Ceza Hukuku
Trend

TCK 87/2-d Yüzün Sürekli Değişikliğine Neden Olan Yaralama

TCK 87/2-d Güncelleme Tarihi: 18 Ağustos 2026 | Av. Çağrı Ayboğa

TCK 87/2-d nedir? TCK 87/2-d, kasten yaralamanın mağdurun yüzünün sürekli değişikliğine neden olmasını düzenler. Ölçüt, yüzün doğal görünümünün, mağduru önceden tanıyanların onu tanımakta güçlük çekeceği ölçüde bozulmasıdır; kezzap saldırıları ve geniş doku kayıpları tipik örneklerdir. Değerlendirme kural olarak olaydan en az altı ay sonra yapılır. Ceza iki kat artırılır ve sonuç ceza 86/1 halinde beş yıldan, 86/3 halinde sekiz yıldan az olamaz.

Kişinin yüzü, dünyaya açılan kimliğidir; onu tanınmaz hale getiren bir saldırı, mağdurun sosyal varlığına indirilen en ağır darbelerdendir. Kanun koyucu, kastedilen yaralamanın öngörülebilir ağır sonuçlarını faile yükleyen neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçunu TCK 87 hükmünde düzenlemiştir; bu yazının konusu yüzün sürekli değişikliği halidir.

Temel suçun yapısı için kasten yaralama suçu TCK 86 rehberimize bakabilirsiniz; bu yazıda hükmün şartlarını, ceza hesabını ve sekiz emsal Yargıtay kararını birebir metinleriyle inceliyoruz.

TCK 87/2-d Nedir?

TCK 87/2-d, birinci fıkradaki yüzde sabit izin ağır basamağıdır. Sabit izde yüzün doğal görünümü bozulur ama kişinin kimliği algılanabilir kalır; sürekli değişiklikte ise bozulma o düzeydedir ki mağduru önceden tanıyanlar dahi onu tanımakta güçlük çeker. Kezzap ve benzeri kimyasal saldırılar, yanıklar ve geniş doku kayıpları bendin tipik görünümleridir; bu saldırıların önemli bölümü aynı zamanda canavarca hisle işlendiğinden 86/3-f artırımıyla birleşir ve sonuç cezalar yaralama suçunun en yüksek seviyelerine ulaşır.

TCK 87 Kanun Metni

5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 87. maddesinin yürürlükteki tam metni aşağıdadır; bu yazının konusu işaretlenmiştir. Resmi metin için mevzuat.gov.tr üzerindeki 5237 sayılı Kanuna bakabilirsiniz.

Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama

Madde 87 – (1) Kasten yaralama fiili, mağdurun;

a) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına,

b) Konuşmasında sürekli zorluğa,

c) Yüzünde sabit ize,

d) Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma,

e) Gebe bir kadına karşı işlenip de çocuğunun vaktinden önce doğmasına,

Neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, bir kat artırılır. Ancak, verilecek ceza, birinci fıkraya giren hallerde üç yıldan, üçüncü fıkraya giren hallerde beş yıldan az olamaz.

(2) Kasten yaralama fiili, mağdurun;

a) İyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesine,

b) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine,

c) Konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına,

d) Yüzünün sürekli değişikliğine,

e) Gebe bir kadına karşı işlenip de çocuğunun düşmesine,

Neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, iki kat artırılır. Ancak, verilecek ceza, birinci fıkraya giren hallerde beş yıldan, üçüncü fıkraya giren hallerde sekiz yıldan az olamaz.

(3) (Değişik: 6/4/2011-6217/18 md.) Kasten yaralamanın vücutta kemik kırılmasına veya çıkığına neden olması halinde, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, kırık veya çıkığın hayat fonksiyonlarındaki etkisine göre, yarısına kadar artırılır.

(4) Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse, yukarıdaki maddenin birinci fıkrasına giren hallerde sekiz yıldan oniki yıla kadar, üçüncü fıkrasına giren hallerde ise oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

Sabit İzden Farkı ve Tespit

  • Tanınabilirlik ölçütü: Belirleyici soru şudur: Mağduru önceden tanıyan biri onu ilk bakışta tanıyabilir mi? Cevap güçlükle ise sürekli değişiklik, evet ama iz görünüyor ise TCK 87/1-c sabit iz söz konusudur.
  • Altı ay kuralı: Nihai tablo; yara iyileşmesi, doku onarımı ve iz olgunlaşması tamamlanmadan belirlenemez; değerlendirme kural olarak olaydan en az altı ay sonra ve Adli Tıp Kurumu incelemesiyle yapılır.
  • Estetik onarım sonucu değiştirmez: Suç tarihinde gerçekleşen netice esastır; mağdurun sonradan rekonstrüktif cerrahiyle görünümünü kısmen düzelttirmesi faili iki kat artırımdan kurtarmaz.
  • Canavarca hisle birleşme: Kezzap saldırılarında TCK 86/3-f canavarca hisle yaralama ve bu bent birlikte uygulanır; temel ceza bir kat artırıldıktan sonra netice artırımı iki kat olarak eklenir.

Ceza Nasıl Hesaplanır?

Hesap iki aşamalıdır: Önce fiil TCK 86 hükümlerine göre nitelendirilir; ardından TCK 87/2 uyarınca belirlenen ceza iki kat artırılır. Kanunun taban güvencesi bu fıkrada daha yüksektir: Sonuç ceza, fiil 86/1 kapsamındaysa beş yıldan, 86/3 kapsamındaysa sekiz yıldan az olamaz. Silahla işlenen fiillerde aralık fiilen sekiz yıldan başlayıp on üç yılı aşan seviyelere uzanır; infaz süresi hesaplama aracımızla sonuç cezanın infazını görebilirsiniz.

