
TCK 299 Son Güncelleme: 7 Eylül 2026 | Av. Çağrı Ayboğa
TCK 299 (Cumhurbaşkanına hakaret suçu), Cumhurbaşkanına hakaret eden kişinin 1 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmasını öngörür; suç alenen işlenirse ceza altıda bir oranında artırılır ve kovuşturma yapılması Adalet Bakanının iznine bağlıdır. Cumhurbaşkanına hakaret suçu; somut bir fiil veya olgu isnat etmek ya da sövmek suretiyle işlenir, gıyapta işlenmesi halinde genel hakaretten farklı olarak üç kişiyle ihtilat şartı aranmaz ve dava asliye ceza mahkemesinde görülür. Buna karşılık siyasi eleştiri, ağır ve rahatsız edici üslup, slogan ve mizah ifade özgürlüğü kapsamındadır: Yargıtay, Ceza Genel Kurulu ve Anayasa Mahkemesi bu sınırda kalan sözler ile aidiyeti ispatlanamayan paylaşımlarda istikrarlı biçimde beraat kararı vermektedir. Bu rehberde madde metnini, cezayı, 23 emsal beraat kararının künyesini, beraat gerekçelerinin analizini ve savunma stratejilerini bulacaksınız.
TCK 299 dosyaları, ceza pratiğinin en hassas alanlarından biridir: Aynı sertlikteki iki sözden biri mahkumiyetle, diğeri beraatle sonuçlanabilir; farkı yaratan şey sözün içeriği kadar bağlamı, ispatı ve savunmanın kurgusudur. Sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla bu suçtan açılan soruşturmalar olağanüstü artmış, buna paralel olarak Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi ifade özgürlüğünün sınırlarını çizen zengin bir beraat içtihadı üretmiştir. Bu yazı, o içtihadı dosyanızda kullanılabilir hale getirmek için hazırlandı.
TCK 299 Madde Metni ve Cezası
TCK Madde 299 – Cumhurbaşkanına hakaret: (1) Cumhurbaşkanına hakaret eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Suçun alenen işlenmesi halinde, verilecek ceza altıda biri oranında artırılır. (3) Bu suçtan dolayı kovuşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlıdır. Maddenin resmi metnine mevzuat.gov.tr üzerinden 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu sayfasından ulaşabilirsiniz.
Suçun Künyesi: Ceza, İzin ve Zamanaşımı Tablosu
| Konu | Düzenleme |
|---|---|
| Temel ceza | 1 yıldan 4 yıla kadar hapis (TCK 299/1) |
| Nitelikli hal | Alenen işlenmesi halinde ceza 1/6 artırılır; aralık 1 yıl 2 ay – 4 yıl 8 ay (TCK 299/2) |
| Kovuşturma şartı | Adalet Bakanının izni; izin verilmeden kamu davası açılamaz (TCK 299/3) |
| Şikayet ve uzlaştırma | Şikayete bağlı değildir; uzlaştırma kapsamında değildir |
| Görevli mahkeme | Asliye ceza mahkemesi; fail çocuksa çocuk mahkemesi |
| Dava zamanaşımı | 8 yıl (TCK 66/1-e) |
| Gıyapta işlenme | Mümkündür; üç kişiyle ihtilat şartı ARANMAZ (TCK 125’ten temel fark) |
| Mağdur | Yalnızca görevdeki Cumhurbaşkanı; eski veya seçilmiş ancak yemin etmemiş kişi için TCK 125 uygulanır |
| HAGB | 1 Ağustos 2024’ten itibaren AYM iptaliyle yürürlükten kalktı; uygulanmaz |
| Erteleme ve seçenek yaptırım | Koşulları varsa 2 yılı aşmayan hapis ertelenebilir; alt sınırdan ceza halinde seçenek yaptırımlar tartışılabilir |
Suçun Unsurları: Hangi Söz Suç, Hangisi Değil?
Genel Hakaretten (TCK 125) Farkları
Cumhurbaşkanına hakaret, genel hakaret suçunun özel bir görünümüdür; ancak dört noktada ayrılır: Ceza daha ağırdır (genel hakarette 3 aydan 2 yıla, kamu görevlisine karşı alt sınır 1 yıl iken TCK 299’da 1-4 yıl). Gıyapta işlenmede üç kişiyle ihtilat şartı aranmaz; tek kişiye iletilen söz dahi yeterli olabilir. Soruşturma şikayete değil, kovuşturma Adalet Bakanının iznine bağlıdır ve Cumhurbaşkanının şikayetten vazgeçmesi süreci sona erdirmez. Uzlaştırma kapsamı dışındadır. Bu farklar nedeniyle aynı söz, muhatabına göre bambaşka usul ve yaptırım rejimlerine tabi olur.
Alenen İşlenme: Cezayı Artıran Hal
TCK 299/2 uyarınca suçun alenen işlenmesi halinde ceza altıda bir artırılır. Aleniyet, sözün belirli olmayan sayıda kişi tarafından algılanabilir olmasıdır: Herkese açık sosyal medya paylaşımı, miting konuşması, basın yayın içerikleri alenidir. Buna karşılık Cumhurbaşkanının yalnızca kendisinin görebileceği özel mesaj aleniyet taşımaz ve artırım uygulanmaz. İnternet içeriklerinde ayrıca içeriğin kaldırılması ve erişimin engellenmesi gündeme gelir; bu sürecin işleyişi için içerik kaldırma ve erişim engelleme rehberimize bakabilirsiniz.
İfade Özgürlüğü Savunması: AİHM ve AYM Çerçevesi
Savunmanın anayasal zemini: Anayasa m.26 ve AİHS m.10, siyasetçilere yönelik eleştirinin sıradan bireylere göre çok daha geniş korunmasını gerektirir; Cumhurbaşkanı da yürütmenin başı olarak en yoğun eleştiriye açık konumdadır. AİHM, Vedat Şorli/Türkiye kararında (19.10.2021, B. No: 42048/19) devlet başkanına sırf sıfatı nedeniyle artırılmış ceza koruması sağlanmasını Sözleşmenin 10. maddesine aykırı bulmuş ve TCK 299’un Sözleşmeyle uyumlu hale getirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi de bireysel başvurularda; seçim dönemindeki yolsuzluk iddiaları, terör olaylarına ilişkin siyasi sorumluluk tartışmaları ve basın açıklamalarındaki sert ifadeler nedeniyle verilen mahkumiyetlerin ifade özgürlüğünü ihlal ettiğine karar vermiştir. Bu içtihat zinciri, TCK 299 savunmalarının omurgasıdır ve aşağıdaki emsal kararlarla birlikte kullanılmalıdır.
TCK 299 Emsal Beraat Yargıtay Kararları (23 Emsal)
Aşağıdaki kararlar; Yargıtay daireleri, Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Anayasa Mahkemesinin Cumhurbaşkanına hakaret suçunda beraat, ihlal ve lehe bozma yönündeki emsallerinden derlenmiştir. Her kartta kararın taşıyıcı ilkesi ve künyesi yer alır; dilekçelerinizde künyeyle atıf yapabilirsiniz.
Siyasi Eleştiri ve İfade Özgürlüğü Kapsamında Kalan Sözler
İNTERNET ORTAMINDA PAYLAŞILAN İLETİNİN İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ KAPSAMINDA SİYASİ ELEŞTİRİ NİTELİĞİNDE KALMASI HÂLİNDE CUMHURBAŞKANINA HAKARET SUÇUNDAN BERAAT KARARI VERİLMESİ GEREKMEKTEDİR
Somut olayda sanığın, internet ortamındaki “Ne Mutlu Türküm Diyene” isimli grup adresine elektronik posta yoluyla bir ileti gönderdiği ve bu iletide Cumhurbaşkanına yönelik çeşitli ifadeler kullandığı ileri sürülmüştür. Sanık hakkında söz konusu ifadeler nedeniyle TCK 299 kapsamında Cumhurbaşkanına hakaret suçundan kamu davası açılmış ve yerel mahkemece mahkûmiyet hükmü kurulmuştur.
Yargıtay 16. Ceza Dairesi, uyuşmazlığı değerlendirirken yalnızca kullanılan kelimelerin sertliğine veya Cumhurbaşkanına yönelik olmasına bakmamıştır. Açıklamanın bütünü, yapıldığı ortam ve taşıdığı siyasi eleştiri niteliği birlikte değerlendirilmiştir. Bu inceleme sonucunda dava konusu iletinin Cumhurbaşkanının kişisel onur ve saygınlığını hedef alan cezalandırılabilir bir saldırı olmaktan ziyade ifade özgürlüğünün koruması altında bulunan eleştiri niteliğinde olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
TCK 299 bakımından bir açıklamanın Cumhurbaşkanını konu edinmesi suçun oluşması için yeterli değildir. Kullanılan sözlerin Cumhurbaşkanının onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte bulunması gerekir. Siyasi faaliyetlere, kamu yönetimine veya güncel politik gelişmelere ilişkin sert değerlendirmeler ise sırf rahatsız edici olmaları nedeniyle hakaret olarak kabul edilemez.
Özellikle siyasal tartışmalarda ifade özgürlüğünün koruma alanının geniş yorumlanması gerekir. Demokratik toplumda siyasi kişilerin ve kamu gücünü kullanan makamların faaliyetleri sıradan kişilere nazaran daha yoğun eleştiriye açıktır. Bu nedenle eleştirinin sert, kırıcı veya nezaket sınırlarını zorlayan bir üslupla yapılması ile ceza hukuku anlamında hakaret birbirinden ayrılmalıdır.
Daire somut iletinin içeriğini bu esaslar doğrultusunda değerlendirmiş ve açıklamanın ifade özgürlüğü kapsamında kalan eleştiri niteliğinde olduğunu açıkça belirtmiştir. Dolayısıyla sanığın cezalandırılması için TCK 299’da aranan maddi unsurun gerçekleşmediği sonucuna ulaşılmıştır.
Kararın önemli taraflarından biri de Yargıtayın mahkûmiyet hükmünü yalnızca usulî bir nedenle bozmamış olmasıdır. Daire doğrudan dava konusu iletinin hukuki niteliğini belirlemiş ve sanığın beraatine karar verilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Böylelikle söz konusu açıklamanın TCK 299 kapsamında cezalandırılabilir hakaret oluşturmadığı yönünde esas hakkında değerlendirme yapılmıştır.
Daire ayrıca internet ortamında yapılan açıklamanın aleniyet unsuruna ilişkin teknik meseleleri de incelemiştir. Ancak aleniyet yönündeki araştırma gerekliliği, temel fiilin hakaret oluşturduğu anlamına gelmemektedir. Öncelikle sözlerin suç teşkil edip etmediğinin belirlenmesi gerekir; ifade özgürlüğü kapsamında kalan bir açıklama bakımından aleniyet unsurunun varlığı mahkûmiyet sonucunu doğurmaz.
Sonuç olarak Yargıtay, internet ortamındaki bir gruba gönderilen iletinin siyasi eleştiri ve ifade özgürlüğü kapsamında kaldığının anlaşılması hâlinde, sözlerin sert veya Cumhurbaşkanına yönelik olmasının tek başına TCK 299 kapsamında cezalandırma için yeterli olmadığını ve sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğinikabul etmiştir.
Künye: Yargıtay 16. Ceza Dairesi, 16.06.2016, E. 2016/403, K. 2016/4000
CUMHURBAŞKANINA YÖNELİK SÖZLERİN İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ VE SİYASİ ELEŞTİRİ SINIRLARI İÇERİSİNDE KALMASI HÂLİNDE TCK 299’UN UNSURLARI OLUŞMADIĞINDAN BERAAT KARARI VERİLMESİ GEREKMEKTEDİR
Somut olayda sanık hakkında Cumhurbaşkanına yönelik kullandığı sözler nedeniyle TCK 299 kapsamında kamu davası açılmıştır. İlk derece mahkemesi, sanığın açıklamalarının suçun kanuni unsurlarını oluşturmadığı sonucuna ulaşarak beraat kararı vermiştir.
Katılan taraf, açıklamaların Cumhurbaşkanının onur, şeref ve saygınlığını rencide ettiğini ileri sürerek beraat kararına karşı kanun yoluna başvurmuştur. Dosya Bölge Adliye Mahkemesinin önüne gelmiş ve BAM, ilk derece mahkemesinin beraat hükmünün hukuka uygun olup olmadığını incelemiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi değerlendirmesinde sözlerin yalnızca kelime anlamına bakılmasıyla yetinmemiştir. Açıklamaların siyasi tartışma içerisinde kullanılması, açıklamanın bütünü ve ifade özgürlüğünün siyasal konulardaki geniş koruma alanı dikkate alınmıştır.
BAM, ilk derece mahkemesinin sözlerin ifade özgürlüğü ve siyasi eleştiri kapsamında kaldığı yönündeki değerlendirmesini hukuka uygun bulmuş ve katılan tarafın beraat kararına yönelik istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir.
Dosyanın temyiz edilmesi üzerine uyuşmazlık Yargıtay 4. Ceza Dairesinin önüne gelmiştir. Yargıtay da sözlerin hukuki niteliğini ve BAM’ın beraat hükmüne yönelik değerlendirmesini incelemiş; siyasi eleştiri kapsamında kalan açıklamalar nedeniyle verilen beraat kararında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır.
