Ceza Hukuku
Trend

TCK 86/1 Kasten Yaralama Suçunun Temel Hali ve Cezası

TCK 86/1  Güncelleme Tarihi: 18 Ağustos 2026 | Av. Çağrı Ayboğa

TCK 86/1 nedir? TCK 86/1, kasten yaralama suçunun temel halini düzenler: Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Yaralanmanın etkisi basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek kadar hafifse ceza TCK 86/2 uyarınca belirlenir; yüzde sabit iz, kemik kırığı veya hayati tehlike gibi ağır sonuçlarda ise TCK 87 devreye girer. TCK 86/1 uzlaştırma kapsamındadır.

Bir kavga anı, bir itiş kakış, bir el hareketi: Ceza hukukunun en kalabalık dosya grubu olan yaralama yargılamaları çoğu zaman saniyeler içinde doğar; ama sonuçları yılları bulur. Kasten yaralama suçunun temel hali TCK 86/1 hükmünde düzenlenmiştir ve maddenin bütün nitelikli halleri ile TCK 87 kapsamındaki ağırlaşmış sonuçlar, ceza hesabına bu temel hükümden başlar.

Bu yazıda hükmün unsurlarını, 86/2 ile arasındaki kritik sınırı ve aralarında Ceza Genel Kurulu kararlarının da bulunduğu on altı emsal Yargıtay kararını birebir metinleriyle inceliyoruz. Ağır neticeler için TCK 87 neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama rehberimiz de yol göstericidir.

TCK 86/1 Nedir?

TCK 86/1, üç ayrı neticeyi tek hükümde toplar: vücuda acı verme, sağlığın bozulması ve algılama yeteneğinin bozulması. Mağdurun canının yanması yeterlidir; kalıcı bir hasar aranmaz. Sağlığın bozulması fiziksel veya ruhsal olabilir; algılama yeteneğinin bozulması ise kişinin bilinç ve idrak durumuna yönelik etkileri kapsar. Suç serbest hareketlidir: yumrukla, itmekle, cisim fırlatmakla ve hatta doğrudan temas olmaksızın gerçekleştirilebilir.

TCK 86 Kanun Metni

5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 86. maddesinin yürürlükteki tam metni aşağıdadır; bu yazının konusu işaretlenmiştir. Resmi metin için mevzuat.gov.tr üzerindeki 5237 sayılı Kanuna bakabilirsiniz.

Kasten yaralama

Madde 86 – (1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) (Ek fıkra: 31/3/2005-5328/4 md.) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbî müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması hâlinde, mağdurun şikâyeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur. (Ek cümle: 12/5/2022-7406/3 md.) Suçun kadına karşı işlenmesi hâlinde cezanın alt sınırı altı aydan az olamaz.

(3) Kasten yaralama suçunun;

a) Üstsoya, altsoya, eşe, boşandığı eşe veya kardeşe karşı,

b) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,

c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle,

d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,

e) Silahla,

f) (Ek: 12/5/2022-7406/3 md.) Canavarca hisle,

İşlenmesi hâlinde, şikâyet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında artırılır. (Ek cümle: 12/5/2022-7406/3 md.) (f) bendi bakımından verilecek ceza bir kat artırılır.

Suçun Unsurları

  • Fail ve mağdur: Herkes fail ve mağdur olabilir; mağdurun eş, akraba veya kamu görevlisi olması fiili 86/3 kapsamına taşır.
  • Fiil ve netice: Vücuda acı veren ya da sağlığı veya algılama yeteneğini bozan her hareket yeterlidir; netice ile hareket arasında illiyet bağı bulunmalıdır.
  • Manevi unsur: Suç kasten işlenir; doğrudan kast yanında olası kast da yeterlidir. Dikkat ve özen yükümlülüğünün ihlaliyle gerçekleşen yaralanmalar ise taksirle yaralama suçunu oluşturur.
  • Öldürme kastıyla sınır: Kullanılan alet, hedef alınan bölge ve darbe sayısı gibi ölçütler fiilin yaralama mı kasten öldürmeye teşebbüs mü olduğunu belirler; bu ayrım ceza aralığını katlar.

86/1, 86/2 ve TCK 87 Sınırı Nasıl Çizilir?

Yaralama dosyalarının kaderi adli raporlarda yazar. Yaralanmanın kişi üzerindeki etkisi basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafifse fiil TCK 86/2 kapsamındaki hafif yaralamadır ve şikayete tabidir. Etki bu ölçüyü aşıyorsa temel hüküm olan 86/1 uygulanır. Yaralama yüzde sabit iz, kemik kırığı, organ zayıflaması veya hayati tehlike gibi ağır bir netice doğurmuşsa, ceza 86/1 üzerinden belirlenip TCK 87 uyarınca artırılır. Aşağıda birebir verdiğimiz Ceza Genel Kurulu kararının vurguladığı gibi, ilk rapordaki BTM ifadesi hakimi bağlamaz; kesin nitelendirme, bekleme süreleri tamamlanıp kesin rapor alınmadan yapılamaz.

TCK 86/1 Cezası Ne Kadar?

  • Temel ceza: Bir yıldan üç yıla kadar hapistir; alt sınırdan uzaklaşmada fiilin işleniş biçimi, kastın yoğunluğu ve meydana gelen zarar gözetilir.
  • Nitelikli hallerle birleşme: Fiil silahla ya da 86/3 kapsamındaki kişilere karşı işlenmişse ceza yarı oranında artırılır; bentlerin ayrıntıları için kardeş yazılarımıza bakabilirsiniz.
  • Sonuç cezanın kurumları: İki yıl ve altında kalan sonuç cezalarda hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve erteleme değerlendirilebilir; adli para cezasına çevirme temel halde mümkündür.

Şikayet, Uzlaştırma ve Yargılama

  • Şikayet: TCK 86/1 şikayete tabi değildir; soruşturma kendiliğinden yürütülür ve şikayetten vazgeçme davayı düşürmez.
  • Uzlaştırma: TCK 86/1 uzlaştırma kapsamındadır; dosya uzlaştırma bürosuna gönderilmeden kovuşturma aşamasına geçilemez ve uzlaşma sağlanırsa dava düşer.
  • Görevli mahkeme: Görevli mahkeme asliye ceza mahkemesidir.
  • Haksız tahrik ve meşru savunma: Yaralama dosyalarının en sık savunmaları haksız tahrik indirimi ile meşru savunmadır; karşılıklı kavgalarda ilk haksız hareketin kimden geldiği cezayı dörtte üçe kadar indirebilir veya tamamen kaldırabilir.
  • İnfaz: Kesinleşen cezanın infaz süresini İnfaz Hesaplama Programı ile hesaplayabilirsiniz.

Avukata Sor: TCK 86/1 Dosyanızı Birlikte Değerlendirelim

Yaralamanın 86/1 mi, 86/2 mi yoksa TCK 87 kapsamında mı olduğu tamamen adli raporların doğru okunmasına bağlıdır ve ceza aralığını kökten değiştirir. Sorularınız için bize ulaşabilirsiniz.

Avukata Sor

Danışmanlık Ücretlidir: Hukuki danışmanlık hizmetlerimiz, 2025-2026 TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAUT) uyarınca ücrete tabidir.

TCK 86/1 Yargıtay Kararları

Aşağıdaki on altı emsal karar, bu hükmün sınırlarını uygulamada çizen kararlardır ve özet metinleri birebir aktarılmıştır.

Yüzde Sabit İz Meydana Getiren Yaralanmada Adli Rapor BTM İfadesi Taşısa Bile Temel Ceza TCK 86/1 Uyarınca Belirlenmelidir

Gece saatlerinde iş yeri önünde bulunan bir bisiklete taraflardan birine ait köpeğin saldırarak lastiğini patlatması üzerine tartışma çıkmıştır. Tartışmanın büyümesiyle birden fazla kişinin katıldığı kavga meydana gelmiş; sanık, yerden aldığı cam parçasıyla mağdurun yüzüne ve vücudunun farklı bölgelerine vurmuştur.

