Ceza Hukuku

HAGB Nedir? Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması 2026

Güncelleme Tarihi: 29 Temmuz 2026 | Yazan: Av. Çağrı Ayboğa (Ankara Barosu, Sicil No: 34507)

HAGB (Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması), 2 yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezalarında, açıklanan hükmün sanık hakkında hukuki sonuç doğurmamasını sağlayan ve CMK 231’de düzenlenen ceza hukuku kurumudur. Anayasa Mahkemesi kurumu iptal etmiş, ancak iptal 1 Ağustos 2024’te yürürlüğe girmeden önce 8. Yargı Paketi (7499 sayılı Kanun) HAGB’yi yeniden düzenlemiştir; kurum 1 Haziran 2024’ten bu yana yeni rejimle yürürlüktedir. Yeni rejimde sanığın kabulü aranmaz ve karara karşı itiraz değil istinaf yoluna gidilir. Sanık 5 yıl (çocuklarda 3 yıl) denetim süresine tabidir; bu sürede kasten suç işlenmezse dava düşer, hüküm hiç var olmamış sayılır ve HAGB adli sicil kaydında görünmez.

Mahkeme salonunda hakim kararı okur: “Bir yıl sekiz ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına.” Sanık için bu cümle, cezanın kapıda bekletilmesi demektir: beş yıl boyunca kasten yeni bir suç işlemezse o kapı hiç açılmayacak, dava düşecek ve sabıka kaydına tek satır yazılmayacaktır. Uygulamada en çok merak edilen ve en çok yanlış bilinen kurumların başında gelen HAGB, 2023 iptal kararı ve 2024 yeniden düzenlemesiyle köklü biçimde değişmiştir.

HAGB Nedir? Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması
HAGB Nedir? Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması

Bu rehberde; HAGB’nin ne olduğunu, kaldırılıp kaldırılmadığını, 1 Haziran 2024 öncesi ve sonrası rejim farklarını, şartlarını, denetim süresini, sicil ve memuriyet etkilerini, itiraz ve istinaf yollarını 29 Temmuz 2026 itibarıyla güncel mevzuata göre inceliyor; ardından 28 emsal kararı künyeleriyle birlikte birebir sunuyoruz.

HAGB Nedir? Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması; kurulan mahkumiyet hükmünün, sanık denetim süresini yükümlülüklere uygun geçirirse hiçbir hukuki sonuç doğurmadan ortadan kalkmasını sağlayan kurumdur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu madde 231’de düzenlenmiştir. HAGB bir beraat kararı değildir; mahkeme önce suçun sabit olduğunu tespit edip cezayı belirler, ardından hükmün açıklanmasını geri bırakır. Denetim süresi başarıyla tamamlanırsa dava düşer ve kişi hukuken hiç mahkum olmamış sayılır.

HAGB Kaldırıldı mı? 2026 Yılında Son Durum

Hayır, HAGB kaldırılmamıştır; 2026 yılında yeni rejimiyle yürürlüktedir. Süreç üç adımda gelişmiştir: Anayasa Mahkemesi, 1.6.2023 tarihli, 2022/120 E., 2023/107 K. sayılı kararıyla CMK 231’in HAGB’ye ilişkin hükümlerini iptal etmiş ve iptalin 1 Ağustos 2024’te yürürlüğe girmesine karar vermiştir. İptal yürürlüğe girmeden, 12 Mart 2024’te yayımlanan 7499 sayılı Kanun (8. Yargı Paketi) kurumu AYM gerekçelerini karşılayacak şekilde yeniden düzenlemiş; yeni rejim 1 Haziran 2024’te yürürlüğe girmiştir. Dolayısıyla internette yer alan “HAGB tamamen kalktı” bilgisi güncel değildir; kurum, güçlendirilmiş kanun yolu güvenceleriyle uygulanmaya devam etmektedir.

AYM’nin iptal gerekçelerinin özü şuydu: sanığın kanun yolundan peşinen feragat etmesine yol açması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlali, mağdur bakımından yeterli giderim sağlamaması, itiraz merciinin etkisiz ve şekli denetimi, cezasızlık algısı ile müsadere yönünden mülkiyet hakkı sorunları. 7499 sayılı Kanun bu gerekçeleri; kabul şartını kaldırarak, istinaf denetimi getirerek ve müsadere hükümlerini hükmün açıklanmasına bağlayarak karşılamıştır.

Eski ve Yeni HAGB Rejimi: 1 Haziran 2024 Öncesi ve Sonrası

Hangi rejimin uygulanacağını HAGB kararının verildiği tarih belirler: 1 Haziran 2024 ve sonrasında verilen kararlar yeni rejime, öncesinde verilenler eski rejime tabidir (CMK geçici m.6).

HAGB Eski Rejim ve Yeni Rejim Karşılaştırma Tablosu (2026)
Konu Eski Rejim (1 Haziran 2024 öncesi kararlar) Yeni Rejim (1 Haziran 2024 ve sonrası kararlar)
Sanığın kabulü Sanık kabul etmezse HAGB kararı verilemezdi; kabul şartı bu kararlar için aranmaya devam eder Sanığın kabulü aranmaz; mahkeme koşullar oluşmuşsa resen karar verir
Kanun yolu Yedi gün içinde itiraz; itiraz mercii hem usul hem esas yönünden inceler İstinaf yolu açıktır; karar bölge adliye mahkemesince denetlenir
Müsadere Müsadere kararı hüküm açıklanıncaya kadar infaz edilmezdi Müsadereye ilişkin karar HAGB’den bağımsız olarak açıklanır ve kanun yolu denetimine tabidir
Ceza sınırı 2 yıl veya daha az hapis ya da adli para cezası Değişmedi: 2 yıl veya daha az hapis ya da adli para cezası
Denetim süresi 5 yıl; çocuklarda 3 yıl Değişmedi: 5 yıl; çocuklarda 3 yıl. Denetim süresinde kasıtlı suçtan ikinci kez HAGB verilemez

HAGB Şartları Nelerdir?

HAGB kararı verilebilmesi için ceza miktarına, sanığın geçmişine ve mağdurun zararına ilişkin koşulların birlikte gerçekleşmesi gerekir:

Ceza sınırıYargılama sonucunda hükmedilen ceza, 2 yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası olmalıdır.
Sabıka koşuluSanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum edilmemiş olması gerekir; taksirli suçtan mahkumiyet engel değildir.
Yeniden suç işlemeyeceği kanaatiMahkeme, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışlarını somut olarak değerlendirerek yeniden suç işlemeyeceği kanaatine ulaşmalıdır; soyut ve kalıp gerekçe yeterli değildir.
Zararın giderilmesiSuçun mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, eski hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi gerekir; giderilmesi gereken zarar yalnızca belgelenebilen doğrudan maddi zarardır, manevi zarar kapsam dışıdır.
Kapsam dışı suçlarİnkılap Kanunlarında yer alan suçlar ile özel kanunlardaki istisnalar (örneğin disiplin ve bazı özel düzenlemeler) bakımından HAGB uygulanmaz.

HAGB Denetim Süresi ve İhlali

HAGB kararı kesinleştiğinde sanık 5 yıl, suç tarihinde 18 yaşından küçükse 3 yıl denetim süresine tabi tutulur. Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmez ve yüklenen denetimli serbestlik yükümlülüklerine uyulursa, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak davanın düşmesine karar verilir. Denetim süresinde kasten yeni bir suç işlenirse veya yükümlülüklere aykırı davranılırsa mahkeme hükmü açıklar; yeni suçun mahkumiyetle kesinleşmesi beklenir. Yükümlülük ihlalinde mahkeme, koşulları değerlendirerek cezanın yarısına kadar kısmının infaz edilmemesine, koşulları varsa erteleme veya seçenek yaptırımlara çevirmeye de karar verebilir. Açıklanan hükümle birlikte dosya kanun yolu denetiminden geçer.

HAGB Adli Sicilde Görünür mü? Memuriyete Engel mi?

HAGB kararı adli sicil (sabıka) kaydında görünmez; bunlara mahsus ayrı bir sisteme kaydedilir ve bu kayıtlar yalnızca bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak hakim, mahkeme veya savcılıkça istenebilir. Denetim süresi başarıyla tamamlanıp dava düştüğünde kişi hiç mahkum olmamış sayılır; bu nedenle HAGB kural olarak devlet memuriyetine ve güvenlik soruşturmasına engel oluşturmaz. Bununla birlikte bazı özel mevzuat hükümleri ve kurum uygulamaları farklılık gösterebildiğinden, memuriyet veya ruhsat işlemleri öncesinde somut duruma göre değerlendirme yapılmalıdır.

HAGB Kararına İtiraz ve İstinaf

1 Haziran 2024 ve sonrasında verilen HAGB kararlarına karşı istinaf, öncesinde verilen kararlara karşı ise 7 gün içinde itiraz yoluna gidilir. Eski rejim kararları bakımından Yargıtay Ceza Genel Kurulu, itiraz merciinin yalnızca şekli bir inceleme yapamayacağını; suçun niteliği, ceza miktarı, sabıka ve zarar koşulları dahil esasa ilişkin denetim yapması gerektiğini istikrarlı biçimde kabul etmiştir. Aşağıdaki emsal kararlar bölümünde bu içtihatlar birebir yer almaktadır. Yeni rejimde ise istinaf denetimi, AYM’nin etkili başvuru eleştirisini karşılayan tam bir kanun yolu güvencesi sağlar.

Avukat’a Sor

HAGB şartları, denetim süresi ihlali, hükmün açıklanması veya itiraz ve istinaf süreçlerinde dosyanızı birlikte değerlendirelim.

Ankara Ceza Avukatı

Danışmanlık ücretlidir. Ücretlendirme, 2025-2026 TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi esas alınarak belirlenmektedir.

HAGB Emsal Yargıtay Kararları

Aşağıdaki 28 karar; HAGB’nin hukuki niteliği, şartları, itiraz merciinin inceleme yetkisi, sicil etkisi ve gerekçe zorunluluğu başta olmak üzere kurumun uygulamadaki sınırlarını çizen emsal içtihatlardır. Kararlar, iptal öncesi dönemde şekillenmiş olup özellikle 1 Haziran 2024 öncesi verilen HAGB kararları bakımından geçerliliğini korumaktadır; her karar künyesiyle birlikte birebir verilmiştir.

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararına Karşı Yapılan İtirazda Merci, Sadece Şekli Şartları Değil Mahkûmiyet Hükmünün Esasını da İnceleyebilir

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kurumuna karşı başvurulabilecek kanun yolu CMK m. 231/12 uyarınca itirazdır. Uzun yıllar boyunca uygulamada itiraz merciinin yalnızca HAGB şartlarının oluşup oluşmadığını denetleyebileceği, suçun sübutu veya hukuki nitelendirmesi hakkında inceleme yapamayacağı kabul edilmiştir. Bu yaklaşım, mahkûmiyet hükmünün esasına ilişkin hukuka aykırılıkların giderilmesini önemli ölçüde zorlaştırmıştır.

