İçeriğe geç

Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçu ve Cezası (TCK 109)

Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu ve cezası 2026, TCK m. 109

Ceza Hukuku - Hürriyete Karşı Suçlar - Son Güncelleme: 20 Ekim 2026

Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu, bir kimsenin hukuka aykırı olarak bir yere gitmek ya da bir yerde kalmak özgürlüğünden yoksun bırakılmasıdır. TCK m. 109 temel şekle bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası öngörür; cebir, tehdit veya hile kullanılırsa ceza iki yıldan yedi yıla yükselir. Suç şikayete tabi değildir, uzlaşma kapsamına girmez ve mütemadi niteliktedir. Rehberi Ayboğa Avukatlık Bürosu güncel mevzuata göre hazırlamıştır.

Hukuki DenetimAv. Çağrı Ayboğa - Ankara Barosu Sicil No: 34507 - Denetlenme Tarihi: 20 Ekim 2026
TCK Madde 109 - Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma(1) Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir. (2) Kişi, fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir, tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

Madde hakkında kısa not: Madde, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Hürriyete Karşı Suçlar bölümünde yer alır ve altı fıkradan oluşur. Birinci fıkra temel şekli, ikinci fıkradan altıncı fıkraya kadar olan hükümler cezayı artıran halleri düzenler. Üçüncü fıkranın (e) bendi üstsoy, altsoy ve eşe karşı işlenmeyi artırım nedeni sayar. Suç mütemadi niteliktedir; bu nedenle dava zamanaşımı alıkoymanın sona erdiği günden işlemeye başlar.

Bir tartışma sonrası eşinin evden çıkmasını engelleyen, kapıyı kilitleyip telefonunu alan bir kişiyi düşünün. Ortada darp yok, bir yaralama raporu da yok. Buna karşın ertesi gün kolluğa başvuru yapıldığında başlatılan soruşturmanın adı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma oluyor. Benzer biçimde, mağduru aracına alıp inmek istediğini söylemesine karşın yolculuğu sürdüren bir sürücü de aynı suçtan ifadeye çağrılır. İki dosyada da tartışma tek bir soruda toplanır: mağdurun ayrılma iradesi hangi anda ortaya çıktı ve bu irade ne kadar süre karşılıksız bırakıldı?

Bu rehber TCK m. 109’un aradığı unsurları, hangi davranışların suç sayıldığını, nitelikli hallerin ceza üzerindeki etkisini, etkin pişmanlık ile hükmün açıklanmasının geri bırakılması gibi lehe hükümleri ve Ankara’da izlenen usulü sırayla anlatır. Metin, hem hakkında soruşturma başlatılan şüpheli hem de müşteki konumundaki mağdur bakımından ilk günden toplanması gereken belgeleri de gösterir.

Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçu Nedir (TCK 109)?

Doğrudan CevapKişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu, bir kimsenin hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakılmasıdır. Türk Ceza Kanunu m. 109’da düzenlenmiştir ve temel şekli bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası gerektirir. Korunan hukuki değer kişinin serbest hareket etme özgürlüğüdür.

Suç, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun ikinci kitabında, Kişilere Karşı Suçlar kısmının Hürriyete Karşı Suçlar bölümünde yer alır. Kanun koyucu m. 109 ile m. 111 arasındaki düzenleme ile hareket özgürlüğünü bağımsız bir suç tipiyle güvence altına almıştır. Aynı özgürlük Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 19’da ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 5’te de korunmakta, devlete kişi güvenliğini sağlama yönünde pozitif yükümlülük yüklenmektedir.

Uygulamada bu suç hürriyeti tahdit, alıkoyma ya da kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma adlarıyla da anılır. Hepsi aynı maddeyi, yani TCK m. 109’u ifade eder. Suçun özü, mağdurun bulunduğu yerden ayrılma ya da gitmek istediği yere gitme iradesinin hukuka aykırı biçimde engellenmesidir. Mağdurun bir odaya kilitlenmesi, bir araçta tutulması, elinin ayağının bağlanması ya da hileyle bir yerde alıkonulması bu kapsamda değerlendirilir.

Maddenin tamamı altı fıkradan oluşur. Temel şekil birinci fıkrada, cezayı artıran haller ise ikinci fıkradan altıncı fıkraya kadar sıralanmıştır. Fıkraların tam metni aşağıda yer alır; dosyanızda hangi fıkranın uygulandığı hem ceza miktarını hem görevli mahkemeyi belirler.

TCK m. 109/1Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.
TCK m. 109/2Kişi, fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir, tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
TCK m. 109/3Bu suçun; a) silahla, b) birden fazla kişi tarafından birlikte, c) kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, d) kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle, e) üstsoy, altsoy veya eşe karşı, f) çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat artırılır.
TCK m. 109/4Bu suçun mağdurun ekonomik bakımdan önemli bir kaybına neden olması halinde, ayrıca bin güne kadar adli para cezasına hükmolunur.
TCK m. 109/5Suçun cinsel amaçla işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezalar yarı oranında artırılır.
TCK m. 109/6Bu suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.

Suçun mağduru olmak için fiziksel olarak bir yere kapatılmak şart değildir. Denizde yıkanan kişinin evine dönmesini engellemek amacıyla elbiselerinin saklanması, mağduru narkozla bayıltmak, hipnotize etmek ya da uydurma haberlerle gitmek istediği yere gitmesini engellemek de hareket özgürlüğünü ortadan kaldıran fiiller arasında sayılmaktadır. Belirleyici olan, mağdurun serbest irade ile yer değiştirme imkanının ortadan kalkmış olmasıdır.

Benzer suçlarla karıştırılmaması gereken noktalar

Tehdit suçu (TCK m. 106) mağdura yönelik bir kötülük bildirimini, cebir suçu (TCK m. 108) ise bir şeyi yapmaya veya yapmamaya zorlamayı cezalandırır. Bu iki fiil kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun işlenmesinde araç olarak kullanılırsa artık ayrı suç değil, m. 109/2 kapsamında nitelikli hal oluşur.

Velayet hakkı bulunmayan kişinin çocuğu ailesinden kaçırması TCK m. 234’teki çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçunu, kişinin zorla çalıştırılmak ya da organlarının alınması amacıyla alıkonulması ise TCK m. 80’deki insan ticareti suçunu gündeme getirir. Nitelendirme hatası, hem ceza miktarını hem görevli mahkemeyi değiştirir.

Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma (Hürriyeti Tahdit) Suçunun Şartları

Doğrudan CevapSuçun oluşması için mağdurun hareket özgürlüğünün gerçekten engellenmesi, bu engellemenin hukuka aykırı olması ve failin bilerek, isteyerek hareket etmesi gerekir. Yalnızca korkutmak ya da tehdit etmek yetmez; mağdurun bir yere gitme veya bir yerde kalma iradesinin fiilen ortadan kalkması aranır.

Kanun metninden hareketle aranan şartları şu başlıklar altında toplamak mümkündür. Her şartın dosyada ayrı ayrı tartışılması, iddianame ve savunma bakımından belirleyicidir.

KastFailin, mağdurun hareket özgürlüğünü kısıtladığını bilerek ve isteyerek hareket etmesi gerekir. Taksirle, yani dikkatsizlik ya da tedbirsizlikle bu suç işlenemez.
Hareket özgürlüğünün engellenmesiMağdurun istediği gibi yer değiştirmesini sınırlayan maddi ya da manevi bir engelin bulunması aranır. Kapının kilitlenmesi maddi, silahla korkutularak bir yerde tutulması manevi engele örnektir.
Somut zorlama ya da engelSoyut bir rahatsızlık yeterli değildir. Mağdurun kendi iradesi dışında hareket etmek ya da bulunduğu yerde kalmak zorunda bırakılması gerekir.
Hukuka aykırılıkEngellemenin yasal bir dayanağı bulunmamalıdır. Kanunun verdiği yetkiye dayanan yakalama, gözaltı, tutuklama ya da zorla getirme işlemleri suç oluşturmaz.
Gerçek bir sınırlamanın bulunmasıSadece korkutmak, bağırmak veya tehdit etmek suçun unsurlarını oluşturmaz. Hürriyetin fiilen kısıtlanmış olması gerekir.
Kısıtlamanın belirli bir süre devam etmesiYargısal uygulamada son derece kısa, anlık ve önemsiz engellemeler suç sayılmamakta; mağdurun hürriyetinden yoksun kaldığının kabul edilebileceği bir sürenin geçmesi aranmaktadır. Sürenin uzunluğu ayrıca ceza miktarının belirlenmesinde dikkate alınır.

Hukuka uygunluk sebepleri bu suçta sık tartışılır. Ceza Muhakemesi Kanunu m. 90 herkese, belirli şartlar altında suçüstü halinde kişiyi yakalama yetkisi tanır. Bu yetkinin sınırları içinde kalan ve kolluğa derhal teslim amacı taşıyan davranış suç oluşturmaz. Buna karşılık yakalanan kişinin saatlerce bir yerde tutulması, kolluğa haber verilmemesi ya da hesap sorma amacıyla alıkonulması yetkiyi aşar ve suç haline gelir.

Rızanın suç üzerindeki etkisi

Mağdurun geçerli rızası, suçun oluşmasını engeller. Ancak rızanın fiilden önce veya fiil sırasında, özgür iradeyle ve suçun işlendiği süre boyunca var olması gerekir. Mağdur bir noktada ayrılmak istediğini belirttiği andan sonra alıkoyma devam ederse, rıza o andan itibaren ortadan kalkmış sayılır ve suç o andan itibaren oluşur.

Bu nedenle dosyalarda tartışma genellikle rızanın hiç bulunmadığı yönünde değil, rızanın hangi anda sona erdiği yönünde yürür. Mağdurun ayrılmak istediğini bildirdiği anı gösteren mesaj, çağrı kaydı ya da tanık beyanı dosyanın en belirleyici delili olur.

Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçu Unsurları

Doğrudan CevapSuçun maddi unsurları fail, mağdur, fiil, suçun konusu ve nedensellik bağıdır. Fail ve mağdur bakımından özel bir nitelik aranmaz; herkes bu suçun faili ve mağduru olabilir. Manevi unsur genel kasttır; özel bir amaç ya da saik aranmaz, olası kastla da işlenebilir.

Suçun Maddi Unsurları

Fail ve mağdur

TCK m. 109’da failin sıfatı bakımından özel bir şart öngörülmediğinden suçun faili herkes olabilir. Failin kamu görevlisi olması, görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanması, suçu üstsoy, altsoy ya da eşe karşı işlemesi veya birden fazla kişiyle birlikte hareket etmesi ayrı bir suç tipi değil, cezayı artıran nitelikli hal olarak düzenlenmiştir.

Suçun mağduru da herkes olabilir. Mağdurun isnat yeteneğinin bulunup bulunmadığına bakılmaz. Teknik araçlarla ya da bir başkasının yardımıyla hareket eden kişiler de hareket serbestine sahip olduklarından bu suçun mağduru olabilirler. Hükümlü ya da tutuklu gibi hürriyeti zaten kanuna uygun biçimde kısıtlanmış kişiler bile, bu kısıtlamanın ötesine geçen bir alıkoymaya maruz kaldıklarında suçun mağduru sayılır.

Fiil

Suç, mağdurun bir yere gitmek ya da bir yerde kalmak yönündeki serbest iradesini engellemeye veya sınırlamaya yönelik tüm davranışları kapsar. Bu nedenle hem seçimlik hareketli hem serbest hareketli bir suçtur; kanun, hürriyeti kısıtlayan hareketleri tek tek saymamıştır. Elini ayağını bağlamak, bir odaya kilitlemek, araçtan indirmemek, ağaca bağlayıp bırakmak, bayıltmak ya da hileli beyanlarla bir yerde tutmak fiilin görünüm biçimlerindendir.

Mağdurun uyku ya da alkolün etkisi gibi geçici bir nedenle iradesini kullanamadığı anlarda da suç işlenebilir. Belirleyici olan, mağdurun kendine geldiğinde hareket etme iradesini kullanabilecek durumda olup bu iradesinin engellenmiş bulunmasıdır. Cezaevinde cezası infaz edilen bir kişinin tuvalete kilitlenmesi, havalandırmaya çıkışının engellenmesi ya da ranzaya bağlanması gibi hallerde de fiil gerçekleşir.

Fiil doğrudan ya da dolaylı hareketlerle işlenebilir. İcrai hareketlerin yanında ihmali hareketle de işlenebileceği savunulmakta; buna karşılık doktrinde bir bölüm yazar, ihmali davranışla işlenebileceğine dair açık bir kanun hükmü bulunmadığı gerekçesiyle bu görüşe katılmamaktadır. Kapalı bir alanda bulunan kişinin kapısını açma yükümlülüğünü yerine getirmeyen kişinin sorumluluğu bu tartışmanın tipik örneğidir.

Suçun konusu

Suçun konusu, belirli bir kimsenin bir yere gitme veya bir yerde kalma hürriyetidir. Esas olan, kişinin fiziki hareketinin kısıtlanarak hareket hürriyetinin engellenmesidir. Her fiziki kısıtlama bu suçu oluşturmaz. Kişinin belirli bir yere, dilediği konfor ya da araçla gitmesinin engellenmesi, bir yerde kalma veya ayrılma özgürlüğüne yönelmediği için suçun konusu dışında kalır.

Hareket, sonuç ve nedensellik bağı

Suçun temel hareket unsuru, mağdurun kendi özgür iradesi dışında hareket özgürlüğünden yoksun bırakılmasıdır. Bir yere gitmek ya da bir yerde kalmak biçiminde iki ayrı görünümle işlenebildiğinden seçimlik hareketli, neticesi harekete bitişik bir suçtur.

Suç aynı zamanda kesintisiz, yani mütemadi niteliktedir. Hürriyetin kısıtlandığı ilk andan serbest bırakıldığı ana kadar süren tek bir fiil söz konusudur. Bu niteliğin iki önemli sonucu vardır: dava zamanaşımı temadinin sona erdiği günden işlemeye başlar ve suçun işlendiği yer, temadinin devam ettiği her yer olarak kabul edilir. Mağdurun hürriyetinin kısıtlanması ile failin hareketi arasında nedensellik bağının bulunması da zorunludur.

Suçun Manevi Unsuru

Suçun manevi unsuru genel kasttır. Failin, mağduru kişi özgürlüğünden yoksun bırakmaya yönelik hareketleri bilerek ve isteyerek gerçekleştirmesi yeterlidir. Suçun temel şeklinin oluşumu için özel kast ya da belirli bir saik aranmadığı, gerek doktrinde gerek yargısal uygulamada kabul edilen görüştür. Failin sonucu istemesi ve bilmesi kastın varlığı için yeterlidir.

Suç olası kastla da işlenebilir. Failin, hareketinin mağduru hürriyetinden yoksun bırakabileceğini öngörmesine karşın bu sonucu kabullenerek hareket etmesi halinde TCK m. 21/2 uyarınca cezada indirim yapılır. Buna karşılık suçun taksirle işlenmesi mümkün değildir; dikkatsizlik sonucu birinin bir yerde kalmasına neden olmak bu suçu oluşturmaz. Cinsel amaç gibi özel saikler ise temel suçun değil, nitelikli hallerin konusudur.

Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçunun Nitelikli Halleri

Doğrudan CevapNitelikli haller TCK m. 109’un ikinci, üçüncü, dördüncü, beşinci ve altıncı fıkralarında sayılmıştır. Cebir, tehdit veya hile kullanılması cezayı iki yıldan yedi yıla çıkarır; silah, birden fazla kişi, kamu görevi, nüfuzun kötüye kullanılması, yakınlara ya da çocuğa karşı işlenme cezayı bir kat; cinsel amaç yarı oranında artırır.

765 sayılı eski Türk Ceza Kanunu ağırlaştırıcı nedenleri ayrı maddelerde bağımsız suçlar olarak düzenlerken, 5237 sayılı Kanun bunları tek maddede toplamıştır. Nitelikli haller suçun işlenmesinde kullanılan araca, suçun yöneldiği ya da işlendiği kişiye, failin amacına ve meydana gelen sonuca göre belirlenmiştir. Bir olayda birden fazla nitelikli halin bir arada gerçekleşmesi mümkündür; bu durumda artırımlar kanunun öngördüğü sırayla ayrı ayrı uygulanır.

a. Fiili İşlemek İçin veya İşlediği Sırada Cebir, Tehdit, Hile Kullanılması

TCK m. 109/2, fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir, tehdit ya da hile kullanılması halinde cezanın iki yıldan yedi yıla kadar hapis olarak belirleneceğini düzenler. Burada iki ayrı maddede düzenlenen fiiller birleştirilerek bileşik bir suç oluşturulmuştur. Bu nedenle cebir ya da tehdit için ayrıca ceza verilmez; bunlar hürriyeti tahdit suçunun nitelikli halini oluşturur.

Cebir, failin mağdur üzerinde maddi bir zor kullanmasıdır ve beden bütünlüğüne yönelen bir saldırı olarak anlaşılır. Kanun gerekçesinde, cebre maruz kalan kişinin fiziki gücün meydana getirdiği acının etkisiyle belirli bir biçimde davranmaya zorlanmasından söz edilmektedir. Cebrin başlangıçta mağdurun direncini kırmaya elverişli olması yeterlidir; eylemin tamamı boyunca sürmesi gerekmez. Mağdurun silahla korkutularak ve darp edilerek götürülmeye çalışılması, buna karşın kaçarak kurtulması halinde cebir ve silahla kişiyi hürriyetinden yoksun kılmaya teşebbüs gündeme gelir.

