TCK 288 Adil Yargılamayı Etkilemeye Teşebbüs Suçu Son Güncelleme: 22 Haziran 2026
TCK 288 Adil Yargılamayı Etkilemeye Teşebbüs Suçu
TCK 288, görülmekte olan bir davada veya soruşturmada hâkim, savcı, bilirkişi ya da tanığı hukuka aykırı biçimde etkilemek amacıyla yapılan alenen sözlü veya yazılı beyanı suç olarak düzenler. 2012 değişikliği ile cezası adli para cezasına dönüştürülmüştür; bu nedenle uygulamada hapis söz konusu değildir.
- Ceza: 50 günden az olmamak üzere adli para cezası (hapis YOK)
- Zorunlu unsur: Aleniyet — belirsiz sayıda kişi tarafından algılanabilir olmalı
- Şikâyet: Aranmaz — re’sen soruşturulur
- Uzlaştırma: Kapsam dışındadır
- HAGB: Uygulanabilir
- Zamanaşımı: 8 yıl
- Görevli mahkeme: Asliye Ceza Mahkemesi
- Suç tipi: Soyut tehlike suçu — sonuç şartı aranmaz

TCK 288 adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçu nedir? Bir avukat olarak en sık karşılaştığım yanılgılardan biri, bu suçun cezasının “hapis” olduğunun düşünülmesidir; oysa 2012 yılında 6352 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten bu yana TCK 288/1 yalnızca 50 günden az olmamak üzere adli para cezası öngörmektedir. Suç; görülmekte olan bir davada veya soruşturmada hâkim, savcı, bilirkişi ya da tanığın hukuka aykırı biçimde etkilenmesine yönelik alenen yapılan sözlü veya yazılı beyanı kapsar. Korunan hukuki değer yargının bağımsızlığı, tarafsızlığı ve Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkıdır.
TCK 288, “Adliyeye Karşı Suçlar” bölümünde yer alır ve soyut tehlike suçu niteliğindedir; yani fiilin yargılamayı gerçekten etkilemiş olması aranmaz, etkilemeye yönelik kast ve somut eylem suçun oluşması için yeterlidir. Uygulamada en sık karşılaşılan örnekler; basın açıklamaları, sosyal medya paylaşımları, gazete köşe yazıları, tanığa yönelik tehdit içerikli ifadeler ve bilirkişiye yapılan baskıdır. Ancak Yargıtay’ın yerleşik içtihadı ifade özgürlüğü ile yargı bağımsızlığı arasında ölçülülük ilkesini esas almakta; her yorumun veya hukuki değerlendirmenin otomatik olarak bu suçu oluşturmadığı altını çizmektedir.
TCK 288 Kanun Metni
5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu — Madde 288: Adil Yargılamayı Etkilemeye Teşebbüs (6352/93 md. ile değişik)
(1) Görülmekte olan bir davada veya yapılmakta olan bir soruşturmada, hukuka aykırı bir karar vermesi veya bir işlem tesis etmesi ya da gerçeğe aykırı beyanda bulunması için, yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı hukuka aykırı olarak etkilemek amacıyla alenen sözlü veya yazılı beyanda bulunan kişi, elli günden az olmamak üzere adli para cezası ile cezalandırılır.
TCK 288 Suçunun Unsurları
1. Görülmekte Olan Dava veya Soruşturma
Suçun oluşması için aktif bir yargılama süreci olmalıdır. Henüz başlamamış veya kesinleşmiş davada bu suç oluşmaz. Dava iddianame kabulüyle başlar, hükmün kesinleşmesiyle sona erer; soruşturma ise ihbar, şikâyet veya tutanak ile başlar, iddianame veya KYOK ile sona erer.
2. Hedef Kişi: Yargı Görevi Yapan, Bilirkişi veya Tanık
Etki edilmek istenen kişi mutlaka hâkim, Cumhuriyet savcısı, bilirkişi veya tanık olmalıdır. Bunlar dışındaki kişilere yönelen eylem TCK 288 kapsamına girmez.