Somut olayda yerel mahkeme sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurmuş ve bu hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir. Karara yapılan itiraz üzerine inceleme yapan merci, yalnızca HAGB şartlarını değerlendirerek başvuruyu reddetmiştir. Dosya Ceza Genel Kurulunun önüne geldiğinde temel uyuşmazlık, itiraz merciinin inceleme yetkisinin kapsamı olmuştur.

Ceza Genel Kurulu, HAGB kararının dayanağını oluşturan mahkûmiyet hükmünün hukuka aykırı olması hâlinde yalnızca şekli şartların incelenmesiyle yetinilmesinin adil yargılanma hakkını zedeleyeceğini belirtmiştir. Kurula göre itiraz mercii, yalnızca sanığın sabıkası, ceza miktarı veya zarar şartı gibi hususlarla sınırlı bir inceleme yapmamalı; gerektiğinde delillerin değerlendirilmesi, suçun vasıflandırılması ve mahkûmiyet hükmünün hukuka uygunluğu konusunda da inceleme yapmalıdır. Böylece HAGB kararına karşı yapılan itiraz etkili bir kanun yolu niteliği kazanacaktır.

Bu karar, HAGB uygulamasında önemli bir içtihat değişikliğini ifade etmektedir. Önceki uygulamanın aksine, itiraz merciinin yalnızca şekli bir denetim organı olmadığı; hukuka aykırı mahkûmiyet hükümlerini de denetleyebileceği kabul edilmiştir. Doktrinde de bu kararın, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin etkili başvuru hakkına daha uygun bir yorum getirdiği belirtilmektedir. Bu görüş daha sonraki birçok Yargıtay kararına yön vermiştir.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 22.01.2013 Tarih, 2012/10-534 E., 2013/15 K.

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararına Karşı Başvurulacak Kanun Yolu Temyiz Değil İtirazdır

HAGB kurumunun uygulanması hâlinde verilen kararın hangi kanun yoluna tabi olduğu uygulamada uzun süre tartışılmıştır. Özellikle sanığın mahkûmiyet hükmünün esasına yönelik itirazları bulunduğunda temyiz yolunun açık olup olmadığı konusunda farklı uygulamalar ortaya çıkmıştır.

İncelenen olayda mahkeme sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurmuş ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir. Sanık, suçun oluşmadığını ve delillerin yanlış değerlendirildiğini ileri sürerek temyiz yoluna başvurmuştur. Dosya Ceza Genel Kuruluna geldiğinde temel sorun, HAGB kararına karşı suçun esasına ilişkin itirazların temyiz incelemesine konu edilip edilemeyeceği olmuştur.

Ceza Genel Kurulu, CMK m. 231’in açık düzenlemesi karşısında HAGB kararlarına karşı başvurulacak kanun yolunun istisnasız biçimde itiraz olduğunu vurgulamıştır. Kanunda temyiz yoluna ilişkin herhangi bir ayrım yapılmadığı gibi, suçun niteliğine veya sübuta ilişkin iddiaların ileri sürülmesi de kanun yolunu değiştirmez. Kanun koyucunun açık iradesi karşısında yargısal yorum yoluyla yeni bir temyiz imkânı oluşturulamayacağı ifade edilmiştir.

Kararda ayrıca, kanun yollarının tarafların taleplerine göre değil, kanunun açık sistematiğine göre belirleneceği belirtilmiştir. Bu nedenle HAGB kararına karşı yapılan başvurunun içeriği ne olursa olsun uygulanacak kanun yolu itirazdır. Ancak itiraz mercii, Ceza Genel Kurulunun 22.01.2013 tarihli içtihadından sonra yalnızca şekli inceleme yapmakla yetinmeyip mahkûmiyet hükmünün esasını da denetleyebilecektir. Böylece hem kanun koyucunun belirlediği kanun yolu korunmuş hem de etkili hukuki denetim sağlanmıştır. Bu yaklaşım sonraki doktora tezlerinde de HAGB uygulamasının temel içtihatlarından biri olarak gösterilmektedir.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 28.06.2011 Tarih, 2011/2-108 E., 2011/148 K.

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasında Giderilmesi Gereken Zarar Yalnızca Doğrudan Maddi Zarardır

Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için CMK m. 231/6-c uyarınca mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme ya da tazmin suretiyle tamamen giderilmiş olması gerekir. Uygulamada en fazla tartışılan konulardan biri, bu zararın kapsamına dolaylı zararların da girip girmediğidir. Özellikle mağdurun iş kaybı, kazanç kaybı veya ileride doğabilecek ekonomik zararlarının HAGB bakımından dikkate alınıp alınmayacağı konusunda farklı uygulamalar ortaya çıkmıştır.

Ceza Genel Kurulu önüne gelen olayda sanık hakkında kasten yaralama suçundan mahkûmiyet hükmü kurulmuş ve HAGB uygulanıp uygulanamayacağı değerlendirilmiştir. Mağdurun yaralanması nedeniyle tedavi giderleri yanında iş gücü kaybı ve çeşitli ekonomik kayıplarının da bulunduğu ileri sürülmüştür. Yerel mahkeme, zararın tam olarak giderilmediği gerekçesiyle HAGB uygulanamayacağı sonucuna ulaşmıştır.

Ceza Genel Kurulu, CMK m. 231’de yer alan zarar kavramının sınırsız yorumlanamayacağını belirtmiştir. Kurula göre burada aranan zarar, suçun doğrudan meydana getirdiği ve kolaylıkla belirlenebilen maddi zarardır. Dolaylı zararlar, muhtemel kazanç kayıpları veya hukuk mahkemesinde ileri sürülebilecek geniş kapsamlı tazminat talepleri HAGB bakımından zorunlu giderim kapsamında değerlendirilemez. Yaralama suçunda mağdurun tedavi giderleri doğrudan zarar niteliğindeyken, kaçırılan iş fırsatları veya ekonomik beklentiler dolaylı zarar olarak kabul edilmelidir.

Kurul ayrıca, ceza hâkiminin hukuk hâkimi gibi ayrıntılı bir tazminat hesabı yapmasının beklenemeyeceğini vurgulamıştır. Hâkim, kanaat verici basit bir araştırma ile doğrudan maddi zararı belirlemeli ve sanığa bu zararı giderme imkânı tanımalıdır. Böylece hem HAGB kurumunun amacı korunacak hem de mağdurun hukuk mahkemesinde ayrıca tazminat talep etme hakkı saklı kalacaktır. Bu yaklaşım daha sonraki öğretide de benimsenmiş ve doktora tezlerinde HAGB bakımından zarar şartının temel içtihadı olarak gösterilmiştir.

Bu karar, HAGB uygulamasında zarar şartının sınırlarını belirleyen en önemli Ceza Genel Kurulu kararlarından biridir. Kararla birlikte yalnızca doğrudan maddi zararın giderilmesinin yeterli olduğu, dolaylı zararların ise HAGB’nin uygulanmasına engel oluşturmayacağı yönündeki uygulama istikrar kazanmıştır.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 21.01.2014 Tarih, 2012/2-1394 E., 2014/20 K.

İtiraz Mercii, Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararını Kaldırabilir; Ancak Yerel Mahkeme Yerine Hükmü Açıklayamaz

HAGB kararlarına karşı yapılan itirazlarda uzun süre tartışılan bir diğer sorun, itiraz merciinin başvuruyu haklı bulması hâlinde nasıl hareket edeceğidir. Özellikle CMK m. 271/2’de yer alan “itiraz yerinde görülürse merci aynı zamanda itiraz konusu hakkında karar verir” hükmünün, itiraz merciine mahkûmiyet hükmünü açıklama yetkisi verip vermediği konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür.

Uyuşmazlık Ceza Genel Kurulu önüne geldiğinde bazı Yargıtay daireleri, itirazı kabul eden merciin doğrudan hükmü açıklaması gerektiğini kabul etmekteydi. Buna karşılık öğretide ağırlıklı görüş, sanığı hiç dinlememiş ve delilleri doğrudan değerlendirmemiş olan itiraz merciinin mahkûmiyet hükmünü açıklamasının ceza muhakemesinin temel ilkeleriyle bağdaşmayacağını savunmaktaydı.

Ceza Genel Kurulu, itiraz merciinin görevinin yalnızca itiraz edilen kararı denetlemek olduğunu belirtmiştir. Kanunda yer alan “itiraz konusu hakkında karar verir” ibaresi, itiraz edilen HAGB kararının kaldırılması veya korunması anlamına gelir. Bu düzenleme, itiraz merciine yerel mahkeme yerine geçerek mahkûmiyet hükmünü açıklama veya davayı esasından sonuçlandırma yetkisi vermez. Böyle bir yorum, doğrudan doğruyalık ve yüz yüzelik ilkeleriyle bağdaşmayacağı gibi, sanığın savunma haklarını da zedeleyebilir.

Bu nedenle Ceza Genel Kurulu, itirazın haklı bulunması hâlinde merciin yalnızca HAGB kararını kaldırabileceğini, dosyanın ise yeniden değerlendirme yapılmak üzere kararı veren mahkemeye gönderilmesi gerektiğini kabul etmiştir. Böylece hem kanun yolu denetimi sağlanmakta hem de mahkûmiyet hükmünün açıklanması yetkisi ilk derece mahkemesinde bırakılmaktadır.

Karar, HAGB kurumunda görev ve yetki sınırlarını belirleyen temel içtihatlardan biridir. Sonraki akademik çalışmalarda da bu karar, itiraz merciinin fonksiyonunu açıklayan başlıca Ceza Genel Kurulu kararı olarak kabul edilmektedir.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 03.02.2009 Tarih, 2008/11-250 E., 2009/13 K.

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararı Adli Sicile Kaydedilmez, Kendine Özgü Bir Sistemde Muhafaza Edilir

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun en önemli sonuçlarından biri, kurulan mahkûmiyet hükmünün sanık bakımından hukuki sonuç doğurmamasıdır. Bu nedenle HAGB kararının adli sicile kaydedilip kaydedilmeyeceği ve üçüncü kişiler tarafından öğrenilip öğrenilemeyeceği uygulamada önemli tartışmalara neden olmuştur. Özellikle kamu kurumları ve özel sektör işverenleri tarafından bu kayıtlara erişilip erişilemeyeceği hususunda farklı uygulamalar görülmüştür.

Ceza Genel Kurulu ve Yargıtay uygulamasına göre HAGB kararı kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü niteliğinde değildir. CMK m. 231/13 ile 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu m. 6 birlikte değerlendirildiğinde, bu kararlar genel adli sicil sistemine kaydedilmez. Bunun yerine yalnızca HAGB kararlarına özgülenmiş ayrı bir kayıt sisteminde muhafaza edilir. Bu kayıtlar ise ancak yeni bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenebilir. Üçüncü kişilerin, işverenlerin veya kamu kurumlarının bu kayıtlara serbestçe ulaşması mümkün değildir.