Tehdit, manevi cebir olarak değerlendirilir. Mağduru korkutmaya objektif olarak elverişli bir kötülük bildirimiyle hürriyetinin sınırlanmasına katlanmak zorunda bırakılması ya da hürriyeti sınırlanmış durumdayken bu halin korkutma yoluyla sürdürülmesi bu kapsamdadır. Buradaki tehdidin TCK m. 106’daki tehdit suçunu oluşturacak nitelikte olması gerekir.

Hile, bir kişinin belirli bir beyanda bulunmasını ya da belirli biçimde davranmasını sağlamak amacıyla yapılan, onda yanlış bir kanı oluşturan veya var olan yanlış kanıyı güçlendiren kasıtlı, aldatıcı ve yanıltıcı davranışlardır. Mağdur gerçek durumu bilseydi o davranışı göstermeyecek olacak ve hileli işlem sonucunda bir yerde kalmak ya da bir yere gitmek durumunda kalmışsa, hile ile işlenen hürriyeti tahdit suçu oluşur. Kendisini kolluk görevlisi gibi tanıtıp mağduru araca bindirmek bu halin tipik örneğidir.

b. Suçun Silahla İşlenmesi

TCK m. 6/1-f silah kavramını geniş biçimde tanımlar. Ateşli silahlar, patlayıcı maddeler, saldırı ve savunmada kullanılmak üzere yapılmış her türlü kesici, delici veya bereleyici alet, bu amaçla yapılmış olmasa bile fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli diğer şeyler ile yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı, boğucu, zehirleyici, sürekli hastalığa yol açıcı nükleer, radyoaktif, kimyasal ve biyolojik maddeler silah sayılır.

Yargısal uygulamada, failin üzerinde silah bulunması tek başına nitelikli halin uygulanması için yeterli görülmemektedir. Failin silahın korkutucu etkisinden yararlanarak hareket etmesi, örneğin silahı göstermesi ya da varlığını mağdura hissettirmesi gerekir. Bu yararlanmanın hangi biçimde gerçekleştiği önemli değildir; aranan, silahın mağdurun direncini kırmada araç olarak kullanılmasıdır.

c. Suçun Birden Fazla Kişi Tarafından Birlikte İşlenmesi

Bu nitelikli hal, hürriyeti kısıtlama fiilinin birden fazla kişi tarafından birlikte gerçekleştirilmesini gerektirir. Kanun gerekçesinde bu halin TCK m. 37 anlamında müşterek failliğe karşılık geldiği açıkça belirtilmiştir. Faillerin fiil üzerinde birlikte hakimiyet kurmuş olmaları, suçun işlenişine fonksiyonel katkı sağlamaları aranır.

Buna karşılık suça sonradan katılan ve yalnızca yardım eden konumunda bulunan kişinin varlığı nitelikli hali oluşturmaz. Failin azmettiren (TCK m. 38) ya da yardım eden (TCK m. 39) sıfatıyla eyleme katılması halinde suçun birden fazla kişi tarafından birlikte işlendiğinden söz edilemez. Her failin katkısının olayın özellikleri içinde ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir.

d. Suçun Üstsoy, Altsoy, Eş veya Boşandığı Eşe Karşı İşlenmesi

Suçun üstsoy, altsoy veya eşe karşı işlenmesi halinde ceza bir kat artırılır. Üstsoy ve altsoy hısımlığı, birinin diğerinin sulbünden gelmesiyle kurulan, doktrinde düz çizgi hısımlığı olarak nitelendirilen bağdır. Anne, baba ve çocuklarla birlikte yukarı ve aşağı doğru dede, nine ve torunlar da bu kapsamdadır.

Eş bakımından bendin kapsamı dar yorumlanır. Bent, evlilik birliği devam ederken eşe karşı işlenen fiilleri kapsar; boşanma kararının kesinleşmesinden sonra eski eşe karşı işlenen fiilde bu artırım uygulanmaz. Bu halde fiil, cebir ya da tehdit kullanılmışsa ikinci fıkra kapsamında değerlendirilir. Boşanmış eşe yönelik alıkoymalarda ayrıca ısrarlı takip ve koruma tedbirlerine ilişkin hükümlerin gündeme gelip gelmediği denetlenmelidir.

Aynı fıkra, suçun çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenmesini de artırım nedeni sayar. Çocuk, TCK m. 6/1-b uyarınca on sekiz yaşını doldurmamış kişidir. Kendini savunamayacak durumda bulunma ise yaş, hastalık, engellilik ya da geçici bir sebeple direnme gücünün bulunmamasını ifade eder ve her olayda somut olarak değerlendirilir.

e. Suçun Kişinin Yerine Getirdiği Kamu Görevi Nedeniyle İşlenmesi

TCK m. 6/1-c’ye göre kamu görevlisi, kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette, sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişidir. Bu bentte kamu görevlisi fail değil mağdur konumundadır. Suçun, mağdurun yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle işlenmiş olması gerekir.

Eylem doğrudan kamu görevlisine yönelmese bile, görevi nedeniyle yakınlarına karşı işlenmişse bu bent uygulanır. Verdiği karara kızan kişinin hakimin oğlunu alıkoyması bu duruma örnektir. Fiilin işlendiği sırada kamu görevinin sona ermiş olması da sonucu değiştirmez; belirleyici olan suçun görev nedeniyle işlenmiş olmasıdır.

f. Suçun Kamu Görevinin Sağladığı Nüfuzun Kötüye Kullanılması Suretiyle İşlenmesi

Failin yalnızca kamu görevlisi olması bu bendin uygulanması için yeterli değildir. Kamu görevlisi olmanın sağladığı kolaylığın ve başkalarını etkileyebilme gücünün kötüye kullanılması gerekir. Görevin suçun işlenmesinde özel bir kolaylık sağlaması ve failin görevi nedeniyle mağdur üzerinde egemenlik kurabilecek durumda olması aranır. Nüfuz kötüye kullanılmadan, görevle bağlantısı olmayan bir fiil işlenmişse nitelikli hal oluşmaz.

Yasal dayanağı olmaksızın kişinin karakolda tutulması ya da hakim kararı olmadan ceza infaz kurumuna konulması, görevden doğan nüfuzun kötüye kullanılması suretiyle işlenen hürriyeti tahdit olarak değerlendirilmektedir. Gerçekte kamu görevlisi olmadığı halde kendisini kamu görevlisi gibi tanıtan kişinin fiili ise bu bende değil, m. 109/2’deki hile ile işleme haline girer. Soruşturma aşamasında yakalama, gözaltı ve tutuklama işlemlerinin kanuna uygunluğunun denetlenmesi bu nedenle önemlidir; hukuka aykırı bir tutuklama kararına karşı tutuklama kararına itiraz yoluna başvurulabilir.

g. Suçun Cinsel Amaçla İşlenmesi

TCK m. 109/5, suçun cinsel amaçla işlenmesi halinde yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezaların yarı oranında artırılacağını öngörür. Bu hal, kişinin cinsel saldırı, cinsel istismar ya da cinsel taciz niteliğindeki fiillerin gerçekleştirilmesine imkan sağlamak amacıyla alıkonulduğu durumları kapsar. Eski 765 sayılı Kanun’un 429 ve 430. maddelerinde şehvet hissi veya evlenmek maksadıyla kişiyi kaçırmak ya da alıkoymak ayrı bir suç olarak düzenlenmişken, yürürlükteki düzenleme bunu nitelikli hal olarak kabul etmiştir.

Cinsel amaçtan anlaşılması gereken, failin kendi cinsel arzularını tatmin gayesiyle hareket etmesidir. Evlenme amacıyla alıkoymada da evlenmenin cinselliği içerdiği gerekçesiyle artırımın uygulanması gerektiği görüşü ağırlıktadır. Bu nitelikli hal, cezanın üst sınırını önemli ölçüde yükselttiğinden görevli mahkemenin belirlenmesinde de belirleyici olur.

h. Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Hal

TCK m. 109/6’ya göre, suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında gerçekleştirilen cebir sonucunda kasten yaralama suçunun TCK m. 87’de düzenlenen neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinden biri meydana gelirse, cebirle kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun yanında ayrıca kasten yaralama hükümleri uygulanır. Mağdurun duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflaması, yüzünde sabit iz kalması ya da yaşamsal tehlike geçirmesi bu hallere örnektir.

ı. Mağdurun Ekonomik Bakımdan Önemli Bir Kaybına Neden Olunması

TCK m. 109/4, suç nedeniyle mağdurun ekonomik bakımdan önemli bir kaybının doğması halinde fail hakkında ayrıca bin güne kadar adli para cezasına hükmolunacağını düzenler. Burada da neticesi sebebiyle ağırlaşmış bir hal söz konusudur; failin bu sonucu istemesi aranmaz, ancak ekonomik zararın en azından öngörülebilir olması gerekir.

Uygulamada dikkat edilmesi gereken iki nokta vardır. İlki, mağdurun uğradığı ekonomik zarar ile failin hareketi arasında nedensellik bağının bulunmasıdır. İkincisi, kaybın önemli miktarda olmasıdır. Önemlilik değerlendirmesi, mağdurun ekonomik durumu dikkate alınarak hakim tarafından takdir edilir. İşini kaybetme, tedavi gören hastanın ameliyatını kaçırması ya da ticari bir ihaleye katılamaması bu kapsamda değerlendirilebilir.

Uygulamadan Not - Av. Çağrı Ayboğa

Bu dosyalarda tartışma çoğu kez suçun işlendiğine değil, hangi fıkranın uygulanacağına ilişkin çıkıyor. Araçla götürme olaylarında mağdurun araca kendi isteğiyle binip binmediği, inmek istediğini hangi anda söylediği ve bu talebin ne kadar süre karşılıksız kaldığı dosyanın yönünü değiştiriyor. Bu nedenle ilk ifadeden önce aracın takip edildiği güzergahtaki kamera kayıtlarının, HTS kayıtlarının ve baz istasyonu verilerinin istenmesini talep ediyoruz; temadinin başlangıç ve bitiş anı sonradan ispatlanması güç bir meseleye dönüşüyor.

Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçunun Cezası

Doğrudan CevapTemel şeklin cezası bir yıldan beş yıla kadar hapistir. Cebir, tehdit veya hile kullanılırsa ceza iki yıldan yedi yıla kadar hapse yükselir. TCK m. 109/3’teki hallerde ceza bir kat, cinsel amaçla işlenmesinde yarı oranında artırılır; mağdurun önemli ekonomik kaybı halinde ayrıca bin güne kadar adli para cezası verilir.
TCK m. 109 ve m. 110 uyarınca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun cezaları
Kanun hükmü Fiil Öngörülen ceza
TCK m. 109/1 Temel şekil: bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakmak 1 yıldan 5 yıla kadar hapis
TCK m. 109/2 Fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir, tehdit ya da hile kullanılması 2 yıldan 7 yıla kadar hapis
TCK m. 109/3 Silahla, birden fazla kişiyle birlikte, kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılarak, üstsoy, altsoy veya eşe karşı, çocuğa ya da kendini savunamayacak durumdaki kişiye karşı işlenmesi Birinci ve ikinci fıkraya göre bulunan ceza bir kat artırılır
TCK m. 109/4 Mağdurun ekonomik bakımdan önemli bir kaybına neden olunması Hapis cezasına ek olarak bin güne kadar adli para cezası
TCK m. 109/5 Suçun cinsel amaçla işlenmesi Yukarıdaki fıkralara göre bulunan ceza yarı oranında artırılır
TCK m. 109/6 Suç amacıyla veya sırasında kasten yaralamanın neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi Ayrıca kasten yaralama (TCK m. 87) hükümleri uygulanır
TCK m. 110 Soruşturmaya başlanmadan önce mağdurun kendiliğinden ve zarar görmeksizin serbest bırakılması Cezanın üçte ikisine kadarı indirilir

Ceza hesabında sıra önemlidir. Mahkeme önce TCK m. 61 uyarınca suçun işlenme biçimi, meydana gelen zararın ağırlığı, failin kastının yoğunluğu ve alıkoymanın süresi gibi ölçütleri değerlendirerek temel cezayı belirler. Alıkoyma uzun sürmüşse temel cezanın alt sınırdan uzaklaşarak belirlenmesi beklenir. Ardından m. 109/3 kapsamındaki artırım, varsa m. 109/5’teki cinsel amaç artırımı uygulanır. Son aşamada TCK m. 62 takdiri indirim nedeni ile varsa yaş küçüklüğü ve m. 110’daki etkin pişmanlık indirimleri hesaba katılır.

Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçu Adli Para Cezasına Çevrilir Mi?

TCK m. 109/4’te öngörülen adli para cezası, hapis cezasının yerine değil, onunla birlikte uygulanan bağımsız bir yaptırımdır. Mağdurun önemli bir ekonomik kaybı doğmuşsa hapis cezasının yanında bin güne kadar adli para cezasına hükmedilir.

Hükmedilen hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi ise TCK m. 50 çerçevesinde ayrı bir konudur. Kısa süreli hapis cezası, yani bir yıl ve daha az süreli hapis cezası, kanunda sayılan seçenek yaptırımlara çevrilebilir. Suçun temel şeklinde alt sınır bir yıl olduğundan, cezanın alt sınırdan belirlendiği ve indirim uygulanmayan dosyalarda çevirme teorik olarak gündeme gelebilir; nitelikli hallerde ceza bu sınırın üzerine çıktığı için çevirme mümkün olmaz. İki yıl ve altındaki hapis cezalarında ise TCK m. 51 uyarınca cezanın ertelenmesi değerlendirilebilir.

Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçunda Şikayet Süreci

Doğrudan CevapŞikayet süreci, mağdurun ya da suçtan zarar görenin kolluğa veya Cumhuriyet başsavcılığına başvurmasıyla başlar. Suç şikayete tabi olmadığından savcılık, olayı başka bir yolla öğrense bile soruşturma başlatmak zorundadır. Şikayetin geri alınması soruşturmayı ya da kamu davasını sona erdirmez.

Soruşturma aşamasında savcılık, mağdurun ve tanıkların beyanlarını alır; kamera kayıtlarını, iletişim ve baz istasyonu kayıtlarını, varsa adli muayene ve darp raporunu toplar. Alıkoymanın süresini ve yerini ortaya koyan deliller bu aşamada belirleyicidir. Şüpheli hakkında yakalama, gözaltı ya da tutuklama tedbirleri uygulanabilir; tutuklama kararı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 100 kapsamındaki genel şartlara göre değerlendirilir ve karara karşı itiraz yolu açıktır.

Şikayet Dilekçesinde Bulunması Gerekenler

Şikayet, sözlü olarak tutanağa geçirilebileceği gibi yazılı dilekçeyle de yapılabilir. Yazılı başvuru, olayın akışının ve delillerin eksiksiz biçimde kayda geçmesi bakımından daha güvenlidir. Hazırlanacak savcılığa şikayet dilekçesi şu unsurları içermelidir.

1
Başvurulacak makamDilekçe, suçun işlendiği yer Cumhuriyet başsavcılığına hitaben yazılır. Mütemadi nitelik taşıdığından, alıkoymanın devam ettiği yerlerden herhangi birinin savcılığı da yetkilidir.
2
Taraf bilgileriMüşteki ve varsa vekilinin adı, kimlik numarası ve adresi ile şüphelinin bilinen kimlik ve adres bilgileri yazılır. Şüpheli tanınmıyorsa eşkal ve araç plakası gibi tespite yarayan bilgiler belirtilir.
3
Suç ve suç tarihiAtılı suç kişiyi hürriyetinden yoksun kılma olarak gösterilir. Olayda cebir, tehdit, hakaret ya da kasten yaralama da varsa bunlar ayrıca yazılır. Alıkoymanın başlangıç ve bitiş saati mutlaka belirtilir.
4
Olayların anlatımıOlay, tarih ve saat sırasına göre, mağdurun ayrılmak istediğini hangi anda bildirdiği ve bunun nasıl engellendiği açıkça aktarılır. Hangi fıkradaki nitelikli halin bulunduğu bu anlatımdan anlaşılmalıdır.
5
DelillerKamera kaydı, tanık bilgileri, adli rapor, mesaj ve arama kayıtları, konum verileri ile araç takip kayıtları ayrı ayrı sayılır. Üçüncü kişilerin elindeki kayıtların silinmemesi için ivedilikle temin talebi eklenir.
6
Talep ve eklerŞüpheli hakkında soruşturma yürütülmesi ve kamu davası açılması talep edilir. Vekaletname, kimlik fotokopisi ve rapor gibi belgeler ekler listesinde gösterilir.

Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçu Şikayete Tabi Mi?

Kural olarak bu suçun takibi şikayete bağlı değildir. Savcılık, suç haberini aldığı anda kendiliğinden soruşturma başlatır. Bu nedenle başlamış bir soruşturmada mağdurun şikayetinden vazgeçmesi kamu davasının açılmasını engellemez, açılmış davanın düşmesine de yol açmaz. Mağdurun vazgeçmesi yalnızca delil değerlendirmesinde ve cezanın bireyselleştirilmesinde dikkate alınabilir. Suç uzlaşma kapsamında da değildir.

Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçunda Zamanaşımı

Dava zamanaşımı, suçun temel şekli bakımından TCK m. 66 uyarınca sekiz yıldır. Yani soruşturma ve kovuşturmanın bu süre içinde sonuçlanması gerekir. Nitelikli hallerin gerçekleşmesi ve öngörülen hapis cezasının üst sınırının beş yılı aşması durumunda zamanaşımı on beş yıl olarak uygulanır. Suç kesintisiz nitelikte olduğundan zamanaşımı, alıkoymanın başladığı değil sona erdiği günden işlemeye başlar. Soruşturma ya da kovuşturma sonunda verilen kararın niteliğine ve dosyanın hangi aşamada kapandığına ilişkin ayrıntılar için ceza dava dosyasının nasıl kapandığı yazımız incelenebilir.

Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçunda Etkin Pişmanlık ve Denetimli Serbestlik

Doğrudan CevapTCK m. 110’a göre fail, soruşturmaya başlanmadan önce mağduru şahsına zarar vermeksizin kendiliğinden güvenli bir yere serbest bırakırsa cezanın üçte ikisine kadarı indirilir. İndirimden yararlanmak için suçun tamamlanmış olması ve serbest bırakmanın hiçbir dış baskı olmadan gerçekleşmesi gerekir.

Etkin Pişmanlık

TCK m. 110 - Etkin pişmanlık

Yukarıdaki maddede tanımlanan suçu işleyen kişi, bu suç nedeniyle soruşturmaya başlanmadan önce mağdurun şahsına zararı dokunmaksızın, onu kendiliğinden güvenli bir yerde serbest bırakacak olursa cezanın üçte ikisine kadarı indirilir.

Suçun tamamlanmış olmasıEtkin pişmanlık, tamamlanmış suça özgü bir indirim nedenidir. Suç tamamlanmadan önce failin kendi iradesiyle vazgeçmesi halinde TCK m. 36’daki gönüllü vazgeçme hükümleri uygulanır ve fail yalnızca o ana kadarki fiilinden sorumlu olur.
Serbest bırakmanın kendiliğinden olmasıFail, mağduru herhangi bir dış zorlama olmaksızın bırakmalıdır. Kolluğun ya da yetkili makamların baskısı veya müdahalesi sonucu bırakma, etkin pişmanlıktan yararlandırmaz. Mağdurun kaçarak kurtulduğu hallerde de kendiliğinden bırakmadan söz edilemez.
Mağdurun şahsına zarar verilmemiş olmasıSerbest bırakma anına kadar mağdurun beden ya da ruh sağlığına zarar verilmemiş olmalıdır. Alıkoyma sırasında kasten yaralama gerçekleşmişse indirimin uygulanıp uygulanmayacağı tartışmalı hale gelir.
Güvenli bir yerde bırakmaMağdurun ıssız bir alanda, gece vakti ya da kendi başına güvenliğini sağlayamayacağı bir yerde bırakılması şartı karşılamaz. Mağdurun yardım alabileceği, ulaşım imkanı bulunan bir yerde bırakılması aranır.
Soruşturmadan önce olmasıSerbest bırakma, suç nedeniyle soruşturmaya başlanmasından önce gerçekleşmelidir. Soruşturma başladıktan sonra mağdurun bırakılması bu maddedeki indirimi değil, en çok takdiri indirimi gündeme getirir.

Denetimli Serbestlik ve İnfaz

Kesinleşen hapis cezasının ne kadarının ceza infaz kurumunda çekileceği, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun hükümlerine göre belirlenir. Koşullu salıverilme oranı ile denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezanın infazına son verilecek süre, suçun işlendiği tarihe göre değişir. Kanunun geçici hükümleri belirli tarihlerden önce işlenen suçlar için farklı oran ve süreler öngördüğünden, hesabın dosyadaki kesinleşme ve suç tarihine göre ayrı ayrı yapılması gerekir. Ayrıntılar için koşullu salıverilme ve şartlı tahliye yazımız yol gösterir.

Cinsel amacın infaz üzerindeki etkisi

Cinsel amaçla işlenen hürriyeti tahdit dosyalarında infaz rejimi ağırlaşır. Bu nedenle iddianamede m. 109/5’in uygulanıp uygulanmadığı yalnızca ceza miktarını değil, cezanın ne kadarının kurumda çekileceğini de etkiler.

Aynı değerlendirme denetimli serbestlik süresi bakımından da geçerlidir. Savunmada m. 109/5’in uygulanma şartlarının bulunmadığı ortaya konulabiliyorsa, bu yalnızca ceza miktarına değil infaz takvimine de doğrudan yansır.

Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçunda HAGB

Doğrudan CevapHükmolunan ceza iki yıl veya daha az hapis ise ve diğer şartlar varsa hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Bu nedenle kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun temel şeklinde HAGB mümkündür; nitelikli hallerde ceza bu sınırın üzerine çıktığı için uygulama alanı kalmaz.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, sanığın suçlu bulunduğu hükmün açıklanmayarak belirli bir denetim süresi boyunca askıda tutulmasıdır. Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmezse hüküm ortadan kaldırılır ve dava düşer. Kurum Ceza Muhakemesi Kanunu m. 231’de düzenlenmiş, son yıllardaki Anayasa Mahkemesi kararları sonrasında yeniden düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerle sanığın kabulü şartı kaldırılmış, karara karşı itiraz yerine istinaf yolu getirilmiştir.

Ceza sınırıHükmolunan hapis cezasının iki yıl veya daha az olması gerekir. Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun temel şeklinde alt sınır bir yıl olduğundan bu şart sağlanabilir.
Sabıka durumuSanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum edilmemiş olması aranır.
Yeniden suç işlemeyeceği kanaatiMahkemenin, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışlarını değerlendirerek yeniden suç işlemekten çekineceği kanaatine varması gerekir.
Zararın giderilmesiSuçun işlenmesiyle mağdurun uğradığı maddi zararın giderilmiş olması aranır. Mağdurun manevi zararı bu kapsamda değerlendirilmez; manevi tazminat ayrı bir hukuk davasının konusudur.
Denetim süresiKarar verilmesi halinde sanık beş yıl süreyle denetim altında tutulur. Suç tarihinde on sekiz yaşından küçük olanlarda bu süre üç yıldır.

HAGB kararı kurulan hükmün hukuki sonuç doğurmasını engeller; adli sicile işlenmez, yalnızca bu kararlara özgü sisteme kaydedilir. Buna karşılık karar, kişinin suçsuzluğunun tespiti anlamına gelmez. Şartlarının ayrıntısı ve güncel durumu için hükmün açıklanmasının geri bırakılması yazımız incelenebilir. Mahkeme bu yola başvurmayıp mahkumiyet hükmü kurarsa, hükme karşı süresi içinde istinaf dilekçesi hazırlanarak istinaf kanun yoluna gidilmesi gerekir.

Teşebbüs, İştirak ve Diğer Suçlarla İçtima

Doğrudan CevapSuç kesintisiz nitelikte olduğundan teşebbüse elverişlidir; mağduru zorla götürmeye çalışırken kaçması halinde teşebbüs hükümleri uygulanır. Cebir ve tehdit m. 109/2’de nitelikli hal olduğundan ayrıca cezalandırılmaz. Yağma ve cinsel saldırı suçlarıyla birlikte işlenmesinde ise kural olarak ayrı ayrı ceza verilir.

Teşebbüs bakımından belirleyici olan, hürriyeti kısıtlamaya yönelik icra hareketlerinin başlamış ancak mağdurun hareket özgürlüğünün henüz ortadan kalkmamış olmasıdır. Mağdurun zorla araca bindirilmeye çalışılması sırasında kurtulması ya da kilitlenen kapının açılarak mağdurun hemen çıkması bu kapsamda değerlendirilir. Fiil tamamlandıktan sonra alıkoymanın sürmesi ise teşebbüs değil, temadinin devamı anlamına gelir.

İştirak bakımından, fiili birlikte gerçekleştirenler müşterek fail olarak m. 109/3 kapsamında cezalandırılır. Mağdurun alıkonulacağı yeri temin eden ya da nöbet tutan kişinin konumu, katkısının suç üzerinde hakimiyet kurma düzeyine ulaşıp ulaşmadığına göre müşterek faillik ya da yardım etme olarak değerlendirilir. Suçun işlenmesine yalnızca yardım eden kişinin cezası TCK m. 39 uyarınca indirilir.

Yağma ile birlikte işlenmesiMağdurun malını teslime zorlamak amacıyla kısa süre alıkonulması, yağma suçunun unsuru olan cebir kapsamında kalır. Alıkoyma yağma eylemini tamamlamak için gereken süreyi aşarak bağımsız bir hürriyet kısıtlamasına dönüşmüşse, yağmanın yanında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan da ceza verilir.
Cinsel saldırı ile birlikte işlenmesiCinsel saldırı ya da cinsel istismar fiilini gerçekleştirmek amacıyla mağdurun alıkonulması halinde m. 109/5 uyarınca artırılmış cezanın yanında ilgili cinsel suçtan da ayrıca ceza verilir. İki suç farklı hukuki değerleri koruduğundan birbirinin yerine geçmez.
Tehdit ve cebirBu fiiller hürriyeti kısıtlamanın aracı olarak kullanıldığında m. 109/2 kapsamında nitelikli hal oluşturur, ayrıca TCK m. 106 ve m. 108’den ceza verilmez. Alıkoyma sona erdikten sonra işlenen tehdit ise bağımsız bir suçtur.
Kasten yaralamaAlıkoyma sırasındaki basit nitelikteki yaralama cebir kapsamında değerlendirilir. Yaralamanın TCK m. 87’deki neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerine ulaşması durumunda m. 109/6 uyarınca ayrıca ceza verilir.
Konut dokunulmazlığının ihlaliMağdurun kendi konutunda ya da failin konutunda alıkonulması hallerinde konuta girme biçimine göre TCK m. 116’daki suç da gündeme gelebilir. Bu durumda gerçek içtima kuralları uygulanır.
Zincirleme suçAynı mağdura karşı farklı zamanlarda, ayrı kararlarla gerçekleştirilen alıkoymalar bağımsız suçlardır. Tek bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda işlenmişse TCK m. 43 uyarınca zincirleme suç hükümleri tartışılır.

Görevli ve Yetkili Mahkeme

Doğrudan CevapKişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna kural olarak asliye ceza mahkemesi bakar. Suçun cinsel amaçla ve nitelikli hallerle birlikte işlendiği, öngörülen hapis cezasının üst sınırının on yılı aştığı dosyalarda görev ağır ceza mahkemesine geçer. Yetkili mahkeme suçun işlendiği yer mahkemesidir.

Görev, 5235 sayılı Kanun hükümlerine göre belirlenir. Kanunda ağır ceza mahkemesinin görevine özel olarak bırakılmış suçlar ile on yıldan fazla hapis cezası öngörülen suçlar dışındaki işler asliye ceza mahkemesinde görülür. Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun temel şekli ile m. 109/3 kapsamındaki artırımlı haller bu ölçüte göre asliye ceza mahkemesinde yargılanır. Cinsel amaç artırımının eklenerek öngörülen cezanın üst sınırının on yılın üzerine çıktığı hallerde ise dosya ağır ceza mahkemesine gider.

Yetki bakımından kural, suçun işlendiği yer mahkemesinin yetkili olmasıdır. Suç kesintisiz nitelikte olduğundan, mağdurun alıkonulduğu ve götürüldüğü yerlerin tamamı suçun işlendiği yer sayılır ve bu yerlerden birinin mahkemesinde dava görülebilir. Mağdurun uğradığı maddi ve manevi zararın tazmini ise ceza davasından bağımsızdır; tazminat talebi asliye hukuk mahkemesinde açılacak ayrı bir davanın konusudur.

Sanık ve mağdur bakımından dikkat edilecek noktalar

Sanık yönünden en kritik aşama ilk ifadedir. Alıkoymanın süresi, mağdurun rızasının bulunup bulunmadığı ve aracın hangi anda durdurulduğu gibi ayrıntılar ilk ifadede yanlış kayda geçtiğinde sonradan düzeltilmesi güçleşir. Soruşturmanın başından itibaren müdafi yardımından yararlanılması bu nedenle önemlidir.

Mağdur yönünden ise delillerin hızla toplanması belirleyicidir. Kamera kayıtlarının saklama süreleri kısadır; kayıtların ivedilikle istenmesi talep edilmezse temadinin başlangıç ve bitiş anını ortaya koyan en güçlü delil kaybolur.

Bu Dosyalarda Sık Yapılan Hatalar ve Kontrol Listesi

Doğrudan CevapEn sık yapılan hata, alıkoymanın süresi ve rızanın hangi anda sona erdiği tartışılmadan ifade verilmesidir. İkinci sık hata, dosyada hangi fıkranın uygulandığının denetlenmemesidir. Üçüncüsü, kamera ve iletişim kayıtlarının saklama süresi dolmadan talep edilmemesi nedeniyle temadinin ispatsız kalmasıdır.
Temel şekil ile nitelikli halin karıştırılmasıİddianamede m. 109/2 ya da m. 109/3 gösterilmesine karşın cebir, tehdit, hile, silah veya birden fazla kişi unsurunun somut delille ortaya konulmaması sık görülür. Hangi fıkranın hangi delile dayandığı savunmada ayrı ayrı tartışılmalıdır.
Rızanın tek parça kabul edilmesiMağdurun başlangıçta araca kendi isteğiyle binmesi, alıkoymanın tamamı bakımından rıza bulunduğu anlamına gelmez. Rıza, ayrılma talebinin dile getirildiği anda sona erer ve suç o andan itibaren işlenmeye başlar.
Delil saklama sürelerinin kaçırılmasıİş yeri ve site kameralarının kayıtları çoğu zaman kısa süre saklanır. İvedilikle temin talebi yazılmazsa güzergahı ve süreyi gösteren en güçlü delil ortadan kalkar.
Etkin pişmanlığın gözden kaçmasıMağdurun soruşturma başlamadan ve zarar görmeden bırakıldığı dosyalarda TCK m. 110 uyarınca üçte ikiye kadar indirim gündeme gelir. Bu hükmün savunmada açıkça ileri sürülmesi gerekir.
Zamanaşımı başlangıcının yanlış hesaplanmasıSuç mütemadi olduğundan zamanaşımı alıkoymanın başladığı değil sona erdiği günden işler. Başlangıç tarihinin hatalı alınması, zamanaşımı itirazının haksız biçimde reddedilmesine yol açar.
Nitelendirme hatasının görevli mahkemeye etkisiCinsel amaç artırımı uygulandığında dosya ağır ceza mahkemesine gider. Görevsizlik itirazının zamanında yapılmaması, yargılamanın görevli olmayan mahkemede sürmesine neden olur.
Ayboğa Avukatlık Bürosu Hürriyeti Tahdit Kontrol Listesi

Alıkoymanın başlangıç ve bitiş saati dosyada tek bir tarihle mi, yoksa belgeyle mi ortaya konulmuş?
Mağdur ayrılmak istediğini hangi anda ve hangi sözlerle bildirmiş, bu an bir kayıtla doğrulanabiliyor mu?
İddianamede hangi fıkra gösterilmiş ve o fıkranın unsurları ayrı ayrı delillendirilmiş mi?
Cebir, tehdit ya da hile iddiası varsa buna ilişkin adli rapor, mesaj veya tanık beyanı dosyada mevcut mu?
Silah iddiası varsa failin silahın korkutucu etkisinden yararlandığı somut olarak gösterilmiş mi?
Mağdur üstsoy, altsoy ya da eş mi, bu sıfat suç tarihinde devam ediyor muydu?
Güzergahtaki kamera, HTS ve baz istasyonu kayıtları saklama süresi dolmadan istenmiş mi?
Mağdur soruşturma başlamadan ve zarar görmeden serbest bırakıldıysa TCK m. 110 ileri sürülmüş mü?
Olayda yağma, cinsel saldırı ya da konut dokunulmazlığının ihlali unsurları da bulunuyor mu?
Öngörülen cezanın üst sınırına göre görevli mahkeme asliye ceza mı, ağır ceza mı?

TCK 109 Yargıtay Kararları

Doğrudan CevapAşağıda kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna ilişkin yirmi karar yer alır. Her kararda önce olay anlatılmakta, ardından kararın pratikte nasıl kullanılacağı değerlendirilmekte, sonra Yargıtay’ın vardığı sonuç ve künye verilmektedir. Kararların on ikisi Ceza Genel Kurulu, sekizi 8. Ceza Dairesi kararıdır.

1. MAĞDURUN AÇIK ARAZİYE ZORLA SÜRÜKLENMESİNİN KAPALI BİR YERE KİLİTLEME BULUNMASA DA HÜRRİYETTEN YOKSUN KILMA SUÇUNU OLUŞTURMASI

Olay. Gece evine yürüyen kadın, nişanlısıyla telefonla konuştuğu sırada bir araçla takip edilmiştir. Sanık kadının yanına gelerek telefonunu elinden almış, ardından vurmaya başlayıp saçından tutarak yol kenarındaki boş araziye sürüklemiş ve cinsel saldırıda bulunmuştur. Olay yeri incelemesinde kadının bazı eşyaları ana yola yaklaşık yirmi üç metre uzaklıkta bulunmuş, aramalara rağmen telefonuna ulaşılamamıştır. Nişanlının anlatımı ve telefonun son kullanımına ilişkin veriler de olayın değerlendirilmesinde kullanılmıştır. Yerel mahkeme, arazinin kapalı olmamasını ve sanığın esas amacının cinsel saldırı olduğunu dikkate alarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve yağma suçlarından beraat kararı vermiştir.

Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi

Kararın hukuki ekseni, hareket serbestisinin mekânın mimari özelliği üzerinden tanımlanamamasıdır. Açık bir arazide de kişinin gitmek veya bulunduğu yerde kalmak konusundaki iradesi fiziksel güçle ortadan kaldırılabilir. Özgürlüğün korunması yalnızca kapı, kilit ve duvar bulunmasına bağlandığında, zorla başka yere götürme biçimindeki fiiller haksız biçimde koruma alanının dışında kalır. Burada cinsel saldırı sırasında bedeni tutma ile saldırının öncesinde mağduru başka bir alana taşıma birbirinden ayrılmaktadır. Bu ayrım, aynı olay zincirindeki her davranışın korunan hukuki değer bakımından bağımsız anlam taşıyıp taşımadığının incelenmesini gerektirir.

Yirmi üç metrelik mesafe de tek başına sayısal bir suç ölçütü değildir. Belirleyici olan, mağdurun seçtiği güzergâhtan zor kullanılarak uzaklaştırılması ve failin belirlediği alana götürülmesidir. Bir mesafenin kısa bulunması, hareketin zorlayıcı niteliğini ortadan kaldırmaz; buna karşılık her anlık temas da aynı sonuca götürmez. Değerlendirme hareketin bütünlüğüne, mağdurun fiilen yer değiştirmesine ve özgür iradesinin nasıl etkisizleştirildiğine dayanmalıdır. Bu yaklaşım, amaçlanan başka bir suçun bulunmasının özgürlüğe yönelik bağımsız ihlali kendiliğinden tüketmediğini ve her suç yönünden delillerin ayrı tartışılması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Yargıtay’ın kararı

Ceza Genel Kurulu, özgürlüğün yalnızca duvarlar arasında tutulmakla sınırlanmayacağını kabul etmiştir. Kadının bulunduğu yoldan iradesine aykırı biçimde alınarak araziye sürüklenmesi, ayrıca değerlendirilmesi gereken bir hareket özgürlüğü ihlalidir. Cinsel saldırının kesinleşen mahkûmiyeti bu incelemeyi gereksiz kılmamıştır. Kurul, telefonun zorla alınmasına ilişkin delilleri de birlikte değerlendirerek yağmanın sabit olduğunu belirtmiş; her iki suç yönünden mahkûmiyet yerine beraat kararı verilmesini isabetsiz bulup direnme hükümlerini bozmuştur. Hürriyetten yoksun kılma bakımından oy birliğiyle, yağma bakımından oy çokluğuyla sonuca ulaşılmıştır.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 15.01.2019, E. 2017/548, K. 2019/1.

2. RESTORANDA BİR FAİLİN DARP EDİP DİĞERİNİN YARDIM GİRİŞİMİNİ ENGELLEMESİNİN MÜŞTEREK FAİLLİK OLUŞTURMASI

Olay. Arkadaşlarıyla yemek yemek üzere restorana giden şikâyetçi, kendisini tanıyan sanıkların tepkisiyle karşılaşmıştır. Masaya gelen sanıklardan biri, burada yemek yiyemeyeceğini söyleyerek ayrılmasını istemiştir. Şikâyetçi çıkışa yönelirken polisi aramaya çalışmış; telefonu alınmış ve arkadaşlarından ayrılarak boş bir odaya götürülmüştür. Yaklaşık kırk beş dakika tutulduğu bu odada sanıklardan biri tarafından yumruklanmıştır. Diğer sanık ise şikâyetçiye yardım etmek isteyen tanığın odaya girmesine engel olmuştur. Şikâyetçinin anlatımları, tanık beyanları ve basit tıbbi müdahaleyle giderilebilir yaralanmayı gösteren rapor mahkûmiyetin delilleri arasındadır. Başsavcılık, anlatımlardaki farklılıklar ve eksik araştırma iddiasıyla onama kararına itiraz etmiştir.

Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi

Başlıkta geçen ortak hareketin hukuki anlamı, faillerin bütün davranışları aynı şekilde yapmalarını gerektirmemesidir. Bir kişi mağduru kontrol altında tutarken diğerinin dışarıdan yardım gelmesini önlemesi, fiil üzerinde birlikte hâkimiyet kurulmasına hizmet edebilir. Bununla birlikte aynı ortamda bulunan herkesin bu nedenle müşterek fail sayılması doğru olmaz. Katkının ne olduğu, ortak karar ve icra süreciyle nasıl bağlantı kurduğu açıklanmalıdır. Kapı önünde durmak, yardım isteyen kişiyi engellemek veya mağdurun çıkışını kesmek gibi davranışların anlamı olayın bütünü içinde belirlenir. Fiziksel yaralamayı kimin yaptığı, özgürlük suçunun bütün faillerini tek başına belirleyen ölçüt değildir.

Delil değerlendirmesinde de tanık ifadelerinin herhangi bir ayrıntıda farklılaşması ile olayın esasının kanıtlanamaması ayrılmalıdır. Hangi anlatımın hangi yönüyle diğer delillerle doğrulandığı gösterilmeden yalnızca tutarlılık veya çelişki sözcükleriyle sonuç kurulamaz. Bu dosyada mağdurun odada tutulması, darp edilmesi ve yardıma erişiminin engellenmesi ortak bir olay örgüsü oluşturmuştur. İştirak değerlendirmesinin denetlenebilir olması, her sanığın bu örgüdeki davranışının ayrı gösterilmesine bağlıdır. Karar, birden fazla kişiyle işlenme nitelikli hâlinin sırf sayısal kalabalığa değil, özgürlüğü ortadan kaldıran birlikte icraya dayanması gerektiğini göstermektedir.

Yargıtay’ın kararı

Ceza Genel Kurulu, kanıtların birlikte değerlendirilmesiyle sanıkların fiilinin sabit olduğunu kabul etmiştir. Yardım girişimini engelleyen sanığın rolü, yalnızca olay yerinde bulunmak olarak görülmemiştir. Mağdurun tutulmasını sağlayan ortak hareket içindeki katkısı nedeniyle TCK 37 kapsamında iştirak kabul edilmiş; cebirle ve birden fazla kişi tarafından birlikte hürriyetten yoksun kılmaya ilişkin mahkûmiyetlerin isabetli olduğu belirtilmiştir. Kurul, Başsavcılığın itirazını reddetmiştir. Böylece bizzat yumruk atan kişi ile alıkoymanın sürmesini sağlayan kişinin farklı icra hareketleri, ortak suçun gerçekleştirilmesindeki işlevleri bakımından değerlendirilmiştir.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 22.01.2019, E. 2016/1163, K. 2019/34.

3. ALIKOYMA DEVAM EDERKEN UYGULANAN BASİT CEBRİN AYRI YARALAMA SAYILMAMASI VE AYRI YERLERDE TUTULAN MAĞDURLAR İÇİN AYRI CEZA GEREKMESİ

Olay. Sanıklar, ailelerinden bir kadının telefonla rahatsız edilmesi üzerine iki kişiyi görüşme bahanesiyle bağ evine getirmiştir. Burada darp ve alıkoyma gerçekleşmiş; daha sonra mağdurlardan biri bahçenin ıssız bir bölümüne götürülerek diğerinden ayrı tutulmuştur. Mağdurların maruz kaldığı davranışlar bu aşamada farklılaşmış, birine ayrıca silah gösterilmiştir. Dosyada bir mağdurun basit tıbbi müdahaleyle giderilebilir yaralanması ile diğerine ilişkin daha ağır yaralanma bulguları birbirinden ayrılmıştır. Bölge adliye mahkemesi, hürriyetten yoksun kılmayı tek fiille iki kişiye karşı işlenmiş kabul ederek TCK 43/2 uygulamış; basit yaralama hakkında ise ayrıca hüküm kurulmasına yer olmadığına karar vermiştir.

Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi

Bu içtihatta iki farklı içtima sorusu aynı dosyada çözülmektedir. İlki, özgürlük suçunun işlenmesinde kullanılan fiziksel gücün ayrıca yaralama olarak cezalandırılmasına ilişkindir. İkincisi ise birden fazla kişinin özgürlüğüne yönelen davranışların tek veya ayrı suç oluşturmasıdır. Aynı zaman diliminde yaşanması, bütün davranışları tek fiile dönüştürmez. Mağdurların farklı alanlarda, farklı denetim altında ve farklı hareketlerle tutulmaları incelenmelidir. Bu nedenle ortak başlangıçtan sonra olayın nasıl devam ettiği belirleyicidir. Suç sayısı kurulmadan yapılan tahrik ve ceza hesabı, sonraki aşamalarda hatalı sonuç üretir.

Basit yaralamaya ilişkin sonuç da bütün şiddet eylemlerine yayılamaz. Özgürlüğü kısıtlamanın icra süreciyle bağlantılı cebir ile bu süreçten bağımsız saldırı aynı şekilde değerlendirilmez. Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama ise ayrıca ele alınması gereken başka bir alandır. Mağdurların raporlarının birbirine karıştırılması, bir kişiye ait ağır sonucun diğerine yönelik basit cebir tartışmasına taşınmasına yol açabilir. Kararın doğru uygulanabilmesi için her mağdurun hangi anda, nerede ve ne tür fiile maruz kaldığı belirlenmelidir. Böylece hem mükerrer cezalandırma hem ayrı özgürlük ihlallerinin tek cezada eritilmesi önlenir.

Yargıtay’ın kararı

Ceza Genel Kurulu, temadi sırasında özgürlük suçunun cebir unsurunu oluşturan basit yaralama yönünden ayrıca cezalandırmama gerekçesini isabetli bulmuştur. Buna karşılık mağdurların ayrılarak farklı yerlerde tutulması ve farklı icra hareketlerine maruz bırakılması nedeniyle hukuki anlamda tek fiil bulunmadığını kabul etmiştir. Her mağdura yönelik eylem için ayrı ceza belirlenmesi gerektiğinden mahkûmiyet hükümleri bozulmuştur. Tahrik oluşturan davranışın da ilgili mağdur yönünden değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Dolayısıyla kararın sonucu, bütün uygulamaların onanması değildir; basit cebir hakkındaki direnme gerekçesi korunurken suç sayısı ve buna bağlı ceza değerlendirmesi yanlış bulunmuştur.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 21.02.2024, E. 2023/562, K. 2024/83.

4. İNTİKAM VE AŞAĞILAMA AMACIYLA GERÇEKLEŞTİRİLEN CİNSEL SALDIRI İÇİN ALIKOYMANIN CİNSEL AMAÇ NİTELİKLİ HÂLİNİ OLUŞTURMASI

Olay. Sanıklardan biri, birlikte yaşadığı kadının telefonunda başka bir erkekle mesajlaşmalarını görmüştür. Bunun üzerine kadın aracılığıyla bir buluşma ayarlanmış; katılan, sanığın daha önce kiraladığı boş iş yerine çağrılmıştır. Burada bekleyen kişilerce kemik kırıklarına yol açacak biçimde darp edilmiş ve cisim kullanılarak nitelikli cinsel saldırıya maruz bırakılmıştır. Yargılama sonunda hürriyetten yoksun kılma, cinsel saldırı ve yaralamaya ilişkin mahkûmiyetler kurulmuştur. Başsavcılık, faillerin cinsel haz elde etmek yerine intikam amacıyla hareket ettiklerini belirterek TCK 109/5 artırımına itiraz etmiştir. Haksız tahrik uygulanıp uygulanmayacağı da ayrı bir uyuşmazlık olarak incelenmiştir.

Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi

Karar, saik ile gerçekleştirilen cinsel müdahalenin yöneldiği hukuki değer arasındaki ilişkinin dikkatle kurulmasını gerektirir. Failin kıskançlık, öfke veya cezalandırma isteğiyle hareket etmesi, kullandığı yöntemin cinsel dokunulmazlığı ihlal eden niteliğini ortadan kaldırmaz. Özgürlükten yoksun bırakma belirli bir cinsel saldırıyı mümkün kılmak için gerçekleştirilmişse, cinsel tatmin elde edilmediği savunması tek başına belirleyici değildir. Bununla birlikte bu yaklaşım, her aşağılama davranışının cinsel amaç taşıdığı anlamına gelmez. Hangi cinsel eylemin hedeflendiği veya gerçekleştirildiği somut olgularla ortaya konulmalıdır. Ağırlaştırıcı nedenin uygulanması genel bir ahlaki nitelemeye dayandırılamaz.

Dosyadaki karşı görüşlerin varlığı, yorumun kapsamının emsal kullanımında açıklanmasını özellikle önemli kılar. Çoğunlukça benimsenen sonuç ile sanık lehine ileri sürülen dar yorum birbirine karıştırılmamalıdır. Ayrıca cinsel amaç artırımı, yaralamanın bağımsız cezalandırılması ve haksız tahrik farklı hukuki sorulardır. Birinde ulaşılan sonuç diğerlerinin otomatik cevabı değildir. Bu kararın belirgin katkısı, failin saldırıyı hangi duyguyla başlattığı ile mağdurun hangi hakkını ihlal edecek yöntemi bilinçli olarak seçtiğinin ayrı incelenmesidir. Böyle bir inceleme, intikam savunmasının cinsel özgürlüğe yönelen planlı alıkoymayı görünmez kılmasını engeller.

Yargıtay’ın kararı

Ceza Genel Kurulu çoğunluğu, cinsel amaç kavramının yalnızca failin cinsel arzularını tatmin etmesine indirgenemeyeceğini kabul etmiştir. Nitelikli cinsel saldırıyı gerçekleştirmek için mağdurun alıkonulması ve cinsel özgürlüğüne müdahale edilmesi, somut olayda artırımı gerektirmiştir. Haksız tahrik bakımından da katılanın rızaya dayalı mesajlaşmasının koşulları ve tarafların hukuki ilişkisi değerlendirilmiş, sanık lehine uygulanma şartları bulunmamıştır. Başsavcılığın her iki uyuşmazlığa ilişkin itirazı reddedilmiştir. Cinsel amaç nitelikli hâlinin bu kapsamda yorumlanmasına katılmayan görüşler bulunmakla birlikte, kararın çoğunluk sonucu artırımın korunması yönündedir.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 22.11.2018, E. 2017/110, K. 2018/557.

5. CİNSEL SALDIRININ İCRA SÜRESİYLE SINIRLI TUTMANIN AYRICA HÜRRİYETTEN YOKSUN KILMA SUÇU OLUŞTURMAMASI

Olay. Aynı apartmanda oturan sanıktan telefon şarj aleti alan kadın, bunu sabah geri vereceğini söyleyerek evine dönmüştür. Kısa süre sonra kapıya gelen sanık şarj aletini istemiş; kadın içeri almaya gittiğinde rızası olmadan eve girmiştir. Kadını kollarından tutarak yatak odasına götürmüş ve basit cinsel saldırıda bulunmuştur. O sırada telefon numarasını da istemiş, verdiği numarayı arayarak doğruladıktan sonra üzerinden kalkmıştır. Kadın daha sonra sanığı evinden çıkarmıştır. Hürriyetten yoksun kılma mahkûmiyeti yönünden tartışma, bu tutma ve odalar arasındaki hareketin cinsel saldırının icrasından bağımsız bir özgürlük ihlali sayılıp sayılamayacağıdır.

Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi

Bu içtihat, vücut dokunulmazlığına yönelen suçlarla hareket özgürlüğü arasındaki doğal ilişkinin cezai sorumlulukta nasıl ele alınacağını göstermektedir. Cinsel saldırının işlenebilmesi için mağdurun belirli ölçüde tutulması gerekebilir; aynı hareketin bağımsız bir özgürlük suçu olarak da cezalandırılması her olayda zorunlu değildir. Ancak saldırıyı kolaylaştırmak için ayrı bir mekâna kaçırma, önceden kapatma veya saldırıdan sonra çıkışı engelleme gibi davranışlar ayrıca incelenmelidir. Değerlendirmenin merkezinde yalnızca saniye veya dakika hesabı bulunmaz. Tutmanın saldırının zorunlu icrası içinde kalıp kalmadığı ve bağımsız anlam taşıyıp taşımadığı belirlenmelidir.

Karardaki odalar arası yer değiştirme, her benzer hareket için otomatik cezasızlık ölçütü olarak kullanılamaz. Bir evin içindeki hareket de koşullarına göre bağımsız alıkoyma oluşturabilir; bu dosyada bütün davranışların saldırıyla sınırlı olduğu kabul edilmiştir. Emsal değerlendirmesinde olayın başlangıcı, mağdurun hareket imkânı ve saldırı bittikten sonra failin kontrolünün sürüp sürmediği açıklanmalıdır. Böylece bir yandan aynı icra hareketinden gereksiz ikinci suç çıkarılması önlenirken, diğer yandan cinsel saldırıya eşlik eden gerçek bir kaçırma veya kapatma fiilinin değerlendirme dışında kalması engellenir. Kararın sınırı, somut olayın bu bütünlüğüdür.

