TCK 87/1-c Güncelleme Tarihi: 18 Ağustos 2026 | Av. Çağrı Ayboğa
TCK 87/1-c nedir? TCK 87/1-c, kasten yaralamanın mağdurun yüzünde sabit ize neden olmasını düzenler. Adli tıp uygulamasında yüz; kişiye önden bakıldığında görülen, saçlı deri sınırı, kulaklar dahil yanlar ve çene altına kadar uzanan bölgedir. İz, belirli bir mesafeden ilk bakışta fark ediliyorsa sabit iz sayılır ve değerlendirme kural olarak olaydan en az altı ay sonra yapılır. Ceza bir kat artırılır; iz yüzü tanınmayacak ölçüde bozmuşsa TCK 87/2-d uygulanır.
Yüz, kişinin kimliğidir; aynaya her bakışta ve her sosyal temasta görünür. Yüzde kalan bir iz, yaralamanın cezasını ömür boyu süren etkisiyle orantılı biçimde ağırlaştırır. Kanun koyucu, kastedilen yaralamanın öngörülebilir ağır sonuçlarını faile yükleyen neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçunu TCK 87 hükmünde düzenlemiştir; bu yazının konusu yüzde sabit iz halidir.
Temel suçun yapısı için kasten yaralama suçu TCK 86 rehberimize bakabilirsiniz; bu yazıda hükmün şartlarını, ceza hesabını ve sekiz emsal Yargıtay kararını birebir metinleriyle inceliyoruz.
İçindekiler
TCK 87/1-c Nedir?
TCK 87/1-c, estetik bütünlüğü değil sosyal kimliği korur: Yüz, kişinin toplum içindeki görünen kimliği olduğundan, buradaki kalıcı iz kanun koyucu tarafından ağırlaştırıcı netice sayılmıştır. Adli tıp uygulamasında yüz kavramı geniş yorumlanır: Kişiye önden bakıldığında görülebilen bölge; alında saçlı deri sınırından başlar, kulakları da içine alarak çene altına kadar uzanır. Boyun ve saçlı derinin içi bu kapsama girmez.
TCK 87 Kanun Metni
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 87. maddesinin yürürlükteki tam metni aşağıdadır; bu yazının konusu işaretlenmiştir. Resmi metin için mevzuat.gov.tr üzerindeki 5237 sayılı Kanuna bakabilirsiniz.
Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama
Madde 87 – (1) Kasten yaralama fiili, mağdurun;
a) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına,
b) Konuşmasında sürekli zorluğa,
c) Yüzünde sabit ize,
d) Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma,
e) Gebe bir kadına karşı işlenip de çocuğunun vaktinden önce doğmasına,
Neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, bir kat artırılır. Ancak, verilecek ceza, birinci fıkraya giren hallerde üç yıldan, üçüncü fıkraya giren hallerde beş yıldan az olamaz.
(2) Kasten yaralama fiili, mağdurun;
a) İyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesine,
b) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine,
c) Konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına,
d) Yüzünün sürekli değişikliğine,
e) Gebe bir kadına karşı işlenip de çocuğunun düşmesine,
Neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, iki kat artırılır. Ancak, verilecek ceza, birinci fıkraya giren hallerde beş yıldan, üçüncü fıkraya giren hallerde sekiz yıldan az olamaz.
(3) (Değişik: 6/4/2011-6217/18 md.) Kasten yaralamanın vücutta kemik kırılmasına veya çıkığına neden olması halinde, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, kırık veya çıkığın hayat fonksiyonlarındaki etkisine göre, yarısına kadar artırılır.
(4) Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse, yukarıdaki maddenin birinci fıkrasına giren hallerde sekiz yıldan oniki yıla kadar, üçüncü fıkrasına giren hallerde ise oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
Sabit İz Nasıl Belirlenir?
- Görünürlük ölçütü: İz, insanlar arası sosyal mesafeden ilk bakışta fark edilebiliyorsa sabit iz kabul edilir; dikkatli bakışla seçilebilen silik izler kapsam dışıdır.
- Altı ay kuralı: Yara iyileşmesi ve iz solması süreci tamamlanmadan değerlendirme yapılamaz; Ceza Genel Kurulu, tespitin kural olarak olaydan en az altı ay sonra yapılmasını arar.
- Estetik müdahale sonucu değiştirmez: Suç tarihinde sabit iz oluşmuşsa, mağdurun sonradan estetik ameliyatla izi giderdirmesi faili artırımdan kurtarmaz; esas olan fiilin doğurduğu neticedir.
- Sürekli değişiklikle ayrım: İz, yüzün doğal görünümünü bozmakla kalmayıp mağduru tanıyanların onu güçlükle tanıyacağı düzeye ulaşmışsa fiil TCK 87/2-d yüzün sürekli değişikliği kapsamına yükselir ve artırım iki kata çıkar.
Ceza Nasıl Hesaplanır?
Hesap iki aşamalıdır: Önce fiil, TCK 86 hükümlerine göre nitelendirilir ve temel ceza belirlenir; silah kullanımı veya 86/3 kapsamındaki kişiler söz konusuysa o artırımlar uygulanır. Ardından TCK 87/1 uyarınca belirlenen ceza bir kat artırılır. Kanun ayrıca taban güvence getirir: Sonuç ceza, fiil 86/1 kapsamındaysa üç yıldan, 86/3 kapsamındaysa beş yıldan az olamaz. Örneğin silahla işlenen ve bu ağır neticeyi doğuran yaralamada alt sınır fiilen beş yıldan başlar; infaz süresi hesaplama aracımızla sonuç cezanın infazını görebilirsiniz.
