TCK 86/3-d Güncelleme Tarihi: 18 Ağustos 2026 | Av. Çağrı Ayboğa
TCK 86/3-d nedir? TCK 86/3-d, kasten yaralama suçunun kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesini düzenleyen nitelikli haldir. Bu bentte mağdur değil fail kamu görevlisidir: Görevin sağladığı yetki ve otoriteyi vatandaşa karşı şiddet aracına dönüştüren görevli, şikayet aranmaksızın yarı oranında artırılmış cezayla yargılanır. Kolluğun zor kullanma sınırını aşması TCK 256 yollamasıyla bu hükümler üzerinden cezalandırılır.
Devletin gücünü elinde tutan kişinin o gücü vatandaşa karşı şiddete dönüştürmesi, sıradan bir kavga değildir: Hem bireyin vücut bütünlüğüne hem devlete duyulan güvene yönelmiş çifte bir saldırıdır. Kanun koyucu bu nedenle kasten yaralama suçunun kamu görevlisinin nüfuzu kötüye kullanılarak işlenmesini nitelikli hal saymış ve TCK 86/3-d hükmünü getirmiştir.
Bu yazıda bendin şartlarını, zor kullanma yetkisinin sınırını, işkence suçuyla ayrımı ve sekiz emsal Yargıtay kararını birebir metinleriyle inceliyoruz. Ağır neticeler için TCK 87 neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama rehberimiz de yol göstericidir.
İçindekiler
TCK 86/3-d Nedir?
Bu bent, maddenin diğer bentlerinden farklı olarak failin sıfatına odaklanır: Fail kamu görevlisidir ve fiili, görevinin kendisine sağladığı nüfuzu kötüye kullanarak işlemiştir. İki şart birlikte aranır: failin kamu görevlisi olması ve yaralamanın bu sıfatın verdiği yetki, otorite veya imkan kullanılarak gerçekleştirilmesi. Görevli, mesai dışında kişisel bir kavgaya karışmışsa ve nüfuzunu kullanmamışsa bent uygulanmaz; fiil herkes gibi temel hükümler üzerinden yargılanır.
TCK 86 Kanun Metni
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 86. maddesinin yürürlükteki tam metni aşağıdadır; bu yazının konusu işaretlenmiştir. Resmi metin için mevzuat.gov.tr üzerindeki 5237 sayılı Kanuna bakabilirsiniz.
Kasten yaralama
Madde 86 – (1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) (Ek fıkra: 31/3/2005-5328/4 md.) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbî müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması hâlinde, mağdurun şikâyeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur. (Ek cümle: 12/5/2022-7406/3 md.) Suçun kadına karşı işlenmesi hâlinde cezanın alt sınırı altı aydan az olamaz.
(3) Kasten yaralama suçunun;
a) Üstsoya, altsoya, eşe, boşandığı eşe veya kardeşe karşı,
b) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle,
d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
e) Silahla,
f) (Ek: 12/5/2022-7406/3 md.) Canavarca hisle,
İşlenmesi hâlinde, şikâyet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında artırılır. (Ek cümle: 12/5/2022-7406/3 md.) (f) bendi bakımından verilecek ceza bir kat artırılır.
Zor Kullanma Sınırı ve İşkence Ayrımı
- Zor kullanma yetkisi bir hukuka uygunluk nedenidir: Kolluk görevlileri, direnişi kırmak amacıyla ve direnişle orantılı ölçüde güç kullanabilir; bu sınır içinde kalan yaralanmalar suç oluşturmaz.
- Sınırın aşılması bu bende girer: TCK 256 uyarınca, zor kullanma yetkisine sahip görevlinin sınırı aşması halinde kasten yaralama hükümleri uygulanır; direniş sona erdikten, kişi etkisiz hale getirildikten sonra devam eden şiddet tipik örnektir.
- İşkence ile sınır: Şiddet sistematik hale gelmiş, belirli bir amaçla (bilgi almak, cezalandırmak) ve süreklilik arz eder biçimde uygulanmışsa fiil TCK 94 işkence suçuna dönüşür; işkencede ceza aralığı kökten farklıdır ve zamanaşımı işlemez.
- İspat araçları: Kamera kayıtları, giriş çıkış tutanakları, doktor raporları arasındaki çelişkiler ve tanık anlatımları bu dosyaların temel delilleridir; raporların bağımsız hekimlerce düzenlenmesi kritik önemdedir.
TCK 86/3-d Cezası Ne Kadar?
- Temel halde: Bir yıldan üç yıla kadar olan ceza yarı oranında artırılır.
- Hafif yaralanmada: Ceza 86/2 üzerinden belirlenip artırılır; şikayet aranmaz.
- Ağır neticelerde: Kalıcı hasar varsa TCK 87 artırımları eklenir; görevden doğan güç farkı temel cezanın belirlenmesinde ayrıca gözetilir.
- Memuriyete etkisi: Mahkumiyet, ceza yargılamasından bağımsız yürüyen disiplin soruşturması ve güvenlik soruşturması sonuçları doğurur.
Şikayet, Uzlaştırma ve Yargılama
- Şikayet: Şikayet aranmaz; soruşturma kendiliğinden yürütülür. Görevlinin yargılanmasında görev suçlarına ilişkin izin usulleri gündeme gelebilir.
- Uzlaştırma: TCK 86/3 kapsamındaki nitelikli yaralama uzlaştırmaya tabi değildir.
- Görevli mahkeme: Görevli mahkeme asliye ceza mahkemesidir; işkence boyutuna varan fiillerde ağır ceza mahkemesi devreye girer.
- Haksız tahrik ve meşru savunma: Yaralama dosyalarının en sık savunmaları haksız tahrik indirimi ile meşru savunmadır; karşılıklı kavgalarda ilk haksız hareketin kimden geldiği cezayı dörtte üçe kadar indirebilir veya tamamen kaldırabilir.
