
Ceza Hukuku – Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar – Son Güncelleme: 20 Ekim 2026
TCK 135, kişisel verilerin hukuka aykırı olarak kaydedilmesini suç sayar ve birinci fıkrasında bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası öngörür. Verinin siyasi, dini, ırki, ahlaki, cinsel, sağlık ya da sendikal nitelikte olması hâlinde ceza yarı oranında artırılır ve aralık bir yıl altı aydan dört yıl altı aya çıkar. Suç şikâyete bağlı değildir; soruşturma resen yürütülür. Bu rehber, 15 Yargıtay kararı ve KVKK ayrımıyla birlikte Ayboğa Avukatlık Bürosu tarafından hazırlanmıştır.


TCK Madde 135 – Kişisel verilerin kaydedilmesi(1) Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydeden kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir. (2) Kişisel verinin, kişilerin siyasi, felsefi veya dini görüşlerine, ırki kökenlerine; hukuka aykırı olarak ahlaki eğilimlerine, cinsel yaşamlarına, sağlık durumlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin olması durumunda birinci fıkra uyarınca verilecek ceza yarı oranında artırılır.
Madde hakkında kısa not: Madde iki fıkradan oluşur ve her iki fıkra yukarıda birebir aktarılmıştır. Birinci fıkradaki alt sınır, 2014 yılında yürürlüğe giren 6526 sayılı Kanunla altı aydan bir yıla yükseltilmiştir. İkinci fıkra ayrı bir suç tipi değil, birinci fıkranın nitelikli hâlidir; artırım oran üzerinden yapıldığı için ceza aralığı bir yıl altı aydan dört yıl altı aya çıkar. Suçun kamu görevlisi tarafından görevinin verdiği yetki kötüye kullanılarak ya da belli bir meslek ve sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanılarak işlenmesi hâlinde TCK m. 137 uyarınca ceza ayrıca yarı oranında artırılır. Suç, TCK m. 139 uyarınca şikâyete bağlı değildir.
Bir tıp merkezinde çalışan kişi, hasta dosyalarından aldığı adres, telefon ve tanı bilgilerini kendi bilgisayarında ayrı bir tabloda toplar. Amacı kötü değildir; işten ayrılırsa kendi hasta listesini kurmak ister. Aylar sonra merkezin yaptığı incelemede tablo bulunur ve savcılığa bildirim yapılır. Kişi şaşırır: hiçbir veriyi kimseye vermemiştir, hiçbir zarar doğmamıştır. Oysa Türk Ceza Kanunu m. 135 bakımından fiil çoktan tamamlanmıştır; çünkü madde verinin kullanılmasını değil, hukuka aykırı olarak kaydedilmesini cezalandırır.
Bu rehber, kişisel verilerin kaydedilmesi suçunu uygulamadaki iki temel soruyla birlikte ele alır: kaydın hangi hâlde hukuka aykırı sayıldığı ve aynı fiilin 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamındaki idari yaptırımla nasıl bir arada değerlendirildiği. Madde metni, suçun unsurları, özel nitelikli verilerdeki artırım, TCK m. 136 ile ayrım, şikâyet ve zamanaşımı rejimi ile 15 Yargıtay kararı sırayla incelenmektedir.
Kişisel verilerinizin izinsiz kaydedildiğini mi düşünüyorsunuz ya da hakkınızda bu suçtan soruşturma mı açıldı?
TCK 135 Nedir? Kişisel Verilerin Kaydedilmesi Suçu
Maddenin koruduğu değer, kişinin kendisine ait bilgiler üzerindeki tasarruf yetkisidir. Bir kimsenin adı, adresi, hastalığı, inancı ya da görüntüsü; onun bilgisi ve rızası dışında derlenip bir araya getirildiğinde ortaya çıkan tablo, tek tek bilgilerden daha fazlasıdır. Kanun koyucu bu derleme fiilini, verinin sonradan kullanılıp kullanılmadığına bakmaksızın başlı başına cezalandırmıştır.
Madde 2004 yılında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile yürürlüğe girmiş, birinci fıkradaki alt sınır 2014 yılında 6526 sayılı Kanunla altı aydan bir yıla yükseltilmiştir. Bu değişikliğin iki pratik sonucu vardır: cezanın adli para cezasına çevrilebilmesi istisnai hâle gelmiş, dosyalarda sonuç cezanın hesabı daha belirleyici olmuştur.
Suçun en çok yanlış anlaşılan yönü, kayıt fiilinin tek başına yeterli sayılmasıdır. Mahkemeler, kaydın sistematik bir biçimde ve hukuka aykırı bir amaca yönelik olarak yapılıp yapılmadığını araştırır. Telefon rehberine eklenen bir numara ile bir kişinin sağlık geçmişinin ayrı bir dosyada derlenmesi aynı değerlendirmeye tabi tutulmaz.
Üç fiili birbirinden ayırın
Kişisel verilere karşı suçlar kanunda üç ayrı fiil üzerinden kurulmuştur. Kaydetme TCK m. 135’in konusudur: veri ilk kez bir araya getirilir ve saklanır. Verme, yayma ya da ele geçirme TCK m. 136’nın konusudur: veri elde bulundurulmanın ötesine geçerek dolaşıma sokulur. Kanunun öngördüğü süre içinde verileri silmemek ya da anonim hâle getirmemek ise TCK m. 138’de düzenlenen ayrı bir suçtur. Bir dosyada bu fiillerden birden fazlası birlikte bulunabilir; bu durumda her fiil kendi maddesi üzerinden nitelendirilir.
Maddenin dijital dosyalarda uygulanması, delilin niteliğini belirleyici kılar. Kaydın hangi cihazda bulunduğu, ne zaman oluşturulduğu, kopyalanıp kopyalanmadığı ve kime ait olduğu bilirkişi incelemesiyle ortaya konur. Dosyalarda beraat ya da mahkûmiyet, çoğu zaman hukuki tartışmadan önce bu teknik tespitin sağlamlığına bağlıdır.
Kişisel Veri Nedir, Hangi Bilgiler TCK 135 Kapsamına Girer?
Tanım, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu m. 3’te yapılmıştır ve ceza mahkemeleri de bu tanımı esas alır. Belirleyici olan bilginin gizli olup olmaması değil, bir kişiye bağlanabilmesidir. Bu nedenle herkesin bildiği bir telefon numarası da, bir kişiye ait olduğu sürece kişisel veridir; ancak kaydının hukuka aykırı sayılması için ayrıca rıza ya da kanuni dayanak bulunmaması gerekir.
Belirlenebilirlik Ölçütü Nasıl Uygulanır?
Bir bilgi tek başına kimseyi göstermiyor olabilir. Örneğin yalnızca bir doğum tarihi ya da yalnızca bir plaka numarası, bağlamından koparıldığında kişiyi işaret etmez. Ancak aynı kayıt içinde doğum tarihi, oturduğu semt ve çalıştığı yer bir araya geldiğinde kişi belirlenebilir hâle gelir. Mahkemeler bu nedenle kaydın tamamına bakar, satırları ayrı ayrı değerlendirmez.
Buna karşılık kimseye bağlanamayacak biçimde anonim hâle getirilmiş veriler kapsam dışındadır. Anonim hâle getirme, verinin geri döndürülemeyecek şekilde kişiyle ilişkisinin kesilmesidir. Yalnızca adın silinip diğer tanımlayıcıların korunduğu kayıtlar anonim sayılmaz; bu kayıtlar hâlâ kişisel veridir.
TCK 135/1: Suçun Unsurları ve Cezası
Fıkra, basit bir yapı üzerine kurulmuştur: hukuka aykırılık, kayıt fiili ve kast. Bu üçünden biri eksikse suç oluşmaz. Dosyaların büyük bölümünde tartışma, kayıt fiilinin varlığı üzerinde değil hukuka aykırılık ve kast unsurları üzerinde yürür.
Kaydetme Fiili Hangi Hâllerde Gerçekleşmiş Sayılır?
Kaydetme, verinin yeniden erişilebilir biçimde saklanmasıdır. Not defterine yazılan bir adres de, bulut hesabına yüklenen bir hasta listesi de kayıt sayılır; aracın dijital olup olmaması belirleyici değildir. Önemli olan verinin geçici bir algıdan çıkıp saklanabilir bir hâle gelmesidir.
Buna karşılık yargı kararlarında istikrarlı biçimde aranan bir ölçüt daha vardır: kaydın belirli bir düzen içinde ve hukuka aykırı bir amaca yönelik olarak tutulması. Günlük yaşamın olağan akışı içinde oluşan dağınık notlar, kişinin kendi hatırlatıcısı niteliğinde yazılar ya da iş gereği tutulan rutin müşteri kayıtları bu ölçütü karşılamaz.
Sonuç cezanın hesabı neden önemlidir?
Alt sınırın bir yıl olması, cezanın adli para cezasına çevrilmesini istisnai hâle getirir. Türk Ceza Kanunu m. 50 uyarınca yalnızca kısa süreli hapis cezası, yani bir yıl ya da daha az süreli hapis cezası adli para cezasına çevrilebilir. Takdiri indirim uygulanmadığı dosyalarda sonuç ceza bir yılın üzerinde kaldığından çevirme imkânı doğmaz. Buna karşılık iki yıl ve altındaki hapis cezaları bakımından TCK m. 51 uyarınca ertelemenin koşulları tartışılabilir; bu nedenle savunmanın yöneleceği ilk nokta sonuç cezanın miktarıdır.
TCK 135/2: Özel Nitelikli Verilerin Kaydedilmesi
İkinci fıkra ayrı bir suç tipi değil, birinci fıkranın nitelikli hâlidir. Bu nedenle birinci fıkranın tüm unsurları aynen aranır; yalnızca verinin niteliği cezayı ağırlaştırır. Artırım oran üzerinden yapılır: alt sınır bir yıldan bir yıl altı aya, üst sınır üç yıldan dört yıl altı aya yükselir.
Artırımın uygulanabilmesi için verinin niteliğinin dosyada ortaya konulması gerekir. Bir hasta dosyasının ya da bir sağlık raporunun kaydedildiği hâllerde bu tespit kolaydır. Buna karşılık bir fotoğraf ya da yazışma üzerinden kişinin inancına, cinsel yaşamına veya sağlığına ilişkin bir sonuca varılıyorsa, bu çıkarımın dosyadaki somut delile dayandırılması beklenir.
Hukuka Uygunluk Nedenleri: Kaydetmenin Suç Olmadığı Hâller
Hukuka uygunluk nedenleri, suçun unsurlarından birini ortadan kaldırdığı için beraatle sonuçlanır. Bu nedenle savunmanın ilk ekseni, kaydın hangi dayanakla yapıldığını belgeyle göstermektir. Dayanağın sonradan ileri sürülmesi yerine, kayıt anındaki durumun ortaya konulması gerekir.
Bu nedenlerin tamamında ortak bir sınır vardır: dayanak, kaydın kapsamını da belirler. Sözleşmenin ifası için adres kaydetmek hukuka uygundur, aynı müşterinin sağlık geçmişini aynı dosyada tutmak değildir. Kayıt dayanağının izin verdiği sınırı aştığı andan itibaren hukuka aykırılık yeniden gündeme gelir.