3. Hukuka Aykırı Etkileme Amacı
Fail, hedef kişinin hukuka aykırı bir karar vermesi, işlem tesis etmesi veya gerçeğe aykırı beyanda bulunması için harekete geçmiş olmalıdır. Hukuka uygun değerlendirme talebi suç oluşturmaz.
4. Alenen Yapılan Beyan
Beyan sözlü veya yazılı olabilir; ancak belirsiz sayıda kişi tarafından algılanabilir nitelikte olmalıdır. Kapalı görüşmede yapılan baskı bu suçu oluşturmaz (TCK 277 kapsamında değerlendirilebilir).
5. Özel Kast
Failin yargılamayı etkileme yönündeki özel saiki aranır. Bu, normal kasttan farklı olarak failin sonucu açıkça hedeflemesi anlamına gelir. Şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği kast somut delillerle ortaya konulmalıdır.
6. Soyut Tehlike Suçu
Yargılamanın gerçekten etkilenmesi şartı aranmaz; etkilemeye yönelik somut eylem yeterlidir. Bilirkişi raporunda hiçbir değişiklik olmasa dahi etki girişimi suçu oluşturur.
Aleniyet Şartı — Belirleyici Unsur
Yargıtay yerleşik içtihadına göre aleniyet, TCK 288 davalarında savunmanın en sık başarıyla kullandığı argümandır. Aleniyet; beyanın “belirsiz sayıda kişi tarafından algılanabilir” olması anlamına gelir. Bir avukat olarak müvekkillerime ilk sorduğum soru bu kriterin gerçekleşip gerçekleşmediğidir; çünkü Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin kararıyla görüleceği gibi aleniyet unsuru yoksa beraat zorunludur.
| Durum | Aleniyet | Sonuç |
|---|---|---|
| Basın açıklaması, gazete yazısı | ✓ Var | TCK 288 oluşabilir |
| Sosyal medya paylaşımı (herkese açık) | ✓ Var | TCK 288 oluşabilir |
| Mahkeme önünde, koridorda yüksek sesle | ✓ Var | TCK 288 oluşabilir |
| Avukat-müvekkil görüşmesi | ✗ Yok | Beraat — suç oluşmaz |
| İki kişi arasında telefon görüşmesi | ✗ Yok | Beraat (TCK 277 ayrı incelenir) |
| Kapalı toplantı, sınırlı katılım | ✗ Yok | Beraat — suç oluşmaz |
TCK 288 Cezası ve Yaptırımlar
Bir avukat olarak vurgulamak isterim: TCK 288’in cezası uygulamada doğrudan hapis cezası değildir; 50 günden az olmamak üzere adli para cezasıdır. Bu, hem savunma stratejisi hem infaz açısından önemli bir avantaj yaratır.
| Yaptırım | Durum |
|---|---|
| Adli Para Cezası | En az 50 gün (TCK 52 uyarınca gün başı 20-100 TL — mahkemece belirlenir) |
| HAGB | Uygulanabilir — sanığın daha önce kasıtlı mahkûmiyeti yoksa |
| Erteleme | Yalnızca hapis cezasına uygulanır; adli para cezası ertelenmez |
| Uzlaştırma | Kapsam dışı |
| Şikâyet | Aranmaz — re’sen soruşturulur |
| Görevli Mahkeme | Asliye Ceza Mahkemesi |
| Adli Para Cezasının Ödenmemesi | Ödenmediğinde hapis cezasına çevrilebilir (CGTİHK m.106) |
TCK 277 (Yargı Görevi Yapanı Etkileme) ile TCK 288 Farkı
Uygulamada en sık karıştırılan iki suç tipi şunlardır:
| Ölçüt | TCK 277 (Yargı Görevi Yapanı Etkileme) | TCK 288 (Adil Yargılamayı Etkilemeye Teşebbüs) |
|---|---|---|
| Aleniyet | Aranmaz — özel/kapalı görüşmede de oluşur | Zorunlu — belirsiz kişiye ulaşılabilir olmalı |
| Yöntem | Doğrudan iletişim, baskı, telkin | Alenen sözlü veya yazılı beyan |
| Hedef | Yargı görevi yapanlar | Yargı görevi yapan + bilirkişi + tanık |
| Cezası | 2 yıl – 4 yıl hapis | 50 günden az olmamak üzere adli para cezası |
| Görevli Mahkeme | Ağır Ceza Mahkemesi | Asliye Ceza Mahkemesi |
İfade Özgürlüğü ve Basın ile İlişkisi
TCK 288’in uygulanmasında en hassas mesele, suçun Anayasa m.26 ifade özgürlüğü ve AİHS m.10 ifade özgürlüğü ile çatışma noktasıdır. Yargıtay ölçülülük ilkesi gereği her açıklamayı suç saymaz; bunun yerine üç kriter aranır.