- İnfaz: Kesinleşen cezanın infaz süresini İnfaz Hesaplama Programı ile hesaplayabilirsiniz.
Avukata Sor: TCK 86/3-d Dosyanızı Birlikte Değerlendirelim
Zor kullanma yetkisinin sınırı, işkence suçuyla ayrım ve kamera ile rapor delillerinin değerlendirilmesi bu dosyaların merkezindedir; hem mağdur hem görevli yönünden erken hukuki destek belirleyicidir. Sorularınız için bize ulaşabilirsiniz.
Danışmanlık Ücretlidir: Hukuki danışmanlık hizmetlerimiz, 2025-2026 TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAUT) uyarınca ücrete tabidir.
TCK 86/3-d Yargıtay Kararları
Aşağıdaki sekiz emsal karar, bu hükmün sınırlarını uygulamada çizen kararlardır ve özet metinleri birebir aktarılmıştır.
Parkta Çalışan Özel Güvenlik Görevlisinin Kamu Görevlisi Sayılma Şartları Araştırılmadan TCK 86/3-d Yönünden Hüküm Kurulamaz
Parkta güvenlik görevlisi olarak çalışan sanık ile diğer güvenlik görevlileri, parkta bulunan kişilerle tartışmış ve tartışmanın devamında katılanlardan biri darbedilerek basit tıbbi müdahaleyle giderilemeyecek ve kemik kırığı meydana getirecek şekilde yaralanmıştır.
Olay, güvenlik görevlilerinden birinin katılanı kız arkadaşıyla birlikte ağaçlık alanda görerek yanlarına gitmesi üzerine başlamıştır. Güvenlik görevlisinin müdahalesine sinirlenen katılan ile görevli arasında tartışma çıkmış; katılan arkadaşlarını, güvenlik görevlisi de diğer görevlileri olay yerine çağırmıştır.
Yerel mahkeme, sanık hakkında kasten yaralama suçundan mahkûmiyet hükmü kurmuştur. Ancak sanığın özel güvenlik görevlisi olmanın yasal şartlarını taşıyıp taşımadığı ve ceza hukuku bakımından kamu görevlisi sayılıp sayılmayacağı yeterince araştırılmamıştır.
5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun’a göre özel güvenlik görevlisi olarak çalışabilmek için kanunda belirtilen şartların taşınması, özel güvenlik eğitiminin başarıyla tamamlanması ve valilikten çalışma izni alınması gerekir. Bir kişinin fiilen güvenlik işi yapması, tek başına yetkili özel güvenlik görevlisi sayılması için yeterli değildir.
Aynı Kanun’un 23. maddesi uyarınca özel güvenlik görevlileri görevleriyle bağlantılı olarak işledikleri suçlardan dolayı kamu görevlisi gibi cezalandırılır. Bu nedenle sanığın özel güvenlik kimlik kartı, valilikçe verilmiş çalışma izni, görev belgesi ve olay tarihindeki görevlendirme kayıtları dosyaya getirtilmelidir.
Sanığın bu şartları taşıdığı belirlenirse TCK’nin 86/3-d maddesinin uygulanma ihtimali doğacaktır. Ancak kamu görevlisi sayılmak tek başına yeterli değildir. Yaralama fiilinin kamu görevinin veya özel güvenlik yetkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılarak gerçekleştirilmesi gerekir.
Özel güvenlik görevlileri kanunda öngörülen belirli durumlarda ve ölçülerde zor kullanabilir. Mahkeme, sanığın olay sırasında görev kapsamında müdahale edip etmediğini, zor kullanmayı gerektiren bir durum bulunup bulunmadığını ve kullanılan kuvvetin ölçülü olup olmadığını değerlendirmelidir.
Başlangıçta hukuka uygun olan bir güvenlik müdahalesi, tehlikenin sona ermesinden sonra devam ettirilirse hukuka aykırı hâle gelebilir. Kişi etkisiz hâle getirildikten sonra cezalandırma, öfke veya intikam amacıyla darbedilirse zor kullanma yetkisinin sınırı aşılmış ve kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmış olur.
Yargıtay ayrıca sanığın diğer güvenlik görevlileriyle birlikte ve iştirak iradesi içinde katılanı yaraladığının kabul edilmesi karşısında sanığın yardım eden değil müşterek fail olarak sorumlu tutulması gerektiğini belirtmiştir. Sanığın TCK’nin 37/1. maddesi aracılığıyla TCK’nin 86/1, 86/3-d ve 87/3. maddeleri uyarınca cezalandırılması gerektiği ifade edilmiştir.
Olayın başlangıcında katılanların da güvenlik görevlilerine yönelik tehdit eylemlerinde bulunduğu kabul edildiğinden haksız tahrik hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı da tartışılmalıdır. Mahkemenin olayın çıkış ve gelişimini incelemeden TCK’nin 29. maddesi yönünden değerlendirme yapmaması eksiklik sayılmıştır.
Yargıtay; sanığın görev statüsünün araştırılmaması, zor kullanma yetkisinin sınırlarının değerlendirilmemesi, iştirak biçiminin yanlış belirlenmesi ve diğer kişiselleştirme hükümlerinin gereği gibi incelenmemesi nedeniyle mahkûmiyet hükmünü bozmuştur.
Künye: Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 03.03.2021 Tarih, 2018/536 Esas, 2021/7313 Karar.
Kelepçeli Kişiye Zor Kullanmayı Gerektiren Bir Durum Bulunmadığı Hâlde Vuran Polis Memurları Hakkında TCK 86/3-d Artırımı Uygulanmalıdır
Katılanın cebinden çıkardığı bıçakla motosikletli polis timinde görevli bir memura saldırmak istemesi üzerine olay yerinde arbede yaşanmıştır. Motosikletli polis timi mensupları katılanı etkisiz hâle getirmek amacıyla kuvvet kullanmış ve ellerini kelepçelemiştir.
Olay sırasında çevrede kalabalık oluşmuş ve kalabalığın dağıtılması amacıyla havaya üç el ateş edilmiştir. Katılan kargaşadan yararlanarak kaçmaya çalışırken kelepçeli biçimde yere düşmüştür. Daha sonra Asayiş Büro Amirliğinde görevli diğer polis memurları olay yerine gelmiş, katılanı ekip aracına bindirerek karakola götürmüştür.
Yerel mahkeme, sonradan olay yerine gelen polis memurlarından birinin kelepçeli katılanın kafasına yumruk attığını, diğerinin ise göğsüne vurduğunu kabul etmiştir. Sanık polis memurları hakkında zor kullanma yetkisinin sınırının aşılması suretiyle kasten yaralama suçundan mahkûmiyet hükümleri kurulmuştur.
Sanıklar suçlamayı kabul etmemiş ve katılanın ekip aracına bindirildiği sırada zaten başından ve yüzünden yaralı olduğunu savunmuştur. Katılan ise kendisini en fazla ilk müdahaleyi yapan motosikletli polis timi mensuplarının darbettiğini ifade etmiştir.
Bu beyanlar karşısında katılandaki yaralanmaların hangi polis memurlarının eylemleri sonucunda meydana geldiği kesin biçimde belirlenememiştir. Bir sanığın kasten yaralama suçundan sorumlu tutulabilmesi için kendi eylemi ile mağdurda meydana gelen yaralanma arasında nedensellik bağının kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kurulması gerekir.
Yargıtay, katılanın bütün tedavi evrakı ve adli raporlarının Adli Tıp Kurumuna gönderilmesini istemiştir. İlk müdahaleyi yapan polislerin uyguladığı kuvvet ile sonradan gelen polislerin gerçekleştirdiği ileri sürülen eylemlerin mağdurun vücudunda hangi yaralanmalara neden olduğu belirlenmelidir.
İlk müdahaleyi yapan motosikletli polis timinin, bıçaklı saldırıyı önlemek ve katılanı etkisiz hâle getirmek amacıyla kuvvet kullanması hukuka uygun kabul edilebilir. Ancak katılan etkisiz hâle getirilip kelepçelendikten sonra zor kullanmayı gerektiren yeni bir durum bulunmuyorsa ona vurulması hukuka uygun sayılamaz.
Kamu görevlisinin zor kullanma yetkisi sınırsız değildir. Kullanılan kuvvet görevin gerektirdiği amaçla bağlantılı, zorunlu ve ölçülü olmalıdır. Tehlike sona erdikten sonra kullanılan kuvvet, görevin yerine getirilmesi amacı taşımaktan çıkarak kasten yaralama niteliğine dönüşür.
Kelepçeli ve denetim altındaki kişiye karşı kamu görevlisi olmanın sağladığı üstün konum kullanılarak yaralama fiili gerçekleştirilmesi TCK’nin 86/3-d maddesi kapsamındadır. Bu durumda fail yalnızca kamu görevlisi olduğu için değil, kamu görevinin kendisine sağladığı nüfuz ve fiilî hâkimiyeti kötüye kullandığı için daha ağır cezalandırılır.
Yargıtay, öncelikle sanıkların eylemleriyle meydana gelen yaralanmalar arasındaki illiyet bağının Adli Tıp Kurumu raporuyla belirlenmesi gerektiğini belirtmiştir. Sanıkların yaralama fiillerini gerçekleştirdiği kabul edilecekse TCK’nin 86. maddesinin hangi fıkrasının uygulanacağı da rapor sonucuna göre saptanmalıdır.
Kabule göre Yargıtay, kamu görevlisi olan sanıkların zor kullanma yetkisini aşarak gerçekleştirdikleri yaralama eylemlerinin TCK’nin 86/3-d maddesi kapsamında bulunduğunu vurgulamıştır. Buna rağmen nitelikli hâl artırımının uygulanmaması eksik ceza tayini olarak değerlendirilmiş ve mahkûmiyet hükümleri bozulmuştur.
Künye: Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 02.11.2017 Tarih, 2017/4622 Esas, 2017/4666 Karar.
Öğretmenin Öğrencisini Yaralaması Kamu Görevinin Sağladığı Nüfuzun Kötüye Kullanılması Niteliğinde Olup Suçun Takibi Şikâyete Bağlı Değildir
Sanık, öğretmen olarak görev yaptığı okulda öğrencisi olan müştekiyi yaralamıştır. Yerel mahkeme, mağdur tarafın şikâyetinden vazgeçmesini esas alarak sanık hakkındaki kamu davasının düşürülmesine karar vermiştir. Uyuşmazlık, öğretmenin öğrencisine yönelik yaralama eyleminin basit kasten yaralama kapsamında şikâyete bağlı bir suç olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğine ilişkindir.
Yargıtay, öğretmenin ceza hukuku anlamında kamu görevlisi olduğunu ve öğrenciler üzerindeki yetki ve nüfuzunun yürüttüğü kamu görevinden kaynaklandığını belirtmiştir. Öğretmenin öğrenciyi yaralarken bu görev ilişkisinin sağladığı üstün konumdan yararlanması, eylemi TCK 86/3-d kapsamına sokmaktadır.
Nitelikli hâlin uygulanabilmesi için yaralama fiilinin görev sırasında veya okul binası içerisinde gerçekleştirilmiş olması tek başına yeterli değildir. Kamu görevinin faile sağladığı otorite, üstünlük veya söz geçirme gücü ile yaralama eylemi arasında bağlantı bulunmalıdır. Öğretmen ile öğrenci arasındaki eğitim ve disiplin ilişkisi bu bağlantının belirlenmesinde önem taşımaktadır.
Somut olayda mağdurun sanığın öğrencisi olması, sanığın mağdur üzerindeki nüfuzunun kişisel bir ilişkiden değil öğretmenlik görevinden doğduğunu göstermektedir. Bu nedenle eylem, yalnızca TCK 86/2’deki basit tıbbi müdahaleyle giderilebilir yaralama olarak kabul edilemez. Temel yaralama hükmüyle birlikte TCK 86/3-d’deki nitelikli hâlin de uygulanması gerekir.
TCK 86/3 kapsamındaki nitelikli yaralama hâlleri şikâyete bağlı değildir. Mağdurun soruşturma veya kovuşturma aşamasında şikâyetinden vazgeçmesi, kamu davasının düşürülmesini sağlamaz. Savcılık ve mahkeme, mağdurun daha sonra şikâyetçi olmadığını açıklamasına rağmen yargılamayı sürdürmek zorundadır.
Yargıtay ayrıca mağdurlardan birinin suç tarihinde on beş yaşını doldurmuş olmasına ilişkin ayrı bir usul sorununa da değinmiştir. On beş yaşını dolduran ve şikâyetin hukuki anlamını kavrayabilecek durumda bulunan mağdur bakımından şikâyet hakkının bizzat mağdura ait olduğu, yalnızca kanuni temsilcinin vazgeçme beyanıyla yetinilemeyeceği belirtilmiştir.
Bununla birlikte somut suç TCK 86/3-d kapsamında kaldığı için şikâyet hakkına ilişkin bu tartışma, davanın devam ettirilmesi zorunluluğunu ortadan kaldırmamaktadır. Mahkemenin öncelikle fiilin kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılarak işlenip işlenmediğini belirlemesi ve sonucuna göre sanığın cezai sorumluluğu hakkında hüküm kurması gerekir.
Bu karar, öğretmenin disiplin veya eğitim yetkisini kullanma görüntüsü altında öğrenciye yönelik fiziksel müdahalesinin sıradan bir öğretmen-öğrenci tartışması olarak kabul edilemeyeceğini ortaya koymaktadır. Kamu görevinin sağladığı otoritenin yaralama eylemini kolaylaştırması, TCK 86/3-d’nin uygulanması ve suçun resen takip edilmesi için yeterlidir.
Künye: Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 17.09.2013 Tarih, 2012/29520 Esas, 2013/30815 Karar
Kamu Görevlisinin Görev Nüfuzundan Yararlanarak Şemsiyeyle Gerçekleştirdiği Yaralamada Hem Nüfuzun Kötüye Kullanılması Hem De Silahla İşleme Nitelikli Hâlleri Dikkate Alınmalıdır
Sanık, kamu görevlisi olarak sahip bulunduğu nüfuzu kötüye kullanarak mağduru şemsiyeyle yaralamıştır. Yerel mahkeme eylemi basit kasten yaralama olarak kabul etmiş ve sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurmuştur. Yargıtay incelemesinde hem uygulanması gereken yargılama usulü hem de cezanın belirlenmesinde birden fazla nitelikli hâlin bulunması değerlendirilmiştir.
Yargıtay, sanığın kamu görevlisi olmasının tek başına TCK 86/3-d’nin uygulanmasına yeterli olmadığını; yaralamanın kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılarak gerçekleştirilmesi gerektiğini kabul etmiştir. Somut olayda kamu göreviyle bağlantılı nüfuzun yaralama eyleminde kullanıldığı belirlendiğinden TCK 86/3-d kapsamındaki nitelikli hâl oluşmuştur.
Eylemin şemsiyeyle gerçekleştirilmesi nedeniyle ayrıca TCK 86/3-e’de düzenlenen silahla yaralama nitelikli hâli de gündeme gelmiştir. Ceza hukuku bakımından silah kavramı yalnızca ateşli silahları ve özel olarak saldırı amacıyla üretilmiş aletleri kapsamaz. Kullanılış biçimi itibarıyla saldırı ve savunmaya elverişli olan araçlar da somut olayın özelliklerine göre silah kabul edilebilir.
Şemsiyenin vuruş aracı olarak kullanılması, eşyanın olağan kullanım amacından çıkarılarak yaralama eyleminin icra aracı hâline getirilmesi anlamına gelmektedir. Bu nedenle Yargıtay, olayda hem kamu görevinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılması hem de silahla işleme nitelikli hâllerinin bir arada bulunduğunu kabul etmiştir.
Aynı fiilde TCK 86/3’teki birden fazla nitelikli hâlin gerçekleşmesi, cezanın her bent için ayrı ayrı artırılması sonucunu doğurmaz. Bununla birlikte birden fazla nitelikli hâlin bulunması cezanın belirlenmesinde tamamen etkisiz de bırakılamaz. Bu durum, TCK 61 uyarınca temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesinde dikkate alınmalıdır.
Yerel mahkemenin hem TCK 86/3-d hem de TCK 86/3-e koşulları gerçekleşmesine rağmen temel cezayı alt sınırdan belirlemesi, fiilin ağırlığıyla ceza arasında kurulması gereken orantıyı zedelemiştir. Yargıtay, TCK 3’teki orantılılık ilkesi gereğince birden fazla nitelikli hâlin cezanın bireyselleştirilmesine yansıtılması gerektiğini vurgulamıştır.
Kararda ayrıca suçun TCK 86/2 kapsamındaki basit yaralama niteliğinde bulunması nedeniyle basit yargılama usulünün uygulanma ihtimali değerlendirilmiştir. CMK 251’deki basit yargılama usulünün sanık lehine sonuç doğurabilecek olması ve sonuç cezada indirim öngörmesi karşısında, Anayasa Mahkemesinin ilgili iptal kararı da gözetilerek dosyanın bu yönden yeniden ele alınması gerektiği belirtilmiştir.
Ancak basit yargılama usulünün uygulanabilmesi, fiilin nitelikli hâllerinin göz ardı edilmesini gerektirmez. Mahkeme, usul hükümlerini değerlendirirken sanığın kamu görevlisi sıfatından doğan nüfuzunu kötüye kullandığını ve yaralamayı silah sayılan bir araçla gerçekleştirdiğini hükümde açıkça göstermelidir.
Karar, birden fazla nitelikli hâlin aynı eylemde birleşmesi durumunda izlenecek cezalandırma yöntemini göstermesi bakımından önemlidir. Artırım mükerrer biçimde uygulanmamakla birlikte, kamu görevinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılması ve silahla işleme olguları temel cezanın alt sınırdan uzaklaştırılması yoluyla yaptırıma yansıtılmalıdır.
Künye: Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 30.11.2020 Tarih, 2020/12908 Esas, 2020/17574 Karar
Polislerin Kelepçeledikleri Kişiye Tekmeyle Vurmaları Görev Nüfuzunun Kötüye Kullanılması Suretiyle Yaralama Niteliğinde Olup Şikâyetten Vazgeçme Davayı Düşürmez
Polis memuru olan sanıklar, ihbar üzerine olay yerine gelmişlerdir. Olay yerinde babasıyla tartışan ve aşırı derecede alkollü olduğu belirtilen katılanı karakola götürmek amacıyla etkisiz hâle getirerek kelepçelemişlerdir. İddianameye göre sanıklar, kelepçelenmesinden sonra katılana tekmeyle vurmuşlardır.
Yerel mahkeme, yaralama suçunun takibinin şikâyete bağlı olduğunu kabul ederek mağdurun şikâyet durumuna bağlı biçimde kamu davasının düşürülmesine karar vermiştir. Yargıtay ise olayın yalnızca basit bir kasten yaralama kapsamında değerlendirilmesini hukuka uygun bulmamıştır.
Polislerin olay yerindeki kişiyi kontrol altına alma ve gerekli koşulların bulunması hâlinde kelepçe kullanma yetkileri vardır. Ancak zor kullanma yetkisi, görevin yerine getirilmesi için gerekli ve ölçülü müdahalelerle sınırlıdır. Kişi kelepçelenerek kontrol altına alındıktan sonra zor kullanılmasını gerektiren tehlike sona ermişse, gerçekleştirilen ilave fiziksel müdahale yetkinin hukuka uygun kullanılması olarak kabul edilemez.
Katılana kelepçe takıldıktan sonra tekmeyle vurulduğu iddiası, zor kullanma yetkisinin sınırının aşılması yanında kamu görevinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılması ihtimalini ortaya çıkarmaktadır. Sanıkların mağdur üzerinde fiilî hâkimiyet kurabilmeleri ve müdahaleyi gerçekleştirebilmeleri, polislik görevinin kendilerine sağladığı yetki ve üstün konumdan kaynaklanmaktadır.
Yargıtay, iddianamede anlatılan eylemin sabit olması durumunda TCK 256’nın yollamasıyla kasten yaralama hükümlerinin uygulanması gerektiğini belirtmiştir. TCK 256’da zor kullanma yetkisinin sınırının aşılması hâlinde yalnızca kasten yaralamanın temel şekline değil, olayda koşulları bulunan nitelikli ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllere de gönderme yapılmaktadır.
Bu nedenle sanıkların eylemi TCK 86/3-d kapsamında değerlendirilmelidir. Kamu görevlisinin sahip olduğu nüfuzu kötüye kullanması suretiyle gerçekleştirilen kasten yaralama suçu, mağdurun yaralanmasının basit tıbbi müdahaleyle giderilebilir nitelikte olup olmadığına bakılmaksızın şikâyete bağlı değildir.
Mağdurun şikâyetçi olmadığını açıklaması veya daha önce yaptığı şikâyetten vazgeçmesi, kamu davasının düşürülmesine neden olmaz. Mahkeme, tanık anlatımları, adli raporlar, olay tutanakları ve diğer delilleri topladıktan sonra sanıkların mağdura kelepçe takılmasının ardından vurup vurmadıklarını belirlemelidir.
Yargıtay, maddi olay araştırılmadan ve bütün deliller değerlendirilmeden şikâyetten vazgeçme gerekçesiyle düşme kararı verilmesini hukuka aykırı bulmuştur. Öncelikle yaralama fiilinin gerçekleşip gerçekleşmediği, ardından kullanılan kuvvetin görev için gerekli ve ölçülü olup olmadığı tespit edilmelidir.
Karar, kolluk görevlilerinin her fiziksel müdahalesinin hukuka uygun zor kullanma sayılamayacağını göstermektedir. Kontrol altına alınmış ve kelepçelenmiş kişiye cezalandırma, öfke veya misilleme amacıyla vurulması hâlinde görev yetkisinden söz edilemeyecek; TCK 256’nın yollamasıyla TCK 86/3-d kapsamında resen takip edilen nitelikli yaralama suçu gündeme gelecektir.
Künye: Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 12.01.2015 Tarih, 2014/29999 Esas, 2015/817 Karar
Kolluğa Direnildiği İleri Sürülen Olayda Kullanılan Kuvvetin Ölçülü Olup Olmadığı Bağlantılı Ceza Dosyası Getirtilmeden Belirlenemez
Polis memuru olan sanık ile diğer polis memuru arasında görev sırasında bir olay meydana gelmiş ve katılanın zor kullanma yetkisinin sınırı aşılarak yaralandığı ileri sürülmüştür. Aynı olay nedeniyle katılan hakkında da polis memurlarına karşı görevi yaptırmamak için direnme ve hakaret suçlarından soruşturma ve kovuşturma yürütülmüştür.
Katılan hakkındaki bağlantılı yargılamada görevi yaptırmamak için direnme ve hakaret suçlarından hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Buna karşılık polis memuru olan sanık hakkında zor kullanma yetkisinin sınırının aşılması suretiyle yaralama suçundan mahkûmiyet hükmü kurulmuştur.