Yargıtay, HAGB kararının hukuki sonuç doğurmayan niteliği gereği, sanığın hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet varmış gibi değerlendirilmesini hukuka aykırı kabul etmektedir. Kurulan mahkûmiyet hükmü açıklanmadığından infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Aynı nedenle tekerrüre esas alınması, adli sicil kaydına işlenmesi veya sıradan mahkûmiyet hükümleri gibi üçüncü kişilere açıklanması da mümkün değildir. Kurumun amacı, sanığa belirli bir denetim süresi sonunda hiçbir mahkûmiyet sonucu doğurmadan ikinci bir fırsat tanımaktır. Bu amaca aykırı yorumlar kurumun varlık nedenini ortadan kaldıracaktır.

Karar, HAGB kurumunun sanık bakımından doğurduğu koruyucu sonuçları açık biçimde ortaya koymaktadır. Denetim süresi olumlu tamamlandığında davanın düşmesiyle birlikte ortada infaz edilebilir bir mahkûmiyet de kalmayacaktır. Bu nedenle HAGB kararlarının özel sicilde tutulması hem masumiyet karinesinin hem de bireyin sosyal hayata yeniden kazandırılması amacının doğal sonucudur.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 25.09.2007 Tarih, 2007/1-183 E., 2007/190 K.

Sanığın Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasını Kabul Etmemesi Hâlinde Bu Kurum Uygulanamaz

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu ilk düzenlendiğinde sanığın rızasına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktaydı. 6008 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonrasında CMK m. 231/6’ya “Sanığın kabul etmemesi hâlinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez.” cümlesi eklenmiştir. Böylece kanun koyucu, sanığın beraat etme ihtimalini sonuna kadar kullanabilmesini ve istemediği bir HAGB kararına zorlanmamasını güvence altına almıştır.

Yargıtay uygulamasında bu değişikliğin temel amacı, sanığın aklanma hakkını korumaktır. Sanık, hakkında verilen mahkûmiyet kararının hukuka aykırı olduğunu düşünüyor ve beraat etmek istiyorsa HAGB’yi kabul etmeyebilir. Böyle bir durumda mahkeme resen HAGB kararı veremez. Çünkü sanığın iradesine rağmen HAGB uygulanması, beraat kararı alma ihtimalini fiilen ortadan kaldırabilecek ve etkili başvuru hakkını zedeleyebilecektir. Bu yaklaşım daha sonra doktrinde de geniş kabul görmüştür.

Yargıtay ayrıca HAGB’nin sanık lehine düzenlenmiş olmasının, sanığın istemediği hâlde bu kurumun uygulanabileceği anlamına gelmediğini vurgulamaktadır. Ceza muhakemesinde sanığın usule ilişkin tercihleri de korunmalıdır. Bu nedenle mahkeme, HAGB’nin tüm objektif şartları gerçekleşmiş olsa bile sanığın açıkça kabul etmemesi durumunda mahkûmiyet hükmünü açıklamak zorundadır.

Karar, HAGB kurumunun sanık lehine getirilmiş olmasının yanında sanığın irade özgürlüğünü de esas aldığını göstermektedir. Böylece sanığın beraat talebini sürdürme hakkı korunmakta ve HAGB kurumu zorunlu bir sonuç olmaktan çıkarılmaktadır. Öğretide de bu yaklaşım, adil yargılanma hakkı ve mahkemeye erişim hakkı bakımından isabetli bulunmaktadır.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 22.01.2013 Tarih, 2012/10-534 E., 2013/15 K.

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasında Yeniden Suç İşlemeyeceğine İlişkin Kanaat Somut Gerekçelere Dayandırılmalıdır

CMK’nın 231/6-b maddesine göre hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için mahkemenin, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışlarını dikkate alarak yeniden suç işlemeyeceği konusunda kanaate ulaşması gerekir. Bu değerlendirme, HAGB kurumunun en önemli sübjektif şartlarından biridir. Ancak uygulamada birçok mahkeme, “sanığın kişiliği olumsuzdur” veya “yeniden suç işleyebilir” şeklindeki soyut ifadelerle HAGB talebini reddetmektedir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu bu uygulamanın hukuka uygun olmadığını kabul etmiştir. Kurula göre mahkeme, sanığın yeniden suç işlemeyeceğine ilişkin olumlu veya olumsuz kanaatini somut olgularla açıklamak zorundadır. Sanığın yalnızca suç işlemiş olması ya da isnat edilen fiilin ağırlığı tek başına HAGB’nin reddi için yeterli gerekçe oluşturmaz. Mahkeme; sanığın kişisel geçmişi, duruşmadaki davranışları, pişmanlık durumu, sosyal yaşamı ve dosyaya yansıyan diğer objektif verileri birlikte değerlendirmelidir.

Ceza Genel Kurulu ayrıca, hapis cezasının ertelenmesine ilişkin değerlendirme ile HAGB bakımından yapılacak değerlendirmenin aynı olmadığını belirtmiştir. Ertelemede sanığın yargılama sürecindeki pişmanlığı ön planda iken, HAGB’de kanun koyucu özellikle kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışların birlikte değerlendirilmesini istemiştir. Bu nedenle ertelemeye ilişkin gerekçelerin aynen HAGB bakımından kullanılabilmesi mümkün değildir. Mahkeme her iki kurum yönünden ayrı ve denetlenebilir gerekçe oluşturmalıdır.

Karar, HAGB’nin reddine ilişkin gerekçelerin yargısal denetime elverişli olması gerektiğini ortaya koymuştur. Soyut ve kalıp ifadeler yerine somut olguların gösterilmesi zorunluluğu, hem adil yargılanma hakkının hem de gerekçeli karar ilkesinin doğal sonucudur.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 19.02.2008 Tarih, 2006/6 MD-346 E., 2008/25 K.

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararıyla Birlikte Verilen Müsadere Kararı da Aynı Kanun Yoluna Tabidir

HAGB kararlarında sıkça karşılaşılan sorunlardan biri de müsadere kararlarının hangi kanun yoluna tabi olduğudur. Bazı mahkemeler, HAGB kararına karşı itiraz yolunun açık olduğunu kabul etmekle birlikte, müsadere kararının mahkûmiyet hükmünden bağımsız olduğu gerekçesiyle temyiz edilebileceğini değerlendirmiştir. Bu uygulama farklılıkları Ceza Genel Kurulunun önüne taşınmıştır.

Ceza Genel Kurulu, müsaderenin mahkûmiyet hükmünden tamamen bağımsız bir karar olarak değerlendirilemeyeceğini belirtmiştir. Müsadere tedbirinin uygulanabilmesi için öncelikle fiilin işlendiğinin ve eşyanın suçla bağlantısının tespit edilmesi gerekir. Bu tespit ise HAGB kararının temelini oluşturan mahkûmiyet hükmüyle doğrudan bağlantılıdır. Bu nedenle müsadere kararını mahkûmiyetten bağımsız şekilde farklı bir kanun yoluna tabi tutmak ceza muhakemesinin sistematiğiyle bağdaşmaz.

Kurula göre HAGB kararı hangi kanun yoluna tabi ise, onun ayrılmaz parçası olan müsadere kararı da aynı kanun yoluna tabi olacaktır. Böylece aynı hüküm içinde yer alan iki farklı karar bakımından farklı kanun yollarının işletilmesi önlenmiş, usul ekonomisi ve hukuki güvenlik ilkeleri korunmuştur. Aksi kabul edildiğinde aynı dosya hakkında biri temyiz, diğeri itiraz olmak üzere iki farklı kanun yolu işletilecek ve çelişkili sonuçların ortaya çıkması mümkün olacaktır.

Bu karar, HAGB kurumunun yalnızca mahkûmiyet sonucunu değil, hükmün ayrılmaz parçalarını da etkilediğini açık biçimde ortaya koymaktadır. Uygulamada bugün de HAGB ile birlikte verilen müsadere kararlarının tabi olduğu kanun yolunun belirlenmesinde bu Ceza Genel Kurulu kararı esas alınmaktadır.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 15.04.2014 Tarih, 2012/6-1452 E., 2014/195 K.

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kurumu Diğer Kişiselleştirme Nedenlerinden Önce Değerlendirilmelidir

Ceza muhakemesinde mahkûmiyet hükmü kurulduktan sonra hâkim, cezanın kişiselleştirilmesine ilişkin kurumları belirli bir sıra içerisinde değerlendirmek zorundadır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, hapis cezasının ertelenmesi ve kısa süreli hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilmesi gibi kurumlar aynı amaca hizmet etse de hukuki sonuçları farklıdır. Bu nedenle hangi kurumun önce değerlendirileceği uygulamada uzun süre tartışma konusu olmuştur.

Uyuşmazlık Ceza Genel Kurulu önüne geldiğinde yerel mahkeme, HAGB koşullarını değerlendirmeksizin doğrudan hapis cezasını ertelemiş ve sanık hakkında bu doğrultuda hüküm kurmuştur. Dosyanın temyiz edilmesi üzerine Ceza Genel Kurulu, HAGB kurumunun diğer kişiselleştirme kurumlarına göre sanık lehine daha geniş sonuçlar doğurduğunu vurgulamıştır.

Kurula göre HAGB kararı verildiğinde ortada hukuki sonuç doğuran açıklanmış bir mahkûmiyet bulunmamaktadır. Buna karşılık hapis cezasının ertelenmesi veya seçenek yaptırımlara çevrilmesi hâlinde mahkûmiyet hükmü açıklanmakta ve hukuki sonuçlarını doğurmaktadır. Bu nedenle mahkeme, objektif şartların mevcut olduğu her dosyada öncelikle HAGB’nin uygulanıp uygulanamayacağını değerlendirmelidir. Ancak HAGB uygulanmasına engel bir durum varsa veya mahkeme gerekçeli şekilde uygulanmamasına karar verirse bundan sonra erteleme ya da seçenek yaptırımları incelemelidir. Bu yaklaşım daha sonraki Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında da istikrarlı şekilde benimsenmiştir.

Ceza Genel Kurulu ayrıca, HAGB’nin sanık lehine getirilen en kapsamlı kişiselleştirme kurumu olduğunu belirtmiştir. Çünkü denetim süresi olumlu tamamlandığında dava düşmekte, mahkûmiyet hükmü hiçbir zaman hukuki sonuç doğurmamakta ve sanık hakkında adli sicil bakımından da mahkûmiyet sonuçları ortaya çıkmamaktadır. Bu nedenle diğer kişiselleştirme kurumlarının HAGB’den önce uygulanması kanunun sistematiğine aykırı olacaktır.