- Açıklamanın amacı: Hukuki değerlendirme, akademik analiz veya kamuoyu yararı taşıyan yorum suç oluşturmaz. Doğrudan yargı görevi yapanları belli yönde karar vermeye yönlendirme amacı bulunmalıdır.
- Açıklamanın bağlamı ve tonu: Tartışmalı bir hukuki meselede ölçülü dil kullanan analiz koruma altındadır. Hedef göstermek, baskı kurmak veya yargıçları küçük düşürmek amaçlı linç içerikleri suç oluşturur.
- Yönlendirme niteliği: Açıklamanın yargı görevi yapanı belirli bir karar yönüne zorlayacak nitelikte olması gerekir. Genel hukuki yorum yetersizdir; spesifik dosyada spesifik karar talebi aranır.
HAGB, Erteleme ve Sonuçlar
TCK 288’in cezası adli para cezası olmasına rağmen HAGB uygulanabilir. Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmaması, somut zarar oluşmamış olması ve mahkemeye kişiliği itibarıyla yeniden suç işlemeyeceği kanaatini vermesi koşullarının sağlanması hâlinde hükmün açıklanması geri bırakılır. 5 yıl denetim süresi sonunda yeni kasıtlı suç işlenmezse hüküm hiç açıklanmaz; adli sicile işlenmez.
- HAGB: Uygulanabilir — sanığın talebi veya mahkeme takdiriyle.
- Erteleme: Hapis cezasına özgü olduğundan adli para cezasında uygulanmaz.
- Para Cezasının Ödenmemesi: Hapis cezasına çevrilir; CGTİHK m.106 uyarınca infaz hâkimliği kararıyla.
- Taksitlendirme: Sanığın talebi üzerine adli para cezası taksitlere bölünebilir.
Zamanaşımı ve Düşme
TCK 288’in dava zamanaşımı süresi 8 yıldır (TCK m.66/1-e). Bu süre suçun işlendiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Yargıtay’ın 04.06.2018 tarihli kararında görüleceği üzere zamanaşımı süresinin geçmesi mahkûmiyet hükmünün bozulmasını ve davanın düşmesini gerektirir. Bir avukat olarak: yıllarca süren TCK 288 davalarında müdafaanın en sık başvurduğu yol olan zamanaşımı savunması, doğru zamanda ileri sürüldüğünde son derece etkilidir.
TCK 288 Emsal Yargıtay Kararları (7 Karar)
Av. Çağrı Ayboğa tarafından derlenen aşağıdaki 7 Yargıtay kararı; TCK 288’in uygulanmasında belirleyici olan aleniyet unsuru, zamanaşımı, HAGB sonrası süre işleyişi, TCK 277 ile sınırlama, görevli daire tayini ve zincirleme suç hükümlerinin uygulanması konularındaki yerleşik içtihadı birebir alıntılarla ortaya koymaktadır. Her karar künye (Daire, Esas, Karar, Tarih) doğrulanmıştır.
Tanığı veya Yargı Görevi Yapanı Etkilemek Amacıyla Söylenen Sözlerin Başkaları Tarafından Da Öğrenilmiş Olması Hâlinde, Eylemin TCK m.277 Yerine TCK m.288 Kapsamında Değerlendirilip Değerlendirilmeyeceğinin Tartışılması Gerekir
Olayda sanık M., bir ilçede emniyet müdür vekili olarak görev yapmaktadır ve hakkında Cumhuriyet Savcısı Z. tarafından yürütülen bir soruşturmayı etkilemek amacıyla, tanık sıfatıyla dinlenecek olan Hakim G.’ye bazı sözler söylemiştir. Bu sözler, daha sonra yazıya da dökülmüş ve dosyaya girmiştir. İlk derece mahkemesi, sanığın bu eylemini doğrudan TCK m.277’de düzenlenen yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs suçu kapsamında değerlendirmiş ve bu suçtan mahkûmiyet hükmü kurmuştur.
