Güncelleme Tarihi: 13 Ağustos 2026 | Av. Çağrı Ayboğa
TCK 142/2-h nedir? TCK 142/2-h, hırsızlık suçunun herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ya da bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış eşya hakkında işlenmesini düzenleyen nitelikli haldir. Ev, iş yeri ve mağaza hırsızlıkları ile sokakta kilitli bırakılan araç, motosiklet ve bisiklet hırsızlıkları bu kapsamdadır. Cezası beş yıldan on yıla kadar hapistir; 2014 yılında 6545 sayılı Kanunla eklenmiştir.
Nitelikli hırsızlık dosyalarının açık ara en kalabalık başlığı budur: Ev soyulması, iş yerinden hırsızlık, mağaza hırsızlığı ve araç hırsızlığı dosyalarının neredeyse tamamı bu bentte toplanır. Kişi, eşyasını ya kilitleyerek ya da dört duvar arasına alarak korumuştur; kanun koyucu bu korumayı aşan faili hırsızlık suçunun en ağır cezalı halleri arasında karşılar. Bent, 2014 yılında 6545 sayılı Kanunla fıkraya eklenmiş, eski 142/1-b hükmünün yerini alarak cezayı köklü biçimde ağırlaştırmıştır.
Bu yazıda bendin kanuni metnini, bina ve eklenti kavramlarının sınırlarını, suçun tamamlanma anını ve aralarında Ceza Genel Kurulu kararı da bulunan on emsal Yargıtay kararını birebir metinleriyle inceliyoruz. Suçun genel yapısı için TCK 141 ve TCK 142 hırsızlık suçu rehberimize bakabilirsiniz.
İçindekiler
TCK 142/2-h Nedir?
Bent iki ayrı koruma biçimini kapsar. Birincisi, herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle muhafaza altına alınan eşyadır: Sokakta park edilmiş kilitli otomobil, direğe kilitlenmiş bisiklet, kilitli motosiklet bu gruptadır. İkincisi, bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınan eşyadır: Evdeki, iş yerindeki, mağazadaki her eşya ile avlu ve bahçe gibi eklentilerdeki eşya bu gruba girer.
TCK 142/2 Kanun Metni
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 142. maddesinin ikinci fıkrasının yürürlükteki tam metni aşağıdadır; bu yazının konusu olan (h) bendi işaretlenmiştir. Resmi metin için mevzuat.gov.tr üzerindeki 5237 sayılı Kanuna bakabilirsiniz.
Nitelikli hırsızlık
Madde 142 – (2) Suçun;
a) Kişinin malını koruyamayacak durumda olmasından veya ölmesinden yararlanarak,
b) Elde veya üstte taşınan eşyayı çekip almak suretiyle ya da özel beceriyle,
c) Doğal bir afetin veya sosyal olayların meydana getirdiği korku veya kargaşadan yararlanarak,
d) Haksız yere elde bulundurulan veya taklit anahtarla ya da diğer bir aletle kilit açmak veya kilitlenmesini engellemek suretiyle,
e) Bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle,
f) Tanınmamak için tedbir alarak veya yetkisi olmadığı halde resmi sıfat takınarak,
g) Büyükbaş veya küçükbaş hayvan hakkında,
h) (Ek: 18/6/2014-6545/62 md.) Herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ya da bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında,
işlenmesi halinde, beş yıldan on yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Suçun, bu fıkranın (b) bendinde belirtilen surette, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda olan kimseye karşı işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte biri oranına kadar artırılır.
Kilitlenmek Suretiyle Muhafaza Ne Demektir?
Eşya sahibinin, malını bir kilit mekanizmasıyla koruma iradesini ortaya koymasıdır. Aşağıda birebir metnini verdiğimiz Ceza Genel Kurulu kararı bu kavramın sınırını önemli bir noktada çizmiştir: Kapıları kilitli olmayan bir aracın dahi kontak sistemi kilitlidir; direksiyon kutusunu kırıp düz kontak yaparak aracı çalıştırmaya çalışan failin fiili, kilitlenmek suretiyle muhafaza altına alınan eşya hakkında nitelikli hırsızlıktır. Yani aracın kapısının açık olması, fiili basit hırsızlığa indirmez. Kilidin anahtar veya aletle açılması halinde ise fiil TCK 142/2-d taklit anahtarla ve kilit açmak suretiyle hırsızlık kapsamında ayrıca değerlendirilir; kilide zarar verilmişse mala zarar verme suçu da gündeme gelir.
Bina ve Eklenti Kavramlarının Sınırları
Bu bendin dosyalardaki en büyük tartışması, suç yerinin bina sayılıp sayılmayacağıdır. Yargıtay içtihatları ölçütleri netleştirmiştir:
- Bina için büyüklük ve kalıcılık aranmaz: Bir yapının bina sayılması için büyük veya sabit olması gerekmez; tamamlanmış ve kullanıma elverişli olması yeterlidir. Konteyner veya prefabrik yapılar dahi bu koşulları taşıyorsa bina kabul edilebilir.
- Tamamlanmamış inşaat bina değildir: Yapımı devam eden ve henüz kullanıma hazır olmayan inşaattan malzeme çalınması bu bende girmez.
- Ad değil maddi yapı belirleyicidir: Naylon ve brandayla çevrili çay ocağı bina sayılmamıştır; buna karşılık baraka olarak adlandırılan bir yer bina niteliği taşıyabilir. Yargıtay, suç yerinin niteliğinin keşifle belirlenmesini ister; yalnızca iddianamedeki adlandırmayla hüküm kurulamaz.
- Eklenti için bitişiklik ve kilit aranmaz: Bir yerin bina eklentisi sayılması için binaya bitişik veya kilitli olması gerekmez; binanın kullanımını tamamlaması yeterlidir. Avlu, bahçe ve müştemilat bu kapsamdadır. AVM bahçesindeki tahsisli çadır reyonu dahi eklenti kabul edilmiştir.
- Konuttan hırsızlıkta ek suç: Eve girilerek işlenen hırsızlıkta ayrıca konut dokunulmazlığının ihlali suçu oluşur ve bu suçtan soruşturma için şikayet aranmaz; bu kural TCK 142/4 hükmünden kaynaklanır.
Suç Ne Zaman Tamamlanır?
Bu bentteki ikinci büyük tartışma tamamlanma anıdır ve teşebbüs indirimi ile arasındaki fark yıllarla ölçülür. Yargıtayın ölçütü fiili tasarruf imkanıdır: Fail, eşya üzerinde kendi hakimiyetini kurmuşsa suç tamamlanmıştır. Mağazadan kasadan geçirilmeden çıkarılan eşyayla kesintisiz takip olmaksızın sonradan yakalanan failin suçu tamamlanmış sayılır; buna karşılık kırık camdan uzanıp eşyayı çekmeye başlayan ancak dışarı çıkaramadan yakalanan failin fiili teşebbüs aşamasında kalır ve TCK 35 suça teşebbüs hükümleri uygulanır. Failin binaya tamamen girmeden dışarıdan uzanarak eşyayı alması ise bendin uygulanmasını engellemez; korunan şey failin girdiği yer değil, eşyanın muhafaza altında olmasıdır.
TCK 142/2-h Cezası Ne Kadar?
TCK 142/2-h kapsamındaki nitelikli hırsızlığın cezası beş yıldan on yıla kadar hapistir. Sonuç cezayı belirleyen başlıca faktörler şunlardır:
- Gece vakti artırımı: Ev ve iş yeri hırsızlıklarının büyük bölümü gece işlendiğinden, TCK 143 uyarınca cezanın yarı oranında artırılması bu dosyaların standardıdır.
- Ek suçlar: Konuta girilmişse konut dokunulmazlığının ihlali, kapı veya kilit kırılmışsa mala zarar verme suçlarından ayrıca ceza verilir.
- Etkin pişmanlık: Eşyanın iadesi veya zararın giderilmesi, aşamasına göre cezada üçte ikiye ya da yarıya kadar indirim sağlar. Ayrıntılar etkin pişmanlık yazımızdadır.
- Teşebbüs: Fiili tasarruf imkanı kurulamadan yakalanma halinde ceza dörtte birinden dörtte üçüne kadar indirilir.
Kesinleşen cezanın infaz süresini İnfaz Hesaplama Programı ile hesaplayabilirsiniz.