Şikayet, Tutuklama ve Yargılama
- Şikayet ve uzlaştırma: Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama şikayete tabi değildir ve uzlaştırma kapsamında yer almaz; soruşturma kendiliğinden yürütülür.
- Tutuklama: TCK 87 kapsamındaki fiiller CMK 100/3 katalog suçlarındandır; tutuklama nedeni var sayılabilir ve uygulamada tutuklama sık görülür.
- Görevli mahkeme: Görevli mahkeme asliye ceza mahkemesidir.
- Kesin rapor şarttır: Ağır neticenin varlığı ilk raporla değil, iyileşme süreci tamamlandıktan sonra alınan kesin raporla ve gerektiğinde Adli Tıp Kurumu incelemesiyle belirlenir; eksik raporla kurulan hükümler bozulmaktadır.
- Haksız tahrik ve meşru savunma: Haksız tahrik indirimi ile meşru savunma bu dosyalarda da tam olarak uygulanır ve artırılmış cezayı köklü biçimde düşürebilir.
Avukata Sor: Yüzde Sabit İz Dosyanızı Birlikte Değerlendirelim
Altı ay kuralı, izin görünürlük ölçütü ve estetik müdahalenin etkisi bu dosyaların üç teknik tartışmasıdır; her biri artırımın kaderini belirler. Sorularınız için bize ulaşabilirsiniz.
Danışmanlık Ücretlidir: Hukuki danışmanlık hizmetlerimiz, 2025-2026 TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAUT) uyarınca ücrete tabidir.
TCK 87/1-c Yargıtay Kararları
Aşağıdaki sekiz emsal karar, bu hükmün sınırlarını uygulamada çizen kararlardır ve özet metinleri birebir aktarılmıştır.
SONRADAN YAPILAN ESTETİK AMELİYATLA YÜZDEKİ İZİN GİDERİLMESİ SUÇ TARİHİNDE OLUŞAN AĞIR NETİCEYİ ORTADAN KALDIRMAZ
Sanık ile şikâyetçi eş arasında çıkan tartışma sırasında sanığın eşini darbetmesi sonucunda mağdurun burun ve elmacık kemiklerinde kırık meydana gelmiştir. Yaralanmanın mağdurun yüzünde bıraktığı değişikliğin TCK 87/1-c kapsamında sabit iz oluşturup oluşturmadığı ve sonradan yapılan ameliyatın hukuki sonucu uyuşmazlık konusu olmuştur.
Afyonkarahisar Adli Tıp Şube Müdürlüğü tarafından düzenlenen ilk raporda, yüzde sabit iz konusunda kesin değerlendirme yapılabilmesi için on iki aylık iyileşme süresinin tamamlanması gerektiği belirtilmiştir. Bu sürenin geçmesinden sonra yapılan muayeneye dayanan Manisa Adli Tıp Şube Müdürlüğü raporunda ise mağdurun sol gözünde içe çöküklük bulunduğu ve yaralanmanın yüzde sabit iz meydana getirdiği bildirilmiştir.
Daha sonraki aşamada mağdur, burundaki şekil bozukluğu ve solunum güçlüğü nedeniyle açık rinoplasti ameliyatı geçirmiştir. Ameliyattan sonra Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulu tarafından yapılan değerlendirmede mağdurun yüzünde artık sabit iz bulunmadığı yönünde rapor düzenlenmiştir. Böylece dosyada ameliyat öncesinde sabit iz bulunduğunu, ameliyattan sonra ise görünür izin kalmadığını belirten iki ayrı rapor ortaya çıkmıştır.
Ceza Genel Kurulu, bu raporlar arasında hukuki anlamda bir çelişki bulunmadığını kabul etmiştir. İlk rapor, yaralamanın doğal iyileşme süreci tamamlandıktan sonra mağdurun yüzünde meydana gelen sonucu göstermektedir. Sonraki rapor ise tıbbi müdahaleyle izin giderilmesinden sonraki fiziksel durumu yansıtmaktadır.
Kurula göre suçun niteliği, yaralama fiili sonucunda meydana gelen ağır neticeye göre belirlenir. Yaralama sonucunda mağdurun yüzünde sabit iz oluşmuşsa TCK 87/1-c’nin koşulları gerçekleşir. Mağdurun daha sonra estetik ameliyat yaptırması, failin eylemi sonucunda daha önce meydana gelmiş olan ağır neticeyi geçmişe etkili biçimde ortadan kaldırmaz.
Tezde de belirtildiği üzere yüzde sabit iz, yüz sınırları içinde meydana gelen yaranın iyileşmesinden sonra bıraktığı ve gün ışığında veya iyi aydınlatılmış bir ortamda, insanlar arasındaki olağan konuşma mesafesinden ilk bakışta fark edilebilen kalıcı değişikliktir. İzin kişiyi mutlaka çirkinleştirmesi veya tanınamaz hâle getirmesi gerekmez.
Sabit izin mağdur tarafından makyaj, sakal, gözlük veya benzeri yöntemlerle gizlenebilmesi de ağırlaştırıcı nedenin uygulanmasını engellemez. Aynı şekilde izin plastik veya estetik cerrahiyle giderilmesinin mümkün olması, meydana gelen neticenin sabit iz niteliğini değiştirmez. Esas alınması gereken, olağan iyileşme sürecinin tamamlanmasından sonraki durumdur.