İlk hastane raporunda mağdurun sağ elinde ve dizinde yaralanmalar, yüzünde birden fazla kesi ve sol gözünün altında kesi bulunduğu belirtilmiştir. Adli Tıp Şube Müdürlüğünce olaydan hemen sonra düzenlenen raporda yaralanmanın basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olduğu ifade edilmiş, ancak yüzde sabit iz yönünden olay tarihinden en az altı ay sonra yeniden muayene yapılması gerektiği bildirilmiştir.

Bekleme süresinin ardından yapılan muayenede mağdurun yüzündeki yaralanmanın sabit iz niteliğinde olduğu tespit edilmiştir. Böylece ilk raporda basit tıbbi müdahaleyle giderilebilir olarak değerlendirilen yaralanmanın, iyileşme sürecinden sonra mağdurun yüzünde kalıcı iz bıraktığı anlaşılmıştır.

İlk derece mahkemesi, yüzde sabit iz meydana getiren yaralanmanın basit yaralama olarak kabul edilemeyeceğini değerlendirmiştir. Sanığın temel cezasını TCK 86/1 uyarınca belirlemiş; cam parçasının silah sayılması nedeniyle TCK 86/3-e, mağdurun yüzünde sabit iz meydana gelmesi nedeniyle de TCK 87/1-c hükümlerini uygulamıştır.

Yargıtay 1. Ceza Dairesi başlangıçta ilk adli rapordaki “basit tıbbi müdahaleyle giderilebilir” tespitini esas almıştır. Daire, temel cezanın TCK 86/2 uyarınca belirlenmesi gerektiğini kabul ederek yerel mahkeme hükmünü bozmuştur.

Yerel mahkeme, yüzde sabit iz gibi kalıcı ve ağır bir sonucun meydana geldiği yaralanmanın TCK 86/2 kapsamında kabul edilmesinin kanunun sistematiğine aykırı olduğunu belirterek önceki hükmünde direnmiştir. Uyuşmazlık bunun üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunun önüne gelmiştir.

Ceza Genel Kurulu, TCK 86/2’nin yalnızca kişi üzerindeki etkisi basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif kalan yaralanmalar için uygulanabileceğini belirtmiştir. Yüzde sabit iz ise TCK 87’de özel olarak düzenlenen, kalıcı sonuç doğuran ağırlaşmış bir yaralanmadır.

Kurula göre adli raporda kullanılan “BTM ile giderilebilir” ifadesi hâkimi hukuki nitelendirme bakımından mutlak şekilde bağlamaz. Adli tıp raporu yaralanmanın tıbbi özelliklerini ortaya koyar; bu özelliklere göre hangi kanun hükmünün uygulanacağını belirlemek mahkemeye aittir.

TCK 87/1’in düzenlenişinde TCK 86/1 ve 86/3 kapsamındaki yaralamalar esas alınmış, TCK 86/2’deki hafif yaralama ayrıca gösterilmemiştir. Bu nedenle yüzde sabit iz gibi TCK 87 kapsamında kalan bir neticenin gerçekleşmesi hâlinde temel cezanın TCK 86/2 üzerinden belirlenmesi kanunun sistematiğiyle bağdaşmaz.

Ceza Genel Kurulu ayrıca yüzde sabit iz tespitinin, kural olarak yaralanmanın üzerinden en az altı ay geçtikten sonra yapılması gerektiğini vurgulamıştır. Yaranın iyileşme süreci tamamlanmadan düzenlenen rapor, sabit izin bulunup bulunmadığının belirlenmesi bakımından yeterli değildir. Hekim gerekli görürse değerlendirme süresi daha da uzatılabilir.

Sonuç olarak yüzde sabit iz meydana getiren yaralanmanın kişi üzerindeki etkisinin hafif olarak kabul edilemeyeceğine, temel cezanın TCK 86/1 uyarınca belirlenmesi gerektiğine ve yerel mahkemenin direnme gerekçesinin isabetli olduğuna karar verilmiştir. Hüküm yalnızca hak yoksunluklarına ilişkin bölüm yönünden düzeltilerek onanmıştır.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 24.04.2018 Tarih, 2017/216 Esas, 2018/188 Karar.

Yaralanma BTM İle Giderilebilir Nitelikteyse Temel Cezanın TCK 86/1 Uyarınca Belirlenmesi Fazla Cezaya Neden Olur

Sanık ile oğlu olan mağdur arasında olay günü tartışma çıkmıştır. Tartışmanın büyümesi üzerine sanık, mağduru kasten yaralamıştır. Dosyada bulunan adli muayene raporunda yaralanmanın kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olduğu açıkça belirtilmiştir.

Yerel mahkeme, yaralanmanın tıbbi niteliğine rağmen temel cezayı TCK 86/1 uyarınca belirlemiştir. Eylemin altsoya karşı ve silahla gerçekleştirildiğini kabul ederek TCK 86/3-a ve 86/3-e hükümlerini de uygulamış; ardından haksız tahrik ve takdiri indirim hükümleri üzerinden sonuç cezaya ulaşmıştır.

Karar olağan kanun yoluna başvurulmadan kesinleşmiştir. Ancak temel cezanın belirlenmesinde kullanılan kanun maddesi ile hükme esas alınan adli rapor arasında açık bir uyumsuzluk bulunduğundan Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozma yoluna başvurulmuştur.

Yargıtay 1. Ceza Dairesi, TCK 86/1 ile TCK 86/2 arasındaki ayrımın yaralanmanın kişi üzerindeki etkisine göre yapılacağını belirtmiştir. TCK 86/1 suçun temel şeklini, TCK 86/2 ise etkisi basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif kalan daha az cezayı gerektiren hâli düzenlemektedir.

Somut olayda mağdurun yaralanmasının basit tıbbi müdahaleyle giderilebilir olduğu kesin adli raporla belirlenmiştir. Raporda kemik kırığı, yaşam tehlikesi, organ işlevinde zayıflama, yüzde sabit iz veya TCK 87 kapsamında başka bir ağırlaşmış netice tespit edilmemiştir.

Daireye göre mağdurun sanığın oğlu olması veya suçta silah kullanılması, temel cezanın doğrudan TCK 86/1 üzerinden belirlenmesini gerektirmez. Öncelikle yaralanmanın TCK 86/1 mi yoksa TCK 86/2 mi kapsamında kaldığı tespit edilmeli; daha sonra gerçekleşen nitelikli hâller belirlenen temel ceza üzerinden uygulanmalıdır.

Başka bir ifadeyle TCK 86/3’teki nitelikli hâller, yaralanmanın tıbbi derecesini değiştirmez. BTM ile giderilebilir bir yaralama altsoya karşı veya silahla işlendiğinde temel hüküm yine TCK 86/2 olacak, ardından TCK 86/3’teki artırım nedenleri uygulanacaktır.

Yerel mahkemenin TCK 86/1’i esas alması, kanunda öngörülenden daha ağır bir başlangıç cezasının belirlenmesine neden olmuştur. Sonraki aşamalarda haksız tahrik ve takdiri indirim uygulanmış olması başlangıçtaki yanlış hukuki nitelendirmeyi ortadan kaldırmamaktadır.

Yargıtay, hükümlünün eyleminin TCK 86/2, 86/3-a ve 86/3-e kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir. Böylece temel yaralama şekli ile nitelikli hâllerin uygulama sırasının birbirinden ayrılması gerektiğini ortaya koymuştur.

Karar, adli rapordaki BTM değerlendirmesinin somut tıbbi bulgularla uyumlu olması ve ağırlaşmış bir neticenin bulunmaması hâlinde TCK 86/1’in uygulanamayacağını göstermektedir. Yaralanmanın sırf silahla veya yakın akrabaya karşı gerçekleştirilmesi, BTM niteliğindeki fiili TCK 86/1 kapsamına dönüştürmez.

Sonuç olarak kanun yararına bozma istemi kabul edilmiş ve yerel mahkemenin kesinleşmiş hükmü temel cezanın yanlış maddeden belirlenmesi nedeniyle bozulmuştur. Dosya, bozma doğrultusunda gerekli işlemlerin yapılması için ilgili mahkemeye gönderilmiştir.

Künye: Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 16.09.2024 Tarih, 2024/5429 Esas, 2024/5597 Karar.