Avukata Sor: TCK 142/2-h Dosyanızı Birlikte Değerlendirelim
Ev, iş yeri veya araç hırsızlığı dosyanızda bina tartışması, tamamlanma anı ve ek suçlar cezayı katlayabilir de düşürebilir de; dosyanın erken aşamada incelenmesi belirleyicidir. Sorularınız için bize ulaşabilirsiniz.
Danışmanlık Ücretlidir: Hukuki danışmanlık hizmetleri, Türkiye Barolar Birliği tarafından yayımlanan 2025-2026 Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ücrete tabidir.
TCK 142/2-h Yargıtay Kararları
Aşağıdaki on emsal karar, aralarında Ceza Genel Kurulu kararı da olmak üzere bendin sınırlarını uygulamada çizen kararlardır ve özet metinleri birebir aktarılmıştır.
Kilitli Olmayan Aracın Kontak Sistemi Kırılarak Düz Kontakla Çalınmaya Çalışılması Kilitlenmek Suretiyle Muhafaza Altına Alınan Eşya Hakkında Nitelikli Hırsızlıktır
Sanık, katılana ait kapıları kilitli olmayan aracın içerisine girmiş, direksiyon kutusunu bıçakla zorlayarak açmış ve dışarı çıkardığı kabloları birbirine değdirmek suretiyle aracı düz kontak yaparak çalıştırmaya teşebbüs etmiştir. Uyuşmazlık, kapıları kilitli olmayan bir aracın düz kontak yöntemiyle alınmaya çalışılmasının, kilitlenmek suretiyle muhafaza altına alınmış eşya hakkında hırsızlık sayılıp sayılmayacağı noktasında toplanmıştır.
Yerel mahkeme, aracın kapılarının kilitli olmamasını ve açık alanda bulunmasını esas alarak eylemi adet, tahsis veya kullanımı gereği açıkta bırakılmış eşya hakkında hırsızlık kapsamında değerlendirmiştir. Buna karşılık Yargıtay Ceza Genel Kurulu, motorlu aracın muhafazasının yalnızca kapı ve cam kilitleriyle sağlanmadığını vurgulamıştır.
Ceza Genel Kuruluna göre araçların çalıştırılmasında kullanılan kontak bölümü de hukuki anlamda bir kilit sistemidir. Kontak anahtarının belirli bir mekanizmaya sokulması ve bu mekanizmanın harekete geçirilmesi sonucunda aracın çalıştırılabilmesi, kontak sisteminin aracı yetkisiz kullanıma karşı koruyan bir muhafaza tedbiri olduğunu göstermektedir.
Aracın kapılarının açık veya kilitsiz olması, kontak sisteminden kaynaklanan korumayı kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Araç, kontak sistemi etkisiz hâle getirilmedikçe kural olarak çalıştırılıp götürülemez. Bu nedenle aracın düz kontak yapılarak çalıştırılması, muhafaza işlevi gören kontak sisteminin kırılması veya devre dışı bırakılması anlamına gelmektedir.
Ceza Genel Kurulu, kilidin açılması ile kilidin kırılarak veya sökülerek etkisiz hâle getirilmesi arasında da ayrım yapmıştır. Haksız yere elde bulundurulan anahtar, taklit anahtar veya başka bir alet kilit mekanizmasına sokularak kilit açılırsa TCK m. 142/2-d’deki nitelikli hâl gündeme gelebilir. Buna karşılık direksiyon kutusunun kırılması ve kontak kablolarının birbirine değdirilmesi yoluyla sistem tamamen devre dışı bırakılıyorsa, eşyanın kilitlenmek suretiyle muhafaza altına alınmış olması esas alınmalıdır.
Kararın verildiği dönemde bu nitelikli hâl TCK m. 142/1-b’de düzenlenmekteydi. Söz konusu hüküm, 6545 sayılı Kanun’la 28 Haziran 2014 tarihinde yapılan değişiklik sonucunda daha ağır yaptırıma bağlanarak TCK m. 142/2-h’ye taşınmıştır. Bu nedenle aynı nitelikteki güncel bir olayda eylemin, şartları varsa TCK m. 142/2-h kapsamında değerlendirilmesi gerekir.
Somut olayda sanığın direksiyon kutusunu zorlaması ve kontak kablolarını birbirine değdirerek aracı çalıştırmaya yönelmesi, yalnızca açıkta bırakılmış bir eşyayı alma davranışı değildir. Sanık, aracın götürülmesini engelleyen teknik muhafaza sistemini bilinçli olarak etkisiz hâle getirmeye çalışmıştır. Bu sebeple fiilin daha hafif nitelikteki açıkta bırakılmış eşya hakkında hırsızlık hükmü kapsamında kabul edilmesi isabetli bulunmamıştır.
Aracın çalıştırılamaması veya failin aracı götüremeden yakalanması hâlinde suç teşebbüs aşamasında kalabilir. Ancak suçun tamamlanıp tamamlanmadığına ilişkin bu değerlendirme, uygulanacak nitelikli hâli değiştirmez. İcra hareketleri kilitlenerek muhafaza altına alınan aracı almaya yöneldiğinden, teşebbüs hükümleri TCK m. 142/2-h’deki nitelikli hırsızlık suçu üzerinden uygulanmalıdır.
Karar, özellikle kapıları açık bırakılmış otomobiller, motosikletler ve kart ya da düğme sistemiyle çalışan yeni nesil araçlar bakımından önem taşımaktadır. Aracın kapılarının kilitli olmadığı gerekçesiyle doğrudan basit hırsızlık veya açıkta bırakılmış eşya hakkında hırsızlık sonucuna ulaşılamaz; aracın kontak, immobilizer ve benzeri teknik muhafaza sistemlerinin ne şekilde aşılmış olduğu araştırılmalıdır.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 26.11.2013, E. 2012/13-1313, K. 2013/521.
Müşteri Gibi Girilen Mağazada Giysinin Alarmı Sökülerek Çalınması Bina İçinde Muhafaza Altına Alınan Eşya Hakkında Nitelikli Hırsızlıktır
Sanık, mağazaya müşteri gibi girmiş ve denemek bahanesiyle kendisine verilen bluzu almıştır. Daha sonra giysinin üzerinde bulunan alarm aparatını sökerek ürünü mağazadan çıkarmak suretiyle hırsızlık eylemini gerçekleştirmiştir. Uyuşmazlık, çalışma saatlerinde herkese açık bulunan mağazadan eşya çalınmasının basit hırsızlık mı, yoksa bina içinde muhafaza altına alınan eşya hakkında nitelikli hırsızlık mı olduğu noktasında ortaya çıkmıştır.
Mağazanın alışveriş amacıyla herkese açık olması, buradaki malların sahiplenilmediği veya korumasız bırakıldığı anlamına gelmez. İşletme sahibinin müşterilerin mağazaya girmesine rıza göstermesi, yalnızca alışveriş yapılması ve malların satış koşullarına uygun biçimde incelenmesi amacıyla verilmiş sınırlı bir rızadır. Bu rıza, müşteriye ürünleri bedelsiz şekilde alma veya güvenlik tedbirlerini etkisiz hâle getirme yetkisi vermez.
Yargıtay, sanığın mağazaya müşteri sıfatıyla girmiş olmasının nitelikli hırsızlık hükmünün uygulanmasını engellemediğini kabul etmiştir. Suç konusu bluz, mağaza niteliğindeki bina içerisinde ticari işletmenin fiilî hâkimiyeti ve koruması altında bulunmaktadır. Eşyanın satış amacıyla teşhir edilmesi, bina içinde muhafaza altında bulunma özelliğini ortadan kaldırmamaktadır.
Giysiye takılan alarm aparatı da işletme sahibinin eşya üzerindeki muhafaza iradesini açıkça ortaya koymaktadır. Alarm, ürünün satış işlemi tamamlanmadan mağazadan çıkarılmasını önlemek amacıyla kullanılan teknik bir güvenlik tedbiridir. Failin alarmı sökmesi, ürünün koruma altında bulunduğunu bildiğini ve bu korumayı bilinçli şekilde etkisiz hâle getirdiğini göstermektedir.