Ceza Genel Kurulu ayrıca sabit iz değerlendirmesinin kural olarak olaydan en az altı ay sonra yapılması gerektiğini belirtmiştir. Hekimin gerekli görmesi hâlinde bu süre uzatılabilir. Somut olayda on iki aylık sürenin geçmesinden sonra ve fiilden yaklaşık on sekiz ay sonra yapılan muayeneye dayanan raporun hüküm kurmaya elverişli olduğu kabul edilmiştir.
Kararda ayrıca iddianamede yer almayan ve sanığın cezasını ağırlaştıran TCK 87/1’in alt sınır hükmünün uygulanabilmesi için sanığa CMK 226 uyarınca ek savunma hakkı verilmesi gerektiği belirtilmiştir. Yalnızca TCK 87/1-c yönünden ek savunma verilmesi, ayrıca alt sınır hükmünün uygulanması bakımından yeterli görülmemiştir.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 25.04.2017, E. 2015/1167, K. 2017/247.
YÜZDE SABİT İZE NEDEN OLAN YARALANMADA TEMEL CEZA TCK 86/2’YE GÖRE DEĞİL TCK 86/1’E GÖRE BELİRLENMELİDİR
Sanık ile katılan arasında kahvehanede oyun oynadıkları sırada tartışma çıkmıştır. Aynı günün akşamında katılan kahvehaneden ayrılıp evine giderken sanıklar araçla yanına gelmiş ve ele geçirilemeyen sopalarla katılanı darbetmiştir.
İlk sağlık raporunda katılanın tedavisinin devam ettiği ve kesin değerlendirmenin daha sonra yapılabileceği belirtilmiştir. Sonraki raporda yaralanmanın yaşamı tehlikeye sokmadığı, basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olduğu ve yüzde sabit iz bakımından altı ay sonra yeniden değerlendirme yapılması gerektiği bildirilmiştir.
İyileşme sürecinin tamamlanmasından sonra Konya Adli Tıp Şube Müdürlüğü tarafından düzenlenen raporda, katılandaki yumuşak doku yaralanmasının görünürde basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde olduğu ancak aynı zamanda yüzünde sabit iz bıraktığı belirtilmiştir. Böylece yaralanmanın TCK 86/2 kapsamında mı yoksa TCK 86/1 ve 87/1-c kapsamında mı değerlendirilmesi gerektiği tartışması doğmuştur.
Ceza Genel Kurulu, bir yaralanmanın yüzde sabit iz meydana getirmesi hâlinde artık basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif kabul edilemeyeceğine karar vermiştir. Sağlık raporunda yaralanmanın ilk etkisinin hafif olduğunun yazılması, sonradan ortaya çıkan veya iyileşme tamamlandığında belirlenen sabit iz sonucunu ortadan kaldırmaz.
TCK 87’deki ağır neticeler, TCK 86/1’de düzenlenen temel yaralama suçu üzerinden uygulanmalıdır. Kanun koyucunun TCK 87/1’de TCK 86/2’ye gönderme yapmaması ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralamada yalnız hapis cezası öngörülmesi de bu sonucu desteklemektedir.
Kurul, aksi yorumun ceza adaletiyle bağdaşmayan sonuçlar doğuracağını belirtmiştir. Yüzde sabit iz meydana getiren yaralamanın TCK 86/2 kapsamında değerlendirilmesi, ağır netice doğuran bir fiile basit yaralama hükümlerinin uygulanmasına ve bazı durumlarda adli para cezası seçeneğinin gündeme gelmesine neden olacaktır.
Tezde açıklanan adli tıp ölçütlerine göre her yara izi sabit iz sayılmaz. İzin yüz sınırları içinde bulunması, olağan iyileşme sürecinden sonra kalıcı hâle gelmesi ve iyi aydınlatılmış bir ortamda bir veya iki metrelik konuşma mesafesinden ilk bakışta fark edilebilmesi gerekir.
Yüz kavramı yalnızca alın, göz, burun, yanak ve çene bölgesinden ibaret değildir. TCK’nin gerekçesi ve adli tıp uygulaması uyarınca kulaklar ile boynun önden görülen bölümleri de yüz sınırları kapsamında değerlendirilebilir. Buna karşılık izin kişiyi tanınamaz hâle getirecek ağırlıkta olması aranmaz; böyle bir netice TCK 87/2-d’deki yüzün sürekli değişikliği kapsamında değerlendirilir.
Ceza Genel Kurulu sonuç olarak, katılanın yüzünde sabit iz bırakan yaralama bakımından temel cezanın TCK 86/2 yerine TCK 86/1 uyarınca belirlenmesine ilişkin yerel mahkeme direnme gerekçesini isabetli bulmuştur. Bundan sonra suçun silahla işlenmesi ve yüzde sabit iz meydana gelmesi nedeniyle ilgili artırımların sırasıyla uygulanması gerektiğini kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 26.06.2018, E. 2017/795, K. 2018/309.
OLAYDAN ALTI AY GEÇMEDEN DÜZENLENEN RAPORA DAYANILARAK YÜZDE SABİT İZ NEDENİYLE MAHKÛMİYET KURULAMAZ
Sanık ile bar işletmecisi olan katılan arasında çıkan tartışmada sanık, cam bira bardağıyla katılanın yüzüne vurmuştur. Saldırı sonucunda katılanın sol yanağında, sol gözünün dış kısmında, sol göz üst kapağında ve alın bölgesinde birden fazla kesi meydana gelmiştir.