Yargıtay 14. Ceza Dairesi, dosyayı incelerken kritik bir noktaya dikkat çekmiştir: sanığın söylediği ve yazıya döktürdüğü sözlerin başkaları tarafından da öğrenilmiş olması, olayda aleniyet unsurunun gerçekleşmiş olabileceğini göstermektedir. TCK m.277’de aleniyet aranmazken, TCK m.288’in oluşması için sözlü veya yazılı beyanın aleni olması, yani belirsiz sayıda kişi tarafından algılanabilir nitelikte bulunması zorunludur. Daire, ilk derece mahkemesinin bu ayrımı gözardı ederek, eylemin TCK m.288 kapsamında adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçunu oluşturup oluşturmayacağını hiç tartışmadan, doğrudan TCK m.277’den hüküm kurmasını usul ve kanuna aykırı bulmuştur.
Adil Yargılamayı Etkilemeye Teşebbüs Suçunda Dava Zamanaşımı Süresinin Dolması Hâlinde, Mahkûmiyet Hükmü Bozularak Kamu Davasının Düşmesine Karar Verilmelidir
Dosyanın konusu, 2006 yılında işlendiği iddia edilen bir eylem nedeniyle açılan adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçundan yürütülen yargılamadır. Sanık hakkında ilk derece mahkemesi tarafından TCK m.288/1 uyarınca mahkûmiyet hükmü kurulmuş, ancak bu hüküm katılan vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dosya, bu süreçte iş bölümü değişiklikleri nedeniyle önce Yargıtay 16. Ceza Dairesine, ardından Yargıtay Ceza Genel Kuruluna, 6763 sayılı Kanunla yapılan değişiklik uyarınca yeniden Yargıtay 9. Ceza Dairesine, sonra tekrar 16. Ceza Dairesine ve oradan da 12. Ceza Dairesine gönderilmiş; nihayetinde Yargıtay Ceza Daireleri Başkanlar Kurulunun 2018 tarihli kararıyla görev uyuşmazlığı çözülerek dosya 9. Ceza Dairesinde karara bağlanmıştır.
Daire, bu uzun usul sürecinin sonunda asıl meseleye, yani zamanaşımına eğilmiştir. TCK m.288/1’de düzenlenen suç için TCK m.66/1-e uyarınca asli dava zamanaşımı süresi 8 yıl olarak belirlenmiştir; ancak TCK m.67/4 hükmü gereğince zamanaşımını kesen nedenlerin varlığı hâlinde bu süre en fazla yarı oranında uzayarak 12 yıla çıkabilmektedir. Somut olayda zamanaşımını son kesen neden olarak kabul edilen sorgu işleminin tarihi ile Yargıtay’ın inceleme tarihi arasındaki sürenin 12 yılı aştığı tespit edilmiştir.
Bu tespit karşısında Daire, CMK m.223/9’da öngörülen derhal beraat kararı verilmesini gerektiren şartların da bulunmadığını belirterek, hükmü zamanaşımı nedeniyle bozmuş; ancak yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu hususta doğrudan karar verme yetkisini kullanarak, sanık hakkındaki kamu davasının TCK m.66/1-e, m.67/4 ve CMK m.223/8 hükümleri uyarınca düşmesine hükmetmiştir.
Adil Yargılamayı Etkilemeye Teşebbüs Suçu ile Hakaret Suçunun Birlikte Yargılandığı Davalarda, Hangi Dairenin Görevli Olduğu, Suçların Öngördüğü Cezaların Ağırlığı Karşılaştırılarak Belirlenir
Bu dosyada katılan vekili, sanık hakkında hem hakaret suçundan hem de adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçundan kurulan hükümleri temyiz etmiştir. Temyiz incelemesi sırasında öncelikli olarak çözülmesi gereken mesele, dosyanın hangi Yargıtay ceza dairesinin görev alanına girdiğidir; çünkü Yargıtay Kanunu’nun 14. maddesi uyarınca çeşitli suçlara ait davalarda, suçların en ağırını incelemeye yetkili olan daire görevli kabul edilmektedir.