Yargıtay, polis memurunun kullandığı kuvvetin hukuka uygun olup olmadığının yalnızca mağdurda meydana gelen yaralanmaya bakılarak belirlenemeyeceğini ifade etmiştir. Öncelikle polise yönelik bir direnme bulunup bulunmadığı, direnmenin yoğunluğu, süresi ve kullanılan araçlar tespit edilmelidir.
Kolluk görevlisinin zor kullanma yetkisi, kişinin direnmesiyle bağlantılı ve direnci etkisiz hâle getirecek ölçüyle sınırlıdır. Direnmenin derecesi arttıkça kullanılabilecek kuvvetin seviyesi de değişebilir. Bununla birlikte direnme sona erdikten sonra kuvvet kullanılmasına devam edilmesi veya başlangıçtaki direnmeyle açıkça orantısız müdahalede bulunulması hukuka uygun kabul edilemez.
Katılan hakkındaki görevi yaptırmamak için direnme dosyası ile polis memuru hakkındaki yaralama dosyası aynı maddi olaya dayanmaktadır. Bu nedenle iki dosyada olayın gelişimi hakkında birbirinden farklı veya çelişkili kabul ve sonuçlara ulaşılmaması gerekir.
Yargıtay, bağlantılı dosyanın akıbetinin araştırılmasını ve onaylı örneğinin getirtilmesini zorunlu görmüştür. Direnmenin nasıl başladığı, katılanın polis memurlarına hangi eylemleri yönelttiği ve müdahalenin hangi aşamasında yaralandığı bu dosyadaki delillerle birlikte değerlendirilmelidir.
Bağlantılı dosya incelenmeden sanığın görevinin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanıp kullanmadığı sağlıklı biçimde tespit edilemez. Bu araştırma yapılmaksızın kurulan mahkûmiyet hükmü eksik incelemeye dayanmaktadır. Yargıtay bu nedenle yerel mahkeme kararını bozmuştur.
Kararda ayrıca sanığın kasten yaralama eylemini kamu görevlisi olarak sahip olduğu nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle gerçekleştirdiği kabul edildiği hâlde, cezanın TCK 86/3-d yerine TCK 86/3-e uyarınca artırılması hukuka aykırı bulunmuştur. Silahla yaralama ile kamu görevinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılması birbirinden farklı nitelikli hâllerdir.
Somut olayda artırıma esas alınması gereken nitelikli hâl, sanığın polislik görevinin sağladığı yetki ve nüfuzdan yararlanarak mağdura müdahalede bulunmasıdır. Dolayısıyla maddi olay sabit görüldüğünde TCK 256’nın yollamasıyla TCK 86/3-d uygulanmalıdır. Fiilin silahla işlendiğine ilişkin koşullar ayrıca oluşmadıkça TCK 86/3-e’ye dayanılması mümkün değildir.
Karar, kolluğun müdahalesinin hukuki niteliğinin belirlenmesinde iki aşamalı inceleme yapılması gerektiğini göstermektedir. Önce zor kullanmayı gerektiren yasal koşulların bulunup bulunmadığı, ardından kullanılan kuvvetin direncin niteliğiyle orantılı olup olmadığı araştırılmalıdır. Ölçünün aşılması ve görev nüfuzunun yaralama amacıyla kullanılması hâlinde sanığın sorumluluğu TCK 256 ile TCK 86/3-d birlikte değerlendirilerek belirlenmelidir.
Künye: Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 31.05.2017 Tarih, 2016/15897 Esas, 2017/7573 Karar
Polisin Uygulama Sırasında Mağduru Yumruklayıp Yerde Tekmelemesi Zor Kullanma Yetkisinin Aşılması Ve Görev Nüfuzunun Kötüye Kullanılması Suretiyle Yaralamadır
Sanık, olay tarihinde Emniyet Müdürlüğü Ahlak Büro Amirliğinde komiser olarak görev yapmaktadır. Gece saatlerinde yapılan bir uygulama sırasında mağdur ile yanındaki arkadaşına kimlik sorulmuş ve belirli bir sokaktan geçemeyecekleri söylenmiştir. Bunun üzerine sanık komiser ile mağdur arasında tartışma çıkmıştır.
Mağdur, sanığın kendisini ensesinden tutarak yere düşürdüğünü, başına yumruk attığını ve yere düştükten sonra tekmelemeye devam ettiğini ileri sürmüştür. Mağdurun yanında bulunan arkadaşı da sanığın mağdura yumruk ve tekmeyle vurduğunu, mağdur yere düştükten sonra müdahalenin devam ettiğini ifade etmiştir.
Sanık ise mağdurun kimlik göstermediğini, hakaret ederek kendisine saldırdığını ve kaçmaya çalıştığını savunmuştur. Mağdurun yakalanması sırasında boğuşma yaşandığını, mağduru dövmediğini ve yaralanmaların mağdurun ekip aracı ile nezarethanede başını sağa sola vurması sonucunda meydana geldiğini iddia etmiştir.
Adli raporda mağdurun sağ kulak zarında geniş bir yırtık meydana geldiği, kulak zarının cerrahi müdahaleyle onarıldığı ve yaralanmanın basit tıbbi müdahaleyle giderilemeyecek nitelikte olduğu belirlenmiştir. Adli tıp uzmanı, kulak zarındaki yaralanmanın başın sağa sola vurulmasından ziyade kulağa uygulanan küt bir travmayla meydana gelmesinin daha mümkün olduğunu açıklamıştır.
Ceza Genel Kurulu; mağdurun aşamalarda önemli bir değişiklik göstermeyen anlatımlarını, olayın görgü tanığının beyanını ve adli raporu birlikte değerlendirmiştir. Bu delillerin birbirini doğruladığını, mağdurun yaralanmalarını kendi kendisine meydana getirdiğine ilişkin savunmanın dosya kapsamıyla uyumlu olmadığını kabul etmiştir.