Hedef Alınmayan Kişinin Av Tüfeği Saçmalarıyla Yaralanması Olası Kastla Kasten Yaralama Suçunu Oluşturur

Sanık, işlettiği çay ocağında bir grup kişiyle tartışmış ve çıkan kavga sırasında darbedilmiştir. İlk olayın sona ermesinden yaklaşık kırk beş dakika sonra sanık, yarı otomatik av tüfeğini yanına alarak tartıştığı kişilerin toplu olarak oturduğu kahvehanenin önüne gitmiştir.

Sanık, yaklaşık sekiz ila on metre mesafeden grubun bulunduğu yere doğru ateş etmiştir. Ateş sonucunda önceki tartışmanın tarafı olan kişilerden bazıları yaralanmış; bunun yanında ilk kavgayla hiçbir ilgisi bulunmayan ve sanığın doğrudan hedef almadığı bir kişi de saçma tanelerinin isabet etmesiyle yaralanmıştır.

İlk olayla ilgisi bulunmayan mağdurun sol kolunun arka ve üst bölümüne saçma taneleri isabet etmiştir. Kesin adli raporda yaralanmanın mağdurun yaşamını tehlikeye sokmadığı, kemik kırığına neden olmadığı, ancak basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif de olmadığı belirlenmiştir.

İlk derece mahkemesi, sanığın doğrudan hedef almadığı mağdura karşı eylemini kasten yaralama olarak değerlendirmiştir. Sanık hakkında TCK 86/1 ve silah kullanılması nedeniyle TCK 86/3-e hükümleri uygulanarak mahkûmiyet kararı verilmiştir.

Bölge adliye mahkemesi ise sanığın kalabalık gruba öldürmeye elverişli bir silahla ateş ettiğini ve tüfeği ikinci kez ateşlemeye çalıştığını dikkate almıştır. Bu nedenle eylemin mağdur yönünden de kasten öldürmeye teşebbüs oluşturduğunu kabul ederek sanığa daha ağır ceza vermiştir.

Yargıtay 1. Ceza Dairesi, mağdurun ilk tartışmayla ilgisinin bulunmadığına ve sanık tarafından doğrudan hedef alınmadığına dikkat çekmiştir. Daireye göre sanık, hedeflediği kişilerin yanında bulunan başkalarının da saçma taneleriyle yaralanabileceğini öngörmüş; buna rağmen ateş etmekten vazgeçmeyerek yaralama neticesini kabullenmiştir.

Bölge adliye mahkemesi bu bozma gerekçesine direnmiş ve sanığın tüm gruba yönelik kastının öldürmeye yönelik olduğunu savunmuştur. Uyuşmazlık, doğrudan hedef alınmayan mağdur yönünden suçun kasten öldürmeye teşebbüs mü yoksa olası kastla kasten yaralama mı olduğu noktasında Ceza Genel Kurulunun önüne gelmiştir.

Ceza Genel Kurulu, sanığın hedef aldığı kişilerle doğrudan hedef almadığı mağdur yönünden kastının ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Failin birden fazla kişinin bulunduğu yere ateş etmesi, olay yerindeki herkes yönünden otomatik olarak öldürme kastının kabul edilmesini gerektirmez.

Kurula göre doğrudan hedef alınmayan mağdur bakımından ölüm neticesi muhakkak değil, yalnızca muhtemeldir. Sanık, mağdurun da yaralanabileceğini öngörmüş ve bu sonucu kabullenmiştir. Ancak mağdurla önceden husumet bulunmaması, mağdurun doğrudan hedef alınmaması ve hedef alınan gruba seri şekilde ateş edilmemesi karşısında öldürme kastı kesin olarak ortaya konulamamıştır.

Olası kastla yaralama bakımından da meydana gelen neticenin tıbbi ağırlığı önem taşımaktadır. Mağdurun yaralanması basit tıbbi müdahale sınırını aştığından TCK 86/2 değil, TCK 86/1 uygulanmalıdır. Silah kullanılması nedeniyle ayrıca TCK 86/3-e hükmünün değerlendirilmesi gerekir.

Ceza Genel Kurulu, bölge adliye mahkemesinin kasten öldürmeye teşebbüs kabulünü isabetli bulmamıştır. Direnme kararı, sanığın doğrudan hedef almadığı mağdura yönelik eyleminin olası kastla kasten yaralama suçunu oluşturduğu gözetilmeden hüküm kurulması nedeniyle bozulmuştur.

Karar, aynı hareketin farklı mağdurlar bakımından farklı kast türlerine ve suç vasıflarına yol açabileceğini göstermektedir. Failin doğrudan hedeflediği kişiler yönünden öldürme kastı bulunabilirken, hedef dışındaki bir kişinin yaralanması somut olayın özelliklerine göre olası kastla TCK 86/1 kapsamında değerlendirilebilir.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 14.06.2023 Tarih, 2022/505 Esas, 2023/352 Karar.

Diş Kırığı Kemik Kırığı Sayılmadığından TCK 87/3 Artırımı Yapılmadan TCK 86/1 Uyarınca Hüküm Kurulmalıdır

Suça sürüklenen çocuk tarafından gerçekleştirilen yaralama eylemi sonucunda mağdurun dişinde kırık meydana gelmiştir. Yaralanmanın basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olmadığı kabul edilmiş ve temel eylemin TCK 86/1 kapsamında kaldığı belirlenmiştir.

Yerel mahkeme, diş kırığını kemik kırığı olarak değerlendirmiştir. Bu nedenle TCK 86/1 uyarınca belirlediği temel cezayı TCK 87/3 kapsamında ayrıca artırarak suça sürüklenen çocuk hakkında mahkûmiyet hükmü kurmuştur.

Yargıtay 3. Ceza Dairesi, adli tıp uygulamalarında dişlerin kemik olarak kabul edilmediğini belirtmiştir. Dişin anatomik ve biyolojik yapısı kemikten farklı olduğundan, diş kırığı TCK 87/3’te düzenlenen “vücutta kemik kırılması veya çıkığı” kapsamında değerlendirilemez.

Diş kırığının kemik kırığı sayılmaması, eylemin mutlaka TCK 86/2 kapsamındaki basit yaralama suçunu oluşturacağı anlamına gelmez. Yaralanmanın BTM ile giderilemeyecek nitelikte olması hâlinde temel ceza yine TCK 86/1 uyarınca belirlenir. Ancak yalnızca diş kırığı nedeniyle TCK 87/3 artırımı yapılamaz.

Daire, suçun hukuki niteliğini TCK 86/1 kapsamında kasten yaralama olarak kabul etmiştir. Yerel mahkemenin TCK 86/1 yanında TCK 87/3’ü de uygulaması, kanunda bulunmayan bir ağırlaştırma yapılmasına ve suça sürüklenen çocuk hakkında fazla ceza belirlenmesine neden olmuştur.

Kararda uzlaştırma hükümleri yönünden de inceleme yapılmıştır. Suça sürüklenen çocuğun velisi soruşturma sırasında uzlaşma teklifini kabul etmiş olmasına rağmen mağdura veya mağdurun kanuni temsilcisine uzlaşmayı kabul edip etmediği sorulmamıştır.

TCK 86/1 kapsamındaki kasten yaralama suçu, somut olay tarihi itibarıyla uzlaştırma kapsamında bulunmaktadır. Bu nedenle tarafların her ikisine de usulüne uygun uzlaşma teklifi yapılması ve dosyanın uzlaştırma bürosuna gönderilmesi gerekir.

Uzlaştırma işlemi gerçekleştirilmeden doğrudan mahkûmiyet kararı verilmesi usule aykırıdır. Uzlaşma sağlanırsa dava uzlaşmanın hukuki sonuçlarına göre sonuçlandırılmalı; uzlaşmanın başarısız olması hâlinde ise yargılamaya devam edilerek yalnızca TCK 86/1 kapsamında hüküm kurulmalıdır.

Yargıtay, diş kırığının meydana getirdiği zararın temel cezanın belirlenmesinde tamamen göz ardı edilemeyeceğini de dolaylı olarak ortaya koymaktadır. Hâkim, TCK 61 kapsamında yaralanmanın ağırlığını değerlendirerek temel cezayı alt sınırdan uzaklaştırabilir; ancak bu değerlendirme TCK 87/3’ün uygulanması biçiminde yapılamaz.