Nitelikli hâlin uygulanması bakımından failin mağazaya kapıyı kırarak, kilit açarak veya gizlice girmesi zorunlu değildir. Fail, mağazaya hukuka uygun görünüşlü bir davranışla ve müşteri sıfatıyla girmiş olsa bile içerideki eşyayı çalmaya karar verdiğinde hırsızlık suçunun şartları oluşabilir. Binaya girişte cebir, hile veya gizlilik bulunmaması, bina içinde muhafaza edilen eşya hakkında gerçekleştirilen alma fiilini basit hırsızlığa dönüştürmez.
Yargıtay, olay tarihinde yürürlükte bulunan TCK m. 142/1-b’nin uygulanması gerektiğini belirterek daha hafif hükümle yapılan nitelendirmeyi isabetsiz bulmuştur. Bu düzenleme, 6545 sayılı Kanun değişikliğinden sonra TCK m. 142/2-h’de yeniden ve daha ağır yaptırımla düzenlenmiştir. Dolayısıyla günümüzde aynı şekilde gerçekleşen bir eylem, bina içinde muhafaza altına alınan eşya hakkında hırsızlık olarak TCK m. 142/2-h kapsamında değerlendirilmelidir.
Burada eşyanın ayrıca dolap, kasa veya camekân içinde kilitli tutulması şart değildir. TCK m. 142/2-h iki farklı durumu düzenlemektedir. Bunlardan ilki herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenerek muhafaza altına alınan eşya; ikincisi ise bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınan eşyadır. İkinci ihtimalde eşyanın kendisinin ayrıca kilitlenmesi aranmaz.
Bu nedenle mağaza rafında, askıda veya vitrinde bulunan ürünler de mağaza binası içinde işletmenin gözetimi ve muhafazası altında olabilir. Ürünün müşterilerin incelemesine sunulmuş olması, zilyedin mal üzerindeki hâkimiyetinden vazgeçtiği anlamına gelmez. Alarmın sökülmesi ise somut olayda mevcut muhafazanın aşılmasını ayrıca görünür hâle getirmiştir.
Karar; mağaza, market ve alışveriş merkezi hırsızlıklarında yalnızca işyerinin olay sırasında müşterilere açık olup olmadığına bakılmasının yeterli olmadığını göstermektedir. Suç konusu eşyanın bina içinde bulunup bulunmadığı, işletmenin fiilî hâkimiyetinin devam edip etmediği, ürün üzerindeki alarm veya güvenlik aparatının kaldırılıp kaldırılmadığı ve failin malı hangi amaçla teslim aldığı birlikte değerlendirilmelidir.
Deneme amacıyla geçici olarak müşteriye verilen ürün üzerinde mağazanın zilyetliği sona ermez. Failin ürünü kabine götürmesi veya kısa süreliğine elinde bulundurması, mağaza sahibinin rızasının sınırları içerisinde kaldığı sürece hukuka uygundur. Ancak alarmın sökülerek ürünün bedeli ödenmeden dışarı çıkarılmasıyla birlikte rızanın sınırları aşılmakta ve nitelikli hırsızlık suçu tamamlanmaktadır.
Künye: Yargıtay 6. Ceza Dairesi, 27.09.2010, E. 2008/22187, K. 2010/14362.
Yapımı Devam Eden Ve Henüz Kullanıma Hazır Olmayan İnşaat Bina Sayılamayacağından Buradan Malzeme Çalınması TCK M. 142/2-H Kapsamında Değildir
Sanığın, çalışmaları devam eden inşaat alanına girerek burada bulunan eşyaları çaldığı olayda, eylemin hangi hırsızlık hükmü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği tartışılmıştır. Olay yeri krokisi ve görgü tespit tutanağında, suçun işlendiği yapının henüz tamamlanmadığı ve inşaat faaliyetlerinin devam ettiği belirlenmiştir.
TCK m. 142/2-h’nin ikinci kısmında, bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış eşya hakkında işlenen hırsızlık nitelikli hâl olarak düzenlenmiştir. Bu hükmün uygulanabilmesi için öncelikle suçun işlendiği yapının hukuki anlamda “bina” niteliğini kazanmış olması gerekir.
Yargıtay uygulamasında bina; üstü örtülü, insanların içerisine girebildiği, oturma, çalışma, dinlenme, ibadet etme, hayvanları veya eşyaları koruma gibi amaçlarla kullanılmaya elverişli ve dış dünyadan belirli ölçüde ayrılmış yapı olarak kabul edilmektedir. Yapının büyük veya küçük olması, sürekli ya da geçici biçimde kullanılması ve suç tarihinde içinde birilerinin bulunması zorunlu değildir.
Buna karşılık temel yapım faaliyetleri devam eden ve kullanım amacına uygun hâle gelmemiş bir inşaat, sırf duvarlarının veya bazı bölümlerinin tamamlanmış olması nedeniyle bina sayılamaz. Yapının üstünün örtülmüş olması da tek başına yeterli değildir. Yapının tamamlanma seviyesi, fiilen kullanıma elverişli olup olmadığı ve eşyanın korunmasına hizmet edip etmediği birlikte değerlendirilmelidir.
Somut olayda bulunan olay yeri krokisi ve görgü tespit tutanağı, çalışmaların hâlen devam ettiğini göstermektedir. Bu nedenle suç konusu malzemelerin tamamlanmış bir bina veya onun eklentisi içerisinde muhafaza edildiğinden söz edilememiştir. Dolayısıyla eylemin bina içinde muhafaza altına alınan eşya hakkında hırsızlık kapsamında değerlendirilmesi mümkün görülmemiştir.
Yargıtay, inşaat sahasında bulunan malzemelerin tahsis ve kullanımları gereği açıkta bırakılmış eşya niteliğinde olup olmadığının dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir. İnşaat demiri, kalıp malzemesi, iskele parçası, kablo ve benzeri eşyaların inşaat faaliyeti nedeniyle sahada bulundurulması hâlinde, olay tarihinde yürürlükte bulunan TCK m. 142/1-e gündeme gelmektedir.
Yerel mahkemenin eylemi basit hırsızlık olarak kabul edip TCK m. 141/1’i uygulaması bu nedenle isabetsiz bulunmuştur. İnşaat henüz bina sayılmadığı için bina içinde muhafaza edilen eşya hakkındaki nitelikli hâl uygulanamayacak olsa da malzemelerin kullanım gereği açıkta bırakılmış olması başka bir nitelikli hâlin uygulanmasını gerektirebilmektedir.
Karar, tamamlanmamış her yapının otomatik şekilde bina dışında tutulacağı anlamına da gelmemektedir. Yapının suç tarihi itibarıyla fiilen kullanılıp kullanılmadığı, elektrik ve su bağlantılarının bulunup bulunmadığı, kapı ve pencerelerinin takılı olup olmadığı, üstünün örtülüp örtülmediği ve kullanım amacına hizmet etmeye başlayıp başlamadığı somut olayın özelliklerine göre araştırılmalıdır.
Örneğin inşaat faaliyetleri tamamen bitmemiş olmakla birlikte içinde oturulmaya veya eşya saklanmaya başlanmış bir bölüm varsa, bu bölümün bina niteliği ayrıca değerlendirilebilir. Buna karşılık yalnızca taşıyıcı sistemi kurulmuş veya yapım çalışmaları aktif olarak devam eden bir alanda bulunan malzemeler bakımından TCK m. 142/2-h uygulanamaz.
Bu nedenle mahkemelerin yalnızca iddianamedeki “inşaat” veya “bina” nitelendirmesiyle yetinmemesi gerekir. Olay yeri fotoğrafları ve krokileri dosyaya alınmalı, gerektiğinde mahallinde keşif yapılmalı ve yapının suç tarihindeki tamamlanma seviyesi bilirkişi aracılığıyla belirlenmelidir. Eksik araştırmayla yapının bina sayılması veya sayılmaması, uygulanacak ceza miktarını doğrudan etkileyen önemli bir hukuki hataya yol açabilir.
Künye: Yargıtay 13. Ceza Dairesi, E. 2016/971, K. 2017/7333.
Naylon Ve Brandayla Çevrili Çay Ocağı Bina Niteliğinde Olmadığından Buradan Yapılan Hırsızlık TCK M. 142/2-H Kapsamında Değildir
Sanık ile suça sürüklenen çocukların gece vakti mağdurun çay ocağı olarak işlettiği yere geldikleri, işyerini çevreleyen branda ve naylonu keserek içeri girdikleri ve buradaki eşyaları çaldıkları olayda, suç yerinin bina niteliğinde olup olmadığı uyuşmazlık konusu olmuştur. Yerel mahkeme, eylemi bina içinde muhafaza altına alınan eşya hakkında nitelikli hırsızlık olarak kabul etmiştir.