Kurul, TCK 86/3-d’nin uygulanabilmesi için üç koşulun birlikte bulunması gerektiğini belirtmiştir. Failin bir kamu görevini yerine getirmesi, bu görevin kendisine mağdur üzerinde bir güç veya nüfuz sağlaması ve yaralamanın söz konusu nüfuz kötüye kullanılarak gerçekleştirilmesi gerekir.
Sanığın polis memuru veya komiser olması tek başına nitelikli hâlin uygulanması bakımından yeterli değildir. Kamu görevinin sağladığı yetki ile yaralama arasında işlevsel bir bağlantı kurulmalıdır. Somut olayda kimlik sorma, kişiyi durdurma, yakalama ve kelepçeleme yetkilerinin sanığın mağdur üzerinde hâkimiyet kurmasını sağladığı kabul edilmiştir.
Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu uyarınca kolluk görevlisi, direnmeyle karşılaşması hâlinde bu direnci kıracak ölçüde ve kademeli biçimde kuvvet kullanabilir. Ancak kuvvetin direnmenin sona ermesinden sonra sürdürülmesi veya direnci etkisiz hâle getirmek için gerekli sınırı aşması hukuka uygun değildir.
Ceza Genel Kurulu, sanığın mağdurun başına yumruk atıp onu yere düşürmesini ve yerde tekmelemesini direnmenin kırılması için gerekli ve ölçülü bir müdahale olarak görmemiştir. Sanığın zor kullanma yetkisinin sınırını bilerek aştığı ve polislik görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullandığı sonucuna ulaşmıştır.
Bu nedenle sanığın TCK 256’nın yollamasıyla TCK 86/1 ve 86/3-d kapsamında mahkûm edilmesi isabetli bulunmuştur. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının sanığın suçu işlediğine ilişkin yeterli delil bulunmadığı yönündeki itirazı reddedilmiş ve mahkûmiyet hükmü korunmuştur.
Karar ayrıca görev nüfuzunun her kamu görevlisi bakımından kendiliğinden kabul edilemeyeceğini ortaya koymaktadır. Nüfuz mevcut olsa bile yaralama tamamen kişisel bir anlaşmazlık sırasında ve görev ilişkisinden yararlanılmadan gerçekleştirilmişse TCK 86/3-d uygulanamayacaktır. Somut olayda ise polislik yetkilerinin doğrudan yaralama fiilinin gerçekleştirilmesinde kullanılması nedeniyle nitelikli hâlin koşulları oluşmuştur.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 15.11.2018 Tarih, 2018/305 Esas, 2018/539 Karar
Üst Aramasına Direnerek Polis Memurunu Isıran Mağdurun Saçının Çekilmesi Sistematik İşkence Değil Zor Kullanma Sınırının Aşılması Suretiyle Yaralamadır
Mağdur hakkında verilen gözaltı kararı üzerine polis merkezine getirilmiş ve üst araması yapılmak üzere binanın üst katına çıkarılmak istenmiştir. Mağdurun görevlilere direnmesi üzerine polis memurları fiziksel müdahalede bulunarak mağduru aramanın gerçekleştirileceği bölüme çıkarmışlardır.
Mağdur, üst araması sırasında da direnmeye devam etmiş ve ayakkabısının bağcığını almaya çalışan kadın polis memurunun boynunu ısırmıştır. Sanık polis memuru, mağdurun direncini kırmak ve üst aramasını tamamlamak amacıyla kuvvet kullanırken mağdurun saçını çekmiştir.
Uyuşmazlık, sanığın eyleminin işkence suçunu mu yoksa zor kullanma yetkisinin sınırının aşılması suretiyle kasten yaralama suçunu mu oluşturduğu noktasında toplanmıştır. Bu ayrım, uygulanacak suç hükmü ve yaptırım bakımından önemli sonuçlar doğurmaktadır.
Ceza Genel Kurulu, işkence suçunu oluşturan davranışların kural olarak ani bir müdahaleden ibaret olmadığını belirtmiştir. İşkence suçunda kötü muamelelerin sistematik biçimde, belirli bir süreç içerisinde ve mağdurun bedensel veya ruhsal bütünlüğünü ağır şekilde etkileyebilecek nitelikte gerçekleştirilmesi gerekir.
Buna karşılık zor kullanma yetkisinin sınırının aşılması suretiyle yaralamada fiilin sistematik veya uzun süreli olması zorunlu değildir. Zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlisinin, görev sırasında gerekli ölçünün üzerinde fiziksel kuvvet kullanması ve mağdurun vücuduna acı vermesi suçun oluşması için yeterlidir.
Somut olayda sanık polis memurunun mağdurun onuruna yönelik aşağılayıcı söz veya davranışlarda bulunduğu kanıtlanamamıştır. Tanık anlatımları sanığın savunmasını önemli ölçüde desteklemiş, alınan doktor raporları da mağdurun sistematik biçimde darbedildiği iddiasını doğrulamamıştır.
Ceza Genel Kurulu, sanığın sabit görülen eyleminin mağdurun saçını çekmekten ibaret olduğunu kabul etmiştir. Bu davranışın işkence suçunu oluşturacak ağırlıkta, süreklilikte ve sistematiklikte olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Kurul üyelerinden bir kısmı eylemin işkence suçunu oluşturduğu görüşüyle karşı oy kullanmış olsa da çoğunluk bu görüşü benimsememiştir.
Bununla birlikte mağdurun direnmiş ve sanığı ısırmış olması, kamu görevlisine sınırsız kuvvet kullanma hakkı vermez. Direnci kırmak amacıyla başvurulan müdahalenin gerekli, elverişli ve orantılı olması gerekir. Mağdurun saçının çekilmesi, üst aramasının gerçekleştirilmesi için kullanılabilecek ölçülü kuvvet sınırının dışında değerlendirilmiştir.