Nitelikli Hâller, Verileri Yok Etmeme ve Tüzel Kişiler
Nitelikli hâller, cezanın üst sınırını yükselttiği için erteleme ve hükmün sonuçları bakımından da belirleyicidir. Hem m. 135/2 hem m. 137 kapsamına giren bir fiilde iki artırımın sırası ve oranı dosyada ayrıca denetlenmelidir; hesap hatası uygulamada sık karşılaşılan bir bozma gerekçesidir.
TCK 135 ile TCK 136 Arasındaki Fark
İki madde arasındaki ayrım, fiilin verinin hangi aşamasına yöneldiğine bakılarak kurulur. Veri ilk kez derlenip saklanıyorsa m. 135, zaten var olan veri başka bir ele geçiyorsa m. 136 uygulanır. Bir dosyada her iki fiilin de bulunması mümkündür; bu hâlde her fiil ayrı ayrı nitelendirilir ve içtima kuralları uygulanır.
TCK m. 135 – Kaydetme
Fiil, verinin hukuka aykırı olarak kaydedilmesidir. Verinin kullanılması, paylaşılması ya da bir zarar doğması aranmaz. Ceza bir yıldan üç yıla kadar hapis; özel nitelikli verilerde yarı oranında artırılır.
Tipik örnek: bir çalışanın, müşterilerin sağlık bilgilerini kendi cihazında ayrı bir dosyada derlemesi.
TCK m. 136 – Verme, yayma, ele geçirme
Fiil, kişisel verinin hukuka aykırı olarak bir başkasına verilmesi, yayılması ya da ele geçirilmesidir. Ceza iki yıldan dört yıla kadar hapistir ve kanunda ayrıca nitelikli hâl öngörülmüştür.
Tipik örnek: derlenen listenin üçüncü bir kişiye gönderilmesi ya da başkasına ait bir veri tabanına izinsiz erişilerek verilerin alınması. Ayrıntılar için TCK 136 kişisel verileri verme ve ele geçirme suçu sayfamıza bakılabilir.
Ayrımın pratik sonucu iddianamenin kuruluşunda görülür. Aynı olayda yalnızca kayıt tespit edilmişse m. 136 uyarınca hüküm kurulması, suç vasfında yanılma anlamına gelir ve bozma sebebidir. Bunun tersi de doğrudur: veri başkasına gönderilmiş olmasına karşın yalnızca m. 135 üzerinden yürüyen bir soruşturma eksik kalır.
Her iki suç da şikâyete bağlı değildir. Bu nedenle mağdurun şikâyetten vazgeçmesi soruşturmayı sona erdirmez; vazgeçme yalnızca delil değerlendirmesi bakımından dikkate alınabilecek bir husustur.
KVKK ile İlişkisi: İdari Para Cezası ile Suçun Ayrımı
Bu ayrımın kaynağı 6698 sayılı Kanun m. 17’dir. Hüküm, kişisel verilere ilişkin suçlar bakımından Türk Ceza Kanunu’nun 135 ila 140. madde hükümlerinin uygulanacağını belirtir. Yani KVKK, ceza yaptırımını kendisi düzenlemez; ceza hukuku alanını Türk Ceza Kanunu’na bırakır ve kendi yaptırım alanını idari para cezalarıyla sınırlar.
İkinci ayrım muhataptadır. KVKK’nın idari yaptırımları veri sorumlusuna yöneliktir; bu bir şirket, kamu kurumu ya da gerçek kişi olabilir. TCK m. 135 ise fiili işleyen gerçek kişiyi cezalandırır. Bir şirketin veri güvenliği yükümlülüğünü ihlal etmesi Kurul kararıyla para cezasına yol açarken, aynı şirkette çalışan kişinin verileri kendi cihazına kaydetmesi ayrıca ceza soruşturmasına konu olur.
| Karşılaştırma ölçütü | TCK m. 135 (ceza hukuku) | 6698 sayılı KVKK (idari yaptırım) |
|---|---|---|
| Hukuki niteliği | Suç. Fiil, Türk Ceza Kanunu’nun Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar bölümünde düzenlenir ve hapis cezası ile karşılanır. | Kabahat niteliğinde idari aykırılık. 6698 sayılı Kanun m. 18’de sayılan yükümlülük ihlalleri idari para cezasına bağlanmıştır. |
| Yaptırımın türü | TCK m. 135/1’de bir yıldan üç yıla kadar hapis; m. 135/2 kapsamındaki verilerde ceza yarı oranında artırılarak bir yıl altı aydan dört yıl altı aya kadar hapis. | İdari para cezası. Miktarlar 6698 sayılı Kanun m. 18’de gösterilir ve her yıl yeniden değerleme oranında güncellenir; hapis cezası öngörülmez. |
| Kime uygulanır | Fiili işleyen gerçek kişi. Tüzel kişiler hakkında ceza verilmez, TCK m. 140 uyarınca bunlara özgü güvenlik tedbirlerine karar verilir. | Veri sorumlusu. Gerçek kişi olabileceği gibi şirket, dernek, kamu kurumu gibi tüzel kişiler de doğrudan muhatap olur. |
| Karar mercii | Soruşturmayı Cumhuriyet başsavcılığı yürütür, yargılamayı asliye ceza mahkemesi yapar. | Kişisel Verileri Koruma Kurulu inceler ve idari para cezasına karar verir. |
| Sürecin başlaması | Şikâyete bağlı değildir. TCK m. 139, kişisel verilerin kaydedilmesi suçunu şikâyet koşulundan açıkça istisna tutar; soruşturma resen yürütülür. | İlgili kişinin şikâyeti üzerine ya da Kurulun resen öğrenmesi hâlinde inceleme başlar (6698 sayılı Kanun m. 14 ve 15). |
| Kapsadığı fiil | Yalnızca hukuka aykırı kaydetme fiili. Verinin sonradan verilmesi, yayılması ya da ele geçirilmesi TCK m. 136’nın konusudur. | Veri işlemenin tüm aşamaları: toplama, kaydetme, saklama, aktarma, silme ve aydınlatma yükümlülüğü dâhil (m. 4 ila m. 12). |
| Başvuru yolu | Cumhuriyet başsavcılığına suç ihbarı ya da şikâyet dilekçesi verilir; delil olarak kayıt, cihaz ve yazışmalar gösterilir. | Önce veri sorumlusuna başvurulur; talep reddedilir ya da yanıtsız kalırsa Kurula şikâyet edilir (m. 13 ve m. 14). |
| Kanun yolu | Mahkeme kararına karşı istinaf, koşulları varsa temyiz yolu açıktır. | Kurul kararına karşı idare mahkemesinde iptal davası açılır. |
| Birlikte uygulanma | Ceza soruşturması, idari para cezasından bağımsız yürür. Mahkûmiyet kararı idari yaptırımı ortadan kaldırmaz. | İdari para cezasının ödenmiş olması ceza soruşturmasını sona erdirmez; iki yaptırım aynı fiil için birlikte gündeme gelebilir. |
En sık karıştırılan nokta: şikâyet koşulu
Uygulamada en çok yanlış bilinen husus, kişisel verilerin kaydedilmesi suçunun şikâyete bağlı olduğu yönündeki kabuldür. Türk Ceza Kanunu m. 139, kişisel verilerin kaydedilmesi ile verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme ve verileri yok etmeme suçlarını şikâyet koşulundan açıkça istisna tutmuştur. Dolayısıyla bu suçlarda soruşturma resen yürütülür; altı aylık şikâyet süresi işlemez ve şikâyetten vazgeçme davayı düşürmez. Buna karşılık aynı bölümde yer alan haberleşmenin gizliliğini ihlal, kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve özel hayatın gizliliğini ihlal suçları şikâyete bağlıdır. Anayasa Mahkemesi, 16 Nisan 2026 tarihli ve E. 2026/34, K. 2026/81 sayılı kararıyla bu istisnaya yönelik iptal talebini reddetmiş, resen soruşturma düzenini korumuştur.
Aynı Fiilden Hem Para Cezası Hem Hapis Cezası Çıkar mı?
Kural olarak evet. İdari yaptırım ile ceza yaptırımı farklı hukuki temellere dayanır ve ayrı mercilerce uygulanır. Bir veri sorumlusunun aydınlatma ya da veri güvenliği yükümlülüğünü ihlal etmesi idari para cezasını gerektirirken, bu ihlalin içinde yer alan hukuka aykırı kayıt fiili ayrıca suç oluşturabilir. İki sürecin birbirinden bağımsız yürüdüğü için, birinde verilen karar diğerini kendiliğinden sona erdirmez.
Buna karşılık iki süreç birbirine delil sağlar. Kurul kararında yer alan tespitler, ceza soruşturmasında hangi verinin hangi tarihte kaydedildiğini göstermesi bakımından kullanılabilir. Bunun tersi de geçerlidir: ceza dosyasındaki bilirkişi raporu, Kurula yapılan şikâyette veri ihlalinin kapsamını ortaya koyar. Bu nedenle iki yolun birlikte planlanması, yalnız birine başvurmaktan daha etkili sonuç verir.
Uygulamadan Not – Av. Çağrı Ayboğa
Kişisel veri dosyalarında en sık gördüğüm hata, mağdurun yalnızca bir yolu kullanmasıdır. Gelen kişiler ya yalnızca Kurula şikâyet etmiş ya yalnızca savcılığa başvurmuş oluyor. Oysa iki yolun delili birbirini güçlendirir. İkinci sık hata, şikâyet süresinin geçtiği düşünülerek başvurudan vazgeçilmesidir; bu suç şikâyete bağlı olmadığından altı aylık süre işlemez ve yıllar önceki bir kayıt için de ihbarda bulunulabilir. Üçüncüsü delil kaybıdır: cihazda bulunan kaydın ekran görüntüsünü almak yeterli sayılmaz, cihazın kendisinin incelemeye sunulması gerekir. Başvuru öncesinde savcılığa şikâyet dilekçesinin hazırlanması, hangi verinin hangi tarihte kaydedildiğinin dosyada baştan görünmesini sağlar.
Özel Hayata Karşı Diğer Suçlarla Ayrım Noktaları
Aşağıdaki başlıkların her biri ayrı bir suç tipidir ve her biri için ayrı rehberlerimiz bulunmaktadır. Burada yalnızca TCK m. 135 ile sınır çizgisi gösterilmektedir.
Dava Süreci: Soruşturma, Zamanaşımı ve Yaptırımlar
Dosyanın seyri büyük ölçüde dijital delile bağlıdır. Kaydın bulunduğu cihaz, kaydın oluşturulma tarihi, kopyalanma izleri ve erişim kayıtları bilirkişi raporuyla ortaya konur. Bu nedenle ihbar ya da şikâyet dilekçesinde yalnızca olayın anlatılması yeterli olmaz; hangi cihazda hangi kaydın bulunduğunun ve bu kayda nasıl ulaşıldığının gösterilmesi gerekir.
Zamanaşımı, Uzlaşma ve Şikâyet
Dava zamanaşımı, Türk Ceza Kanunu m. 66 uyarınca kanunda öngörülen hapis cezasının üst sınırına göre belirlenir. Hem birinci fıkra hem ikinci fıkra bakımından üst sınır beş yılın altında kaldığı için zamanaşımı süresi sekiz yıldır. Süre, suçun işlendiği günden işlemeye başlar; kaydın devam ettiği hâllerde başlangıç tarihi dosyanın koşullarına göre tartışılır.