Yargıtay, bir yerin ticari işletme olarak kullanılması ile hukuki anlamda bina olması arasında ayrım yapılması gerektiğini belirtmiştir. Bir alanın çay ocağı, kafe, manav veya satış yeri olarak işletilmesi, tek başına o alanı TCK’daki bina kavramına dâhil etmez.
Bina kavramı, dış dünyadan yalnızca sembolik biçimde ayrılan her alanı kapsamamaktadır. Yapının üstünün örtülü olması, yanlarının yapı malzemesiyle çevrilmesi, insanların içine girebilmesi ve belirli bir kullanım amacına hizmet etmeye elverişli olması gerekir. Yapının eşya ve insanları dış etkilere karşı koruyabilecek belirli bir fiziki bütünlüğe sahip olması da önemlidir.
Naylon, çadır veya branda gibi kolaylıkla kaldırılabilen ve yapısal bütünlük oluşturmayan malzemelerle çevrilen yerler kural olarak bina niteliği taşımaz. Bu malzemeler alanın sınırlarını gösterebilirse de tek başına ceza hukuku anlamında bina oluşturacak nitelikte kalıcı veya yeterli bir yapı meydana getirmez.
Somut olayda çay ocağının yanlarının naylon ve brandayla çevrili olduğu, faillerin brandayı keserek içeri girdikleri anlaşılmıştır. Ancak brandanın kesilerek aşılmış olması, suç yerini bina hâline getirmemektedir. TCK m. 142/2-h’nin uygulanabilmesi için önce eşyanın bulunduğu yerin objektif olarak bina veya bina eklentisi niteliğini taşıması gerekir.
Yargıtay bu nedenle sanıkların eyleminin, karar tarihinde TCK m. 142/1-b’de düzenlenen bina içinde muhafaza altına alınmış eşya hakkında hırsızlık suçunu oluşturmadığını kabul etmiştir. Söz konusu nitelikli hâl, 6545 sayılı Kanun değişikliğinden sonra TCK m. 142/2-h’ye taşındığından, kararın bina kavramına ilişkin ilkesi güncel düzenleme bakımından da geçerliliğini korumaktadır.
Suç yerinin bina niteliği taşımaması nedeniyle eylemin TCK m. 141/1’deki basit hırsızlık kapsamında değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bununla birlikte olayın gece vakti gerçekleşmiş olması, şartları bulunuyorsa TCK m. 143 uyarınca cezanın artırılması bakımından ayrıca dikkate alınmalıdır. Gece vakti işlenme, suç yerini bina hâline getirmese de bağımsız bir ceza artırma nedenidir.
Branda veya naylonun kesilmesi nedeniyle mala zarar verme suçunun oluşup oluşmayacağı da somut olayın şartlarına göre ayrıca değerlendirilmelidir. Bununla birlikte TCK m. 142/4 gereğince hırsızlık suçunu işlemek amacıyla mala zarar verilmesi hâlinde şikâyet şartı aranmayabilir. Bu mesele, hırsızlık suçunun bina içinde işlenip işlenmediğine ilişkin nitelendirmeden bağımsızdır.
Karar, özellikle pazar yerleri, kaldırım üzerindeki manav reyonları, branda ile çevrili kafeler, mevsimlik satış alanları ve çadır biçimindeki ticari işletmeler bakımından önemlidir. Bu tür yerlerde işlenen her hırsızlığın TCK m. 142/2-h kapsamında kabul edilmesi mümkün değildir.
Bununla birlikte “branda” veya “baraka” şeklindeki soyut bir ifade de her olayda basit hırsızlık sonucuna ulaşmak için yeterli değildir. Yapının ahşap veya metal taşıyıcılarının bulunup bulunmadığı, üstünün ve yanlarının ne ölçüde kapalı olduğu, zemine sabitlenip sabitlenmediği ve sürekli kullanıma elverişli olup olmadığı araştırılmalıdır. Yapının özellikleri belirsizse mahallinde keşif yapılması gerekir.
Bu kararın ortaya koyduğu temel ölçüt, suç yerinin kullanım adından çok maddi yapısının belirleyici olmasıdır. “İşyeri”, “çay ocağı” veya “kafe” olarak adlandırılan bir yer bina olmayabileceği gibi, halk arasında “baraka” olarak adlandırılan bir yapı da fiziki özelliklerine göre bina sayılabilir. Dolayısıyla hukuki nitelendirme, yerin adı üzerinden değil somut yapısal özellikleri üzerinden yapılmalıdır.
Künye: Yargıtay 2. Ceza Dairesi, E. 2014/27300, K. 2016/8604.
Suç Yerinin Yalnızca Baraka Olarak Nitelendirilmesi TCK M. 142/2-H’nin Uygulanması İçin Yeterli Olmayıp Mahallinde Keşif Yapılması Gerekir
Suç konusu eşyanın “baraka” olarak ifade edilen bir yerden çalındığı olayda, bu yapının bina veya bina eklentisi niteliği taşıyıp taşımadığı tartışılmıştır. Dosyada suç yerinin baraka olduğuna ilişkin açıklamalar bulunmasına rağmen, yapının fiziki özelliklerini gösteren ayrıntılı bir görgü tespit tutanağına, olay yeri krokisine veya yeterli fotoğrafa yer verilmemiştir.
Yerel mahkeme, suç yerinin baraka olarak adlandırılmasından hareketle hırsızlık suçunun hukuki niteliğini belirlemiştir. Ancak “baraka” kavramının gündelik dilde farklı özelliklere sahip yapılar için kullanılabilmesi nedeniyle, bu soyut adlandırmanın ceza hukuku bakımından kesin bir sonuç doğuramayacağı kabul edilmiştir.
Yargıtay’a göre bir yapının bina sayılıp sayılmayacağı, tarafların veya kolluk görevlilerinin yapıya verdikleri isim üzerinden belirlenemez. Yapının hangi malzemeden yapıldığı, üstünün örtülü olup olmadığı, yanlarının ne ölçüde kapalı bulunduğu, insanların içine girebilmesine elverişli olup olmadığı ve eşya koruma amacıyla kullanılıp kullanılmadığı araştırılmalıdır.
Barakanın ahşap veya metal malzemeden yapılmış olması tek başına bina sayılmasına engel değildir. Ceza hukuku anlamında binanın mutlaka betonarme, taş veya tuğladan yapılması gerekmemektedir. Yapı, fiziki bütünlüğü itibarıyla dış dünyadan ayrılmış ve kullanım amacına uygun biçimde tamamlanmışsa bina niteliği taşıyabilir.
Buna karşılık yalnızca birkaç direk ile branda, naylon, sac veya benzeri malzemeden oluşturulan; üstü ya da yanları açık bulunan ve eşyanın korunmasını sağlayacak yapısal bütünlüğe sahip olmayan bir yer bina kabul edilmeyebilir. Böyle bir yerde bulunan eşyanın kilitlenerek muhafaza altına alınıp alınmadığı veya kullanım gereği açıkta bırakılmış olup olmadığı ayrıca değerlendirilmelidir.
TCK m. 142/2-h bakımından suç konusu eşyanın bina veya eklentisi içinde muhafaza altına alınması yeterlidir. Binanın kapısının kilitli olması ya da eşyanın ayrıca kilitli bir dolap veya sandıkta saklanması şart değildir. Ancak bu kuralın uygulanabilmesi için eşyanın bulunduğu yerin öncelikle bina veya bina eklentisi niteliğinin kesin olarak belirlenmesi gerekir.
Yargıtay, dosyada yapının niteliğini belirlemeye elverişli görgü tespit tutanağının bulunmamasını eksik araştırma olarak değerlendirmiştir. Mahallinde keşif yapılarak barakanın yapısal özelliklerinin saptanması, mümkünse olay yeri fotoğraflarının dosyaya kazandırılması ve sonucuna göre suç vasfının belirlenmesi gerektiğini belirtmiştir.
Suç yerinin sonradan yıkılmış veya değiştirilmiş olması hâlinde de araştırma yükümlülüğü ortadan kalkmaz. Olay tarihinde düzenlenen kolluk tutanakları, belediye kayıtları, tanık anlatımları, hava fotoğrafları, işyeri ruhsatı ve taraflarca sunulan görseller değerlendirilerek yapının suç tarihindeki durumu ortaya çıkarılmalıdır.