Bu karar, TCK 299 uygulamasında kullanılan ifadenin kaba veya ağır olmasının tek başına mahkûmiyet için yeterli olmadığını göstermektedir. Açıklamanın siyasi düşüncenin aktarılmasına yönelik olup olmadığı, güncel veya kamusal bir tartışmayla bağlantısı ve kişinin şahsiyetini aşağılamaktan ziyade siyasi tutumunu hedef alıp almadığı birlikte değerlendirilmelidir.
Siyasetçilere yönelik eleştiri sınırının sıradan kişilere kıyasla daha geniş olması da bu değerlendirmenin önemli bir unsurudur. Özellikle doğrudan kamu faaliyetleri ve siyasi meselelerle bağlantılı açıklamalarda ceza hukukunun müdahalesi son çare niteliğinde olmalıdır.
Somut olayda hem ilk derece mahkemesi hem Bölge Adliye Mahkemesi sözlerin TCK 299 kapsamında cezalandırılabilir hakaret seviyesine ulaşmadığını kabul etmiş; Yargıtay da bu değerlendirmeyi hukuka uygun bulmuştur. Böylelikle beraat hükmü kanun yolu denetiminden geçerek kesinleşmiştir.
Sonuç olarak Yargıtay, Cumhurbaşkanına yönelik sözlerin bütün hâlinde değerlendirildiğinde ifade özgürlüğü ve siyasi eleştiri kapsamında kalması durumunda TCK 299 kapsamında cezalandırılabilir hakaretten söz edilemeyeceğini ve sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğini kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 12.01.2026, E. 2023/14448, K. 2026/1026
CUMHURBAŞKANINA YÖNELİK SÖZLERİN ONUR, ŞEREF VE SAYGINLIĞI RENCİDE EDİCİ BOYUTA ULAŞMAYIP AĞIR ELEŞTİRİ VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ SINIRLARINDA KALMASI HÂLİNDE BERAAT KARARI VERİLMESİ GEREKMEKTEDİR
Somut olayda sanık hakkında Cumhurbaşkanına yönelik sarf ettiği sözler nedeniyle TCK 299 kapsamında kamu davası açılmıştır. İlk derece mahkemesi, yargılama konusu ifadeleri bütün hâlinde değerlendirmiş ve sözlerin Cumhurbaşkanının onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek ağırlıkta bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır.
Mahkeme özellikle hakaret suçu ile ağır eleştiri arasındaki ayrımı gözetmiştir. Bir ifadenin rahatsız edici, kaba, sert veya siyasi muhatabı açısından incitici olması, tek başına ceza hukuku anlamında hakaret suçunu oluşturmaz. TCK 299 bakımından kullanılan sözlerin objektif olarak kişinin şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte bulunması gerekir.
İlk derece mahkemesince verilen beraat kararına karşı katılan vekili kanun yoluna başvurmuştur. Katılan taraf, kullanılan sözlerin Cumhurbaşkanının kişilik haklarını ihlal ettiğini, ifade özgürlüğünün sınırsız olmadığını ve sanığın eyleminin eleştiri hakkı kapsamında değerlendirilemeyeceğini ileri sürmüştür.
Dosyayı inceleyen Bölge Adliye Mahkemesi, ilk derece mahkemesinin değerlendirmesini hukuka uygun bulmuş ve beraat hükmüne yönelik istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. Böylece sözlerin cezalandırılabilir hakaret seviyesine ulaşmadığı yönündeki ilk derece mahkemesi kabulü korunmuştur.
Uyuşmazlığın Yargıtay önüne gelmesi üzerine 4. Ceza Dairesi de aynı ayrım üzerinden inceleme yapmıştır. Daire, yargılama sırasında toplanan delilleri, olayın gerçekleşme şeklini ve ilk derece mahkemesinin beraat gerekçesini birlikte değerlendirmiştir.
Yargıtay bakımından belirleyici olan husus, kullanılan ifadelerin siyasi veya toplumsal tartışma içerisinde ağır eleştiri olarak değerlendirilmesine imkân bulunmasıdır. Bir siyasetçiye veya Cumhurbaşkanına yöneltilen ifadelerin sertliği, tek başına hakaret suçunun maddi unsurunu oluşturmaz. Sözlerin bağlamından koparılmaksızın değerlendirilmesi gerekir.
Ceza hukukunda ifade özgürlüğünün sınırlandırılabilmesi için sözlerin eleştiri niteliğini kaybederek doğrudan kişinin şeref ve saygınlığını hedef alan bir saldırıya dönüşmesi gerekir. Bu sınır aşılmadığı sürece ceza yaptırımına başvurulması mümkün değildir.
Yargıtay sonuç itibarıyla katılan vekilinin temyiz sebeplerini yerinde görmemiş; ilk derece mahkemesinin beraat hükmünün ve bu hükme yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararın hukuka uygun olduğuna karar vermiştir.
Sonuç olarak Yargıtay, Cumhurbaşkanına yönelik sözlerin rahatsız edici veya ağır olmasına rağmen kişinin onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyuta ulaşmadığı ve ağır eleştiri ile ifade özgürlüğü kapsamında kaldığı durumda TCK 299’un yasal unsurlarının oluşmayacağını ve beraat kararının hukuka uygun olduğunu kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 08.01.2026, E. 2023/12975, K. 2026/927
CUMHURBAŞKANINA YÖNELİK DOLAYLI VE İMALI İFADELERİN SOMUT OLAYIN BÜTÜNÜ İÇERİSİNDE ONUR, ŞEREF VE SAYGINLIĞI RENCİDE EDİCİ NİTELİK TAŞIMAMASI HÂLİNDE BERAAT KARARI VERİLMESİ GEREKMEKTEDİR
Somut olayda birden fazla sanık hakkında Cumhurbaşkanına yönelik olduğu ileri sürülen ifadeler nedeniyle TCK 299 kapsamında kamu davası açılmıştır. Suçlamanın temelini Cumhurbaşkanına doğrudan yöneltilmiş açık sövme ifadelerinden ziyade, dolaylı anlatım ve imalar içeren sözler oluşturmuştur.
İlk derece mahkemesi, sözlerin yalnızca kelime anlamlarını esas almamış; ifadelerin kullanıldığı bağlamı, anlatım biçimini ve muhatabını birlikte değerlendirmiştir. Bunun sonucunda sanıkların ifadelerinin Cumhurbaşkanının onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek ağırlıkta olmadığına ve TCK 299’un unsurlarının oluşmadığına karar vermiştir.
Sanıklar hakkında beraat hükümleri kurulması üzerine katılan vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Katılan vekili, dolaylı ifadelerin toplumun örf ve âdetleri ile kullanılan dilin anlamı dikkate alındığında aşağılayıcı, alaycı ve küçük düşürücü nitelikte bulunduğunu ileri sürmüştür.
Bölge Adliye Mahkemesi ise ilk derece mahkemesinin beraat gerekçesini hukuka uygun bulmuştur. İmalı bir anlatım kullanılmasının tek başına hakaret suçunu oluşturmayacağı, ifadenin bütün hâlinde kişinin şeref ve saygınlığına saldırı niteliği taşımasının gerektiği kabul edilerek istinaf başvurusu esastan reddedilmiştir.
Dosyanın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 4. Ceza Dairesi de beraat hükümlerini denetlemiştir. Daire, hakaret suçunda kullanılan sözün yalnızca muhatap tarafından olumsuz veya rahatsız edici algılanmasının yeterli olmadığını esas alan değerlendirmeyi hukuka uygun bulmuştur.
Dolaylı anlatım ve ima yoluyla da hakaret suçunun işlenmesi mümkündür. Ancak bunun için imanın anlamının belirlenebilir olması ve ortaya çıkan anlamın muhatabın onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte bulunması gerekir. Her alaycı anlatım veya üstü kapalı eleştiri ceza hukuku anlamında hakaret değildir.
Özellikle siyasal tartışmalarda ironi, benzetme, ima ve alaycı anlatım biçimlerine sıklıkla başvurulabilmektedir. Bu nedenle mahkemelerin yalnızca ifadenin nezaket dışı olup olmadığına değil, ceza hukuku bakımından korunan hukuki değere gerçekten saldırı teşkil edip etmediğine bakması gerekir.
Yargıtay, dosyada toplanan deliller ve mahkemenin gerekçesi karşısında beraat hükümlerinde hukuka aykırılık görmemiştir. Katılan vekilinin ifadelerin aşağılayıcı olduğu yönündeki temyiz sebepleri de beraat hükümlerinin bozulmasını gerektirecek nitelikte kabul edilmemiştir.
Sonuç olarak Yargıtay, Cumhurbaşkanına yönelik olduğu ileri sürülen dolaylı veya imalı sözlerin bağlamlarıyla birlikte değerlendirildiğinde onur, şeref ve saygınlığı rencide edici boyuta ulaşmaması ve ifade özgürlüğü sınırlarında kalması hâlinde TCK 299’un unsurlarının oluşmayacağını ve sanıklar hakkında verilen beraat hükümlerinin korunması gerektiğini kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 07.01.2026, E. 2023/11659, K. 2026/765
SOSYAL MEDYA PAYLAŞIMINDAKİ İFADELERİN CUMHURBAŞKANININ ŞAHSINI AŞAĞILAMAKTAN ZİYADE SİYASİ ELEŞTİRİ VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ KAPSAMINDA KALMASI HÂLİNDE BERAAT KARARI VERİLMESİ GEREKMEKTEDİR
Somut olayda sanığın sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımlar Cumhurbaşkanına hakaret suçlamasına konu edilmiştir. Paylaşımların Cumhurbaşkanının şahsını hedef aldığı ve TCK 299 kapsamında cezalandırılabilir nitelikte bulunduğu ileri sürülerek sanık hakkında kamu davası açılmıştır.
İlk derece mahkemesi, sosyal medya paylaşımlarını münferit kelimeler üzerinden değil, açıklamaların bütünü ve gerçekleştirildikleri bağlam içerisinde değerlendirmiştir. Paylaşımların Cumhurbaşkanının onur, şeref ve saygınlığını rencide edici seviyeye ulaşmadığı ve eleştiri sınırları içerisinde kaldığı sonucuna ulaşarak sanığın beraatine karar vermiştir.
Katılan vekili, suçun oluşması bakımından genel kastın yeterli olduğunu, ayrıca özel bir hakaret saiki aranamayacağını ve kullanılan ifadelerin eleştiri hakkının sınırlarını aştığını ileri sürerek beraat kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi, ilk derece mahkemesinin beraat hükmünü hukuka uygun bulmuş ve istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. Dosyanın temyiz edilmesi üzerine uyuşmazlık Yargıtay 4. Ceza Dairesinin önüne gelmiştir.
Yargıtay değerlendirmesinde TCK 299 bakımından genel kastın yeterli olması ile suçun maddi unsurlarının gerçekleşmesi meselelerinin birbirinden ayrılması gerektiği sonucuna varmıştır. Failin sözleri bilerek kullanması tek başına yeterli değildir; kullanılan sözlerin objektif olarak hakaret niteliğinde bulunması gerekir.
Dolayısıyla “özel kast aranmaz” ilkesi, eleştiri niteliğindeki her ifadenin hakaret sayılmasını sağlamaz. Öncelikle sözlerin kişinin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte olup olmadığı belirlenmelidir. Bu nitelik yoksa failin kastına ilişkin tartışma mahkûmiyet sonucunu değiştirmez.
Sosyal medya ortamının hızlı, sert ve çoğu zaman polemikçi siyasi tartışmalara sahne olması da sözlerin değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulmalıdır. Bununla birlikte sosyal medyada açıklama yapılması kişiye sınırsız bir hakaret hakkı vermez. Ölçüt yine açıklamanın siyasi eleştiri mi yoksa doğrudan kişilik değerlerine saldırı mı olduğudur.
Somut olayda ilk derece mahkemesinin topladığı deliller ve ulaştığı sonuç itibarıyla sözlerin ikinci kategoriye girmediği kabul edilmiştir. Yargıtay da beraat hükmüne yönelik mahkeme takdirinde ve Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf başvurusunu reddetmesinde hukuka aykırılık görmemiştir.
Sonuç olarak Yargıtay, sosyal medya üzerinden yapılan açıklamaların Cumhurbaşkanının şahsını aşağılamaya yönelik olmayıp siyasi eleştiri ve ifade özgürlüğü sınırları içerisinde kaldığı durumda TCK 299’un yasal unsurlarının oluşmayacağını ve sanık hakkında beraat kararı verilmesinin hukuka uygun olduğunu kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 12.01.2026, E. 2023/14351, K. 2026/1064; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi, E. 2022/484, K. 2023/797
SOSYAL MEDYADA CUMHURBAŞKANINA YÖNELİK KULLANILAN SÖZLERİN SİYASİ ELEŞTİRİ NİTELİĞİNDE KALMASI VE KİŞİLİK DEĞERLERİNE DOĞRUDAN SALDIRI OLUŞTURMAMASI HÂLİNDE BERAAT KARARI VERİLMESİ GEREKMEKTEDİR
Somut olayda sanığın sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımlar nedeniyle Cumhurbaşkanına hakaret suçundan cezalandırılması talep edilmiştir. İddia makamı ve katılan taraf, paylaşımlarda kullanılan ifadelerin Cumhurbaşkanının kişilik haklarını ihlal ettiğini ve eleştiri sınırlarının aşıldığını ileri sürmüştür.