Yargıtay Ceza Daireleri Başkanlar Kurulunun istikrar kazanmış uygulamasına göre, hangi suçun daha ağır olduğunun belirlenmesinde tebliğname tarihindeki yaptırım miktarları esas alınmaktadır. Daire, somut olayda tebliğname tarihi itibarıyla TCK m.288’in yalnızca elli günden az olmamak üzere adli para cezası öngördüğünü, buna karşılık kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen hakaret suçunun TCK m.125/3-a uyarınca bir yıldan iki yıla kadar hapis cezasını gerektirdiğini tespit etmiştir.
Hapis cezası öngören suçun, sadece adli para cezası öngören suça göre daha ağır kabul edilmesi gerektiği ilkesinden hareketle Daire, hakaret suçuna ilişkin temyiz incelemesiyle görevli olan dairenin asıl yetkili daire olduğu sonucuna ulaşmış ve kendisini görevsiz görerek dosyanın ilgili daireye gönderilmesine karar vermiştir.
Adil Yargılamayı Etkilemeye Teşebbüs Suçundan Verilen Beraat Kararına Yönelik Temyizde Görevli Dairenin Belirlenmesi Konusunda Daireler Arasında Uyuşmazlık Doğması Hâlinde, Dosya Yargıtay Başkanlar Kuruluna Gönderilir
Bu dosyada sanık hakkında hakaret suçundan mahkûmiyet, adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçundan ise beraat kararı verilmiş ve her iki hüküm de temyiz edilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğnamesi üzerine dosya önce Yargıtay 18. Ceza Dairesine gönderilmiş, bu Daire ise beraat kararına ilişkin olarak dava açan belgede en ağır yaptırımı öngören suçun adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçu olduğunu belirterek dosyayı görevli olduğunu düşündüğü Yargıtay 12. Ceza Dairesine göndermiştir.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi ise bu değerlendirmeye katılmamıştır. Daire, Yargıtay Ceza Daireleri Başkanlar Kurulunun istikrarlı uygulamasına atıfla, görevli dairenin belirlenmesinde tebliğname tarihindeki yaptırım miktarlarının esas alınması gerektiğini, somut olayda TCK m.125/3-a’daki hakaret suçunun cezasının TCK m.288/1’deki adli para cezasından daha ağır olduğunu, bu nedenle görevin hakaret suçuna bakan daireye ait olduğunu tekrar vurgulamıştır.
Daireler arasında bu şekilde bir görev uyuşmazlığı doğması üzerine 12. Ceza Dairesi, kendi görevsizliğine hükmetmiş ve uyuşmazlığın çözümlenmesi amacıyla dosyanın Yargıtay Başkanlar Kuruluna gönderilmesine karar vermiştir.
Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararı Sonrasında Denetim Süresi İçinde Yeni Kasıtlı Suç İşlenmesi Nedeniyle Hükmün Açıklandığı Adil Yargılamayı Etkilemeye Teşebbüs Suçunda, Zamanaşımı Süresinin Dolup Dolmadığı Re’sen İncelenmelidir
Olayda sanık hakkında 2006 yılında işlendiği iddia edilen bir eylem nedeniyle adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçundan açılan kamu davasında, ilk derece mahkemesi TCK m.288/1, m.43/1, m.62 ve m.53/1 hükümleri uyarınca sanığı 6 ay 7 gün hapis cezasıyla cezalandırmış, ardından CMK m.231/5 uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve 5 yıllık bir denetim süresine karar vermiştir. Bu karar 24.01.2013 tarihinde kesinleşmiştir.
