün kırmızı ışık ihlali yaptığı kesin olarak belirlenememiştir.

Dosyada birbirinden farklı kusur değerlendirmeleri bulunmaktadır. Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi de hangi tarafa yeşil ışık yandığı belirlenemediği için olayı alternatifli şekilde incelemiştir. Sanığın yönüne yeşil ışık yandığı kabul edildiğinde sanığa kusur yüklenemeyeceği, mağdurun yönüne yeşil ışık yandığı kabul edildiğinde ise sanığın asli kusurlu olacağı belirtilmiştir.

Ceza Genel Kurulu, bilirkişi raporunun hâkimi bağlayan kesin bir delil olmadığını vurgulamıştır. Bilirkişi teknik ve özel bilgi gerektiren konularda mahkemeye yardımcı olur; ancak rapordaki değerlendirmelerin somut delillerle örtüşüp örtüşmediği mahkeme tarafından denetlenmelidir. Kusur konusunda alternatifli ihtimallere dayanan bir rapor, tek başına mahkûmiyet için yeterli kabul edilemez.

Sanığın kırmızı ışıkta geçtiği, kavşağa hızlı girdiği veya mağduru görmesine rağmen gerekli önlemi almadığı kesin ve inandırıcı delillerle kanıtlanamamıştır. Bu nedenle sanığın dikkat ve özen yükümlülüğünü ihlal ettiği hususunda giderilemeyen şüphe bulunduğu kabul edilmiştir. Ceza Genel Kurulu, “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi uyarınca beraat hükmünü onamıştır.

Karar doğrudan gebe bir mağdurun yaralanmasına ilişkin değildir; ancak TCK 87/2-e bakımından uygulanması gereken önemli bir ispat ilkesi ortaya koymaktadır. Çocuğun düşmesi şeklindeki ağır neticenin varlığı, yaralama fiiliyle bu netice arasındaki nedensellik bağının ve failin ağır netice bakımından kusurunun ayrıca kanıtlanması zorunluluğunu ortadan kaldırmaz.

Mağdurun yaralama olayından sonra düşük yapması, zaman bakımından yakınlık bulunsa dahi tek başına yeterli değildir. Gebeliğin süreci, önceden bulunan riskler, yaralamanın niteliği ve bölgesi, düşük zamanı ile travmanın bu sonucu meydana getirmeye elverişli olup olmadığı uzman raporunda açıklanmalıdır. Raporun farklı ihtimalleri sıralamakla yetinmesi ve hangi ihtimalin somut olayda gerçekleştiğini ortaya koymaması hâlinde mahkûmiyet kurulamaz.

TCK 87/2-e yönünden bu ilkenin pratik sonucu, düşük neticesinin sanığın fiiline varsayımla bağlanamamasıdır. Tıbbi belgeler ve olay delilleri illiyet bağını kesin şekilde ortaya koymuyorsa ağırlaştırıcı hüküm uygulanmamalıdır. Ceza Genel Kurulunun kararı, özellikle çelişkili veya ihtimalli bilirkişi raporlarının bulunduğu dosyalarda savunma bakımından kullanılabilecek temel bir içtihattır.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 24.05.2016, E. 2015/276, K. 2016/263.

TCK 87/2-E KAPSAMINDA CEZA BELİRLENİRKEN ÖNCE TEMEL CEZA SAPTANMALI, ARDINDAN İKİ KAT ARTIRIM UYGULANMALI VE SONUÇ CEZA KANUNDAKİ ALT SINIRIN ALTINDA BIRAKILMAMALIDIR

Ceza Genel Kurulunun incelemesine konu uyuşmazlık, neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçunda cezanın hangi sıraya göre hesaplanacağı ve TCK 87’de öngörülen özel alt sınırların nasıl uygulanacağına ilişkindir. Kurul, TCK 86 ile TCK 87 hükümlerinin birbirinden bağımsız suçlar gibi değil, temel suç ile onun ağırlaşmış sonuçları şeklinde değerlendirilmesi gerektiğini açıklamıştır.

Öncelikle TCK 86’daki kasten yaralama suçunun somut olayda uygulanacak temel şekli belirlenmelidir. Fiilin TCK 86/1’e mi yoksa nitelikli yaralamaya ilişkin TCK 86/3’e mi girdiği saptanmalı; varsa silah, yakın akrabalık veya diğer nitelikli hâller temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınmalıdır.

Daha sonra meydana gelen neticeye göre TCK 87’deki artırım uygulanmalıdır. Çocuğun düşmesi, TCK 87/2-e’de ikinci fıkra kapsamındaki ağır sonuçlar arasında düzenlenmiştir. Bu nedenle TCK 86’ya göre belirlenen cezanın TCK 87/2 uyarınca iki kat artırılması gerekir. Buradaki “iki kat artırım”, temel cezanın üzerine temel cezanın iki katının eklenmesi ve böylece cezanın toplamda üç katına ulaşması anlamına gelir.

Kanun koyucu yalnızca nispi artırım öngörmekle yetinmemiş, artırım sonucunda ortaya çıkacak cezanın belirli bir miktarın altında kalmasını da engellemiştir. Dolayısıyla hesaplama sonunda bulunan ceza, suç tarihinde yürürlükte olan TCK 87/2’nin son cümlesindeki özel alt sınırla karşılaştırılmalıdır. Hesaplanan ceza bu sınırın altında kalıyorsa sonuç ceza özel alt sınıra yükseltilmelidir.

Bu değerlendirmede suç tarihi özellikle önemlidir. TCK 87’deki artırım oranları ve özel alt sınırlar zaman içinde kanun değişikliklerine uğradığından, suç tarihinde yürürlükte bulunan hüküm ile sonradan yürürlüğe giren düzenleme TCK 7/2 uyarınca karşılaştırılmalıdır. Sanık lehine olan kanun, hükümler bütünüyle ve ayrı ayrı uygulanarak belirlenmelidir.

TCK 87/2-e bakımından ayrıca failin mağdurun gebe olduğunu bilmesi, yaralama ile çocuğun düşmesi arasında nedensellik bulunması ve ağır neticenin TCK 23 çerçevesinde faile yüklenebilmesi gerekir. Bunlar suçun oluşumuna ilişkin şartlardır. Bu şartlar belirlendikten sonra ise Ceza Genel Kurulunun gösterdiği hesaplama yöntemi uygulanmalıdır.

Karar doğrudan çocuğun düşmesi olgusuna ilişkin verilmemiş olsa da TCK 87/2’de sayılan bütün ağır neticeler bakımından geçerli ortak ceza tayini ilkesini ortaya koymaktadır. Bu nedenle TCK 87/2-e kapsamında hüküm kurulan dosyalarda, artırımın yanlış yorumlanması veya özel alt sınırın gözden kaçırılması hukuka aykırılık oluşturacaktır.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 28.05.2013, E. 2013/259, K. 2013/273.

TCK 87/2-e Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu

TCK 87/2-e Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu
Somut Durum Yargıtay Nitelendirmesi Gerekçenin Özü
Yaralama sonucu gebeliğin sonlanması TCK 87/2-e Çocuğun düşmesi neticesi gerçekleşmiştir
Bebeğin erken doğup kısa süre içinde ölmesi İçtihatla çözülen nitelendirme Netice, doğum ve ölüm süreci birlikte değerlendirilir
Erken doğan bebeğin sağ kalması TCK 87/1-e Canlı doğum, düşmeyi değil erken doğumu gösterir
İlliyet bağının tıbbi raporla kurulmaması Eksik inceleme Düşüğün yaralamadan kaynaklandığı ispatlanmalıdır
Eşin veya eski eşin fail olması 86/3-a ile birlikte Taban ceza sekiz yıla yükselir

Fıkranın diğer halleri için TCK 87/2-d yüzün sürekli değişikliği, erken doğum neticesi için TCK 87/1-e ve ölümle sonuçlanan fiiller için TCK 87/4 kasten yaralama sonucu ölüm yazılarımızı inceleyebilirsiniz.

Hukuki araçlarımızla süreçlerinizi kendiniz de takip edebilirsiniz:

Sık Sorulan Sorular

TCK 87/2-e nedir?

TCK 87/2-e, kasten yaralamanın gebe bir kadına karşı işlenip çocuğunun düşmesine neden olmasını düzenler; TCK 86’ya göre belirlenen ceza iki kat artırılır.

Çocuğun düşmesi ile erken doğum farkı nedir?

Erken doğumda çocuk vaktinden önce ama sağ doğar ve ceza bir kat artırılır (87/1-e); düşmede gebelik canlı doğum olmaksızın sonlanır ve ceza iki kat artırılır (87/2-e).

Erken doğan bebek kısa süre sonra ölürse hangi hüküm uygulanır?

Bu sınır durumu içtihatla çözülür: Doğum ve ölüm süreci tıbbi bütünlüğü içinde değerlendirilir ve netice, olayın koşullarına göre düşme ya da yaralama sonucu ölüm hükümleri yönünden tartışılır. Ceza Genel Kurulu kararı yazımızda birebir yer almaktadır.

TCK 87/2-e cezası ne kadar?

Ceza iki kat artırılır ve sonuç ceza, fiil 86/1 kapsamındaysa beş yıldan, 86/3 kapsamındaysa sekiz yıldan az olamaz; fail eş veya eski eşse taban sekiz yıldır.

Düşüğün yaralamadan kaynaklandığı nasıl ispatlanır?

Gebelik kayıtları, olay ve düşük arasındaki zaman ilişkisi ve Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas kurulu raporuyla ispatlanır; illiyet bağı kurulmadan artırım uygulanamaz.

TCK 87/2-e şikayete tabi mi?

Hayır. Suç şikayete bağlı değildir, uzlaştırma uygulanmaz ve katalog suç kapsamında tutuklama nedeni var sayılabilir.

TCK 87/2-e davasında avukat desteği neden önemli?

İlliyet ispatı ve sınır olaylardaki nitelendirme, iki kat artırım ile daha ağır hükümler arasındaki farkı belirler. Avukatlık hizmetleri TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ücretlidir.

Av. Çağrı Ayboğa Kimdir?

Av. Çağrı Ayboğa, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur ve yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Ankara Barosuna kayıtlı olarak (Sicil No: 34507) Ayboğa + Partners Avukatlık Bürosunun kurucu avukatı sıfatıyla ağırlıklı olarak ceza hukuku alanında çalışmakta; kasten yaralama ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama dosyalarında müdafilik ve mağdur vekilliği görevi yürütmektedir. Bu yazı, TCK 87/2-e gebe kadının çocuğunun düşmesine neden olan yaralama konusundaki güncel Yargıtay içtihatları taranarak hazırlanmıştır ve bilgilendirme amaçlıdır; somut olaya özgü hukuki danışmanlık yerine geçmez.

TCK 87/2-e Kapsamındaki Yaralama Suçlamasında Ankara Ceza Avukatı Desteği

Yaralama dosyalarında adli raporların doğru okunması, nitelendirme ve haksız tahrik tartışması sonucu yıllarla değiştirir. Tck 87 neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama rehberimizi inceleyebilir, dosyanız için Ankara ceza avukatı desteği alabilirsiniz.

Ankara Avukat

Avukat Çağrı Ayboğa

Avukat Çağrı Ayboğa, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olup yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Ayboğa + Partners Avukatlık Bürosu’nun kurucu avukatlarındandır. Ankara Barosu’na kayıtlı olarak dinamik ve tecrübeli ekibiyle avukatlık mesleğini icra etmektedir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Ara