Suç şikâyete bağlı olmadığı ve Ceza Muhakemesi Kanunu m. 253’teki katalogda yer almadığı için uzlaşma hükümleri uygulanmaz. Mağdurun şikâyetten vazgeçmesi davayı düşürmez; bu beyan yalnızca rızanın bulunup bulunmadığı yönünden delil olarak değerlendirilebilir.
Cezanın Sonuçları: Erteleme ve Adli Para Cezası
Sonuç ceza iki yıl ya da daha az ise Türk Ceza Kanunu m. 51 uyarınca ertelemenin koşulları tartışılabilir. Adli para cezasına çevirme ise yalnızca bir yıl ya da daha az süreli hapis cezaları bakımından mümkündür; bu nedenle alt sınırın bir yıl olduğu birinci fıkrada çevirme ancak takdiri indirim uygulanan dosyalarda gündeme gelir. İkinci fıkra kapsamındaki dosyalarda alt sınır bir yıl altı ay olduğundan çevirme imkânı bulunmaz. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin düzenleme ise Anayasa Mahkemesi kararıyla iptal edilmiş olduğundan, güncel dosyalarda bu kurumun uygulanabilirliği ayrıca değerlendirilmelidir.
Ayboğa Avukatlık Bürosu TCK 135 Dosya Kontrol Listesi
TCK 135 Dosyalarında Sık Yapılan Hatalar
Bu hataların ortak noktası, dosyanın yalnızca bir cepheden yürütülmesidir. Kişisel veri dosyaları hem ceza hukuku hem idari yaptırım boyutu bulunan dosyalardır; delil ise neredeyse tamamen dijital niteliktedir. Bu üç boyutun aynı anda planlanması, sonradan yapılacak her girişimden daha etkilidir.
TCK 135 Yargıtay Kararları
1. ADLİYE AVLUSUNDA HUSUMETLİ TARAFIN YAKINLARINA ODAKLANARAK ÇEKİLEN FOTOĞRAFIN KİŞİSEL VERİ KAYDI OLARAK NİTELENDİRİLEMEMESİ
Olay. Sanık, tarafı olduğu davanın duruşma saatini adliye avlusunda beklerken, karşı tarafın annesi ve kardeşinin cep telefonu kamerasıyla tek kare fotoğrafını çekmiştir. İlk derece mahkemesi, olayda kişisel verilerin kaydedilmesi suçunun hukuka aykırılık unsurunun gerçekleşmediği düşüncesiyle beraat kararı vermiştir. Katılanların istinaf başvurusu üzerine duruşma açan bölge adliye mahkemesi ise fotoğraf çekme eylemini sabit kabul etmiş; TCK 135/1 ve birden fazla mağdura ilişkin zincirleme suç hükümlerini uygulayarak mahkûmiyet kurmuştur. Böylece aynı maddi olayın hem suç oluşturup oluşturmadığı hem de hangi suç tipine girdiği tartışmalı hâle gelmiştir.
Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi
Daire, husumetli tarafın yakınlarının duruşma beklerken görüntülerinin hedeflenerek kaydedilmesini TCK 134/1’in ikinci cümlesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini görüntü kaydıyla ihlal suçu kapsamında değerlendirmiştir. Bölge adliye mahkemesinin TCK 135/1 uyarınca hüküm kurmasını suç vasfında yanılgı sayarak kararı bozmuştur. Birden fazla katılana yönelen fiil bakımından TCK 43/2-1 hükümleri de değerlendirmeye dâhil edilmiştir. Dolayısıyla karar, fotoğraf çekmenin gerçekleşmediği veya sanığın mutlaka beraat etmesi gerektiği gerekçesine dayanmamaktadır. Bozmanın belirleyici nedeni, sabit görülen davranışa kişisel veri kaydı yerine özel hayatı koruyan özel düzenlemenin uygulanmasının gerekmesidir.
Kararın uygulamadaki önemi, bir görüntünün kişiyi belirlenebilir kılmasının her olayda doğrudan TCK 135 uygulamasını gerektirmediğini göstermesidir. Görüntünün elde edildiği ortam, çekimin yöneldiği kişi, taraflar arasındaki ilişki ve kaydın kişinin yaşamına müdahalesi birlikte incelenmelidir. Bu dosyadaki değerlendirmeden, adliye avlusunda çekilen bütün fotoğrafların kendiliğinden suç olduğu sonucu çıkarılamaz. Buna karşılık, açık alanda bulunmak da hedefli kayda koşulsuz rıza anlamına gelmez. İddianamenin kişisel veri suçuna dayanması, mahkemenin maddi olayı başka bir suç tipi altında değerlendirmesine engel değildir; savunma hakkı ve doğru hukuki nitelendirme birlikte korunmalıdır.
Yargıtay’ın kararı
Temyizde sanık müdafii, fotoğrafın kamuya açık alanda çekildiğini, sürekli bir izleme veya gözetim bulunmadığını ve suç işleme kastıyla hareket edilmediğini ileri sürmüştür. Katılanlar vekili ise cezanın azlığına ve ertelenmesine itiraz etmiştir. Yargıtay, tarafların bu iddialarını dosyada toplanan delillerle birlikte değerlendirmiş; kameranın katılanlara odaklanması suretiyle fotoğraf çekildiğinin sabit olduğunu kabul etmiştir. Bununla birlikte, eylemin ispatlanmış olması ile TCK 135 kapsamında nitelendirilmesi arasında zorunlu bir bağ bulunmadığını belirterek suç vasfını ayrıca denetlemiştir. Mahkûmiyetin konusu olan hareketin doğru norm altında ele alınması gerektiğini vurgulamıştır.
Künye: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 16.02.2026, E. 2023/4490, K. 2026/1451.
2. KİŞİSEL VERİ KAYDI MAHKÛMİYETİNİN DELİLLER YENİDEN DEĞERLENDİRİLEREK DURUŞMASIZ BERAATE DÖNÜŞTÜRÜLEMEMESİ
Olay. Sanık hakkında, katılana ait görüntüleri rızasına aykırı biçimde elde ederek kaydettiği iddiasıyla TCK 135/1 kapsamında kamu davası açılmıştır. İlk derece mahkemesi kişisel verilerin kaydedilmesi suçunun oluştuğunu kabul ederek on ay hapis cezasına, hak yoksunluklarına ve mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına karar vermiştir. Sanık müdafiinin istinaf başvurusunu inceleyen bölge adliye mahkemesi ise görüntülerin dosyada bulunmadığını ve sanığın savunmasının aksini kanıtlayan kesin delil elde edilemediğini değerlendirmiştir. Duruşma açmadan mahkûmiyet hükmünü kaldırmış; hüküm fıkrasına delil yetersizliğine dayalı beraat sonucu yerleştirerek başvuruyu düzeltilerek esastan reddetmiştir.
Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi
Daire, delil değerlendirmesi yapılmadan derhâl beraat verilebilecek durumlarla, mahkûmiyetin dayandığı delillerin yeniden tartışılmasını gerektiren durumları ayırmıştır. Somut olayda ikinci ihtimal bulunduğundan, bölge adliye mahkemesinin tarafları çağırarak duruşma açması ve delilleri değerlendirdikten sonra yeniden hüküm kurması gerektiğini belirtmiştir. Dosya üzerinden incelemeyle beraat sonucuna ulaşılmasını hukuka aykırı bularak kararı bozmuştur. Yargıtay, bozma nedeniyle diğer yönleri incelememiştir. Bu sebeple karar, fotoğrafın bulunmamasının önemsiz olduğu veya sanığın suçu kesin olarak işlediği şeklinde okunamaz. Verilen sonuç, yeniden yargılamanın yöntemine ilişkindir; maddi uyuşmazlık duruşmalı inceleme sonunda çözülecektir.
Karar, TCK 135 yargılamalarında dijital materyalin eksikliği ile tanık ve taraf anlatımlarının birbiriyle ilişkisinin dikkatle kurulması gerektiğini ortaya koyar. Görüntünün aslı, kayıt cihazı, başka dosyalardaki ifadeler ve rızanın kapsamı, her olayın koşullarına göre değerlendirilir. Ancak bu değerlendirmeyi yapan istinaf merciinin, delillerin doğrudan tartışılmasını gerektiren bir uyuşmazlığı teknik düzeltme yetkisi içinde çözmesi mümkün değildir. Savunma ve katılma hakları bakımından duruşma, yalnızca şekli bir işlem olarak görülemez. İçtihadın emsal değeri, suçun unsurları hakkında kesin bir kabulden ziyade, kişisel veri suçlarında mahkûmiyetten beraate geçişin usule uygun delil incelemesine dayanması gerektiğinde yoğunlaşmaktadır.
Yargıtay’ın kararı
Katılan vekili temyizinde, sanığın başka bir mahkemede tanık olarak verdiği ifadede katılanı öperken fotoğraf çekildiğini kabul ettiğini ileri sürmüştür. Bu nedenle fotoğrafın dosyada bulunmamasının tek başına beraat gerektirmeyeceğini savunmuştur. Böylece uyuşmazlık, yalnızca bir kanun hükmünün yorumlanmasına ilişkin kalmamış; beyanların anlamı, görüntünün varlığı ve rıza dışında elde edilip edilmediği gibi maddi meselelerde farklı delil değerlendirmelerini içermiştir. Yargıtay, bölge adliye mahkemesinin yaptığı işlemin basit bir hüküm düzeltmesi olarak kabul edilip edilemeyeceğini bu çerçevede incelemiştir. Tarafların deliller hakkındaki görüşlerinin doğrudan alınmasının önemi üzerinde durulmuştur.
Künye: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 10.02.2026, E. 2023/6730, K. 2026/1240.
3. MUHTARLIK VE JANDARMAYA BİLDİRİM İÇİN SİTE SAKİNLERİNDEN BİLGİ TOPLANMASINDA HUKUKA AYKIRI KAYIT KASTININ SAPTANAMAMASI
Olay. Sanık, katılanın da oturduğu sitenin yönetiminde başkan yardımcısı olarak görev yapmıştır. Site sakinlerinin kimlik numarası, adı, soyadı ve telefon numarası bilgilerinin, muhtarlık ve jandarmaya verilmek üzere site görevlisi tarafından kâğıda yazdırıldığı ileri sürülmüştür. İlgili kurumlara iletilen listelerde yalnızca ad, soyad ve ikametin geçici olup olmadığına ilişkin bilgilerin bulunduğu anlaşılmıştır. İlk derece mahkemesi, teslim edilmeyen diğer kişisel bilgilerin hukuka aykırı kaydedildiği düşüncesiyle TCK 135/1 kapsamında mahkûmiyet kararı vermiştir. Bu değerlendirmede, verinin yazılı hâle getirilmesi ile hukuka aykırı kayıt arasındaki ilişkinin kurulması belirleyici olmuştur.
Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi
Katılan vekili, araştırmanın eksik olduğunu ve beraat kararının hatalı değerlendirmeye dayandığını ileri sürerek temyize başvurmuştur. Yargıtay, dosyadaki iddia ve savunmaların bütün delillerle birlikte tartışıldığını ve beraat sonucunun dosya kapsamıyla uyumlu olduğunu kabul etmiştir. Hukuka aykırılık saptamayarak temyiz istemini esastan reddetmiş ve hükmü onamıştır. Kararda özellikle sanığın suç kastıyla hareket ettiğini gösteren delilin bulunmaması ve bilgilerin açıklanan amaç dışında kullanıldığına dair olguya rastlanmaması etkili olmuştur. Bu sonuç, site yönetimlerinin her türlü kişisel veriyi sınırsız biçimde toplayabileceğine ilişkin genel bir yetki tanınması anlamına gelmemektedir; değerlendirme somut olayın kanıtlanan koşullarıyla sınırlıdır.