İlk derece mahkemesi paylaşımları bütün hâlinde değerlendirmiş ve sözlerin TCK 299 kapsamında cezalandırılabilecek nitelikte olmadığı sonucuna ulaşmıştır. Bu nedenle sanık hakkında beraat hükmü kurulmuştur.
Katılan vekilinin istinaf başvurusu üzerine dosyayı inceleyen Bölge Adliye Mahkemesi de suçun unsurlarının gerçekleşmediği yönündeki değerlendirmeyi esas itibarıyla hukuka uygun bulmuş ve beraat hükmüne yönelik başvuruyu düzelterek esastan reddetmiştir.
Temyiz aşamasında katılan vekili, ifade özgürlüğünün sınırsız olmadığını, başkalarının şöhret ve haklarının korunmasının ifade özgürlüğüne müdahale bakımından meşru bir amaç olduğunu ve sanığın sözlerinin siyasi eleştiri kapsamında kabul edilemeyeceğini ileri sürmüştür.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi ise uyuşmazlığın yalnızca ifade özgürlüğünün sınırlandırılabilir olup olmadığı üzerinden çözülemeyeceğini değerlendirmiştir. Öncelikle somut sözlerin hakaret suçunun maddi unsurunu taşıyıp taşımadığı belirlenmelidir.
Bir siyasi açıklamanın rahatsız edici olması veya muhatabın itibarını olumsuz etkileyebilecek nitelikte görülmesi ile ceza hukuku anlamında hakaret birbirinden farklıdır. Ceza yaptırımına başvurulabilmesi için açıklamanın eleştiri niteliğini kaybederek doğrudan kişinin şeref ve saygınlığını hedef alan bir saldırıya dönüşmesi gerekir.
Cumhurbaşkanının siyasi ve kamusal faaliyetlerinin tartışılması sırasında kullanılan sözler bakımından da açıklamanın konusu önem taşımaktadır. Sözler kamu faaliyetlerine, siyasi kararlara veya politik tutuma yönelikse eleştiri alanı daha geniş değerlendirilmelidir.
Somut dosyada paylaşımların içeriği, kullanılan ifadelerin niteliği ve hitap ettiği kitle birlikte değerlendirildiğinde ilk derece mahkemesinin beraat yönündeki kabulünü ortadan kaldıracak bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Yargıtay böylece Bölge Adliye Mahkemesinin beraat hükmüne yönelik istinaf başvurusunu reddeden kararını onamış ve katılan vekilinin temyiz sebeplerini yerinde görmemiştir.
Sonuç olarak Yargıtay, sosyal medya paylaşımlarında Cumhurbaşkanına yönelik kullanılan ifadelerin kişilik değerlerini doğrudan aşağılamaktan ziyade siyasi eleştiri ve ifade özgürlüğü kapsamında kalması hâlinde TCK 299’un unsurlarının gerçekleşmeyeceğini ve beraat hükmünün korunması gerektiğini kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 20.01.2026, E. 2023/15592, K. 2026/1926; Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesi, E. 2022/1010, K. 2023/676
SOSYAL MEDYA PAYLAŞIMININ BÜTÜNÜ İTİBARIYLA SİYASİ VE AĞIR ELEŞTİRİ NİTELİĞİNDE KALMASI HÂLİNDE CUMHURBAŞKANINA HAKARET SUÇUNDAN BERAAT KARARI VERİLMESİ GEREKMEKTEDİR
Somut olayda sanık hakkında sosyal medya üzerinden gerçekleştirdiği paylaşım nedeniyle TCK 299 kapsamında Cumhurbaşkanına hakaret suçundan kamu davası açılmıştır. İlk derece mahkemesi, paylaşımda kullanılan ifadelerin suç oluşturduğu kanaatiyle sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurmuştur.
Sanık müdafii, sözlerin Cumhurbaşkanının kişiliğini aşağılamaya yönelik olmadığını, siyasi değerlendirme ve eleştiri niteliğinde bulunduğunu, bu nedenle suçun yasal unsurlarının gerçekleşmediğini ileri sürmüştür. Mahkûmiyet kararına yönelik istinaf başvurusunun Bölge Adliye Mahkemesi tarafından esastan reddedilmesi üzerine dosya temyiz incelemesi için Yargıtay önüne gelmiştir.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi uyuşmazlığı değerlendirirken, siyasi kişilere yöneltilen ifadelerin değerlendirilmesinde ifade özgürlüğüne tanınması gereken geniş koruma alanını esas almıştır. Siyasetçilerin, kamuoyuna mal olmuş kişiler olarak eylem ve açıklamalarının toplum tarafından daha yoğun biçimde tartışılmasını ve eleştirilmesini göze almaları gerektiğine dikkat çekmiştir.
Bu nedenle sıradan bir kişiye yöneltildiğinde ağır veya rahatsız edici görülebilecek sözlerin siyasi tartışma içerisindeki hukuki niteliği farklı olabilir. Açıklamanın hakaret oluşturup oluşturmadığı belirlenirken kullanılan tek tek kelimelerden ziyade paylaşımın bütünü, siyasi bağlamı ve verilmek istenen mesaj dikkate alınmalıdır.
Daire, ifade özgürlüğünün yalnızca olumlu karşılanan, zararsız veya kayıtsız kalınan açıklamaları korumadığını; rahatsız edici, sarsıcı ve ağır eleştirilerin de demokratik toplum bakımından koruma alanında bulunabileceğini esas almıştır.
Somut paylaşım bu ilkeler ışığında incelendiğinde Yargıtay, açıklamanın bütününün siyasi ve ağır eleştiri niteliğindebulunduğunu tespit etmiştir. Dolayısıyla sözlerin Cumhurbaşkanının kişiliğine yönelik cezalandırılabilir bir hakaret olarak nitelendirilmesi hukuken isabetli görülmemiştir.
Kararın beraat uygulaması bakımından önemli tarafı, Yargıtayın yalnızca eksik inceleme veya usul hatası nedeniyle bozma kararı vermemiş olmasıdır. Daire doğrudan sözlerin hukuki niteliğini değerlendirmiş ve TCK 299’un unsurlarının oluşmadığını kabul etmiştir.
Bu nedenle ilk derece mahkemesince mahkûmiyet hükmü kurulması ve Bölge Adliye Mahkemesince bu hükme yönelik istinaf başvurusunun reddedilmesi hukuka aykırı bulunmuştur. Yargıtay açık biçimde sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğini belirtmiştir.
Sonuç olarak Yargıtay, sosyal medya paylaşımındaki ifadelerin bütün hâlinde değerlendirildiğinde siyasi ve ağır eleştiri niteliğinde bulunması durumunda TCK 299 kapsamında Cumhurbaşkanına hakaret suçunun unsurlarının oluşmayacağını ve sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğini kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 15.01.2026, E. 2023/16076, K. 2026/1662
INSTAGRAM HESABINDAN YAPILAN PAYLAŞIMDAKİ SÖZLERİN CUMHURBAŞKANINA HAKARET SUÇUNUN YASAL UNSURLARINI OLUŞTURMAMASI HÂLİNDE BERAAT KARARI VERİLMESİ GEREKMEKTEDİR
Somut olayda sanığın Instagram isimli sosyal medya platformundaki hesabı üzerinden gerçekleştirdiği paylaşım nedeniyle Cumhurbaşkanına hakaret suçundan kamu davası açılmıştır. İddia makamı, paylaşımda kullanılan ifadelerin Cumhurbaşkanının onur ve saygınlığını zedeleyici nitelikte olduğunu ileri sürmüştür.
İlk derece mahkemesi ise yapılan yargılama sonucunda sanık hakkında beraat kararı vermiştir. Mahkeme, paylaşımın içeriğini ve sözlerin hukuki niteliğini değerlendirerek TCK 299 kapsamında cezalandırılabilir bir eylemin gerçekleşmediği sonucuna ulaşmıştır.
Beraat kararına karşı kanun yoluna başvurulmuş, dosyayı inceleyen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi de ilk derece mahkemesinin değerlendirmesini hukuka uygun bulmuştur. Beraat hükmüne yönelik istinaf başvurusu esastan reddedilmiştir.
Katılan vekili, sanığın Cumhurbaşkanının onur, şeref ve haysiyetini zedeleyici isnatlarda bulunduğunu ileri sürerek BAM kararını temyiz etmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısı da paylaşımın muhatabını küçük düşürdüğünü ve TCK 299’un unsurlarının gerçekleştiğini ileri sürerek beraat kararının bozulmasını istemiştir.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, dosya kapsamındaki delilleri, ilk derece mahkemesinin gerekçesini ve paylaşımın içeriğini incelemiştir. Daire özellikle sosyal medya paylaşımında kullanılan sözlerin Cumhurbaşkanına hakaret suçunun yasal unsurlarını oluşturmadığını tespit etmiştir.
Bu belirleme önemlidir. Çünkü TCK 299 bakımından bir açıklamanın Cumhurbaşkanına ilişkin olması veya Cumhurbaşkanı hakkında olumsuz bir değerlendirme içermesi tek başına suçun meydana gelmesi anlamına gelmez. Açıklamanın objektif olarak hakaret niteliği taşıması gerekir.
Ceza mahkemesinin görevi, siyasi veya toplumsal bakımdan uygun görülmeyen her açıklamayı cezalandırmak değildir. Ceza sorumluluğunun doğabilmesi için kanunda tanımlanan suçun bütün maddi ve manevi unsurlarının somut olayda gerçekleşmesi gerekir.
Somut olayda hem ilk derece mahkemesi hem Bölge Adliye Mahkemesi bu unsurların gerçekleşmediği sonucuna ulaşmış; Yargıtay da bu değerlendirmede hukuka aykırılık görmemiştir.
Böylece katılan vekilinin ve BAM Cumhuriyet savcısının mahkûmiyet gerektiğine ilişkin temyiz sebepleri reddedilmiş ve beraat hükmü kesinleşme yönünde korunmuştur.
Sonuç olarak Yargıtay, Instagram hesabından yapılan paylaşımın ve paylaşım içerisindeki sözlerin TCK 299 kapsamında Cumhurbaşkanına hakaret suçunun yasal unsurlarını oluşturmaması hâlinde sanığın cezalandırılamayacağını ve beraat kararı verilmesinin hukuka uygun olduğunu kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 04.05.2026, E. 2024/12286, K. 2026/8223; Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi, E. 2023/866, K. 2024/794
SİYASİ PARTİ TARAFINDAN DÜZENLENEN YÜRÜYÜŞTE ATILAN KALIPLAŞMIŞ SLOGANLARIN RAHATSIZ EDİCİ VE NEZAKET DIŞI OLMASINA RAĞMEN CUMHURBAŞKANININ ONUR, ŞEREF VE SAYGINLIĞINI RENCİDE EDİCİ BOYUTA ULAŞMAMASI HÂLİNDE BERAAT KARARI VERİLMESİ GEREKMEKTEDİR
Somut olayda bir siyasi partinin il başkanlığı tarafından düzenlenen yürüyüş sırasında sanıkların Cumhurbaşkanına yönelik slogan attıkları gerekçesiyle TCK 299 kapsamında yargılama yapılmıştır. Dosyada birden fazla sanık bulunmakta ve sanıkların hukuki durumları kullanılan ifadeler ile haklarında toplanan delillere göre ayrı ayrı değerlendirilmektedir.
İlk derece mahkemesince sanıklardan biri hakkında Cumhurbaşkanına hakaret suçundan beraat, diğer iki sanık hakkında ise mahkûmiyet hükümleri kurulmuştur. Hükümlere karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin önüne gelmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi, sanıklardan biri hakkında ilk derece mahkemesince verilen beraat hükmünü korumuştur. Mahkûmiyet verilen sanıklardan biri yönünden ise ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak doğrudan beraat kararıvermiştir. Böylelikle dosyada hem ilk derece mahkemesinin beraat hükmünün korunması hem de BAM tarafından mahkûmiyetin kaldırılarak beraate dönüştürülmesi söz konusu olmuştur.
Uyuşmazlığın Yargıtaya taşınması üzerine 4. Ceza Dairesi özellikle yürüyüş sırasında atılan kalıplaşmış sloganların hukuki niteliği üzerinde durmuştur. Daire, ifade özgürlüğü ile kişinin şeref ve itibarının korunması arasındaki dengenin somut olayın koşullarına göre kurulması gerektiğini belirtmiştir.
Yargıtay, bu dengelemede sözlerin yöneldiği kişinin konumunun da dikkate alınması gerektiğini kabul etmiştir. Şeref ve itibarı korunan kişinin siyasetçi, kamu gücü kullanan veya topluma mal olmuş bir kişi olması durumunda eleştiriye katlanma yükümlülüğünün daha geniş değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir.