Başka bir ifadeyle diş kırığı, TCK 86/1’in alt ve üst sınırları arasında temel cezanın bireyselleştirilmesinde dikkate alınabilecek bir sonuçtur. Fakat kanunilik ilkesi gereğince kemik kırığına özgü artırım hükmünün diş kırığına kıyas yoluyla uygulanması mümkün değildir.

Sonuç olarak hüküm hem gerekli uzlaştırma işlemlerinin yapılmaması hem de diş kırığının kemik kırığı kabul edilerek TCK 87/3 uyarınca fazla ceza tayin edilmesi nedeniyle bozulmuştur. Uzlaşma sağlanmaması durumunda yargılamaya devam edilerek TCK 86/1 uyarınca hüküm kurulması gerektiği belirtilmiştir.

Künye: Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 10.06.2019 Tarih, 2019/3373 Esas, 2019/12147 Karar.

Öldürme Kastı Kesin Olarak Belirlenemeyen Bıçaklı Saldırı Kasten Yaralama Olarak Nitelendirilmelidir

Sanık, mağdura bıçakla iki kez vurmuş; darbelerden biri sol göğüs, diğeri ise sol yanak bölgesine isabet etmiştir. Göğüs bölgesindeki yaralanma pnömotoraksa yol açmış ve mağdurun yaşamını tehlikeye sokmuştur. Yerel mahkeme, yaranın yeri ve meydana gelen ağır neticeyi dikkate alarak sanığı kasten öldürmeye teşebbüs suçundan mahkûm etmiştir.

Yargıtay, öldürme kastı ile yaralama kastının yalnızca meydana gelen neticeye bakılarak birbirinden ayrılamayacağını belirtmiştir. Kullanılan aracın elverişliliği ve yaranın hayati bölgeye isabet etmesi önemli olmakla birlikte, bu olguların olayın tamamından bağımsız değerlendirilmesi mümkün değildir.

Somut olayda sanık ile mağdur arasında olay öncesine dayanan ve öldürmeyi gerektirecek ağırlıkta bir husumet bulunmadığı belirlenmiştir. Ani gelişen olayın başlangıç nedeni, taraflar arasındaki ilişkinin niteliği ve saldırıya götüren süreç sanığın kastının belirlenmesinde birlikte değerlendirilmiştir.

Sanığın iki bıçak darbesinden sonra eylemine devam etmesini engelleyen haricî bir neden bulunmadığı hâlde saldırıyı kendiliğinden sonlandırması da önemli görülmüştür. Yargıtaya göre fail, öldürme imkânı bulunmasına rağmen saldırısını sürdürmemişse bu durum tek başına kesin sonuç doğurmasa da kastın belirlenmesinde sanık lehine dikkate alınmalıdır.

Darbelerden birinin göğüs bölgesine isabet etmesi ve mağdurun hayati tehlike geçirmesi, öldürme kastına işaret edebilecek olgulardır. Bununla birlikte darbe sayısının sınırlı kalması, saldırının devam ettirilmemesi ve önceki husumetin bulunmaması karşısında öldürme kastının her türlü şüpheden uzak biçimde kanıtlanamadığı kabul edilmiştir.

Ceza yargılamasında suç vasfına ilişkin giderilemeyen şüphe de sanık lehine değerlendirilmelidir. Failin kastının öldürmeye mi yoksa yaralamaya mı yönelik olduğu kesin olarak belirlenemiyorsa yalnızca neticenin ağırlığından hareketle kasten öldürmeye teşebbüs hükmü kurulamaz.

Bu nedenle eylemin TCK 86/1 kapsamında kasten yaralama suçunun temel hâlini oluşturduğu sonucuna ulaşılmıştır. Saldırıda bıçak kullanılması nedeniyle TCK 86/3-e’deki silahla işleme nitelikli hâlinin, yaralanmanın mağdurun yaşamını tehlikeye sokması nedeniyle de TCK 87/1-d hükmünün uygulanması gerektiği belirtilmiştir.

Yargıtay ayrıca suçun yaralama olarak kabul edilmesinin mutlaka alt sınırdan ceza verilmesini gerektirmediğini vurgulamıştır. İki ayrı bıçak darbesinin kullanılması, darbelerden birinin göğse yönelmesi, pnömotoraks meydana gelmesi ve mağdurun hayati tehlike geçirmesi temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınmalıdır.

Dolayısıyla mahkemenin TCK 86/1 kapsamındaki temel cezayı TCK 61’deki ölçütlere göre ve meydana gelen zararın ağırlığıyla orantılı biçimde alt sınırdan uzaklaşarak belirlemesi gerekir. Böylece suçun vasfı yaralama olarak kabul edilmekle birlikte eylemin somut ağırlığı cezanın bireyselleştirilmesine yansıtılmış olacaktır.

Karar, uygulamada hayati bölgeye bıçak darbesinin kendiliğinden öldürmeye teşebbüs sonucunu doğurmadığını göstermektedir. Husumet, kullanılan araç, darbe sayısı, hedef alınan bölgeler, eyleme son verme nedeni ve saldırının sürdürülme imkânı birlikte incelenmeden kast konusunda sağlıklı bir sonuca varılamaz.

Künye: Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 26.06.2018, E. 2018/645, K. 2018/3031.

Olası Kast İndirimi Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Yaralama Hükümleriyle Belirlenen Ceza Üzerinden Uygulanmalıdır

Sanığın gerçekleştirdiği eylem sonucunda mağdurun sol temporal bölgesinde kırık meydana gelmiştir. Adli raporda yaralanmanın basit bir tıbbi müdahaleyle giderilemeyecek nitelikte olduğu, mağdurun yaşamını tehlikeye soktuğu ve kırığın hayat fonksiyonları üzerindeki etkisinin orta derecede bulunduğu belirtilmiştir.

Yerel mahkeme, sanığın mağduru olası kastla yaraladığını kabul etmiştir. Sanık hakkında TCK 86/1 uyarınca temel ceza belirlenmiş, ardından TCK 21/2 uyarınca olası kast indirimi yapılmış ve daha sonra yaşamı tehlikeye sokan yaralanma nedeniyle TCK 87/1-d uygulanmıştır.

Uyuşmazlık, olası kast indiriminin hangi aşamada ve hangi miktar üzerinden yapılacağı noktasında toplanmıştır. Tartışılması gereken husus, indirimin yalnızca TCK 86/1 uyarınca belirlenen başlangıç cezası üzerinden mi, yoksa neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama hükümleri de uygulanarak bulunan ceza üzerinden mi yapılacağıdır.

Ceza Genel Kurulu, TCK 86’nın kasten yaralama suçunun temel şeklini düzenlediğini belirtmiştir. TCK 87 ise ayrı ve bağımsız bir temel suç meydana getirmemekte; kasten yaralama sonucunda daha ağır neticelerin gerçekleşmesi hâlinde cezanın artırılmasını öngörmektedir.

TCK 87’de kullanılan “yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza” ifadesi de bu ilişkiyi göstermektedir. Buna göre yaralamanın temel cezası TCK 86’ya göre belirlenmekte; organ işlevinin zayıflaması, yüzde sabit iz, yaşamı tehlikeye sokan durum veya kemik kırığı gibi ağır neticeler bu ceza üzerinde artırım yapılmasını gerektirmektedir.

Bununla birlikte ceza hesaplamasının, olası kastla gerçekleştirilen fiil ile doğrudan kastla gerçekleştirilen fiil arasında gerçek ve ölçülebilir bir yaptırım farkı oluşturması gerekir. Olası kastın haksızlık içeriği doğrudan kasta göre daha düşük kabul edildiğinden TCK 21/2’de ceza indirimi öngörülmüştür.

Somut olayda olası kast indiriminin yalnızca TCK 86/1’e göre belirlenen ceza üzerinden yapılması ve ardından TCK 87/1-d’deki alt sınırın uygulanması hâlinde, doğrudan kast ile olası kast bakımından aynı sonuç ceza ortaya çıkmıştır. Ceza Genel Kurulu, böyle bir sonucun olası kast indiriminin amacını etkisiz hâle getirdiğini değerlendirmiştir.

Kurula göre somut hesaplama yöntemi, olası kastla hareket eden failin doğrudan kastla hareket eden failden daha az cezalandırılmasını sağlayacak biçimde uygulanmalıdır. Bu nedenle TCK 86/1 ve TCK 87/1-d hükümleri uyarınca ceza belirlendikten sonra olası kast nedeniyle yapılacak indirimin bu miktar üzerinden gerçekleştirilmesi gerektiği kabul edilmiştir.

Bu yaklaşımda önce yaralamanın temel şekli ve meydana gelen ağır netice dikkate alınarak uygulanabilir ceza belirlenmekte, ardından failin manevi unsurunun doğrudan kast değil olası kast olması sonuç cezaya yansıtılmaktadır. Böylece TCK 21/2’deki indirimin yalnızca görünüşte değil, sonuç ceza üzerinde de etkili olması sağlanmaktadır.

Ceza Genel Kurulu bu gerekçelerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazını kabul etmiş, Özel Dairenin onama kararını kaldırmış ve yerel mahkeme hükmünü bozmuştur. Kararın karşı oyla verildiği; karşı oy sahiplerinin ise TCK 61’deki uygulama sırasından hareketle olası kast indiriminin TCK 86/1’den hemen sonra yapılması gerektiğini savundukları görülmektedir.

Karar özellikle olası kastla gerçekleştirilen ve TCK 87 kapsamındaki ağır neticelerden birini doğuran yaralamalarda önemlidir. Hüküm kurulurken yalnızca uygulanacak maddelerin doğru gösterilmesi yeterli olmayıp artırım ve indirimlerin sırası ile bu işlemlerin hangi ara ceza üzerinden gerçekleştirildiğinin denetlenebilir biçimde açıklanması gerekir.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 28.05.2013, E. 2013/259, K. 2013/273.

Yakın Mesafeden Ateşli Silahla Gerçekleştirilen Yaralamada Temel Cezanın Alt Sınırdan Uzaklaşılarak Belirlenmesi Orantılıdır

Somut olayda sanık, katılanın kendi isteği üzerine girdiği kazan dairesinde ateşli silahla yakın mesafeden ateş ederek katılanı yaralamıştır. Adli raporda yaralanmanın basit tıbbi müdahaleyle giderilemeyecek nitelikte olduğu, ancak mağdurun yaşamını tehlikeye sokan bir durum meydana getirmediği belirlenmiştir.

Yerel mahkeme, sanığın eylemini TCK 86/1 kapsamında kasten yaralama olarak kabul etmiştir. Yaralamanın ateşli silahla gerçekleştirilmesi nedeniyle silahla yaralamaya ilişkin nitelikli hâl de uygulanmış; temel ceza belirlenirken olayın özellikleri gözetilerek alt sınırdan uzaklaşılmıştır.

Ceza Genel Kurulunun önüne gelen uyuşmazlıklardan biri, TCK 86/1’de öngörülen temel cezanın iki yıl hapis olarak belirlenmesinin ölçülü olup olmadığıdır. Sanık lehine yapılan başvuruda, yaralanmanın hayati tehlike meydana getirmediği ileri sürülerek temel cezanın alt sınırdan belirlenmesi gerektiği savunulmuştur.

Ceza Genel Kurulu, temel cezanın her kasten yaralama olayında otomatik olarak alt sınırdan belirlenemeyeceğini vurgulamıştır. TCK 61 uyarınca suçun işleniş biçimi, suçta kullanılan araç, fiilin işlendiği zaman ve yer, meydana gelen zarar veya tehlike ile failin kastının ağırlığı birlikte değerlendirilmelidir.

Olayın kapalı bir yer olan kazan dairesinde gerçekleştirilmesi ve katılanın sanığın isteği üzerine buraya gelmesi önemli görülmüştür. Sanığın bu ortamın sağladığı kolaylıktan yararlanarak yakın mesafeden ateş etmesi, sıradan bir yaralama eylemine göre daha yoğun bir kastı ve daha yüksek bir tehlikeyi ortaya koymaktadır.

Mağdurun hayati tehlike geçirmemesi, temel cezanın mutlaka kanuni alt sınırdan belirlenmesini gerektirmez. Hayati tehlikenin bulunup bulunmadığı yaralanmanın TCK 87/1-d kapsamında değerlendirilmesi bakımından önem taşırken, TCK 86/1’e göre temel cezanın belirlenmesinde fiilin bütün özelliklerinin dikkate alınması gerekir.

Kurul, yaralanmanın basit tıbbi müdahaleyle giderilemeyecek nitelikte olmasının TCK 86/1’in uygulanmasını gerektirdiğini kabul etmiştir. Bunun yanında ateşli silahın yakın mesafeden kullanılması, suçun işlendiği ortam ve sanığın kastının yoğunluğu temel cezanın alt sınırdan uzaklaştırılmasını haklı kılmıştır.

TCK 3’te düzenlenen orantılılık ilkesi, her durumda alt sınırdan ceza verilmesini değil, fiilin ağırlığıyla uyumlu bir ceza belirlenmesini gerektirir. Mahkeme somut olayla bağlantılı, denetlenebilir ve TCK 61’deki ölçütlere dayanan gerekçeler gösterdiği sürece alt ve üst sınırlar arasında uygun bir temel ceza belirleyebilir.

Ceza Genel Kurulu bu nedenlerle TCK 86/1 uyarınca temel cezanın iki yıl hapis olarak belirlenmesinde hukuka aykırılık görmemiştir. Karar, yaralanmanın tıbbi sonucuyla saldırının gerçekleştiriliş biçiminin birbirinden ayrı değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.

Kararın bir diğer önemli yönü, temel ceza belirlenirken daha sonra uygulanacak nitelikli hâlin aynı gerekçeyle ikinci defa değerlendirilmemesi gerekliliğidir. Silah kullanılması TCK 86/3-e kapsamında ayrıca artırım nedeni olsa da yakın mesafeden ateş edilmesi, kapalı ortamın seçilmesi ve eylemin icra biçimi kastın yoğunluğu yönünden temel cezanın bireyselleştirilmesinde dikkate alınabilir.

Kurul ayrıca katılanın, olay tarihinde on beş yaşını tamamlamamış olması nedeniyle hukuken geçerli rıza açıklama imkânı bulunmayan bir kişiye karşı gerçekleştirdiği cinsel davranışları değerlendirmiştir. Bu davranışların sanık bakımından haksız tahrik oluşturduğu ve TCK 29’un uygulanması gerektiği kabul edilmiştir. Böylece temel cezanın alt sınırdan uzaklaştırılması ile haksız tahrik indiriminin birbirinden bağımsız değerlendirilmesi gerektiği ortaya konulmuştur.

Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 20.04.2021, E. 2018/8-200, K. 2021/156.

Birden Fazla Ağır Netice Meydana Gelen Yaralamada Tck 86/1’e Göre Temel Ceza Alt Sınırdan Uzaklaşılarak Belirlenmelidir

Sanık, 6222 sayılı Kanun’un 20. maddesi gereğince kamu görevlisi sayılan katılanı kasten yaralamıştır. Yaralama sonucunda katılanın yaşamı tehlikeye girmiş, vücudunda kemik kırığı meydana gelmiş ve ayrıca iyileşme olanağı bulunmayan bir hastalık oluşmuştur.

Yerel mahkeme, eylemi kasten yaralama olarak nitelendirmiş ve sanık hakkında TCK 86/1’den hareketle hüküm kurmuştur. Katılanın yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle yaralanmış olması ve meydana gelen ağır neticeler de cezanın belirlenmesinde dikkate alınmıştır.

Yargıtay, somut olayda tek bir kasten yaralama fiilinden birden fazla ağır netice meydana geldiğini tespit etmiştir. Mağdurun yaşamının tehlikeye girmesi, kemik kırığının oluşması ve iyileşmesi mümkün olmayan bir hastalığa uğraması, eylemin haksızlık içeriğini belirgin biçimde artırmaktadır.

Kasten yaralama suçunda temel cezanın TCK 86/1’e göre belirlenmesi gerekir. TCK 87’deki neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâller, TCK 86/1’in yerine geçen bağımsız temel ceza hükümleri değil, 86. maddeye göre belirlenen cezada artırım yapılmasını veya belirli bir ceza alt sınırına uyulmasını gerektiren düzenlemelerdir.

Bununla birlikte ağır neticelerin birden fazla olması, yalnızca TCK 87’deki artırımın uygulanmasıyla geçiştirilemez. Mahkeme, TCK 61’deki ölçütler kapsamında suçun işleniş biçimini, oluşan zarar ve tehlikenin ağırlığını, failin kastının yoğunluğunu ve fiilin mağdur üzerindeki sonuçlarını temel cezaya da yansıtmalıdır.

Yargıtay, olayda birden fazla nitelikli yaralanma sonucu meydana geldiği hâlde temel cezanın alt sınırdan belirlenmesini yetersiz bulmuştur. Yaralanmanın mağdur üzerindeki geçici etkisiyle yetinmeyip yaşamı boyunca devam edecek bir hastalığa neden olması, alt sınırdan uzaklaşmayı gerektiren başlıca nedenlerden biridir.

Katılanın 6222 sayılı Kanun gereğince kamu görevlisi sayılması ve suçun yerine getirdiği görev nedeniyle işlenmesi de ayrıca değerlendirilmiştir. Bu durumda TCK 86/3-c kapsamındaki nitelikli hâl uygulanmalı; ancak ceza hesabı yapılırken önce TCK 86/1’e göre somut olayla orantılı bir temel ceza belirlenmelidir.

Yerel mahkemece sanık hakkında dört yıl iki ay hapis cezasına hükmedilmiştir. Yargıtay, TCK 87/2-a kapsamında meydana gelen iyileşme olanağı bulunmayan hastalık nedeniyle hükmedilecek cezanın, karar tarihinde geçerli düzenlemedeki kanuni alt sınırdan daha az olamayacağının gözetilmediğini belirlemiştir.

Bu nedenle hem TCK 86/1 uyarınca temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmemesi hem de TCK 87/2-a’nın öngördüğü sonuç ceza alt sınırına uyulmaması eksik ceza tayini olarak kabul edilmiştir. Yerel mahkeme hükmü, katılan vekili ile Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları üzerine bozulmuştur.

Karar, temel ceza ile sonuç cezanın alt sınırının birbirinden ayrılması gerektiğini göstermektedir. Önce TCK 86/1 ve TCK 61 uyarınca fiilin ağırlığıyla orantılı temel ceza belirlenmeli; daha sonra nitelikli hâller ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama hükümleri uygulanmalı; son aşamada ise kanunda öngörülen asgari sonuç ceza denetlenmelidir.

Ayrıca tek fiille birden fazla ağır netice meydana gelmesi ayrı ayrı yaralama suçları oluşturmasa da temel cezanın bireyselleştirilmesi bakımından önem taşır. Mahkemenin yalnızca en ağır neticeyi göstererek alt sınırdan ceza vermesi yeterli değildir; gerçekleşen bütün neticelerin cezanın belirlenmesindeki etkisini karar gerekçesinde açıklaması gerekir.

Künye: Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 27.04.2015, E. 2014/38884, K. 2015/14858.

TCK M. 86/2: BASİT TIBBİ MÜDAHALEYLE GİDERİLEBİLECEK KASTEN YARALAMA

Yaralanmanın Basit Tıbbi Müdahaleyle Giderilip Giderilemeyeceğine İlişkin Çelişkili Raporlar Adli Tıp Kurumundan Görüş Alınarak Giderilmelidir

Sanığın mağduru ateşli silahla yaraladığı olayda, mağdur hakkında farklı tarihlerde iki ayrı adli rapor düzenlenmiştir. İlk raporda sağ kulak önünde sıyrık, boynun sağ tarafında 2×3 santimetre boyutunda yara ve sol bacağın orta bölümünde 10×15 santimetrelik alana yayılan saçma giriş delikleri bulunduğu belirtilmiştir.

İlk muayene sırasında çekilen röntgende herhangi bir patoloji tespit edilmediği, yaralanmanın mağdurun yaşamını tehlikeye sokmadığı ve basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek nitelikte olduğu açıklanmıştır. Bu rapora göre eylemin meydana getirdiği sonuç TCK m. 86/2 kapsamında kalmaktadır.

Daha sonraki tarihli ikinci raporda ise sol bacaktaki ateşli silah yarasının kemiğe kadar ulaştığı, boyundaki yaranın iyileşmekte olduğu ve bacağın hâlen pansumanlı bulunduğu tespit edilmiştir. İkinci raporda da yaşamı tehlikeye sokan bir durum bulunmadığı belirtilmekle birlikte, yaralanmanın basit tıbbi müdahaleyle giderilemeyecek nitelikte olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

İkinci raporu düzenleyen hekim, önceki rapordan farklı sonuca ulaşılmasının nedenini mağdurun bizzat muayene edilmesi, yaranın gerçek yerinin görülmesi ve filmlerin birlikte incelenmesi olarak açıklamıştır. Böylece aynı yaralanma hakkında biri TCK m. 86/2’ye, diğeri TCK m. 86/1’e işaret eden iki farklı adli değerlendirme ortaya çıkmıştır.

Yargıtay, raporlar arasındaki çelişkinin mahkeme tarafından giderilmeden hüküm kurulamayacağını kabul etmiştir. Yaralanmanın basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olup olmadığı; suçun vasfını, temel cezayı, şikâyet şartını ve uzlaştırma hükümlerinin uygulanmasını doğrudan etkileyen teknik bir meseledir.

Mahkeme, çelişkili raporlardan birini herhangi bir gerekçe göstermeden diğerine üstün tutamaz. Özellikle yaralanmanın ateşli silahla meydana gelmesi ve saçma tanelerinin kemiğe kadar ulaştığının ileri sürülmesi karşısında, yalnızca ilk muayene raporuna dayanılması eksik inceleme oluşturur.

Yargıtay’a göre mağdura ait tüm tedavi evrakı, radyolojik görüntüler ve önceki adli raporlar Adli Tıp Kurumuna gönderilmelidir. Gerekirse mağdur yeniden muayene edilmeli ve yaralanmanın TCK’da kabul edilen adli tıp ölçütlerine göre basit tıbbi müdahaleyle giderilebilir nitelikte olup olmadığı kesin olarak belirlenmelidir.

Basit tıbbi müdahale değerlendirmesi yalnızca mağdurun yaşam tehlikesinin bulunup bulunmadığına göre yapılamaz. Bir yaralanma yaşamı tehlikeye sokmadığı hâlde basit tıbbi müdahaleyle giderilemeyecek derecede ağır olabilir. Derin doku yaralanması, cerrahi müdahale ihtiyacı, kemiğe ulaşan penetrasyon veya uzun süreli tedavi gereksinimi bu kapsamda değerlendirilmelidir.

Aynı şekilde silah kullanılmış olması da yaralanmanın mutlaka TCK m. 86/1 düzeyinde bulunduğunu göstermez. Silahla meydana getirilen yaralanmanın etkisi tıbben hafif olabilir. Bu durumda temel ceza TCK m. 86/2 üzerinden belirlenir ve silahla işlenme nedeniyle TCK m. 86/3-e uyarınca artırım yapılır.

Ancak yaralamanın basit tıbbi müdahaleyi aştığı belirlenirse temel ceza TCK m. 86/1’e göre tayin edilir ve yine silah nedeniyle m. 86/3-e uygulanır. Dolayısıyla raporlar arasındaki çelişki yalnızca tıbbi bir ayrıntı değil, sonuç cezanın belirlenmesinde esaslı bir hukuki meseledir.

Yargıtay, çelişki giderilmeden sanığın hukuki durumunun belirlenmesini eksik araştırma olarak kabul etmiştir. Adli Tıp Kurumundan denetime elverişli ve gerekçeli rapor alındıktan sonra eylemin TCK m. 86/2 veya m. 86/1 kapsamında kalıp kalmadığına karar verilmesi gerektiğini belirterek hükmü bozmuştur.

Karar, uygulamada “hayati tehlike yoktur” ifadesinin otomatik olarak basit tıbbi müdahale anlamına gelmediğini göstermektedir. Adli raporda yaşam tehlikesi, kemik kırığı veya çıkığı, organ işlevi, yüzde sabit iz ve basit tıbbi müdahale ölçütlerinin birbirinden bağımsız biçimde değerlendirilmesi gerekir.

Künye: Yargıtay 2. Ceza Dairesi, 26.11.2007, E. 2007/13351, K. 2007/15695.

Mağdurun Saçının Çekilip Tokat Atılması Görünür Ağır Bir Lezyon Bulunmasa Da TCK M. 86/2 Kapsamında Kasten Yaralama Suçunu Oluşturur

Mağdur, sanığın saçını çektiğini ve kendisine tokat attığını soruşturma aşamasında açıkça beyan etmiştir. Mağdurun anlatımı, olay sonrasında düzenlenen doktor raporuyla da doğrulanmıştır. Sanık ise taraflar arasında yalnızca karşılıklı bir itişme yaşandığını savunmuştur.

Yerel mahkeme, sanığın savunmasını esas alarak kasten yaralama suçunun sabit olmadığı sonucuna ulaşmıştır. Yargıtay ise mağdurun istikrarlı beyanı, bu beyanı destekleyen doktor raporu ve sanığın olayın fiziki bir temasa dönüştüğünü dolaylı biçimde kabul eden savunmasını birlikte değerlendirmiştir.

TCK m. 86’da düzenlenen kasten yaralama suçunun oluşması için mağdurun vücudunda mutlaka kesik, kanama, kemik kırığı veya kalıcı bir iz meydana gelmesi gerekmez. Başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kasten gerçekleştirilmiş davranışlar yaralama suçunu oluşturabilir.

Saç çekmek, eylemin şiddetine göre mağdurun vücuduna doğrudan acı veren bir davranıştır. Tokat atmak da görünür bir morluk veya şişlik meydana getirmese bile fiziki acı doğurması nedeniyle kasten yaralama suçunun maddi unsurunu gerçekleştirebilir.

Basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek yaralama kavramı, yalnızca tıbbi tedavi uygulanmış hafif lezyonlarla sınırlı değildir. Gerçek anlamda bir tedaviye ihtiyaç göstermeyen; vücudun doğal iyileşme süreciyle ortadan kalkabilecek ağrı, hassasiyet, kızarıklık, sıyrık veya hafif şişlikler de TCK m. 86/2 kapsamında değerlendirilebilir.

Bu nedenle mağdurun olaydan sonra ilaç kullanmaması, hastanede yatmaması veya cerrahi müdahale görmemesi yaralama suçunun oluşmadığını göstermez. TCK m. 86/2 bakımından belirleyici olan, kasten gerçekleştirilen fiilin mağdurun vücuduna acı vermesi veya sağlığını hafif düzeyde bozmasıdır.

Yargıtay, mağdurun hazırlık aşamasındaki anlatımının doktor raporuyla doğrulanmış olmasını önemli bulmuştur. Sanığın “karşılıklı itişme oldu” şeklindeki savunması ise olay yerinde fiziksel temasın gerçekleştiğini kabul eden fakat sorumluluktan kaçınmaya yönelik bir anlatım olarak değerlendirilmiştir.

Karşılıklı itişme bulunduğuna ilişkin savunma, tek başına meşru savunmanın veya hukuka uygun başka bir davranışın varlığını göstermez. Sanığın saldırıyı kimin başlattığına, kendisine yönelen haksız bir fiil bulunup bulunmadığına ve kullandığı gücün neden zorunlu olduğuna ilişkin açıklamaları diğer delillerle birlikte incelenmelidir.

Mağdur ile sanığın karşılıklı olarak birbirlerine fiziksel müdahalede bulunmaları hâlinde de her kişinin eylemi ayrı ayrı değerlendirilir. Taraflardan birinin diğerini yaralaması, yalnızca karşı tarafın da fiziksel davranışta bulunmuş olması nedeniyle cezasız kalmaz. Koşulları varsa meşru savunma veya haksız tahrik hükümleri ayrıca tartışılır.

Yargıtay, somut olayda mağdurun saçının çekilip tokatlanmasına ilişkin anlatımının yeterli delillerle doğrulandığını kabul etmiştir. Bu nedenle yaralama suçunun sabit olmadığı yönündeki kararın isabetli olmadığına ve sanığın TCK m. 86/2 kapsamında sorumluluğunun değerlendirilmesi gerektiğine hükmetmiştir.

Eylemin kadına karşı işlendiği güncel bir olayda ayrıca TCK m. 86/2’nin kadına yönelik yaralamaya ilişkin özel hükmü dikkate alınmalıdır. Mağdurun kadın olması, basit tıbbi müdahale ölçütünü değiştirmez; ancak yaptırımın belirlenmesi ve suçun takibi bakımından kanunda öngörülen özel sonuçları doğurur.

Kararın ortaya koyduğu temel ilke, kasten yaralamanın mutlaka gözle görülebilen bir yara meydana getirmesinin gerekmediğidir. Saç çekme, tokatlama, itme, sürükleme, boğaz sıkma veya kol bükme gibi bedensel acı doğuran davranışlar, sonuçları hafif düzeyde kaldığında TCK m. 86/2 kapsamında kasten yaralama suçunu oluşturabilir.

Künye: Yargıtay 2. Ceza Dairesi, 15.03.2007, E. 2007/958, K. 2007/3878.

Mağdurun Boğazının Sıkılması Görünür Bir Lezyon Bulunmasa Bile TCK M. 86/2 Kapsamında Kasten Yaralama Suçunu Oluşturabilir

Sanığın mağdurun boğazını sıkması biçiminde gerçekleşen olayda, eylemin kasten yaralama suçunu oluşturup oluşturmadığı ve yaralamanın TCK m. 86/2 kapsamında kalıp kalmadığı tartışılmıştır. Uyuşmazlık, mağdurun vücudunda belirgin ve kalıcı bir lezyon oluşmamasına rağmen bedensel acı meydana getiren hareketin hukuki niteliğine ilişkindir.

TCK m. 86 uyarınca kasten yaralama suçunun oluşması için mağdurun vücudunda mutlaka kesik, kırık, kanama, morluk veya kalıcı bir iz meydana gelmesi gerekmez. Başkasının vücuduna kasten acı verilmesi, sağlığının bozulması veya algılama yeteneğinin etkilenmesi suçun oluşması için yeterlidir.

Boğaz sıkma eylemi, uygulanan kuvvetin derecesine ve süresine göre farklı sonuçlara yol açabilir. Hafif kızarıklık, hassasiyet veya kısa süreli ağrı meydana gelmesi hâlinde yaralanma TCK m. 86/2 kapsamında kalabilir. Buna karşılık solunum güçlüğü, bilinç kaybı, boyun dokularında ciddi hasar veya yaşamı tehlikeye sokan bir durum meydana gelmişse daha ağır hükümler uygulanmalıdır.

Yargıtay, boğaz sıkma davranışının soyut biçimde değerlendirilmemesi gerektiğini kabul etmiştir. Eylemin TCK m. 86/2 kapsamında bulunup bulunmadığının belirlenebilmesi için mağdurun adli muayene raporu, boyun bölgesindeki bulgular, solunum etkilenmesi ve eylemin süresi birlikte incelenmelidir.

Mağdurun boğazında görünür bir iz bulunmaması, boğazının sıkılmadığını veya bedensel acı yaşamadığını kesin biçimde göstermez. Yumuşak dokuya uygulanan baskı her zaman dışarıdan görülebilen bir bulgu meydana getirmeyebilir. Bu nedenle mağdurun olaydan hemen sonraki anlatımı ile tanık beyanları da değerlendirilmelidir.

Eylem yalnızca korkutmak amacıyla gerçekleştirilmiş olsa bile mağdurun boğazına fiziksel kuvvet uygulanmış ve bu kuvvet acı meydana getirmişse fiil tehdit sınırında kalmaz. Tehdit, gelecekte gerçekleştirileceği bildirilen bir kötülükle kişinin iç huzurunun bozulmasına yöneliktir. Boğazın fiilen sıkılması ise mağdurun vücut dokunulmazlığına yönelik doğrudan bir saldırıdır.