Hastanede düzenlenen ilk raporda katılanın yüzündeki kesilerin basit tıbbi müdahaleyle giderilemeyecek nitelikte olduğu belirtilmiştir. Yüzde kalıcı bir iz bulunup bulunmadığının ise iyileşme süreci tamamlandıktan sonra değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir.
Katılan hakkında daha sonra Adli Tıp Şube Müdürlüğünce yapılan muayene sonucunda yaralanmanın yüzde sabit iz meydana getirdiği yönünde rapor düzenlenmiştir. Ancak muayene, olay tarihinden beş ay on bir gün sonra gerçekleştirilmiştir. Yerel mahkeme bu rapora dayanarak sanığın TCK 87/1-c kapsamında cezalandırılmasına karar vermiştir.
Mahkûmiyet hükmü Yargıtay 3. Ceza Dairesince onanmış; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise yüzde sabit iz raporunun olaydan altı ay geçmeden düzenlendiğini belirterek itiraz kanun yoluna başvurmuştur. Uyuşmazlık böylece Ceza Genel Kurulunun önüne gelmiştir.
Ceza Genel Kurulu, yüzde sabit iz bulunup bulunmadığının özel ve teknik bilgi gerektiren tıbbi bir konu olduğunu belirtmiştir. Bu hususun katılanın duruşmadaki beyanıyla, mahkemenin doğrudan gözlemiyle veya hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel bilgiyle kesin biçimde belirlenmesi mümkün değildir.
Tezde aktarılan adli tıp ölçütlerine göre yüzde meydana gelen her yara az veya çok iz bırakabilir; fakat her iz TCK 87/1-c kapsamında sabit iz sayılmaz. Yaranın doğal iyileşme sürecini tamamlaması ve kalan izin nihai görünümünün belirlenmesi gerekir. Bu nedenle muayenenin olay tarihinden itibaren en az altı ay geçtikten sonra yapılması zorunludur.
Hekim, yaranın niteliğine göre altı aylık süreyi daha da uzatabilir. Buna karşılık altı aylık asgari sürenin kısaltılması mümkün değildir. Çünkü bu süre dolmadan yara dokusunun değişmeye, silikleşmeye veya farklı bir görünüm almaya devam etmesi mümkündür.
Sabit iz değerlendirmesinde izin yüz sınırları içerisinde bulunması, iyi aydınlatılmış bir ortamda ve insanlar arasındaki olağan konuşma mesafesinden belirgin bir dikkat gösterilmeksizin ilk bakışta fark edilebilmesi aranır. Bu ölçütlerin iyileşme tamamlanmadan sağlıklı biçimde değerlendirilmesi mümkün değildir.
Ceza Genel Kurulu, somut olayda beş ay on bir gün sonra yapılan muayeneye dayanan raporun hüküm kurmaya elverişli olmadığına karar vermiştir. Katılanın olaydan en az altı ay geçtikten sonra yeniden muayene edilmesi ve bu muayene sonucuna göre TCK 87/1-c’nin uygulanıp uygulanmayacağının belirlenmesi gerektiğini kabul etmiştir.
Bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı kabul edilmiş ve erken tarihli rapora dayanan mahkûmiyet hükmünün onanmasına ilişkin karar kaldırılmıştır. Karar, yüzde sabit iz bakımından altı aylık sürenin şekli değil, mahkûmiyetin maddi doğruluğunu güvence altına alan zorunlu bir bilimsel ölçüt olduğunu ortaya koymaktadır.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 19.06.2018, E. 2016/626, K. 2018/288.
SİLAHIN ŞARJÖRÜYLE YÜZE VURULMASI SONUCUNDA İLK BAKIŞTA FARK EDİLEN KALICI YARA TCK 87/1-C KAPSAMINDA YÜZDE SABİT İZDİR
Sanık, bir arkadaşıyla birlikte katılanın işlettiği restoranda bulunduğu sırada başka bir masada oturan kişilerle tartışmıştır. Tartışmanın ardından restorandan ayrılan sanık, üzerinde bulunan ruhsatsız tabancayla havaya birkaç el ateş etmiştir.
Katılan bunun üzerine sanığı telefonla aramış ve taraflar arasında yeniden tartışma çıkmıştır. Sanık, araçla Alleben Göleti’nin ana giriş kapısı civarına giderek beklemiş; katılan da yanında bulunan kişilerle birlikte sanığın bulunduğu yere gitmiştir. Burada başlayan sözlü tartışma kısa süre içinde kavgaya dönüşmüştür.
Sanık, kavga sırasında tabancanın şarjörüyle katılanın yüzüne vurmuştur. İlk derece mahkemesi başlangıçta yaralanmayı basit tıbbi müdahaleyle giderilebilir silahlı yaralama olarak değerlendirmiş ve TCK 86/2 ile 86/3-e hükümlerine göre mahkûmiyet kararı vermiştir.
Hükmün temyiz edilmesi üzerine Yargıtay, katılanın yüzündeki yaranın sabit iz oluşturup oluşturmadığına ilişkin kesin rapor alınmadığını belirlemiştir. Yaralanmanın hukuki niteliği açıklığa kavuşturulmadan basit yaralama hükümlerine göre karar verilmesini eksik inceleme kabul ederek hükmü bozmuştur.
Bozma üzerine katılan Gaziantep Adli Tıp Şube Müdürlüğüne sevk edilmiştir. Yapılan fiziksel muayenede, tıbbi belgelerde tarif edilen yaranın yüz sınırları içerisinde bulunduğu ve belirli bir mesafeden, belirgin bir dikkat gösterilmeksizin ilk bakışta fark edildiği tespit edilmiştir. Bu bulgulara dayanılarak yara izinin yüzde sabit iz niteliğinde olduğu yönünde kesin rapor düzenlenmiştir.