Somut olayda kullanılan sloganların oldukça sert ve nezaket dışı olduğu kabul edilmiştir. Ancak Yargıtay çoğunluğu, kalıplaşmış slogan şeklindeki sözlerin Cumhurbaşkanının onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyuta ulaşmadığı sonucuna varmıştır.
Daireye göre sözlerin rahatsız edici ve nezaket dışı olması ile ceza hukuku anlamında hakaret oluşturması aynı şey değildir. Her rahatsız edici siyasi sloganın TCK 299 kapsamında değerlendirilmesi, hakaret suçuyla korunan alanın ölçüsüz biçimde genişletilmesi sonucunu doğuracaktır.
Kararda bu yaklaşımın ifade özgürlüğünü ön plana çıkaran evrensel hukuk anlayışıyla da bağlantılı olduğu belirtilmiştir. Ceza hukuku korumasının gereğinden fazla genişletilmesi, özellikle gösteri ve yürüyüşlerde kullanılan siyasi sloganlar üzerinde caydırıcı etki meydana getirebilir.
Yargıtay bu nedenle bir sanık hakkında BAM tarafından verilen beraat hükmünü ve diğer sanık hakkındaki beraat sonucunu hukuka uygun bulmuştur. Mahkûmiyeti devam eden diğer sanık bakımından ise aynı ifade özgürlüğü değerlendirmesini yaparak suçun unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle hükmü bozmuştur.
Böylece karar, siyasi yürüyüş ve protestolarda kullanılan sloganların yalnızca sertliği veya nezaketsizliği nedeniyle hakaret kabul edilemeyeceğini; sloganın kişinin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek ağırlığa ulaşıp ulaşmadığının ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.
Künye: Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 08.01.2026, E. 2023/12785, K. 2026/923; İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi, E. 2022/214, K. 2022/443
EĞİTİM SİSTEMİNİ PROTESTO AMACIYLA DÜZENLENEN BASIN AÇIKLAMASINDA CUMHURBAŞKANI İÇİN HAZIRLANAN TEMSİLİ KARNEYİ TAŞIMAKTAN İBARET EYLEMİN ELEŞTİRİ VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ KAPSAMINDA KALMASI HÂLİNDE BERAAT KARARI VERİLMESİ GEREKMEKTEDİR
Somut olayda Halkevleri Samsun Şubesi ile bir gençlik platformu tarafından eğitim sistemini protesto etmek amacıyla basın açıklaması düzenlenmiştir. Eylem sırasında katılımcılar tarafından Cumhurbaşkanına atfen mizahi ve eleştirel içerikte temsili bir “karne” hazırlanmış, sanık da bu karneyi iki eliyle tutarak halka göstermiştir.
Temsili karnede Cumhurbaşkanının siyasi faaliyetlerine, eğitim politikalarına ve kamuoyunda tartışılan bazı meselelere ilişkin çok sayıda değerlendirmeye yer verilmiştir. “Gericilik”, “cinsiyetçilik”, “mezhepçilik”, “ırkçılık”, “yolsuzluk”, “faşizm” gibi başlıkların karşısına yüksek notlar; “özgürlük”, “bilimsel eğitim”, “laiklik”, “demokrasi” ve “insan hakları” gibi başlıkların karşısına ise düşük notlar verilmiştir. Ayrıca karikatürize edilmiş çeşitli değerlendirmelerle siyasi eleştiri güçlendirilmiştir.
Basın açıklaması sırasında temsili karne okunmuş ve kısa bir skeç de gerçekleştirilmiştir. Sanığın eylemi ise esas itibarıyla hazırlanan temsili karneyi taşıyarak halka göstermekten ibarettir. Sanık da yargılama sırasında karneyi taşıdığını kabul etmiş, ancak eyleminin hakaret değil siyasi ve toplumsal eleştiri niteliğinde olduğunu savunmuştur.
Samsun 2. Asliye Ceza Mahkemesi bu savunmaya itibar etmeyerek sanık hakkında TCK 299 kapsamında mahkûmiyet hükmü kurmuştur. Dosyanın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 16. Ceza Dairesi ise yerel mahkemeden farklı bir sonuca ulaşmış ve sanığın Cumhurbaşkanına hakaret suçundan beraatine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle mahkûmiyet hükmünü bozmuştur.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Dairenin bu kararına itiraz etmiştir. Başsavcılık temsili karnede yer alan nitelendirmelerin Cumhurbaşkanının onur, şeref ve saygınlığını rencide ettiğini ve eleştiri sınırlarının aşıldığını savunarak önceki bozma kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
Yargıtay 16. Ceza Dairesi ise itiraz üzerine yaptığı değerlendirmede önceki beraat yönündeki görüşünü değiştirmemiştir. Daire, uyuşmazlığı yalnızca karnede yer alan kelimelerin sertliği üzerinden değil; protestonun konusu, sanığın gerçekleştirdiği somut hareket ve ifade özgürlüğünün demokratik toplumdaki işlevi üzerinden değerlendirmiştir.
Daire özellikle sanığın eyleminin, eğitim sistemiyle ilgili düzenlenen basın açıklaması sırasında Cumhurbaşkanına atfen hazırlanan temsili karneyi tutmaktan ibaret olduğuna dikkat çekmiştir. Temsili karnenin içeriğinin de bütün olarak eleştiri sınırları içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir.
Kararda Anayasa’nın 26. maddesi ile AİHS’nin 10. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü esas alınmış; demokratik toplumlarda eleştirme ve yorumlama işlevinin korunması gerektiği vurgulanmıştır. Yargıtay ayrıca siyasetçilere yönelik kabul edilebilir eleştiri sınırlarının genişliğine ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarını da değerlendirmesine dâhil etmiştir.
Bu nedenle siyasi protestolarda kullanılan mizah, ironi, sembolik anlatım ve karikatürize edilmiş değerlendirmelerin yalnızca kaba veya rahatsız edici olmalarından hareketle cezalandırılması mümkün değildir. Özellikle eleştirinin siyasi faaliyetlere ve kamu politikalarına yönelik olduğu durumlarda söz veya görsel anlatımın bağlamından koparılmaması gerekir.
Yargıtay sonuç itibarıyla sanığın eyleminin demokratik toplumun zorunlu unsurlarından olan eleştirme ve yorumlama işlevi içerisinde kaldığını, ifade özgürlüğü kapsamında bulunduğunu ve Cumhurbaşkanına hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığını kabul etmiştir. Daire, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı üzerine de önceki beraat yönündeki kararından dönmemiştir.
Künye: Yargıtay 16. Ceza Dairesi, 29.03.2017, E. 2016/2809, K. 2017/3626; itiraz üzerine Yargıtay 16. Ceza Dairesi, 20.09.2017, E. 2017/1776, K. 2017/4920
CUMHURBAŞKANINA YÖNELİK SİYASİ ELEŞTİRİ İÇEREN TEMSİLİ KARNE, PANKART VE MİZAHİ ANLATIMLARIN KAMUSAL BİR PROTESTONUN PARÇASI OLMASI HÂLİNDE BERAAT KARARI VERİLMESİ GEREKMEKTEDİR
Aynı uyuşmazlık TCK 299 bakımından yalnızca kullanılan kelimelerin değil, ifadenin aktarılma biçiminin de önem taşıdığını gösteren dikkat çekici bir karardır. Somut olay klasik anlamda konuşma, yazılı makale veya sosyal medya paylaşımından kaynaklanmamış; siyasi düşüncenin temsili bir karne, pankart ve kısa skeç aracılığıyla açıklanması nedeniyle ceza yargılamasına konu olmuştur.
23 Ocak 2015 tarihinde Samsun’da bir okul önünde eğitim sistemini protesto etmek amacıyla gerçekleştirilen basın açıklamasında Cumhurbaşkanı için temsili bir karne hazırlanmıştır. Karnede siyasi ve toplumsal konular üzerinden Cumhurbaşkanının tutumunu eleştiren çeşitli notlandırmalar yapılmıştır.
Bu anlatım biçimi klasik siyasi konuşmadan farklı olarak hiciv ve mizah unsurları taşımaktadır. Cumhurbaşkanının politik tutumları bir öğrenci karnesine dönüştürülmüş; belirli siyasi özellikler “ders” veya “davranış” gibi gösterilerek sembolik bir protesto gerçekleştirilmiştir.
Sanık bu temsili karneyi taşıyarak protestoya katılmıştır. İlk derece mahkemesi eylemi TCK 299 kapsamında değerlendirerek mahkûmiyet kararı vermiş olsa da Yargıtay 16. Ceza Dairesi sanığın somut hareketini ve protestonun genel bağlamını farklı değerlendirmiştir.
Yargıtaya göre temsili karnenin içeriği siyasi eleştiri sınırları içerisinde kalmaktadır. Sanığın bu karneyi taşıması da açıklanan siyasi görüşle dayanışma gösteren sembolik bir ifade biçimidir. İfade özgürlüğü yalnızca sözlü veya yazılı açıklamaları değil, düşüncenin pankart, karikatür, mizah, tiyatro veya benzeri sembolik yöntemlerle açıklanmasını da korumaktadır.
Bu noktada açıklamanın biçiminden çok taşıdığı anlamın değerlendirilmesi gerekir. Siyasi hiciv doğası gereği abartılı, sert ve hatta muhatabı açısından incitici olabilir. Ancak kullanılan mizahi yöntemin amacı siyasi faaliyetleri eleştirmekse, salt rahatsız edici olması ceza hukukunun devreye girmesini haklı göstermez.
Daire ayrıca hakaret suçunun oluşup oluşmadığının belirlenmesinde objektif ölçüt kullanılması gerektiğini kabul etmiştir. Cumhurbaşkanının veya katılan tarafın sözlerden rahatsız olması yeterli değildir. İfade, somut olayın bütün özellikleri içerisinde kişinin onur, şeref ve saygınlığına yönelik cezalandırılabilir bir saldırı oluşturmalıdır.
Yargıtay, temsili karneyi eğitim politikalarına yönelik protestodan koparmamış ve sanığın eylemini demokratik toplumlarda korunması gereken eleştirme ve yorumlama işlevinin bir parçası olarak değerlendirmiştir.
Bu nedenle karar özellikle pankart, döviz, karikatür, skeç ve benzeri protesto araçlarının kullanıldığı TCK 299 dosyaları bakımından önemlidir. Bu tür araçların içeriği sırf Cumhurbaşkanını olumsuz göstermesi nedeniyle hakaret olarak kabul edilemez; siyasal ve toplumsal bağlam mutlaka değerlendirilmelidir.
Sonuç olarak Cumhurbaşkanının siyasi faaliyetlerini eleştirmek amacıyla gerçekleştirilen protestoda kullanılan temsili karne, pankart veya mizahi anlatımın bütün olarak siyasi eleştiri niteliğinde kalması ve kişinin onur, şeref ve saygınlığına doğrudan saldırı seviyesine ulaşmaması hâlinde TCK 299 kapsamında mahkûmiyet kurulamayarak beraat kararı verilmesi gerekmektedir.
Künye: Yargıtay 16. Ceza Dairesi, 20.09.2017, E. 2017/1776, K. 2017/4920
Anayasa Mahkemesi İhlal Kararları
BASIN AÇIKLAMASINDA CUMHURBAŞKANININ SİYASİ SORUMLULUĞUNA İLİŞKİN KULLANILAN SERT İFADELERİN KAMUSAL TARTIŞMA VE SİYASİ ELEŞTİRİ KAPSAMINDA KALMASI HÂLİNDE BERAAT KARARI VERİLMESİ GEREKMEKTEDİR
Somut olayda başvurucu, ülkede yaşanan terör saldırıları, güvenlik politikaları ve bu olaylar karşısında kamu makamlarının sorumluluğuna ilişkin gerçekleştirilen bir basın açıklamasına katılmıştır. Basın açıklaması sırasında Cumhurbaşkanının izlediği politikalar ve meydana gelen olaylardaki siyasi sorumluluğu hakkında sert ifadeler kullanılmıştır.
Bu açıklamalar nedeniyle başvurucu hakkında TCK 299 kapsamında Cumhurbaşkanına hakaret suçundan kamu davası açılmıştır. Adana 27. Asliye Ceza Mahkemesi, sözlerin Cumhurbaşkanının şeref ve itibarını rencide ettiği sonucuna ulaşarak başvurucu hakkında 10 ay hapis cezasına hükmetmiş ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir.
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı incelerken sözlerin yalnızca lafzi anlamıyla değerlendirilmesini yeterli görmemiştir. Açıklamanın yapıldığı tarihsel ve siyasal ortam, basın açıklamasının konusu, başvurucunun açıklamadaki konumu ve sözlerin hangi tartışmaya ilişkin olduğu birlikte ele alınmıştır.
AYM bakımından önemli noktalardan biri, açıklamanın kişisel bir husumetten kaynaklanan münferit bir saldırı niteliğinde olmamasıdır. Sözler terör olayları, güvenlik politikaları ve siyasi makamların sorumluluğu gibi doğrudan kamuoyunu ilgilendiren meselelerin tartışıldığı bir ortamda kullanılmıştır. Bu nedenle açıklamanın siyasal ifade niteliği belirgindir.