Araştırma sonucunda barakanın kendi başına kullanılabilen, üstü örtülü, insanların içerisine girebildiği ve eşyaların korunmasına hizmet eden tamamlanmış bir yapı olduğu belirlenirse TCK m. 142/2-h uygulanabilecektir. Yapının bu özellikleri taşımadığı anlaşılırsa eylemin TCK m. 141/1 veya eşyanın niteliğine göre başka bir nitelikli hırsızlık hükmü kapsamında kalıp kalmadığı tartışılmalıdır.
Karar, suç vasfının belirlenmesinde yapılacak keşfin yalnızca şekli bir işlem olmadığını göstermektedir. Yapının bina sayılması, eylemin daha ağır cezayı gerektiren TCK m. 142/2-h kapsamında değerlendirilmesine neden olacağından, sanık aleyhine sonuç doğuracak bu belirlemenin varsayıma değil somut ve denetlenebilir delillere dayanması gerekir.
Künye: Yargıtay 13. Ceza Dairesi, E. 2016/15792, K. 2017/6337.
Bir Yapının Bina Sayılabilmesi İçin Büyük Veya Sabit Olması Gerekmeyip Tamamlanmış Ve Kullanıma Elverişli Olması Yeterlidir
Yargıtay, bina içerisinde muhafaza altına alınan eşya hakkında hırsızlık suçunun değerlendirilmesi sırasında ceza hukuku bakımından bina kavramının kapsamını açıklamıştır. Buna göre bina, toprak altında veya üstünde yapılmış, kendi başına kullanılabilen, üstü örtülü ve insanların içerisine girebildiği bir yapı olmalıdır.
Yapının insanların oturmasına, çalışmasına, eğlenmesine, dinlenmesine veya ibadet etmesine ayrılmış olması mümkündür. Bunun yanında hayvanların ya da eşyaların korunması amacıyla kullanılan yapılar da bina niteliği taşıyabilir. Dolayısıyla bir yapının bina sayılması için mutlaka konut olarak kullanılması gerekmez.
Depo, dükkân, atölye, garaj, hayvan barınağı veya boş durumda bulunan tamamlanmış bir yapı da bina sayılabilir. Yapının suç tarihinde sürekli olarak kullanılması ya da içerisinde insanların bulunması zorunlu değildir. Önemli olan, yapının tahsis edildiği amaca uygun şekilde kullanılabilecek ölçüde tamamlanmış olmasıdır.
Yargıtay ayrıca binanın büyüklüğünün hukuki nitelendirme bakımından belirleyici olmadığını kabul etmiştir. Çok küçük bir bekçi kulübesi veya eşya deposu da gerekli yapısal özellikleri taşıdığı takdirde bina sayılabilir. Buna karşılık geniş bir alanı kaplamasına rağmen üstü ve yanları açık bir yapı, yalnızca büyüklüğü nedeniyle bina kabul edilemez.
Yapının zemine kalıcı biçimde sabitlenmiş olması da zorunlu değildir. Belirli ölçüde taşınabilir veya sökülebilir yapılar, kendi başına kullanılabilmeleri, üstlerinin örtülü olması ve insan ya da eşya koruma işlevine sahip bulunmaları hâlinde bina niteliği kazanabilir. Bu nedenle her prefabrik veya portatif yapının bina kavramı dışında tutulması doğru değildir.
Ancak karavan, çadır veya benzeri bir yerin fiilen konut gibi kullanılması, tek başına TCK m. 142/2-h bakımından bina kabul edilmesi için yeterli olmayabilir. Yapının fiziksel özelliklerinin dış dünyadan ayrılmış, tamamlanmış ve kullanım amacına elverişli bir mekân meydana getirip getirmediği somut olarak değerlendirilmelidir.
Bir yapının bina kabul edilebilmesi için girişi üzerinde hak sahibinin belirleyici olması da önemlidir. Herkesin serbestçe kullanabildiği açık alanlardan farklı olarak bina, sahibinin veya kullanıcısının rızası dışında girilmemesi gereken bir egemenlik alanı oluşturur. Kapının olay sırasında açık olması, bu tahsis ve koruma iradesini kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
TCK m. 142/2-h’nin uygulanması bakımından bina içindeki eşyanın ayrıca kilitlenmiş olması aranmaz. Eşyanın tamamlanmış ve kullanıma elverişli bir bina içerisinde muhafaza altına alınması yeterlidir. Failin açık kapıdan girmesi, pencereden uzanması veya dışarıdan bir araç yardımıyla içerideki eşyayı çekmesi de nitelikli hâlin uygulanmasına engel değildir.
Bununla birlikte yapım çalışmaları devam eden ve henüz hizmete hazır olmayan bir inşaat, bu ilke kapsamında bina olarak kabul edilemez. Yapının duvarlarının kısmen örülmesi veya üstünün geçici biçimde kapatılması yeterli olmayıp kullanım amacına uygun biçimde tamamlanıp tamamlanmadığı araştırılmalıdır.
Bu değerlendirme yapılırken yapının belediye mevzuatına uygun veya ruhsatlı olması tek başına belirleyici değildir. Ruhsatsız bir yapı da fiilî ve fiziki özellikleri itibarıyla bina niteliği taşıyabilir. Ceza yargılamasında esas olan, yapının suç tarihindeki gerçek durumu ve eşyanın korunmasına hizmet eden bir mekân oluşturup oluşturmadığıdır.
Karar, TCK m. 142/2-h kapsamındaki yargılamalarda “bina” kavramının dar ve yalnızca betonarme yapılarla sınırlı yorumlanamayacağını ortaya koymaktadır. Buna karşılık daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlin uygulanması için yapının bina özelliği taşıdığı her türlü şüpheden uzak, kesin ve denetlenebilir delillerle belirlenmelidir.
Künye: Yargıtay 2. Ceza Dairesi, E. 2013/30965, K. 2014/19077.
Alışveriş Merkezi İçindeki İşyeri İle AVM Bahçesindeki Tahsisli Çadır Reyonundan Para Çalınması Bina Veya Eklentisi İçinde Muhafaza Edilen Eşya Hakkında Hırsızlıktır
Sanıkların farklı olaylarda akaryakıt istasyonundaki markete, alışveriş merkezi içindeki işyerine ve aynı alışveriş merkezinin bahçesinde bulunan çadır reyona girdikleri; mağdurlarla para bozdurma veya para üstü verme görüntüsü altında işlem yaptıkları ve paraların bir kısmını alıkoydukları anlaşılmıştır. Uyuşmazlık, eylemlerin kişinin üzerinde veya elinde bulunan eşyanın özel beceriyle alınması mı, yoksa bina veya eklentisi içinde muhafaza edilen eşya hakkında hırsızlık mı olduğu noktasında toplanmıştır.
Yerel mahkeme, sanıkların dikkat dağıtıcı ve yanıltıcı davranışlarla para almalarını esas alarak eylemleri elde veya üstte taşınan eşyanın özel beceriyle çalınması kapsamında değerlendirmiştir. Ancak Yargıtay, suçun işlenme yönteminin yanında paranın suç anında nerede bulunduğunun da belirlenmesi gerektiğini vurgulamıştır.
Suç konusu paraların hırsızlık eylemi başladığı sırada mağdurların ellerinde veya üzerlerinde bulunmadığı tespit edilmiştir. Paralar, işyerleri ve satış reyonları içerisinde ticari faaliyet nedeniyle muhafaza edilmekteydi. Sanıkların işlem sırasında paraları kısa süreliğine ellerine almaları, suç konusu malın başlangıçtaki muhafaza biçimini ve bulunduğu yeri değiştirmemektedir.
TCK m. 142/2-b’nin uygulanabilmesi için malın mağdurun üzerinde veya elinde bulunması ve failin özel beceri kullanarak bu malı alması gerekir. Failin bina içindeki kasa, çekmece, tezgâh veya satış bölümünde bulunan para üzerinde dikkat dağıtıcı davranışlarla hâkimiyet kurması, tek başına bu nitelikli hâli oluşturmaz.