İçtihat, kişisel bilginin bir listeye yazılmasının tek başına ceza sorumluluğunu kurmaya yetmediğini göstermektedir. TCK 135 bakımından kayıt hareketinin yanında hukuka aykırılık ve kast da somutlaştırılmalıdır. Yönetim görevinin kapsamı, bilginin kimden istendiği, hangi kurum için toplandığı ve başka amaçla kullanılıp kullanılmadığı bu incelemeyi yönlendirir. Öte yandan, ceza davasında beraat verilmesi, veri işleme faaliyetinin bütün idari ve özel hukuk kuralları bakımından ayrıca denetlenemeyeceği anlamını taşımaz. Kararın temel katkısı, veri koruma alanındaki her uygunsuzluğu otomatik olarak ceza suçuna dönüştürmek yerine, isnat edilen kayıt fiilinin unsurlarını olay ve delil temelinde ayrı ayrı araştırma gereğini ortaya koymasıdır.
Yargıtay’ın kararı
Bölge adliye mahkemesi, site yönetimi başkanının şehir dışında olması nedeniyle sanığın yönetimdeki belgelere o sırada ulaşamadığını, bu sebeple bilgileri katılan ve diğer sakinlerden istediğini değerlendirmiştir. Sanığın verileri hukuka aykırı biçimde başka bir kaynaktan ele geçirdiği kabul edilmemiştir. Bilgilerin muhtarlık ve jandarma dışındaki kişilere verildiğine, yayıldığına veya farklı bir hukuka aykırı amaç için kullanıldığına ilişkin iddia ve delil bulunmadığı da dikkate alınmıştır. Böylece kayıt işleminin bağlamı, istenen bilgilerin kaynağı ve verinin sonraki kullanımına ilişkin olgular bir arada incelenmiştir. Mahkûmiyet kaldırılarak beraat kararı verilmiştir.
Künye: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 30.09.2025, E. 2023/6309, K. 2025/6853.
4. AD VE SOYADLA BİRLİKTE MAAŞ BİLGİSİNİN SOSYAL MEDYAYA KAYDEDİLİP PAYLAŞILMASINDA SORUŞTURMANIN KAPATILAMAMASI
Olay. Şikâyetçi, adı ve soyadıyla birlikte ekonomik durumuna ilişkin maaş bilgisinin şüpheliye ait sosyal paylaşım hesabına kaydedilerek yayımlandığını ileri sürmüştür. Soruşturma sonunda kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiş; bu karara yönelik itiraz da sulh ceza hâkimliğince reddedilmiştir. Uyuşmazlık daha sonra kanun yararına bozma incelemesine taşınmıştır. Dosya, bir kişinin kimlik bilgisiyle ilişkilendirilen gelir bilgisinin sosyal medya ortamında kullanılmasının yalnızca gündelik bir paylaşım olarak görülüp görülemeyeceği noktasında önem taşımaktadır. Burada incelenen karar, suçun işlendiğini kesinleştiren bir mahkûmiyet değil, soruşturmanın kapatılmasına karşı yapılan itirazın denetimidir.
Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi
Daire, somut isnadın hem kişisel verilerin kaydedilmesi hem de verileri hukuka aykırı verme veya ele geçirme suçunu oluşturabilecek nitelikte olduğunu belirtmiştir. TCK 44/1 kapsamında daha ağır cezayı gerektiren TCK 136 yönünden dava açılarak delillerin mahkemece değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir. Bu nedenle itirazın reddine ilişkin kararı hukuka aykırı bulmuş ve kanun yararına bozma sonucuna ulaşmıştır. Kararın özü, verinin hukuka aykırı kullanıldığının yargılama yapılmaksızın kesin olarak sabit sayılması değildir. İsnadın, yeterli hukuki değerlendirme yapılmadan yargılama dışı bırakılmasını engelleyen bir denetim söz konusudur. Mahkûmiyet için gereken ispat değerlendirmesi ile dava açılmasını gerektiren aşama birbirinden ayrılmıştır.
Karar, kişisel veri suçlarında kayıt ile yaymanın aynı olay içinde birleşmesi hâlinde suçların içtimaının ayrıca tartışılması gerektiğini göstermektedir. Aynı veriyle ilgili her teknik aşamadan otomatik olarak ayrı ceza çıkarılması doğru olmayacağı gibi, yalnızca kayıt suçunun değerlendirilip daha ağır nitelikteki yayma hareketinin görmezden gelinmesi de uygun değildir. Maaş bilgisinin kimlik bilgileriyle bir araya getirilmesi, kişiyi ekonomik durumu üzerinden belirlenebilir kılan somut bir veri bütünlüğü yaratır. Bu nedenle soruşturma makamı, bilginin elde edilmesi ve paylaşılması arasındaki bağlantıyı açıklığa kavuşturmalıdır. İçtihadın ağırlığı, sosyal medya paylaşımlarının kişisel veri koruması dışında sayılamayacağını ve hukuki vasıflandırmanın soruşturma aşamasında da titizlik gerektirdiğini ortaya koymasındadır.
Yargıtay’ın kararı
Yargıtay, adı ve soyadıyla belirlenen kişiye ait maaş bilgisinin kişisel veri niteliğini esas almıştır. Böyle bir verinin hesaba kaydedilip başkalarına sunulması, kayıt hareketi bakımından TCK 135’i; verme veya yayma hareketi bakımından TCK 136’yı gündeme getirebilir. Dolayısıyla şikâyetin konusu, yalnızca bilginin doğru olup olmadığına veya paylaşımın sosyal medyada yapılmasına indirgenemez. Verinin kime ait olduğu, paylaşımı yapan kişinin bu veriyi kullanma yetkisinin bulunup bulunmadığı ve başkalarının erişimine hangi biçimde açıldığı araştırılmalıdır. Soruşturmanın sonuçlandırılması sırasında bu fiillerin ceza hukuku bakımından taşıdığı anlamın göz ardı edilmesi mümkün değildir.
Künye: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 24.04.2024, E. 2022/5608, K. 2024/1855.
5. ORTAK İŞYERİ BİLGİSAYARINDAKİ SOSYAL MEDYA FOTOĞRAFLARININ HATIRA AMACIYLA BELLEĞE ALINMASINDA BERAAT GEREKÇESİ
Olay. Sanık ile katılanlar aynı kurumda çalışmaktadır. Uyuşmazlık, katılanların Facebook ortamında yayımladıkları ve işyerinde ortak kullanılan bilgisayarda bulunan fotoğrafların sanık tarafından taşınabilir belleğe kaydedilmesinden doğmuştur. Sanık, bu fotoğrafları hatıra amacıyla aldığını savunmuştur. Yerel mahkeme, savunmanın aksinin kanıtlanamadığını değerlendirerek kişisel verilerin kaydedilmesi suçundan beraat kararı vermiştir. Cumhuriyet savcısı ise kayıt hareketinin suç oluşturduğunu ve mahkûmiyet gerektiğini ileri sürmüştür. Böylece dosya, fotoğrafın teknik olarak başka bir belleğe aktarılmış olmasının yanında, verinin erişilebilirliği ve fiilin hukuka aykırı niteliğinin ispatı yönünden temyiz incelemesine konu olmuştur.
Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi
Buna karşılık beraat hükmünün kurulmasında usule ilişkin bir eksiklik belirlenmiştir. Yerel mahkeme, uyguladığı beraat bendini hüküm fıkrasında göstermemiştir. Yargıtay, CMK 232/6’ya aykırı bu eksikliği bozma nedeni saymış; yeniden yargılama gerekmemesi nedeniyle hükmü kendisi düzeltmiştir. Sanığa yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmaması gerekçesiyle CMK 223/2-a uyarınca beraat edildiğini hüküm fıkrasına ekleyerek kararı düzeltilerek onamıştır. Böylece sonuç beraat olarak korunmuş, yalnızca hukuki dayanak açık hâle getirilmiştir. Karar, suçun oluşmadığı kabulü ile yeterli delil bulunmadığı kabulünün hüküm fıkrasında aynı şekilde ifade edilemeyeceğini de göstermektedir.
Bu içtihat değerlendirilirken tarihsel bağlamı korunmalıdır. Karardan, sosyal medyada yayımlanan bütün fotoğrafların herkes tarafından sınırsız biçimde kaydedilebileceği veya başka amaçlarla kullanılabileceği yönünde genel bir izin çıkarılamaz. Somut dosyada paylaşımın koşulları, ortak bilgisayar ve çürütülemeyen savunma birlikte etkili olmuştur. Başka bir kişinin kimliğine bürünme, tehdit amacıyla kullanma veya yetkisiz kişilere yayma gibi farklı hareketler ayrıca değerlendirilir. Kararın TCK 135 bakımından öğretici yönü, teknik kayıt işleminin varlığı ile suçun bütün unsurlarının gerçekleşmesi arasındaki farkı görünür kılmasıdır. Ayrıca beraat kararlarının da açık, denetlenebilir ve doğru kanun bendine dayanan hüküm fıkralarıyla kurulması gerektiğini ortaya koyar.
Yargıtay’ın kararı
Yargıtay, karar tarihinde benimsediği kişisel veri değerlendirmesini somut dosyanın özellikleriyle ilişkilendirmiştir. Katılanların kendilerinin sosyal medyada yayımladığı fotoğrafların ortak bilgisayarda bulunması ve sanığın hatıra amacıyla kayıt yaptığına ilişkin savunmasının çürütülememesi, beraat sonucunu destekleyen unsurlar olarak kabul edilmiştir. İnceleme, bellek içinde görüntü bulunmasının her durumda ceza sorumluluğu doğuracağı varsayımına dayanmamıştır. Verinin elde bulunduğu ortam ve sanığın hareketinin dosyaya yansıyan bağlamı birlikte ele alınmıştır. Daire, mahkemenin beraate ilişkin esas kabulünde isabetsizlik görmemiş; savcının eylemin sabitliğine dayanarak mahkûmiyet isteyen itirazlarını bu yönüyle reddetmiştir.
Künye: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 26.04.2017, E. 2015/15816, K. 2017/3462.
6. KREDİ KARTI BİLGİLERİNİN KULLANILMASIYLA YALNIZCA KAYDEDİLMESİNİN AYRILMASI VE MAĞDUR SAYISINA GÖRE ZİNCİRLEME SUÇ DENETİMİ
Olay. Sanık hakkında hem kredi kartının kötüye kullanılması hem de kişisel bilgilerin hukuka aykırı kaydedilmesi nedeniyle mahkûmiyet hükümleri kurulmuştur. Dosyada bir şikâyetçiye ait kart bilgilerinin alışverişte kullanılması ile başka bir mağdurun kişisel bilgilerinin kaydedilmesi farklı hukuki değerlendirmeler gerektirmiştir. Yerel mahkeme, kişisel veri kaydı yönünden birden fazla mağdur bulunduğunu kabul ederek zincirleme suç hükümlerini uygulamıştır. Yargıtay ise hangi mağdura yönelen hareketin hangi suç içinde değerlendirildiğini ayrı ayrı incelemiştir. Böylece aynı kart bilgisine ilişkin kayıt ve kullanımın mükerrer cezalandırmaya yol açacak şekilde birbirinden koparılıp koparılamayacağı, dosyanın temel sorunu hâline gelmiştir.
Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi
Yargıtay, veri kaydı mahkûmiyetini yalnızca içtima ve zincirleme suç yönünden denetlemekle kalmamıştır. Bozma öncesindeki hapis cezasına göre adli para cezasına çevirmenin sanık lehine olduğu gözetilmeden kazanılmış hak değerlendirmesi yapılmasını da hatalı bulmuştur. Ayrıca adli sicilde görülen kaydın hükmün açıklanmasının geri bırakılması niteliğinde olduğunu ve suç tarihi itibarıyla tek başına yeni bir HAGB kararına engel sayılamayacağını belirtmiştir. Sanığın kişiliği ve duruşmadaki tutumu değerlendirilmeden yalnızca sabıka kaydına dayanılarak HAGB’nin reddi yeterli görülmemiştir. Bu nedenlerle kişisel veri suçuna ilişkin hüküm bozulmuş; kartın kötüye kullanılması yönündeki onama sonucu korunmuştur.
Karar, mali nitelikteki kişisel verilerin birden fazla suç tipine temas etmesi hâlinde mağdur ve fiil temelinde ayrıntılı bir çözümleme yapılmasını gerektirir. Aynı kişinin kart bilgilerini kaydetme ve bunlarla alışveriş yapma hareketleri ile başka bir kişinin verisini yalnızca kaydetme hareketi, otomatik biçimde tek zincirleme suç hesabında birleştirilemez. Mahkeme önce her mağdur yönünden gerçekleşen fiili belirlemeli, ardından özel suç ilişkisini ve olası içtimayı tartışmalıdır. Cezanın bireyselleştirilmesi de bu maddi ayrımdan bağımsız bir zorunluluktur. Dosyanın emsal değeri, veri kaydının başka bir suçun işleniş süreci içinde yer aldığı olaylarda hem mükerrer cezalandırmanın hem de gerekçesiz ceza artırımının önlenmesinde bulunmaktadır.
Yargıtay’ın kararı
Daire, kart bilgileri kullanılarak alışveriş yapılması biçimindeki eylemlerin ilgili mağdur esas alınarak bir bütün hâlinde TCK 245/1 kapsamındaki suçu oluşturduğunu kabul etmiş ve bu mahkûmiyet hükmünü onamıştır. Kişisel verilerin kaydedilmesine ilişkin incelemede ise aynı mağdura ait kart bilgilerinin ayrıca zincirleme veri kaydı suçunun mağdur sayısına eklenmesini doğru bulmamıştır. TCK 135/1 kapsamında ayrıca değerlendirilmesi gereken kişi, kartın kötüye kullanılması suçuna konu olmayan diğer mağdurdur. Mahkemenin birden fazla kişiye karşı veri kaydı yapıldığı düşüncesiyle artırıma gitmesi, bu nedenle hukuka aykırı bulunmuştur. Hangi hareketin hangi hükümle tüketildiğinin açıklanması gerektiği ortaya konulmuştur.
Künye: Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 25.01.2017, E. 2016/9037, K. 2017/696.
7. RAKİP ECZANENİN DIŞ CEPHESİNE YÖNELTİLEN KAMERADA KAYIT İÇERİĞİ İNCELENMEDEN KİŞİSEL VERİ SUÇU KURULAMAMASI
Olay. Katılan ile sanıklardan biri aynı bölgede eczane işletmekte; diğer sanık da eşinin işyerinde çalışmaktadır. Aralarında ticari rekabet ve geçmişten gelen husumet bulunmaktadır. Sanıkların, katılanın eczanesini açıp kapatma saatlerini, hafta sonu çalışmasını, müşteri ve ziyaretçilerini belirlemek amacıyla kendi işyerlerindeki kamerayı karşı eczaneye yönelttikleri ileri sürülmüştür. Yerel mahkeme, görüntülerin bilgisayara kaydedilmesini kişisel verilerin kaydedilmesi suçu kapsamında değerlendirmiştir. Dosyada kamera sisteminin kurulma zamanı, kamera sayısının artırılması ve üçüncü kameranın yönünün değiştirilmesi gibi teknik ayrıntılar bilirkişi incelemesine konu edilmiştir. Taraflar arasındaki husumet de mahkemenin değerlendirmesinde yer almıştır.
Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi
Daire, dosyadaki bu görüntüleri katılana ait kişisel veri ve özel yaşam alanını ihlal eden görüntü niteliğinde kabul etmemiştir. Bu nedenle TCK 135 mahkûmiyetleri yerine beraat verilmesi gerektiğini belirterek hükümleri bozmuştur. Ayrıca adli para cezasına çevirirken tam gün sayısının gösterilmemesini ve olumlu değerlendirilen kişilik özelliklerine rağmen HAGB’nin soyut gerekçelerle reddini de eleştirmiştir. Kararın temel sonucu, kameranın karşı işyerine yöneltilmesinin her durumda serbest olduğu biçiminde değildir. Bozma, incelenen kayıtların içeriğinin mahkûmiyete dayanak yapılan kişisel veri ve mahremiyet iddiasını karşılamamasına dayanmaktadır. İsnat edilen amaç ile kanıtlanan kayıt içeriğinin özdeş sayılamayacağı kabul edilmiştir.
Bu tarihli kararın uygulamadaki değeri, kamera uyuşmazlıklarında hedeflenen alanın ve elde edilen görüntünün somutlaştırılmasını istemesidir. Görüş açısı, çözünürlük, kaydın sürekliliği ve kişilerin hangi bilgilerinin ortaya çıktığı belirlenmeden yalnızca husumete dayanılarak suç kurulamaz. Bununla birlikte içtihattaki kişisel veri tanımı, daha sonraki geniş koruma yaklaşımından bağımsız ve değişmez bir ölçüt gibi aktarılmamalıdır. Güncel bir olayda verinin aleniliği, kayıt amacı ve hukuka uygunluk nedenleri ayrıca değerlendirilir. Karar, güvenlik kamerası gerekçesinin her kaydı meşru kılmadığını; buna karşılık kötü niyet iddiasının da kaydın içeriği incelenmeden mahkûmiyet için yeterli olmadığını gösteren olaya özgü bir örnektir.
Yargıtay’ın kararı
Yargıtay, hukuka aykırı kişisel veri kaydının unsurlarını açıklarken kişinin belirlenebilirliğini, bilginin niteliğini ve failin hukuka aykırı hareket ettiğine ilişkin bilincini tartışmıştır. Bunun yanında özel hayat görüntülerinin kaydı bakımından TCK 134 ile TCK 135 arasındaki norm ilişkisini ele almıştır. Ancak soyut tanımlarla yetinmemiş; ele geçirilen sabit diskte gerçekten neyin kaydedildiğine bakmıştır. Bilirkişi raporuna göre görüntüler, eczanenin dış bölümünü, zaman zaman önünde duran veya içeri girip çıkan insanları ve kimi zaman kapalı kepenkleri göstermektedir. İddia edilen ayrıntılı yaşam veya müşteri takibiyle, kayıt içeriğinin ortaya koyduğu olgular arasında ayrım yapılmıştır.
Künye: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 17.02.2014, E. 2013/9669, K. 2014/3760.
8. DİNİ VE FELSEFİ GÖRÜŞLERLE SAĞLIK VE CİNSEL HAYATA İLİŞKİN BİLGİLERİN KİŞİ BAZINDA DOSYALANMASI
Olay. Sanıklar hakkında yürütülen soruşturmada ev, işyeri ve bilgisayarlarda bulunan belgeler incelenmiştir. Dosyadaki kayıtların yalnızca ad, soyad, adres ve telefon numarası gibi iletişim bilgilerini içermediği; kişilerle ilişkilendirilmiş sağlık, cinsel ve ahlaki eğilim, etnik köken, siyasi, felsefi ve dini görüş bilgilerini de kapsadığı belirlenmiştir. Bu kayıtlar nedeniyle kişisel verilerin kaydedilmesi suçundan mahkûmiyet hükümleri kurulmuştur. Dosyanın arka planında dini faaliyetler bulunmakla birlikte ceza hukuku bakımından incelenen hareket, kişilerin inanç açıklaması veya bir inancı yayması değil, başka kişilere ilişkin verilerin hukuka aykırı biçimde kayda geçirilmesidir. Bu ayrım, kararın konusunun doğru anlaşılması bakımından belirleyicidir.
Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi
Daire, mahkûmiyetin esasını ortadan kaldıran bir neden görmemiş; hüküm fıkrasında TCK 135/2’ye yapılan yollamanın eksik bırakılmasını düzeltilebilir hukuka aykırılık olarak değerlendirmiştir. Yeniden yargılama gerektirmediğinden, ilgili bölüme TCK 135/2 yollamasıyla uygulama yapıldığını belirten ibareyi ekleyerek hükmü düzeltilerek onamıştır. Böylece dosyada mahkûmiyet sonucu korunmuş; verilerin niteliğine uygun kanuni dayanak açıklaştırılmıştır. Karar, bütün adres veya telefon listelerinin kendiliğinden suç oluşturduğunu söylememektedir. Yargılamada kabul edilen kayıtların içeriği ve hukuka aykırılık, sonuç bakımından birlikte önem taşımaktadır. Düzeltmenin konusu suçun varlığına ilişkin yeniden değerlendirme değil, hükümde eksik kalan norm bağlantısıdır.
İçtihat, kişisel veri kaydının yalnızca kimlik numarası veya banka bilgisiyle sınırlı olmadığını somutlaştırır. Kişinin inancı, sağlığı veya cinsel hayatına ilişkin kayıtlar, bireyi fişleyen ve onun hakkında değerlendirme üretmeye elverişli bir dosya bütününün parçası olabilir. Bu verilerin hangi amaçla, kimin yetkisine dayanılarak ve hangi kapsamda toplandığı açıklanmalıdır. Bununla birlikte kararın uygulandığı tarihsel kanun metni, bugün yürürlükteki düzenlemeyle özdeş kabul edilmemelidir; TCK 135/2 sonradan değiştirilmiştir. Kararın emsal değeri, hassas verilerin hukuka aykırı kaydına ilişkin koruma ve hükümde doğru fıkranın gösterilmesi zorunluluğudur. Dini faaliyetin varlığına değil, kişisel veriye yönelik kanıtlanan müdahaleye dayalı değerlendirme yapılması gerekir.
Yargıtay’ın kararı
Yargıtay incelemesinde, kaydedilen bilgilerin içerik itibarıyla kişilerin kimliğini ve özelliklerini ortaya koyduğu kabul edilmiştir. İletişim bilgilerinin yanında daha hassas kişisel alanlara ilişkin değerlendirmelerin bulunması, uygulanacak fıkranın doğru gösterilmesini gerektirmiştir. Suç tarihinde yürürlükte olan TCK 135/2 düzenlemesi, belirli nitelikteki kişisel verilerin hukuka aykırı kaydını ayrıca düzenlemekteydi. Bu nedenle mahkemenin, yalnızca genel kayıt hükmüne dayanıyormuş izlenimi veren bir hüküm fıkrasıyla yetinmesi uygun görülmemiştir. Yargıtay, mahkûmiyetin dayandığı maddi kabul ile uygulanması gereken kanun hükmü arasındaki bağlantıyı denetlemiştir. Kayıtların hassas içeriği, hukuki vasıflandırmanın merkezine yerleştirilmiştir.
Künye: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 13.01.2014, E. 2013/25593, K. 2014/165.
9. AİLE SAĞLIĞI MERKEZİNDE İZİNSİZ FOTOĞRAF ÇEKİLDİĞİ İDDİASININ HUSUMETLİ TANIK ANLATIMIYLA KANITLANAMAMASI
Olay. Sanık aile sağlığı merkezinde ebe olarak çalışmaktadır. Katılan ise aralarında önceye dayalı husumet bulunan bir eczane çalışanıdır. Katılanın sağlık merkezine geldiği sırada sanığın cep telefonuyla izinsiz fotoğrafını çektiği ileri sürülmüş ve kişisel verilerin kaydedilmesi suçundan dava açılmıştır. Dosyada tarafların anlatımları ve işyerinde bulunan kişilerin beyanları değerlendirilmiştir. Ancak katılana ait çekildiği ileri sürülen fotoğraf tespit edilememiştir. Sanık, isnat edilen kaydı yaptığını kabul etmemiş; aynı ortamda bulunan çalışma arkadaşının anlatımı da bu savunmayla uyumlu görülmüştür. Yerel mahkeme, mahkûmiyet için gereken kesinliğe ulaşılamadığı gerekçesiyle beraat kararı vermiştir.
Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi
Daire, sanığın kişisel verileri kaydetmeye veya özel hayatın gizliliğini ihlal etmeye yönelik fiilini kuşkuya yer bırakmayacak biçimde ortaya koyan delil bulunmadığını kabul etmiştir. Yerel mahkemenin beraate ilişkin takdirinde dosya kapsamına aykırılık görmeyerek hükmü onamıştır. Bu sonuç, katılanın anlatımının her durumda değersiz olduğu ya da fotoğraf ele geçirilemeyen bütün olaylarda beraat verilmesi gerektiği anlamına gelmez. Somut dosyada mevcut delillerin birbirini doğrulama gücü yetersiz bulunmuştur. Sanıkla tanık arasındaki husumet tek başına dışlama nedeni yapılmamış; anlatımın diğer maddi olgularla desteklenip desteklenmediği değerlendirilmiştir. Mahkûmiyetin varsayıma veya taraflar arasındaki gerginliğe dayanamayacağı esas alınmıştır.
Karar, kişisel veri suçlarında ispatın teknik ve kişisel delillerin birlikte değerlendirilmesini gerektirdiğini gösterir. Telefon incelemesi, görüntünün bulunup bulunmaması, olayın gerçekleştiği yer ve tanıkların gözlem imkânı somutlaştırılmalıdır. Sanığın kaydı sonradan silmiş olabileceğine ilişkin ihtimal, bunu destekleyen olgu bulunmadıkça kesin delilin yerine geçirilemez. Aynı şekilde husumet, suç işlenmiş olabileceğini düşündürse de tek başına suçun işlendiğini kanıtlamaz. İçtihadın temel katkısı, TCK 135 ile TCK 134 arasındaki vasıflandırma tartışmasından önce fiilin sübutunun çözülmesi gerektiğini ortaya koymasıdır. Hukuki nitelendirmenin değiştirilmesi, ispat eksikliğini gideren bir araç olarak kullanılamaz; her alternatif nitelendirme kanıtlanan maddi olaya dayanmalıdır.
Yargıtay’ın kararı
Temyiz incelemesinde Yargıtay, bir görüntünün kişisel veri olması ile özel hayat görüntüsünün hangi suç tipi altında korunacağı arasındaki ayrımı açıklamıştır. Şikâyette tarif edilen davranışın koşullarına göre TCK 134/1’in ikinci cümlesi kapsamında değerlendirilmesi gündeme gelebileceğini belirtmiştir. Bununla birlikte olası hukuki nitelendirme, maddi fiilin gerçekleştiğini kanıtlama zorunluluğunu ortadan kaldırmaz. Dosyadaki fotoğraf eksikliği, sanık savunması ve tanıkların konumları birlikte ele alınmıştır. Özellikle sanıkla husumeti bulunan kişinin anlatımının, diğer deliller karşısındaki güvenilirliği değerlendirilmiştir. Telefonun kullanılmış olması ile katılanın hedef alınarak görüntüsünün kaydedilmiş olması, aynı olgu olarak kabul edilmemiştir.
Künye: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 19.01.2015, E. 2014/11488, K. 2015/576.
10. ÖĞRENCİLERİN ADLİYE DIŞINDA FOTOĞRAFLANDIĞI İDDİASINDA KAYIT İÇERİĞİ VE SÜREKLİ TAKİBİN ORTAYA KONULAMAMASI
Olay. Olayın arka planında, sanığın öğretmen olan eşinin öğrencilerine yönelik hakaret iddiasıyla karşılaştığı bir soruşturma bulunmaktadır. Öğrenciler, katılan olan okul idarecisi ve diğer kişilerle birlikte adliyeye gelmiştir. Sanığın adliye dışında bu kişilerin fotoğraflarını çektiği ileri sürülmüş; kişisel verilerin kaydedilmesi ve hakaret suçları yönünden yargılama yapılmıştır. İncelenen kişisel veri uyuşmazlığında, çekildiği iddia edilen fotoğrafların dosyada bulunmaması ve içeriğin belirlenememesi önem taşımıştır. Yerel mahkemenin veri kaydı yönünden mahkûmiyet kabulü, sanık müdafii tarafından temyize taşınmıştır. Yargıtay, kamuya açık yerdeki görüntü kaydı iddiasının hangi somut bilgilerle desteklendiğini incelemiştir.
Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi
Yargıtay, dosya kapsamı karşısında kişisel verilerin kaydedilmesi suçundan mahkûmiyet kurulmasını hukuka aykırı bulmuştur. Fiilin niteliği ve kayıt içeriği bakımından ortaya çıkan eksiklikler nedeniyle beraat verilmesi gerektiği değerlendirmesiyle hükmü bozmuştur. Kararda açık alan görüntülerine ilişkin yapılan açıklamalar, somut delil durumuyla birlikte anlaşılmalıdır. Daire, yalnızca fotoğrafın adliye dışında çekildiği iddiasından hareketle kişisel veri suçunun oluştuğunu kabul etmemiştir. Suç tipinin aradığı verinin ve hukuka aykırı kaydın belirlenmesi gerektiğini esas almıştır. Bu sonuç, kişinin bir kamu binası önünde bulunmasının onu bütün kişisel veri korumasından çıkardığı anlamını taşımamaktadır; dosyadaki ispat ve içerik sorunları belirleyici olmuştur.
Karar, eğitim ve iş ilişkilerinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda karşı tarafı fotoğraflama iddiasının dikkatli incelenmesini gerektiren bir örnektir. İsnat edilen kayıt gerçekten mevcut mu, kimleri belirlenebilir kılıyor, hangi özel bilgiyi açığa çıkarıyor ve sürekli takip zincirinin parçası mı soruları ayrı ayrı cevaplandırılmalıdır. Soruşturmanın tarafı olmak veya delil topladığını söylemek, kayıt almaya sınırsız yetki vermez. Buna karşılık ceza sorumluluğu da kayıt içeriği ortaya konulmadan varsayılamaz. İçtihadın tarihsel veri tanımına ilişkin açıklamaları sonraki kararlarla birlikte okunmalıdır. Emsal değeri, taraflar arasındaki anlaşmazlığın varlığından doğrudan suç sonucuna geçilmesini engellemesi ve kişisel veri kaydına ilişkin somutlaştırma zorunluluğunu vurgulamasıdır.
Yargıtay’ın kararı
Daire, kişisel veri ve özel hayat kavramlarını açıklayarak açık alanda bulunmanın bütün görüntülerin sınırsız kaydına rıza sayılamayacağını belirtmiştir. Bir kişinin günlük hareketlerini, görüştüğü kişileri ve ilişkilerini ortaya çıkarmak amacıyla sürekli denetim altında tutulması, özel hayat bakımından ayrıca önem taşıyabilir. Ancak dosyada böyle bir süreklilik veya kişinin özel yaşam alanına yönelen somut bir takip ortaya konulamamıştır. Üstelik isnada konu fotoğraflar elde edilemediğinden, kaydın kimi ve hangi ayrıntıları içerdiği belirlenememiştir. Böylece mahkûmiyetin dayandığı hukuka aykırı kayıt kabulünün maddi zemini tartışmalı kalmıştır. Tarafların soruşturma nedeniyle adliyede bulunması, bu eksikliği kendiliğinden gidermemektedir.
Künye: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 19.01.2015, E. 2014/11938, K. 2015/593.
11. BOŞANMA DAVASI İÇİN ÖZEL ARAŞTIRMA YAPAN EMEKLİ POLİSİN FOTOĞRAF KAYDETTİĞİ KANITLANMADAN CEZALANDIRILAMAMASI
Olay. Mağdur kadın, Amerika’da yaşayan eşiyle arasındaki boşanma davası sırasında kızıyla birlikte İzmir’deki yakınlarının evinde kalmaktadır. Yurt dışındaki eş, bir aracı üzerinden sanığa ulaşmış; fotoğraflar göndererek eşinin görüntülerini çekip kendisine iletmesini istemiştir. Sanık, güvenlikle korunan siteye gidip emekli polis kartını göstermiş ve burada kalan kişiler hakkında bilgi toplamaya, fotoğraf çekmeye çalışmıştır. Güvenlik görevlileri bu talebi reddetmiştir. Ertesi gün başka bir emekli polisle yeniden siteye gelinmiş; fotoğraf çekme girişimi sırasında görevlilerle tartışma yaşanmıştır. Yapılan incelemede sanığın fotoğraf makinesinde mağdur veya müştekilere ait çekilmiş fotoğraf bulunamamıştır.
Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi
Daire, dosyadaki maddi olgulara göre sanığın üzerine atılı özel hayatın gizliliğini ihlal veya kişisel verilerin kaydedilmesi suçlarının unsurlarının oluşmadığını kabul etmiştir. Fotoğraf makinesinde mağdur ve müştekilere ait kayıt bulunmaması, güvenlik görevlilerinin müdahaleleri ve olayın gerçekleşme biçimi birlikte değerlendirilmiştir. Bu durumda beraat yerine mahkûmiyet kurulmasını da bozma nedeni saymıştır. Hüküm hem görev hem esas bakımından bozulmuştur. Karar, özel dedektiflik veya emekli kolluk kimliğinin kişisel veri toplamaya yetki verdiğini kabul etmez. Sanığın bu sıfatları kullanmış olması ile cezalandırılan kayıt hareketinin gerçekten oluşmuş bulunması birbirinden ayrı meseleler olarak değerlendirilmiştir.
İçtihadın önemi, boşanma davasına delil sağlama amacıyla yürütülen özel araştırmalarda suçun unsurlarının somut delille belirlenmesini istemesidir. Bir eşin talimatı, diğer eşin mahremiyet ve kişisel veri hakları üzerinde genel tasarruf yetkisi doğurmaz. Emekli polis kartı da güncel bir adli yetki yerine geçmez. Buna karşılık bilgi isteme veya fotoğraf çekmeye yönelme iddiasından, tamamlanmış veri kaydı suçuna doğrudan geçilemez. Mahkeme, gerçekleştirilen hareketi, elde edilen bilgiyi ve varsa kaydı ayrı ayrı göstermelidir. Karardaki beraat gereği, girişimin her yönüyle hukuka uygun olduğu düşüncesinden değil, somut isnadın kanuni unsurlarının gerçekleşmemesinden kaynaklanmaktadır. Görev kurallarının doğru uygulanması da bu maddi incelemenin ön koşuludur.
Yargıtay’ın kararı
Sulh ceza mahkemesi, sanığı TCK 135/1 kapsamında kişisel verilerin kaydedilmesi suçundan mahkûm etmiştir. Yargıtay öncelikle, uygulanan suçun ceza üst sınırına göre davaya bakmakla görevli mahkemenin asliye ceza mahkemesi olduğunu belirlemiştir. Görevsizlik kararı verilmesi gerekirken esasa girilmesini hukuka aykırı saymıştır. Ayrıca kabul ve uygulama yönünden de inceleme yaparak özel hayatın yalnızca kapalı mekânlarla sınırlı olmadığını açıklamıştır. Açık alandaki sürekli takip ve kişinin ilişkilerini ortaya çıkaran gözetim, mahremiyet bakımından önem taşıyabilir. Bununla birlikte böyle bir ihtimalin varlığı, isnat edilen kayıt fiilinin somut olayda gerçekleştiği anlamına gelmemektedir.
Künye: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 30.10.2013, E. 2012/32328, K. 2013/23857.
12. RIZAYLA ÇEKİLEN MAHREM GÖRÜNTÜDE VERİ KAYDI SUÇUNUN OLUŞMAMASI VE SONRADAN İFŞANIN AYRICA DEĞERLENDİRİLMESİ
Olay. Sanık, mağdur kadın ve kadının eşi aynı kurumda çalışmaktadır. Mağdurun boşanma sürecinde sanıkla arkadaşlık kurduğu dönemde çıplak görüntü ve fotoğrafları elde edilmiştir. Mağdur daha sonra boşanmaktan vazgeçerek eşiyle yaşamaya devam etmiştir. Sanığın, görüntülerden hazırladığı kayıtları kurumlara göndermekten söz ettiği ve bazı kayıtları farklı kurumlara ilettiği olay nedeniyle kişisel verilerin kaydedilmesi, verileri hukuka aykırı verme veya ele geçirme ve şantaj suçlarından yargılama yapılmıştır. Bu dosyada görüntülerin ilk kaydedilmesiyle sonradan kullanılmasının aynı hukuki sonuca bağlanıp bağlanamayacağı tartışılmıştır. Her suç yönünden verilen karar, ayrı bir temyiz incelemesine tabi tutulmuştur.
Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi
Daire, başlangıçtaki rızanın sonraki açıklama hareketlerini de kapsamadığını ayrıca ortaya koymuştur. Mağdurun bilgisi dâhilinde alınan mahrem görüntülerden oluşturulan CD’lerin, onun rızası olmaksızın farklı zamanlarda kurumlara gönderilmesi TCK 134/2 kapsamında değerlendirilmelidir. Verileri hukuka aykırı verme suçundan kurulan beraat bu nedenle bozulmuştur. Şantaj mahkûmiyeti de çoğunluk tarafından fiilin tehdit suçu kapsamında değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur. Böylece tek dosyada kayıt yönünden onama, ifşa ve tehdit boyutları yönünden farklı bozma sonuçları ortaya çıkmıştır. Karar, bütün davranışların hukuka uygun bulunduğu veya sanığın bütün suçlardan beraat ettiği şeklinde özetlenemez. Özellikle görüntülerin sonraki dolaşımı ayrı ceza hukuku değerlendirmesine konu edilmiştir.
İçtihat, TCK 135 bakımından rızanın hem konu hem zaman bakımından sınırlarının önemini gösterir. Bir kişinin görüntüsünün çekilmesini kabul etmesi, bu kaydın işyerine, yakınlarına veya başka kurumlara açıklanmasını da kabul ettiği anlamına gelmez. Aynı kayıt üzerinde sonradan gerçekleştirilen hareketler, başlangıçtaki hukuka uygunluktan bağımsız biçimde suç oluşturabilir. Bu nedenle mahkeme, elde etme, saklama, tehdit aracı olarak kullanma ve ifşa aşamalarını olayın bütünlüğü içinde ayrı ayrı incelemelidir. Kararın ilkesel değeri, özel normun önceliğiyle rızanın kapsamını birlikte ele almasıdır. Veri kaydı suçundan beraat sonucu, kişinin görüntü üzerindeki korumasını bütünüyle ortadan kaldıran bir izin olarak yorumlanamaz.
Yargıtay’ın kararı
Yargıtay, mahrem görüntülerin kişisel bilgi niteliği taşımasının, uygulanacak normun zorunlu olarak TCK 135 olduğu anlamına gelmediğini açıklamıştır. Özel hayata ait görüntünün kaydı ve ifşası TCK 134’te özel olarak düzenlendiğinden, bu kapsamdaki davranışların öncelikle özel hüküm altında değerlendirilmesi gerekir. Somut olayda çekimin mağdurun bilgisi ve rızasıyla gerçekleştiği kabul edilmiştir. Bu nedenle ilk kayıt işlemi yönünden ne kişisel verilerin kaydedilmesi suçunun ne de rızaya aykırı özel hayat kaydının unsurlarının oluştuğu sonucuna ulaşılmıştır. Kişisel verilerin kaydedilmesi suçundan verilen beraat hükmü bu gerekçeyle onanmıştır. Rıza değerlendirmesi, dosyada kabul edilen kayıt aşamasıyla sınırlı tutulmuştur.
Künye: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 11.09.2012, E. 2012/17703, K. 2012/18222.
13. HERKESE AÇIK PROFİL FOTOĞRAFININ BAŞKA İSİMLİ HESABA KONULMASINDA VERİ KAYDI İLE YAYMA AYRIMI
Olay. Sanık, gerçeğe aykırı isimle oluşturduğu Facebook hesabından katılanla arkadaşlık kurmuştur. Katılan hesabın gerçek kişiyi yansıtmadığını anlayınca arkadaşlığı sonlandırmıştır. Ardından sanığın, katılanın Facebook profilinden aldığı fotoğrafı kendi farklı isimli hesabında yayımladığı ileri sürülmüştür. Kişisel verilerin kaydedilmesi suçundan açılan davada fotoğrafların kendisi dosyada bulunmamaktadır. Sanık, görüntüleri herkese açık profilden aldığını savunmuş; katılan ise fotoğraflarının genel olarak sınırlı erişime açık olduğunu, ancak bir profil fotoğrafını herkesin görebildiğini ve sanığın muhtemelen onu aldığını belirtmiştir. Yerel mahkeme, olayın bu özellikleri karşısında beraat hükmü kurmuştur.
Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi
Daire beraat hükmünü oyçokluğuyla onamıştır. Karşı oyda ise kişisel verinin korunmasının yalnızca sır niteliğindeki bilgilerle sınırlanamayacağı ve aleni bir fotoğrafın da hukuka aykırı kullanıma karşı korunacağı yaklaşımı savunulmuştur. Böylece karar, veri korumasının kapsamı bakımından çoğunluk ile karşı oyun farklı değerlendirmelerini içermektedir. Çoğunluğun olaya özgü onama sonucu ile karşı oyda ifade edilen geniş kişisel veri koruması birbirine karıştırılmamalıdır. Özellikle kararın, günümüzde sosyal medyadaki her açık fotoğrafın serbestçe kullanılabileceğine ilişkin bağlayıcı ve genel bir izin oluşturduğu söylenemez. Dosyanın kendine özgü delil durumu ve hukuki nitelendirme tartışması, sonuç bakımından önem taşımaktadır.
İçtihat, kişisel veri suçlarında hem hareket tipinin hem de verinin somut içeriğinin belirlenmesi gerektiğini göstermesi nedeniyle öğreticidir. Kayıt, ele geçirme ve yayımlama birbirinin yerine kullanılan ifadeler değildir; her birinin maddi olayla ilişkilendirilmesi gerekir. Ayrıca bir içtihadın çoğunluk gerekçesi, karşı oyu ve sonraki kararların geliştirdiği koruma yaklaşımı ayrı değerlendirilmelidir. Açık erişim, her kullanım amacı için verilmiş rıza anlamına gelmez; başka bir olayda kimliğe bürünme, tehdit veya yanıltıcı sunum gibi unsurlar sonucu değiştirebilir. Bu kararın TCK 135 bakımından önemi, fotoğraf kullanımının otomatik olarak kayıt suçu sayılmasını önlemesi ve suç isnadının belirli bir görüntü ve belirli bir hareket üzerinden kurulmasını istemesidir.
Yargıtay’ın kararı
Yargıtay çoğunluğu, öncelikle isnat edilen hareketin niteliğini ayırmıştır. Başkasının profilinden alınan fotoğrafın başka hesapta yayımlanması suç oluşturacaksa, bunun doğrudan kişisel veri kaydı yerine verileri hukuka aykırı verme veya ele geçirme kapsamında değerlendirilebileceğini belirtmiştir. Ancak somut dosyada hangi fotoğrafın kullanıldığı tam olarak belirlenememiştir. Fotoğrafın özel hayata ilişkin olduğuna dair iddia bulunmaması, herkese açık profil fotoğrafından söz edilmesi ve katılanın adının kullanılmaması birlikte değerlendirilmiştir. Çoğunluk, bu şartlar altında fiilin ceza suçu oluşturmadığına ilişkin yerel mahkeme kabulünü isabetsiz bulmamıştır. İnceleme, dosyaya sunulmayan görüntünün içeriğinin varsayılmasına dayandırılmamıştır.
Künye: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 30.03.2016, E. 2015/4349, K. 2016/5349.
14. ALIŞVERİŞ MERKEZİNDEKİ YEMEK BULUŞMASININ FOTOĞRAFLANMASINDA ÖZEL NORM VE ŞİKÂYETTEN VAZGEÇMENİN SONUCU
Olay. Sanık, bir alışveriş merkezinde kayınbiraderinin eski eşi olan mağduru bir arkadaşıyla yemek yerken görmüştür. Cep telefonunu onlara doğru yönelterek rızalarına aykırı fotoğraf çekmiştir. İddianamede kişisel verilerin kaydedilmesi suçu olarak anlatılan bu fiil nedeniyle ilk yargılamada TCK 135/1 uyarınca on ay hapis cezası verilmiştir. Sanığın temyizi üzerine verilen önceki bozma sonrasında yerel mahkeme fiili özel hayatın gizliliğini görüntü kaydıyla ihlal suçu olarak değerlendirmiştir. Yeni hükümde daha yüksek ceza belirlenmiş, ancak ilk karar yalnızca sanık tarafından temyiz edildiğinden kazanılmış hak gözetilerek önceki sonuç ceza korunmuştur.
Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi
Bununla birlikte mağdur, son duruşmada şikâyetinden vazgeçmiştir. Özel hayatın gizliliğini ihlal suçu şikâyete bağlı olduğundan, bu beyanın hükme etkisi ayrıca incelenmelidir. Sanığın vazgeçmeden haberdar olduğu ve buna açıkça karşı çıkmadığı; dosyada derhâl beraat gerektiren koşulların da bulunmadığı anlaşılmıştır. Yargıtay, buna rağmen mahkûmiyet kurulmasını hukuka aykırı saymıştır. Hükmü bozmuş ve yeniden yargılama gerekmemesi nedeniyle kamu davasının şikâyetten vazgeçme sonucunda düşmesine karar vermiştir. Dolayısıyla dosya, sanığın fotoğraf çekmediği veya eylemin suç niteliği taşımadığı gerekçesiyle beraatle sonuçlanmamıştır. Doğru nitelendirilen suçun kovuşturulması için gerekli şikâyet koşulu ortadan kalkmıştır.
Karar, TCK 135 ile TCK 134 arasındaki ayrımın yalnızca ceza miktarını değil, yargılamanın devam edip edemeyeceğini de değiştirdiğini göstermektedir. Kişisel veri suçu olarak açılmış bir davada fiilin şikâyete bağlı özel hayat suçu olduğunun belirlenmesi hâlinde, şikâyet ve vazgeçme koşulları yeniden ele alınmalıdır. Açık mekânda bulunma, sosyal ilişkilerin hedefli biçimde kayda geçirilmesine her durumda rıza sayılamaz. Buna karşılık özel hayat kapsamında yapılan değerlendirme de şikâyet şartını bertaraf etmez. İçtihadın öğretici yanı, maddi fiil, özel norm, savunma hakkı ve dava şartını birbirine bağlamasıdır. Düşme ile beraat sonuçlarının gerekçeleri ayrı tutulmalı ve kullanıcıya aynı hukuki sonuçmuş gibi sunulmamalıdır.
Yargıtay’ın kararı
Yargıtay, mağdurun arkadaşıyla ilişkisinin varlığını ve boyutunu kendisinde saklı tutma iradesine odaklanmıştır. Görüntünün herkese açık alışveriş merkezinde alınmış olması, olayın bütün koşullarından bağımsız değerlendirilmemiştir. Telefonun mağdura yöneltilmesi ve özel yaşam görüntüsünün sürekli elde bulundurulacak şekilde kaydedilmesi nedeniyle TCK 134’teki özel düzenlemenin uygulanmasını doğru bulmuştur. Böylece iddianamede TCK 135 gösterilmesinin, kayda konu görüntünün mahrem niteliğinin değerlendirilmesini engellemediği kabul edilmiştir. Somut olayda sanığa değişen hukuki nitelendirmeye ilişkin ek savunma hakkı da verilmiştir. Daire, sübut ve suç vasfına yönelik diğer temyiz itirazlarını yerinde görmemiştir.
Künye: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 23.10.2025, E. 2021/4277, K. 2025/7494.
15. KİŞİSEL VERİ KAYDI CEZASINDA ZİNCİRLEME SUÇ ARTIRIMININ YANLIŞ HESAPLANMASININ DÜZELTİLMESİ
Olay. Sanıklar hakkında birden fazla hükmün incelendiği dosyada, sanıklardan biri yönünden kişisel verilerin kaydedilmesi suçundan da ceza kurulmuştur. Bu hükümde TCK 135/1 uyarınca temel ceza bir yıl hapis olarak belirlenmiştir. Mahkeme, zincirleme suç nedeniyle TCK 43/1 kapsamında dörtte bir artırım uygulanmasına karar vermiş; buna rağmen ara cezayı bir yıl altı ay hapis olarak yazmıştır. Böylece açıklanan artırım oranı ile ulaşılan sonuç arasında sanık aleyhine matematiksel uyumsuzluk oluşmuştur. Temyiz incelemesinde bu hata, veri kaydı suçunun maddi unsurlarından ayrı olarak cezanın kanuna uygun hesaplanması yönünden ele alınmıştır.
Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi
Daire, ayrıca hak yoksunluklarına ilişkin hüküm bölümlerini Anayasa Mahkemesinin TCK 53 hakkındaki iptal kararı doğrultusunda düzeltmiştir. Hataların yeniden duruşma yapılmadan giderilebileceğini kabul ederek, kişisel veri kaydı hükmündeki bir yıl altı ay ibaresini bir yıl üç ay şeklinde değiştirmiştir. Hak yoksunluklarına ilişkin bölümler de belirtilen anayasal denetime uygun hâle getirilmiştir. Sonuç olarak mahkûmiyetler düzeltilerek onanmıştır. Bu karar, kişisel veri kaydı suçundan beraat veya yeniden delil araştırması sonucunu içermemektedir. Mahkûmiyetin esası korunurken cezanın kanuni sınırlar ve doğru hesaplama içinde tutulması sağlanmıştır. Düzeltme yetkisi, yeniden yargılama gerektirmeyen açık hukuka aykırılıkla sınırlı kullanılmıştır.
İçtihat, TCK 135 dosyalarında ceza hesabının da en az suçun unsurları kadar dikkatle denetlenmesi gerektiğini gösterir. Zincirleme suç uygulamasında yalnızca TCK 43’ün yazılmış olması yeterli değildir; mahkemenin belirlediği oran gerçekten uygulanmalı ve sonraki indirimler doğru ara miktara dayanmalıdır. Yanlış ara ceza, nihai ceza ve infaz sonuçlarını da etkileyebilir. Kararın önemi, aynı hükümde maddi olayın kabulü korunurken yaptırım hesabının bağımsız biçimde düzeltilebilmesidir. Burada açıklanan ilke, belirli bir veri türüne veya kayıt yöntemine özgü değildir. Kişisel veri kaydı mahkûmiyetlerinin incelenmesinde temel ceza, artırım, indirim ve hak yoksunluğu aşamalarının açık ve birbirini doğrulayan şekilde gösterilmesi zorunluluğunu somutlaştırmaktadır.
Yargıtay’ın kararı
Yargıtay, bir yıllık temel cezanın dörtte bir artırılması hâlinde sonucun bir yıl üç ay olması gerektiğini belirtmiştir. Bir yıl altı ay sonucuna ulaşılması, mahkemenin kabul ettiği artırım oranının aşılması anlamına gelmektedir. Bu durum yalnızca gerekçeli kararın anlatımına ilişkin önemsiz bir yazım farkı olarak görülmemiştir; hüküm fıkrasında sanığın daha fazla ceza almasına yol açan somut bir hukuka aykırılık bulunmaktadır. Cezanın temel miktarı, artırım oranı ve ulaşılan ara ceza arasında denetlenebilir bir uyum kurulması zorunludur. Kişisel veri kaydı bakımından suçun sabit bulunması, yaptırımın yanlış hesaplanmasını hukuka uygun hâle getirmemektedir.
Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 27.10.2016, E. 2016/6576, K. 2016/7395.
Ankara’da TCK 135 Soruşturmaları ve Görevli Mahkeme
Dijital ortamda işlenen fiillerde yer bakımından yetki tartışması sık yaşanır. Kaydın oluşturulduğu cihazın bulunduğu yer, verinin saklandığı sunucunun yeri ve mağdurun yerleşim yeri farklı olabilir. Bu durumda başvurunun mağdurun bulunduğu yer başsavcılığına yapılması, dosyanın yetkili mercie gönderilmesini engellemez ve süreci hızlandırır.
Ankara dosyalarında iki nokta öne çıkıyor. Birincisi, kamu kurumları ve büyük ölçekli şirketlerin merkezlerinin Ankara’da bulunması nedeniyle görev ve meslek kolaylığından yararlanma iddiasının sık gündeme gelmesidir. İkincisi, bilişim incelemelerinin yoğunluk sebebiyle uzun sürmesi; bu da delil tespiti taleplerinin baştan eksiksiz yapılmasını önemli kılıyor.
Ayboğa Avukatlık Bürosu, Çankaya’daki ofisinden kişisel verilere karşı suçlara ilişkin dosyalarda hem mağdur vekilliği hem sanık müdafiliği yürütmekte, aynı olayın idari yaptırım boyutunu Kişisel Verileri Koruma Kurulu nezdinde ayrıca değerlendirmektedir. Büroya ve diğer çalışma alanlarımıza Ankara avukat sayfamızdan ulaşabilirsiniz.
TCK 135 Kişisel Verilerin Kaydedilmesi Suçu Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
TCK 135 nedir?
TCK 135 şikâyete tabi mi?
TCK 135 cezası ne kadar?
TCK 135 uzlaşmaya tabi mi?
TCK 135 ve TCK 136 farkı nedir?
Müşteri listesi tutmak TCK 135 suçu mudur?
Telefona kaydedilen numara kişisel veri kaydı sayılır mı?
Fotoğraf çekmek TCK 135 kapsamına girer mi?
Sağlık verilerinin kaydı için özel bir koşul var mı?
TCK 135’te zamanaşımı süresi ne kadar?
TCK 135 cezası para cezasına çevrilir mi?
Aynı fiil için hem KVKK para cezası hem hapis cezası verilebilir mi?
İlgili Rehberler
TCK 136 Kişisel Verileri Verme ve Ele Geçirme Suçu
Kaydedilmiş verinin bir başkasına verilmesi, yayılması ya da ele geçirilmesi: iki yıldan dört yıla kadar hapis ve nitelikli hâller.
TCK 134 Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Suçu
Özel yaşam alanına müdahale ile görüntü ve ses kaydı hâllerinin ayrımı, ceza miktarları ve şikâyet rejimi.
TCK 133 Konuşmaların Dinlenmesi ve Kayda Alınması
Aleni olmayan konuşmanın dinlenmesi, kayda alınması ve ifşası: unsurlar, ceza ve Yargıtay ölçütleri.
Savcılığa Şikâyet Dilekçesi Örneği
Kişisel veri kaydı iddiasında Cumhuriyet başsavcılığına sunulacak dilekçenin içeriği, delil listesi ve talep kısmı.
Kaynakça

Av. Çağrı Ayboğa Kimdir?
Ayboğa Avukatlık Bürosu – Ankara Barosu Sicil No: 34507 – Çankaya / Ankara
Av. Çağrı Ayboğa, Ankara Barosu’na kayıtlı bir avukattır ve ceza hukuku ile kişisel verilerin korunması hukuku alanlarında çalışmaktadır. Kişisel verilerin kaydedilmesi, verilerin hukuka aykırı olarak verilmesi ve ele geçirilmesi, özel hayatın gizliliğini ihlal ve bilişim sistemine girme dosyalarında mağdur vekilliği ile sanık müdafiliği yürütmekte, aynı olayın Kişisel Verileri Koruma Kurulu nezdindeki idari yaptırım boyutunu da takip etmektedir.
Bu rehber 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Yargıtay içtihadı esas alınarak hazırlanmış, hukuki doğruluğu 20 Ekim 2026 tarihinde Av. Çağrı Ayboğa tarafından denetlenmiştir. Metin bilgilendirme amaçlıdır; her dosya kendi belgeleriyle değerlendirilmelidir.
Kişisel verilerinizin izinsiz kaydedildiğini düşünüyorsanız ya da hakkınızda TCK 135 kapsamında bir soruşturma başlatıldıysa; kaydın bulunduğu ortamı, yazışmaları ve varsa bilirkişi raporunu iletin, dosyanızı hem ceza hem idari yaptırım boyutuyla birlikte değerlendirelim.
Avukata Sor Ankara Ceza Avukatı
Danışmanlık ücretlidir. Görüşme ücretleri 2025-2026 TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca uygulanır.