Siyasi meseleler hakkındaki açıklamalar ifade özgürlüğünün en güçlü koruma alanlarından birini oluşturmaktadır. Özellikle kamu gücünü kullanan ve ülke siyasetinin merkezinde bulunan kişilerin faaliyetlerine ilişkin eleştiri sınırlarının daha geniş değerlendirilmesi gerekir. Bu kişilerin siyasi kararları ve uygulamaları hakkında toplumun diğer bireylerine kıyasla daha ağır eleştirilere katlanmaları demokratik toplum düzeninin doğal sonucudur.
Anayasa Mahkemesi ayrıca derece mahkemelerinin yalnızca kullanılan ifadelerin rahatsız edici veya Cumhurbaşkanı açısından incitici olduğu tespitinden hareketle ceza verilmesini yeterli biçimde gerekçelendiremeyeceğini kabul etmiştir. Ceza mahkemesinin, neden ifade özgürlüğünün geri plana itilmesi gerektiğini ve cezai müdahalenin neden demokratik toplum düzeninde zorunlu olduğunu somut olarak göstermesi gerekir.
Başvurucunun açıklamalarının terör olayları ve siyasi sorumluluk tartışması içerisindeki yeri dikkate alındığında, derece mahkemesinin bu bağlamı yeterince değerlendirmediği sonucuna ulaşılmıştır. Böylelikle açıklamanın bütünü yerine belirli sözlere odaklanılarak mahkûmiyet sonucuna ulaşılması ifade özgürlüğü bakımından yetersiz görülmüştür.
AYM bu nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir. İhlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapılmasına hükmedilmiştir.
AYM bireysel başvuruda doğrudan beraat hükmü kurmamakla birlikte, kararın ceza yargılaması bakımından ortaya koyduğu ilke açıktır: Cumhurbaşkanının siyasi sorumluluğuna ilişkin olarak kamusal bir tartışma içerisinde kullanılan sert ifadelerin bağlamından koparılarak hakaret kabul edilmesi mümkün değildir. İfadelerin siyasi eleştiri sınırlarında kaldığı durumda TCK 299 kapsamında mahkûmiyet yerine beraat sonucuna ulaşılması gerekir.
Künye: Anayasa Mahkemesi, Diren Taşkıran Başvurusu, B. No: 2017/26466, 26.05.2021
TELEVİZYON PROGRAMINDA CUMHURBAŞKANINA YÖNELİK YOLSUZLUK VE RÜŞVET İDDİALARININ SEÇİM VE SİYASİ TARTIŞMA BAĞLAMINDA DİLE GETİRİLMESİ HÂLİNDE BERAAT KARARI VERİLMESİ GEREKMEKTEDİR
Somut olayda gazeteci olan başvurucu, 22 Eylül 2015 tarihinde ulusal ölçekte yayın yapan bir televizyon kanalındaki programda 1 Kasım 2015 seçimleri ve Cumhurbaşkanının dönemin siyasi tartışmalarındaki konumu hakkında değerlendirmelerde bulunmuştur.
Başvurucu program sırasında Cumhurbaşkanı hakkında kamuoyunda daha önce tartışılmış olan yolsuzluk, rüşvet ve ses kayıtlarına ilişkin iddialara atıfta bulunmuş; bu iddiaları Cumhurbaşkanlığına adaylık ve siyasi meşruiyet tartışması içerisinde değerlendirmiştir. Kullanılan ifadeler nedeniyle başvurucu hakkında Cumhurbaşkanına hakaret suçundan kamu davası açılmıştır.
Ankara 36. Asliye Ceza Mahkemesi, başvurucunun sözlerinin Cumhurbaşkanının şeref ve saygınlığını rencide edici nitelikte olduğunu kabul ederek TCK 299 kapsamında 11 ay 20 gün hapis cezasına hükmetmiş ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir.
Anayasa Mahkemesi ise değerlendirmesinde açıklamaların yapıldığı siyasi ortamı özellikle dikkate almıştır. Sözlerin genel veya kişisel bir saldırı sırasında değil, yaklaşan genel seçimlerin ve Cumhurbaşkanının siyasetteki rolünün yoğun biçimde tartışıldığı bir televizyon programında sarf edildiğine dikkat çekmiştir.
Başvurucunun gazeteci olması da değerlendirmede önem taşımıştır. Basının ve gazetecilerin siyasal meseleler hakkındaki tartışmalara katkıda bulunması demokratik toplum bakımından özel öneme sahiptir. Kamu gücünü kullanan siyasi kişilere ilişkin tartışmaların cezai yaptırım tehdidi altında daraltılması, yalnızca konuşan kişinin değil toplumun haber ve görüş alma hakkının da sınırlandırılması sonucunu doğurabilir.
AYM ayrıca kullanılan ifadelerin tamamen dayanaksız kişisel isnatlar olarak değerlendirilmemesi gerektiğine işaret etmiştir. Başvurucunun sözleri, daha önce kamuoyuna yansımış ve yoğun siyasi tartışmalara konu olmuş olaylarla bağlantılı bir değerlendirme niteliğindedir. Bu nedenle açıklamaların siyasi değer yargıları ve bunların olgusal temeli birlikte dikkate alınmalıdır.
Cumhurbaşkanının şeref ve itibarının korunması meşru bir amaç olmakla birlikte, bu amaç siyasi eleştirinin otomatik olarak cezalandırılmasını haklı kılmaz. Özellikle seçim döneminde siyasi aktörlerin faaliyetleri ve kamuoyuna yansıyan iddialar hakkındaki tartışmalar bakımından ifade özgürlüğüne tanınan alanın geniş olması gerekir.
Anayasa Mahkemesi, derece mahkemesinin başvurucunun ifade özgürlüğü ile Cumhurbaşkanının şeref ve itibarının korunması arasında yeterli bir dengeleme yapmadığı sonucuna ulaşmıştır. Başvurucunun açıklamalarının siyasi tartışmaya katkısı ve açıklamaların bağlamı gerektiği ölçüde dikkate alınmadan cezalandırılması demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşmamıştır.
Bu nedenle Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmiş ve ihlalin sonuçlarının giderilmesi amacıyla yeniden yargılama yapılmasına hükmedilmiştir.
Karar TCK 299 bakımından özellikle önemlidir. Cumhurbaşkanı hakkında yolsuzluk veya rüşvet gibi son derece ağır iddialardan söz edilmesi, tek başına hakaret suçunun oluştuğunu göstermez. Bu ifadeler daha önce kamuoyuna yansımış olaylara dayanıyor ve seçim, siyasi sorumluluk veya kamusal faaliyetler hakkında yürütülen tartışmanın parçasını oluşturuyorsa, sözlerin bağlamı dikkate alınmalı; hakaret niteliğine ulaşmayan siyasi değerlendirmeler nedeniyle beraat kararı verilmelidir.
Künye: Anayasa Mahkemesi, Şaban Sevinç (2) Başvurusu, B. No: 2016/36777, 26.05.2021
CUMHURBAŞKANINA YÖNELİK SÖZLERİN TERÖR OLAYLARI VE KAMU MAKAMLARININ SİYASİ SORUMLULUĞUNUN TARTIŞILDIĞI BASIN AÇIKLAMASINDA SARF EDİLMESİ VE SİYASİ ELEŞTİRİ SINIRLARINDA KALMASI HÂLİNDE BERAAT KARARI VERİLMESİ GEREKMEKTEDİR
Somut olayda başvurucu, meydana gelen terör saldırıları ve bu saldırılar karşısında kamu makamlarının izlediği politikaların eleştirildiği bir basın açıklamasına katılmıştır. Basın açıklamasında Cumhurbaşkanı da dâhil olmak üzere siyasi iktidarın güvenlik politikaları ve yaşanan olaylardaki siyasi sorumluluğu tartışılmıştır.
Başvurucunun basın açıklaması sırasında kullandığı sözler nedeniyle hakkında TCK 299 kapsamında Cumhurbaşkanına hakaret suçundan soruşturma yürütülmüş ve devamında kamu davası açılmıştır. Derece mahkemesi, kullanılan ifadelerin eleştiri sınırlarını aştığını kabul ederek başvurucu hakkında mahkûmiyet hükmü kurmuş ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir.
Anayasa Mahkemesi ise uyuşmazlığı yalnızca kullanılan kelimelerin sertliği üzerinden değerlendirmemiştir. Açıklamanın gerçekleştirildiği ortam, açıklamanın konusu, ülkede yaşanan terör olaylarının meydana getirdiği toplumsal tartışma ve sözlerin siyasi sorumluluk tartışması içerisindeki yeri birlikte ele alınmıştır.
AYM’ye göre kamuoyunu yakından ilgilendiren güvenlik ve terör politikalarının eleştirilmesi ifade özgürlüğünün koruma alanının merkezinde bulunmaktadır. Bu tür meselelerde kamu gücünü kullanan siyasi aktörlerin davranışlarının ve tercihlerinin sorgulanabilmesi demokratik toplumun zorunlu unsurlarından biridir.
Cumhurbaşkanının da kamusal ve siyasi faaliyetleri bakımından eleştiriye açık olması gerekir. Siyasi aktörlere yöneltilen eleştirinin sınırları, sıradan kişilere yöneltilen eleştirilerden daha geniştir. Bu nedenle kullanılan sözlerin ağır, rahatsız edici veya incitici olması tek başına cezai yaptırımı haklı göstermez.
Derece mahkemesinin yapması gereken, ifadelerin gerçekten Cumhurbaşkanının kişiliğini aşağılamaya yönelik olup olmadığını veya esas itibarıyla siyasi karar ve uygulamaların eleştirilmesine hizmet edip etmediğini belirlemektir. Bu ayrım yapılmadan yalnızca sözlerin sertliğinden hareketle mahkûmiyet sonucuna ulaşılması ifade özgürlüğü bakımından yeterli değildir.
Anayasa Mahkemesi ayrıca cezai yaptırımların siyasi tartışmalar üzerindeki caydırıcı etkisini dikkate almıştır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmiş olması da başvurucunun ifade özgürlüğüne yönelik müdahaleyi ortadan kaldırmamaktadır. Kişinin belirli bir denetim süresi boyunca mahkûmiyet tehdidi altında bırakılması dahi sonraki siyasi açıklamaları üzerinde caydırıcı etki doğurabilir.
Bu nedenle AYM, derece mahkemelerinin Cumhurbaşkanının şeref ve itibarının korunması ile başvurucunun siyasi ifade özgürlüğü arasında Anayasa’nın gerektirdiği dengeyi kuramadığı sonucuna ulaşmıştır.
Sonuç itibarıyla Anayasa Mahkemesi ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir. AYM doğrudan beraat hükmü kurmamakla birlikte, ortaya koyduğu ilke ceza yargılaması bakımından terör olayları ve kamu makamlarının siyasi sorumluluğuna ilişkin bir basın açıklamasında kullanılan sözlerin kişisel saldırıdan ziyade siyasi eleştiri niteliğinde kalması hâlinde TCK 299 kapsamında mahkûmiyet kurulamayacağını ve beraat sonucuna ulaşılması gerektiğinigöstermektedir.
Künye: Anayasa Mahkemesi, Yaşar Gökoğlu Başvurusu, B. No: 2017/6162, 08.06.2021
CUMHURBAŞKANINA YÖNELİK ELEŞTİRİNİN KAMUSAL VE SİYASİ BİR TARTIŞMAYA İLİŞKİN OLMASI HÂLİNDE İFADELERİN BAĞLAMINDAN KOPARILARAK CEZALANDIRILMAMASI VE HAKARET BOYUTUNA ULAŞMAYAN SÖZLER NEDENİYLE BERAAT KARARI VERİLMESİ GEREKMEKTEDİR
Anayasa Mahkemesi önüne gelen uyuşmazlıkta başvurucu hakkında Cumhurbaşkanına yönelik açıklamaları nedeniyle TCK 299 kapsamında mahkûmiyet hükmü kurulmuş ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Uyuşmazlığın temelinde Cumhurbaşkanının kamusal ve siyasi faaliyetlerine ilişkin eleştirel ifadelerin hangi noktada cezalandırılabilir hakarete dönüşeceği meselesi bulunmaktadır.
AYM değerlendirmesinde Cumhurbaşkanının şeref ve itibarının korunmasının meşru bir amaç olduğunu kabul etmekle birlikte, bu korumanın siyasi ifade özgürlüğünü ortadan kaldıracak biçimde uygulanamayacağını belirtmiştir. Özellikle siyasi meseleler hakkındaki açıklamalar demokratik toplum bakımından yüksek koruma düzeyine sahiptir.
Bir kişinin kullandığı sözlerin sert, polemikçi veya rahatsız edici olması tek başına ceza verilmesini haklı kılmaz. Açıklamanın kime yönelik olduğu kadar hangi tartışmanın içerisinde, hangi amaçla ve hangi koşullarda kullanıldığı da değerlendirilmelidir.
AYM bakımından siyasi kişilerin eleştiriye katlanma yükümlülüğünün daha geniş olması bu değerlendirmede belirleyici unsurlardan biridir. Cumhurbaşkanının siyasi faaliyetleri, kararları ve kamuoyuna yansıyan tutumları hakkında yapılan açıklamalar sıradan bir kişinin özel hayatına ilişkin sözlerle aynı ölçüt kullanılarak değerlendirilemez.
Derece mahkemelerinin görevi, yalnızca sözlerin Cumhurbaşkanı açısından incitici olduğunu belirlemek değildir. Mahkeme aynı zamanda açıklamanın kamusal tartışmaya katkısını, konuşanın konumunu, açıklamanın yapıldığı ortamı ve kullanılan ifadelerin değer yargısı mı yoksa somut olgu isnadı mı olduğunu değerlendirmelidir.
Ceza mahkemesi bu değerlendirmeyi yapmadan mahkûmiyet sonucuna ulaşıyorsa ifade özgürlüğü ile şeref ve itibarın korunması arasında gerekli denge kurulmuş sayılamaz.
Anayasa Mahkemesi ayrıca HAGB uygulanmasının müdahalenin ağırlığını ortadan kaldırmadığını kabul etmektedir. Kişinin ceza mahkûmiyeti tehdidi altında bırakılması, özellikle siyasi tartışmalara gelecekte katılmasını engelleyebilecek bir caydırıcı etki meydana getirebilir.
Bu nedenle TCK 299 uygulamasında ceza yaptırımına başvurulurken müdahalenin demokratik toplumda zorunlu bir toplumsal ihtiyaca karşılık gelip gelmediğinin somut gerekçelerle ortaya konulması gerekir. Siyasi eleştiriye ilişkin genel ve soyut gerekçeler mahkûmiyet için yeterli değildir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesinin yaklaşımı uyarınca Cumhurbaşkanının siyasi faaliyetlerine ilişkin kamusal bir tartışma içerisinde kullanılan ifadelerin bağlamları dikkate alındığında siyasi eleştiri niteliğinde kaldığı durumda, sözlerin sert veya rahatsız edici olmasından hareketle TCK 299 kapsamında mahkûmiyet kurulması mümkün değildir; yeniden yapılacak ceza yargılamasında bu ilkeler gözetilerek beraat sonucunun değerlendirilmesi gerekir.
Künye: Anayasa Mahkemesi, Şaban Sevinç (2) Başvurusu, B. No: 2016/36777, 26.05.2021
Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararları
SİYASİ PARTİ İL BAŞKANI TARAFINDAN TERÖR OLAYLARINI PROTESTO AMACIYLA YAPILAN KONUŞMADAKİ SERT İFADELERİN SİYASİ ELEŞTİRİ NİTELİĞİNDE KALMASI HÂLİNDE BERAAT KARARI VERİLMESİ GEREKMEKTEDİR
Somut olayda sanık, bir siyasi partinin il başkanı sıfatıyla görev yaptığı sırada ülkede artan terör olayları ve şehit haberleri üzerine 9 Eylül 2015 tarihinde düzenlenen protesto toplantısında konuşma yapmıştır. Konuşmanın önemli bir kısmı ülkenin içinde bulunduğu siyasi ortam, terör olayları, hükûmet politikaları ve Cumhurbaşkanının bu süreçteki siyasi tutumuna yönelik eleştirilerden oluşmuştur.
Sanığın konuşması sırasında Cumhurbaşkanına yönelik olarak “400 vekile 400 şehit hesabı mı yaptın”, “Allah’ın kitabında mı var Türkiye’nin başına bela olacak diye”, “hangi projesin sen, nesin, git kardeşim, otur çoluğunun çocuğunun yanında, ayakkabı kutularındaki parayı say” ve benzeri oldukça sert ifadeler kullandığı belirlenmiştir. Bu sözler nedeniyle sanık hakkında TCK 299 kapsamında Cumhurbaşkanına hakaret suçundan kamu davası açılmıştır.
İlk derece mahkemesi, konuşmayı yalnızca seçilmiş birkaç kelime üzerinden değerlendirmemiştir. Sanığın siyasi kimliği, toplantının düzenlenme nedeni, konuşmanın terör olaylarına ilişkin güncel siyasi tartışmanın parçası olması ve sözlerin bütünü dikkate alınmıştır. Mahkeme sonuç itibarıyla sanığın eyleminin TCK 299 kapsamında suç oluşturmadığını kabul ederek CMK 223/2-a uyarınca beraat kararı vermiştir.
Beraat hükmünün Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay 16. Ceza Dairesinin önüne gelmiştir. Daire de ilk derece mahkemesinin değerlendirmesini isabetli bulmuş ve beraat hükmünü onamıştır. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itiraz kanun yoluna başvurarak uyuşmazlığı Ceza Genel Kurulunun önüne taşımıştır.
Ceza Genel Kurulu değerlendirmesinde özellikle sanığın bir siyasetçi olmasına ve açıklamanın siyasi tartışma kapsamında yapılmasına önem vermiştir. Demokratik toplumlarda siyasetçilerin hükûmet mensupları, diğer siyasetçiler ve kamu görevlileri hakkında açıklama ve eleştiri yapma haklarının ifade özgürlüğünün merkezinde bulunduğunu belirtmiştir.
Kurula göre seçilmiş bir siyasetçinin seçmenlerinin taleplerini, endişelerini ve düşüncelerini siyasi alana taşıması demokratik sistem bakımından özel önem taşımaktadır. Bu nedenle bir siyasetçinin ifade özgürlüğüne yönelik cezai müdahalenin çok daha sıkı bir denetime tabi tutulması gerekir. Konuşmanın rahatsız edici veya ağır olması, tek başına cezalandırılması için yeterli değildir.
Ceza Genel Kurulu somut sözleri konuşmanın bütününden koparmamıştır. Sanığın açıklamalarının terör olayları ve ülkenin siyasi yönetimine ilişkin sert bir politik eleştiri içerisinde sarf edildiğini dikkate almıştır. Özellikle Cumhurbaşkanının siyasi faaliyetlerine ilişkin ağır ithamların varlığına rağmen, sözlerin Cumhurbaşkanının onur, şeref ve saygınlığını rencide edici seviyeye ulaşmadığı sonucuna varılmıştır.
Bu değerlendirme TCK 299 bakımından önemli bir sınır ortaya koymaktadır. Siyasi bir kişiye yönelik ağır suçlama veya rahatsız edici bir değer yargısı bulunması, otomatik biçimde hakaret suçunu meydana getirmez. İfadenin bağlamı, konuşmacının sıfatı, tartışılan konunun kamusal niteliği ve açıklamanın siyasi tartışmaya katkısı birlikte değerlendirilmelidir.
Ceza Genel Kurulu sonuç olarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının beraat hükmünün kaldırılmasına yönelik itirazını reddetmiştir. Böylece ilk derece mahkemesince verilen ve Yargıtay 16. Ceza Dairesince onanan beraat hükmü korunmuştur. Kurul açık biçimde sözlerin ağır eleştiri niteliğinde olduğunu, ancak Cumhurbaşkanının onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyuta ulaşmadığını kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 19.10.2021, E. 2017/1106, K. 2021/481
CUMHURBAŞKANININ YENİDEN SEÇİLMESİNE KARŞI SENDİKA GENEL KURULUNDA KULLANILAN SERT VE İMALI SÖZLERİN SİYASİ ELEŞTİRİ NİTELİĞİNDE KALMASI HÂLİNDE BERAAT KARARI VERİLMESİ GEREKMEKTEDİR
Somut olay, Türk Metal İş Sendikası Genel Başkanının 30 Ocak 2000 tarihinde gerçekleştirilen sendika genel kurulunda yaptığı konuşmadan kaynaklanmıştır. Dönemin Cumhurbaşkanının görev süresinin uzatılması veya yeniden seçilmesini mümkün kılacak anayasal değişikliklerin tartışıldığı dönemde sanık, bu girişimlere oldukça sert bir dille karşı çıkmıştır.
Sanık konuşmasında dönemin Cumhurbaşkanının yeniden seçilmesi ihtimalini eleştirirken ağır ve alaycı ifadeler kullanmıştır. Konuşmanın devamında Cumhurbaşkanına yönelik şapka üzerinden kurulan ve yeniden seçilmesine karşı çıkıldığını ifade eden sert bir söz sarf etmiştir. Bu açıklamalar nedeniyle sanık hakkında mülga 765 sayılı TCK dönemindeki Cumhurbaşkanına hakaret düzenlemesi kapsamında mahkûmiyet hükmü kurulmuştur.
Ankara 8. Ağır Ceza Mahkemesi sanığı Cumhurbaşkanına gıyabında hakaret suçundan mahkûm etmiş; dosyanın temyizi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesi ise farklı bir sonuca ulaşmıştır. Daire, açıklamaların Cumhurbaşkanına yönelik ağır eleştiri niteliğinde olduğunu ancak hakaret suçunun unsurlarını oluşturmadığını kabul ederek mahkûmiyet hükmünü bozmuştur.
Uyuşmazlık Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı üzerine Ceza Genel Kurulunun önüne gelmiştir. Kurul öncelikle Cumhurbaşkanlığı makamının demokratik sistem içerisindeki konumunu değerlendirmiş ve devletin birliğini temsil eden Cumhurbaşkanlığı makamının da diğer anayasal ve yasal kurumlar gibi eleştiriye açık olduğunu belirtmiştir.
Ceza Genel Kurulu açısından belirleyici husus, sözlerin konuşmanın bütünlüğü içerisinde ne anlama geldiğidir. Kurul, şapka üzerinden kurulan ifadenin lafzi olarak değerlendirilmesi yerine, konuşmanın tamamı içerisindeki siyasi mesajını esas almıştır. Buna göre sanığın vermek istediği mesaj, dönemin Cumhurbaşkanının yeniden seçilmesinin uygun olmadığı yönündeki siyasi görüşüdür.
Kararda ayrıca kamu görevine aday olan veya kamusal görevinin devamı tartışılan kişilerin daha geniş bir eleştiri alanına katlanmaları gerektiği vurgulanmıştır. Belli kamusal görevlere aday olan kişilerin tüm yönleriyle değerlendirilmesi ve eleştirilmesi demokratik toplum düzeninin bir gereği olarak görülmüştür. Kurul bu tür bir değerlendirmede kamu yararı bulunduğunu da açıkça kabul etmiştir.
Aynı konuşmada kullanılan “Allah belasını versin” şeklindeki sözler bakımından da önemli bir ayrım yapılmıştır. Ceza Genel Kurulu bu tür bir ifadenin doğrudan sövme olarak kabul edilemeyeceğini; esas itibarıyla ilahi veya tanrısal bir cezalandırma dileğini ifade eden beddua niteliğinde bulunduğunu değerlendirmiştir.
Dolayısıyla kaba, nezaketsiz, rahatsız edici veya beddua niteliğindeki her söz hakaret suçunun kapsamına sokulamaz. Ceza hukuku bakımından önemli olan, sözün objektif olarak muhatabın onur ve saygınlığını rencide eden bir saldırı niteliğinde bulunmasıdır.
Ceza Genel Kurulu sonuç itibarıyla Cumhurbaşkanına yönelik sözlerin hakaret ve sövme oluşturmadığını, ağır siyasi eleştiri kapsamında kaldığını kabul etmiş ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazını reddetmiştir. Böylece sanık hakkında mahkûmiyet kurulamayacağı ve beraat gerektiği yönündeki Daire değerlendirmesi korunmuştur.
Karar mülga 765 sayılı TCK dönemine ait olmakla birlikte, siyasi eleştiri ile Cumhurbaşkanına hakaret arasındaki sınırın belirlenmesi, sözlerin bağlam içerisinde değerlendirilmesi ve kamu görevlilerinin daha geniş eleştiriye katlanması gerektiği yönündeki ilkeleri bakımından güncel TCK 299 uygulaması açısından da önem taşımaktadır.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 03.07.2001, E. 2001/9-132, K. 2001/155
Aidiyet, Kast ve Delil Yetersizliğine Dayalı Beraatler
SOSYAL MEDYA PAYLAŞIMINDA CUMHURBAŞKANINI HEDEF ALDIĞI KESİN OLARAK BELİRLENEMEYEN İFADELER İLE SARSICI VE ŞOK EDİCİ OLSA DA AĞIR SİYASİ ELEŞTİRİ SINIRLARINDA KALAN SÖZLER NEDENİYLE BERAAT KARARI VERİLMESİ GEREKMEKTEDİR
Somut olayda sanığın sosyal medya hesabı üzerinden gerçekleştirdiği birden fazla paylaşım Cumhurbaşkanına hakaret suçlamasına konu edilmiştir. Yerel mahkeme paylaşımlarda kullanılan ifadeleri TCK 299 kapsamında değerlendirerek sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurmuştur.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi ise paylaşımları tek bir bütün hâlinde ve otomatik biçimde hakaret kabul etmek yerine her bir ifadenin kime yöneldiğini, hangi bağlamda kullanıldığını ve siyasi eleştiri sınırları içerisinde kalıp kalmadığını ayrı ayrı incelemiştir.
Daire öncelikle hakaret suçlarında matufiyet unsurunun önemini vurgulamıştır. Bir ifadenin ağır veya kaba olması tek başına yeterli değildir. Söz konusu ifadenin suçun mağduru olduğu ileri sürülen kişiye yöneldiğinin hiçbir tereddüde yer bırakmayacak biçimde belirlenebilmesi gerekir. Cumhurbaşkanına yöneldiği kesin olarak ortaya konulamayan genel veya belirsiz bir açıklama TCK 299 kapsamında değerlendirilemez.
Sanığın diğer paylaşımları bakımından ise farklı bir hukuki değerlendirme yapılmıştır. Bu açıklamaların Cumhurbaşkanına yönelik olduğu kabul edilebilse dahi, kullanılan ifadelerin siyasi tartışma bağlamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Yargıtay, demokratik toplumlarda ifade özgürlüğünün yalnızca toplum tarafından olumlu karşılanan veya zararsız bulunan düşünceleri korumadığını dikkate almıştır. Siyasi açıklamalar rahatsız edici, sarsıcı, şok edici ve oldukça sert olabilir. Bu özellikler tek başına açıklamayı ceza hukuku anlamında hakarete dönüştürmez.
Cumhurbaşkanı aynı zamanda ülkenin en yoğun siyasi tartışmalarının merkezinde bulunan kamusal bir kişidir. Bu nedenle siyasi faaliyetleri, kararları ve politikaları hakkında kullanılan ifadelerin değerlendirilmesinde eleştiri sınırlarının geniş tutulması gerekir. Ceza mahkemeleri, kaba veya rahatsız edici bir ifadeyle kişinin onur ve saygınlığını hedef alan hakaret arasında ayrım yapmak zorundadır.
Daire, sanığın paylaşımlarının bir kısmında matufiyet şartının gerçekleşmediğini, diğer kısmında ise ifadelerin sertliğine rağmen siyasi eleştiri sınırlarını aşarak TCK 299 kapsamında cezalandırılabilir hakarete dönüşmediğini değerlendirmiştir.
Bu nedenle yerel mahkemenin kullanılan kelimelerin sertliğini esas alarak mahkûmiyet hükmü kurması yeterli görülmemiştir. İfadelerin bağlamından koparılması, özellikle siyasal tartışmalarda ceza hukukunun ifade özgürlüğü üzerinde gereğinden fazla sınırlayıcı etki meydana getirmesine neden olacaktır.
Sonuç olarak Yargıtay, sosyal medya paylaşımındaki bazı ifadelerin Cumhurbaşkanına yöneldiğinin kesin olarak belirlenememesi, Cumhurbaşkanına yönelik olduğu kabul edilen diğer ifadelerin ise sarsıcı ve şok edici nitelikte olsa dahi ağır siyasi eleştiri kapsamında kalması hâlinde TCK 299’un unsurlarının oluşmayacağını ve sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğini kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 14.01.2026, E. 2023/15505, K. 2026/1486
MÜDAFİ HAZIR BULUNMAKSIZIN KOLLUKTA ALINAN VE MAHKEME HUZURUNDA DOĞRULANMAYAN İFADE DIŞINDA PAYLAŞIMIN SANIĞA AİT OLDUĞUNU GÖSTEREN DELİL BULUNMAMASI HÂLİNDE BERAAT KARARI VERİLMESİ GEREKMEKTEDİR
Somut olayda sanığın sosyal medya ortamında Cumhurbaşkanına yönelik olduğu ileri sürülen bir yorum yaptığı iddiasıyla TCK 299 kapsamında yargılama yapılmıştır. Sanık kolluk aşamasında dava konusu yorumu yazdığını belirten bir beyanda bulunmuş, ancak bu ifade müdafii hazır bulunmaksızın alınmıştır.
İlk derece mahkemesi başlangıçta sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurmuştur. Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesi önüne gelmesi üzerine ise ilk derece mahkemesinin mahkûmiyet hükmü kaldırılmış ve sanığın Cumhurbaşkanına hakaret suçundan beraatine karar verilmiştir.
BAM’ın beraat kararına karşı hem katılan vekili hem de Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısı temyiz kanun yoluna başvurmuştur. İtirazların temelinde, yorumun yapıldığı paylaşım ve diğer yorumlar birlikte değerlendirildiğinde dava konusu sözlerin Cumhurbaşkanına yönelik olduğunun ve yorumu sanığın yazdığının kabul edilmesi gerektiği iddiası bulunmaktadır.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi ise uyuşmazlığı öncelikle ceza muhakemesinde delillerin kullanılabilirliği bakımından incelemiştir. CMK 148/4 uyarınca müdafi hazır bulunmaksızın kolluk tarafından alınan sanık ifadesinin, hâkim veya mahkeme huzurunda sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamayacağına dikkat çekmiştir.
Somut olayda sanık kollukta dava konusu yorumu kendisinin yazdığını belirtmiş olmakla birlikte, bu ifade müdafii hazır bulunmadan alınmıştır. Sanık daha sonra mahkeme huzurunda kolluktaki bu beyanını doğrulamamıştır. Bu nedenle söz konusu kolluk beyanının mahkûmiyet hükmünün belirleyici delili olarak kullanılması mümkün değildir.
Dosyada ayrıca açık kaynak araştırma raporları bulunmaktadır. Yapılan araştırmalarda dava konusu yorumun tespit edilemediği belirlenmiştir. Böylece sanığın kolluk beyanı dışarıda bırakıldığında, paylaşımın sanık tarafından gerçekleştirildiğini her türlü şüpheden uzak biçimde ortaya koyabilecek yeterli delil bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Burada mesele artık sözlerin siyasi eleştiri mi yoksa hakaret mi olduğu tartışmasından önce gelen bir ispat problemidir. Bir söz objektif olarak hakaret niteliğinde olsa dahi, bu sözü sanığın söylediği veya yayımladığı hukuka uygun delillerle ispatlanamadığı sürece mahkûmiyet kararı kurulamaz.
Ceza yargılamasında mahkûmiyet ihtimale veya sanığın soruşturma aşamasındaki hukuken hükme esas alınamayacak açıklamasına dayandırılamaz. Suçun sanık tarafından işlendiğinin kesin olarak kanıtlanması gerekir. Aksi durumda “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi gereğince beraat sonucu doğar.
Nitekim Yargıtay, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tebliğnamesindeki bozma görüşüne de katılmamış; yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle BAM tarafından verilen beraat kararında hukuka aykırılık bulunmadığını kabul etmiştir.
Sonuç olarak Yargıtay, müdafi hazır bulunmaksızın kollukta alınan ve mahkeme huzurunda doğrulanmayan ikrar niteliğindeki ifade dışında dava konusu sosyal medya paylaşımının sanık tarafından gerçekleştirildiğini ortaya koyan yeterli ve hukuka uygun delil bulunmaması hâlinde mahkûmiyet kurulamayacağını ve beraat kararı verilmesi gerektiğini kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 12.01.2026, E. 2023/14859, K. 2026/1081; İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi, E. 2023/192, K. 2023/912
SOSYAL MEDYA HESABININ SANIĞA AİT OLDUĞU VE SUÇA KONU PAYLAŞIMIN SANIK TARAFINDAN YAPILDIĞI HER TÜRLÜ ŞÜPHEDEN UZAK DELİLLERLE İSPATLANAMADIĞINDA BERAAT KARARI VERİLMESİ GEREKMEKTEDİR
Somut olayda sanığın bir sosyal medya hesabından yapılan paylaşım nedeniyle Cumhurbaşkanına hakaret suçunu işlediği ileri sürülmüş ve hakkında TCK 299 kapsamında kamu davası açılmıştır. Suçlamanın merkezinde, internet ortamında yer alan paylaşım ile sanık arasında bağlantı kurulması bulunmaktadır.
İlk derece mahkemesi yapılan yargılama sonucunda sanığın beraatine karar vermiştir. Bu karara karşı katılan vekili, gerekli araştırmanın yapılmadığını ve sosyal medya hesabının sanığa aidiyetinin daha kapsamlı biçimde incelenmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
Katılan vekiline göre sosyal medya hesabının kime ait olduğu araştırılmalı, gerektiğinde HTS kayıtları getirtilmeli ve bilirkişi incelemesi yaptırılmalıydı. Bu araştırmalar yapılmadan beraat kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğu savunulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısı ise daha ileri giderek mevcut deliller itibarıyla sanığın Cumhurbaşkanına hakaret suçunu işlediğini ve hakkında mahkûmiyet kararı verilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
Bölge Adliye Mahkemesi, ilk derece mahkemesinin beraat kararını hukuka uygun bulmuş ve istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. Bunun üzerine dosya Yargıtay 4. Ceza Dairesinin önüne gelmiştir.
Yargıtay, dosyada toplanan delilleri ve mahkemenin ulaştığı kanaati birlikte değerlendirmiştir. Daire, sanığın beraatine ilişkin hükümde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşmış; katılan vekilinin eksik araştırma iddiasını ve BAM Cumhuriyet savcısının mahkûmiyet gerektiğine ilişkin temyiz nedenini kabul etmemiştir.
Bu karar özellikle sosyal medya suçlarında failin belirlenmesi ve hesap aidiyeti açısından önem taşımaktadır. Bir sosyal medya hesabında suç teşkil ettiği iddia edilen sözlerin bulunması tek başına belirli bir kişinin cezalandırılmasını sağlamaz. Öncelikle hesabın ve paylaşımın sanıkla bağlantısının ceza muhakemesinin ispat standardına uygun biçimde ortaya konulması gerekir.
Ceza sorumluluğu şahsidir. Bu nedenle paylaşımın sanık tarafından gerçekleştirildiği kesin olarak ortaya konulamadığı durumda, sırf hesabın sanıkla ilişkilendirildiği iddiasından hareketle mahkûmiyet kurulamaz. Mevcut şüphe sanık aleyhine yorumlanamaz.
Yargıtay sonuç itibarıyla hem katılan vekilinin hem de Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısının temyiz istemlerini reddetmiş ve beraat hükmünü korumuştur.
Sonuç olarak Yargıtay, sosyal medya üzerinden gerçekleştirilen bir paylaşım nedeniyle TCK 299 kapsamında ceza verilebilmesi için paylaşımın sanık tarafından gerçekleştirildiğinin yeterli ve hukuka uygun delillerle ortaya konulması gerektiğini; mevcut deliller bu kesinliği sağlamıyorsa sanık hakkında beraat kararının korunması gerektiğini kabul etmiştir.
Künye: Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 20.05.2026, E. 2024/8452, K. 2026/9944; Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesi, E. 2023/188, K. 2023/1065
CUMHURBAŞKANLIĞI GÖREVİNE HENÜZ BAŞLANMADIĞI DÖNEMDE SARF EDİLEN SÖZLER NEDENİYLE TCK 299 KAPSAMINDA MAHKÛMİYET KURULAMAYACAĞINDAN BERAAT KARARI VERİLMESİ GEREKMEKTEDİR
Somut uyuşmazlık Cumhurbaşkanına hakaret suçunun zaman bakımından uygulanması ve suçun mağduruna ilişkin özel sıfatın hangi anda kazanıldığı meselesine ilişkindir. Sanığın sözleri, hakkında açıklamada bulunulan kişinin Cumhurbaşkanı seçilmiş olduğu ancak henüz anayasal usule uygun şekilde görevine başlamadığı dönemde sarf edilmiştir.
TCK 299 genel hakaret suçundan farklı olarak mağdurun sıfatı esas alınarak düzenlenmiş özgü nitelikte bir suçtur. Dolayısıyla suçun oluşabilmesi için hakarete konu kişinin fiilin işlendiği anda hukuken Cumhurbaşkanı sıfatını taşıması gerekir.
Yargıtay 16. Ceza Dairesi bu nedenle yalnızca sözlerin içeriğine bakılmasının yeterli olmadığını kabul etmiştir. Öncelikle suç tarihinin ve Cumhurbaşkanlığı görevinin hukuken hangi tarihte başladığının belirlenmesi gerekir.
Cumhurbaşkanı seçiminin sonuçlanması ile kişinin Cumhurbaşkanlığı görevine fiilen ve hukuken başlaması aynı şey değildir. Anayasal sistemde göreve başlama, TBMM önünde yemin edilmesiyle tamamlanmaktadır. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı seçilmiş olsa dahi henüz yemin ederek görevine başlamamış kişi bakımından TCK 299’daki özel korumanın uygulanması mümkün değildir.
Bu husus suçta ve cezada kanunilik ilkesi bakımından da önem taşımaktadır. Ceza normunun kapsamı yorum yoluyla genişletilemez. Kanun belirli bir sıfata sahip kişinin korunmasını öngörmüşse bu sıfatın henüz kazanılmadığı dönemde gerçekleşen fiiller aynı özel suç tipi kapsamına sokulamaz.
Benzer biçimde Cumhurbaşkanlığı görevinin sona ermesinden sonra eski Cumhurbaşkanına yönelik olarak sarf edilen sözlerin de sırf kişinin geçmişte Cumhurbaşkanlığı yapmış olması nedeniyle TCK 299 kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir. Koruma, görev süresiyle bağlantılıdır.
Elbette bu durum kullanılan sözlerin hiçbir koşulda başka bir hakaret suçunu oluşturmayacağı anlamına gelmez. Sözlerin niteliğine göre genel hakaret hükümlerinin uygulanıp uygulanamayacağı ayrıca değerlendirilebilir. Ancak bu ayrı değerlendirme, TCK 299 kapsamında mahkûmiyet kurulmasına olanak sağlamaz.
Kararın uygulamadaki önemi özellikle suç tarihinin doğru belirlenmesi bakımındandır. Cumhurbaşkanlığı seçim tarihinin esas alınması suretiyle TCK 299’un uygulama alanının genişletilmesi kanunilik ilkesine aykırı olacaktır. Mahkeme suç tarihinde mağdurun Cumhurbaşkanlığı sıfatını taşıyıp taşımadığını resen araştırmalıdır.
Sonuç olarak Yargıtay, hakarete konu kişinin Cumhurbaşkanı seçilmiş olmasının tek başına TCK 299’un uygulanması için yeterli olmadığını; fiil tarihinde henüz yemin ederek Cumhurbaşkanlığı görevine başlamamış olması hâlinde TCK 299 kapsamında suçun unsurlarının oluşmayacağını kabul etmiştir. Bu nedenle TCK 299 yönünden mahkûmiyet kurulamayarak beraat sonucuna ulaşılması gerekir.
Künye: Yargıtay 16. Ceza Dairesi, 01.10.2018, E. 2018/1201, K. 2018/2945
CUMHURBAŞKANINA YÖNELİK OLDUĞU İLERİ SÜRÜLEN EYLEMİN KANUNDA SUÇ OLARAK TANIMLANAN HAKARET NİTELİĞİNE ULAŞMAMASI HÂLİNDE CMK 223/2-A UYARINCA BERAAT KARARI VERİLMESİ GEREKMEKTEDİR
Somut olayda sanık hakkında kullandığı ifadeler nedeniyle Cumhurbaşkanına hakaret suçundan kamu davası açılmış ve ilk derece mahkemesince mahkûmiyet hükmü kurulmuştur. Mahkeme, sözlerin Cumhurbaşkanının şeref ve saygınlığını rencide ettiği kanaatiyle TCK 299 hükümlerini uygulamıştır.
Sanığın istinaf başvurusu üzerine dosya Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin önüne gelmiştir. BAM, ilk derece mahkemesinin sözlerin hukuki niteliğine ilişkin değerlendirmesine katılmamıştır.
Bölge Adliye Mahkemesi bakımından belirleyici mesele, sanığın açıklamalarının TCK 299’da tanımlanan hakaret fiilini meydana getirip getirmediğidir. Bir kişinin Cumhurbaşkanı hakkında olumsuz veya rahatsız edici ifadeler kullanması, tek başına TCK 299’un uygulanması için yeterli değildir.
Hakaret suçunun meydana gelebilmesi için kullanılan sözlerin objektif olarak kişinin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte olması gerekir. Bu niteliğe ulaşmayan sözlerin ceza normunun kapsamına yorum yoluyla dâhil edilmesi suçta ve cezada kanunilik ilkesiyle bağdaşmaz.
Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi, ilk derece mahkemesinin mahkûmiyet hükmünü kaldırmış ve yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması nedeniyle CMK 223/2-a uyarınca doğrudan beraat kararı vermiştir.
Bu yönüyle karar özellikle önemlidir. BAM yalnızca dosyanın yeniden incelenmesi için ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermemiş; mahkûmiyet hükmünün maddi hukuk bakımından yanlış olduğunu tespit ederek uyuşmazlığı beraatle sonuçlandırmıştır.
BAM’ın beraat hükmüne karşı Cumhuriyet savcısı ve katılan vekili temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Böylelikle uyuşmazlık Yargıtay incelemesine taşınmıştır.
Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Bölge Adliye Mahkemesinin gerekçesini ve dosya kapsamını incelemiş; sanığa yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olduğu yönündeki kabulün dosya kapsamıyla uyumlu olduğunudeğerlendirmiştir.
Daire bu nedenle BAM tarafından CMK 223/2-a kapsamında verilen beraat kararında hukuka aykırılık görmemiştir. Cumhuriyet savcısının ve katılan vekilinin mahkûmiyet gerektiğine ilişkin temyiz sebepleri reddedilmiş ve beraat hükmü korunmuştur.
Kararın ortaya koyduğu temel ilke, TCK 299’un yalnızca Cumhurbaşkanına yönelik olumsuz veya rahatsız edici her sözü cezalandıran bir hüküm olarak uygulanamayacağıdır. Öncelikle fiilin hakaret suçunun maddi unsurunu taşıması gerekir. Bu eşik aşılmadığı takdirde suçun diğer unsurlarının tartışılmasına gerek bulunmadan CMK 223/2-a uyarınca beraat kararı verilmelidir.
Künye: Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 06.03.2025, E. 2021/1010, K. 2025/7134; Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi – mahkûmiyet hükmünün kaldırılması suretiyle CMK 223/2-a uyarınca beraat
CUMHURBAŞKANINA HAKARET SUÇUNUN MADDİ UNSURLARININ OLUŞMADIĞININ KABUL EDİLMESİ HÂLİNDE BERAAT HÜKMÜNÜN CMK 223/2-A’YA DAYANDIRILMASI GEREKMEKTEDİR
Somut olayda sanık hakkında Cumhurbaşkanına hakaret suçundan açılan kamu davası sonucunda ilk derece mahkemesince beraat kararı verilmiştir. Mahkeme, sanığa yüklenen eylemin TCK 299 kapsamında suç oluşturmadığını kabul etmiştir.
Beraat hükmüne karşı kanun yoluna başvurulması üzerine dosya Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesinin önüne gelmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi, dosyadaki delilleri ve ilk derece mahkemesinin beraat gerekçesini incelemiştir.
BAM, sanığın eyleminin Cumhurbaşkanına hakaret suçunun unsurlarını oluşturmadığı yönündeki değerlendirmede hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır. Bu nedenle beraat kararına yönelik istinaf başvurusunu reddetmiş ve ilk derece mahkemesinin beraat sonucunu korumuştur.
Dosyanın temyiz edilmesi üzerine uyuşmazlık Yargıtay 4. Ceza Dairesinin önüne gelmiştir. Temyiz incelemesinde beraatin esası bakımından herhangi bir hukuka aykırılık tespit edilmemiştir.
Yargıtay, dosyadaki delillerin mahkemenin beraat sonucunu desteklediğini ve sanık hakkında beraat kararı verilmesinde isabetsizlik bulunmadığını kabul etmiştir. Dolayısıyla beraat hükmünün mahkûmiyete çevrilmesini gerektiren bir durum bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Bununla birlikte Yargıtay, hüküm fıkrasında beraatin hangi kanuni nedene dayandığının açıkça gösterilmesi gerektiğine dikkat çekmiştir. Yüklenen eylemin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması nedeniyle beraat veriliyorsa hükmün CMK 223/2-a bendine dayandırılması gerekir.
Bu husus yalnızca şekli bir ayrıntı değildir. CMK 223/2’de farklı beraat nedenleri birbirinden ayrılmıştır. Fiilin suç oluşturmaması ile suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması aynı beraat nedeni değildir. Mahkemenin hangi hukuki gerekçeyle beraat kararı verdiğinin hükümden anlaşılması gerekir.
Somut olayda beraatin esasına ilişkin değerlendirme doğru olmasına rağmen hüküm fıkrasında CMK 223/2-a bendinin gösterilmemesi hukuka aykırı bulunmuştur. Ancak bu eksiklik yeniden yargılama yapılmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Yargıtay bu nedenle hükmü bozup dosyayı yeniden ilk derece mahkemesine göndermek yerine, hukuka aykırılığı düzelterek onama yöntemiyle gidermiştir. Hüküm fıkrasına CMK 223/2-a ibaresinin eklenmesi suretiyle beraat kararı onanmıştır.
Karar uygulama açısından iki yönlü önem taşımaktadır. Birincisi, TCK 299’un maddi unsurlarının oluşmadığı yönündeki beraat değerlendirmesi Yargıtay tarafından korunmuştur. İkincisi, bu nitelikteki beraat hükümlerinin doğru hukuki sebep olan CMK 223/2-a ile ilişkilendirilmesi gerektiği açıkça ortaya konulmuştur.
Sonuç olarak Cumhurbaşkanına yönelik olduğu ileri sürülen fiilin TCK 299 kapsamında suç oluşturmadığının tespit edilmesi hâlinde sanık hakkında beraat kararı verilmeli; beraatin hukuki dayanağı da CMK 223/2-a olarak hükümde açıkça gösterilmelidir.
Künye: Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 12.01.2026, E. 2023/8257, K. 2026/1141; Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesi, E. 2022/19, K. 2022/1784
Beraat Gerekçelerinin Analizi: 6 Tipik Sebep
Soruşturma, Adalet Bakanı İzni ve Dava Süreci
Savunma Stratejileri: Avukat Köşesi
- Sözün bütününü dosyaya taşıyın: İddianameye yalnızca cımbızlanmış kelimeler girer; paylaşımın tamamı, öncesi ve bağlamı (hangi habere, hangi olaya tepki olduğu) mutlaka delillendirilmelidir.
- Eleştiri savunmasını içtihatla örün: Vedat Şorli kararı, AYM ihlal kararları ve bu sayfadaki Yargıtay emsalleri künyeleriyle dilekçeye işlenmelidir; soyut ifade özgürlüğü söylemi yetmez.
- Aidiyeti tartışın: Hesap sizin mi, paylaşım anında cihaz kimdeydi, IP ve HTS kayıtları ne diyor? Aidiyet ispatlanmadan içerik tartışmasına geçilmesi kabul edilmemelidir.
- Kast analizine zorlayın: Mizah, abartı ve slogan formundaki ifadelerde hakaret kastının kuşkusuz ispatını talep edin.
- Usul denetimi yapın: Bakan izninin varlığı ve kapsamı, ifadenin müdafi eşliğinde alınıp alınmadığı ve delillerin hukuka uygunluğu her aşamada denetlenmelidir.
- Sicil ve gelecek planlaması: Olası mahkumiyette erteleme talebi, infaz sonrası ise adli sicil ve arşiv kaydının silinmesi (örnek dilekçe için adli sicil silme dilekçesi sayfamıza bakınız) ihmal edilmemelidir.
Avukata Sor
TCK 299 soruşturması, ifadeye çağrı veya açılmış davanız için dosyanızı emsal içtihat ışığında birlikte değerlendirelim; savunma stratejinizi birlikte kuralım.
Danışmanlık ücretlidir. Ücretlendirme 2025-2026 TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi esas alınarak belirlenir.
İnfaz Hesaplama Programı 2026
5275 sayılı Kanuna göre koşullu salıverilme ve denetimli serbestlik tarihinizi hesaplayın.
TCK Tam Metni Uygulaması
Türk Ceza Kanununun güncel madde metnini kaynağından okuyun.
Araç Değer Kaybı Hesaplama Programı 2026
Kaza sonrası aracınızın değer kaybını Yargıtay formülüyle hesaplayın.
Kira Artış Oranı Hesaplama Aracı
TÜFE on iki aylık ortalamasına göre güncel oranla yasal kira artışınızı hesaplayın.
Sık Sorulan Sorular
Cumhurbaşkanına hakaret suçunun cezası nedir?
TCK 299 nedir, neyi düzenler?
TCK 299 davasında beraat mümkün mü?
Sosyal medya paylaşımı TCK 299 kapsamında suç mu?
Paylaşımı ben yapmadım savunması işe yarar mı?
Cumhurbaşkanına hakaret davasında Adalet Bakanı izni nedir?
Gıyapta, yani Cumhurbaşkanının yokluğunda söylenen söz suç olur mu?
TCK 299’da HAGB uygulanır mı?
Cumhurbaşkanına hakaretten ifadeye çağrıldım, ne yapmalıyım?
Eski Cumhurbaşkanına söylenen söz TCK 299 kapsamına girer mi?
AİHM Türkiye’yi TCK 299 nedeniyle mahkum etti mi?
TCK 299 davasına hangi mahkeme bakar?
Cumhurbaşkanına hakaret suçunda zamanaşımı ne kadardır?
Beğeni veya retweet TCK 299 suçu oluşturur mu?
Mahkum olursam adli sicile işler mi, silinebilir mi?
Bu davalarda avukat desteği neden kritik?
Av. Çağrı Ayboğa Kimdir?
Av. Çağrı Ayboğa, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur ve Ankara Barosuna kayıtlı (Sicil No: 34507) olarak Ayboğa Avukatlık Bürosunun kurucu avukatı sıfatıyla çalışmaktadır. Ceza hukuku alanında; ifade özgürlüğü eksenli suçlar, TCK 299 ve hakaret dosyaları, bilişim yoluyla işlenen suçlar ile istinaf ve temyiz süreçlerinde müdafilik ve vekillik yürütmektedir. Bu rehberdeki 23 emsal karar; Yargıtay 3., 4. ve 16. Ceza Daireleri, Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Anayasa Mahkemesi kararlarından bizzat derlenmiş ve künyeleriyle doğrulanabilir biçimde sunulmuştur. İçerik genel bilgilendirme amaçlıdır; somut dosyanız için hukuki destek alınız.
Hukuki Destek Alın
Ceza soruşturma ve kovuşturmalarınızda Ankara merkezli, Türkiye genelinde vekillik ve danışmanlık hizmeti veriyoruz.
Danışmanlık ücretlidir. Görüşme ücretleri TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca uygulanır.