Yargıtay, akaryakıt istasyonu içindeki market ile alışveriş merkezi içerisindeki işyerinin bina niteliğinde olduğunu kabul etmiştir. Bu yerlerin çalışma saatlerinde müşterilere açık olması, içerideki para ve eşyaların muhafaza altında bulunma özelliğini ortadan kaldırmamaktadır. Müşterilere verilen giriş izni, işyerindeki malların alınmasına yönelik genel bir rıza anlamına gelmez.
Kararın önemli yönlerinden biri de alışveriş merkezinin bahçesinde bulunan çadır reyonun eklenti olarak değerlendirilmesidir. Çadır biçimindeki her satış alanının bağımsız olarak bina sayılması mümkün olmamakla birlikte, AVM’nin ticari faaliyetinin devamı niteliğinde olan ve onun bahçesinde tahsis edilen reyon, ana binanın eklentisi kabul edilebilir.
Eklentinin mutlaka betonarme olması, ana binaya fiziksel olarak bitişik bulunması veya dört tarafının duvarla çevrilmesi gerekmez. Alanın ana binanın kullanım amacını tamamlaması, işletmenin tahsisinde bulunması ve üçüncü kişilerin serbestçe tasarruf edemeyeceği bir egemenlik alanı oluşturması yeterlidir.
Bu yönüyle AVM bahçesine ticari faaliyet için kurulan çadır reyon ile herhangi bir yerde bağımsız biçimde kurulan ve yapısal özellikleri itibarıyla bina sayılmayan çadır arasında ayrım yapılmalıdır. Önceki kararlarda branda ve naylonla çevrilmiş bağımsız çay ocağı bina sayılmamışken, bu olayda çadır reyon alışveriş merkezinin kullanımını tamamlayan tahsisli alan olması nedeniyle eklenti niteliğinde değerlendirilmiştir.
Yargıtay, sanıkların eylemlerinin karar tarihinde yürürlükte bulunan TCK m. 142/1-b’deki bina veya eklentileri içerisinde muhafaza altına alınan eşya hakkında hırsızlık suçunu oluşturduğunu kabul etmiştir. Yerel mahkemenin kişinin üzerinde veya elinde taşınan eşyanın özel beceriyle alınmasına ilişkin hükmü uygulaması suç vasfında yanılgı olarak değerlendirilmiştir.
Söz konusu nitelikli hâl, 6545 sayılı Kanun değişikliğinden sonra TCK m. 142/2-h’ye taşınmıştır. Bu nedenle suç tarihine göre lehe kanun değerlendirmesi saklı kalmak üzere, günümüzde AVM içerisindeki mağazadan veya AVM’nin eklentisi niteliğindeki tahsisli satış alanından gerçekleştirilen benzer bir hırsızlık TCK m. 142/2-h kapsamında değerlendirilmelidir.
Karar, AVM içerisindeki bağımsız işyerleri ve geçici satış alanları bakımından uygulamada önemli bir ölçüt sunmaktadır. Bir satış noktasının çadır, stant veya reyon şeklinde kurulması tek başına belirleyici değildir; AVM binasıyla fonksiyonel bağlantısı, alanın tahsis biçimi, fiziki sınırları ve eşyanın işletmenin koruma alanında bulunup bulunmadığı birlikte değerlendirilmelidir.
Künye: Yargıtay 17. Ceza Dairesi, E. 2015/10056, K. 2016/2826.
Alışveriş Merkezi İçindeki İki Mağazadan Alınan Eşyalarla Kesintisiz Takip Olmaksızın Tesadüfen Yakalanan Failin Hırsızlık Suçu Tamamlanmıştır
Sanığın alışveriş merkezi içerisinde bulunan iki ayrı mağazadan hırsızlık yaptığı, mağazalardan ayrıldıktan sonra kesintisiz bir takip bulunmaksızın tesadüfen görüldüğü ve suç konusu eşyalar üzerinde olduğu hâlde yakalandığı olayda, hırsızlık suçunun tamamlanıp tamamlanmadığı tartışılmıştır.
Yerel mahkeme, sanığın alışveriş merkezinden çok uzaklaşamadan suç konusu eşyalarla yakalanmasını dikkate alarak hırsızlık eylemlerinin teşebbüs aşamasında kaldığını kabul etmiştir. Yargıtay ise failin yakalandığı yer veya aradan geçen sürenin tek başına suçun tamamlanma anını belirlemeyeceğini belirtmiştir.
Hırsızlık suçu, failin malı bulunduğu yerden alarak mağdurun mal üzerindeki fiilî egemenliğini ortadan kaldırması ve mal üzerinde serbestçe tasarruf edebilecek duruma gelmesiyle tamamlanır. Failin malı satması, kullanması, saklaması veya alışveriş merkezinin dışına çıkarması suçun tamamlanması için zorunlu değildir.
AVM ve mağaza güvenlik görevlilerinin failin eylemini başlangıcından itibaren görmesi ve faili aralıksız takip etmesi hâlinde farklı bir değerlendirme yapılabilir. Fail, suç konusu eşya üzerinde serbestçe tasarruf olanağı elde edemeden kesintisiz takip sonucunda yakalanmışsa eylem teşebbüs aşamasında kalabilir.
Buna karşılık güvenlik görevlilerinin veya mağaza çalışanlarının faili gözden kaybetmesi, takibin kesilmesi ya da failin herhangi bir takip bulunmaksızın daha sonra tesadüfen yakalanması hâlinde mağdurun eşya üzerindeki egemenliği fiilen sona ermiş olabilir. Failin suç konusu eşyalarla daha sonra yakalanması, tamamlanmış suçu yeniden teşebbüs hâline dönüştürmez.
Somut olayda sanık, iki mağazadaki hırsızlık eylemlerini gerçekleştirdikten sonra kesintisiz biçimde takip edilmemiştir. Sanığın daha sonra tesadüfen görülüp yakalanması, suç konusu mallar üzerinde belirli bir süre serbestçe tasarruf edebildiğini göstermektedir. Bu nedenle eylemlerin tamamlanmış hırsızlık olarak kabul edilmesi gerektiği belirtilmiştir.
Alışveriş merkezinin ortak alanlarında kamera sistemlerinin bulunması da kendiliğinden kesintisiz takip anlamına gelmez. Kamera kayıtlarının olaydan sonra incelenmesi, failin görüntülerden teşhis edilmesi veya güvenliğin bir süre sonra durumdan haberdar edilmesi hâlinde failin sürekli gözetim altında olduğu söylenemez.
Kesintisiz takipten söz edilebilmesi için failin malı almasından yakalanmasına kadar geçen süreçte takip eden kişilerce gözden kaybedilmemesi ve eşya üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği güvenli bir alan elde edememesi gerekir. Takibin kısa süreli de olsa kesilmesi ve failin bağımsız hareket etme olanağı kazanması, suçun tamamlandığı sonucunu doğurabilir.
Karar, AVM içerisindeki mağazalarda suçun tamamlanma anının yalnızca alarm kapısından geçilmesine bağlanamayacağını da göstermektedir. Fail, ürünü mağaza içinde cebine veya çantasına koymuş olsa bile olayın özelliklerine göre henüz mağazanın egemenlik alanından çıkmamış olabilir. Buna karşılık ürünü aldıktan sonra mağazadan ayrılması ve kesintisiz takip bulunmaması, suçun tamamlandığını gösterebilir.
Suçun nitelendirilmesi yönünden mağazaların alışveriş merkezi içinde ve bina niteliğindeki yapıda bulunması önemlidir. Mağazada satış amacıyla sergilenen ürünler, işletmenin zilyetliği ve muhafazası altındadır. Mağazanın müşterilere açık olması, ürünlerin TCK m. 142/2-h anlamında bina içinde muhafaza edilen eşya niteliğini ortadan kaldırmaz.
Dosyada iki ayrı mağazadan gerçekleştirilen eylemlerin tek suç, zincirleme suç veya mağaza ve mağdur sayısına göre ayrı suçlar oluşturup oluşturduğu da olayın özelliklerine göre değerlendirilmelidir. Mağazaların farklı kişilere veya şirketlere ait olması, mağdur sayısı ve eylemler arasındaki zaman aralığı içtima hükümleri bakımından ayrıca önem taşır.
Yargıtay, sanığın eylemlerinin tamamlanmış olduğu gözetilmeden teşebbüs hükümlerinin uygulanmasını hukuka aykırı bulmuştur. Böylece AVM’den çıkmadan veya AVM yakınında yakalanmanın her durumda teşebbüs olarak kabul edilemeyeceği; zilyetlik ve kesintisiz takip ölçütlerinin somut olay üzerinden araştırılması gerektiği ortaya konulmuştur.