Sanığın eylemi görev sırasında ve polislik yetkisinin kendisine sağladığı nüfuz kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Bu nedenle fiil, TCK 256’nın yollamasıyla TCK 86/2 ve 86/3-d kapsamında zor kullanma yetkisinin sınırının aşılması suretiyle kasten yaralama suçunu oluşturmaktadır.
Karar, işkence ile görev nüfuzunun kötüye kullanılması suretiyle yaralama arasındaki sınırı göstermesi bakımından önemlidir. Fiilin süresi, tekrarlanma biçimi, sistematikliği, mağduru aşağılama amacı, meydana gelen fiziksel ve ruhsal etkiler ile olayın gerçekleştiği ortam birlikte değerlendirilmelidir.
Bir kamu görevlisinin kişiye yönelik her hukuka aykırı fiziksel müdahalesi doğrudan işkence olarak kabul edilemez. Müdahale ani ve sınırlı kalmış, sistematik bir kötü muameleye dönüşmemiş ancak görev için gerekli ölçüyü aşmışsa TCK 256’nın yollamasıyla kasten yaralama hükümleri ve olayın koşullarına göre TCK 86/3-d uygulanmalıdır.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 28.02.2017 Tarih, 2014/269 Esas, 2017/108 Karar
TCK 86/3-d Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu
| Somut Durum | Yargıtay Nitelendirmesi | Gerekçenin Özü |
|---|---|---|
| Direnme sona erdikten sonra kelepçeli kişiye vurulması | TCK 86/3-d | Zor kullanma yetkisi direnişle orantılı ve sınırlıdır |
| Orantılı zor kullanımı sonucu yaralanma | Hukuka uygunluk | Yetki sınırları içinde kalan güç suç oluşturmaz |
| Sistematik ve süreklilik arz eden şiddet | İşkence suçu yönünden değerlendirme | TCK 94 ile sınır fiilin yoğunluğuna göre çizilir |
| Nüfuz kullanılmadan kişisel kavgada yaralama | Bent uygulanmaz | Görevli sıfatı tek başına nitelikli hal doğurmaz |
| Kamera kayıtları toplanmadan hüküm kurulması | Eksik inceleme | Zor kullanmanın sınırı somut delillerle belirlenir |
Maddenin diğer halleri için TCK 86/3-c kamu görevi nedeniyle yaralama, TCK 86/3-e silahla kasten yaralama ile TCK 87/1-a organ işlevinin sürekli zayıflaması yazılarımızı inceleyebilirsiniz.
Hukuki araçlarımızla süreçlerinizi kendiniz de takip edebilirsiniz:
Sık Sorulan Sorular
TCK 86/3-d nedir?
TCK 86/3-d, kasten yaralama suçunun kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesini düzenleyen nitelikli haldir; ceza şikayet aranmaksızın yarı oranında artırılır.
Polisin vatandaşı darp etmesi hangi suçtur?
Zor kullanma yetkisinin sınırı aşılarak vatandaşın yaralanması, TCK 256 yollamasıyla kasten yaralama hükümlerine ve nüfuzun kötüye kullanılması nedeniyle TCK 86/3-d kapsamına girer; fiil sistematik hale gelmişse işkence suçu gündeme gelir.
Zor kullanma yetkisi nerede biter?
Yetki, direnişi kırmak amacıyla ve direnişle orantılı ölçüde güç kullanımını kapsar. Kişi etkisiz hale getirildikten, kelepçelendikten veya direniş sona erdikten sonra devam eden her şiddet sınır aşımıdır ve suç oluşturur.
Görevlinin mesai dışındaki kavgası bu bende girer mi?
Hayır. Fail görevinin sağladığı nüfuzu kullanmamışsa, kamu görevlisi olması tek başına nitelikli hal doğurmaz; fiil temel hükümler üzerinden yargılanır.
İşkence ile nüfuzu kötüye kullanarak yaralama farkı nedir?
Yoğunluk ve süreklilik belirleyicidir: Ani ve tek seferlik sınır aşımı yaralama kapsamında kalırken; sistematik, belirli amaca yönelik ve insan onuruyla bağdaşmayan muamele TCK 94 işkence suçunu oluşturur.
Gözaltında darp edildim, ne yapmalıyım?
Serbest kalır kalmaz bağımsız bir sağlık kuruluşundan rapor alınması, kamera kayıtlarının tespiti için derhal savcılığa başvurulması ve sürecin bir avukatla yürütülmesi delillerin kaybolmaması için hayati önemdedir.
TCK 86/3-d davasında avukat desteği neden önemli?
Bu dosyalarda delillerin ilk saatlerde toplanması ve nitelendirme tartışması sonucu belirler; hem mağdur hem görevli yönünden teknik savunma gerekir. Avukatlık hizmetleri TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ücretlidir.
Av. Çağrı Ayboğa Kimdir?
Av. Çağrı Ayboğa, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur ve yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Ankara Barosuna kayıtlı olarak (Sicil No: 34507) Ayboğa + Partners Avukatlık Bürosunun kurucu avukatı sıfatıyla ağırlıklı olarak ceza hukuku alanında çalışmakta; kasten yaralama ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama dosyalarında müdafilik ve mağdur vekilliği görevi yürütmektedir. Bu yazı, TCK 86/3-d kapsamında nüfuzun kötüye kullanılması suretiyle yaralama konusundaki güncel Yargıtay içtihatları taranarak hazırlanmıştır ve bilgilendirme amaçlıdır; somut olaya özgü hukuki danışmanlık yerine geçmez.
TCK 86/3-d Nüfuzun Kötüye Kullanılmasıyla Yaralama Suçlamasında Ankara Ceza Avukatı Desteği
Yaralama dosyalarında adli raporların doğru okunması, nitelendirme ve haksız tahrik tartışması sonucu yıllarla değiştirir. Kasten yaralama suçu tck 86 rehberimizi inceleyebilir, dosyanız için Ankara ceza avukatı desteği alabilirsiniz.