Yerel mahkeme bu kez temel cezayı TCK 86/1 uyarınca belirlemiş, suçun silahla işlenmesi nedeniyle TCK 86/3-e’yi ve katılanın yüzünde sabit iz oluşması nedeniyle TCK 87/1-c’yi uygulamıştır. Sanık hakkında neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan mahkûmiyet kararı kurulmuştur.
Yargıtay, bozma kararının gereklerinin tam olarak yerine getirildiğini kabul etmiştir. Katılanın fiziki muayenesine, önceki tedavi belgelerine ve adli tıp kriterlerine dayanan raporun denetime elverişli ve hüküm kurmak için yeterli olduğu sonucuna varmıştır.
Tezde açıklanan ölçütler bakımından da raporun uygun olduğu görülmektedir. İzin yüz sınırları içinde bulunması tek başına yeterli olmayıp yaranın olağan iyileşme sürecinden sonra kalıcı hâle gelmesi ve sözel diyalog mesafesinden ilk bakışta fark edilebilmesi gerekir. Somut raporda bu unsurlar ayrı ayrı değerlendirilmiştir.
Daire ayrıca katılanın anlatımının tanık beyanları ve diğer delillerle uyumlu olduğunu, sanığın meşru savunma kapsamında hareket etmediğini ve katılandan kaynaklanan haksız bir söz veya davranış kanıtlanmadığından haksız tahrik hükümlerinin uygulanamayacağını belirtmiştir.
Sonuç olarak sanığın yüz bölgesine tabanca şarjörüyle vurması sonucunda oluşan kalıcı izin TCK 87/1-c kapsamında bulunduğu kabul edilmiş ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü oy birliğiyle onanmıştır.
Künye: Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 21.12.2023, E. 2022/14058, K. 2023/8272.
ALTI AYLIK SÜRE DOLMADAN DÜZENLENEN RAPOR YÜZDE SABİT İZİN VARLIĞINI BELİRLEMEYE YETERLİ DEĞİLDİR
Sanığın mağduru yaralaması sonucunda düzenlenen adli raporda, yaralanmanın yüzde sabit iz meydana getirdiği ve ayrıca kemik kırığına neden olduğu belirtilmiştir. Yerel mahkeme bu raporu esas alarak sanık hakkında neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama hükümlerini uygulamıştır.
Yargıtay, yüzde sabit iz değerlendirmesinin yaranın iyileşme süreci tamamlandıktan sonra yapılması gerektiğini vurgulamıştır. Buna göre muayenenin, olay tarihinden itibaren en az altı ay geçtikten sonra gerçekleştirilmesi; gerekli görülmesi hâlinde değerlendirme süresinin uzman hekim tarafından daha da uzatılması gerekir. Altı aylık süre dolmadan düzenlenen rapor, izin kalıcı olup olmadığını göstermeye elverişli değildir.
Kararda, mağdurun geçici kızarıklık, doku bozukluğu veya iyileşme süreci devam eden yara görünümü üzerinden TCK 87/1-c kapsamında değerlendirme yapılamayacağı belirtilmiştir. Mağdurun bütün tedavi belgeleriyle birlikte Adli Tıp Kurumuna veya bu konuda uzman bir sağlık kuruluna sevk edilmesi; izin yüz sınırları içinde bulunup bulunmadığının, kalıcı nitelik taşıyıp taşımadığının ve gün ışığında ya da iyi aydınlatılmış bir ortamda bir-iki metre mesafeden ilk bakışta fark edilip edilmediğinin belirlenmesi gerekir.
Somut olayda ayrıca mağdurun yaralanmasının hem yüzde sabit iz hem de hayat fonksiyonlarını orta derecede etkileyen kemik kırığı meydana getirdiği kabul edilmiştir. Yargıtay, aynı fiilin TCK 87’de düzenlenen birden fazla ağır neticeye neden olması hâlinde bu hükümlerin ayrı ayrı uygulanarak cezanın zincirleme biçimde artırılamayacağını belirtmiştir. En ağır sonucu oluşturan nitelikli hâl uygulanmalı; diğer ağır sonuçlar ise TCK 61 uyarınca temel cezanın belirlenmesi sırasında dikkate alınmalıdır.
Bu nedenle yüzde sabit iz nedeniyle TCK 87/1-c uygulandıktan sonra ayrıca kemik kırığı sebebiyle TCK 87/3 uyarınca artırım yapılması hukuka aykırıdır. Bununla birlikte birden fazla ağır neticenin ortaya çıkması, temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesini gerektirebilir. Böylece aynı netice iki defa cezalandırmaya esas alınmazken, fiilin meydana getirdiği zararın bütünü cezanın bireyselleştirilmesinde göz önünde bulundurulmuş olur.
Yargıtay ayrıca iddianamede TCK 87/1-c hükmünün uygulanması talep edilmemişse sanığa CMK 226 uyarınca ek savunma hakkı verilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Sanık, daha ağır cezayı gerektiren yüzde sabit iz sonucuna karşı savunma yapma imkânı tanınmadan bu hüküm uygulanamaz. Erken tarihli rapora dayanılması, ağırlaştırıcı hükümlerin mükerrer uygulanması ve ek savunma hakkının kullandırılmaması nedenleriyle hüküm bozulmuştur.
Künye: Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 18.12.2019, E. 2019/14520, K. 2019/23170.
MAĞDURUN BİZZAT MUAYENE EDİLMESİ İSTENDİĞİ HÂLDE EKSİK RAPORLA YÜZDE SABİT İZ HAKKINDA HÜKÜM KURULAMAZ
Sanıklar hakkında neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçundan yürütülen yargılamada, yaralanmanın mağdurun yüzünde sabit iz bırakıp bırakmadığının ve organlarından birinin işlevinde sürekli zayıflama veya yitirmeye neden olup olmadığının belirlenmesi gerekmiştir. Dosya İstanbul Adli Tıp Kurumu İkinci İhtisas Kuruluna gönderilmiş, Kurul tarafından düzenlenen raporda kesin değerlendirme yapılabilmesi için mağdurun bizzat muayeneye gönderilmesi gerektiği bildirilmiştir.
Buna rağmen yerel mahkeme, Adli Tıp Kurumunun istediği fizik muayeneyi yaptırmamış ve eksik sağlık belgeleri üzerinden hüküm kurmuştur. Yargıtay, yüzde sabit izin yalnızca olaydan hemen sonra çekilen fotoğraflardan, geçici nitelikteki adli raporlardan veya tedavi evrakındaki genel açıklamalardan hareketle kabul edilemeyeceğini belirtmiştir.
Yüzde sabit iz bakımından yara bölgesinin yüz sınırları içerisinde bulunması tek başına yeterli değildir. İzin iyileşme tamamlandıktan sonra kalıcı hâle gelmesi, gün ışığında veya iyi aydınlatılmış bir ortamda bir-iki metre konuşma mesafesinden ilk bakışta fark edilebilmesi gerekir. İzin mağdurun güzelliğini azaltması ya da çirkinlik oluşturması aranmaz; önemli olan yüz görünümünde sürekli ve belirgin bir değişiklik meydana getirmesidir.
Bu ölçütlerin uygulanabilmesi çoğu zaman mağdurun uzman kurul tarafından doğrudan görülmesini gerektirir. Özellikle Adli Tıp Kurumunun fizik muayeneyi zorunlu gördüğü bir dosyada mahkeme, mağdurun kuruma sevk edilmesinden vazgeçerek kendi gözlemine veya önceki geçici raporlara dayanamaz. Muayenenin yapılamaması durumunda bunun nedeni araştırılmalı ve mevcut bütün tedavi kayıtlarının kesin kanaat vermeye elverişli olup olmadığı ayrıca değerlendirilmelidir.
Yargıtay, yüzde sabit iz ile organ işlevinin sürekli zayıflaması veya yitirilmesinin birbirinden farklı ağır neticeler olduğunu da gözetmiştir. Sağlık kurulu raporunda her bir netice ayrı ayrı, objektif ve denetlenebilir bulgularla açıklanmalıdır. “Sabit iz olabilir” veya “işlev kaybı yönünden muayene gerekir” biçimindeki koşullu ifadeler, TCK 87’nin uygulanması için yeterli kesinlik taşımaz.
Adli Tıp Kurumunun açıkça istediği fizik muayene yaptırılmadan ve yaralanmanın kalıcı sonuçları kesin biçimde belirlenmeden mahkûmiyet hükmü kurulması eksik araştırma niteliğinde görülmüştür. Bu nedenle mağdurun gerekli muayeneleri yaptırılarak ayrıntılı ve kesin rapor alınması, ardından sanıkların hukuki durumlarının yeniden değerlendirilmesi gerektiği kabul edilerek hüküm bozulmuştur.
Künye: Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 11.10.2022, E. 2022/7755, K. 2022/7835.
ÇELİŞKİLİ ADLİ RAPORLAR GİDERİLMEDEN YARALANMANIN YÜZDE SABİT İZ Mİ YOKSA YÜZÜN SÜREKLİ DEĞİŞİKLİĞİ Mİ OLUŞTURDUĞUNA KARAR VERİLEMEZ
Katılan hakkında eğitim ve araştırma hastanesince düzenlenen adli raporda, olay nedeniyle meydana gelen yaralanmanın hem organlardan birinin işlevinin sürekli zayıflamasına hem işlev yitirilmesine hem de yüzün sürekli değişikliğine neden olduğu belirtilmiştir. Buna karşılık 6 Eylül 2017 tarihli Adli Tıp Şube Müdürlüğü raporunda, katılanın yüzünde sabit iz bulunduğu açıklanmış; ancak yaralanmanın organ işlevinin sürekli zayıflaması veya yitirilmesi niteliğinde olup olmadığı konusunda herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır.
Yargıtay, raporlardaki bu tespitlerin aynı hukuki sonucu ifade etmediğini vurgulamıştır. Organ işlevinin sürekli zayıflaması TCK 87/1-a, yüzde sabit iz TCK 87/1-c, organ işlevinin yitirilmesi TCK 87/2-b ve yüzün sürekli değişikliği TCK 87/2-d kapsamında düzenlenen birbirinden farklı ağır neticelerdir. Bu sonuçların ceza miktarına etkileri de farklı olduğundan, mahkemenin hangi ağır neticenin gerçekleştiğini kesin biçimde belirlemesi gerekir.
Yüzde sabit iz, yaralanmanın iyileşmesinden sonra yüz sınırları içerisinde kalan ve bir-iki metre konuşma mesafesinden ilk bakışta fark edilebilen kalıcı izi ifade eder. Yüzün sürekli değişikliği ise bundan daha ağır bir sonuçtur. Bu durumda yaralanma, mağduru önceden tanıyan kişilerin onu tanımakta duraksamasına yol açacak ölçüde yüzün doğal görünümünü değiştirmektedir. Bu nedenle raporda yalnızca “yüzde iz vardır” denilmesi yeterli olmayıp izin hangi kategoriye girdiği açıklanmalıdır.
Somut olayda bir sağlık kurulu yüzün sürekli değişikliğinden söz ederken diğer raporun yalnızca yüzde sabit iz bulunduğunu belirtmesi, yaralanmanın hukuki niteliğinde önemli bir tereddüt yaratmıştır. Üstelik ilk raporda organ işlevinin hem zayıfladığı hem de yitirildiği belirtilerek kendi içinde de farklı sonuçlara yer verilmiştir. Organ işlevinin sürekli zayıflaması ile tamamen yitirilmesinin aynı anda ve gerekçesiz biçimde kabul edilmesi mümkün değildir.
Yargıtay, katılanın geçici ve kesin raporlarıyla birlikte bütün tedavi belgelerinin, film ve grafilerinin temin edilmesini istemiştir. Bu belgeler İstanbul Adli Tıp Kurumuna gönderilmeli; mümkünse katılan doğrudan muayene edilmeli ve yaralanmanın TCK 87/1-a, 87/1-c, 87/2-b veya 87/2-d bentlerinden hangisi ya da hangileri kapsamında kaldığı tereddüde yer bırakmayacak şekilde belirlenmelidir.
Birden fazla ağır neticenin gerçekleştiği tespit edilirse bunların aynı fiil bakımından ayrı ayrı artırım nedeni yapılması yerine, en ağır cezayı gerektiren sonucun esas alınması gerekir. Diğer sonuçlar ise TCK 61 kapsamında temel cezanın belirlenmesinde göz önünde bulundurulabilir. Ancak bunun yapılabilmesi için öncelikle her bir sonucun kesin, gerekçeli ve denetlenebilir bir uzman raporuyla ortaya konulması zorunludur.
Yetersiz ve birbiriyle çelişkili raporlar giderilmeden mahkûmiyet hükmü kurulması eksik araştırma olarak kabul edilmiştir. Yargıtay, kapsamlı Adli Tıp Kurumu raporu alındıktan sonra sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi gerektiğini belirterek hükmü bozmuştur.
Künye: Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 26.04.2021, E. 2021/2768, K. 2021/7638.
YARGILAMA SIRASINDA ÖLEN MAĞDURUN YÜZÜNDE SABİT İZ BULUNUP BULUNMADIĞI FOTOĞRAFLAR VE OTOPSİ BELGELERİ ÜZERİNDEN ARAŞTIRILMALIDIR
Katılan hakkında eğitim ve araştırma hastanesince düzenlenen raporda, yaralanmanın yüzde sabit iz ve yüzün sürekli değişikliği meydana getirdiği belirtilmiştir. Ancak rapora esas muayenenin 7 Mart 2013 tarihinde, olayın üzerinden altı ay geçmeden yapıldığı anlaşılmıştır. Raporda ayrıca yüzde meydana gelen yaralanmalardan hangisinin sabit ize, hangisinin yüzün sürekli değişikliğine neden olduğu açıklanmamıştır.
Yargıtay, yüzde sabit iz değerlendirmesinin yaralanmanın iyileşme süreci tamamlandıktan sonra yapılması gerektiğini belirtmiştir. Adli tıp uygulamasına göre bu değerlendirme kural olarak olaydan en az altı ay sonra gerçekleştirilmelidir. Uzman hekim, yaranın iyileşme özelliklerine göre daha uzun bir bekleme süresine de ihtiyaç duyabilir. Altı aylık süre dolmadan düzenlenen rapor, yaranın geçici görünümü ile kalıcı sonucu birbirinden ayırmaya elverişli değildir.
Dosyanın incelemesi sırasında katılanın 30 Haziran 2014 tarihinde öldüğü belirlenmiştir. Katılanın ölmesi, yaralanmanın yüzde sabit iz bırakıp bırakmadığının araştırılmasından vazgeçilmesini gerektirmez. Doğrudan muayene imkânı ortadan kalkmış olsa da kişinin ölümünden önceki son durumunu gösteren fotoğraflar, hastane kayıtları ve ölüm sonrasında düzenlenen belgeler üzerinden adli değerlendirme yapılabilir.
Yargıtay bu amaçla, katılanın varsa ölümünden önce çekilmiş ve yüzünün son durumunu gösteren fotoğraflarının dosyaya getirtilmesini istemiştir. Bunun yanında bütün tedavi evrakı, geçici ve kesin adli raporlar, Cumhuriyet Başsavcılığındaki soruşturma belgeleri, ölü muayene tutanağı, otopsi raporu ve otopsi ya da ölü muayenesi sırasında çekilmiş yüz bölgesine ait fotoğraflar da temin edilmelidir.
Toplanan belgeler Adli Tıp Kurumunun ilgili ihtisas kuruluna gönderilerek, ilk raporlarda yüz bölgesinde tanımlanan yaraların ölümden önceki veya ölüm sırasındaki görüntülerde bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Kuruldan ayrıca bu yaraların iyileştikten sonraki görünümünün yüzde sabit iz meydana getirip getirmediği ve yüzün doğal görünümünü sürekli değiştirecek ağırlığa ulaşıp ulaşmadığı konusunda gerekçeli bir rapor alınmalıdır.
Kararda, yüzde sabit iz ile yüzün sürekli değişikliğinin birbirinden ayrılması gerektiğine özellikle dikkat çekilmiştir. Yüzde sabit iz, mağdurun yüzünde kalıcı ve ilk bakışta fark edilebilir bir iz bulunmasıdır. Yüzün sürekli değişikliği ise mağdurun tanınmasında duraksamaya neden olabilecek derecede ağır bir görünüm değişikliğini ifade eder. Erken tarihli raporda her iki sonucun birlikte belirtilmesi fakat bunların hangi tıbbi bulgulara dayandığının açıklanmaması, raporu hükme esas alınamaz hâle getirmiştir.
Bu nedenle katılanın ölümü gerekçe gösterilerek mevcut yetersiz raporla yetinilemeyeceği kabul edilmiştir. Belirtilen bütün belge ve görüntüler toplandıktan sonra Adli Tıp Kurumundan kesin rapor alınması ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi gerektiğinden hüküm bozulmuştur.
Künye: Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 09.11.2022, E. 2022/7183, K. 2022/8747.
TCK 87/1-c Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu
| Somut Durum | Yargıtay Nitelendirmesi | Gerekçenin Özü |
|---|---|---|
| Değerlendirmenin olaydan altı ay geçmeden yapılması | Eksik inceleme | Sabit iz tespiti iyileşme süreci tamamlanmadan yapılamaz |
| Estetik ameliyatla izin sonradan giderilmesi | TCK 87/1-c uygulanır | Suç tarihindeki netice esastır, sonraki müdahale kaldırmaz |
| İlk raporda BTM denilen keside sabit iz oluşması | TCK 86/1 üzerinden 87/1-c | Ağır netice hafif yaralama kabulünü dışlar |
| Yüz sınırları dışında kalan izler | Bent uygulanmaz | Boyun altı ve saçlı deri içi izler yüz kapsamında değildir |
| İzin yüzü tanınamaz hale getirmesi | TCK 87/2-d | Sürekli değişiklik, sabit izden ağır bir basamaktır |
Fıkranın diğer halleri için TCK 87/1-b konuşmada sürekli zorluk, TCK 87/1-d yaşamı tehlikeye sokan yaralama ile temel suç için TCK 86/2 yazılarımızı inceleyebilirsiniz.
Hukuki araçlarımızla süreçlerinizi kendiniz de takip edebilirsiniz:
Sık Sorulan Sorular
TCK 87/1-c nedir?
TCK 87/1-c, kasten yaralamanın mağdurun yüzünde sabit ize neden olmasını düzenler; TCK 86’ya göre belirlenen ceza bir kat artırılır ve sonuç ceza 86/1 halinde üç yıldan, 86/3 halinde beş yıldan az olamaz.
Yüzde sabit iz nasıl belirlenir?
İz, sosyal mesafeden ilk bakışta fark edilebiliyorsa sabit iz sayılır. Değerlendirme, iyileşme süreci tamamlandıktan sonra ve kural olarak olaydan en az altı ay geçtikten sonra yapılır.
Yüz neresidir, kulak dahil midir?
Adli tıp uygulamasında yüz; kişiye önden bakıldığında görülen bölgedir: alında saçlı deri sınırından başlar, kulakları da kapsayarak çene altına kadar uzanır. Boyundaki izler bu bent kapsamına girmez.
Estetik ameliyatla iz giderilirse ceza düşer mi?
Hayır. Suç tarihinde sabit iz oluşmuşsa, izin sonradan estetik müdahaleyle giderilmesi nitelendirmeyi değiştirmez; fail artırılmış cezayla yargılanır.
Yüzde sabit iz ile yüzün sürekli değişikliği farkı nedir?
Sabit izde yüzün doğal görünümü bozulur ama kimlik algısı sürer ve ceza bir kat artırılır; sürekli değişiklikte yüz, tanıyanların mağduru güçlükle tanıyacağı ölçüde bozulmuştur ve ceza iki kat artırılır.
Yüzdeki her kesik sabit iz midir?
Hayır. İyileşme sonunda silikleşen ve ilk bakışta fark edilmeyen izler bent kapsamına girmez; bu halde fiil yaralanmanın derecesine göre TCK 86 hükümlerinden yargılanır.
TCK 87/1-c davasında avukat desteği neden önemli?
Altı ay kuralının işletilmesi, muayenenin usulü ve iz ile sürekli değişiklik ayrımı artırımın kaderini belirleyen teknik tartışmalardır. Avukatlık hizmetleri TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ücretlidir.
Av. Çağrı Ayboğa Kimdir?
Av. Çağrı Ayboğa, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur ve yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Ankara Barosuna kayıtlı olarak (Sicil No: 34507) Ayboğa + Partners Avukatlık Bürosunun kurucu avukatı sıfatıyla ağırlıklı olarak ceza hukuku alanında çalışmakta; kasten yaralama ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama dosyalarında müdafilik ve mağdur vekilliği görevi yürütmektedir. Bu yazı, TCK 87/1-c yüzde sabit ize neden olan yaralama konusundaki güncel Yargıtay içtihatları taranarak hazırlanmıştır ve bilgilendirme amaçlıdır; somut olaya özgü hukuki danışmanlık yerine geçmez.
TCK 87/1-c Yüzde Sabit İz Suçlamasında Ankara Ceza Avukatı Desteği
Yaralama dosyalarında adli raporların doğru okunması, nitelendirme ve haksız tahrik tartışması sonucu yıllarla değiştirir. Tck 87 neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama rehberimizi inceleyebilir, dosyanız için Ankara ceza avukatı desteği alabilirsiniz.