Künye: Yargıtay 17. Ceza Dairesi, E. 2016/3650, K. 2018/5929.
Failin Bina İçerisine Tamamen Girmeden Kırık Camdan Uzanarak İçerideki Eşyayı Alması Bina İçinde Muhafaza Edilen Eşya Hakkında Nitelikli Hırsızlıktır
Sanıkların, mağdura ait işyerinin kapısı üzerinde ve yerden yaklaşık 220 santimetre yükseklikte bulunan kırık cam bölümünden yararlanarak işyerindeki on dört adet galvanizli boruyu dışarı çektikleri olayda, hırsızlık suçunun bina içerisinde işlenmiş sayılıp sayılmayacağı değerlendirilmiştir. Sanıkların vücutlarının tamamıyla işyerine girmemiş olmaları, uyuşmazlığın temelini oluşturmuştur.
TCK m. 142/2-h’de bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınan eşya hakkında işlenen hırsızlık daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâl olarak düzenlenmiştir. Hükümde failin bina içerisine girmesi değil, suç konusu eşyanın bina veya eklentisi içerisinde muhafaza altında bulunması esas alınmıştır.
Yargıtay, bu nedenle failin bütün vücuduyla binaya girmesinin gerekli olmadığını kabul etmiştir. Failin yalnızca elini veya kolunu içeri uzatması, bir ayağını içeri atması, sopa ya da benzeri bir araç kullanması veya içerideki eşyayı dışarıdan çekmesi durumunda da suç bina içinde muhafaza edilen eşya hakkında işlenmiş olabilir.
Somut olayda galvanizli borular işyerinin içerisinde bulunmakta ve mağdurun bina tarafından oluşturulan koruma alanı içerisinde muhafaza edilmekteydi. Sanıkların dışarıda durmaları, suç konusu eşyanın bulunduğu yeri ve muhafaza biçimini değiştirmemektedir. Hırsızlığın konusu olan malların binanın dışına çıkarılmasıyla mağdurun fiilî hâkimiyeti sona erdirilmiştir.
İşyeri kapısının üzerindeki camın daha önceden kırık olması da nitelikli hâlin uygulanmasını engellemez. TCK m. 142/2-h bakımından binanın kapı ve pencerelerinin mutlaka sağlam veya kilitli olması aranmamaktadır. Bina niteliğindeki yerin girişinde bulunan bir açıklıktan yararlanılması, içerisindeki eşyanın muhafaza altında olmadığı anlamına gelmez.
Failin camı kendisinin kırması hâlinde mala zarar verme suçunun oluşup oluşmadığı ayrıca değerlendirilebilir. Ancak camın olaydan önce kırılmış bulunması, binanın kullanım amacını ve işyeri içerisindeki eşyalar üzerindeki koruma iradesini ortadan kaldırmamaktadır. Açıklığın bulunması yalnızca suçun işlenmesini kolaylaştıran maddi bir durumdur.
Nitelikli hâlin uygulanabilmesi için suç konusu eşyanın ayrıca kilitli dolap, sandık veya kasa içerisinde bulunması da şart değildir. TCK m. 142/2-h’deki “kilitlenmek suretiyle muhafaza altına alınma” koşulu, herkesin girebileceği yerde bırakılan eşyalar yönünden aranır. Bina veya eklentisi içinde bulunan eşya bakımından binanın sağladığı muhafaza yeterlidir.
Yargıtay, sanıkların içerideki boruları dışarıdan çekmek suretiyle almalarını bina içerisindeki eşya hakkında hırsızlık olarak değerlendirmiştir. Kararın verildiği hukuki karşılaştırmada eylemin 5237 sayılı TCK m. 142/1-b’deki nitelikli hırsızlık suçuna karşılık geldiği kabul edilmiştir. Bu düzenleme, 6545 sayılı Kanun değişikliğinden sonra TCK m. 142/2-h’ye taşınmıştır.
Kararın uygulamadaki önemi, “failin bulunduğu yer” ile “suç konusu eşyanın bulunduğu yer” arasındaki farkı ortaya koymasıdır. Fail bina dışında bulunsa bile suç konusu eşya binanın koruma alanından alınıyorsa nitelikli hâl uygulanabilir. Bu bakımdan failin vücudunun binanın sınırını geçip geçmediği tek başına belirleyici değildir.
Aynı ilke açık pencereden uzanarak eşya alınması, dışarıdan sopa veya kanca kullanılarak malların çekilmesi, küçük bir çocuğun açıklıktan içeri sokulması ya da bina dışından teknik bir araçla içerideki eşyanın çıkarılması hâllerinde de uygulanabilir. Her durumda eşyanın suç başlangıcında bina veya eklentisi içerisinde muhafaza altında bulunup bulunmadığı belirlenmelidir.
Eşyanın bina dışına çıkarılması sırasında fail üzerinde fiilî tasarruf imkânı kurulmuşsa suç tamamlanır. Failin eşyayı çekmeye başlamasına rağmen dışarı çıkaramadan yakalanması hâlinde ise TCK m. 142/2-h kapsamındaki nitelikli hırsızlığa teşebbüs hükümleri gündeme gelebilir.
Künye: Yargıtay 2. Ceza Dairesi, E. 2012/9140, K. 2012/17020.
Bir Yerin Bina Eklentisi Sayılabilmesi İçin Binaya Bitişik Veya Kilitli Olması Gerekmeyip Binanın Kullanımını Tamamlaması Yeterlidir
Yargıtay, bina veya eklentileri içerisinde muhafaza altına alınmış eşya hakkında hırsızlık suçunun uygulanması bakımından “eklenti” kavramını açıklamıştır. Daireye göre eklenti, konutun veya benzeri bir yapının kullanım amaçlarından herhangi birini tamamlayan ek yapı ya da alandır.
Bir yerin eklenti sayılabilmesi için mutlaka binaya fiziksel olarak bitişik olması gerekmez. Ana yapıdan belirli bir mesafede bulunan garaj, ahır, odunluk, kömürlük veya depo da kullanım amacı ve tahsis biçimi itibarıyla ana binayı tamamlıyorsa eklenti kabul edilebilir.
Eklentinin dört tarafının duvarlarla çevrilmiş olması da zorunlu değildir. Tel örgü, çit, kapı, bitki sınırı, zemin farklılığı veya tahsis amacını dış dünyaya gösteren başka işaretler, alanın bina kullanıcısına ayrıldığını ortaya koyabilir. Esas olan, hak sahibinin tahsis ve başkalarının girişini engelleme iradesinin dışarıdan anlaşılabilir olmasıdır.
Yargıtay, eklentiyi aynı zamanda girilmesi konutta oturma hakkına sahip kişilerin özgürlük, huzur ve güvenliğini bozabilecek ek yapı veya yer olarak tanımlamıştır. Bu tanım, eklentinin yalnızca malvarlığının korunmasıyla değil, binayı kullanan kişilerin oluşturduğu özel egemenlik alanıyla da bağlantılı olduğunu göstermektedir.
Evin balkonu, terası, çevrili bahçesi, garajı, ahırı, odunluğu ve kömürlüğü bu kapsamda eklenti niteliği taşıyabilir. Bununla birlikte her bahçe, her boş arazi veya bina yakınındaki her alan otomatik olarak eklenti sayılmaz. Alanın ana binayla fonksiyonel bağlantısı ve belirli bir kullanıma tahsis edildiğini gösteren özellikleri bulunmalıdır.
Örneğin konutun yanında bulunan ancak herkesin geçişine açık, sınırları belirlenmemiş ve hak sahibinin özel kullanımına ayrıldığı anlaşılmayan boş alan eklenti olarak kabul edilemez. Buna karşılık konuta hizmet eden, girişinin yabancılara kapalı olduğu anlaşılan ve sürekli olarak konut sahibi tarafından kullanılan çevrili bir bahçe eklenti sayılabilir.
Eklentinin kapısının kilitli olup olmaması da TCK m. 142/2-h’nin uygulanması bakımından belirleyici değildir. Suç konusu eşyanın bina eklentisi içerisinde muhafaza altında bulunması yeterlidir. Bahçedeki bisikletin, garajdaki aracın veya odunluktaki eşyanın ayrıca zincirle ya da kilitle korunması zorunlu değildir.