Karar, cezanın bireyselleştirilmesine ilişkin kurumlar arasındaki uygulama sırasını belirleyen temel içtihatlardan biridir. Günümüzde yerel mahkemeler öncelikle HAGB’yi değerlendirmekte, bunun mümkün olmaması hâlinde erteleme veya seçenek yaptırımlara ilişkin hüküm kurmaktadır.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 09.02.2016 Tarih, 2014/71 E., 2016/42 K.

Adli Sicilden Silinme Koşulları Oluşmuş Eski Mahkûmiyetler Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasına Engel Oluşturmaz

CMK’nın 231. maddesi uyarınca HAGB uygulanabilmesi için sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması gerekir. Ancak uygulamada, adli sicilden silinme koşulları oluşmuş eski mahkûmiyetlerin bu şartın değerlendirilmesinde dikkate alınıp alınmayacağı konusunda önemli uyuşmazlıklar yaşanmıştır.

Yargıtay, bu konuda verdiği kararlarında yalnızca adli sicil kaydının fiilen silinmiş olmasına değil, silinme koşullarının oluşup oluşmadığına bakılması gerektiğini kabul etmiştir. Eğer önceki mahkûmiyet bakımından 3682 veya 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu uyarınca silinme şartları gerçekleşmişse, kaydın teknik nedenlerle henüz sistemden çıkarılmamış olması sanığın aleyhine yorumlanamaz. Böyle bir durumda HAGB’nin uygulanmasına engel oluşturan “daha önce kasıtlı suçtan mahkûm olmama” şartının gerçekleştiği kabul edilmelidir.

Yargıtay’ın bu yaklaşımının temelinde ceza hukukunun lehe yorum ilkesi bulunmaktadır. Sanığın kanunen silinmiş sayılması gereken bir mahkûmiyet nedeniyle HAGB’den yararlanamaması, hem kanunun amacına hem de eşitlik ilkesine aykırı olacaktır. Bu nedenle mahkemeler, yalnızca UYAP veya adli sicil çıktısına bakmakla yetinmemeli; önceki mahkûmiyetin hukuken silinme koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğini de araştırmalıdır.

Karar, özellikle eski tarihli mahkûmiyetleri bulunan sanıklar bakımından büyük önem taşımaktadır. Bu içtihat sayesinde teknik nedenlerle adli sicilden henüz çıkarılmamış kayıtların sanık aleyhine sonuç doğurmasının önüne geçilmiş ve HAGB kurumunun lehe uygulanması sağlanmıştır.

Künye: Yargıtay 2. Ceza Dairesi, 03.03.2008 Tarih, 2007/18631 E., 2008/3703 K.

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kesinleşmiş ve İnfaz Edilmiş Hükümlere de Lehe Uygulanabilir

5237 sayılı TCK’nın 7. maddesinde düzenlenen lehe kanunun uygulanması ilkesi gereğince, maddi ceza hukukuna ilişkin lehe hükümler kesinleşmiş hükümlere de uygulanmaktadır. HAGB kurumunun yürürlüğe girmesinden sonra ortaya çıkan temel tartışmalardan biri de, bu kurumun yalnızca görülmekte olan davalarda mı uygulanacağı, yoksa kesinleşmiş hatta infaz edilmiş mahkûmiyetler bakımından da uygulanıp uygulanamayacağı olmuştur.

Uyuşmazlık Ceza Genel Kurulunun önüne geldiğinde sanık hakkındaki mahkûmiyet hükmü kesinleşmiş, hatta infaz süreci başlamış bulunmaktaydı. Yerel mahkeme, HAGB düzenlemesinin sonradan yürürlüğe girdiğini, kesinleşmiş hükümlere uygulanamayacağını değerlendirerek talebi reddetmiştir.

Ceza Genel Kurulu ise HAGB kurumunun yalnızca muhakeme hukukuna ilişkin teknik bir düzenleme olmadığını, aynı zamanda sanığın hukuki durumunu doğrudan etkileyen ve mahkûmiyetin sonuçlarını ortadan kaldırabilen karma nitelikte bir kurum olduğunu vurgulamıştır. Bu nedenle lehe sonuç doğurduğu ölçüde kesinleşmiş hükümlere de uygulanması gerekir. Kurul, hatta infaz edilmekte olan ve hukuki yararı devam eden mahkûmiyetlerde dahi HAGB’nin değerlendirilmesinin zorunlu olduğunu belirtmiştir. Bu yaklaşım daha sonra öğretide de benimsenmiş ve HAGB’nin karma hukukî niteliğinin doğal sonucu olarak değerlendirilmiştir.

Karar, HAGB kurumunun zaman bakımından uygulanmasına ilişkin en önemli içtihatlardan biridir. Böylece yalnızca yargılaması devam eden dosyalar değil, lehe uygulama şartlarının bulunduğu kesinleşmiş mahkûmiyetler de HAGB bakımından yeniden değerlendirilebilir hâle gelmiştir.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 17.02.2009 Tarih, 2009/8-36 E., 2009/35 K.

HAGB Kararlarında İtiraz Merciinin Esasa İlişkin İnceleme Yetkisi Suçun Niteliği ve Sübutunu da Kapsar

HAGB kurumunda uzun yıllar boyunca itiraz merciinin yalnızca şekli şartları inceleyebileceği kabul edilmiş, bu nedenle suçun vasıflandırılması veya delillerin değerlendirilmesine ilişkin hukuka aykırılıklar denetlenememiştir. Öğretide bu yaklaşımın etkili başvuru hakkını zedelediği yoğun biçimde eleştirilmiştir.

Ceza Genel Kurulu 22.01.2013 tarihli emsal kararıyla bu görüşünü değiştirmiştir. Kurula göre HAGB kararının dayanağını oluşturan mahkûmiyet hükmü hukuka aykırı ise, yalnızca HAGB şartlarını incelemek yeterli değildir. İtiraz mercii gerektiğinde delilleri, suçun sübutunu ve hukuki nitelendirmeyi de inceleyebilmelidir. Ancak bu inceleme, HAGB uygulanıp uygulanamayacağına etki eden hususlarla sınırlıdır; itiraz mercii ilk derece mahkemesi yerine geçerek yeni bir mahkûmiyet hükmü kuramaz. Bu yaklaşım, hem öğretide hem de sonraki Yargıtay kararlarında HAGB uygulamasının temel ilkesi hâline gelmiştir.

Doktrinde de bu içtihadın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ile 13. maddesindeki etkili başvuru hakkına daha uygun olduğu ifade edilmektedir. İtiraz merciinin yalnızca şekli denetim yapması hâlinde açık hukuka aykırılıkların giderilemeyeceği, buna karşılık maddi ve hukuki inceleme yetkisinin kabul edilmesiyle HAGB kararlarının daha etkin biçimde denetlenebileceği belirtilmektedir.

Bu karar, HAGB kurumunda itiraz kanun yolunun kapsamını değiştiren ve uygulamaya yön veren en önemli Ceza Genel Kurulu kararlarından biri olmuştur.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 22.01.2013 Tarih, 2012/10-534 E., 2013/15 K

HAGB Kurumu, Hapis Cezasının Ertelenmesi ve Seçenek Yaptırımlardan Önce Değerlendirilmelidir

Ceza muhakemesinde mahkûmiyet hükmü kurulduktan sonra cezanın kişiselleştirilmesine ilişkin kurumların hangi sırayla uygulanacağı önem taşımaktadır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, hapis cezasının ertelenmesi ve kısa süreli hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilmesi aynı amaca hizmet etmekle birlikte hukuki sonuçları bakımından birbirinden ayrılmaktadır.

Ceza Genel Kurulu, HAGB’nin sanık lehine en geniş hukuki sonucu doğuran kurum olduğunu vurgulamıştır. Çünkü HAGB uygulanması hâlinde açıklanmış ve infaz edilebilir bir mahkûmiyet hükmü doğmamakta, denetim süresinin olumlu tamamlanması hâlinde dava düşmektedir. Buna karşılık cezanın ertelenmesi veya seçenek yaptırımlara çevrilmesi hâlinde mahkûmiyet hükmü açıklanmakta ve hukuki sonuçlarını doğurmaktadır.

Bu nedenle mahkeme, objektif şartların oluştuğu her dosyada öncelikle HAGB’nin uygulanıp uygulanamayacağını değerlendirmeli; ancak bunun mümkün olmaması hâlinde erteleme veya seçenek yaptırımlara geçmelidir. Bu yaklaşım, cezanın bireyselleştirilmesine ilişkin kurumların sistematik uygulanmasını sağlamaktadır.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 09.02.2016 Tarih, 2014/71 E., 2016/42 K.

HAGB Hakkındaki Kanun Yolu Rejiminin Anayasa’ya Aykırı Olmadığı

HAGB kararlarının yalnızca itiraz kanun yoluna tabi tutulmasının, istinaf veya temyiz incelemesini engellemesi nedeniyle adil yargılanma hakkını ihlal ettiği ileri sürülmüş ve CMK m. 231/12 hükmü Anayasa Mahkemesi önüne götürülmüştür.

Anayasa Mahkemesi, yaptığı norm denetiminde HAGB kurumunun sanık lehine düzenlenmiş özel bir muhakeme kurumu olduğunu, bu nedenle kanun koyucunun HAGB kararları bakımından farklı bir kanun yolu öngörebileceğini belirtmiştir. Mahkeme, yalnızca itiraz yolunun kabul edilmiş olmasının tek başına Anayasa’ya aykırılık oluşturmadığı sonucuna ulaşmıştır. Bu karar, HAGB’nin kanun yolu sisteminin anayasal denetimden geçtiğini göstermesi bakımından önem taşımaktadır. Öğretide karar eleştirilmiş olsa da uzun süre uygulamanın anayasal dayanağını oluşturmuştur.

Künye: Anayasa Mahkemesi, 12.03.2009 Tarih, 2008/45 E., 2009/53 K

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Mahkemenin Talebe Bağlı Olarak Değil, Re’sen Değerlendirmesi Gereken Bir Kurumdur

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, cezanın bireyselleştirilmesine hizmet eden ve sanık lehine sonuçlar doğuran bir ceza muhakemesi kurumudur. Bu nedenle uygulamada zaman zaman tartışılan hususlardan biri, HAGB’nin ancak sanığın talebi üzerine mi değerlendirileceği, yoksa mahkemenin kendiliğinden bu kurumu uygulamakla yükümlü olup olmadığıdır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, HAGB’nin talebe bağlı bir kurum olmadığını açık biçimde ortaya koymuştur. Kurula göre, CMK m. 231’deki objektif ve sübjektif koşulların gerçekleşmesi hâlinde mahkeme, sanık veya müdafii tarafından açık bir talepte bulunulmasa dahi HAGB’nin uygulanabilirliğini re’sen değerlendirmek zorundadır. Bunun nedeni, HAGB’nin sanık lehine en geniş sonucu doğuran kişiselleştirme kurumu olmasıdır. Bu sebeple mahkeme önce HAGB şartlarını incelemeli; uygulanmasına engel bulunması hâlinde ancak bundan sonra hapis cezasının ertelenmesi veya seçenek yaptırımları değerlendirmelidir. Bu yaklaşım, cezanın bireyselleştirilmesi sisteminin doğal sonucudur.