Ancak sanık, denetim süresi içinde, 26.10.2013 tarihinde TCK m.86/2-3-a’da düzenlenen kasten yaralama ve TCK m.106/1’de düzenlenen tehdit suçlarını işlemiş ve bu suçlardan da mahkûm olmuştur. Bu yeni mahkûmiyetler kesinleşince, daha önce açıklanması geri bırakılan hüküm yeniden ele alınmış ve CMK m.231/11 uyarınca açıklanmasına karar verilmiştir. Sanık bu kararı temyiz etmiştir.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, dosyayı incelerken esasa girmeden önce zamanaşımını gözden geçirmiştir: TCK m.288’in suç tarihinde geçerli olan ve 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası öngören eski hükmüne göre asli dava zamanaşımı süresi 8 yıl, kesintili dava zamanaşımı süresi ise 12 yıldır. Daire, bu 12 yıllık kesintili zamanaşımı süresinin, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleştiği 24.01.2013 tarihinde durduğunu, ancak denetim süresi içinde yeni kasıtlı suçların işlendiği 26.10.2013 tarihinde yeniden işlemeye başladığını tespit etmiştir.
Önceki ve sonraki süreler birlikte hesaplandığında, eylemin işlendiği 02.03.2006 tarihinden temyiz inceleme tarihine kadar 12 yıllık sürenin dolduğu sonucuna ulaşılmış; CMK m.223/9’daki derhal beraat şartları da bulunmadığından, hüküm zamanaşımı nedeniyle bozulmuş ve kamu davasının TCK m.66/1-e, m.67/4 ile CMK m.223/8 uyarınca düşmesine karar verilmiştir.
Şüphelilerin Bir Kafede Tanıkları Etkilemeye Yönelik Sözlerinin Aleniyet Unsurunu Taşımaması ve Eylemin Soruşturma Evresinde Gerçekleşmesi Nedeniyle Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karara Yapılan İtirazın Reddi İsabetlidir
Dosyada, hakkında bir soruşturma yürütülen şüpheliler, bu soruşturma kapsamında tanık olarak dinlenecek kişileri etkilemek amacıyla bir kafede konuşma yapmışlardır. Cumhuriyet savcılığı, bu eylemle ilgili olarak kovuşturmaya yer olmadığına dair (KYOK) karar vermiş, bu karara yapılan itiraz da sulh ceza hâkimliği tarafından reddedilmiştir. Bu kararlar üzerine Adalet Bakanlığı, kanun yararına bozma talebinde bulunmuştur.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, talebi iki ayrı suç tipi üzerinden değerlendirmiştir. İlk olarak TCK m.277’de düzenlenen yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs suçu yönünden, 2014 değişikliği ile maddeden ‘soruşturma evresi’ ibaresinin çıkarıldığını ve artık yalnızca görülmekte olan bir davanın bu suçun konusunu oluşturabileceğini, oysa olayda henüz bir dava bulunmadığını, soruşturmanın devam ettiğini belirlemiştir.
İkinci olarak TCK m.288/1’de düzenlenen adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçu yönünden ise, bu suçun oluşabilmesi için yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye yönelik sözlü ya da yazılı beyanın aleni, yani belirsiz sayıda kişi tarafından algılanabilir nitelikte olması gerektiğini vurgulamıştır.
Daire, şüphelilerin bir kafede söyledikleri iddia edilen sözlerin, yalnızca belirli ve sınırlı bir muhitte kalması nedeniyle aleniyet unsurunu taşımadığı sonucuna ulaşmıştır. Her iki suçun da unsurlarının somut olayda oluşmadığı kanaatine varan Daire, Cumhuriyet başsavcılığının kovuşturmaya yer olmadığına dair kararında ve bu karara yönelik itirazın reddine ilişkin sulh ceza hâkimliği kararında bir isabetsizlik bulunmadığını belirtmiş ve kanun yararına bozma talebinin reddine karar vermiştir.