Şikayet, Tutuklama ve Yargılama

  • Şikayet ve uzlaştırma: Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama şikayete tabi değildir ve uzlaştırma kapsamında yer almaz; soruşturma kendiliğinden yürütülür.
  • Tutuklama: TCK 87 kapsamındaki fiiller CMK 100/3 katalog suçlarındandır; tutuklama nedeni var sayılabilir ve uygulamada tutuklama sık görülür.
  • Görevli mahkeme: Üst sınıra göre belirlenir: 86/3 kapsamındaki taban fiillerde üst sınır on yılı aştığından dosyalar ağır ceza mahkemesinde görülür; 86/1 tabanlı fiillerde asliye ceza mahkemesi görevlidir.
  • Kesin rapor şarttır: Ağır neticenin varlığı ilk raporla değil, iyileşme süreci tamamlandıktan sonra alınan kesin raporla ve gerektiğinde Adli Tıp Kurumu incelemesiyle belirlenir; eksik raporla kurulan hükümler bozulmaktadır.
  • Haksız tahrik ve meşru savunma: Haksız tahrik indirimi ile meşru savunma bu dosyalarda da tam olarak uygulanır ve artırılmış cezayı köklü biçimde düşürebilir.

Avukata Sor: TCK 87/2-d Dosyanızı Birlikte Değerlendirelim

Sabit iz ile sürekli değişiklik arasındaki nitelendirme, bir kat ile iki kat artırım arasındaki farktır ve rapor zamanlamasına sıkı sıkıya bağlıdır. Sorularınız için bize ulaşabilirsiniz.

Avukata Sor

Danışmanlık Ücretlidir: Hukuki danışmanlık hizmetlerimiz, 2025-2026 TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAUT) uyarınca ücrete tabidir.

TCK 87/2-d Yargıtay Kararları

Aşağıdaki sekiz emsal karar, bu hükmün sınırlarını uygulamada çizen kararlardır ve özet metinleri birebir aktarılmıştır.

YÜZÜN SÜREKLİ DEĞİŞİKLİĞİNE İLİŞKİN RAPOR OLAYDAN EN AZ ALTI AY SONRA YAPILACAK MUAYENEYE VE SOMUT BULGULARA DAYANMALIDIR

Sanık hakkında kasten yaralama suçundan yürütülen yargılamada, mağdurun yüz bölgesindeki yaralanmanın hem yüzde sabit iz hem de yüzün sürekli değişikliği niteliğinde olduğu kabul edilmiştir. Yerel mahkeme bu kabul doğrultusunda sanığı TCK 86/1 ve daha ağır neticeyi düzenleyen TCK 87/2-d uyarınca cezalandırmıştır.

Mahkûmiyet hükmüne dayanak yapılan rapor, Çorum Eğitim ve Araştırma Hastanesinde görevli plastik cerrahi uzmanı tarafından düzenlenmiştir. Raporda mağdurun yaralanmasının yüzde sabit iz ve yüzün sürekli değişikliği oluşturduğu belirtilmiş; ancak bu değerlendirmeyi destekleyen yaranın yeri, boyutu, görünürlüğü, yüzün genel görünümüne etkisi ve deformasyonun derecesi ayrıntılı olarak açıklanmamıştır.

Yargıtay, yüzde sabit iz ile yüzün sürekli değişikliğinin birbirinden farklı iki ağırlaşmış netice olduğunu vurgulamıştır. TCK 87/1-c kapsamındaki sabit iz, yüz bölgesinde kalıcı olarak fark edilebilen bir iz bulunmasını ifade eder. TCK 87/2-d kapsamındaki sürekli değişiklik ise mağdurun yüzünün genel görünümünün önemli ve kalıcı biçimde değişmesini gerektirir.

Bu ayrım, uygulanacak artırım oranını ve sonuç cezayı doğrudan etkilediğinden yalnızca “sabit iz ve sürekli değişiklik vardır” biçimindeki genel bir rapor yeterli değildir. Raporda yaralanmanın mağduru önceden tanıyan kişiler bakımından tanımada duraksama meydana getirip getirmediği, yüzün doğal görünümünün ne ölçüde değiştiği ve değişikliğin kalıcı olup olmadığı açıkça belirtilmelidir.

Yargıtay ayrıca yüz bölgesindeki yaralanmaların nihai görünümünün belirlenebilmesi için iyileşme sürecinin tamamlanmasının beklenmesi gerektiğini kabul etmiştir. Adli Tıp Kurumu kriterleri ve Dairenin yerleşik uygulaması uyarınca muayene, olay tarihinden en az altı ay sonra yapılmalıdır. Bu süre dolmadan düzenlenen rapor, izin veya deformasyonun kalıcılığını göstermeye yeterli kabul edilmemektedir.

Somut olayda esas alınan raporun olaydan itibaren altı aylık süre geçmeden gerçekleştirilen muayeneye dayandığı belirlenmiştir. Ayrıca raporda mağdurun yüzündeki somut bulguların gösterilmemesi, aynı yaralanmanın hangi gerekçeyle hem sabit iz hem de yüzün sürekli değişikliği sayıldığının açıklanmaması nedeniyle rapor denetime elverişli bulunmamıştır.

Bu nedenle mağdurun tüm tedavi evrakı, epikrizleri, geçici ve kesin raporlarıyla birlikte en yakın Adli Tıp Kurumu Şube Müdürlüğüne sevk edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Olaydan itibaren gerekli süre geçtikten sonra yapılacak muayeneyle yaralanmanın TCK 87/1-c kapsamında yüzde sabit iz mi yoksa TCK 87/2-d kapsamında yüzün sürekli değişikliği mi oluşturduğu kesin biçimde belirlenmelidir.

Yargıtay ayrıca yerel mahkemenin haksız tahrik ve takdiri indirim uygulamaları sırasında hesap hatası yaparak eksik ceza tayin ettiğini tespit etmiştir. Hem yetersiz sağlık raporuna dayanılması hem de cezanın hatalı hesaplanması nedeniyle hüküm bozulmuş; sanığın ceza miktarı yönünden kazanılmış hakkının korunmasına karar verilmiştir.

Künye: Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 17.09.2019, E. 2019/9613, K. 2019/16136.

SAĞLIK RAPORLARI ARASINDA YÜZDE SABİT İZ VE YÜZÜN SÜREKLİ DEĞİŞİKLİĞİ YÖNÜNDEN ÇELİŞKİ BULUNMASI HÂLİNDE ADLİ TIP KURUMUNDAN KESİN RAPOR ALINMALIDIR

Sanığın kasten yaralama eylemi sonucunda katılanda yüz bölgesini ve bazı organ fonksiyonlarını etkileyen ağır yaralanmalar meydana gelmiştir. Dosyada bulunan sağlık raporları, yaralanmanın hukuki niteliği konusunda birbirinden farklı değerlendirmeler içermektedir.

Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından düzenlenen raporda katılanın yaralanmasının organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına, organ işlevinin yitirilmesine ve yüzünün sürekli değişikliğine neden olduğu belirtilmiştir. Bu rapor esas alındığında TCK 87/1-a, TCK 87/2-b ve TCK 87/2-d kapsamına giren sonuçların birlikte meydana geldiği anlaşılmaktadır.

Adli Tıp Şube Müdürlüğü tarafından 6 Eylül 2017 tarihinde düzenlenen diğer raporda ise katılanın yüzünde sabit iz bulunduğu bildirilmiştir. Ancak yaralanmanın organ işlevinde sürekli zayıflama veya yitirilme oluşturup oluşturmadığı konusunda herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır. Yüzdeki değişikliğin TCK 87/1-c mi yoksa TCK 87/2-d mi kapsamında olduğu da kesin biçimde açıklanmamıştır.

Yargıtay, yüzde sabit iz ile yüzün sürekli değişikliğinin aynı hukuki sonucu doğurmadığını belirtmiştir. Sabit iz, yüzün doğal görünümünde kalıcı bir iz bulunmasına rağmen kişinin genel yüz görünümünün esaslı biçimde değişmemesi hâlidir. Yüzün sürekli değişikliğinde ise mağdurun yüz görünümü ağır ve kalıcı biçimde değişmekte, mağduru önceden tanıyan kişilerde tanıma bakımından duraksama oluşabilmektedir.

Bu nedenle raporlardan birinde “yüzün sürekli değişikliği”, diğerinde ise yalnızca “yüzde sabit iz” bulunduğunun belirtilmesi giderilmesi gereken önemli bir çelişkidir. Mahkemenin daha ağır ceza sonucunu doğuran raporu doğrudan esas alması veya raporlardan birini gerekçesiz biçimde tercih etmesi mümkün değildir.

Yargıtay, katılanın geçici ve kesin raporlarının, film ve grafilerinin, ameliyat ve tedavi kayıtlarının eksiksiz biçimde getirtilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bütün belgelerle birlikte katılanın İstanbul Adli Tıp Kurumuna sevk edilmesi ve yaralanmanın TCK 87’deki ölçütlere göre yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir.

Alınacak raporda yaralanmanın organ işlevinde sürekli zayıflama mı yoksa işlev yitirilmesi mi oluşturduğu ayrı ayrı açıklanmalıdır. Aynı şekilde yüzdeki sonucun yalnızca TCK 87/1-c kapsamındaki sabit iz mi yoksa daha ağır nitelikteki TCK 87/2-d kapsamındaki yüzün sürekli değişikliği mi olduğu tereddüde yer bırakmayacak biçimde belirtilmelidir.

Birden fazla ağır netice meydana gelmişse fail hakkında her sonuç nedeniyle ayrı ayrı artırım yapılamaz. En ağır cezayı gerektiren sonuç esas alınmalı; diğer sonuçların varlığı ise temel cezanın TCK 61 uyarınca alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesinde değerlendirilmelidir. Bunun yapılabilmesi için öncelikle bütün sonuçların kesin ve bilimsel bir raporla tespit edilmesi zorunludur.

Yargıtay, çelişkili ve eksik raporlar giderilmeden sanığın hukuki durumunun belirlenmesini eksik araştırma olarak kabul etmiştir. Bu nedenle mahkûmiyet hükmü bozulmuş ve Adli Tıp Kurumundan alınacak kesin rapor doğrultusunda yeniden hüküm kurulması gerektiğine karar verilmiştir.

Künye: Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 26.04.2021, E. 2021/2768, K. 2021/7638.

KULAK KEPÇESİNDEKİ KALICI YARALANMANIN YÜZDE SABİT İZ Mİ YOKSA YÜZÜN SÜREKLİ DEĞİŞİKLİĞİ Mİ OLDUĞU KESİN RAPORLA AYRI AYRI BELİRLENMELİDİR

Katılanın sol kulak kepçesinde yaralanma ve kalıcı yara izi meydana gelmiştir. Yerel mahkemenin değerlendirmesine esas alınan kulak burun boğaz uzmanı raporunda, söz konusu izin kalıcı olduğu ve yaralanmanın hem yüzde sabit iz hem de yüzün sürekli değişikliği oluşturduğu belirtilmiştir.

Yargıtay, ceza hukuku bakımından “yüz” kavramının yalnızca alın, göz, burun, ağız ve yanaklardan ibaret olmadığını; kulakları ve boynun görünür ön bölgesini de kapsadığını kabul etmektedir. Bu nedenle kulak kepçesinde meydana gelen kopma, doku kaybı, biçim bozukluğu veya kalıcı iz, niteliğine göre TCK 87 kapsamında ağırlaşmış yaralama sonucu oluşturabilir.

Bununla birlikte kulak kepçesindeki her kalıcı iz yüzün sürekli değişikliği sayılmaz. İzin belirli bir mesafeden fark edilebilir olması ve kalıcı nitelik taşıması TCK 87/1-c kapsamındaki yüzde sabit iz için yeterli olabilir. TCK 87/2-d’nin uygulanabilmesi için ise kulaktaki şekil bozukluğunun yüzün genel görünümünü ağır ve kalıcı biçimde değiştirmesi gerekir.

Yargıtay, aynı yaralanmanın herhangi bir tıbbi gerekçe gösterilmeden hem yüzde sabit iz hem de yüzün sürekli değişikliği olarak nitelendirilmesini yeterli bulmamıştır. Bunlar farklı ağırlıkta iki ayrı netice olup farklı artırım oranlarına bağlanmıştır. Dolayısıyla raporda yaralanmanın hangi kategoriye girdiği tereddütsüz biçimde gösterilmelidir.

Kararda ayrıca ilk raporun olay tarihinden itibaren altı aylık süre geçmeden gerçekleştirilen muayeneye dayandığı belirlenmiştir. Kulak kepçesindeki yaranın iyileşme süreci tamamlanmadan, cerrahi müdahale veya doğal iyileşme sonrasında alacağı nihai görünüm belirlenmeden kalıcılık değerlendirmesi yapılması yeterli görülmemiştir.

Yargıtay, katılanın bütün tedavi evrakı ve raporlarıyla birlikte yeniden Adli Tıp Kurumuna sevk edilmesini istemiştir. Yapılacak muayenede izin kalıcı olup olmadığı, yüz sınırları içinde kalıp kalmadığı, yüzün genel görünümünü ne ölçüde değiştirdiği ve katılanı önceden tanıyan kişiler bakımından tanımada duraksama yaratacak ağırlıkta bulunup bulunmadığı değerlendirilmelidir.

Alınacak kesin rapor sonucunda yaralanma yalnızca kalıcı ve fark edilebilir bir iz niteliğindeyse TCK 87/1-c uygulanmalıdır. Kulak kepçesindeki kayıp veya deformasyon yüzün denge ve uyumunu ağır biçimde değiştirmişse TCK 87/2-d gündeme gelecektir. Her iki hükmün aynı yaralanma nedeniyle üst üste uygulanması mümkün değildir.

Yargıtay, bu ayrım yapılmadan ve iyileşme süresi tamamlandıktan sonra kesin rapor alınmadan kurulan hükmü eksik incelemeye dayalı bulmuştur. Böylece ağırlaştırılmış cezanın yalnızca yaranın kalıcı olduğuna ilişkin genel bir tespitle değil, TCK 87’deki hukuki ölçütleri karşılayan ayrıntılı raporla kurulabileceğini kabul etmiştir.

Künye: Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 17.04.2018, E. 2017/12573, K. 2018/6973.

KULAK BURUN BOĞAZ UZMANININ YÜZÜN SÜREKLİ DEĞİŞTİĞİNE İLİŞKİN TEK BAŞINAKİ RAPORU TCK 87/2-D UYGULAMASI İÇİN YETERLİ DEĞİLDİR

Sanığın katılana yumruk atması sonucunda katılanın yüz bölgesinde yaralanma ve kemik kırığı meydana gelmiştir. Devlet Hastanesinde görevli kulak burun boğaz uzmanı tarafından düzenlenen raporda, yaralanmanın katılanın yüzünde sürekli değişikliğe neden olduğu belirtilmiştir.

Yerel mahkeme bu raporu hükme esas alarak sanığın TCK 86/1 ve TCK 87/2-d-son hükümleri uyarınca cezalandırılmasına karar vermiştir. Ancak raporda yaralanmanın yüzün hangi bölümünde bulunduğu, meydana gelen şekil bozukluğunun özellikleri ve yüzün genel görünümünü ne ölçüde değiştirdiği yeterince açıklanmamıştır.

Yargıtay, uzman hekim tarafından düzenlenmiş olmasının bir raporu kendiliğinden hüküm kurmaya elverişli hâle getirmeyeceğini belirtmiştir. Raporun TCK 86 ve TCK 87’deki bütün ölçütlere göre hazırlanması, yaralanmanın hukuki sınıflandırmasına esas alınabilecek somut tıbbi bulguları içermesi ve yargısal denetime elverişli olması gerekir.

Özellikle yüzde sabit iz ile yüzün sürekli değişikliği arasındaki farkın açıklanması zorunludur. Yaralanmanın dışarıdan görülebilen kalıcı bir iz bırakması tek başına TCK 87/2-d’nin uygulanmasını gerektirmez. Yüzün sürekli değişikliğinden söz edilebilmesi için kişinin yüzünün önceki görünümüne göre belirgin, ağır ve kalıcı bir biçim değişikliğine uğraması gerekir.

Bu nedenle Yargıtay, katılanın bütün tedavi evrakı, film ve grafileriyle birlikte Adli Tıp Kurumuna sevk edilmesine karar vermiştir. Adli Tıp Kurumundan TCK 86 ve TCK 87’deki unsurların tamamını kapsayan, yaralanmanın niteliğini duraksamaya yer bırakmayacak şekilde belirleyen kesin rapor alınmalıdır.

Olayda yüzün sürekli değişikliği yanında kemik kırığı da meydana gelmiştir. Yargıtay, aynı fiille birden fazla ağırlaşmış neticenin gerçekleştiğini belirterek bu durumun TCK 61 uyarınca temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesini gerektirdiğini kabul etmiştir. Mahkemenin birden fazla ağır neticeyi dikkate almadan temel cezayı alt sınırdan belirlemesi eksik ceza sonucunu doğurmuştur.

Kararda haksız tahrik indirimi yönünden de orantılılık ilkesi üzerinde durulmuştur. Katılanın sanığa hakaret etmesi nedeniyle haksız tahrik hükümleri uygulanmışsa da olayın özellikleriyle orantısız şekilde yüksek indirim yapılması doğru bulunmamıştır. Tahrikin ağırlığına uygun daha sınırlı bir indirim yapılması gerektiği belirtilmiştir.

Sanığa isnat edilen suçun karar tarihinde geçerli alt sınırı beş yıl hapis olduğundan savunmasının istinabe yoluyla alınması da hukuka aykırı kabul edilmiştir. Sanığın yargılamayı yapan mahkeme huzurunda ve zorunlu müdafi yardımından yararlandırılarak savunmasının alınması gerektiği vurgulanmıştır.

Yargıtay; yetersiz sağlık raporu, birden fazla ağır neticeye rağmen temel cezanın alt sınırdan belirlenmesi, orantısız haksız tahrik indirimi ve savunmanın istinabe yoluyla alınması nedenleriyle hükmü bozmuştur. Karar, TCK 87/2-d uygulamasının kapsamlı ve kesin bir Adli Tıp raporuna dayanması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.

Künye: Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 10.05.2017, E. 2016/13654, K. 2017/6108.

İDDİANAMEDE YÜZÜN SÜREKLİ DEĞİŞİKLİĞİNDEN SÖZ EDİLMEMİŞSE SANIK HAKKINDA AĞIRLAŞMIŞ NETİCE UYGULANMADAN ÖNCE EK SAVUNMA HAKKI VERİLMELİDİR

Sanığın taksirli eylemi sonucunda katılanın sağ kaşında hareket kısıtlılığı meydana gelmiş ve bu durumun yüzün sürekli değişikliği niteliğinde olduğu sağlık raporuyla belirlenmiştir. Yerel mahkeme, meydana gelen ağır netice nedeniyle sanık hakkında TCK 89/3-d uyarınca ceza artırımı uygulamıştır.

Olay taksirle yaralama suçuna ilişkin olmakla birlikte TCK 89/3-d, kasten yaralama bakımından TCK 87/2-d’de düzenlenen yüzün sürekli değişikliği sonucunun taksirli karşılığıdır. Bu nedenle kararda benimsenen ek savunma ilkesi, TCK 87/2-d’nin uygulanacağı kasten yaralama davaları bakımından da doğrudan önem taşımaktadır.

İddianamede sanığın eylemi ve meydana gelen yaralanma anlatılmış; ancak katılanın sağ kaşındaki hareket kısıtlılığının yüzün sürekli değişikliğine neden olduğu belirtilmemiştir. Ayrıca sanığın cezalandırılması istenen sevk maddeleri arasında TCK 89/3-d’ye de yer verilmemiştir.

Ceza mahkemesi iddianamede anlatılan fiille bağlı olmakla birlikte fiilin hukuki nitelendirilmesiyle bağlı değildir. Bununla beraber yargılama sırasında suçun hukuki niteliğinin değişmesi veya cezanın artırılmasını gerektiren yeni bir durumun ortaya çıkması hâlinde sanığa CMK 226 uyarınca ek savunma hakkı verilmesi zorunludur.

Yüzün sürekli değişikliği, temel yaralama suçundan daha ağır ceza verilmesini gerektiren bağımsız bir neticedir. Sanığın bu neticeye ilişkin sağlık raporundan haberdar edilmesi, rapora itiraz edebilmesi, yeniden rapor alınmasını isteyebilmesi ve nedensellik bağı ile kusur konusunda savunma yapabilmesi gerekir.

Yerel mahkeme, sanığa ve müdafiine ek savunma hakkı tanımadan doğrudan TCK 89/3-d uyarınca artırım uygulamıştır. Yargıtay, bu uygulamanın savunma hakkını sınırladığını ve CMK 226/2’ye aykırı olduğunu kabul etmiştir.

Aynı ilke TCK 87/2-d bakımından da geçerlidir. İddianamede yalnızca basit yaralama, kemik kırığı veya yüzde sabit iz anlatılmışken yargılama sırasında alınan raporla yüzün sürekli değişikliği ortaya çıkarsa sanık doğrudan bu bentten cezalandırılamaz. Önce yeni hukuki nitelendirme ve ağırlaştırılmış ceza ihtimali açıklanarak ek savunması alınmalıdır.

Yargıtay, katılanın yüzünde sürekli değişiklik bulunduğuna ilişkin tıbbi tespiti bu aşamada tartışma konusu yapmamış; bozmayı doğrudan savunma hakkının ihlaline dayandırmıştır. Böylece ağır netice kesin raporla belirlenmiş olsa bile usulüne uygun ek savunma verilmeden hükme esas alınamayacağı ortaya konulmuştur.

Künye: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 12.06.2019, E. 2017/10864, K. 2019/7190.

BOZMA KARARI SANIK VE MÜDAFİİNİN YÜZÜNE OKUNARAK YÜZÜN SÜREKLİ DEĞİŞİKLİĞİNE İLİŞKİN SAVUNMA İMKÂNI TANINMASI EK SAVUNMA EKSİKLİĞİNİ GİDERİR

Sanığın taksirli eylemi sonucunda katılanın sağ kaşında hareket kısıtlılığı ve yüzün sürekli değişikliği meydana gelmiştir. İlk yargılamada sanık hakkında TCK 89/1 ve yüzün sürekli değişikliğini düzenleyen TCK 89/3-d uyarınca mahkûmiyet hükmü kurulmuştur.

İlk hüküm, iddianamede yüzün sürekli değişikliği sonucunun anlatılmaması ve TCK 89/3-d’nin sevk maddeleri arasında gösterilmemesine rağmen sanığa ek savunma hakkı verilmemesi nedeniyle Yargıtay tarafından bozulmuştur. Dosya bozma kararından sonra yeniden yerel mahkemenin önüne gelmiştir.

Bozma sonrası yargılamada Yargıtay ilamı sanık ve müdafiinin hazır bulunduğu duruşmada okunmuştur. Böylece sanık, katılanın yaralanmasının yüzün sürekli değişikliği niteliğinde kabul edildiğini ve bu nedenle hakkında ağırlaştırılmış ceza uygulanabileceğini öğrenmiştir.

Sanık ve müdafiine bozma ilamındaki hukuki nitelendirme konusunda açıklama yapma, sağlık raporuna itiraz etme ve savunma sunma imkânı tanınmıştır. Yerel mahkeme yeniden yaptığı yargılama sonucunda sanığı TCK 89/1 ve TCK 89/3-d uyarınca cezalandırmıştır.

Sanık müdafii, ikinci hükmü de ek savunma hakkı tanınmadığı gerekçesiyle temyiz etmiştir. Yargıtay ise bozma kararının sanık ve müdafiinin yüzüne okunmasını ve bu konuda savunma yapma imkânı verilmesini yeterli kabul etmiştir. Bu nedenle savunma hakkının yeniden kısıtlandığı yönündeki temyiz itirazı reddedilmiştir.

Karar, ek savunma bakımından şekli bir cümleden çok sanığın isnadın değişen hukuki niteliğini gerçekten öğrenip öğrenmediğinin önemli olduğunu göstermektedir. Sanık ağırlaştırılmış sonucu, uygulanacak maddeyi ve bunun ceza üzerindeki etkisini öğrenmiş; buna karşı savunma yapabilecek durumda bırakılmışsa CMK 226’nın amacı gerçekleşmiş olur.

Bu yaklaşım TCK 87/2-d bakımından da geçerlidir. Örneğin iddianamede yüzde sabit izden söz edilmesine rağmen sonradan alınan kesin raporda yüzün sürekli değişikliği tespit edilirse sanığa daha ağır bent yönünden savunma imkânı sağlanmalıdır. Mahkeme, ek savunma verildikten sonra raporu ve diğer delilleri değerlendirerek TCK 87/2-d’yi uygulayabilir.

Yargıtay, yargılama işlemlerinin usul ve kanuna uygun olduğunu, ağır neticenin dosyadaki belge ve kesin verilere dayandığını ve suç vasfının doğru belirlendiğini kabul etmiştir. Sanık müdafiinin diğer temyiz itirazları da yerinde görülmemiş ve mahkûmiyet hükmü onanmıştır.

Bu karar ile önceki bozma kararı birlikte değerlendirildiğinde pratik uygulama açık biçimde ortaya çıkmaktadır: Yüzün sürekli değişikliği iddianamede bulunmuyorsa ek savunma verilmeden artırım yapılamaz; bozma sonrasında sanık ve müdafiine ağır netice bildirilip savunma olanağı tanınırsa eksiklik giderilmiş olur.

Künye: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 20.06.2023, E. 2022/3675, K. 2023/2253.

EŞİNİN ÜZERİNE BENZİN DÖKEREK ATEŞE VEREN VE YÜZÜNDE AĞIR YANIK İZLERİ OLUŞTURAN SANIK TCK 87/2-D UYARINCA SORUMLUDUR

Sanık ile katılanın 2004 yılından beri evli oldukları, evlilikleri boyunca geçimsizlik yaşadıkları ve katılanın birçok kez baba evine gittiği belirlenmiştir. Olaydan bir gün önce başlayan tartışma ertesi gün de devam etmiş; sanık, katılana ailesinin sözünden çıkmaması gerektiğini söyleyerek onu öldürmek ve yakmakla tehdit etmiştir.

Sanık daha sonra içinde benzin bulunan pet şişeyi katılanın üzerine boşaltmış ve çakmakla katılanın eteğini tutuşturmuştur. Alevler kısa sürede katılanın vücuduna yayılmıştır. Sanık, eylemin devamında katılanın üzerine battaniye atmış, onu banyoya götürmüş ve üzerine su dökerek yangını söndürmeye çalışmıştır.

Müşterek çocukların eve gelmesi üzerine sanık çocukları başka bir yere götürmüş; katılan ise sanığın evden ayrılmasından sonra baba evine kaçarak hastaneye ulaştırılmıştır. Sanığın başlangıçtaki fiili öldürmeye elverişli görülmekle birlikte yangını bizzat söndürmeye çalışması nedeniyle gönüllü vazgeçme hükümleri değerlendirilmiştir.

Adli Tıp Bilirkişi Kurulu raporunda katılanın vücudunda yüzde otuz beş oranında ikinci ve üçüncü derece yanıklar meydana geldiği belirlenmiştir. Yanıkların kapsamı ve derecesi nedeniyle yaralanmanın katılanın yaşamını tehlikeye soktuğu ve basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olmadığı açıklanmıştır.

Raporda, katılanın yüzünde ağır ve yaygın yanıklara bağlı kalıcı skar dokuları bulunduğu da tespit edilmiştir. Bu izlerin katılanı olaydan önce tanıyan kişilerin onu tanımasında duraksamaya yol açabilecek şekilde yüzün doğal görünümünü bozduğu belirtilmiş ve yaralanma TCK 87/2-d kapsamında yüzün sürekli değişikliği olarak nitelendirilmiştir.

Ayrı bir raporda katılanın konuşmasının açık ve anlaşılır olduğu, bu nedenle konuşmasında sürekli zorluk bulunmadığı belirtilmiştir. Sol el kas gücü ve eklem hareketlerinin tama yakın olması nedeniyle organ işlevinin sürekli zayıflaması veya yitirilmesi sonucu da kabul edilmemiştir. Böylece ağırlaşmış neticeler birbirinden ayrılarak yüzün sürekli değişikliği kesin biçimde belirlenmiştir.

Yerel mahkeme, sanığın eşine karşı ve yanıcı madde kullanarak gerçekleştirdiği eylem nedeniyle TCK 86/1, TCK 86/3-a-e ve TCK 87/2-d hükümlerini uygulamıştır. Sanığın yangını söndürmeye yönelik davranışları nedeniyle öldürme suçuna teşebbüsten değil, gönüllü vazgeçme sonrasında tamamlanan neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan sorumlu tutulmasına karar verilmiştir.

Yargıtay, sanığın eylem sırasında ağır sonucu meydana getirmeye elverişli davranışlarda bulunduğunu; ancak sonradan neticeyi önlemeye yönelik etkili çabalarının gönüllü vazgeçme kapsamında kabul edilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığını belirtmiştir. Ağır ve yaygın yanıkların yüzün sürekli değişikliği oluşturduğunu belirleyen raporlar da yeterli ve hüküm kurmaya elverişli bulunmuştur.

Sanığın suçun vasfına, delillerin değerlendirilmesine ve takdiri indirim uygulanmamasına yönelik temyiz sebepleri reddedilmiştir. Böylece yüzün doğal görünümünü ağır ve kalıcı biçimde bozan yaygın yanıklar nedeniyle TCK 87/2-d uygulanmasına ilişkin mahkûmiyet hükmü onanmıştır.

Künye: Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 26.09.2023, E. 2022/9468, K. 2023/5693.

MAĞDURU BİRLİKTE DARBEDEREK GÖZ İŞLEVİNİ YİTİRMESİNE VE YÜZÜNÜN SÜREKLİ DEĞİŞMESİNE NEDEN OLAN SANIKLAR AĞIR NETİCELERDEN MÜŞTEREK FAIL OLARAK SORUMLUDUR

Katılanlar ile sanıklar arasında olaydan önceye dayanan bir husumet bulunmaktadır. Olay günü sanıklardan biri, kimliği belirlenemeyen bir kişiyle birlikte katılanların bulunduğu benzin istasyonuna gelmiş; kısa bir süre sonra diğer sanıklar da minibüsle aynı yere ulaşmıştır.

Sanıklardan biri sopayla, diğer sanıklar ise beden güçlerini kullanarak katılanlardan birine vurmaya başlamıştır. Kardeşinin saldırıya uğradığını gören diğer katılan, onu kurtarmak amacıyla olay yerine yönelmiştir.

Katılan bu sırada arkasından gelen sanıklardan biri tarafından sağ gözüne doğru sopayla sert biçimde vurularak yere düşürülmüştür. Katılan yere düştükten sonra diğer sanıklar da saldırıya katılmış; biri sopayla, diğeri ise tekme ve yumruklarla katılana vurmaya devam etmiştir.

Sağlık raporlarında katılanın kafasının farklı bölgelerinde kesi ve ekimozlar, sağ gözünde hematom ve kanama, dizlerinde sıyrıklar ve ayağında kesi bulunduğu belirlenmiştir. Sağ gözdeki yaralanmanın organ işlevinin yitirilmesi, yüz bölgesinde meydana gelen ağır deformasyonun ise yüzün sürekli değişikliği niteliğinde olduğu bildirilmiştir.

Yargıtay, ilk sopa darbesini hangi sanığın vurduğuna bakılarak diğer sanıkların ağır neticelerden sorumsuz tutulamayacağını belirtmiştir. Sanıkların önceye dayanan husumet doğrultusunda birlikte olay yerine gelmeleri, saldırıya beraber katılmaları ve mağdur yere düştükten sonra da eylemlerini sürdürmeleri ortak suç işleme kararını göstermektedir.

Müşterek faillik bakımından her sanığın ağır neticeyi doğuran darbeyi bizzat vurması gerekli değildir. Fiilin işlenişi üzerinde ortak hâkimiyet kurulması, saldırının birlikte gerçekleştirilmesi ve diğer failin hareketinin bilinçli biçimde tamamlanması yeterlidir. Bu nedenle yalnızca sağ göze sopa ile vuran sanık değil, saldırıyı sürdüren diğer sanıklar da meydana gelen sonuçlardan sorumludur.

Katılanda aynı fiil sonucunda hem sağ gözün işlevini yitirmesi hem de yüzün sürekli değişikliği meydana gelmiştir. Bu sonuçlar sırasıyla TCK 87/2-b ve TCK 87/2-d kapsamındadır. Her iki sonuç aynı artırım oranına tabi olmakla birlikte hükümde gerçekleşen ağır neticelerin tamamının gösterilmesi gerekir.

Yargıtay, sanıkların TCK 37’deki müşterek faillik hükmü aracılığıyla TCK 86/1, silahla yaralamaya ilişkin TCK 86/3-e ve ağır neticeleri düzenleyen TCK 87/2-b-d hükümleri uyarınca cezalandırılması gerektiğini belirtmiştir. Yerel mahkemenin bazı sanıkları ağır neticelerden sorumlu tutmaması hukuka aykırı bulunmuştur.

Aynı yaralama nedeniyle TCK 87/2-b ve TCK 87/2-d kapsamında ayrı ayrı iki ceza kurulması veya iki defa artırım yapılması mümkün değildir. Bununla birlikte göz işlevinin kaybı ve yüzün sürekli değişikliği biçimindeki iki ağır sonucun birlikte gerçekleşmesi, TCK 61 uyarınca temel cezanın alt sınırdan uzaklaştırılmasında dikkate alınmalıdır.

Karar, birlikte gerçekleştirilen ağır yaralama eylemlerinde failin yalnızca bizzat oluşturduğu yaradan değil, iştirak iradesi içinde ortaklaşa meydana getirilen ve en azından öngörülebilir bulunan ağır neticelerin tamamından sorumlu olacağını ortaya koymaktadır. Bu gerekçelerle yerel mahkeme hükmü bozulmuştur.

Künye: Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 10.11.2021, E. 2021/11362, K. 2021/14021.

TCK 87/2-d Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu

TCK 87/2-d Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu
Somut Durum Yargıtay Nitelendirmesi Gerekçenin Özü
Raporun olaydan altı ay geçmeden düzenlenmesi Eksik inceleme Sürekli değişiklik nihai iyileşme tablosuyla belirlenir
Kezzapla yüzde geniş ve kalıcı doku hasarı TCK 87/2-d Yüzün doğal görünümü tanınmayı güçleştirecek ölçüde bozulmuştur
İlk bakışta fark edilen ancak kimliği bozmayan iz TCK 87/1-c Sabit iz, sürekli değişikliğin hafif basamağıdır
Canavarca hisle işlenen saldırıyla birleşme 86/3-f ile birlikte Artırımlar sırasıyla uygulanır ve ceza katlanır
Estetik onarım sonrası değerlendirme Suç tarihi esas alınır Sonraki müdahale nitelendirmeyi değiştirmez

Fıkranın diğer halleri için TCK 87/2-c konuşma veya çocuk yapma yeteneğinin kaybı, TCK 87/2-e çocuğun düşmesine neden olma yazılarımızı inceleyebilirsiniz.

Hukuki araçlarımızla süreçlerinizi kendiniz de takip edebilirsiniz:

Sık Sorulan Sorular

TCK 87/2-d nedir?

TCK 87/2-d, kasten yaralamanın mağdurun yüzünün sürekli değişikliğine neden olmasını düzenler; TCK 86’ya göre belirlenen ceza iki kat artırılır.

Yüzün sürekli değişikliği ile sabit iz farkı nedir?

Sabit izde yüzün görünümü bozulur ama kimlik algısı sürer ve ceza bir kat artırılır; sürekli değişiklikte mağduru tanıyanlar onu güçlükle tanır ve ceza iki kat artırılır.

Kezzap atma sonucu yüzün bozulmasının cezası nedir?

Kezzapla yüzün sürekli değişikliği halinde 87/2-d uyarınca iki kat artırım uygulanır; fiil canavarca hisle işlendiğinden 86/3-f uyarınca temel ceza da bir kat artırılır ve sonuç ceza on yılı aşan seviyelere ulaşır.

Değerlendirme ne zaman yapılır?

Kural olarak olaydan en az altı ay sonra, iyileşme ve iz olgunlaşması tamamlandıktan sonra yapılır; erken raporla kurulan hükümler eksik inceleme nedeniyle bozulmaktadır.

Estetik ameliyat ceza artırımını kaldırır mı?

Hayır. Suç tarihinde sürekli değişiklik gerçekleşmişse, sonradan yapılan onarım nitelendirmeyi ve artırımı değiştirmez.

TCK 87/2-d şikayete tabi mi?

Hayır. Suç şikayete bağlı değildir, uzlaştırma uygulanmaz ve katalog suç kapsamında tutuklama nedeni var sayılabilir.

TCK 87/2-d davasında avukat desteği neden önemli?

Rapor zamanlaması ve sabit izle ayrım tartışması, bir kat ile iki kat artırım arasındaki yıllarla ölçülen farkı belirler. Avukatlık hizmetleri TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ücretlidir.

Av. Çağrı Ayboğa Kimdir?

Av. Çağrı Ayboğa, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur ve yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Ankara Barosuna kayıtlı olarak (Sicil No: 34507) Ayboğa + Partners Avukatlık Bürosunun kurucu avukatı sıfatıyla ağırlıklı olarak ceza hukuku alanında çalışmakta; kasten yaralama ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama dosyalarında müdafilik ve mağdur vekilliği görevi yürütmektedir. Bu yazı, TCK 87/2-d yüzün sürekli değişikliğine neden olan yaralama konusundaki güncel Yargıtay içtihatları taranarak hazırlanmıştır ve bilgilendirme amaçlıdır; somut olaya özgü hukuki danışmanlık yerine geçmez.

TCK 87/2-d Yüzün Sürekli Değişikliği Suçlamasında Ankara Ceza Avukatı Desteği

Yaralama dosyalarında adli raporların doğru okunması, nitelendirme ve haksız tahrik tartışması sonucu yıllarla değiştirir. Tck 87 neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama rehberimizi inceleyebilir, dosyanız için Ankara ceza avukatı desteği alabilirsiniz.

Ankara Avukat

Avukat Çağrı Ayboğa

Avukat Çağrı Ayboğa, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olup yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Ayboğa + Partners Avukatlık Bürosu’nun kurucu avukatlarındandır. Ankara Barosu’na kayıtlı olarak dinamik ve tecrübeli ekibiyle avukatlık mesleğini icra etmektedir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Ara