Yargıtay’ın kararı

Ceza Genel Kurulu çoğunluğu, somut olayda tutma ve alıkoymanın basit cinsel saldırının işlendiği süreyle sınırlı kaldığını kabul etmiştir. Telefon numarasının doğrulanması da saldırıyla bağlantılı olay bütünlüğü içinde değerlendirilmiştir. Mağdurun saldırıdan önce veya sonra ayrıca özgürlüğünden yoksun bırakıldığı bağımsız bir fiil saptanmamıştır. Bu nedenle kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurları oluşmadığı sonucuna ulaşılmış; Başsavcılığın itirazı kabul edilerek onama kararı kaldırılmış ve mahkûmiyet hükmü bozulmuştur. Üç üye bu sonuca katılmamıştır. Karar, cinsel saldırının cezalandırılmasını ortadan kaldırmayıp ayrıca kurulan özgürlük suçuna ilişkin hükmü değerlendirmektedir.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 26.12.2023, E. 2022/309, K. 2023/705.

6. KENDİNİ SAVUNAMAYAN MAĞDURUN BODRUMA VE ÇATIYA GÖTÜRÜLEREK CİNSEL SALDIRIYA UĞRATILMASININ ZİNCİRLEME ÖZGÜRLÜK SUÇU OLUŞTURMASI

Olay. Sanık ile amcasının kızı olan mağdur aynı binanın farklı dairelerinde yaşamaktadır. Mağdurun hafif ile orta derece sınırında zihinsel yetersizliği bulunduğu ve eylemlere karşı ruhsal bakımdan kendisini savunamayacağı belirlenmiştir. Sanık, farklı tarihlerde mağduru sokaktan alarak binanın bodrumuna veya çatı katına götürmüş ve cinsel saldırıda bulunmuştur. Başka bir olayda ise mağdur kendi evinde televizyon izlerken yanına giderek saldırıyı burada gerçekleştirmiştir. Sanık, çatı katını kendisinin ve ailesinin kullandığını, anahtarın kendisinde olduğunu ve mağdurun ailesine kullanım izni vermediğini de açıklamıştır. Tartışma, bu olayların tamamının cinsel saldırının zorunlu icrası içinde görülüp görülemeyeceğine ilişkindir.

Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi

Kararın ayırt edici özelliği, aynı fail ve mağdur arasındaki benzer saldırıları dahi tek bir hukuki kalıba sokmamasıdır. Her olayda mağdurun başlangıçta nerede bulunduğu ve failin onu başka bir yere götürüp götürmediği incelenmiştir. Mekânların birbirine yakın olması, özgürlüğün irade dışı biçimde yönlendirilmesini önemsizleştirmez. Özellikle anahtar ve fiilî kullanım hâkimiyeti, götürmenin mağdur bakımından ne anlama geldiğini açıklayan verilerdir. Bununla birlikte mülkiyet veya kullanım hakkı tek başına suçun delili değildir. Belirleyici olan, savunmasız kişiye yönelik hareketlerin somut işlevi ve saldırıdan ayrı özgürlük kısıtlamasıdır.

Zincirleme suç değerlendirmesinde ise kesintisiz devam eden tek bir alıkoyma ile sona erip farklı tarihlerde yeniden başlayan fiiller ayrılmalıdır. Mağdurun özgürlüğüne her dönüşünden sonra yeni bir götürme gerçekleşmesi, olayların zaman yönünden ayrıca kurulmasını gerektirir. Ortak suç işleme kararı ve fiillerin niteliği gösterilmeden sırf tekrar bulunduğu söylenerek artırım yapılamaz. Bu karar, cinsel suçlarla içtima, savunmasız mağdur ve zincirleme suç sorunlarının aynı olay içinde farklı aşamalarda çözülmesini göstermektedir. Mahkemenin gerekçesi de hangi olayın hangi suçun temelini oluşturduğunu açıkça ortaya koymalıdır.

Yargıtay’ın kararı

Ceza Genel Kurulu, mağdurun kendi evinde gerçekleşen olay ile sokaktan alınarak başka alanlara götürülmesini ayırmıştır. İlk olayda saldırı süresiyle sınırlı tutma ayrıca özgürlük suçu oluşturmamaktadır. Buna karşılık mağdurun bodruma ve çatıya taşınması bağımsız bir özgürlük ihlalidir. Bu yerlerin aynı binada bulunması ve ortak kullanım tartışması sonucu değiştirmemiştir. Bir suç işleme kararı kapsamında değişik tarihlerde gerçekleştirilen götürmeler yönünden, kendisini savunamayacak mağdura karşı cinsel amaçla zincirleme hürriyetten yoksun kılmanın unsurlarının oluştuğu kabul edilmiştir. Böylece bütün olaylara topluca suç oluşmadığı yönünde yaklaşılması isabetli bulunmamıştır.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 20.09.2023, E. 2020/355, K. 2023/461.

7. ON BEŞ YAŞINDAN KÜÇÜK ÇOCUĞUN CİNSEL AMAÇLI ALIKONULMAYA GÖSTERDİĞİ RIZANIN FİİLİ HUKUKA UYGUN HÂLE GETİRMEMESİ

Olay. Yetmiş yaşındaki sanık, ekmek almaya giden komşusunun on dört yaşındaki kızıyla karşılaşmış ve birlikte başka şehre gitmeyi teklif etmiştir. Çocuk, ailesinin kızacağını ve daha sonra sınavı bulunduğunu söylemesine rağmen teklif yinelenmiştir. Çocuk ailesine arkadaşına ders çalışmaya gideceğini bildirip sanıkla buluşmuş; birlikte gezmiş, alışveriş yapmış ve yemek yemişlerdir. Sanık daha sonra evine gitmeyi önermiş, para vereceğini söylemiştir. Durumu öğrenen annenin jandarmaya başvurması üzerine sanığa geri dönmesi bildirilmiş; dönüşte çocuk ailesine teslim edilmiştir. Yargılamada, cebir veya tehdit bulunmayan bu eylemin TCK 109 mu yoksa çocuğun kaçırılması ve alıkonulmasına ilişkin TCK 234 kapsamında mı kaldığı tartışılmıştır.

Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi

Burada rızanın varlığını saptamak ile rıza açıklama ehliyetini değerlendirmek ayrı aşamalardır. Birlikte yürümek, yemek yemek veya ulaşım aracına gönüllü binmek, kendi başına bütün hukuki soruları çözmez. Yaş, ilişkinin niteliği ve alıkoymanın amacı birlikte incelenmelidir. Aynı zamanda temel suçun oluşması için mutlaka fiziksel şiddet aranması da hatalıdır; bu kabul, cebir içermeyen özgürlük ihlallerini yaptırım dışında bırakır. Ancak karar, çocuklarla gerçekleştirilen her gündelik hareketin suç olduğu biçiminde okunmamalıdır. İncelenen olay, sanığın ısrarlı yönlendirmesiyle gerçekleşen ve cinsel amaç taşıdığı kabul edilen somut alıkoymadır.

TCK 109 ile 234 arasındaki değerlendirme de yalnızca çocuğun kaçmış olduğunun söylenmesine bırakılamaz. Suçların koruduğu menfaatler, failin konumu ve olayın özellikleri ayrı incelenmelidir. İddia ve savunmada çocuğun tam yaşı ile olayın süresinin belirlenmesi bu nedenle önem taşır. Sonradan pişmanlık veya ailenin şikâyetten vazgeçmesi de başlangıçtaki hukuka aykırılığın cevabı değildir. Kararın uygulama değeri, fiilî gönüllülüğün hukuki rıza yerine otomatik biçimde kullanılmasını engellemesi ve doğru suç vasfının, özgürlük ile aile düzeni bakımından ayrı bir inceleme gerektirdiğini göstermesidir.

Yargıtay’ın kararı

Ceza Genel Kurulu, somut alıkoymanın cinsel amaç taşıdığını ve çocuğun on beş yaşını tamamlamadığını dikkate almıştır. Bu yaştaki çocuğun gösterdiği rıza, özgürlüğüne yönelen söz konusu ihlali hukuka uygun hâle getiren bir neden kabul edilmemiştir. Özel dairenin eylemi TCK 234/3 kapsamında görerek verdiği bozma kararı kaldırılmış; TCK 109/1, 109/3-f ve 109/5 üzerinden kurulan mahkûmiyet onanmıştır. Cebir, tehdit veya hile kullanılmaması, temel özgürlük suçunun oluşmasına engel sayılmamıştır. Karar, çocuğun fiilen isteyerek gitmesiyle rızasının ceza hukuku bakımından geçerli olması arasındaki fark üzerine kurulmuştur.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 30.06.2015, E. 2014/678, K. 2015/267.

8. YAŞI YAKIN İKİ ÇOCUĞUN BİRLİKTE GECELEMESİNDE SUÇUN OLUŞUMU İLE KAÇINILMAZ HAKSIZLIK HATASININ AYRI İNCELENMESİ

Olay. Olay tarihinde yaklaşık on dört yıl on aylık olan mağdur, annesiyle tartışmasının ardından on altı yaşındaki erkek arkadaşıyla buluşmuştur. Bir süre gezdikten sonra suça sürüklenen çocuk onu evine bırakmak istemiş; mağdur annesiyle karşılaşmak istemediği için dönmeyi reddetmiştir. Bunun üzerine metruk bir eve giderek geceyi konuşup sohbet ederek geçirmişlerdir. Herhangi bir cinsel davranış gerçekleşmemiştir. Ertesi sabah mağdur, ailesine teslim edilmek üzere çocuk şubeye başvurmuş; suça sürüklenen çocuk da daha sonra gelmiştir. Ortaokul mezunu olan çocuğun eğitim ve sosyal koşulları dosyada araştırılmıştır. Yerel mahkemenin beraat hükmü üzerine suçun unsurları ve hata hükümleri ayrı uyuşmazlıklar hâline gelmiştir.

Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi

Bu ayrım ceza hukukunun sonuçlarını doğrudan değiştirmektedir. Bir fiilin hukuka uygun olması ile hukuka aykırı fiil nedeniyle belirli failin kusurlu sayılamaması aynı hukuki durum değildir. İlkinde suçun oluşumu veya hukuka aykırılık, ikincisinde cezalandırılabilir kusur tartışılmaktadır. Dolayısıyla karar yalnızca iki çocuğun arkadaşlığının suç olmadığı şeklinde özetlenirse çoğunluğun kurduğu hukuki yapı kaybolur. Tersine, on beş yaş altındaki her rıza tartışmasından zorunlu mahkûmiyet sonucu çıkarılması da bu dosyadaki hata değerlendirmesini görmezden gelir. Her aşama kendi koşullarıyla ve ayrı gerekçeyle ele alınmalıdır.

Kaçınılmazlık incelemesi, failin yalnızca hukuku bilmediğini söylemesine dayanmaz. Eğitim, deneyim, yaş, olayın gelişimi ve fiilin haksızlığını kavrayabilme imkânı somut olarak değerlendirilir. Bu kararda cinsel davranışın bulunmaması ile mağduru yalnız bırakmama açıklaması, çocuğun kişisel koşullarıyla birlikte önem kazanmıştır. Bu nedenle aynı gerekçenin yaş ve deneyim bakımından tamamen farklı bir yetişkine aktarılması mümkün değildir. Kararın güçlü yanı, korunmaya muhtaç mağdurun rızasına ilişkin ilkeyi sürdürürken, diğer çocuğun bireysel kusurunun ayrıca araştırılmasını sağlamasıdır. Hüküm türünün doğru seçilmesi de bu ayrımın usuldeki karşılığıdır.

Yargıtay’ın kararı

Ceza Genel Kurulu çoğunluğu, mağdurun on beş yaşını tamamlamaması nedeniyle rızasının somut alıkoymayı hukuka uygun kılmadığını kabul etmiştir. Ancak cinsel davranış bulunmamasını, suça sürüklenen çocuğun eğitimini ve sosyal koşullarını birlikte değerlendirerek fiilin haksızlığı konusunda kaçınılmaz hataya düştüğü sonucuna ulaşmıştır. Bu nedenle sonuç doğrudan beraat olarak korunmamıştır. Hüküm, kusurluluğu ortadan kaldıran hata nedeniyle ceza verilmesine yer olmadığı biçiminde düzeltilerek onanmıştır. Bazı üyeler suçun hiç oluşmadığı, bazıları ise hata koşullarının bulunmadığı görüşündedir. Çoğunluk, suçun maddi oluşumu ile failin kusurluluğunu birbirinden ayırarak karar vermiştir.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 29.11.2023, E. 2021/428, K. 2023/635.

9. POLİSİN ADLİ İŞLEM GEREKTİREN BİR NEDEN OLMADAN KİŞİLERİ KELEPÇELEYİP EKİP ARACINDA DOLAŞTIRMASININ SUÇ OLUŞTURMASI

Olay. Eşi ve çocuklarıyla takside bulunan şikâyetçi, yolu kapatan çöp aracının kaldırılmasını istemiş; yakındaki polislerden yardım talep etmiştir. Dosyaya yansıyan olayda bu talep tartışmaya dönüşmüş, polis memurları şikâyetçi ve diğer katılana cebir uygulamıştır. Katılanlar kelepçelenip polis aracına bindirilerek yaklaşık yirmi ile yirmi beş dakika dolaştırılmıştır. Kendilerine tehdit içerikli sözler söylendiği, buna karşılık karakola götürülmedikleri ve haklarında adli işlem yapılmadığı belirtilmiştir. Daha sonra serbest bırakılan katılanlar yönünden yerel mahkeme beraat kararı vermiştir. Direnme üzerine temel sorun, kolluk görevlisi sıfatının bu özgürlük kısıtlamasına hukuki dayanak oluşturup oluşturmadığıdır.

Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi

Kolluğun müdahalesinde araç, kelepçe ve resmî sıfat bulunması, fiili kendiliğinden hukuka uygun hâle getirmez. Özgürlük sınırlamasının hangi kanuni sebebe, hangi somut olguya ve hangi amaçla dayandığı açıklanmalıdır. Bir kişinin görevlilerle tartışmış olması da her durumda yakalama yetkisi doğurmaz. Götürülen yerin karakol olmaması ve hiçbir tutanak düzenlenmemesi gibi olgular, müdahalenin gerçek niteliğinin değerlendirilmesinde önem taşıyabilir. Ancak hukuka aykırılık yalnızca evrak eksikliğine indirgenemez. Asıl mesele, kişiyi kontrol altına alma yetkisinin doğup doğmadığı ve bu yetkinin sınırları içinde kullanılıp kullanılmadığıdır.

Karar, suçun kısa sürmesinin görev dışı özgürlük kısıtlamasını meşrulaştırmadığını da göstermektedir. Sonradan serbest bırakma, başlangıçtaki ihlali ortadan kaldıran bir hukuka uygunluk nedeni değildir; koşulları varsa cezaya etkisi ayrıca incelenir. Bu iki aşamanın karıştırılması, serbest bırakılmış her olayda suçun oluşmadığı sonucuna götürebilir. Çok mağdurlu olaylarda ise her kişinin araca bindirilmesi ve denetim altında tutulması ayrı incelenmelidir. Kurulun yaklaşımı, kamu gücünün kullanımını kişisel öfke veya cezalandırma aracı olmaktan çıkaran sınırı somutlaştırmakta; yasal yetkinin varlığı ile icranın ölçüsünün birlikte denetlenmesini gerektirmektedir.

Yargıtay’ın kararı

Ceza Genel Kurulu çoğunluğu, katılanların yakalanıp karakola götürülmesini gerektiren bir suç bulunmadığını ve polislerin kanuni görev ve yetki sınırlarını aştığını kabul etmiştir. Zorla araca bindirme, dolaştırma ve tehdit eylemleri hürriyetten yoksun kılmanın unsurlarını oluşturmuştur. Eylemlerin tek fiil hâlinde gerçekleşmediği dikkate alınarak mağdur sayısınca değerlendirme yapılması gerektiği belirtilmiştir. Kurul, beraat hükümlerini bozmuştur. Güvenli yerde serbest bırakmaya bağlı etkin pişmanlık koşullarının da ayrıca tartışılması gerektiğini ifade etmiştir; bu husus doğrudan ve koşulsuz indirim verilmesi şeklinde aktarılmamalıdır. Sonuç, görevin ifası savunmasının somut kanuni yetkiyle desteklenmesi gereğine dayanmaktadır.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 29.12.2021, E. 2018/316, K. 2021/703.

10. ALIKONULAN MAĞDURDA SUÇUN CEBİR UNSURU SINIRINDA YARALANMA BULUNMASININ ETKİN PİŞMANLIĞI KENDİLİĞİNDEN ENGELLEMEMESİ

Olay. Çarşı iznindeki iki asker, polis memurları tarafından kimlik kontrolünden sonra araca bindirilmiş ve bir süre alıkonulmuştur. Mağdurlar, ıssız bir alana götürülüp darbedildiklerini anlatmıştır. Sonrasında sanıklar onları petrol istasyonuna götürmüş, ellerini ve yüzlerini yıkamalarını sağlamış ve şeker vermiştir. Mağdurlar askerlik yaptıkları kışlanın karşısındaki güvenli bir yerde bırakılmıştır. Raporlarda yaralanmaların basit tıbbi müdahaleyle giderilebilir olduğu belirtilmiştir. Mahkûmiyetler onandıktan sonra Başsavcılık, suçun sabit olmadığı ve haksız tahrik uygulanması gerektiği gerekçeleriyle itiraz etmiştir. Kurul incelemesinde etkin pişmanlık konusu da ayrıca gündeme alınmıştır.

Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi

Etkin pişmanlıkta mağdurun şahsına zarar verilmemesi koşulu, kullanılan her fiziksel güçten otomatik biçimde indirim yasağı çıkarılarak yorumlanmamıştır. Cebrin suçun unsurunu oluşturduğu durumla ayrıca ve bağımsız zarar doğuran saldırı arasında hukuki bağlantı araştırılmalıdır. Bununla birlikte karar, bütün yaralanmaların önemsiz olduğu veya her basit müdahalelik raporun mutlaka indirim doğurduğu anlamına gelmez. Yaralanmanın icra süreci içindeki işlevi ve diğer koşullar birlikte belirleyicidir. Serbest bırakmanın iradî oluşu, zamanı ve bırakılan yerin güvenliği araştırılmadan yalnızca raporun sonucuna dayanılarak hüküm kurulamaz.

Bu dosya, mağdurun ilk götürüldüğü yer ile son bırakıldığı yerin ayrı değerlendirilmesini de gerektirir. Başlangıçtaki ıssız alanın tehlikeli olması, sonraki serbest bırakmanın nerede gerçekleştiği sorusunun cevabı değildir. Tersine, güvenli bir yere bırakma da öncesindeki hukuka aykırılığı geriye dönük ortadan kaldırmaz. Suçun sübutu, tahrik ve etkin pişmanlık üç farklı inceleme alanıdır. Kurul bunlardan ilk ikisinde sanık lehine itirazı reddetmiş, sonuncusunda bozma vermiştir. Kararın isabetli kullanımı, bu sonuçların ayrılmasına ve indirim koşullarının her sanıkla her mağdur bakımından somutlaştırılmasına bağlıdır.

Yargıtay’ın kararı

Ceza Genel Kurulu çoğunluğu, suçun kanıtlanmadığı ve tahrik koşullarının bulunduğu itirazlarını kabul etmemiştir. Bununla birlikte yaralanmaların hürriyetten yoksun kılma suçunun cebir unsuru niteliğinde kaldığını, mağdurların güvenli yerde kendiliğinden bırakıldığını dikkate almıştır. Bu koşullarda TCK 110 uygulamasının mümkün olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Başsavcılık itirazı bu değişik gerekçeyle kabul edilmiş; onama kaldırılıp mahkûmiyetler etkin pişmanlığın gözetilmemesi nedeniyle bozulmuştur. Karar, suçun oluşmadığı veya polislerin davranışının hukuka uygun olduğu yönünde değildir. Sabit kabul edilen suç nedeniyle cezanın belirlenmesinde dikkate alınması gereken ayrı bir indirim sebebini ele almaktadır.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 29.12.2021, E. 2019/175, K. 2021/701.

11. YALAN İFADE VERDİRMEK İÇİN ALIKONULAN KİŞİNİN EVİNE BIRAKILMASINDA MANEVİ ZARARIN ETKİN PİŞMANLIĞI ENGELLEMEMESİ

Olay. Sanıklardan birinin yönlendirmesiyle katılan evinden görüşme bahanesiyle aşağı çağrılmış ve arabaya bindirilerek alışveriş merkezindeki bir yere götürülmüştür. Burada kendisinden, sanığın yakılan aracına ilişkin başka bir kişiyi suçlayıcı ifade vermesi istenmiştir. Katılan gerçeğe aykırı beyanda bulunmayı kabul etmeyince kendisine ve ailesine zarar verileceği bildirilmiş; depo olarak kullanılan alanda tutulmuştur. Baskı sonucunda istenilen ifadeyi vermeyi kabul eden katılan, sanıklarla karakola gitmiş ve ifade vermiştir. Ardından sanıklar tarafından arabayla alındığı evin önüne bırakılmıştır. Yargılamada hürriyetten yoksun kılma mahkûmiyetleri kurulmuş, Başsavcılık itirazı üzerine etkin pişmanlığın uygulanması da incelenmiştir.

Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi

Buradaki ayrım, korkutmanın suçun icrasında taşıdığı işleve ilişkindir. Tehdit, kişinin bir yerde kalmaya veya götürülmeye mecbur bırakılmasının aracı olabilir. Bu yüzden mağdurun korkmuş olmasından hareketle bütün tehditli alıkoymalarda etkin pişmanlığın imkânsız olduğu sonucuna ulaşılması, düzenlemenin uygulama alanını önemli ölçüde ortadan kaldırır. Bununla birlikte manevi zararın bu kapsama alınmaması, tehditlerin önemsiz veya hukuka uygun olduğu anlamına gelmez. Bu davranışlar özgürlük suçunun oluşumunda ve olayın ağırlığında değerlendirilir. İndirim ise suç sonrasındaki davranışa bağlanan ayrı bir cezai sonuçtur.

Katılanın karakola götürülmüş olması da hangi suç yönünden ve hangi aşamada soruşturma başladığı sorusunun yerine geçmez. Olayda verilen ifade başka bir fiile ilişkin olup özgürlükten yoksun bırakmanın yetkili makamlarca öğrenilme süreci ayrıca önem taşımaktadır. Dolayısıyla zaman çizelgesi kurulurken bütün resmî başvurular tek bir işlem gibi değerlendirilmemelidir. Serbest bırakmanın kim tarafından, nerede ve hangi koşullarda sağlandığı açıklanmalıdır. Karar, failin bir başka hukuka aykırı amacını gerçekleştirdikten sonra mağduru bırakmasının dahi etkin pişmanlık koşulları bakımından bağımsız inceleme gerektirdiğini; suçun tamamlanmasıyla cezaya etkili sonraki davranışın farklı sorular olduğunu göstermektedir.

Yargıtay’ın kararı

Ceza Genel Kurulu, katılanın soruşturma başlamadan önce, sanıkların kendi iradeleriyle ve güvenli bir yerde serbest bırakıldığını kabul etmiştir. Ev önüne bırakılması güvenlik koşulunu karşılamış, katılanın şahsına zarar verilmediği belirlenmiştir. Yaşadığı korku ve baskının doğurduğu manevi zarar ise TCK 110 bakımından indirim olanağını kendiliğinden ortadan kaldıran zarar kapsamında görülmemiştir. Bu nedenle onama kararı ilgili sanıklar yönünden kaldırılmış, mahkûmiyetler etkin pişmanlığın gözetilmemesi sebebiyle bozulmuştur. Karar, dosyadaki örgüt suçuna ilişkin ayrı gerekçe tartışmasını da içermekle birlikte, özgürlük suçu yönünden bozma bu somut serbest bırakma koşullarına dayanmaktadır.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 30.03.2021, E. 2017/1086, K. 2021/146.

12. SAVUNMASIZ MAĞDURUN GEÇERSİZ RIZASININ ÖZGÜRLÜK SUÇUNU ORTADAN KALDIRMAMASI ANCAK CİNSEL AMACIN VARSAYIMLA KABUL EDİLEMEMESİ

Olay. Zihinsel yetersizliği bulunan mağdur, akrabası olan sanıkla birlikte evden ayrılmış ve birkaç gün başka bir yerde kalmıştır. Olaydan sonra cinsel saldırıya ve tehdit edilerek götürülmeye ilişkin anlatımlarda bulunmuştur. Ancak bu açıklamaların farklı aşamalardaki içeriği değişmiş; tıbbi ve kriminal bulgular ile beyanların güvenilirliğine ilişkin uzman değerlendirmeleri tartışılmıştır. Sanık, birlikte isteyerek gittiklerini, fakat cinsel ilişki gerçekleşmediğini savunmuştur. Yerel mahkeme, birkaç gün birlikte kalınmasının başka türlü açıklanamayacağı yaklaşımını da kullanarak cinsel saldırı ve cinsel amaçlı hürriyetten yoksun kılmadan mahkûmiyet kurmuştur. Kurul önündeki mesele, aynı delillerin iki suç ve ağırlaştırıcı amaç bakımından yeterli olup olmadığıdır.

Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi

Karar, ağırlaştırıcı bir unsurun suçun temel biçiminin ispatından otomatik olarak çıkarılamayacağını göstermektedir. Birlikte birkaç gün kalmak, bağlama göre önemli bir delil olabilir; fakat belirli cinsel davranışın veya amacın zorunlu kanıtı değildir. Mahkemenin başka bir açıklama düşünememesi ile iddianın şüpheyi aşan delille kanıtlanması aynı durum değildir. Öte yandan rızanın geçersizliği, her fiilin veya bütün nitelikli hâllerin kanıtlandığı sonucunu doğurmaz. Savunmasız kişinin korunması ile sanığın ispat güvenceleri birlikte gözetilmelidir. Böylece koruyucu norm, delil boşluğunu dolduran bir varsayıma dönüştürülmemiş olur.

Beyanın güvenilirliğine ilişkin bu somut değerlendirme, zihinsel yetersizliği olan kişilerin anlatımlarının genel olarak değersiz olduğu şeklinde genelleştirilemez. İletişim imkânları, uzman yardımı, açıklamaların içeriği ve diğer deliller her dosyada ayrıca incelenmelidir. Benzer şekilde tıbbi bulgu bulunmaması da her cinsel saldırı iddiasını kendiliğinden çürüten bir kural değildir. Bu kararda birbirini etkileyen özel delil sorunları birlikte değerlendirilmiştir. Emsal olarak kullanılırken geçersiz rıza, özgürlük suçunun sübutu ve cinsel amaç artırımı ayrı başlıklar olarak düşünülmelidir. Hükümde hangi unsurun sabit, hangisinin şüpheli kaldığının açıklanması, doğru suç vasfı ve ceza için zorunludur.

Yargıtay’ın kararı

Ceza Genel Kurulu çoğunluğu, somut dosyadaki çelişkiler ve uzman bulguları karşısında nitelikli cinsel saldırının kesin biçimde kanıtlanamadığını kabul etmiştir. Buna karşılık kendisini savunamayacak mağdurun birlikte gitmeye ve kalmaya gösterdiği rıza hukuken geçerli sayılmadığından özgürlük suçu oluşmuştur. Ancak cinsel amacın da varsayımla kabul edilemeyeceği belirtilmiştir. Cinsel saldırı yönünden beraat gerekliliği, özgürlük suçu yönünden ise TCK 109/5 artırımının koşullarının bulunmaması nedeniyle direnme hükümleri bozulmuştur. Bu sonuç, bütün özgürlük suçundan beraat verilmesi gerektiği anlamına gelmez; temel fiil ile cinsel amaç nitelikli hâlinin ispatı ayrılmıştır.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 07.11.2019, E. 2019/481, K. 2019/652.

13. OKUL ÖNÜNDE ÇOCUĞU HIRKASINDAN ÇEKEREK GÖTÜRMEYE ÇALIŞMANIN TEŞEBBÜS SAYILMASI VE İCRA SIRASINDAKİ TEHDİDİN AYRI SUÇ YAPILAMAMASI

Olay. Sanık okul önünde gördüğü çocuğa konuşmak için seslenmiş, çocuk arkasını dönüp gitmek isteyince hırkasından tutarak çekiştirmiştir. Bu sırada okulda küçük düşürüleceğini söyleyerek tehditte bulunmuştur. Çocuk bağırarak yardım istemiş ve kendisini kurtarıp kaçmıştır. Yardıma gelenleri gören sanık da uzaklaşmıştır. İlk yargılamada özgürlük suçu ve tehdit için ayrı cezalar verilmiş; önceki bozma kararında fiilin cebir ve tehditle hürriyetten yoksun kılmaya teşebbüs olduğu açıklanmıştır. Sonraki yargılamalarda sanığın ceza sorumluluğuna ilişkin farklı raporlar ortaya çıkmış; Adli Tıp Kurumundan alınan raporla suç tarihindeki sorumluluğunun tam olduğu belirlenmiştir.

Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi

Teşebbüs tartışmasında belirleyici olan, özgürlüğü sınırlamaya elverişli icra hareketlerine başlanmasına rağmen amaçlanan sonucun tamamlanıp tamamlanmadığıdır. Çocuğun hırkasından tutulması ve çekilmesi olayın başlangıç hareketleridir; bağırarak kurtulması ise icranın neden sonuca ulaşmadığını açıklamaktadır. Failin yardıma gelenlerden uzaklaşması da kendiliğinden vazgeçme şeklinde değerlendirilemez. Ancak bu içtihattan bütün kısa süreli tutmaların teşebbüs olduğu sonucu çıkarılmamalıdır. Bazı kısa olaylarda özgürlük kısıtlaması tamamlanmış olabilir. Fiilin bütünlüğü ve mağdur üzerinde kurulan fiilî denetim somut olarak incelenmelidir.

Tehdidin ayrıca cezalandırılması bakımından da aynı olayın işlevsel bağlantısı önemlidir. Gitmeyi engellemek için icra sırasında kullanılan söz, özgürlük suçunun nitelikli biçimini oluşturan araç olabilir. Bu sözün bağımsız başka bir tehdit mi, yoksa aynı icranın unsuru mu olduğu açıklanmadan iki ceza kurulamaz. Ceza sorumluluğu yönünden ise raporlar arasındaki farklılık giderilmeden karar verilmemesi, fiilin sübutuyla failin kusur yeteneğinin ayrı sorular olduğunu gösterir. Son hüküm, gerekli araştırma tamamlandıktan sonra onanmıştır. Karar, suçun aşaması, içtima ve failin sorumluluğunun birbirinin yerine geçirilmeden incelenmesi bakımından önem taşımaktadır.

Yargıtay’ın kararı

İncelenen son hükümde sanık, çocuğa karşı cebir ve tehditle hürriyetten yoksun kılmaya teşebbüsten cezalandırılmıştır. Yargıtay, çocuğun anlatımı ve yardım isteyen çocuğu gören tanığın beyanı ışığında sübut kabulünü yerinde bulmuştur. Adli Tıp Kurumu raporunun değerlendirilmesinde de isabetsizlik görülmemiştir. Önceki bozmayla kurulan hukuki çerçeve doğrultusunda tehdit, özgürlük suçunun icra aracı olarak değerlendirilmiştir. Daire mahkûmiyeti onamıştır. Bu karar, ilk bozmanın kendisi olmayıp o bozma ve sonraki araştırmalar sonrasında verilen hükmün denetimidir. Teşebbüs niteliği ile ceza sorumluluğu incelemesi aynı dosyada ayrı ayrı korunmuştur.

Künye: Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 30.04.2024, E. 2024/15818, K. 2024/3670.

14. HAMİLE EŞİN AİLESİNE GİTMESİNİN TEHDİTLE ENGELLENMESİNİN EVLİLİK İÇİNDE DE HÜRRİYETTEN YOKSUN KILMA OLUŞTURMASI

Olay. Eşler arasında çıkan tartışmada, beş aylık hamile olan kadın ailesinin yanına gitmek istemiştir. Kadın, sanığın kendisini tehdit ettiğini, kapıyı kilitlediğini ve ayrılmasına izin vermediğini anlatmıştır. Polis ekiplerini araması üzerine olay yerine gelinmiş, müdahaleye ilişkin tutanak düzenlenmiştir. Sanık ise tehditte bulunmadığını, yalnızca gitmesini istemediğini söyleyerek suçlamayı reddetmiştir. İlk hüküm önceki temyiz incelemesinde suç vasfı nedeniyle bozulmuş; yeni yargılamada tehditle eşe karşı kişiyi hürriyetinden yoksun kılmadan mahkûmiyet kurulmuştur. Son temyizde eylemin ispatı yanında kazanılmış hak ve tekerrüre bağlı infaz düzenlemesi de denetlenmiştir.

Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi

Bu olayda birlikte yaşanan ev, yalnızca aile ilişkisinin mekânı değildir; eşin hareket özgürlüğünün de korunduğu alandır. Ortak yaşam yükümlülüğü, bir eşe diğerini evde tutma veya ailesine gitmesini zorla engelleme yetkisi tanımaz. Ayrılmamasını istemek ile tehdit yoluyla ayrılmasını fiilen imkânsızlaştırmak arasındaki fark delillerle kurulmalıdır. Sanığın olayı sıradan bir tartışma olarak tanımlaması, müdahalenin gerçek niteliğini tek başına belirlemez. Tutanak, beyanlar ve kapının kullanımına ilişkin bilgiler bu nedenle birlikte önem taşır. Hamilelik olgusu da olayın bağlamını açıklarken, uygulanacak her nitelikli hâlin ayrı gerekçesinin yerine geçirilemez.

Kazanılmış hak yönünden yapılan düzeltme ise suç vasfıyla infaz sonucunun birbirine karıştırılmaması gerektiğini göstermektedir. Önceki hükümden kaynaklanan ceza sınırı, doğru hukuki nitelendirme yapılmasını engelleyen bir sebep olarak görülmez; korunacak sonuç hükümde usulüne uygun ifade edilir. Bu dosyada ayrıca tekerrürün gerektirdiği infaz rejimi ile denetim süresini belirleme yetkisi ayrılmıştır. Emsalden yararlanırken yalnızca mahkûmiyetin korunması söylenip düzeltmenin gerekçesi atlanmamalıdır. Karar, aile içi kontrol davranışının cezai niteliği ile temyiz sonrasında korunacak ceza güvencesinin aynı hükümde ayrı düzlemlerde değerlendirilmesini göstermektedir.