Kesinleşmemiş Bir Beraat Kararına İlişkin Olarak Farklı Ulusal ve Yerel Gazetelere Açıkça Hukuka Aykırı Bir Karar Olduğu Yönünde İlanlar Verilmesi, Adil Yargılamayı Etkilemeye Teşebbüs Suçu Bakımından Zincirleme Suç Hükümlerinin Uygulanıp Uygulanmayacağı Sorununu Gündeme Getirir
Dosyanın konusu, henüz kesinleşmemiş bir beraat kararına ilişkin olarak, bir kişinin farklı ulusal ve yerel gazetelere, kararın ‘açıkça hukuka aykırı bir karar’ olduğu yönünde ilanlar vermesidir. Bu eylem nedeniyle, kişi hakkında adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçunun TCK m.43/1’de düzenlenen zincirleme suç hükümleri çerçevesinde işlendiği iddiasıyla yargılama yapılmıştır.
Bu tür davalarda çözülmesi gereken temel hukuki sorun, aynı uyuşmazlık konusuna ilişkin olarak farklı yayın organlarına aynı gün veya yakın tarihlerde verilen ilanların, TCK m.43/1 anlamında ‘değişik zamanlarda birden fazla işlenmiş tek bir suç’ olarak mı, yoksa amaç ve zaman birliği taşıyan tek bir fiil olarak mı değerlendirileceğidir. Failin kastının aynı karara yönelik olması ve ilanların amaç birliği içinde, yakın zaman aralıklarıyla verilmiş olması, bu tür eylemlerin zincirleme suç sayılıp sayılmayacağı tartışmasının özünü oluşturmaktadır.
Doktrinde bu dosya, adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçunda zincirleme suç hükümlerinin ne zaman ve hangi koşullarda uygulanabileceğine örnek olarak gösterilmektedir; aynı amaca yönelik olarak yakın aralıklarla verilen ilanların hukuki birlik arz edip etmediği değerlendirmesi, TCK m.288 kapsamındaki suçun mağdurunun toplumu oluşturan herkes olması nedeniyle, TCK m.43/1’e eklenen ‘mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmünün uygulanacağı’ kuralı ile birlikte ele alınmaktadır.
TCK 288 Yargılamasıyla Karşı Karşıyaysanız
TCK 288 davaları aleniyet ve kast unsurlarının somut ispatına bağlı olduğundan, doğru savunma stratejisi beraat şansını doğrudan etkiler. Aleniyet yokluğu, zamanaşımı, ifade özgürlüğü sınırları ve HAGB değerlendirmesi gibi konular Yargıtay içtihatlarına uygun biçimde gündeme getirilmelidir. Bir avukat olarak bu dosyalarda en kritik adımın ilk ifadenizden önce hukuki destek almak olduğunu vurgularım.
Danışmanlık ücretlidir. TBB 2025–2026 Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uygulanmaktadır.
Bu İçerik Hakkında
Bu makale, Ankara Barosu’na kayıtlı avukat Çağrı Ayboğa (sicil no: 34507) tarafından 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, 02.07.2012 tarihli 6352 sayılı Kanun değişikliği, Anayasa m.26 ifade özgürlüğü, AİHS m.10 hükümleri ve güncel Yargıtay 8., 9. ve 12. Ceza Daireleri içtihatları esas alınarak hazırlanmıştır. TCK 288’in günümüzdeki uygulaması; aleniyet, kast, teşebbüs niteliği ve zamanaşımı bakımından yerleşik içtihatlar ışığında analiz edilmiştir.
Sık Sorulan Sorular
TCK 288 adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçu nedir?
TCK 288 cezası hapis mi?
Aleniyet şartı zorunlu mu?
TCK 288 şikâyete tabi mi?
TCK 288 zamanaşımı kaç yıldır?
HAGB uygulanabilir mi?
Sosyal medya paylaşımı TCK 288’i oluşturur mu?
TCK 277 ile TCK 288 farkı nedir?
Bilirkişiyi telefonla aramak TCK 288’i oluşturur mu?
Adli para cezası ödenmezse ne olur?
Av. Çağrı Ayboğa, Ankara’da ceza hukuku alanında faaliyet göstermektedir. Adliyeye karşı suçlar ve TCK 288 dosyalarında savunma hizmeti sunmaktadır.
Ankara Avukat
TCK 288 adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs davası hukuki destek için iletişime geçebilirsiniz.
Danışmanlık ücretlidir. TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi