
Ceza Hukuku – Bilişim Hukuku – Son Güncelleme: 20 Ekim 2026
TCK 136, kişisel verileri hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan ya da ele geçiren kişiyi iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırır. Suçun konusu Ceza Muhakemesi Kanunu m. 236’nın beşinci ve altıncı fıkraları uyarınca kayda alınan beyan ve görüntüler ise ceza bir kat artırılarak dört yıldan sekiz yıla çıkar. TCK 135 veriyi kaydetme, TCK 136 ise veriyi dolaşıma sokma aşamasını cezalandırır. Suç şikâyete bağlı değildir, resen soruşturulur; davaya asliye ceza mahkemesi bakar. Rehberi Ayboğa Avukatlık Bürosu güncel mevzuat ve Yargıtay kararlarına göre hazırlamıştır.


TCK Madde 136 – Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme(1) Kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Suçun konusunun, Ceza Muhakemesi Kanununun 236 ncı maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları uyarınca kayda alınan beyan ve görüntüler olması durumunda, verilecek ceza bir kat artırılır.
Madde hakkında kısa not: Madde iki fıkradan oluşur ve yukarıda her iki fıkra da aynen aktarılmıştır. Birinci fıkra 2005 yılında yürürlüğe girdiğinden bu yana değişmemiştir; ikinci fıkra 2019 yılında 7188 sayılı Kanunla eklenmiştir. Maddeye sonradan üçüncü bir fıkra eklenmemiştir. Madde, kişisel verilere karşı suçları düzenleyen diziyle birlikte okunur: TCK m. 135 verinin kaydedilmesini, m. 137 kamu görevlisi ve mesleki kolaylık nitelikli hâllerini, m. 138 verileri yok etmemeyi, m. 139 şikâyet şartını, m. 140 tüzel kişiler hakkındaki güvenlik tedbirlerini düzenler. TCK m. 139 bu suçu şikâyet şartının dışında bıraktığı için soruşturma resen yürütülür.
Bir işletmede yıllarca çalışan kişi işten ayrılır. Üç ay sonra kapısına kolluk gelir: eski işvereni, müşteri listesinin rakip firmaya satıldığı iddiasıyla şikâyetçi olmuştur. Kişinin elindeki tek savunma, listeyi kimseye göndermediğidir. Dosyada ise yalnızca bir bulgu vardır: eski çalışanın taşınabilir belleğinde o listenin bir kopyası bulunmuştur. Bu dosyanın sonucunu belirleyecek olan şey, belleğin içinde ne olduğu değil, verinin dışarıya çıktığını gösteren bir iletim kaydının bulunup bulunmadığıdır.
Kişisel verilere karşı işlenen suçların neredeyse tamamı bu iki soruda sıkışır: veri hangi anda el değiştirdi ve bu el değiştirme teknik olarak ispatlanabiliyor mu? Bu rehber, TCK m. 136’yı fıkra fıkra ele alır; verme, yayma ve ele geçirme fiillerini birbirinden ayırır, TCK 135 ile sınırı tablo üzerinden gösterir, cezaların erteleme ve paraya çevirme bakımından sonuçlarını anlatır, şikâyet şartına ilişkin yaygın yanlışı madde metni üzerinden düzeltir ve on beş Yargıtay kararını olay, değerlendirme ve sonuç sırasıyla sunar.
Hakkınızda kişisel veri suçundan soruşturma mı başlatıldı, yoksa verileriniz mi paylaşıldı? Dosyayı birlikte inceleyelim.
TCK 136 Verileri Hukuka Aykırı Olarak Verme veya Ele Geçirme Suçu Nedir?
Madde, Türk Ceza Kanunu’nun özel hayata ve hayatın gizli alanına karşı suçları düzenleyen bölümünde yer alır. Bu bölüm m. 132 ile başlar, m. 140 ile sona erer ve kişinin mahremiyetini birbirini tamamlayan halkalarla korur. TCK 136’nın bu dizide tuttuğu yer özeldir: korunan değer, kişinin kendisine ait verilerin kimde bulunacağına ve nereye gideceğine karar verme yetkisidir. Anayasa m. 20’nin üçüncü fıkrası bu yetkiyi anayasal güvence altına alır; TCK 136 ise güvencenin ceza hukuku karşılığıdır.
Maddeyi doğru okumanın yolu, verinin yaşam döngüsünü izlemektir. Bir kişisel veri önce elde edilir ve kayda geçirilir, sonra saklanır, en sonunda bir yere gider. TCK 135 bu döngünün ilk halkasını, yani hukuka aykırı kaydı cezalandırır. TCK 136 ise verinin hareket ettiği anı yakalar: veri bir başkasına verilmişse, kamuya yayılmışsa ya da yetkisiz bir kişinin hakimiyetine geçmişse bu madde uygulanır. Bu nedenle TCK 136, veri güvenliğinin ikinci savunma hattı olarak nitelendirilir.
Üç ayrı fiil, tek bir suç
Madde metni üç hareket sayar: vermek, yaymak ve ele geçirmek. Bunlar seçimlik hareketlerdir. Failin üçünü birlikte gerçekleştirmesi gerekmez; herhangi birinin tamamlanması suçun oluşması için yeterlidir. Buna karşılık aynı veri bakımından üç hareketin birlikte yapılması, kural olarak üç ayrı suç değil tek bir suç oluşturur. Örneğin bir kişinin kimlik bilgilerini önce ele geçirip ardından sosyal medyada yayan fail, tek bir TCK 136 suçundan yargılanır; ele geçirme ile yayma arasındaki süre ve verinin ulaştığı kitle ise cezanın alt sınırdan mı uzaklaşacağını belirleyen somut ölçütlerdir.
Suç bir zarar suçu değildir. Mağdurun maddi bir kayba uğraması, verinin kötü amaçla kullanılmış olması ya da failin kazanç elde etmesi aranmaz. Verinin hukuka aykırı biçimde el değiştirmesi, korunan hukuki değerin ihlali için yeterli sayılır. Uygulamada en sık rastlanan savunma olan “veriyi kimseye zarar vermek için paylaşmadım” ifadesi bu nedenle tek başına beraat sonucu doğurmaz; önemli olan paylaşımın hukuka uygun bir sebebe dayanıp dayanmadığıdır.
Failin özel bir sıfat taşıması da gerekmez; suç herkes tarafından işlenebilir. Ancak fiil bir kamu görevlisi tarafından ve görevinin verdiği yetki kötüye kullanılmak suretiyle ya da belli bir meslek ve sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle işlenmişse TCK m. 137 devreye girer ve verilecek ceza yarı oranında artırılır. Nüfus müdürlüğü, tapu müdürlüğü, hastane, banka ve sigorta çalışanlarının kurum şifresiyle yaptığı yetkisiz sorgulamalar, uygulamada bu nitelikli hâlin en sık görüldüğü dosyalardır.
TCK 136/1: Verme, Yayma ve Ele Geçirme Fiilleri
Doğrudan CevapVerme, veriyi belirli bir ya da birkaç kişiye iletmektir. Yayma, veriyi belirsiz sayıda kişinin erişimine açmaktır. Ele geçirme, veri üzerinde fiilen hakimiyet kurmaktır. Üçü de kasten işlenebilir ve her biri tek başına suçu tamamlar. Verinin niteliği, ulaştığı kişi sayısı ve failin erişim yetkisi bu üç fiilden hangisinin gerçekleştiğini belirler.
Fiiller arasındaki ayrım akademik bir ayrıntı değildir; iddianamenin hangi hareketi isnat ettiği, savunmanın hangi delili hedef alacağını doğrudan belirler. Verme iddiasında tartışma gönderinin gerçekleştiği üzerinedir ve e-posta kayıtları, mesaj trafiği, bulut yükleme kayıtları öne çıkar. Yayma iddiasında tartışma aleniyet üzerinedir: paylaşımın kaç kişiye ulaştığı, hesabın açık mı kapalı mı olduğu, içeriğin ne kadar süre erişilebilir kaldığı araştırılır. Ele geçirme iddiasında ise tartışma failin veriye hangi yetkiyle ulaştığı ve veriyi kendi hakimiyetine alıp almadığı noktasındadır.
Salt sorgulamak ve ekranda görmek ele geçirme sayılır mı?
Bu soru, kamu görevlisi ve şirket çalışanı dosyalarının tamamında karşımıza çıkar. Yargıtay’ın yerleşik yaklaşımı şudur: kurum şifresiyle sisteme girip bir kaydı yalnızca görüntülemek ve okumakla yetinen, veriyi kaydetmeyen, çoğaltmamış, dışarıya aktarmamış kişinin eylemi ele geçirme olarak nitelendirilmez. Böyle bir eylem disiplin sorumluluğu doğurur, ancak ceza sorumluluğu için verinin fail tarafından hakimiyet altına alındığının ortaya konulması gerekir. Bu ayrım, dosyada yapılacak ilk işin sistem kayıtlarının incelenmesi olduğunu gösterir: sorgulama kayıtları ile veri indirme, ekran görüntüsü alma ya da yazıcı çıktısı alma kayıtları birbirinden ayrı okunmalıdır.
Uygulamadan not – Av. Çağrı Ayboğa
Dosyalarda en sık karşılaştığım hata, iddianamenin üç fiili birlikte isnat edip hiçbirini somutlaştırmamasıdır. “Kişisel verileri hukuka aykırı olarak vermek, yaymak ve ele geçirmek” biçiminde kurulan bir isnat, savunmanın hangi olguya karşı delil sunacağını belirsiz bırakır. Böyle dosyalarda ilk talebim, hangi verinin hangi tarihte hangi kişiye hangi araçla verildiğinin ya da hangi mecrada yayıldığının tek tek gösterilmesidir. Bu talep çoğu zaman dosyadaki teknik boşluğu da ortaya çıkarır; çünkü isnadın somutlaştırılamadığı dosyalarda elde bir iletim kaydı bulunmadığı anlaşılır.
Suçun Unsurları ve Kişisel Veri Kavramının Sınırı
Kişisel verinin sınırı, dosyaların kaderini belirleyen ilk tartışmadır. Ad, soyad, kimlik numarası, adres, telefon numarası, fotoğraf, ses kaydı, plaka, banka hesap bilgisi, sağlık bilgisi, konum bilgisi ve çalışma geçmişi kişisel veridir. Önemli olan bilginin gizli olup olmaması değil, bir gerçek kişiyi tanımlanabilir kılıp kılmamasıdır. Tek başına anlam taşımayan bir bilgi, başka bir bilgiyle birleştirildiğinde kişiyi tanımlanabilir hâle getiriyorsa artık kişisel veri niteliği kazanır.
Bu noktada en çok yanılgıya düşülen konu aleniyettir. Sosyal medyada açık profilde bulunan bir fotoğrafın, gazetede yayımlanmış bir portrenin ya da ticaret sicilinden ulaşılabilen bir ortaklık bilgisinin kişisel veri olmadığı düşünülür. Yargıtay bu yaklaşımı kabul etmez. Verinin bir mecrada alenileşmiş olması, o verinin başka bir amaçla, başka bir bağlamda ve kişinin rızası dışında başka bir yere taşınmasını hukuka uygun hâle getirmez. Gazetede yayımlanan bir portrenin arkadaşlık sitesine konulması ya da açık profildeki fotoğrafın şantaj amacıyla kaydedilmesi, verinin önceden erişilebilir olduğu gerekçesiyle cezasız kalmaz.
Tüzel kişi verileri ve ticari bilgi ayrımı
TCK 136’nın koruduğu değer gerçek kişinin mahremiyetidir. Bu nedenle yalnızca bir şirkete ait ciro, stok ya da fiyat bilgisinin rakibe verilmesi bu maddenin değil, ticari sır ve bankacılık sırrına ilişkin hükümlerin alanına girer. Uygulamada dosyaların çoğu bu iki alanın kesiştiği yerde kurulur: rakibe verilen müşteri listesi hem ticari bir bilgi hem de listedeki her bir gerçek kişi bakımından kişisel veridir. Böyle dosyalarda isnadın hangi kişilerin verisine ilişkin olduğu ve bu kişilerin mağdur olarak dosyaya dahil edilip edilmediği mutlaka denetlenmelidir; mağduru gösterilmeyen bir veri suçu isnadı eksik kalır.
TCK 136/2: CMK m. 236 Kayıtları ve Bir Kat Artırım
Ceza Muhakemesi Kanunu m. 236’nın beşinci fıkrası, çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunun mağduru olan çocukların soruşturma evresindeki beyanlarının, bu alanda hizmet veren merkezlerde Cumhuriyet savcısının nezaretinde ve alanında eğitimli görevliler aracılığıyla alınmasını öngörür. Altıncı fıkra aynı usulü nitelikli cinsel saldırı suçunun mağdurları bakımından da uygular; bu durumda beyan ve görüntülerin kayda alınabilmesi için mağdurun rızası aranır. Yedinci fıkra ise bu kayıtların dava dosyasında saklanacağını, kimseye verilmeyeceğini ve gizliliklerinin korunması için gerekli tedbirlerin alınacağını açıkça belirtir.
Nitelikli hâlin mantığı buradan çıkar. Kanun koyucu, mağdurun en kırılgan anında alınan ve kanunla sır niteliği verilmiş bir kaydın ifşa edilmesini, sıradan bir veri paylaşımından iki kat ağır görmüştür. Bu kayıtların dışarı sızması mağdur için ikinci bir mağduriyet doğurur; ayrıca benzer dosyalarda mağdurların beyanda bulunmaktan çekinmesine yol açarak yargılamanın işleyişini de zedeler. Fıkra bu nedenle yalnızca mahremiyeti değil, adli sürecin güvenilirliğini de korur.
Yaygın bir yanlış: bu kayıtlar müdafi görüşmelerinin kaydı değildir
İnternette TCK 136/2 anlatılırken sıkça yapılan hata, CMK m. 236’nın beşinci ve altıncı fıkralarının müdafi ile şüpheli arasındaki görüşmelerin kaydına ilişkin olduğunun yazılmasıdır. Bu bilgi doğru değildir. Söz konusu fıkralar mağdurun dinlenmesi usulünü düzenler ve cinsel suç mağdurlarının görüntülü sesli ifade kayıtlarını kapsar. Müdafi ile şüpheli arasındaki görüşmenin gizliliği Ceza Muhakemesi Kanunu’nun ayrı bir hükmünde korunur ve bu görüşmelerin ifşası TCK 136/2’nin değil, başka hükümlerin konusudur. Nitelikli hâl isnat edilen dosyalarda yapılacak ilk iş, kaydın hangi fıkra kapsamında alındığının tutanakla doğrulanmasıdır; kayıt bu iki fıkra kapsamında alınmamışsa artırım uygulanamaz.
TCK 135 ile TCK 136 Farkı: Kaydetmek mi, Vermek mi?
Bu iki madde arasındaki sınır, kişisel veri dosyalarında en çok hata yapılan noktadır. Ayrımı doğru kurmanın tek yolu, somut olayda verinin kimin hakimiyetinde iken ne olduğunu sormaktır. Veri failin eline ilk kez geçiyor ve fail onu okunabilir, saklanabilir bir hâle getiriyorsa fiil kaydetmedir. Veri zaten bir yerde kayıtlıdır ve fail onu kendi hakimiyetine alıyor ya da bir başkasına ulaştırıyorsa fiil TCK 136 kapsamındadır. Aynı dosyada her iki hareketin bulunması mümkündür ve bu durumda hangi maddeden hüküm kurulacağı, hareketlerin tek bir fiil mi yoksa ayrı fiiller mi olduğuna göre belirlenir.
| Ölçüt | TCK m. 135 – Kaydetme | TCK m. 136 – Verme, yayma, ele geçirme |
|---|---|---|
| Kanun maddesi | TCK m. 135 | TCK m. 136 |
| Cezalandırılan hareket | Kişisel veriyi hukuka aykırı olarak kaydetmek | Kişisel veriyi hukuka aykırı olarak bir başkasına vermek, yaymak veya ele geçirmek |
| Verinin bulunduğu aşama | Veri ilk kez kayda geçirilirken | Kayıtlı veri el değiştirirken ya da yayılırken |
| Temel ceza | Bir yıldan üç yıla kadar hapis | İki yıldan dört yıla kadar hapis |
| Nitelikli hâl | Siyasi görüş, inanç, sağlık, cinsel yaşam, sendika bağlantısı gibi verilerde ceza yarı oranında artırılır | Suçun konusu CMK m. 236/5 ve 236/6 uyarınca kayda alınan beyan ve görüntüler ise ceza bir kat artırılır |
| Fiilin tamamlanma anı | Veri okunabilir ve saklanabilir hâle geldiğinde | Veri üçüncü kişinin erişimine açıldığında ya da failin hakimiyetine geçtiğinde |
| Somut örnek | Müşterilerin kimlik ve iletişim bilgilerinin bir tabloya işlenmesi | Aynı tablonun rakip işletmeye gönderilmesi ya da sosyal medyada paylaşılması |
| Soruşturmanın başlaması | TCK m. 139 uyarınca şikâyet aranmaz, resen soruşturulur | TCK m. 139 uyarınca şikâyet aranmaz, resen soruşturulur |
| Dava zamanaşımı | Sekiz yıl | Birinci fıkrada sekiz yıl, ikinci fıkrada on beş yıl |
| Görevli mahkeme | Asliye ceza mahkemesi | Asliye ceza mahkemesi |
Tablodaki ölçütleri somut bir olayda görmek, ayrımı kalıcı biçimde yerleştirir. Bir işletmede çalışan kişinin müşteri kimlik ve iletişim bilgilerini kendi taşınabilir belleğine kopyalaması, verinin yeni bir ortamda kayda geçirilmesi olduğu için kaydetme fiiline yakındır. Aynı kişinin bu dosyayı rakip işletmeye göndermesi ise verinin dolaşıma sokulmasıdır ve TCK 136 kapsamındadır. İki hareket aynı kastın parçası olarak ve kısa aralıkla gerçekleşmişse uygulamada en ağır cezayı öngören madde esas alınır; hareketler arasında bağımsız bir karar ve zaman aralığı varsa iki ayrı suçtan hüküm kurulması gündeme gelir.
Ayrımı belirleyen tek soru
Dosyaya baktığınızda şu soruyu sorun: veri, failin eylemiyle ilk kez mi kayda geçti, yoksa zaten kayıtlı olan veri failin eylemiyle mi yer değiştirdi? Birinci yanıt TCK 135’i, ikinci yanıt TCK 136’yı gösterir. Bu soru aynı zamanda savunmanın yönünü de belirler: kaydetme isnadında tartışma kaydın hukuka uygun bir sebebe dayanıp dayanmadığı üzerinden, verme isnadında ise iletimin gerçekleştiğinin teknik olarak ispat edilip edilmediği üzerinden yürütülür. Verinin kaydedilmesi aşamasına ilişkin ayrıntılar ve bu suçun nitelikli hâlleri için TCK 135 kişisel verilerin kaydedilmesi suçu sayfamıza bakabilirsiniz.
İki madde arasındaki bir diğer fark nitelikli hâllerin yapısında ortaya çıkar. TCK 135’te nitelikli hâl verinin içeriğine bağlıdır: siyasi görüş, felsefi inanç, din, mezhep, ırk, etnik köken, kılık kıyafet, sağlık, cinsel yaşam ve sendika bağlantısına ilişkin veriler bakımından ceza artırılır. TCK 136’da ise nitelikli hâl verinin içeriğine değil kaydın alındığı usule bağlıdır; artırım yalnızca Ceza Muhakemesi Kanunu m. 236’nın beşinci ve altıncı fıkraları kapsamındaki beyan ve görüntüler için uygulanır. Bu nedenle bir sağlık verisinin yayılması TCK 136’nın ikinci fıkrasını değil birinci fıkrasını ilgilendirir.
Komşu Suçlarla Ayrım: TCK 132, 133, 134 ve 286
Ayrımı belirleyen ölçüt, fiilin konusunu oluşturan bilginin hangi sıfatla korunduğudur. Bir yazışmanın içeriği haberleşme özgürlüğü kapsamında, bir konuşmanın ses kaydı kişiler arası iletişimin gizliliği kapsamında, bir fotoğraf ya da görüntü hayatın gizli alanı kapsamında korunur. Aynı içerik kişiyi tanımlanabilir kılan bir veri niteliği de taşıyorsa TCK 136 ile diğer madde arasında fikri içtima tartışması doğar ve en ağır cezayı öngören maddeden hüküm kurulur.
TCK 136 Cezası, Erteleme, Paraya Çevirme ve Zamanaşımı
Ceza miktarının pratikteki anlamı, alt sınırın iki yıl olmasından doğar. Türk Ceza Kanunu’nda bir yıl ya da daha az süreli hapis cezaları kısa süreli hapis cezası sayılır ve yalnızca bu cezalar adli para cezasına çevrilebilir. TCK 136/1’in alt sınırı iki yıl olduğundan, hükmedilen ceza indirim uygulanmadan adli para cezasına dönüşemez. İnternette sıkça rastlanan “TCK 136 cezası paraya çevrilir” bilgisi bu nedenle yanıltıcıdır; çevrilme ancak teşebbüs, yaş indirimi ya da haksız tahrik gibi sebeplerle ceza bir yılın altına indiğinde mümkündür.
TCK 136 Şikâyete Tabi mi? TCK 139 İstisnası
Bu nokta, konuyla ilgili yayınların büyük bölümünde hatalı aktarılır. Özel hayata karşı suçlar bölümünün genel kuralı şikâyete bağlılıktır; ancak TCK m. 139 bu kuralın üç istisnasını açıkça sayar ve TCK 136 bu istisnalar arasındadır. İstisnanın pratik sonuçları zincirleme biçimde ortaya çıkar: savcılık öğrendiği andan itibaren kendiliğinden soruşturma başlatır, mağdurun şikâyetçi olmaması soruşturmayı engellemez, mağdur daha sonra şikâyetinden vazgeçse bile kamu davası düşmez ve altı aylık şikâyet süresinin geçmiş olması ileri sürülemez. Dosyada yapılacak zaman hesabı şikâyet süresi değil, dava zamanaşımı üzerinden yürür.
Şikâyet şartına dair yaygın yanlış
Birçok kaynak TCK 136 için altı aylık şikâyet süresinden söz eder. Bu bilgi madde düzenlemesine aykırıdır. TCK m. 139 şikâyet kuralını özel hayata karşı suçlar bakımından koyarken kişisel verilerin kaydedilmesi, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme ve verileri yok etmeme suçlarını açıkça kapsam dışında bırakır. Bu nedenle savunma stratejisi kurulurken şikâyet süresinin geçtiği savı sonuç doğurmaz; zamana ilişkin tek savunma dava zamanaşımıdır.
Hukuka Uygunluk Nedenleri ve Rızanın Sınırı
Rızanın sınırı, dosyaların çoğunda tartışmanın merkezindedir. Bir kimseye iş başvurusu için verilen kimlik fotokopisinin, başka bir işlemde ya da başka bir kişinin menfaati için kullanılması rızanın aşılmasıdır. Aynı şekilde bir fotoğrafın paylaşılmasına izin verilmesi, o fotoğrafın başka bir mecrada, başka bir bağlamda ve başka bir amaçla yayımlanmasına izin verildiği anlamına gelmez. Rıza değerlendirilirken üç soru sorulur: rıza kim tarafından verildi, hangi veriyi kapsıyordu, hangi amaçla sınırlıydı.
Alenileşmiş veri cezasızlık sağlamaz
Savunmada en sık ileri sürülen gerekçelerden biri, verinin zaten herkese açık olduğudur. Sosyal medyada açık profilde bulunan fotoğraf, ticaret sicilinde yer alan ortaklık bilgisi ya da gazetede yayımlanmış bir görüntü bu kapsamda gösterilir. Yargıtay bu gerekçeyi kabul etmemektedir. Bir verinin belirli bir bağlamda erişilebilir olması, aynı verinin başka bir amaçla ve kişinin iradesi dışında başka bir yere taşınmasını meşru kılmaz. Hukuka uygunluk tartışmasında ölçüt verinin erişilebilirliği değil, paylaşımın amacı ile kişinin rızasının kapsamıdır.
Savunma ve İspat: Dijital Delil, IP ve Log Kayıtları
Dijital delil, ceza dosyasının en kırılgan parçasıdır. Cihazdan alınan imajın usulüne uygun biçimde oluşturulması, bütünlük değerinin tutanakla kayda geçirilmesi ve inceleme raporunun hangi yöntemle hazırlandığının gösterilmesi gerekir. Bu usul adımlarından biri eksikse elde edilen bulgunun delil değeri tartışmalı hâle gelir. Bu nedenle savunmanın ilk işi, raporun sonucunu değil raporun nasıl üretildiğini incelemektir.
Ayboğa Avukatlık Bürosu TCK 136 Dosya Kontrol Listesi
Verisi Paylaşılan Kişi Ne Yapmalı?
Veri paylaşımı dosyalarında zaman delil aleyhine çalışır. Paylaşımın yapıldığı içerik silinirse, hesap kapatılırsa ya da bağlantı kayıtlarının saklama süresi dolarsa isnadı destekleyecek teknik veri kalmaz. Bu nedenle başvurudan önce kayıt altına alma adımı atlanmamalıdır.
Uygulamadan not – Av. Çağrı Ayboğa
Mağdur tarafında en sık gördüğüm kayıp, delilin elden kaçmasıdır. Paylaşım fark edildiği anda panikle hesap bildirimi yapılıyor, içerik kaldırılıyor ve sonradan savcılığa başvurulduğunda ortada ne içerik ne de kayıt kalıyor. Doğru sıra şudur: önce kayıt, sonra kaldırma. Bunun yanında suçun şikâyete bağlı olmadığını bilmek mağdura rahatlık verir; altı aylık süreyi kaçırdığını düşünerek başvurmaktan vazgeçen çok sayıda kişiyle karşılaştım. TCK 136 bakımından böyle bir süre yoktur, zaman sınırı dava zamanaşımıdır.
TCK 136 Yargıtay Kararları
1. GAZETEDE YAYIMLANAN PORTRE FOTOĞRAFININ RIZA DIŞINDA ARKADAŞLIK SİTESİNE KONULMASININ KİŞİSEL VERİYİ YAYMA SUÇU OLMASI
Olay. Sanık yerel bir gazetenin genel yayın yönetmeni, katılan ise aynı gazetede köşe yazarıdır. Katılanın köşesinde kullanılmak üzere çekilip bilgisayara kaydedilen portre fotoğrafı, daha sonra sanık tarafından bir arkadaşlık sitesine yüklenmiştir. Gerçek kimlik ve iletişim bilgileri yerine rumuz kullanılmış; katılanın belirli yaş aralığında erkek arkadaş aradığı yönünde bilgiler eklenmiştir. Bir yakınının haber vermesi üzerine durumdan haberdar olan katılan şikâyetçi olmuştur. Sanık özür mesajı göndermiş ve hesabı kısa süre sonra kaldırmıştır. Yerel mahkeme fiili özel hayatın gizliliğini ihlal olarak değerlendirmiş; temyiz ve itiraz sürecinde asıl tartışma veri yayma ile hakaret suçları arasındaki ayrımda yoğunlaşmıştır.
Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi
Kurul çoğunluğu, fiilin TCK 136 kapsamında değerlendirilmesi gerektiği yönündeki özel daire yaklaşımını benimsemiştir. Eylemin yalnızca hakaret suçu sayılması gerektiğini ileri süren Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazını reddetmiştir. Karar, yeni bir mahkûmiyet hükmü kurmamakta; önceki bozmanın veri yayma suçuna ilişkin hukuki kabulünü korumaktadır. İddianamedeki maddi anlatımın farklı suç nitelendirmelerine elverişli olup olmadığı da ön sorun olarak incelenmiştir. Mahkemenin hukuki nitelendirmeyle bağlı olmamasına karşılık, iddianamede anlatılan fiil ve faille bağlılığı esas alınmıştır. Karşı oyların fotoğrafın aleniliğine ve hakaret vasfına ilişkin görüşleri, çoğunluk kararının gerekçesi olarak aktarılamaz; kabul edilen sonuç itirazın reddidir.
Karar, kişisel veri hukukunda amaçla sınırlı rızanın en belirgin örneklerindendir. Kişi fotoğrafını kamuya açıklamakla, her ortamda ve her amaçla kullanılmasını kabul etmiş sayılmaz. Gazetedeki mesleki görünürlük ile arkadaşlık arayışı izlenimi veren dijital profil arasında veri kullanım amacı bakımından açık bir fark vardır. İçeriğin sonradan silinmesi de gerçekleşmiş yayma hareketini kendiliğinden ortadan kaldırmaz. İçtihadın ilke değeri, alenileşmiş veriyi ceza korumasının bütünüyle dışına çıkaran yaklaşımı reddetmesinde bulunur. Somut olayda hukuka aykırılık, görüntünün yeni bağlamı ve rıza sınırıyla birlikte belirlenmiştir. Bu nedenle karar, bütün fotoğraf aktarımlarının otomatik suç olduğu düşüncesine değil, kullanımın hukuki dayanağının incelenmesi gereğine dayanır.
Yargıtay’ın kararı
Ceza Genel Kurulu, kişisel veri korumasının yalnızca gizli veya sır niteliğindeki bilgilerle sınırlı olmadığını kabul etmiştir. Kişiyi belirleyen veya belirlenebilir kılan fotoğraf, daha önce gazetede yayımlanmış olsa da bu niteliğini kaybetmez. Fotoğrafın bir gazete köşesinde kullanılmasına verilen rıza, onun başka amaçla ve farklı içerikle arkadaşlık sitesinde sunulmasını kapsamaz. Ayrıca fotoğrafın yanında gerçek adın veya kimlik numarasının bulunmaması, görüntünün kişiyi belirlenebilir kılma özelliğini ortadan kaldırmaz. Hukuka uygun elde edilen bir verinin sonradan hukuka aykırı yayılması, bağımsız suç oluşturabilir. Başlangıçtaki kayıt ile sonraki kullanımın hukuki temeli ayrı değerlendirilmiştir.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 17.06.2014, E. 2012/1510, K. 2014/331.
2. KURUM ŞİFRESİYLE KİMLİK PAYLAŞIM SİSTEMİNE GİRİP MERAKLA BİLGİ OKUMADA CEZA VE DİSİPLİN SORUMLULUĞUNUN AYRILMASI
Olay. Gümrük ve Ticaret Bölge Müdürlüğünde çalışan sanığa, hizmet gerekleri için Kimlik Paylaşım Sistemi’nde sorgulama yapma yetkisi verilmiştir. Sanık bu kullanıcı şifresiyle dönemin İçişleri Bakanının kimlik ve adres bilgilerine iki kez bakmıştır. Sorgulama, sistem kayıtlarından tespit edilmiş ve soruşturma izni sonrasında ceza davası açılmıştır. Sanık, katılanın hemşehrisi olup olmadığını merak ettiğini; bilgileri başka yere kaydetmediğini, kullanmadığını ve kimseyle paylaşmadığını savunmuştur. Yerel mahkeme beraat kararı vermiş; özel daire, hizmet dışında sorgulamayla verilerin ele geçirildiğini kabul ederek hükmü bozmuştur. Başsavcılık itirazı üzerine uyuşmazlık Ceza Genel Kurulunun önüne gelmiştir.
Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi
Ceza Genel Kurulu, Başsavcılık itirazını değişik gerekçeyle kabul etmiş; özel dairenin bozma kararını kaldırarak yerel mahkemenin beraat hükmünü onamıştır. Bu sonuca ulaşıldığından, fiilin TCK 134 mü yoksa TCK 136 mı kapsamında olduğu ve ayrıca haksızlık yanılgısı bulunup bulunmadığı konularını çözmemiştir. Karara karşı çıkan üyeler, göreve aykırı sorgulamanın veri ele geçirme suçunu oluşturduğunu savunmuştur. Dolayısıyla metindeki karşı oy açıklamaları çoğunluğun kabulüyle karıştırılmamalıdır. Çoğunluk sonucunun temeli, olayın bütün özellikleriyle suç oluşturmaması ve disiplin alanında değerlendirilmesidir. Kurul, bütün kamu görevlileri için sınırsız kişisel sorgulama serbestisi tanımamıştır; incelenen hareket ve deliller üzerinden karar vermiştir.
İçtihat, ceza hukukunda ele geçirme hareketinin sınırları bakımından önemli bir tartışmayı yansıtır. Kurumun verdiği teknik erişim imkânı, idari açıdan her kullanımın görevle uyumlu olduğu anlamına gelmez. Buna karşılık bu dosyada, yalnızca okuma ve üçüncü kişilere aktarmama olguları ceza sorumluluğunun değerlendirilmesinde belirleyici olmuştur. Kopyalama, ekran görüntüsü alma, dışarıya gönderme veya başka amaçla kullanma gibi farklı olgular içeren dosyalar doğrudan bu sonuca eşitlenemez. Kararın uygulanmasında erişim yetkisinin niteliği ve kanıtlanan hareketler açıkça gösterilmelidir. Emsal değeri, veri korumasını kaldırmasında değil, göreve aykırılık ile cezalandırılabilir veri müdahalesi arasında somut olay temelinde ayrım yapmasında bulunmaktadır.
Yargıtay’ın kararı
Kurul çoğunluğu, kurumsal erişim yetkisinin kapsamını ve fiilin gerçekleştirilme biçimini birlikte değerlendirmiştir. Sanığa sorgulama için şifre verilmesi, sisteme girmek için özel bir çaba göstermemesi, veriyi yalnızca okuması ve başkalarıyla paylaşmaması önemsenmiştir. Katılanın kamuya mal olmuş kişiliği, verilerin kapsamı ve sanığın hukuka aykırılık bilinciyle hareket etmediğine ilişkin savunması da incelemeye katılmıştır. Çoğunluk, olayın görevin gereklerine uygun olmadığını açıkça kabul etmiş; buna rağmen somut koşullar altında ceza suçu değil, disiplin soruşturmasını gerektiren davranış bulunduğu sonucuna ulaşmıştır. Böylece hizmet dışı kullanımın her hukuki düzlemde aynı yaptırımı doğurmayacağı belirtilmiştir.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 21.06.2023, E. 2021/384, K. 2023/367.
3. EVDE ÇALIŞAN KİŞİNİN FOTOĞRAFININ HIRSIZLIK İSNADIYLA YAYILMASINDA VERİ SUÇU VE HAKARETİN FİKRİ İÇTİMAI
Olay. Sanık, bir dönem evinde yardımcı olarak çalışan katılanın hırsızlık yaptığı iddiasıyla şikâyetçi olmuştur. Bunun ardından katılanın daha önce Facebook’ta paylaştığı fotoğrafını kendi hesabında yayımlayarak evlere temizliğe giden bu kişinin hırsızlık yaptığını ileri sürmüş ve başkalarını uyarmaya çağırmıştır. Ayrıca eşyaların geri getirilmemesi hâlinde katılanı rezil edeceğini ve çalıştığı yerlere fotoğrafını asacağını belirten mesajlar göndermiştir. İlk derece mahkemesinin hakaret ve tehdit kabulü, istinaf incelemesinde değiştirilmiştir. Bölge adliye mahkemesi fotoğraf paylaşımını veri yayma ve hakaret; mesajları ise şantaj kapsamında değerlendirerek ayrı mahkûmiyetler kurmuştur. Sanığın tekrar suçluluğu da yaptırımda dikkate alınmıştır.
Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi
Bununla birlikte, aynı fotoğraflı paylaşım nedeniyle hakaretten ayrıca ceza kurulması hukuka aykırı bulunmuştur. Daireye göre tek fiil, hem kişisel verinin hukuka aykırı yayılmasına hem katılanın onur ve saygınlığının zedelenmesine neden olmuştur. TCK 44’teki fikri içtima kuralı gereğince daha ağır cezayı gerektiren veri suçundan mahkûmiyetle yetinilmeli; hakaret yönünden ayrıca hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmelidir. Bu nedenle hakaret hükmü bozulmuştur. Kararın bütün hükümleri bozduğu veya hakaret içeriğini hukuka uygun bulduğu söylenemez. Hakaretin ayrıca cezalandırılmaması, tek fiile bağlanan birden fazla suçun içtima kurallarıyla çözülmesinin sonucudur; veri suçu ve şantaj yönünden onama korunmuştur.
İçtihat, sosyal medyada bir kişiyi fotoğrafıyla suçlayarak uyarmaya çalışma davranışının birden fazla hukuki değere müdahale edebileceğini göstermektedir. Mahkeme önce hangi paylaşımın tek fiil oluşturduğunu, ardından hakaret ve veri suçları arasındaki ilişkiyi belirlemelidir. Ayrı zaman ve içerikteki tehdit veya şantaj mesajları, fotoğraflı paylaşımın içtima hesabıyla otomatik olarak ortadan kalkmaz. Açık profil fotoğrafına erişilebilir olması da kişiyi hedef gösteren yeni yayımın hukuka uygunluğunu kanıtlamaz. Kararın ilkesel önemi, veri korumasını ve kişilik saygınlığını birlikte değerlendirmesi; buna karşılık aynı fiilden mükerrer ceza verilmesini önlemesidir. Sonucun doğru aktarılması için her suç yönünden onama ve bozma ayrı belirtilmelidir.
Yargıtay’ın kararı
Yargıtay, fotoğrafın katılan tarafından daha önce internette yayımlanmış olmasını, sanığın sonraki paylaşımı bakımından tek başına hukuka uygunluk nedeni saymamıştır. Katılanın rızası dışında, hırsızlık isnadıyla ve yeni bir bağlam içinde fotoğrafının yayılması kişisel veri korumasını gündeme getirmektedir. Hırsızlık yapıldığına inanılması veya bu konuda adli makamlara başvurulması, kişiyi fotoğrafıyla birlikte sosyal medyada teşhir etme yetkisi vermez. Daire, somut olayda TCK 136 kapsamında veri yayma suçunun oluştuğuna ilişkin kabulü uygun bulmuştur. Mesajların niteliğine ilişkin değerlendirmeyi de denetleyerek veri suçu ve şantaj mahkûmiyetlerinin esasına yönelik itirazları reddetmiştir. Bu hükümler yönünden onama sonucu verilmiştir.
Künye: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 30.03.2026, E. 2023/4629, K. 2026/3072.
4. TELEFON NUMARASININ MÜSTEHCEN FOTOĞRAFLA BİRLEŞTİRİLEREK YER BİLDİRİM UYGULAMASINDA YAYIMLANMASI
Olay. Sanığın, katılana ait telefon numarasını müstehcen bir fotoğrafa ekleyerek kendisini üniversite öğrencisi olarak tanıtan bir başlıkla yer bildirim uygulamasında yayımladığı ileri sürülmüştür. Sanık, başka bir kişinin numarasını paylaştığını, katılanın telefonunu kullanmadığını savunmuştur. İlk derece mahkemesi, sanığın başka kovuşturmada verdiği beyanın katılanın numarasına ilişkin kesin kabul içermediğini ve yeterli somut delil bulunmadığını değerlendirerek beraat kararı vermiştir. Katılanın başvurusu üzerine bölge adliye mahkemesi duruşma açmıştır. İnceleme, paylaşımın varlığı kadar numaranın katılana ait olup olmadığına ve paylaşımı yapanın sanık olduğunun ispatına yönelmiştir. Böylece ilk derece kararındaki delil kabulü yeniden tartışılmıştır.
Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi
Temyizde savcılık ve sanık müdafii delil yetersizliği üzerinde durmuş; müdafi ayrıca önceki kovuşturmaya yer olmadığı kararından sonra soruşturmaya dönülmesine ilişkin koşulları tartışmıştır. Katılan vekili ise cezanın artırılmasını, takdiri indirim uygulanmamasını ve vekâlet ücreti yönünden düzeltme yapılmasını istemiştir. Yargıtay, yargılama işlemlerini ve delil değerlendirmesini hukuka uygun bulmuştur. Eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin kesin verilere dayandırıldığını kabul ederek temyiz istemlerini esastan reddetmiş ve mahkûmiyeti onamıştır. Dolayısıyla karar, soyut bir telefon numarası paylaşımına ilişkin açıklama olmaktan öte, karşıt savunma ve tanık anlatımlarının tartışıldığı somut bir ispat dosyasıdır. Sonuç mahkûmiyetin korunmasıdır.
Kararın uygulamadaki değeri, telefon numarasının kişiyi belirlenebilir kılan veri olarak korunmasını ve yanıltıcı cinsel içerikle birleştirilmesinin yeni bir kullanım bağlamı yaratmasını ortaya koymasıdır. Fotoğrafın katılana ait olduğunun gösterilmesiyle, telefon numarasının katılana aidiyeti birbirinden farklı meselelerdir. Numaranın rıza dışında yayılması, görselin niteliğinden bağımsız olarak veri suçunu gündeme getirebilir. Bununla birlikte failin belirlenmesi için hesap, beyan ve diğer deliller arasındaki bağlantı somutlaştırılmalıdır. İçtihat, yalnızca mağduriyet iddiasından mahkûmiyete geçmemiş; delillerin duruşmada değerlendirilmesini esas almıştır. Kişisel verinin yanlış bir kimlik sunumuna araç edilmesi, kayıt sahibinin bilgisi ve rızası dışında gerçekleştiğinde ceza hukuku korumasını gerektirebilir.
Yargıtay’ın kararı
Bölge adliye mahkemesi, sanığın başka bir numarayı paylaştığı yönündeki açıklamasını diğer beyanlarla birlikte değerlendirmiştir. Tanıklardan birinin, katılana ait telefon numarasını sanığın paylaştığını doğrudan sanıktan duyduğunu anlatması; istinafta dinlenen diğer tanığın da katılanın iddiasını doğrulaması etkili olmuştur. Ekran görüntüleri ve yargılama aşamalarında alınan ifadeler birlikte ele alınarak suçun sanık tarafından işlendiği kabul edilmiştir. İlk derece beraati kaldırılmış; TCK 136/1 kapsamında bir yıl sekiz ay hapis cezasına hükmedilmiştir. Bu sonuç, yalnızca sanığın benzer bir paylaşımı kabul etmesine değil, somut numarayla sanık arasındaki bağlantıyı ortaya koyan delillerin birlikte değerlendirilmesine dayandırılmıştır.
Künye: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 23.03.2026, E. 2024/1188, K. 2026/2731.
5. ESKİ NİŞANLININ ADINA HESAP AÇIP GÜNLÜK FOTOĞRAFINI PAYLAŞMADA MAHREM GÖRÜNTÜ ARANMAMASI
Olay. Sanık, eski nişanlısı olan katılanın başka biriyle nişanlandığını öğrenmiştir. Katılanın adı ve soyadını kullanarak sahte sosyal medya hesabı açmış; buradan katılana ait fotoğrafı paylaşmış ve yeni nişanlıya özel mesajlar göndermiştir. Dosyadaki fotoğraflardan biri günlük kıyafetle yandan çekilmiş olup katılanın yüzü görünmemektedir. Ayrıca katılana ait izlenimi verilen fakat üçüncü kişiyi gösteren bir fotoğraf da mesajla iletilmiştir. İlk derece mahkemesi, görüntülerin mahrem veya müstehcen nitelikte olmaması ve katılanın fotoğraftan teşhis edilememesi üzerinde durarak özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan beraat kararı vermiştir. Bu kabul, savcılığın istinaf başvurusuna konu olmuştur.
Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi
Sanık hakkında TCK 136/1 kapsamında bir yıl sekiz ay hapis cezası kurulmuş; ceza ertelenmiş ve denetim süresi belirlenmiştir. Sanık, temyizde önceki mahkûmiyet kaydının niteliğine ve haksız tahrik hükümlerinin uygulanmamasına itiraz etmiştir. Yargıtay, delillerin ve savunmaların gerekçeli kararda tartışıldığını, fiilin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin dosyayla uyumlu biçimde saptandığını kabul etmiştir. Suç vasfı ve yaptırım yönünden hukuka aykırılık görmeyerek hükmü onamıştır. Karar, üçüncü kişiye ait bütün fotoğrafların katılana ait veri sayılması gibi bir sonuca dayanmamaktadır. Belirleyici hareket, katılanın adına açılan hesapta ona ait günlük fotoğrafın rızası dışında paylaşılmasıdır. Mahremiyet yokluğu veri korumasını ortadan kaldırmamıştır.
İçtihat, TCK 134 ile TCK 136 arasındaki uygulama sınırını açıklayan güçlü bir örnektir. Özel hayatın gizliliğini ihlal suçunun oluşmaması, aynı görüntü kullanımının kişisel veri suçunu oluşturamayacağı anlamına gelmez. Günlük kıyafetli bir fotoğraf, kişinin adıyla ilişkilendirildiğinde onu belirlenebilir kılan veri olabilir. Eski nişanlılık ilişkisi veya geçmişte fotoğrafa erişilmiş olması da yeni sosyal medya hesabı açıp paylaşım yapmaya rıza yerine geçmez. Mahkeme, görselin içeriği kadar sunulduğu hesabı ve ilişkilendirildiği kimliği de incelemelidir. Kararın ilkesel katkısı, veri suçunun koruma alanını mahrem ve müstehcen görüntülerle sınırlamaması; kimlik üzerinden yetkisiz dijital temsilin somut koşullarını değerlendirmesidir. Bu yaklaşım her paylaşım için ayrıca hukuka aykırılık araştırılmasını gerektirir.
Yargıtay’ın kararı
Bölge adliye mahkemesi, uyuşmazlığın yalnızca mahrem görüntünün ifşasıyla sınırlı olmadığını değerlendirmiştir. Sanığın katılanın adıyla sahte hesap açması ve onun günlük yaşamda çekilmiş fotoğrafını rızası dışında kullanması, TCK 136 bakımından ayrıca ele alınmıştır. Fotoğraf özel hayatı ihlal edecek içerikte olmasa bile kişisel veri niteliğini taşıyabilir. Özellikle hesapta kullanılan ad ve soyad, görüntünün hangi kişiyle ilişkilendirildiğini belirleyen bağlamın parçasıdır. Bu nedenle ilk derece mahkemesinin TCK 134 bakımından yaptığı değerlendirme, veri yayma suçunun da oluşmadığı sonucunu zorunlu kılmamıştır. Mahkeme, davranışı farklı suç tipi altında nitelendirerek beraati kaldırmıştır.
Künye: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 23.03.2026, E. 2024/1145, K. 2026/2733.
6. TAPU MÜDÜR VEKİLİNİN BOŞANMA SÜRECİNDEKİ DAMADI VE AİLESİNİN KAYITLARINA BAKMASINDA SALT SORGULAMANIN SINIRI
Olay. Tapu müdürlüğünde müdür vekili olarak çalışan sanık, kızının boşanma aşamasında olduğu damadı ile onun anne ve babasının tapu bilgilerini sorgulamıştır. Sanık, evlilik içinde edinilen malların paylaşım dışında bırakılmak üzere aile bireylerine geçirildiği yönünde açıklamalar duyduğunu savunmuştur. Ayrıca damadının, kendisinin tapu müdürü olduğunu hatırlatarak kayıtlara bakabileceğini söylediğini belirtmiştir. İlk derece mahkemesi, bu sorgulamaları kişisel verilerin hukuka aykırı ele geçirilmesi olarak kabul etmiş; kamu görevlisinin yetkisini kötüye kullanmasına ilişkin artırımı uygulamıştır. Bölge adliye mahkemesi ise her mağdur bakımından ayrı ceza kurmuş ve farklı zamanlardaki sorgulamaları zincirleme suç yönünden değerlendirmiştir.
Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi
Daire, sanığın katılanın yönlendirmesiyle sorgulama yaptığına ilişkin savunmasının aksine delil bulunmadığını da gözetmiştir. Kurumsal sistemdeki verilere basit kod ve şifreyle erişebilmesi, bilgilerin kendisinden gizlenmemiş olması ve paylaşımın kanıtlanamaması birlikte değerlendirilmiştir. Sanığın hukuka aykırılık bilinciyle hareket ettiğinin kabul edilemeyeceği belirtilerek beraat verilmesi gerekirken mahkûmiyet kurulması hukuka aykırı bulunmuştur. Bölge adliye mahkemesi kararı bu nedenle bozulmuştur. Yargıtay doğrudan beraat hükmü kurmamış; beraat gereğini gösteren bozma kararı vermiştir. Ayrıca görevin gereklerine aykırı hareketin kurum içi disiplin bakımından değerlendirilmesi ihtimaliyle ceza suçu oluşturması birbirinden ayrı tutulmuştur. Sonuç mahkûmiyetin korunması değil, yeniden yargılamayı gerektiren bozmadır.
Karar, boşanma kaynaklı mal araştırması gerekçesinin genel bir veri toplama yetkisi sağlamadığını kabul etmekle birlikte, isnat edilen hareketin sınırlarının doğru çizilmesini ister. Kamu görevlisinin teknik erişimi, hizmetle ilgisiz kullanımı idari açıdan meşrulaştırmaz. Buna karşılık bu dosyada kişisel veri suçunun oluşumu, yalnızca sorgulama kaydının varlığından çıkarılmamıştır. Verinin dışarıya taşındığı veya paylaşıldığı dosyalar farklı hukuki değerlendirme gerektirir. İçtihadın uygulamadaki değeri, tapu kaydına bakma, kaydı ele geçirme ve üçüncü kişiye aktarma hareketlerini tek bir soyut ifade altında toplamamasıdır. Her mağdur için yapılan sorgulamanın niteliği ve hukuka aykırılık bilinci ayrı incelenmeli; ceza sorumluluğu kanıtlanan davranışla sınırlı tutulmalıdır.
Yargıtay’ın kararı
Yargıtay, kamu kurumundaki veriye erişim yetkisiyle bu verinin ceza hukuku anlamında ele geçirilmesini birbirinden ayırmıştır. Sanık sisteme, görevi nedeniyle kendisine verilmiş kullanıcı adı ve şifreyle girmiştir. İncelenen dosyada tapu bilgilerini üçüncü kişilere aktardığını gösteren delil elde edilmemiştir. Daire, Ceza Genel Kurulunun salt okuma ve kurumsal erişim yetkisine ilişkin yaklaşımını dikkate alarak, sistemdeki verilerin sorgulanıp duyu organlarıyla öğrenilmesinden ibaret fiilin bu koşullarda suç oluşturmayacağını açıklamıştır. Verinin dışarıya aktarılması, başka bir araca kopyalanması veya başka bir kişiye verilmesi gibi farklı hareketlerin kanıtlanıp kanıtlanmadığı, incelemenin temel ayrım noktalarından biri olmuştur.
Künye: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 03.03.2026, E. 2023/6727, K. 2026/2082.
7. ESKİ PARTNERİN FOTOĞRAFLARININ FARKLI ZAMANLARDA WHATSAPP DURUMUNDA PAYLAŞILMASINDA ZİNCİRLEME VERİ SUÇU
Olay. Sanık ve katılan bir süre duygusal birliktelik yaşamış, ilişkinin sona ermesinden sonra karşılıklı şikâyetler nedeniyle aralarında ceza davaları oluşmuştur. Sanığın, katılanın daha önce paylaştığı görüntülerini onun bilgisi ve rızası dışında kendi WhatsApp durumunda yazılar ekleyerek yayımladığı kabul edilmiştir. İlk derece mahkemesi veri yayma suçundan mahkûmiyet kurmuş; ancak paylaşımların farklı zamanlarda yapıldığının belirlenemediği gerekçesiyle zincirleme suç artırımı uygulamamıştır. İstinaf incelemesinde ise paylaşımların zaman bakımından ayrıldığı değerlendirilmiştir. Böylece uyuşmazlık hem fotoğrafların rıza dışı kullanımını hem de birden fazla paylaşımın tek suç mu, zincirleme suç mu oluşturacağını içermiştir.
Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi
Sanık temyizde suçun yasal unsurlarının oluşmadığını ve delillerin yanlış değerlendirildiğini ileri sürmüştür. Yargıtay, iddia ve savunmaların delillerle birlikte tartışıldığını, fiillerin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin kesin verilere dayandığını ve hukuki nitelendirmenin doğru yapıldığını kabul etmiştir. Zincirleme suç ve tekerrür dâhil belirlenen yaptırımda hukuka aykırılık görmeyerek temyiz istemini esastan reddetmiş ve hükmü onamıştır. Karar, aynı gün görünen her görüntünün mutlaka ayrı bir zincirleme suç halkası olduğunu söylemez. Somut dosyada farklı zamanlarda gerçekleşen eylemler saptanmış olması önem taşır. İlk dereceyle istinaf arasındaki fark, suçun varlığından çok, tekrarların delille ortaya konulması ve yaptırıma etkisi noktasında oluşmuştur.
İçtihat, WhatsApp durum paylaşımının geçici görünürlüğünün veri yayma değerlendirmesini kendiliğinden ortadan kaldırmadığını göstermektedir. Bir görüntünün belirli süre sonra kaybolması, erişim yetkisi bulunmayan kişilere sunulmuş olmasını geriye dönük olarak silmez. Bununla birlikte mahkeme, paylaşım tarihlerini ve aynı suç işleme kararı kapsamında gerçekleşip gerçekleşmediğini somutlaştırmalıdır. Taraflar arasındaki eski ilişki, fotoğrafın kaynağını açıklayabilir; fakat paylaşım rızasını otomatik kanıtlamaz. Kararın emsal değeri, tekrar eden dijital kullanımları zaman, içerik ve mağdur temelinde değerlendirmesidir. Cezayı artıran her unsurun ayrıca kanıtlanması gerekir; veri suçunun oluştuğunun kabul edilmesi zincirleme suç artırımı için tek başına yeterli değildir. Bu dosyada gerekli zaman ayrımı istinaf aşamasında saptanmıştır.
Yargıtay’ın kararı
Bölge adliye mahkemesi, olayın farklı zamanlarda tekrarlanan davranışlardan oluştuğunu kabul ederek TCK 43/1 uyarınca cezada artırıma gitmiştir. Ayrıca tekerrüre esas sabıka nedeniyle mükerrirlere özgü infaz rejimini uygulamıştır. İlk derece mahkemesinin bir yıl sekiz aylık cezası yerine iki yıl bir ay hapis cezası kurulmuştur. Veri niteliğindeki görüntülerin daha önce katılan tarafından paylaşılmış bulunması, sanığın bunları kendi durum alanında kullanması bakımından rıza sayılmamıştır. İlişkinin geçmişi ve tarafların birbirleriyle davalı olması da fotoğraf üzerinde genel tasarruf yetkisi doğurmamaktadır. İnceleme, katılanın görüntüsünün hangi somut paylaşımlarla ve ne zaman üçüncü kişilere sunulduğuna yönelmiştir.
Künye: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 03.03.2026, E. 2023/6412, K. 2026/2081.
8. ŞİRKET ORTAKLIĞI VE TAPU BİLGİLERİNİN GERÇEK KİŞİNİN ADIYLA BİRLEŞTİRİLEREK SOSYAL MEDYADA YAYILMASI
Olay. Sanık, sosyal medya paylaşımında bir taşınmazın ilk malikini, bir şirketin kuruluşunu ve taşınmazın bu şirkete devrini anlatmıştır. Paylaşımın altına tapu ve mülkiyet bilgilerini gösteren kayıtlar eklenmiş; metinde şirket ortaklarının ad ve soyadlarına da yer verilmiştir. İlk derece mahkemesi, bilgilerin kolay ulaşılabilir olduğu ve kişisel veri koruması kapsamında bulunmadığı değerlendirmesiyle beraat kararı vermiştir. Bölge adliye mahkemesi ise yalnızca şirket unvanına bakmamış; paylaşımın gerçek kişinin kimliğini, malvarlığı bağlantısını ve ortaklık durumunu birlikte açıkladığını kabul etmiştir. Beraat kaldırılarak TCK 136/1 kapsamında mahkûmiyet kurulmuştur. Savunma, verilerin tüzel kişiye ait olduğu ve tapunun aleniliği üzerinde durmuştur.
Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi
Yargıtay, suçun sübutu ve hukuki vasfı bakımından mahkûmiyet kabulünü yerinde bulmuştur. Katılan vekilinin daha sonra şikâyetten vazgeçmesi ve o tarih itibarıyla kullanıma rıza bildirmesi de dosyada belirtilmiştir; buna rağmen TCK 136 kapsamındaki mahkûmiyet ortadan kaldırılmamıştır. Denetimde saptanan eksiklik, ertelenen cezanın denetim süresi iyi hâlle geçirildiğinde infaz edilmiş sayılacağı ihtarının hükümde bulunmamasıdır. Daire, bu hususu hüküm fıkrasına ekleyerek kararı düzeltilerek onamıştır. Dolayısıyla sonuç beraat veya şikâyetten vazgeçme nedeniyle düşme değildir. Mahkûmiyetin esası korunmuş, cezanın ertelenmesine ilişkin bildirimin kanuni içeriği tamamlanmıştır. Kararın yaptırım yönünden düzeltmesi, veri yayma kabulünü değiştirmemiştir.
İçtihat, ticari ve taşınmaz bilgilerinin kişisel veri değerlendirmesinde içerik bütünlüğünün önemini gösterir. Paylaşımın bir bölümünde şirket bulunması, diğer bölümünde gerçek kişinin kimliği ve ekonomik bağlantıları açıklanıyorsa korumayı kendiliğinden kaldırmaz. Bununla birlikte her ticari haber veya tapu bilgisinin paylaşımı otomatik suç sayılmaz; hukuka uygunluk nedenleri ve rızanın kapsamı olay özelinde araştırılmalıdır. Bu dosyada savunmaların değerlendirilmesi sonunda rıza dışı kişisel veri yayma kabul edilmiştir. Kararın uygulamadaki katkısı, tüzel kişi bilgisi ile gerçek kişi verisi arasındaki ayrımın biçimsel etiketlerle değil, verinin kimi belirlenebilir kıldığına bakılarak yapılmasıdır. Sonradan açıklanan rızayla fiil anındaki hukuki durumun da birbirine karıştırılmaması gerekir.
Yargıtay’ın kararı
Uyuşmazlığın merkezinde şirket kaydı ile gerçek kişiye ilişkin bilginin aynı içerikte birleşmesi bulunmaktadır. Taşınmazın ada, parsel, yüzölçümü ve niteliği gibi veriler tek başına ele alınmamış; metinde adı geçen kişinin hangi şirkete ortak olduğu ve malvarlığıyla bağlantısı da değerlendirilmiştir. Bölge adliye mahkemesine göre paylaşım bu bütünlük içinde katılana ait kişisel bilgileri rızası dışında ortaya koymaktadır. Böylece tüzel kişinin faaliyetinden söz edilmesinin, içerikte belirlenen gerçek kişinin verilerini ceza koruması dışına çıkarmadığı kabul edilmiştir. Tapu kayıtlarının aleniliğine ilişkin genel savunma da somut paylaşımın amacı ve kapsamı incelenmeden yeterli sayılmamıştır. Verinin kimle ilişkilendirildiği belirleyici olmuştur.
Künye: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 23.02.2026, E. 2024/640, K. 2026/1681.
9. ESKİ CEZA DAVASININ KARARININ KİMLİK BİLGİLERİ AÇIKLANARAK İNTERNET HABER KANALINDA OKUTULMASI
Olay. Sanık ile katılan, bir dönem birlikte şoförlük yapmaları nedeniyle tanışmaktadır. Sonradan iş ilişkisinin sona ermesiyle aralarında husumet oluşmuştur. Sanık, birlikte yargılandıkları eski bir ceza davasının gerekçeli kararının YouTube üzerinden yayın yapan haber kanalında gösterilmesine ve içeriğinin okunmasına neden olmuştur. İlk derece mahkemesi, kimlik bilgilerinin kapatıldığına ilişkin değerlendirmeye ve mahkeme kararlarının aleni olduğu düşüncesine dayanarak beraat kararı vermiştir. İstinaf incelemesinde ise katılanın adı, soyadı, anne ve baba adının yayın sırasında açıklandığı kabul edilmiştir. Böylece uyuşmazlık, yargı kararının aleniliğiyle kararın içindeki kişisel bilgilerin sınırsız yayımlanabilir olup olmadığı noktasında yoğunlaşmıştır.
Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi
Yargıtay, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin ve veri yayma suçu oluşturduğunun delillerle ortaya konulduğunu belirlemiştir. Sübut ve suç vasfına ilişkin temyiz itirazlarını reddetmiştir. Bununla birlikte ertelenen hapis cezası bakımından, denetim süresinin iyi hâlle geçirilmesi hâlinde cezanın infaz edilmiş sayılacağına ilişkin ihtarın hükümde bulunmamasını eksiklik saymıştır. Yeniden yargılama gerektirmeyen bu hususu hüküm fıkrasına ekleyerek mahkûmiyeti düzeltilerek onamıştır. Sonuç, yayının hukuka uygun kabul edilmesi veya haber verme amacıyla genel bir muafiyet tanınması değildir. Mahkûmiyet korunmuş; yalnızca ertelemenin sonuçlarına ilişkin kanuni bildirim tamamlanmıştır. Kararın delil değerlendirmesi, yayında hangi bilgilerin gerçekten açıklandığına ilişkin somut kabule dayanmaktadır.
İçtihat, adli belgelerin aleniliği ile kişisel verilerin korunması arasında otomatik bir eşitlik kurulamayacağını gösterir. Bir kararın hukuken erişilebilir olması, kimlik ve aile bilgileriyle birlikte her platformda yeniden dolaşıma sokulmasının sınırsız olduğu anlamına gelmez. Habercilik veya kişinin kendisini savunma amacı, yapılan yayının içeriği ve gerekli kapsamı bakımından ayrıca değerlendirilmelidir. Bu dosyada açıklanan bilgilerle katılanın kimliğinin ortaya konulduğu kabul edilmiştir. Kararın emsal değeri, belge türüne dayanarak veri korumasını bütünüyle dışlayan yaklaşımı reddetmesidir. Mahkeme, yayının kaydını, okunmuş bölümleri ve varsa anonimleştirme işlemini incelemelidir; yalnızca kararın başlığında kişisel bilgilerin kapatılmış olması, sözlü açıklamanın da anonim olduğu anlamına gelmez.
Yargıtay’ın kararı
Bölge adliye mahkemesi, sanığın yalnızca kendi yaşadıklarını anlatmasıyla katılana ait kişisel bilgilerin açıklanmasını sağlamasını ayrı değerlendirmiştir. Kararın bir yargı belgesi olması, içindeki her kimlik bilgisinin amaç ve kapsamdan bağımsız olarak yayılmasını hukuka uygun kılmaz. Somut olayda katılanın kimliğini belirleyen bilgiler yayında okunmuş ve rızası dışında üçüncü kişilere sunulmuştur. Bu nedenle yerel mahkemenin beraat kararı kaldırılarak TCK 136/1 kapsamında bir yıl sekiz ay hapis cezasına hükmedilmiştir. Sanık, temyizde gazeteciye haksız yere cezalandırıldığını anlattığını, gerçek dışı açıklama yapmadığını ve suç kastının bulunmadığını savunmuştur. Açıklamanın doğru olması ile veriyi yayma yetkisi aynı şey olarak kabul edilmemiştir.
Künye: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 23.02.2026, E. 2024/625, K. 2026/1682.
10. İNTERNETTEN İNDİRİLDİĞİ SAVUNULAN MİLYONLARCA VATANDAŞIN KİMLİK, ADRES VE BANKA VERİLERİNİN ELE GEÇİRİLMESİ
Olay. Başka bir hırsızlık soruşturmasında olay yerinde sanığın parmak izinin bulunması üzerine evinde usulüne uygun arama yapılmıştır. Aramada el konulan dijital materyallerin incelemesinde yaklaşık elli milyon vatandaşa ait kimlik, banka kartı ve adres bilgilerinin bulunduğu saptanmıştır. Bu veri bütününün ele geçirilmesi nedeniyle TCK 136/1 ve birden fazla mağdura ilişkin TCK 43/2-1 hükümleri uygulanarak altı yıl hapis cezası kurulmuştur. Bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. Dosyanın veri suçu bakımından belirleyici maddi dayanağı, dijital materyallerin incelenmesiyle ortaya konulan çok sayıda kişiye ait kayıtlı bilgilerdir. İnceleme, ilk hırsızlık isnadından ayrı bir kişisel veri uyuşmazlığı doğurmuştur.
Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi
Daire, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin, suç vasfının ve yaptırımın doğru belirlendiğinin dosyayla ortaya konulduğunu değerlendirmiştir. Temyiz istemini esastan reddederek mahkûmiyeti onamıştır. Gerekçeli karar başlığında suç tarihinin yanlış yıl olarak gösterilmesini ise yerinde düzeltilebilir yazım hatası saymıştır. Bu hata, ele geçirilen veri bütününe ve fiilin sübutuna ilişkin kabulü etkilememiştir. Karar, sanığın verileri hangi ilk kaynaktan sızdırdığına ilişkin bir kabul kurmamakta; kendi dijital materyallerinde saptanan kayıtları ele geçirmesine yönelik mahkûmiyeti korumaktadır. Çok sayıda mağdura ilişkin yaptırımda uygulanan zincirleme suç düzenlemesi de temyiz denetiminden geçmiştir. Sayı ve içerik, dosyadaki teknik rapor temelinde değerlendirilmiştir.
İçtihat, kitlesel veri sızıntılarında yaygın erişilebilirlikle hukuka uygun erişimin ayrılması bakımından önemlidir. Kimlik ve banka bilgilerini içeren bir dosyanın açık bağlantıda bulunması, veri sahiplerinin bu dosyanın herkesçe edinilmesine rıza gösterdiğini kanıtlamaz. Mahkeme, dijital materyaldeki kayıtları, sanığın bu kayıtlarla bağlantısını ve ele geçirme hareketini somutlaştırmalıdır. Bu dosyada mahkûmiyet, salt internette bir bağlantıya rastlanmasına değil, kapsamlı veri bütününün sanığın materyallerinde saptanmasına dayanmaktadır. Kararın temel katkısı, ilk sızıntı failinin başkası olduğu savunmasının sonraki fiiller için otomatik cezasızlık yaratmayacağını göstermesidir. Bununla birlikte her dijital buluntu bakımından aidiyet ve kastın ayrıca delille ortaya konulması zorunluluğu korunmaktadır; veri miktarı tek başına fail bağlantısının yerine geçmez.
Yargıtay’ın kararı
Sanık, bilgileri herkese açık internet bağlantısından indirdiğini, bunları ilk ele geçiren kişinin kendisi olmadığını ve başka kuruluşların da aynı verilere sahip olduğunu savunmuştur. Dosyanın kolay erişilebilir olmasını ve internette dolaşmasını cezalandırılmama nedeni olarak ileri sürmüştür. Yargıtay, bu savunmaların gerekçeli kararda tartışıldığını ve mahkûmiyetin dijital inceleme sonuçlarıyla uyumlu olduğunu kabul etmiştir. Verilerin daha önce bir başkası tarafından yayılmış olması, sonraki ele geçirme hareketinin hukuki durumunu kendiliğinden değiştirmemektedir. İlk sızıntının faili olmakla, hukuka aykırı dolaşımdaki kayıtları kendi hâkimiyetine almak birbirinden farklı fiillerdir. İnternet üzerinden erişim imkânı, bilginin hukuken sınırsız kullanıma açıldığı anlamına gelmez.
Künye: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 16.02.2026, E. 2023/4393, K. 2026/1443.
11. SAHTE HESABIN SANIK TARAFINDAN AÇILDIĞI KANITLANMADAN FOTOĞRAF YAYMA SUÇUNDAN MAHKÛMİYET KURULAMAMASI
Olay. Katılanın daha önce sosyal medyada paylaştığı fotoğraflar, farklı kullanıcı adıyla açılan sahte hesapta yayımlanmıştır. İlk derece mahkemesi hesabın sanık tarafından kullanıldığını kabul ederek kişisel verileri hukuka aykırı verme veya ele geçirme suçundan mahkûmiyet kurmuştur. Sanık, yargılamanın bütün aşamalarında suçlamayı reddetmiştir. Katılanın amcasıyla sanık arasında araç alım satımından kaynaklanan anlaşmazlık ve husumet bulunmaktadır. Bu durum sanığa ilişkin kuşkuyu güçlendirmiş olsa da hesabı kimin açtığına dair teknik bağlantı kurulamamıştır. Bölge adliye mahkemesi duruşma açarak delilleri yeniden değerlendirmiş ve mahkûmiyet hükmünü kaldırmıştır. Dosya, veri yayma hareketinin varlığıyla failin belirlenmesinin ayrı ispat meseleleri olduğunu göstermektedir.
Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi
Katılan vekili, sanığın suçu işlediğine ilişkin delillerin yeterli olduğu ve mahkemenin bunları hatalı takdir ettiği gerekçesiyle temyize başvurmuştur. Yargıtay, iddia ve savunmaların toplanan delillerle birlikte değerlendirildiğini ve beraat sonucunun dosya kapsamıyla uyumlu olduğunu kabul etmiştir. Sanığa yüklenen fiilin onun tarafından işlendiğini kanıtlayan yeterli delil bulunmaması nedeniyle hükmü onamıştır. Bu sonuç, fotoğrafların kişisel veri olmadığı veya sahte hesapta yayımlanmasının hukuka uygun bulunduğu anlamına gelmez. Beraatin dayanağı fiilin sanığa isnadındaki ispat eksikliğidir. Veri korumasının kapsamına ilişkin bir ret ile failin kimliğine ilişkin şüphenin korunması, ceza hukuku bakımından farklı gerekçelerdir. Dosyada ikinci durum söz konusudur.
İçtihadın uygulamadaki değeri, sosyal medya hesaplarının aidiyetinin varsayımla belirlenmesini engellemesidir. Husumet, olası saiki açıklayabilir; fakat hesap erişimi veya paylaşım hareketinin somut bağlantısı yerine geçmez. Hesap açılış bilgileri, cihaz incelemesi, yazışmalar, tanıklar ve ikrar gibi delillerin bütünlüğü değerlendirilmelidir. Teknik kayıtların alınamaması her olayda beraat zorunluluğu doğurmasa da başka yeterli delil bulunmadığında kuşku sanık lehine sonuç doğurur. Karar, mağdurun verisinin korunmasıyla suçsuzluk karinesinin birlikte gözetilmesi gerektiğini gösterir. TCK 136’nın koruma alanı geniş olsa bile mahkûmiyet için fail, hareket ve kastın ispatı zorunludur. Suçun dijital ortamda işlenmesi, bu temel ispat standardını düşürmez veya husumet varsayımına dayalı cezayı haklı kılmaz.
Yargıtay’ın kararı
İstinaf incelemesinde sahte hesabın açıldığı bilgisayarın IP numarasının, ilgili telefon numarasının veya internet aboneliğinin kime ait olduğunun tespit edilemediği dikkate alınmıştır. Sanığın katılanın çevresindeki biriyle husumetli olması, hesabın mutlaka ona ait olduğunu kanıtlamamaktadır. Bölge adliye mahkemesi, şüphe bulunmasına rağmen mahkûmiyete yeterli kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğini kabul ederek CMK 223/2-e uyarınca beraat kararı vermiştir. Böylece kişisel veri niteliğindeki fotoğrafın rıza dışında paylaşılmış olmasıyla, bu paylaşımı belirli sanığın gerçekleştirdiğinin gösterilmesi birbirinden ayrılmıştır. Teknik delilin yokluğu, dosyadaki diğer delillerin yetersizliğiyle birlikte değerlendirilmiştir. Karar bütün dijital suçlarda tek başına IP kaydını zorunlu saymamaktadır.
Künye: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 10.02.2026, E. 2023/6411, K. 2026/1236.
12. İŞ İÇİN VERİLDİĞİ DÜŞÜNÜLEN KİMLİĞİN YURT DIŞINA PARA GÖNDERMEDE KULLANILMASINDA RIZANIN AŞILMASI
Olay. Serbest muhasebeci olan sanık, bir işyerinde muhasebe çalışanı olan katılandan kimlik kartını istemiştir. Katılan, iş yoğunluğu içinde talebin sebebini ayrıntılı öğrenemeden, iş nedeniyle gerekli olduğunu düşünerek kartını vermiştir. Sanık ise katılanın kimlik bilgilerini kullanarak yurt dışındaki bir hesaba para göndermiştir. İlk derece mahkemesi sanığın suç işleme kastıyla hareket etmediğini kabul ederek beraat kararı vermiştir. İstinaf incelemesinde kartın verilme amacıyla somut para transferi arasında rıza bakımından uyum bulunup bulunmadığı yeniden değerlendirilmiştir. Uyuşmazlığın odağı, kimlik kartının fiziksel olarak isteyerek teslim edilmesinin, içindeki bilgilerin her işlemde kullanılmasını da kapsayıp kapsamadığıdır.
Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi
Sanık müdafii temyizde katılanın para transferinden haberdar olduğunu, suç kastının bulunmadığını ve delillerin yanlış değerlendirildiğini ileri sürmüştür. Yargıtay, yazışmalar ve beyanların gerekçeli kararda birlikte tartışıldığını, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin kesin verilere dayandığını kabul etmiştir. Suç vasfı ve yaptırım bakımından hukuka aykırılık görmeyerek mahkûmiyeti onamıştır. Daire, yalnızca kimlik bilgilerinin bir başkasının eline geçmesine dayanarak sonuç çıkarmamıştır; bilgilerin açıklanan amacın dışında somut bir finansal işlemde kullanılmasını dosyadaki delillerle değerlendirmiştir. Karar, bütün muhasebe işlemlerinde kimlik istemenin suç olduğu yönünde bir kabul içermez. Cezalandırılan davranış, verilen kimliğin kapsamı aşan ve katılanın bilgisi dışındaki işlemle bağlantılı kullanımıdır.
İçtihat, iş ilişkilerindeki güvenin kişisel veri üzerinde sınırsız yetki yaratmadığını göstermektedir. Bir çalışan veya meslek mensubu, kendisine belirli nedenle verilen kimlik bilgisini başka bir kişinin adına işlem gerçekleştirmek için kullanacaksa bu kullanımın hukuki dayanağı ayrıca bulunmalıdır. Rıza değerlendirmesi belgenin teslim anıyla sınırlandırılamaz; amaç ve sonraki işlem de dikkate alınır. Yazışmalar, tarafların işlemden ne zaman haberdar olduğunu ve hangi kullanımın kabul edildiğini ortaya koyabilir. Kararın temel değeri, hukuka uygun ilk erişim ile hukuka aykırı sonraki veri müdahalesini ayırmasıdır. Özellikle kimlik bilgilerinin finansal işlemlere taşındığı olaylarda, fiilin gerçekleştirilme biçimi, verinin sunulduğu kişiler ve hak sahibinin bilgi düzeyi somutlaştırılmalıdır; salt mesleki yakınlık veya belgenin teslimi yeterli izin sayılmaz.
Yargıtay’ın kararı
Bölge adliye mahkemesi, katılanın yurt dışına para gönderme işleminden haberdar olmadığını gösteren yazışmaları incelemiştir. Sanık ile katılan arasındaki iletişim içerikleri, kimlik kartının genel bir iş gereği düşüncesiyle verildiğini ve somut transfer işleminin rıza dışında gerçekleştirildiğini doğrulayan maddi deliller olarak kabul edilmiştir. Böylece kartın tesliminin varlığı tek başına sanığın savunmasını doğrulamamıştır. İlk derece beraati kaldırılarak TCK 136/1 kapsamında bir yıl sekiz ay hapis cezası ve hak yoksunluklarına hükmedilmiştir. Karar, kimlik belgesine hukuka uygun erişim sağlanmış olmasının sonraki veri kullanımını her koşulda hukuka uygun hâle getirmediğini somutlaştırmıştır. Rızanın hangi işlem için verildiği esas alınmıştır.
Künye: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 03.02.2026, E. 2023/5751, K. 2026/954.
13. BOŞANMA DOSYASINDAKİ ÜÇÜNCÜ KİŞİNİN AİLE NÜFUS KAYDININ AKRABAYA GÖNDERİLMESİNİN DELİL TOPLAMA GEREKÇESİYLE MEŞRULAŞTIRILAMAMASI
Olay. Sanık, eşinin kendisini aldattığını düşündüğü için boşanma davası açmıştır. Dava dosyasındaki, eşinin birlikte olduğunu düşündüğü katılana ait aile nüfus kayıt örneğinin fotoğrafını çekerek eşinin bir akrabasına mesajla göndermiştir. Bu belge katılanın yanında ailesine ilişkin kişisel bilgileri de içermektedir. İlk derece mahkemesi, birden fazla kişinin verisinin rıza dışında verilmesi nedeniyle zincirleme veri suçundan mahkûmiyet kurmuştur. Bölge adliye mahkemesi ise sanığın aile birliğine yönelen saldırıyı ve eşinin davranışlarını kanıtlama amacı taşıdığını değerlendirmiştir. Kendisine inanmayan akrabalara haklılığını gösterme bağlamını dikkate alarak hukuka aykırılık bilinci bulunmadığı gerekçesiyle beraat kararı vermiştir.
Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi
Daire, katılan ve ailesine ait kişisel bilgileri içeren nüfus kayıt örneğinin, onların bilgisi ve rızası dışında tanığa gönderildiğini esas almıştır. Bu hareket nedeniyle zincirleme şekilde verileri hukuka aykırı verme veya ele geçirme suçundan mahkûmiyet kurulması gerektiğini belirtmiştir. Beraat hükmünü hukuka aykırı bularak bozmuştur. Kararın sonucu, sanığın delil koruma savunmasının her durumda kabul edilemeyeceğinin somutlaştırılmasıdır; Yargıtay yeni bir sonuç ceza belirlememiştir. Bölge adliye mahkemesinin gerekçesi ile Yargıtayın nihai değerlendirmesi birbirinden ayrılmalıdır. Aile içi uyuşmazlığın varlığı, dosyaya erişim imkânı ve sanığın kendini haklı görmesi, bu olayda üçüncü kişilerin nüfus verilerini göndermesine hukuki dayanak sayılmamıştır.
İçtihat, boşanma davalarıyla kişisel veri suçlarının kesişiminde önemli bir sınır çizer. Dava dosyasında bulunan belgeye erişebilmek, belgeyi bütün içeriğiyle akrabalara veya sosyal çevreye açıklama yetkisi doğurmaz. Belgedeki diğer aile bireylerinin bilgileri de ayrı koruma konusudur. Mahkeme, ispat amacının kime karşı ve hangi araçla kullanıldığını, aktarımın muhatabını ve kapsamını incelemelidir. Hak arama bağlamı, gereklilik ve amaç ilişkisi kurulmadan otomatik cezasızlık nedeni yapılamaz. Kararın ilkesel katkısı, adli dosyadan edinilen verinin dosya dışına çıkarılması aşamasını bağımsız değerlendirmesidir. Özellikle kayıtlı belgenin fotoğrafla çoğaltılması ve mesajla iletilmesi, yalnızca zihinde öğrenilmiş bilginin aktarılması tartışmasından farklı, somut bir veri hareketi olarak ele alınmıştır.
Yargıtay’ın kararı
Yargıtay, kişisel veri korumasının yalnızca sır niteliğindeki bilgilerle sınırlı olmadığını açıklamıştır. Nüfus bilgileri, kimliği belirleyen ve aile ilişkilerini ortaya koyan kişisel verilerdir. Dosyadaki bir belgenin fotoğrafının alınması ve bu kayıtlı hâlin üçüncü kişiye gönderilmesi, TCK 136 bakımından incelenebilir somut hareketlerdir. Bir hukuk dalının tanıdığı hukuka uygunluk nedeninin bulunup bulunmadığı ve sanığın hukuka aykırılık bilinci ayrıca değerlendirilmelidir. Ancak bu araştırma, boşanma sürecindeki bütün veri aktarımlarının savunma hakkı içinde görülmesini gerektirmez. Adli makama delil sunmakla, başka kişilerin aile bilgilerini bir akrabaya göndererek kendini haklı göstermeye çalışmak aynı kullanım bağlamı değildir.
Künye: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 03.02.2026, E. 2023/4733, K. 2026/957.
14. AÇIK PROFİL FOTOĞRAFININ ŞANTAJ AMACIYLA TELEFONA ALINMASINDA ALENİLİĞİN CEZASIZLIK SAĞLAMAMASI
Olay. Sanık, katılanın Facebook’ta yayımladığı profil ve kapak fotoğraflarını telefonuna kaydetmiş ve katılana göndermiştir. Katılan kendisiyle iletişim kurmazsa fotoğrafları cinsel içerikli sitelerde kullanacağını belirterek baskı yapmıştır. Şantaj suçuna ilişkin mahkûmiyet başka bir dosyada kesinleşmiştir. Kişisel verilerin hukuka aykırı ele geçirilmesi yönünden ise ilk derece mahkemesi mahkûmiyet kurmuş; bölge adliye mahkemesi fotoğrafın herkes tarafından görülebildiğini ve özel hayatı ihlal edecek nitelik taşımadığını değerlendirerek beraat kararı vermiştir. Böylece tartışma, açık sosyal medya paylaşımının sonradan kötüye kullanım karşısında korumasını sürdürüp sürdürmediği noktasında ortaya çıkmıştır. Fotoğrafların mahrem olmaması, istinafın temel gerekçelerinden biri olmuştur.
Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi
Daire, şantaj amacıyla hukuka aykırı ele geçirme hareketinin TCK 136/1 kapsamında suç oluşturduğunu kabul etmiştir. İlk derece mahkûmiyetine yönelik istinaf başvurusunun esastan reddi gerekirken, görüntünün açık ve mahrem olmayan nitelikte bulunmasına dayanılarak beraat verilmesini hukuka aykırı saymıştır. Bölge adliye mahkemesi kararı bu nedenle bozulmuştur. Yargıtayın sonucu, fotoğrafların gerçekten cinsel içerikli sitelerde yayımlandığının kabulüne dayanmamaktadır; dosyada açıklanan ele geçirme ve şantaj amacı esas alınmıştır. Ayrıca veri suçuna ilişkin bozma ile başka dosyada kesinleşen şantaj mahkûmiyeti birbirinden ayrılmalıdır. Bu dosyada yeni bir şantaj cezası verilmemiş; kişisel veriye ilişkin beraatin hukuki gerekçesi denetlenmiştir. Yanlış alenilik yorumu düzeltilmiştir.
Karar, açık profil fotoğrafları bakımından uygulamada karşılaşılan önemli bir yanılgıyı giderir. Kişisel verinin erişilebilir olması, veri sahibinin onu bütün kişilerin her amaçla kullanmasına rıza gösterdiği anlamına gelmez. Özellikle tehdit veya şantaj aracı yaratmak için veriyi kendi hâkimiyetine alma hareketi, ilk paylaşımın amacıyla açıklanamaz. Buna karşılık karar, açık sayfadaki her görüntülemeyi otomatik suç olarak nitelendirmez; somut dosyada kayıt ve hukuka aykırı kullanım bağı belirlenmiştir. İçtihadın temel katkısı, özel hayat görüntüsü olmama gerekçesinin kişisel veri korumasını da kaldırmadığını göstermesidir. Mahremiyet suçu ile veri suçu farklı koruma alanlarına sahiptir ve failin kanıtlanan hareketi doğru norm altında değerlendirilmelidir; alenilik tek başına sonuç belirlememelidir.
Yargıtay’ın kararı
Yargıtay, TCK 135 ve TCK 136’da yalnızca sır niteliğindeki kişisel bilgilerin korunduğuna ilişkin sınırlama bulunmadığını vurgulamıştır. Kişiyi belirleyen her türlü bilgi, aleni veya kolay erişilebilir olsa da kişisel veri niteliğini taşıyabilir. Bu nedenle bir fotoğrafın profil resmi olarak herkesçe görülebilmesi, onun başka kişi tarafından hukuka aykırı amaçla ele geçirilmesini ceza koruması dışına çıkarmaz. Somut dosyada sanığın hareketi, fotoğrafı sıradan biçimde görüntülemekten ibaret değildir; kaydı şantaj suçunu işlemek için kullanmak üzere kendi telefonuna almıştır. Kayıt sahibinin fotoğrafı kendi hesabında yayımlamasıyla sanığın baskı aracı oluşturması farklı hukuki bağlamlardır. Rızanın amacı ve fiilin somut işlevi birlikte değerlendirilmiştir.
Künye: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 15.12.2025, E. 2024/1729, K. 2025/8856.
15. GAZETECİNİN TELEFON KONUŞMASINI FOTOĞRAFLA YAYIMLAMASINDA MESLEĞİN SAĞLADIĞI KOLAYLIĞIN AYRICA GEREKÇELENDİRİLMESİ
Olay. Belediye başkanı olan katılan, kendisi hakkında asılsız haber yapıldığını ileri sürerek gazeteci sanığı telefonla aramıştır. Sanık, görüşmedeki hakaret ve tehdit içerikli sözleri kaydetmiş; ardından bu kaydı katılanın fotoğrafıyla birlikte YouTube’da yayımlamıştır. İlk derece mahkemesi haberleşmenin alenen ifşası yönünden mahkûmiyet, veri suçu yönünden beraat kararı vermiştir. Bölge adliye mahkemesi duruşmalı incelemede fiili bütün olarak değerlendirmiştir. Fikri içtima kapsamında kişisel verileri hukuka aykırı verme veya ele geçirme suçundan ve haksız tahrik altında mahkûmiyet kurmuştur. Ayrıca gazetecilik mesleğinin sağladığı kolaylıktan yararlanıldığı gerekçesiyle TCK 137/1-b artırımını uygulamıştır. Temyiz incelemesi bu vasıflandırma ve artırım üzerinde yoğunlaşmıştır.
Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi
Daire, gazetecilik mesleğinin somut eylemin gerçekleştirilmesini nasıl kolaylaştırdığı gerekçeli biçimde açıklanmadan artırım yapılmasını hukuka aykırı bulmuştur. Bölge adliye mahkemesi kararı bu nedenle bozulmuştur. Bozma, sanığın eyleminin hiçbir suç oluşturmadığı veya yayının her yönüyle hukuka uygun olduğu kabulüne dayanmamaktadır. Aynı şekilde yalnızca gazeteci olduğu için bütün veri suçlarında nitelikli hâlin uygulanması gerektiği düşüncesi de benimsenmemiştir. Dosyada temel suç vasfı korunurken mesleğe bağlı artırımın dayanağı yetersiz görülmüştür. Haksız tahrik ve fikri içtima yönündeki kabul de bu sonuçla karıştırılmamalıdır. Yargıtay, açıklanan eksikliğin giderilmesi için dosyanın bölge adliye mahkemesine gönderilmesini sağlamıştır; kendisi yeni bir ceza belirlememiştir.
İçtihat, kişisel veri suçlarında mesleki sıfat ile mesleğin sağladığı somut kolaylık arasındaki farkı ortaya koyar. Gazeteci, sağlık çalışanı veya başka bir meslek mensubu olmak, TCK 137/1-b artırımının tek başına gerekçesi olamaz. Mahkeme, veri erişiminin, kaydın veya yaymanın meslek nedeniyle hangi imkânla gerçekleştirildiğini açıklamalıdır. Kullanılan araçların herkesçe erişilebilir olması veya erişimin meslek dışında gerçekleşmesi gibi hususlar, olayın özelliklerine göre değerlendirilir. Kararın değeri, suçun temel şekli kabul edilse bile nitelikli hâlin ayrıca ispat ve gerekçe gerektirdiğini göstermesidir. Haber konusu kişinin kamusal görevi de ceza artırımıyla ilgili bu gereği ortadan kaldırmaz. Yaptırımın her aşaması somut hareketle ilişkilendirilmeli; yalnızca meslek unvanından otomatik sonuç çıkarılmamalıdır.
Yargıtay’ın kararı
Yargıtay, telefon görüşmesinin kaydedilip fotoğraf eşliğinde yayımlanmasına ilişkin maddi kabulü ve fiilin veri suçu altında değerlendirilmesini dosyayla uyumlu bulmuştur. Sanığın gazeteci, katılanın belediye başkanı olması ise tek başına bütün ceza hukuku sorunlarını çözmemektedir. Kişinin mesleğiyle haberin konusu arasında bağlantı bulunması, nitelikli hâlin otomatik uygulanması için yeterli değildir. TCK 137/1-b bakımından mesleğin suçu işlemeye hangi somut kolaylığı sağladığı açıklanmalıdır. Daire, delillerin tartışılması ve temel suç vasfı yönünden temyiz itirazlarını reddetmiş; artırımın gerekçesini ayrı bir denetime tabi tutmuştur. Böylece temel suçun oluşumu ile daha ağır ceza gerektiren nitelikli hâlin koşulları birbirinden ayrılmıştır.
Künye: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 30.06.2025, E. 2022/9485, K. 2025/5745.
Ankara’da TCK 136 Dosyaları ve Ayboğa Avukatlık Bürosu
Ankara, kamu kurumlarının ve büyük veri işleyen kuruluşların yoğunlaştığı bir yargı çevresi olduğu için kişisel veri dosyalarının niteliği de farklılaşır. Burada en sık görülen iki dosya tipi vardır. Birincisi kurum çalışanının kendi şifresiyle yaptığı yetkisiz sorgulamalara dayanan dosyalardır; bu dosyalarda tartışma, görüntülemenin ele geçirme sayılıp sayılmayacağı üzerinde yoğunlaşır. İkincisi ise iş ilişkisinin sona ermesinin ardından müşteri ya da personel verilerinin aktarıldığı iddiasına dayanan dosyalardır; burada tartışma iletimin teknik olarak ispatı üzerinde kurulur.
Her iki dosya tipinde de sürecin kaderini belirleyen şey zamanlamadır. Bağlantı kayıtlarının saklama süresi sınırlıdır; cihazların imajı alınmadan kullanılmaya devam edilmesi bulguları zayıflatır; sistem yetki kayıtları zamanla değişir. Bu nedenle hem şüpheli hem mağdur tarafında ilk hafta içinde atılacak adımlar, sonradan aylar süren yargılamadan daha etkili olur. Dosyanın ilk gününde istenecek kayıtların listesi, savunmanın ya da iddianın temelini oluşturur.
Ayboğa Avukatlık Bürosu, Çankaya’daki ofisinden kişisel verilere karşı işlenen suçlarda vekillik ve müdafilik hizmeti vermektedir. Büro, TCK 135 ve TCK 136 isnatlarının bulunduğu soruşturma ve kovuşturmalarda adli bilişim raporlarının denetimi, erişimin engellenmesi başvuruları, idari başvurular ve tazminat süreçlerini birlikte yürütür. Dosyanızla ilgili ilk değerlendirme için iddianame ya da şikâyet dilekçesi ile varsa teknik rapor örneğini iletmeniz yeterlidir. Büroya ve diğer çalışma alanlarımıza Ankara avukat sayfamızdan ulaşabilirsiniz.
TCK 136 Kişisel Verileri Verme veya Ele Geçirme Suçu Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
TCK 136 nedir, cezası ne kadar?
TCK 136 şikâyete tabi mi?
Şikâyetten vazgeçmek TCK 136 davasını düşürür mü?
TCK 136 uzlaşma kapsamında mı?
TCK 135 ile TCK 136 farkı nedir?
Kurum şifresiyle sisteme girip bilgiye bakmak suç oluşturur mu?
TCK 136 cezası adli para cezasına çevrilir mi?
TCK 136 cezası ertelenebilir mi?
Eski eşin ya da sevgilinin fotoğraflarını paylaşmak TCK 136 kapsamında mı?
Müşteri listesini rakip firmaya vermek hangi suçu oluşturur?
TCK 136’da zamanaşımı ne kadar?
Ceza Muhakemesi Kanunu m. 236 kayıtları nedir?
İlgili Rehberler
TCK 135 Kişisel Verilerin Kaydedilmesi Suçu
Verinin hukuka aykırı olarak kayda geçirilmesi aşamasını düzenleyen maddenin unsurları, nitelikli hâlleri ve TCK 136 ile sınırı.
Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Suçu
Özel hayata ilişkin görüntü ve seslerin kayda alınması ile ifşasının cezası, TCK 136 ile birlikte uygulandığı hâller ve içtima kuralları.
TCK 286 Ses veya Görüntülerin Kayda Alınması
Soruşturma ve kovuşturma işlemleri sırasındaki ses ve görüntülerin izinsiz kayda alınmasına ilişkin suç tipi ve yaptırımları.
Savcılığa Şikâyet Dilekçesi Örneği
Kişisel verilerinin paylaşıldığını öğrenen kişinin Cumhuriyet başsavcılığına verebileceği dilekçenin içeriği, ekleri ve talep bölümü.
Kaynakça

Av. Çağrı Ayboğa Kimdir?
Ayboğa Avukatlık Bürosu – Ankara Barosu Sicil No: 34507 – Çankaya / Ankara
Av. Çağrı Ayboğa, Ankara Barosu’na kayıtlı bir avukattır ve ceza hukuku ile bilişim hukuku alanlarında çalışmaktadır. Kişisel verilerin kaydedilmesi, hukuka aykırı olarak verilmesi ve ele geçirilmesi isnatlarının bulunduğu soruşturma ve kovuşturmalarda müdafilik ve vekillik yürütmekte; adli bilişim raporlarının denetimi, erişimin engellenmesi başvuruları ve kişisel verilerin korunması mevzuatı kapsamındaki idari süreçleri birlikte takip etmektedir.
Bu rehber 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ve 5651 sayılı Kanun esas alınarak hazırlanmış, hukuki doğruluğu 20 Ekim 2026 tarihinde Av. Çağrı Ayboğa tarafından denetlenmiştir. Metin bilgilendirme amaçlıdır; her dosya kendi belgeleriyle değerlendirilmelidir.
Kişisel veri suçundan hakkınızda soruşturma başlatıldıysa ya da verileriniz rızanız dışında paylaşıldıysa iddianame, şikâyet dilekçesi ve varsa teknik rapor örneğini iletin; dosyanızı birlikte değerlendirelim.
Avukata Sor Ankara Ceza Avukatı
Danışmanlık ücretlidir. Görüşme ücretleri 2025-2026 TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca uygulanır.