Ceza Genel Kurulu ayrıca, HAGB’nin uygulanmasının sanığın açık talebine bağlı olmadığı gibi Cumhuriyet savcısının mütalaasına da bağlı olmadığını vurgulamıştır. Kurumun uygulanıp uygulanmayacağına ilişkin değerlendirme tamamen mahkemenin görev alanındadır. Ancak 6008 sayılı Kanun sonrasında sanığın HAGB’yi kabul etmemesi hâlinde bu kurum uygulanamaz. Bunun dışındaki hâllerde mahkeme, gerekli incelemeyi kendiliğinden yapmakla yükümlüdür.

Bu karar, HAGB’nin cezanın bireyselleştirilmesi kurumları içindeki önceliğini ve mahkemenin re’sen inceleme yükümlülüğünü ortaya koyan temel Ceza Genel Kurulu kararlarından biridir.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 09.02.2016 Tarih, 2014/71 E., 2016/42 K.

HAGB’ye İlişkin Düzenlemeler Lehe Sonuç Doğurduğu Ölçüde Geçmişe Uygulanabilir

Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin düzenlemelerin zaman bakımından uygulanması, öğretide ve uygulamada uzun süre tartışılmıştır. Tartışmanın temelini, HAGB’nin yalnızca usul hukuku kurumu mu olduğu, yoksa maddi ceza hukukuna ilişkin sonuçlar da doğuran karma nitelikte bir kurum mu olduğu sorusu oluşturmaktadır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, HAGB’nin yalnızca usule ilişkin bir kurum olmadığı sonucuna ulaşmıştır. Kurula göre HAGB, sanığın mahkûmiyet hükmünün hukuki sonuçlarını doğrudan etkileyen, infazı engelleyebilen ve denetim süresinin olumlu tamamlanması hâlinde davanın düşmesini sağlayan karma nitelikte bir kurumdur. Bu nedenle sanık lehine sonuç doğuran HAGB hükümleri, TCK’nın 7. maddesinde düzenlenen lehe kanunun geçmişe uygulanması ilkesi kapsamında kesinleşmiş hükümlere de uygulanabilir. Uygun koşulların bulunması hâlinde uyarlama yargılaması yapılarak HAGB’nin değerlendirilmesi gerekir.

Ceza Genel Kurulunun bu yaklaşımı, HAGB’nin hukuki niteliğini belirleyen temel içtihatlardan biri hâline gelmiştir. Sonraki akademik çalışmalarda da kurumun “karma nitelikte” olduğu ve bu nedenle sanık lehine yürütülebileceği kabul edilmiştir. Böylece yalnızca görülmekte olan davalarda değil, belirli şartların varlığı hâlinde kesinleşmiş ve hatta infaz edilmiş hükümler bakımından da HAGB’nin uygulanabilmesinin önü açılmıştır.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 17.02.2009 Tarih, 2009/8-36 E., 2009/35 K.

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Sanık Lehine En Geniş Sonucu Doğuran Kişiselleştirme Kurumudur

Ceza muhakemesi hukukunda cezanın bireyselleştirilmesine hizmet eden birçok kurum bulunmakla birlikte, hükmün açıklanmasının geri bırakılması bunlar arasında en geniş korumayı sağlayan kurum olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle HAGB’nin uygulanma koşulları oluştuğunda mahkemenin bu kurumu öncelikle değerlendirmesi gerekmektedir.

Ceza Genel Kurulu, HAGB’nin sanık bakımından hapis cezasının ertelenmesi ve adli para cezasına çevrilme gibi diğer kişiselleştirme kurumlarından daha lehe sonuçlar doğurduğunu açıkça ifade etmiştir. Kurula göre HAGB uygulanması hâlinde mahkûmiyet hükmü hukuki sonuç doğurmamakta, denetim süresinin olumlu tamamlanmasıyla dava düşmekte ve sanık hakkında mahkûmiyetin sonuçları meydana gelmemektedir. Buna karşılık erteleme veya seçenek yaptırımlar uygulanmış olsa bile ortada açıklanmış bir mahkûmiyet hükmü bulunmaktadır. Bu nedenle objektif şartların varlığı hâlinde HAGB’nin öncelikle değerlendirilmesi, uygulanmasına engel bulunması durumunda ise diğer kişiselleştirme kurumlarına geçilmesi gerekir. Bu ilke, cezanın bireyselleştirilmesine ilişkin sistematiğin de doğal sonucudur.

Ceza Genel Kurulu ayrıca HAGB’nin uygulanmasının herhangi bir isteme bağlı olmadığını, mahkemenin koşullar oluştuğunda bu kurumu re’sen değerlendirmekle yükümlü olduğunu vurgulamıştır. Böylece HAGB’nin yalnızca sanık lehine bir tercih değil, aynı zamanda hâkim tarafından resen gözetilmesi gereken bir kişiselleştirme kurumu olduğu kabul edilmiştir.

Bu karar, HAGB’nin Türk ceza muhakemesi sistemindeki yerini belirleyen temel içtihatlardan biri olup sonraki Yargıtay kararlarında da istikrarlı biçimde uygulanmıştır.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 09.02.2016 Tarih, 2014/71 E., 2016/42 K.

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Karma Nitelikte Bir Kurumdur ve Lehe Hükümler Geçmişe Yürütülebilir

HAGB’nin hukuki niteliği, kurumun zaman bakımından uygulanması açısından büyük önem taşımaktadır. Tartışmanın temelini, HAGB’nin yalnızca ceza muhakemesi hukuku kurumu mu olduğu, yoksa maddi ceza hukukuna ilişkin sonuçlar da doğuran karma nitelikte bir kurum mu olduğu oluşturmaktadır.

Ceza Genel Kurulu, HAGB’nin sırf Ceza Muhakemesi Kanunu’nda düzenlenmiş olmasının onun yalnızca usul hukuku kurumu olduğu anlamına gelmeyeceğini belirtmiştir. Kurula göre HAGB, mahkûmiyet hükmünün hukuki sonuçlarını doğrudan etkileyen, infazı engelleyebilen ve denetim süresinin olumlu tamamlanması hâlinde davanın düşmesini sağlayan karma nitelikte bir kurumdur. Bu nedenle sanık lehine sonuç doğuran değişiklikler bakımından TCK’nın 7. maddesinde düzenlenen lehe kanunun geçmişe uygulanması ilkesi dikkate alınmalıdır. Gerek görülmesi hâlinde kesinleşmiş veya infaz aşamasındaki hükümler hakkında dahi uyarlama yargılaması yapılarak HAGB değerlendirmesi yapılabilir.

Bu karar, HAGB’nin hukuki niteliğini belirleyen en önemli Ceza Genel Kurulu kararlarından biri olup öğretide de geniş kabul görmüştür. Sonraki akademik çalışmalarda kurumun “karma nitelikte” olduğu ve bu nedenle sanık lehine hükümler bakımından geçmişe yürütülebileceği ortak görüş hâline gelmiştir.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 17.02.2009 Tarih, 2009/8-36 E., 2009/35 K.

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasının Uygulanabilmesi İçin Önceki Mahkûmiyetin Hukuken Geçerliliğini Koruması Gerekir

CMK’nın 231/6-a maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması gerekir. Uygulamada bu şartın kapsamı uzun süre tartışılmış; özellikle adli sicil kaydı silinmiş veya silinme koşulları oluşmuş eski mahkûmiyetlerin HAGB’ye engel oluşturup oluşturmayacağı konusunda farklı kararlar verilmiştir. Bazı mahkemeler adli sicil kaydında mahkûmiyet görünmeye devam ettiği sürece HAGB uygulanamayacağını kabul ederken, bazı mahkemeler ise hukuki durumun teknik kayıttan üstün olduğunu benimsemiştir. Bu görüş ayrılığı Yargıtay içtihatlarıyla giderilmiştir.

Somut olayda sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurulmuş, cezanın miktarı itibarıyla HAGB uygulanabilme ihtimali doğmuştur. Ancak yerel mahkeme, sanığın adli sicil kaydında daha önce kasıtlı bir suça ilişkin mahkûmiyet bulunduğunu belirterek CMK m. 231 hükümlerini uygulamamıştır. Dosyanın incelenmesinde ise önceki mahkûmiyet bakımından, suç tarihi itibarıyla adli sicilden silinme koşullarının gerçekleştiği, buna rağmen kaydın teknik nedenlerle henüz sistemden çıkarılmadığı anlaşılmıştır. Yerel mahkeme bu hukuki durumu araştırmaksızın yalnızca adli sicil çıktısına dayanarak HAGB talebini reddetmiştir.

Yargıtay 2. Ceza Dairesi, önceki mahkûmiyetin yalnızca adli sicil kaydında görünmesinin tek başına HAGB’ye engel sayılamayacağını vurgulamıştır. Daireye göre esas alınması gereken husus, mahkûmiyetin hukuken varlığını sürdürüp sürdürmediğidir. Eğer suç tarihi itibarıyla 3682 sayılı Adli Sicil Kanunu veya uygulanması gereken geçiş hükümleri gereğince silinme koşulları gerçekleşmişse, teknik olarak kaydın sistemde bulunması sanığın aleyhine yorumlanamaz. Aksi yaklaşım, idari işlemlerdeki gecikmenin sanığın temel haklarını sınırlandırması sonucunu doğurur ki bu durum ceza hukukunun lehe yorum ilkesiyle bağdaşmaz.

Daire ayrıca, CMK m. 231’de yer alan “daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmama” şartının şekli değil maddi anlamda değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Hâkim yalnızca UYAP veya adli sicil belgesine bakmakla yetinmemeli; önceki mahkûmiyetin hukuken sonuç doğurmaya devam edip etmediğini araştırmalıdır. Bu araştırma yapılmadan HAGB’nin uygulanmaması eksik inceleme niteliğindedir ve bozma sebebi oluşturur. Karar, sonraki uygulamada da istikrarlı biçimde benimsenmiş ve öğretide desteklenmiştir.

Bu karar, HAGB’nin objektif şartlarının değerlendirilmesinde şekli kayıtların değil, mahkûmiyetin gerçek hukuki statüsünün esas alınacağını ortaya koyması bakımından önemlidir. Böylece adli sicil sistemindeki teknik eksikliklerin sanığın HAGB’den yararlanmasına engel oluşturmasının önüne geçilmiştir.

Künye: Yargıtay 2. Ceza Dairesi, 03.03.2008 Tarih, 2007/18631 E., 2008/3703 K.