Yargıtay’ın kararı

Yargıtay, kadın beyanı ile olay yerine gelen görevlilerin tutanağını ve bütün delilleri birlikte değerlendirerek suçun sübutunda isabetsizlik görmemiştir. Evlilik ilişkisi, eşin evden ayrılma iradesinin tehditle bastırılmasını hukuka uygun hâle getirmemiştir. Bununla birlikte hükümde kazanılmış hakkın sonuç ceza olarak gösterilmesi ve infaz sonrasındaki denetim süresinin mahkemece sınırlandırılması hatalı bulunmuştur. Bu hususlar yeniden yargılama gerektirmediğinden düzeltilmiş ve hüküm düzeltilerek onanmıştır. Kararın sonucu, kusurun veya suçun reddine ilişkin değildir; sabit kabul edilen eşe karşı özgürlük ihlalinin mahkûmiyeti korunmuş, ceza ve infazın hükümde ifade biçimi düzeltilmiştir.

Künye: Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 25.09.2023, E. 2023/330, K. 2023/6508.

15. KAPI DIŞARIDAN KİLİTLENDİĞİNDE YARALI MAĞDURUN PENCEREDEN ÇIKABİLECEĞİ VARSAYIMIYLA BERAAT VERİLEMEMESİ

Olay. Sanık, bir tartışmanın ardından katılanın evinin dış kapısını asma kilitle kapatmıştır. Savunmasında katılanın kendisini ölümle tehdit ettiğini, eve silah almaya gittiğini düşündüğü için korkuyla böyle davrandığını söylemiştir. Katılan ise evin arka tarafında pencere bulunduğunu, ancak yaralı olduğu için buradan çıkamadığını anlatmıştır. Jandarma geldiğinde mağdur pencereden kapının kilitli olduğunu bildirmiş; anahtarın teslim edilmesi ve muhtarın yardımıyla kapı açılmıştır. Yerel mahkeme, evin konumu ve arka pencere nedeniyle çıkış imkânı bulunduğunu değerlendirerek beraat kararı vermiştir. Tartışma, kâğıt üzerinde görünen alternatif çıkışın mağdur bakımından gerçekten kullanılabilir olup olmadığı üzerinde yoğunlaşmıştır.

Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi

Özgürlük kısıtlaması değerlendirilirken mağdurdan olağan dışı bir tehlikeye katlanması veya kendisini zorlayarak kaçması beklenemez. Bir pencerenin varlığı, bütün kişiler için aynı pratik çıkış imkânını yaratmaz. Yükseklik, fiziksel durum ve yaralanma gibi koşullar kullanılabilirliği etkiler. Bu nedenle sadece mekân planı üzerinden özgürlüğün korunmuş olduğu sonucuna varılması eksik kalabilir. Bununla birlikte herhangi bir kilitleme de diğer unsurlar araştırılmaksızın otomatik mahkûmiyet sebebi değildir. Mağdurun başka çıkışları gerçekten kullanıp kullanamadığı ve failin oluşturduğu engelin kapsamı somut delillerle belirlenmelidir.

Savunmanın hukuka uygunluk iddiası da olayın kronolojisi içinde incelenmelidir. Korku açıklaması, saldırının mevcut olup olmadığı ve seçilen müdahalenin hukuki şartları araştırılmadan kabul veya reddedilemez. Ancak bu kararın dayandığı belirgin hata, yaralı mağdurun fiilî çıkış imkânının göz ardı edilmesidir. Sanığın sözleri ile mahkemenin sabit kabul ettiği olgular ayrı aktarılmalıdır. İçtihat, hürriyetten yoksun bırakmanın yalnızca soyut mekânsal engelden ibaret olmadığını; engelin somut kişi üzerindeki etkisinin de değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Mağdurun kurtarılma biçimi bu etkinin anlaşılmasında özellikle açıklayıcı bir delildir.

Yargıtay’ın kararı

Yargıtay, katılanın yaralı olduğunu ve kendi imkânıyla çıkamadığını, özgürlüğüne jandarmanın müdahalesiyle kavuştuğunu dikkate almıştır. Beyanlar, sanığın kapıyı kilitlediğini kabul eden savunması ve tutanak birlikte değerlendirilerek hürriyetten yoksun kılmanın unsurlarının oluştuğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu nedenle beraat hükmü bozulmuştur. Sanığın korktuğunu söylemesi, somut deliller karşısında fiilin hukuka uygun bulunduğu bir sonuca dönüştürülmemiştir. Pencereden çıkmanın teorik olarak mümkün görünmesi de yaralı kişinin fiilî durumundan bağımsız değerlendirilmemiştir. Karar, özgürlüğün geri kazanılma imkânının mağdurun gerçek koşulları içinde ele alınmasına dayanmaktadır.

Künye: Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 10.10.2023, E. 2020/13536, K. 2023/7270.

16. KARDEŞİNİN EVDEN ÇIKMASINI COP VE BİBER GAZIYLA ENGELLEYİP KAPIYI KİLİTLEYEN SANIK HAKKINDA MAHKÛMİYETİN KORUNMASI

Olay. Sanık, kardeşi olan mağdurun evine giderek yanında getirdiği copla ona vurmuştur. Mağdur evden dışarı çıkmak üzere kapıya yöneldiğinde sanık cebir kullanarak çıkmasını engellemiş, biber gazı sıkmış ve kapıyı kilitlemiştir. Sağlık raporlarında yaralanmanın basit tıbbi müdahaleyle giderilebilir olduğu belirtilmiştir. Yargılama sonunda özgürlük suçundan mahkûmiyet kurulmuş; bölge adliye mahkemesi incelemesinden sonra sanık müdafii temyize başvurmuştur. Savunmada suçun unsurlarının oluşmadığı, sanığın eylemi gerçekleştirmediği, mağdurun şikâyeti bulunmadığı ve takdiri indirim uygulanması gerektiği ileri sürülmüştür. Böylece fiziksel saldırıyı izleyen kapatma fiili ve kullanılan araçların hukuki önemi Yargıtay önüne taşınmıştır.

Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi

Bu olayda darp eylemi ile çıkışın engellenmesi farklı anlarda görünür hâle gelmektedir. Mağdurun kapıya yönelmesi, gitme iradesini; failin cebir ve biber gazıyla buna karşılık vermesi ise bu iradeyi etkisizleştirmesini açıklamaktadır. Bu nedenle olay yalnızca iki kardeş arasındaki kavga olarak tanımlanamaz. Akrabalık, belirli suçlarda ayrıca önem taşısa da burada hangi ağırlaştırıcı nedenin hangi davranıştan çıkarıldığı açık gösterilmelidir. Kardeş olma olgusu, üstsoy, altsoy veya eşe ilişkin bütün hükümlerin kendiliğinden uygulanması anlamına gelmez. Kullanılan araçlar ile fiilî kapatma, kendi hukuki koşulları içinde değerlendirilir.

Biber gazının ve copun olay içindeki kullanımı, kişinin direnme imkânını ve çıkış güvenliğini etkileyen somut verilerdir. Silah nitelendirmesi yalnızca araç adına dayandırılmadan, ilgili kanuni çerçeve ve kullanım biçimiyle ilişkilendirilmelidir. Ayrıca takdiri indirim, sanığın sırf talep etmesiyle zorunlu hâle gelen bir uygulama değildir; kararın gerekçesi denetime elverişli olmalıdır. Bu içtihatta temyiz, hem fiilin ispatı hem yaptırımın belirlenmesi bakımından değerlendirilmiştir. Karar, gündelik aile çatışması içinde başlayan şiddetin, mağdurun ayrılma iradesi bastırıldığında özgürlük suçuna dönüşen yönünün açıkça ortaya konulması bakımından yararlıdır.

Yargıtay’ın kararı

Daire, mağdur beyanını, sanık savunmasını, sağlık raporlarını ve tanık anlatımlarını birlikte değerlendirmiştir. Evden çıkmanın cebir ve silah niteliğindeki araçlarla engellenmesine ilişkin kabulün delillerle uyumlu olduğunu belirtmiştir. Takdiri indirimin uygulanmamasına ilişkin gerekçe de dosya koşullarına uygun bulunmuştur. Sanık müdafiinin temyiz sebepleri yerinde görülmemiş; bölge adliye mahkemesi kararı yönünden temyiz istemi esastan reddedilerek hüküm onanmıştır. Mağdurun şikâyetinin bulunmadığı savunması, bu dosyada mahkûmiyeti ortadan kaldırmamıştır. Karar, aile içindeki ilişkinin özgürlüğü sınırlamaya izin vermediğini, kapıyı kilitlemeye uzanan fiilin yaralamadan ayrı olarak değerlendirilmesini göstermektedir.

Künye: Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 01.10.2025, E. 2023/3201, K. 2025/7231.

17. EVE VE CİNSEL BİRLİKTELİĞE BAŞLANGIÇTA RIZA GÖSTEREN KİŞİNİN SONRADAN AYRILMASININ BIÇAKLA ENGELLENMESİNİN SUÇ OLUŞTURMASI

Olay. Katılan, sanıklardan birinin daveti üzerine diğer sanıkla cinsel birliktelik için eve gitmiştir. Birliktelik sonrasında ayrılmak istediğinde tehdit edilmiş ve bıçak gösterilerek evde kalmaya zorlanmıştır. Katılan arkadaşlarına mesajla çıkamadığını bildirmiş; gelen arkadaşları kapı önünde bırakılmak istediğini söyleyen sesini duymuştur. Kapı açıldığında sanığın elinde bıçak bulunduğu, katılanın telaşla dışarı çıktığı tanıklarca anlatılmıştır. Sanık, yalnızca evde kalması için ısrar ettiklerini, tehdit veya bıçakla zorlama olmadığını savunmuştur. Daha önce savunma hakkına ilişkin bozma sonrasında kurulan yeni mahkûmiyet, suçun unsurları ve deliller bakımından yeniden temyiz edilmiştir.

Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi

Rıza, belirli bir zamanda ve belirli davranışlar bakımından açıklanır; kişinin daha önce eve girmiş veya yakınlık kurmuş olması, ayrılma hakkından sürekli vazgeçtiğini göstermez. Bu olayda özgürlük ihlalinin başlangıcı, katılanın kalmak istemediğini belli etmesinden sonra ortaya çıkan engellemedir. Önceki gönüllülük ile sonraki cebir arasında zaman yönünden ayrım yapılmadığında yanlış bir hukuka uygunluk sonucu doğabilir. Benzer biçimde cinsel birlikteliğe rıza, bulunulan yerde tutulmaya rıza yerine geçirilemez. İddia ve savunmanın, hangi davranış için hangi anda irade açıklandığı üzerinden değerlendirilmesi gerekir.

Tanıkların kapı önünde duydukları ve kapı açıldığında gördükleri, içeride geçen bütün süreci görmemelerine rağmen olayın son bölümünü doğrulayan delillerdir. Bu tür destekleyici verilerin ispat gücü, doğrudan gözlemin kapsamı açıklanarak belirlenmelidir. Ceza tayininde ise birden fazla nitelikli hâlin bulunması ile aynı fıkradan yapılacak artırımın hesabı ayrı düşünülmelidir. Karar, nitelikli hâllerin ağırlığının temel ceza gerekçesinde de tartışılmasını gerektirmektedir. Bunun yanında aleyhe başvuru bulunmaması, temyizde sanığın cezasının ağırlaştırılmasına ilişkin sınırları etkiler. Dosyanın sonucu bu iki düzlemin birlikte korunmasıyla anlaşılabilir.

Yargıtay’ın kararı

Yargıtay, başlangıçtaki gönüllü gelişin sonraki alıkoymaya rıza anlamına gelmediğini somut olay üzerinden ortaya koymuştur. Katılanın ayrılma iradesine rağmen tehditle ve bıçakla tutulması, diğer sanıkla birlikte cinsel amaçla hürriyetten yoksun kılma olarak kabul edilmiştir. Mahkûmiyet onanmıştır. Daire ayrıca silahla ve birden fazla kişiyle işlenme hâllerinin birlikte bulunmasının temel cezada alt sınırdan uzaklaşmayı gerektirdiğini belirtmiş; bu yöndeki eksikliği aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapmamıştır. Böylece onama, hükümdeki her ceza tercihinin eleştirisiz benimsenmesi şeklinde gerçekleşmemiştir. Suçun sübutu korunurken sanık lehine kanun yolu sınırı da gözetilmiştir.

Künye: Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 25.09.2023, E. 2023/1495, K. 2023/6514.

18. ÖNEMLİ EKONOMİK KAYIP ARAŞTIRILMADAN VE EK SAVUNMA VERİLMEDEN TCK 109 DÖRDÜNCÜ FIKRA UYARINCA CEZA KURULAMAMASI

Olay. Sanık hakkında iftira ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından yargılama yapılarak mahkûmiyetler kurulmuştur. Özgürlük suçuna ilişkin iddianamede TCK 109/4 uygulaması istenmemesine rağmen mahkeme bu hükme göre de yaptırım belirlemiştir. Sanığa bu uygulama nedeniyle ek savunma hakkı verilmemiştir. Öte yandan mağdurun özgürlüğünden yoksun bırakılmasının hangi ekonomik kayba yol açtığı araştırılmamış, kaybın önemli sayılmasının nedenleri gerekçede açıklanmamıştır. Yayımlanan karar, alıkoymanın fiziksel ayrıntılarından çok bu yargılama ve ceza belirleme hatalarını ele almaktadır. Sanığın temyizi üzerine hem savunma imkânının kapsamı hem ekonomik sonucun ispatı denetlenmiştir.

Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi

Ekonomik bakımdan önemli kayıp değerlendirmesi, yalnızca mağdurun üzülmüş veya çalışamamış olabileceğinin söylenmesine bırakılamaz. Kayıp doğuran somut ilişki, dönem ve nedensellik ortaya konulmalıdır. Alıkoyma nedeniyle kaçırılan gelir, yapılamayan işlem veya doğan başka zarar ileri sürülüyorsa bunların gerçekliği ve ağırlığı araştırılmalıdır. Her ekonomik sonuç aynı önemde değildir; değerlendirme somut mağdurun koşulları ve olayın etkisiyle ilişkilendirilmelidir. Bununla birlikte ceza davasındaki bu araştırma, her durumda ayrı bir tazminat hesabının aynen yapılması anlamına gelmez. Aranan, uygulanan kanuni sonucun dayandığı olguların denetlenebilir biçimde gösterilmesidir.

Savunma hakkı yönünden de hukuki nitelendirme yetkisi ile sürpriz yaptırım kurulması birbirinden ayrılır. Mahkemenin iddianamedeki sevk maddesiyle her durumda bağlı olmaması, sanığın daha ağır veya farklı sonuç doğuran uygulamadan haberdar edilmesini gereksiz kılmaz. Sanık, ekonomik kaybın varlığına, kendisiyle bağlantısına veya önemine karşı delil ve açıklama sunabilmelidir. Maddi koşullar araştırılmadan verilen ek savunma da tek başına eksik ispatı tamamlamaz. Bu karar, usule ilişkin güvenceyle maddi ceza koşulunun birlikte aranmasını sağlar: Ek savunma eksikliği ve ekonomik sonucun kanıtlanmaması, birbirinin yerine geçmeyen iki ayrı hukuka aykırılıktır.

Yargıtay’ın kararı

Yargıtay, ek savunma verilmemesini CMK 226 kapsamında savunma hakkının kısıtlanması olarak değerlendirmiştir. Ayrıca 109/4 uygulaması için mağdurun maddi zararının araştırılması ve kanuni koşulların ne şekilde gerçekleştiğinin gerekçelendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu iki eksiklik nedeniyle özgürlük suçuna ilişkin hüküm bozulmuştur. İftira yönünden ise maddi eser ve delil uydurmaya bağlı artırımın koşullarının bulunmaması ayrı bir bozma sebebi oluşturmuştur. Karar, ekonomik kayıp hükmünün her hürriyetten yoksun kılma mahkûmiyetine kendiliğinden eklenemeyeceğini göstermektedir. Ağırlaştırıcı ekonomik sonuç, suçun temel fiilinden bağımsız olarak kanıtlanmalı ve sanığın buna karşı savunma imkânı sağlanmalıdır.

Künye: Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 28.03.2022, E. 2019/6543, K. 2022/5136.

19. MAĞDURUN KÜÇÜK KARDEŞİNE BIÇAK DAYAYARAK EVDEN AYRILMASINI ENGELLEMENİN TEHDİT YOLUYLA ÖZGÜRLÜK SUÇU OLUŞTURMASI

Olay. Sosyal paylaşım sitesi üzerinden tanışan tarafların görüşmeleri, katılanın istememesi üzerine sona ermiştir. Sanık daha sonra katılanın annesiyle yaşadığı eve gitmiş; kapı açılınca zorla içeri girip kilitlemiştir. Katılan balkondan yardım istemiş ve çıkışa yönelmiştir. Ancak sanığın bıçağı küçük kardeşinin boğazına tutması nedeniyle evden ayrılamamıştır. Daha sonra kapıya gelen bir kişiye de bıçakla saldırı ve tehdit gerçekleşmiş; komşuların müdahalesiyle olay son bulmuştur. Sanık suçlamaları reddetmiştir. Mahkûmiyetlere ilişkin incelemede tanık anlatımları, katılanların birbirini doğrulayan beyanları, raporlar ve iletişim kayıtları birlikte ele alınmıştır. Aynı olayda farklı mağdurlara yönelen davranışların ayrı suçlara etkisi de önem taşımıştır.

Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi

Bu olay, özgürlüğü kısıtlayan tehdidin mutlaka mağdurun kendi bedenine yönelmesinin gerekmediğini göstermektedir. Yakınına zarar verilmesi tehdidi de kişinin gitme iradesini etkisizleştirebilir. Burada katılanın çıkış yolunda fiziksel olarak tutulması kadar, küçük kardeşinin güvenliği nedeniyle ayrılamaması önemlidir. Tehdidin kim aracılığıyla ve hangi kişiye yöneltildiği açıklaştırılmadan olayın özgürlük boyutu tam anlaşılamaz. Bununla birlikte yakına yönelik her tartışma otomatik alıkoyma sayılmaz. Tehdit ile mağdurun hareket serbestisinin engellenmesi arasındaki somut bağlantı gösterilmelidir. Kapının kilitlenmesi ve bıçaklı davranışın birlikte etkisi değerlendirilir.

Suçların içtimaı bakımından ise aynı olayda tehdit mahkûmiyeti bulunması, özgürlük suçunun aracı olan her tehdidin ayrıca cezalandırılacağı anlamına gelmez. Farklı kişilere ve farklı aşamalarda yönelen fiiller ayrılmalıdır. Bu dosyada kapıya gelen kişiye karşı davranışlar da bulunmaktadır. Hangi sözün veya silahlı hareketin hangi suçun temelini oluşturduğu belirtilmeden genel bir mükerrerlik veya ayrı cezalandırma sonucu çıkarılamaz. Kararın ispat yönündeki değeri de bu olay bütünlüğünden kaynaklanır. Önceki ilişki, zorla giriş, yardım çağrısı, çıkışın engellenmesi ve üçüncü kişilere yönelen hareketler zaman sırasıyla incelendiğinde hukuki nitelendirme denetlenebilir hâle gelir.

Yargıtay’ın kararı

Yargıtay, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, tehdit ve konut dokunulmazlığını ihlal suçlarına ilişkin mahkûmiyetleri hukuka uygun bulup onamıştır. Silahla basit yaralama yönünden ise cezanın türü ve miktarı nedeniyle hükmün kesin olduğu kabul edilerek temyiz istemi reddedilmiştir. Dolayısıyla yaralama mahkûmiyetinin esastan onandığı söylenmemelidir. Özgürlük suçu bakımından katılanın çıkış iradesinin bıçakla küçük kardeşine yöneltilen tehdit üzerinden bastırıldığı olay örgüsü korunmuştur. Hüküm, yalnızca katılanın tek bir beyanına değil, birbirini destekleyen delillerin bütününe dayalı bulunmuştur. Önceki tanışıklık veya görüşme, eve zorla girme ve alıkoyma için izin sayılmamıştır.

Künye: Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 21.09.2023, E. 2020/8289, K. 2023/6420.

20. MAĞDURUN KENDİSİ Mİ ÇIKTIĞI YOKSA KOLLUK TARAFINDAN MI KURTARILDIĞI AÇIKLAŞTIRILMADAN MAHKÛMİYET KURULAMAMASI

Olay. Katılan, birlikte yaşadığı sanığın kapıyı kilitleyip kendisini evde tuttuğunu ve gitmekte ısrar edince dövdüğünü ileri sürmüştür. Soruşturmada bir süre sonra dışarı çıktığını, tanımadığı birinden yardım isteyerek polisi aradığını anlatmıştır. Kovuşturmada ise kırk beş gün boyunca alıkonulduğunu ve pencereden seslendiği kişinin haber vermesiyle kolluk tarafından kurtarıldığını söylemiştir. Yakalama tutanağında katılanla cadde üzerinde görüşüldüğü, sanığın da daha sonra ev önünde görüldüğü belirtilmiştir. Raporlarda basit tıbbi müdahaleyle giderilebilir yaralanmalar bulunmakla birlikte sanık suçlamayı reddetmiştir. Bu koşullarda olayın sona erme biçimi ve katılanın evden nasıl çıktığı açıklığa kavuşmamıştır.

Av. Çağrı Ayboğa’nın değerlendirmesi

Süreye ilişkin anlatımlar, kesintisiz suç niteliğindeki hürriyetten yoksun kılmada özellikle önem taşır. Kırk beş günlük kapatma iddiasıyla belirli bir tartışmadan sonra dışarı çıkma anlatımı aynı olay çerçevesini oluşturmayabilir. Bununla birlikte ifade farklılığı otomatik olarak yalan beyan anlamına gelmez. Soruların kapsamı, olayın anlatılma biçimi ve tutanakların içeriği açıklığa kavuşturulmalıdır. Mahkeme hangi anlatımı neden benimsediğini göstermelidir. Kolluk tutanağı da içeriği tartışılmadan bütün iddiaları doğrulayan bir belge sayılmaz. Belgenin gerçekten hangi aşamayı kayda aldığı ve görevlilerin neyi doğrudan gördüğü belirlenmelidir.

Özgürlüğe kavuşmanın biçimi, fiilin tamamlanması ve sona ermesinin değerlendirilmesine katkı sağlar; fakat kişinin sonunda dışarı çıkmış olması önceki alıkoymayı kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Aynı şekilde kolluğa dışarıda başvurulması, ev içinde hiçbir kısıtlama yaşanmadığının zorunlu kanıtı değildir. Bu dosyada gereken, iki uç varsayımdan birini seçmek yerine çelişkiyi araştırmaktır. Karar, mağdur beyanı ile maddi kayıtların birbirini nasıl tamamladığının veya hangi noktalarda ayrıldığının açıklanmasını zorunlu kılmaktadır. Böylece mahkûmiyetin şikâyetin ağırlığına değil, suçun somut icrasını ortaya koyan yeterli ve denetlenebilir delil değerlendirmesine dayanması sağlanır.

Yargıtay’ın kararı

Yargıtay, soruşturma anlatımı, kovuşturma anlatımı ve tutanak arasındaki farklılıkların giderilmesini gerekli görmüştür. Katılanın kendi imkânlarıyla mı yoksa başkasının yardımıyla mı çıktığı belirlenmeli, gerekirse tutanağı düzenleyen görevliler dinlenmelidir. Bu araştırmalar yapılmadan verilen mahkûmiyet hukuka aykırı bulunarak bozulmuştur. Karar doğrudan beraat verilmesi gerektiğine ilişkin değildir; deliller arasındaki önemli uyumsuzluğun giderilmesini isteyen eksik araştırma bozmasıdır. Yaralanma raporlarının bulunması, alıkoymanın bütün unsurlarının ve süresinin kendiliğinden ispatlandığı şeklinde değerlendirilmemiştir. Özgürlüğün nasıl kısıtlandığı kadar ne zaman ve nasıl geri kazanıldığı da hukuki durumun belirlenmesi için gerekli görülmüştür.

Künye: Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 14.12.2023, E. 2021/315, K. 2023/10064.

Ankara’da Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Dosyalarında Avukat Desteği

Doğrudan CevapAnkara’da bu dosyalar Ankara Adliyesi ya da Ankara Batı Adliyesi’ndeki Cumhuriyet başsavcılığında soruşturulur, iddianamenin kabulünden sonra asliye ceza mahkemelerinde, cinsel amaçla işlenen dosyalarda ağır ceza mahkemelerinde görülür. Soruşturmanın ilk gününden itibaren müdafi ya da vekil yardımından yararlanılması önerilir.

Ayboğa Avukatlık Bürosu, Çankaya’daki ofisinden Ankara ve çevre illerdeki kişiyi hürriyetinden yoksun kılma dosyalarında hem şüpheli ve sanık müdafiliği hem müşteki vekilliği yürütmektedir. Çalışmanın odağı, alıkoymanın süresinin ve rızanın varlığının somut delillerle ortaya konulması, hangi fıkranın uygulanacağının doğru belirlenmesi ve etkin pişmanlık ile hükmün açıklanmasının geri bırakılması gibi lehe hükümlerin gözden kaçmamasıdır.

Ankara’da yürüyen dosyalarda pratik bir ayrıntı, olayın hangi ilçede gerçekleştiğine göre yetkili adliyenin değişmesidir. Sincan, Etimesgut ve Yenimahalle çevresinde başlayan olaylar Ankara Batı Adliyesi’ne, Çankaya, Keçiören ve Mamak çevresindeki olaylar Ankara Adliyesi’ne gider. Suç mütemadi olduğundan güzergah iki adliyenin yetki alanından geçiyorsa yetki itirazı gündeme gelebilir; bu itirazın soruşturma aşamasında ileri sürülmesi zaman kaybını önler.

Dosyanızda alıkoyma iddiası, cebir ya da tehdit tartışması veya cinsel amaç nitelendirmesi bulunuyorsa, ifade ve savunma hazırlığının delil durumuna göre kurgulanması gerekir. Büroya ve diğer çalışma alanlarına Ankara avukat sayfamızdan ulaşabilirsiniz.

Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçu Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun cezası ne kadar?
Temel şeklinde bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir. Fiili işlemek için ya da işlerken cebir, tehdit veya hile kullanılmışsa ceza iki yıldan yedi yıla kadar hapis olarak belirlenir. Nitelikli hallerde bu cezalar ayrıca artırılır.
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu şikayete tabi mi?
Hayır. Suçun takibi şikayete bağlı değildir; savcılık öğrendiği anda kendiliğinden soruşturma başlatır. Mağdurun şikayetinden vazgeçmesi kamu davasının açılmasını engellemez, açılmış davayı düşürmez. Suç uzlaşma kapsamında da değildir.
Hürriyeti tahdit suçunda zamanaşımı kaç yıl?
Suçun temel şeklinde dava zamanaşımı sekiz yıldır. Nitelikli hallerin gerçekleşmesi ve öngörülen hapis cezasının üst sınırının beş yılı aşması halinde zamanaşımı on beş yıl olarak uygulanır. Süre, alıkoymanın sona erdiği günden işlemeye başlar.
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma davasına hangi mahkeme bakar?
Kural olarak asliye ceza mahkemesi görevlidir. Cinsel amaç artırımının da uygulandığı ve öngörülen cezanın üst sınırının on yılı aştığı dosyalarda görev ağır ceza mahkemesine geçer. Yetkili mahkeme suçun işlendiği yer mahkemesidir.
Suçun oluşması için kişinin ne kadar süre alıkonulması gerekir?
Kanun belirli bir süre öngörmemiştir. Yargısal uygulamada anlık ve önemsiz engellemeler suç sayılmazken, mağdurun hürriyetinden yoksun kaldığının kabul edilebileceği bir sürenin geçmesi aranır. Sürenin uzunluğu temel cezanın belirlenmesinde de dikkate alınır.
Mağdurun rızası varsa suç oluşur mu?
Geçerli ve özgür iradeyle verilmiş rıza suçun oluşmasını engeller. Ancak rızanın alıkoymanın sürdüğü her an bakımından devam etmesi gerekir. Mağdur ayrılmak istediğini bildirdiği halde alıkoyma sürüyorsa, o andan itibaren suç oluşur.
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda etkin pişmanlık nasıl uygulanır?
TCK m. 110 uyarınca fail, soruşturmaya başlanmadan önce mağduru şahsına zarar vermeksizin kendiliğinden güvenli bir yerde serbest bırakırsa cezanın üçte ikisine kadarı indirilir. Kolluk baskısıyla ya da mağdurun kaçması sonucu sona eren alıkoymada bu indirim uygulanmaz.
Hürriyeti tahdit suçunda HAGB verilir mi?
Hükmolunan ceza iki yıl veya daha az hapis ise ve diğer şartlar varsa hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Suçun temel şeklinde bu mümkündür; nitelikli hallerde ceza sınırın üzerine çıktığı için uygulama alanı kalmaz.
Suçun cezası adli para cezasına çevrilir mi?
TCK m. 109/4’teki bin güne kadar adli para cezası, hapis cezasının yerine değil onunla birlikte uygulanır. Hükmedilen hapis cezasının seçenek yaptırıma çevrilmesi ise yalnızca bir yıl ve altındaki cezalarda, TCK m. 50 şartlarıyla gündeme gelir.
Araçtan indirmemek kişiyi hürriyetinden yoksun kılma sayılır mı?
Mağdurun inmek istediğini bildirmesine karşın aracın durdurulmaması ve yolculuğun sürdürülmesi bu suçu oluşturabilir. Belirleyici olan, mağdurun ayrılma iradesinin hangi anda ortaya konulduğu ve bu talebin ne kadar süre karşılıksız kaldığıdır.
Şikayet dilekçesi nereye verilir ve nasıl hazırlanır?
Dilekçe, suçun işlendiği yer Cumhuriyet başsavcılığına verilir. Alıkoymanın başlangıç ve bitiş saati, güzergahı ve delilleri ayrıntılı yazılmalıdır. Suç mütemadi olduğundan alıkoymanın devam ettiği yerlerden birinin savcılığı da yetkilidir.
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda tutuklama kararı verilir mi?
Tutuklama, Ceza Muhakemesi Kanunu m. 100’deki genel şartlara göre değerlendirilir; kuvvetli suç şüphesi ve kaçma ya da delilleri karartma tehlikesi aranır. Verilen tutuklama kararına karşı süresi içinde itiraz yoluna başvurulabilir.
Eşe karşı işlenmesi cezayı artırır mı?
Evet. TCK m. 109/3-e uyarınca suçun üstsoy, altsoy veya eşe karşı işlenmesi halinde ceza bir kat artırılır. Bent evlilik devam ederken işlenen fiilleri kapsar; boşanma kesinleştikten sonra eski eşe karşı işlenen fiilde bu artırım uygulanmaz.
Suç uzlaşmaya tabi mi, ön ödeme kapsamında mı?
Hayır. Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu ne uzlaşma ne de ön ödeme kapsamındadır. Taraflar arasında anlaşma sağlanması kamu davasını sona erdirmez; en çok cezanın bireyselleştirilmesinde dikkate alınabilir.

İlgili Rehberler

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (CMK 231)

İki yıl ve altındaki cezalarda hükmün askıya alınması, denetim süresi ve güncel düzenleme.

Rehberi oku

Savcılığa Şikayet Dilekçesi

Cumhuriyet başsavcılığına verilecek şikayet dilekçesinin unsurları ve delil talepleri.

Dilekçeyi incele

Koşullu Salıverilme ve Şartlı Tahliye

Kesinleşen hapis cezasının ne kadarının kurumda çekileceği ve denetimli serbestlik süreleri.

Hesabı gör

Ceza Dava Dosyası Nasıl Kapanır?

Soruşturma ve kovuşturma aşamalarında dosyanın hangi kararlarla sona erdiği.

Aşamaları gör

Kaynakça

Mevzuat Bilgi Sistemi - 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, m. 109 ve m. 110 - mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.5237.pdf
Mevzuat Bilgi Sistemi - 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, m. 19 kişi hürriyeti ve güvenliği - mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.2709.pdf
Mevzuat Bilgi Sistemi - 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, m. 100 ve m. 231 - mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.5271.pdf
Mevzuat Bilgi Sistemi - 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun - mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.5275.pdf
T.C. Yargıtay Başkanlığı Karar Arama - TCK m. 109 içtihatları - karararama.yargitay.gov.tr/
Av. Çağrı Ayboğa, Ayboğa Avukatlık Bürosu, Ankara

Av. Çağrı Ayboğa Kimdir?

Ayboğa Avukatlık Bürosu - Ankara Barosu Sicil No: 34507 - Çankaya / Ankara

Av. Çağrı Ayboğa, Ankara Barosu’na kayıtlı bir avukattır ve ceza hukuku alanında çalışmaktadır. Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, cebir, tehdit ve yağma gibi hürriyete ve kişilere karşı suçlara ilişkin soruşturma ve kovuşturmalarda müdafilik ile müşteki vekilliği yürütmektedir.

Bu rehber 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun esas alınarak hazırlanmış, hukuki doğruluğu 20 Ekim 2026 tarihinde Av. Çağrı Ayboğa tarafından denetlenmiştir. Metin bilgilendirme amaçlıdır; her dosya kendi belgeleriyle değerlendirilmelidir.

LinkedIn - YouTube - Google Haritalar

Avukata Sor

Hakkınızda kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan soruşturma başlatıldıysa ya da bu suçun mağduru olduysanız, dosyadaki delilleri ve ifade tutanaklarını iletin; süreci birlikte değerlendirelim.

Avukata Sor Ankara Ceza Avukatı

Danışmanlık ücretlidir. Görüşme ücretleri 2025-2026 TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca uygulanır.

Ayboğa Avukatlık Bürosu Ankara İletişim ve Harita

BüroAyboğa Avukatlık Bürosu
AdresEmek Mah. Bişkek Cd. 26/3 Çankaya / Ankara
Çalışma saatleriHafta içi 09.00 - 18.00

© 2026 Ayboğa Law Firm — Tüm hakları saklıdır.KVKKGizlilik Politikası