Ancak alan eklenti niteliği taşımıyorsa, herkesin girebileceği bir yerde bırakılan eşya bakımından TCK m. 142/2-h’nin ilk kısmındaki koşullar aranmalıdır. Bu durumda eşyanın kilitlenmek suretiyle muhafaza altına alınmış olması gerekir. Örneğin kamuya açık yerde bulunan bir bisiklet zincirle sabitlenmişse bent uygulanabilir; hiçbir koruma tedbiri alınmadan bırakılmışsa farklı bir hukuki nitelendirme yapılmalıdır.
Yargıtay’ın ortaya koyduğu tanım, özellikle apartmanların ortak alanları bakımından da önemlidir. Apartman garajı, ortak kömürlük, depo, bahçe veya merdiven boşluğu, binanın kullanımını tamamladığı ve dışarıdan girişin hak sahiplerinin rızasına bağlı olduğu ölçüde bina eklentisi sayılabilir.
Eklenti içerisinde bulunan eşyanın çalınması için failin eklentinin sınırlarını tamamen geçmesi gerekmez. Failin dışarıdan uzanarak, tel örgü üzerinden çekerek veya başka bir araç kullanarak eşya üzerinde hâkimiyet kurması hâlinde de TCK m. 142/2-h uygulanabilir. Belirleyici olan, eşyanın suç başlangıcında eklentinin koruma alanı içinde bulunmasıdır.
Mahkeme, eklenti değerlendirmesi yaparken olay yeri krokisini, fotoğrafları, duvar veya çitlerin durumunu, ana bina ile mesafeyi, alanın kullanım biçimini ve üçüncü kişilerin buraya serbestçe girip giremediğini araştırmalıdır. Yalnızca “bahçe”, “garaj” veya “müştemilat” şeklindeki soyut ifadeler üzerinden nitelikli hâl uygulanamaz.
Bu karar doğrultusunda, ana binayı tamamlayan ve hak sahibinin özel kullanım alanını oluşturan yerde bulunan eşyanın çalınması, eklentinin kilitli olup olmadığına bakılmaksızın bina eklentisi içerisinde muhafaza edilen eşya hakkında nitelikli hırsızlık suçunu oluşturacaktır. Karar tarihinde TCK m. 142/1-b’de bulunan bu nitelikli hâl, günümüzde TCK m. 142/2-h kapsamında düzenlenmektedir.
Künye: Yargıtay 2. Ceza Dairesi, E. 2013/11451, K. 2014/3246.
Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu
| Somut Durum | Yargıtay Nitelendirmesi | Gerekçenin Özü |
|---|---|---|
| Kilitli olmayan aracın kontak sistemi kırılarak düz kontakla çalınmaya çalışılması | TCK 142/2-h, teşebbüs | Kontak kilidi aracın kilitlenme aracıdır; kapının açık olması basit hırsızlığa indirmez |
| Mağazada giysinin alarmı sökülerek çalınması | TCK 142/2-h | Deneme için verilen ürün üzerinde mağazanın zilyetliği sona ermez |
| Yapımı devam eden inşaattan malzeme çalınması | TCK 142/2-h uygulanmaz | Kullanıma hazır olmayan inşaat bina sayılmaz |
| Naylon ve brandayla çevrili çay ocağından hırsızlık | TCK 142/2-h uygulanmaz | Belirleyici olan yerin adı değil maddi yapısıdır |
| AVM bahçesindeki tahsisli çadır reyonundan para çalınması | TCK 142/2-h | Tahsisli reyon bina eklentisi kapsamında değerlendirilir |
| Kırık camdan uzanarak içerideki eşyanın alınması | TCK 142/2-h | Failin binaya tamamen girmesi gerekmez; eşya muhafaza altındadır |
Maddenin diğer nitelikli halleri için TCK 142/1, TCK 142/2-g büyükbaş ve küçükbaş hayvan hırsızlığı ile TCK 142/3 sıvı ve gaz enerji hırsızlığı yazılarımızı inceleyebilirsiniz.
Sık Sorulan Sorular
TCK 142/2-h nedir?
TCK 142/2-h, hırsızlık suçunun herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ya da bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış eşya hakkında işlenmesini düzenleyen nitelikli haldir. Ev, iş yeri ve mağazalardan yapılan hırsızlıklar ile kilitli araç ve motosiklet hırsızlıkları bu kapsamdadır. Cezası beş yıldan on yıla kadar hapistir.
Evden hırsızlık yapmanın cezası kaç yıl?
Konut veya eklentisi içinde muhafaza altına alınmış eşyanın çalınması TCK 142/2-h kapsamında beş yıldan on yıla kadar hapis cezası gerektirir. Suçun gece vakti işlenmesi halinde ceza yarı oranında artırılır; ayrıca konut dokunulmazlığının ihlali suçundan da ceza verilir.
Kilitli olmayan aracın düz kontakla çalınması hangi bende girer?
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, kapıları kilitli olmasa bile kontak sistemi kilitli aracın düz kontak yapılarak çalınmaya çalışılmasını kilitlenmek suretiyle muhafaza altına alınan eşya hakkında hırsızlık kapsamında TCK 142/2-h saymıştır. Kontak kilidi, aracın kilitlenme aracıdır.
Mağazadan alarmlı ürün çalmak hangi suçtur?
Müşteri gibi girilen mağazada giysinin alarmı sökülerek çalınması, bina içinde muhafaza altına alınan eşya hakkında hırsızlık kapsamında TCK 142/2-h bendine girer. Ürünün deneme kabinine götürülmesi mağazanın zilyetliğini sona erdirmez.
İnşaattan malzeme çalmak TCK 142/2-h kapsamında mı?
Yapının durumuna bağlıdır. Yargıtaya göre yapımı devam eden ve henüz kullanıma hazır olmayan inşaat bina sayılmaz; buradan malzeme çalınması bu bende girmez. Bir yapının bina sayılması için büyük veya sabit olması gerekmez, tamamlanmış ve kullanıma elverişli olması yeterlidir.
Bina eklentisi neresidir?
Yargıtaya göre bir yerin bina eklentisi sayılması için binaya bitişik veya kilitli olması gerekmez; binanın kullanımını tamamlaması yeterlidir. Avlu, bahçe, balkon, müştemilat ve benzeri alanlar bu kapsamda değerlendirilir.
AVM içindeki mağazadan hırsızlıkta suç ne zaman tamamlanır?
Yargıtay, eşyanın kasadan geçirilmeden mağazadan çıkarılmasıyla ve fail üzerinde fiili tasarruf imkanı kurulmasıyla suçun tamamlandığını kabul etmektedir; kesintisiz takip olmaksızın AVM içinde veya yakınında tesadüfen yakalanma, fiili teşebbüs aşamasına indirmez.
TCK 142/2-h davasında avukat desteği neden önemli?
Bu dosyalarda yapının bina sayılıp sayılmadığı, eklenti tartışması ve suçun tamamlanma anı keşif ve olay yeri delilleriyle çözülür; her biri ceza aralığını kökten değiştirir. Avukatlık hizmetleri TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ücretlidir.
Hukuki araçlarımızla süreçlerinizi kendiniz de takip edebilirsiniz:
Av. Çağrı Ayboğa Kimdir?
Av. Çağrı Ayboğa, Ankara Barosuna kayıtlı (Sicil No: 34507) olarak Ankara merkezli çalışan bir avukattır. Ceza hukuku alanında hırsızlık, nitelikli hırsızlık, yağma ve bilişim suçlarına ilişkin soruşturma ve kovuşturma dosyalarında müdafilik ve mağdur vekilliği yapmakta; Ankara Adliyesi ve Ankara Batı Adliyesi başta olmak üzere Türkiye genelinde ceza dosyalarını takip etmektedir.
TCK 142 kapsamındaki dosyalarda eşya niteliğinin tespiti, nitelikli halin tartışılması ve etkin pişmanlık süreçlerinin yönetimi konularında bilgi ve deneyim sahibidir.
TCK 142/2-h Suçlamasında Ankara Ceza Avukatı Desteği
Nitelikli hırsızlık dosyalarında sonucu, olayın hangi bende girdiğinin doğru tartışılması belirler. Dosyanızın her aşamasında yanınızda olacak bir Ankara ceza avukatı ile savunmanızı güçlendirebilirsiniz.