HAGB’nin Uygulanamayacağı Suçlar Kanun Koyucu Tarafından Belirlenebilir ve Bu Düzenleme Anayasa’ya Aykırı Değildir

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, sanık lehine sonuç doğuran bir kurum olmakla birlikte, kanun koyucu bazı suç tipleri bakımından bu kurumun uygulanmasını sınırlandırabilir. Özellikle spor alanında şike ve teşvik primi suçları bakımından 6222 sayılı Kanun’da HAGB’nin uygulanamayacağına ilişkin düzenleme, Anayasa’ya aykırılık iddialarıyla birlikte Yargıtay önüne gelmiştir. Tartışmanın odağında, belirli suçlar yönünden HAGB’nin yasaklanmasının eşitlik ilkesi ve cezanın kişiselleştirilmesi ilkesiyle bağdaşır olup olmadığı yer almıştır.

Somut olayda sanıklar hakkında 6222 sayılı Kanun kapsamında mahkûmiyet hükümleri kurulmuş ve müdafiler, HAGB yasağının Anayasa Mahkemesinin daha önce Askerî Ceza Kanunu yönünden verdiği iptal kararı karşısında uygulanamayacağını ileri sürmüştür. Savunmaya göre HAGB’nin tamamen dışlanması ölçülülük ilkesine aykırıydı ve mahkemenin Anayasa’ya aykırılık iddiasını ciddi bularak dosyayı Anayasa Mahkemesine göndermesi gerekiyordu.

Yargıtay 5. Ceza Dairesi bu görüşü benimsememiştir. Daire, Anayasa Mahkemesinin Askerî Ceza Kanunu’na ilişkin iptal kararının gerekçesinin, kapsam dışında bırakılan suçların çok geniş ve ölçüsüz belirlenmesine dayandığını belirtmiştir. Buna karşılık 6222 sayılı Kanun’da düzenlenen şike ve teşvik primi suçlarının sporun dürüstlüğünü, kamu güvenini ve müsabakaların güvenilirliğini korumaya yönelik özel suçlar olduğu; kanun koyucunun bu suçlar bakımından HAGB’yi yasaklamasının kamu yararı amacına dayandığı ifade edilmiştir. Bu nedenle düzenlemenin eşitlik, ölçülülük ve hukuk devleti ilkelerine aykırı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Kararda ayrıca HAGB’nin mutlak bir hak olmadığı, kanun koyucunun suç politikası gereğince bazı suçlar bakımından bu kurumu sınırlandırabileceği vurgulanmıştır. Dolayısıyla HAGB’nin uygulanmaması tek başına cezanın kişiselleştirilmesi ilkesinin ihlali anlamına gelmez. Önemli olan sınırlamanın objektif ve makul bir nedene dayanmasıdır. Daire, somut olayda bu şartların mevcut olduğu kanaatine ulaşarak Anayasa’ya aykırılık iddiasını reddetmiştir.

Bu karar, HAGB’nin uygulanma alanının kanun koyucu tarafından sınırlandırılabileceğini ve bu sınırlamanın belirli şartlarda Anayasa’ya uygun kabul edileceğini ortaya koyan önemli daire kararlarından biridir.

Künye: Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 17.01.2014 Tarih, 2013/16791 E., 2014/516 K.

HAGB Değerlendirilmeden Doğrudan Cezanın Ertelenmesine Karar Verilmesi Hukuka Aykırıdır

Ceza muhakemesi hukukunda mahkûmiyet hükmü kurulduktan sonra uygulanabilecek cezanın bireyselleştirilmesine ilişkin kurumlar arasında hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB), hapis cezasının ertelenmesi ve kısa süreli hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilmesi yer almaktadır. Bu kurumlar her ne kadar sanık lehine sonuçlar doğursa da hukuki nitelikleri ve sonuçları birbirinden farklıdır. Bu nedenle mahkemenin bu kurumları hangi sırayla değerlendireceği uygulamada önem taşımaktadır.

Somut olayda yerel mahkeme, sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurmuş, ancak CMK’nın 231. maddesindeki şartların gerçekleşip gerçekleşmediğini tartışmaksızın doğrudan TCK’nın 51. maddesi uyarınca hapis cezasının ertelenmesine karar vermiştir. Dosyanın kanun yolu incelemesinde, sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûmiyetinin bulunmadığı, ceza miktarının HAGB sınırları içinde kaldığı ve dosyada HAGB’nin uygulanmasını engelleyen açık bir hukuki nedenin gösterilmediği anlaşılmıştır. Buna rağmen yerel mahkemenin HAGB hakkında hiçbir değerlendirme yapmadan doğrudan erteleme kararı vermesi hukuka aykırı bulunmuştur.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, HAGB’nin cezanın bireyselleştirilmesine ilişkin kurumlar arasında sanık lehine en geniş hukuki sonucu doğurduğunu vurgulamıştır. Kurula göre HAGB uygulanması hâlinde mahkûmiyet hükmü hukuki sonuç doğurmamakta, denetim süresinin olumlu tamamlanmasıyla dava düşmekte ve sanık hakkında mahkûmiyetin sonuçları gerçekleşmemektedir. Buna karşılık erteleme kararı verilmesi hâlinde mahkûmiyet hükmü açıklanmış olmakta ve hukuki varlığını korumaktadır. Bu nedenle HAGB, sanık lehine diğer kişiselleştirme kurumlarından daha avantajlıdır.

Ceza Genel Kurulu, bu gerekçeyle mahkemelerin öncelikle HAGB’nin objektif ve sübjektif şartlarını değerlendirmek zorunda olduğunu belirtmiştir. HAGB’nin uygulanmasına engel bir durum bulunmadığı sürece doğrudan erteleme veya seçenek yaptırıma geçilemez. Ancak HAGB’nin uygulanamayacağı sonucuna gerekçeli olarak varıldıktan sonra TCK’nın 50 ve 51. maddeleri değerlendirilebilir. Böylece cezanın bireyselleştirilmesine ilişkin kurumlar arasında kanunun öngördüğü sistematik korunmuş olacaktır.

Karar, HAGB’nin yalnızca alternatif bir kurum değil, cezanın bireyselleştirilmesinde öncelikle değerlendirilmesi zorunlu olan bir kurum olduğunu ortaya koymuştur. Sonraki Yargıtay kararlarında da aynı ilke benimsenmiş; HAGB tartışılmaksızın verilen erteleme kararları bozma nedeni sayılmıştır. Doktrinde de bu karar, HAGB’nin ceza muhakemesi sistemindeki önceliğini belirleyen temel içtihatlardan biri olarak kabul edilmektedir.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 09.02.2016 Tarih, 2014/71 E., 2016/42 K.

HAGB Kurumu, Sanığın Talebine Bağlı Olmaksızın Mahkeme Tarafından Re’sen Değerlendirilmelidir

HAGB’nin uygulanabilmesi için sanığın ayrıca talepte bulunmasının gerekip gerekmediği, uygulamada uzun süre tartışılmıştır. Özellikle müdafii bulunmayan sanıklar bakımından, mahkemenin HAGB’yi kendiliğinden değerlendirmemesi sebebiyle birçok dosyada bu kurumun uygulanamadığı görülmüştür. Bu durum, HAGB’nin niteliği ve cezanın bireyselleştirilmesindeki yeri bakımından Yargıtay Ceza Genel Kurulu önüne taşınmıştır.

İncelenen olayda sanık veya müdafii tarafından HAGB uygulanmasına ilişkin herhangi bir talepte bulunulmamış, yerel mahkeme de bu konuda olumlu ya da olumsuz hiçbir değerlendirme yapmaksızın doğrudan mahkûmiyet hükmü kurmuştur. Dosyada ise sanığın sabıkasız olduğu, hükmolunan cezanın CMK m. 231 kapsamında kaldığı ve mağdur zararının giderildiği anlaşılmıştır. Buna rağmen HAGB hakkında hiçbir gerekçe oluşturulmaması kanun yolu incelemesinin konusunu oluşturmuştur.

Ceza Genel Kurulu, HAGB’nin tarafların talebine bağlı bir kurum olmadığını açıkça ifade etmiştir. Kurula göre cezanın bireyselleştirilmesine ilişkin kurumlar kamu düzeniyle ilgili olup, mahkeme bunları kendiliğinden değerlendirmekle yükümlüdür. Sanığın HAGB istememesi, mahkemenin bu kurumu inceleme yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Ancak 6008 sayılı Kanun sonrasında getirilen düzenleme gereğince sanığın açıkça HAGB’yi kabul etmemesi hâlinde bu kurum uygulanamaz. Bunun dışında mahkeme, dosyadaki şartları re’sen incelemek ve ulaştığı sonucu gerekçelendirmek zorundadır.

Kurul ayrıca, HAGB değerlendirmesinin yapılmamasının gerekçeli karar hakkını da ihlal edeceğini belirtmiştir. Mahkeme yalnızca “uygulanmasına yer olmadığına” şeklinde soyut bir ifadeyle yetinemez; objektif ve sübjektif şartların neden oluşmadığını somut olgularla açıklamalıdır. Bu yükümlülük, hem CMK’nın gerekçeli karar sisteminin hem de adil yargılanma hakkının doğal sonucudur.

Bu karar, HAGB’nin mahkemece re’sen değerlendirilmesi gereken bir kurum olduğunu kesin biçimde ortaya koymuş; sonraki içtihatlarda da aynı ilke istikrarlı biçimde uygulanmıştır.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 09.02.2016 Tarih, 2014/71 E., 2016/42 K.

HAGB Kararının Gerekçesiz Şekilde Reddedilmesi Bozma Sebebidir

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, sanığın yeniden topluma kazandırılmasını amaçlayan ve mahkûmiyet hükmünün belirli şartlar altında hukuki sonuç doğurmamasını sağlayan önemli bir ceza muhakemesi kurumudur. Bu nedenle HAGB’nin uygulanıp uygulanmayacağına ilişkin değerlendirme, yalnızca şekli bir işlem olmayıp mahkemenin gerekçeli karar yükümlülüğünün de bir parçasını oluşturur. CMK’nın 34, 230 ve 231. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde, mahkemenin HAGB konusunda ulaştığı sonucu denetime elverişli gerekçelerle açıklaması zorunludur.

Ceza Genel Kurulu önüne gelen olayda sanık hakkında HAGB uygulanmasına elverişli nitelikte bir mahkûmiyet hükmü kurulmuştur. Sanığın sabıkasız olduğu, ceza miktarının CMK m. 231’de öngörülen sınırlar içerisinde kaldığı ve objektif şartların önemli ölçüde gerçekleştiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Buna rağmen yerel mahkeme, HAGB’nin uygulanmasına yer olmadığına yalnızca “sanığın kişiliği ve duruşmadaki tutumu dikkate alındığında yeniden suç işlemeyeceği yönünde olumlu kanaat oluşmadığı” biçimindeki kalıp ifadeyle karar vermiş; bu kanaati hangi somut olgulara dayandırdığını açıklamamıştır.

Ceza Genel Kurulu, HAGB’nin reddine ilişkin değerlendirmenin soyut ifadelerle yapılamayacağını vurgulamıştır. Mahkeme, sanığın kişilik özelliklerini, sosyal ilişkilerini, sabıka durumunu, yargılama sürecindeki davranışlarını ve dosyaya yansıyan diğer somut olguları birlikte değerlendirerek neden yeniden suç işlemeyeceği kanaatine ulaşamadığını açıkça göstermelidir. Aksi hâlde verilen karar, kanun yolu denetimine elverişli olmayacağı gibi gerekçeli karar hakkını da ihlal edecektir. HAGB’nin reddi bakımından kullanılan gerekçelerin dosya kapsamındaki delillerle uyumlu ve denetlenebilir olması zorunludur.

Ceza Genel Kurulu ayrıca, sanığın üzerine atılı suçu işlemiş olmasının tek başına yeniden suç işleyeceği anlamına gelmeyeceğini belirtmiştir. HAGB’nin reddi için mahkemenin sanığın gelecekteki davranışlarına ilişkin olumsuz kanaatini somut verilerle desteklemesi gerekir. Bu yaklaşım, hem bireyselleştirme ilkesinin hem de adil yargılanma hakkının doğal sonucudur.

Karar, HAGB’nin reddi konusunda standart gerekçeler kullanılmasının yeterli olmadığını; her dosyada sanığa özgü somut değerlendirme yapılmasının zorunlu olduğunu ortaya koyan temel Ceza Genel Kurulu kararlarından biridir.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 09.02.2016 Tarih, 2014/71 E., 2016/42 K.

HAGB Değerlendirilirken Mahkeme Sanığın Duruşmadaki Tutum ve Davranışlarını Somut Olarak Tartışmalıdır

CMK’nın 231/6-b maddesi uyarınca HAGB kararı verilebilmesi için mahkemenin, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışlarını dikkate alarak yeniden suç işlemeyeceği konusunda kanaate ulaşması gerekmektedir. Bu düzenleme, hâkime geniş bir takdir yetkisi tanımakla birlikte, bu yetkinin sınırsız şekilde kullanılabileceği anlamına gelmez. Takdir yetkisinin objektif ölçütlere dayanması ve gerekçelendirilmesi zorunludur.

Somut olayda yerel mahkeme, sanığın duruşmadaki davranışlarının olumsuz olduğu gerekçesiyle HAGB uygulanmasına yer olmadığına karar vermiştir. Ancak karar incelendiğinde, sanığın hangi davranışlarının olumsuz kabul edildiği, bu davranışların yeniden suç işleme ihtimaliyle nasıl ilişkilendirildiği ve dosya kapsamındaki diğer kişisel verilerle neden birlikte değerlendirilmediği açıklanmamıştır. Kanun yolu incelemesinde, kararın yalnızca kanun metninin tekrarından ibaret olduğu ve somut olaya özgü hiçbir değerlendirme içermediği tespit edilmiştir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, hâkimin sanığın duruşmadaki tavrını değerlendirebileceğini; ancak bu değerlendirmenin gözlemlenebilir ve dosyaya yansıyan olgulara dayanması gerektiğini ifade etmiştir. Örneğin sanığın samimi pişmanlık göstermesi, yargılamaya katkı sağlaması veya tam tersine yargılamayı engelleyici davranışlarda bulunması somut biçimde ortaya konulmalıdır. Sadece “olumsuz tutum ve davranış” şeklindeki genel ifadeler, HAGB’nin reddi için yeterli kabul edilemez. Bu tür kararlar, üst derece mahkemelerince denetlenebilir nitelik taşımadığından hukuka aykırıdır.

Bu içtihat, HAGB bakımından sübjektif değerlendirme yapılırken gerekçelendirme standardını yükseltmiş ve yerel mahkemelerin soyut değerlendirmeler yerine somut olgulara dayalı karar vermesi gerektiğini açık biçimde ortaya koymuştur.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 19.02.2008 Tarih, 2006/6 MD-346 E., 2008/25 K.

HAGB Kararı Verilirken Mağdur Zararının Bulunup Bulunmadığı Somut Olarak Araştırılmalıdır

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun uygulanabilmesi için CMK’nın 231/6-c maddesi uyarınca mağdurun veya kamunun uğradığı zararın tamamen giderilmiş olması gerekir. Ancak bu şartın uygulanabilmesi için öncelikle suç nedeniyle giderilmesi gereken bir zararın gerçekten mevcut olması gerekir. Uygulamada bazı mahkemeler, suçun niteliğine bakmaksızın zarar şartının gerçekleşmediği gerekçesiyle HAGB’yi reddetmekte; bazı dosyalarda ise herhangi bir araştırma yapmaksızın mağdur zararının bulunduğunu kabul etmektedir. Bu durum, özellikle doğrudan maddi zararın bulunmadığı suçlar bakımından kanun yolu denetimine konu olmaktadır.

Somut olayda sanık hakkında mala zarar verme niteliği taşımayan bir suç nedeniyle mahkûmiyet hükmü kurulmuş, ceza miktarı itibarıyla HAGB uygulanabilir olmasına rağmen yerel mahkeme, mağdur zararının giderilmediği gerekçesiyle HAGB uygulanmasına yer olmadığına karar vermiştir. Ancak dosya incelendiğinde mağdurun uğradığı zararın ne olduğunun bilirkişi raporuyla, belgeyle veya başka bir delille ortaya konulmadığı, hatta doğrudan maddi zarar bulunup bulunmadığının dahi araştırılmadığı anlaşılmıştır.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi, CMK’nın 231/6-c maddesinde belirtilen zararın soyut veya varsayımsal zarar değil, doğrudan maddi zarar olduğunu vurgulamıştır. Mahkeme öncelikle suç nedeniyle mağdurun giderilebilir nitelikte bir maddi zararının bulunup bulunmadığını belirlemeli; böyle bir zarar mevcutsa bunun miktarını tespit ederek sanığa giderme imkânı tanımalıdır. Zararın hiç araştırılmaması veya varsayıma dayalı değerlendirme yapılması hâlinde HAGB’nin reddedilmesi hukuka aykırıdır.

Daire ayrıca, her suçun otomatik olarak mağdur zararı doğurmayacağını ifade etmiştir. Özellikle sırf soyut tehlike suçları veya ekonomik kayıp doğurmayan bazı suç tiplerinde CMK m. 231/6-c hükmünün uygulanma imkânı bulunmayabilir. Bu nedenle mahkeme, her somut olay bakımından zarar unsurunu ayrı ayrı değerlendirmek zorundadır.

Karar, mağdur zararının HAGB bakımından şekli değil maddi bir değerlendirmeye tabi tutulacağını ve zararın varlığının mutlaka somut delillerle ortaya konulması gerektiğini göstermesi bakımından uygulamada önem taşımaktadır.

Künye: Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 18.02.2014 Tarih, 2012/25031 E., 2014/5423 K.

HAGB’nin Reddine İlişkin Gerekçenin Kalıp İfadelerden Oluşması Bozma Sebebidir

HAGB’nin uygulanmasına ilişkin sübjektif şartlardan biri, mahkemenin sanığın yeniden suç işlemeyeceği yönünde olumlu kanaate ulaşmasıdır. Ancak bu değerlendirme hâkime sınırsız takdir yetkisi tanımamaktadır. Özellikle uygulamada sıkça rastlanan “sanığın kişilik özellikleri dikkate alındığında yeniden suç işlemeyeceği kanaati oluşmamıştır” biçimindeki standart gerekçeler, Yargıtay denetiminde yeterli görülmemektedir.

İncelenen olayda sanık sabıkasız olup hükmolunan ceza HAGB sınırları içerisinde kalmaktadır. Yerel mahkeme, HAGB uygulanmasına yer olmadığına karar verirken yalnızca kanun metnini tekrar etmiş; sanığın kişilik özelliklerinin neden olumsuz değerlendirildiğini, duruşmadaki hangi davranışlarının yeniden suç işleme ihtimalini gösterdiğini ve dosyadaki hangi delillere dayanıldığını açıklamamıştır.

Yargıtay 2. Ceza Dairesi, HAGB’nin reddine ilişkin gerekçenin denetlenebilir olması gerektiğini belirtmiştir. Mahkemenin ulaştığı kanaat, dosya kapsamındaki somut olgularla desteklenmelidir. Sanığın sabıka durumu, sosyal ilişkileri, yargılama sürecindeki davranışları, pişmanlık gösterip göstermediği ve kişiliğine ilişkin diğer veriler değerlendirilmeden yalnızca kanun metninin tekrarlanması suretiyle HAGB’nin reddedilmesi isabetsizdir.

Daireye göre gerekçeli karar hakkı yalnızca mahkûmiyet hükmü bakımından değil, HAGB gibi sanık lehine kurumların uygulanıp uygulanmaması bakımından da geçerlidir. Bu nedenle HAGB’nin reddine ilişkin kararların da üst derece mahkemelerince denetlenebilecek açıklıkta olması zorunludur.

Karar, yerel mahkemelerin HAGB konusunda kullandıkları standart ifadelerin yeterli olmadığını açık biçimde ortaya koymuş; sonraki daire kararlarında da aynı ilke istikrarlı biçimde uygulanmıştır.

Künye: Yargıtay 2. Ceza Dairesi, 05.06.2013 Tarih, 2012/27210 E., 2013/14608 K.

Adli Sicil Kaydının Silinme Koşulları Oluşmuş Önceki Mahkûmiyet, HAGB’nin Uygulanmasına Engel Oluşturmaz

CMK’nın 231/6-a maddesinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması gerektiği düzenlenmiştir. Uygulamada ise bu şartın nasıl yorumlanacağı önemli tartışmalara neden olmuştur. Özellikle eski tarihli mahkûmiyetlerin adli sicilden teknik olarak silinmemiş olmasına rağmen hukuken silinme şartlarının gerçekleşmiş olması hâlinde HAGB’nin uygulanıp uygulanamayacağı konusunda yerel mahkemeler arasında farklı uygulamalar ortaya çıkmıştır. Bazı mahkemeler yalnızca adli sicil çıktısını esas alırken, Yargıtay bu yaklaşımın CMK’nın amacına uygun olmadığını kabul etmiştir.

Somut olayda sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmü, ceza miktarı itibarıyla HAGB uygulanmasına elverişlidir. Ancak yerel mahkeme, sanığın adli sicil kaydında önceki bir kasıtlı suça ilişkin mahkûmiyet bulunduğunu belirterek HAGB uygulanmasına yer olmadığına karar vermiştir. Dosya kapsamından ise söz konusu mahkûmiyet bakımından, suç tarihi itibarıyla 3682 sayılı Adli Sicil Kanunu hükümlerine göre silinme koşullarının gerçekleştiği, ancak kaydın henüz teknik olarak sicilden çıkarılmadığı anlaşılmıştır. Yerel mahkeme bu hukuki durumu araştırmaksızın yalnızca sicil kaydına dayanarak karar vermiştir.

Yargıtay 2. Ceza Dairesi, “daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmama” şartının yalnızca şekli sicil kayıtlarına göre değerlendirilemeyeceğini belirtmiştir. Daireye göre önemli olan, önceki mahkûmiyetin hukuken sonuç doğurmaya devam edip etmediğidir. Eğer suç tarihi itibarıyla adli sicilden silinme şartları oluşmuşsa, kaydın idari nedenlerle sistemden çıkarılmamış olması sanığın aleyhine yorumlanamaz. Aksi yorum, idarenin gecikmesinden kaynaklanan bir sonucun sanığın temel haklarını sınırlandırması anlamına gelir ve ceza hukukunun lehe yorum ilkesiyle bağdaşmaz.

Daire ayrıca mahkemelerin yalnızca UYAP veya adli sicil belgesiyle yetinmemesi gerektiğini vurgulamıştır. Hâkim, önceki mahkûmiyetin infaz durumunu, uygulanacak adli sicil mevzuatını ve silinme koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğini araştırmalıdır. Bu inceleme yapılmadan verilen ret kararları eksik araştırmaya dayalı olup bozma sebebi oluşturacaktır. Karar, sonraki Yargıtay uygulamalarında da benimsenmiş ve HAGB’nin objektif şartlarının değerlendirilmesinde temel içtihatlardan biri hâline gelmiştir.

Bu kararın önemi, HAGB bakımından esas alınacak ölçütün teknik kayıtlar değil, mahkûmiyetin gerçek hukuki statüsü olduğunu ortaya koymasıdır. Böylece adli sicil sistemindeki idari eksikliklerin sanık aleyhine sonuç doğurmasının önüne geçilmiş ve HAGB’nin sanık lehine uygulanması yönündeki yaklaşım güçlendirilmiştir.

Künye: Yargıtay 2. Ceza Dairesi, 03.03.2008 Tarih, 2007/18631 E., 2008/3703 K.

Adli Sicilden Silinme Koşulları Oluşan Mahkûmiyetler, HAGB Değerlendirmesinde Tekerrür Gibi Yorumlanamaz

HAGB’nin objektif şartlarından biri olan “daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmama” ölçütünün uygulanmasında ortaya çıkan bir başka sorun da, eski mahkûmiyetlerin tekerrür hükümlerinden bağımsız olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğidir. Özellikle uygulamada bazı mahkemeler, önceki mahkûmiyetin tekerrüre esas alınamasa bile HAGB bakımından engel oluşturacağı görüşünü benimsemiştir. Bu yaklaşım, hem doktrinde hem de Yargıtay kararlarında eleştirilmiştir.

İncelenen olayda yerel mahkeme, sanığın önceki mahkûmiyetinin adli sicilden silinme şartlarını taşımasına rağmen, sırf geçmişte kasıtlı bir suç işlemiş olmasını yeterli görerek HAGB uygulanmasına yer olmadığına karar vermiştir. Kanun yolu incelemesinde ise önceki mahkûmiyetin hukuki sonuçlarını sürdürüp sürdürmediği, dolayısıyla CMK m. 231/6-a kapsamında dikkate alınıp alınamayacağı tartışılmıştır.

Yargıtay 2. Ceza Dairesi, HAGB bakımından esas alınması gereken hususun yalnızca geçmişte bir mahkûmiyet bulunması olmadığını, bu mahkûmiyetin hukuken geçerliliğini sürdürmesi olduğunu ifade etmiştir. Daire, silinme koşulları oluşmuş mahkûmiyetlerin sanık aleyhine değerlendirilmesinin CMK m. 231’in amacıyla bağdaşmadığını, bu yaklaşımın HAGB kurumunun sanık lehine getiriliş amacını ortadan kaldıracağını belirtmiştir. Bu nedenle yerel mahkemenin eksik hukuki değerlendirmeyle verdiği ret kararını isabetsiz bulmuştur.

Karar, HAGB’nin uygulanmasında şekli değil maddi hukuki değerlendirme yapılması gerektiğini bir kez daha teyit etmiş; sonraki öğretide de bu ilke benimsenmiştir. Özellikle eski tarihli mahkûmiyetler bakımından adli sicil hukukunun dikkate alınması gerektiği, yalnızca sicil kaydının varlığının ret gerekçesi oluşturamayacağı kabul edilmiştir.

Künye: Yargıtay 2. Ceza Dairesi, 07.05.2007 Tarih, 2007/3679 E., 2007/6312 K.

Hesaplama Araçlarımız

Ceza ve infaz süreçlerinizle ilgili ön fikir edinmek için aşağıdaki ücretsiz araçlarımızı kullanabilirsiniz:

İnfaz Hesaplama

5275 sayılı Kanuna göre koşullu salıverilme ve denetimli serbestlik

İnfaz Hesaplama Programı 2026

Araç Değer Kaybı

Kaza sonrası aracınızın değer kaybını Yargıtay formülüyle hesaplayın

Araç Değer Kaybı Hesaplama Programı 2026

Kira Artış Oranı

TÜFE 12 aylık ortalamasına göre güncel kira artışı

Kira Artış Oranı Hesaplama Aracı

TCK Tam Metni

Türk Ceza Kanunu maddelerine hızlı erişim

TCK Tam Metni Uygulaması

HAGB Hakkında Sık Sorulan Sorular

HAGB nedir?

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması; 2 yıl veya daha az hapis ya da adli para cezalarında, kurulan hükmün sanık hakkında hukuki sonuç doğurmamasını sağlayan kurumdur. Denetim süresi başarıyla geçirilirse dava düşer ve kişi hiç mahkum olmamış sayılır.

HAGB kaldırıldı mı?

Hayır. Anayasa Mahkemesinin iptal kararı 1 Ağustos 2024’te yürürlüğe girmeden önce, 8. Yargı Paketi (7499 sayılı Kanun) kurumu yeniden düzenlemiştir; HAGB 1 Haziran 2024’ten bu yana yeni rejimiyle uygulanmaktadır.

HAGB şartları nelerdir?

Hükmedilen cezanın 2 yıl veya altında hapis ya da adli para cezası olması, sanığın daha önce kasıtlı suçtan mahkum edilmemiş olması, mahkemenin yeniden suç işlemeyeceği kanaatine ulaşması ve mağdurun doğrudan maddi zararının tamamen giderilmesi gerekir.

Yeni rejimde sanığın HAGB’yi kabul etmesi gerekiyor mu?

Hayır. 1 Haziran 2024 ve sonrasında verilen kararlarda sanığın kabulü aranmaz; mahkeme koşullar oluşmuşsa resen karar verir. 1 Haziran 2024’ten önce verilen kararlar bakımından ise kabul şartı uygulanmaya devam eder.

HAGB denetim süresi kaç yıldır?

Denetim süresi 5 yıldır; suç tarihinde 18 yaşından küçük çocuklar bakımından 3 yıldır. Bu sürede kasten suç işlenmez ve yükümlülüklere uyulursa dava düşer.

HAGB sabıka kaydında görünür mü?

Hayır. HAGB kararları adli sicil kaydında görünmez; bunlara özgü ayrı bir sisteme kaydedilir ve yalnızca soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak yargı mercilerince istenebilir.

HAGB memuriyete engel mi?

Kural olarak engel değildir; denetim süresi tamamlandığında kişi hiç mahkum olmamış sayılır. Ancak bazı özel mevzuat hükümleri farklılık gösterebildiğinden somut duruma göre değerlendirme yapılmalıdır.

Denetim süresinde suç işlenirse ne olur?

Denetim süresinde kasten yeni bir suç işlenirse veya yükümlülüklere aykırı davranılırsa mahkeme açıklanması geri bırakılan hükmü açıklar; yükümlülük ihlalinde cezanın yarısına kadarının infaz edilmemesine veya koşulları varsa ertelemeye ya da seçenek yaptırımlara çevirmeye karar verilebilir.

HAGB kararına nasıl itiraz edilir?

1 Haziran 2024 ve sonrasında verilen kararlara karşı istinaf yoluna, öncesinde verilen kararlara karşı ise tebliğden itibaren 7 gün içinde itiraz yoluna başvurulur; itiraz mercii esasa ilişkin inceleme de yapar.

İkinci kez HAGB verilir mi?

Denetim süresi içinde işlenen kasıtlı bir suç nedeniyle ikinci kez HAGB kararı verilemez. Denetim süresi dışında ve koşulların oluştuğu hallerde ise mahkemece yeniden değerlendirme yapılır.

HAGB beraat mıdır?

Hayır. HAGB’de mahkeme suçun sabit olduğunu tespit edip cezayı belirler; yalnızca hükmün açıklanması geri bırakılır. Denetim süresi başarıyla tamamlanırsa dava düşer, ancak bu bir beraat kararı değildir.

HAGB ile erteleme arasındaki fark nedir?

Ertelemede mahkumiyet hükmü açıklanır ve adli sicile işlenir; HAGB’de ise hüküm açıklanmaz, sicile işlenmez ve denetim süresi sonunda hiç var olmamış sayılır. Yargıtay, HAGB’nin sanık lehine en geniş sonucu doğuran kişiselleştirme kurumu olarak öncelikle değerlendirilmesi gerektiğini kabul eder.

Av. Çağrı Ayboğa Kimdir?

Av. Çağrı Ayboğa, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olup Ankara Barosuna kayıtlı (Sicil No: 34507) avukattır ve Ayboğa + Partners Hukuk Bürosunun kurucusudur. Ceza hukuku alanında; HAGB, denetim süresi ihlalleri, hükmün açıklanması, itiraz ve istinaf süreçlerinde yoğun savunma deneyimine sahiptir. Sitedeki içerikler ve hesaplama araçları, güncel mevzuat ve Yargıtay içtihatları esas alınarak bizzat kendisi tarafından hazırlanmakta ve düzenli olarak güncellenmektedir. Bu sayfadaki bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır; somut dosyanız için hukuki danışmanlık alınız.

HAGBHükmün Açıklanmasının Geri BırakılmasıCMK 231Ceza MuhakemesiAnkara Barosu 34507

Hukuki Destek Alın

HAGB dosyalarında rejim ayrımı, zarar giderimi ve kanun yolu tercihleri sonucu doğrudan etkiler; süreler kısadır. Danışmanlık ücretlidir; ücretler TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenir.

Ankara Avukat

Avukat Çağrı Ayboğa

Avukat Çağrı Ayboğa, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olup yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Ayboğa + Partners Avukatlık Bürosu’nun kurucu avukatlarındandır. Ankara Barosu’na kayıtlı olarak dinamik ve tecrübeli ekibiyle avukatlık mesleğini icra etmektedir.
Başa dön tuşu
Ara