Failin ellerini mağdurun boynuna götürmesi ancak herhangi bir baskı uygulayamadan engellenmesi hâlinde teşebbüs hükümleri tartışılabilir. Buna karşılık boğazın sıkılması ve bedensel acının meydana gelmesiyle yaralama suçu tamamlanır. Suçun tamamlanması için mağdurun hastanede tedavi edilmesi veya ilaç kullanması zorunlu değildir.

Boğaz sıkma eyleminin öldürmeye teşebbüs oluşturup oluşturmadığı ise olayın özelliklerine göre ayrıca değerlendirilmelidir. Failin kastı; sıkmanın süresi ve şiddeti, mağdurun nefessiz kalıp kalmadığı, failin eylemine nasıl son verdiği, taraflar arasındaki husumet ve söylenen sözler üzerinden belirlenir. Kısa süreli ve ağır sonuç doğurmayan her boğaz sıkma eylemi öldürmeye teşebbüs olarak kabul edilemez.

Yargıtay, somut olayda sanığın mağdurun boğazını sıkmak suretiyle gerçekleştirdiği eylemin TCK m. 86/2’de düzenlenen kasten yaralama kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceğinin tartışılması gerektiğini belirtmiştir. Fiilin yaralama suçu oluşturabileceği gözetilmeden farklı bir hukuki sonuca ulaşılmasını isabetli bulmamıştır.

Eylem TCK m. 86/2 kapsamında kaldığında, mağdurun şikâyeti kural olarak soruşturma ve kovuşturma şartıdır. Bununla birlikte suçun kadına karşı veya TCK m. 86/3’teki nitelikli hâllerden biriyle işlenmesi durumunda şikâyet ve yaptırım konusunda ilgili özel hükümler ayrıca uygulanmalıdır.

Karar, fiziksel temas içeren davranışlarda yalnızca görünür yara bulunup bulunmadığına bakılmaması gerektiğini göstermektedir. Boğaz sıkma, saç çekme, kol bükme, itme ve sürükleme gibi hareketler mağdurun vücudunda belirgin iz bırakmasa da objektif olarak bedensel acı meydana getirmişse kasten yaralama suçunu oluşturabilir.

Künye: Yargıtay 2. Ceza Dairesi, 25.06.2007, E. 2007/5102, K. 2007/9357.

Katılana Kasten Omuz Vurulması Tehdit Suçunun Unsuru Olmayıp Basit Tıbbi Müdahale Düzeyinde Kasten Yaralamadır

Sanığın katılana omuz vurduğu olayda, bu davranışın tehdit suçunun bir parçası mı yoksa bağımsız biçimde kasten yaralama mı olduğu uyuşmazlık konusu olmuştur. Yerel mahkemenin eylemi değerlendirirken fiziksel temasın mağdurun vücut dokunulmazlığı üzerindeki etkisini yeterince dikkate almadığı anlaşılmıştır.

Tehdit suçu, failin gelecekte mağdurun veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına ya da malvarlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğini bildirmesiyle oluşur. Tehditte esas olarak mağdurun karar verme ve hareket etme özgürlüğü ile iç huzuru korunmaktadır.

Buna karşılık failin mağdura fiilen omuz vurması, gelecekte gerçekleştirilmesi bildirilen bir saldırı değil, başlamış ve tamamlanmış fiziksel bir müdahaledir. Hareket mağdurun dengesini bozabilecek, vücuduna acı verebilecek veya hafif bir fiziksel etki meydana getirebilecek niteliktedir.

Yargıtay, omuz vurma eyleminin tehdit suçunun zorunlu veya doğal bir unsuru olmadığını kabul etmiştir. Fail tehdit sözleri yanında mağdura ayrıca omuz vurmuşsa, kullanılan sözler ve fiziksel müdahale kendi suç tipleri bakımından ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

Kasten yaralama suçunun oluşması için mağdurun mutlaka yere düşmesi, vücudunda morluk oluşması veya tedavi görmesi gerekmez. Omuz vurmanın objektif olarak bedensel acı meydana getirecek yoğunlukta olması, TCK m. 86 anlamında yaralama suçunun oluşması için yeterli olabilir.

Ancak toplumsal yaşam içinde meydana gelen her hafif temas ceza hukuku anlamında yaralama sayılamaz. Kalabalıkta istemeden çarpma, refleks niteliğindeki temas veya objektif olarak acı vermeye elverişli olmayan önemsiz dokunmalar kasten yaralama suçunu oluşturmaz. Eylemin kasıtlı ve mağdura acı vermeye elverişli olması gerekir.

Somut olayda sanığın katılana bilerek omuz vurduğu kabul edildiğinden, davranışın kazara gerçekleşmiş sıradan bir temas olmadığı anlaşılmıştır. Bu nedenle failin kastı, olayın gelişimi ve taraflar arasındaki tartışmanın niteliğiyle birlikte değerlendirilmiştir.

Omuz vurma sonucunda meydana gelen etkinin yüzeysel ve hafif düzeyde kalması durumunda TCK m. 86/2 uygulanmalıdır. Buna karşılık mağdurun yere düşerek daha ağır yaralanması, kemik kırılması veya basit tıbbi müdahaleyi aşan başka bir neticenin meydana gelmesi hâlinde failin sorumluluğu gerçekleşen sonuca göre belirlenir.

Failin omuz vurma sonucunda mağdurun düşebileceğini öngörmesi ve bu sonucu kabullenmesi durumunda olası kast hükümleri gündeme gelebilir. Netice öngörülmemiş ancak dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık nedeniyle meydana gelmişse taksirle yaralama değerlendirmesi yapılabilir. Somut kararda ise doğrudan ve bilinçli fiziksel müdahale esas alınmıştır.

Yargıtay, katılana omuz vurulması biçimindeki hareketin tehdit suçunun unsuru olarak kabul edilmesini hukuka uygun bulmamıştır. Eylemin bağımsız şekilde kasten yaralama suçunu oluşturduğunu belirterek sanığın bu suç yönünden sorumluluğunun değerlendirilmesi gerektiğine karar vermiştir.

Eylem sırasında hem tehdit sözleri söylenmiş hem de mağdura omuz vurulmuşsa, somut olayın özelliklerine göre tehdit ve kasten yaralama suçları ayrı ayrı oluşabilir. Fiziksel saldırının tehdit suçunun içinde eritilmesi, mağdurun vücut dokunulmazlığına yönelen bağımsız ihlalin karşılıksız kalmasına neden olur.

Karar, özellikle itme, omuz atma, yakadan tutma ve çekiştirme gibi davranışların değerlendirilmesinde önem taşımaktadır. Bu fiiller görünür bir yara meydana getirmese bile mağdura acı veren kasıtlı müdahalelerse TCK m. 86/2 kapsamında kasten yaralama suçunu oluşturabilir.

Künye: Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 05.06.2006, E. 2005/2064, K. 2006/11863.

Mağdurun Yakasından Tutulup Çekiştirilmesi Görünür Bir Yaralanma Bulunmasa Da TCK M. 86/2 Kapsamında Kasten Yaralama Suçunu Oluşturabilir

Sanık Mustafa, mağdur İsa’ya yönelik herhangi bir yaralama eyleminde bulunmadığını ileri sürmek yerine tarafların karşılıklı olarak yaka paça tutuştuklarını savunmuştur. Sanığın kızı da babasıyla mağdurun birbirlerini ittiğini beyan etmiştir. Olayı gören tanık ise sanığın mağdurun yakasından tuttuğunu ve çekiştirdiğini açıkça anlatmıştır.

Yerel mahkeme, olay sonucunda mağdurun vücudunda belirgin bir yara meydana gelmemesini ve taraflar arasında karşılıklı bir tartışma yaşanmasını dikkate alarak sanığın kasten yaralama suçundan sorumluluğunu kabul etmemiştir. Yargıtay ise eylemin yalnızca görünür lezyon üzerinden değerlendirilemeyeceğini belirtmiştir.

TCK m. 86’ya göre kasten yaralama suçu; mağdurun vücuduna acı verilmesi, sağlığının bozulması veya algılama yeteneğinin etkilenmesiyle oluşur. Kanun, suçun meydana gelmesi için mutlaka doktor raporunda görülebilen bir sıyrık, şişlik, morluk veya kanama bulunmasını aramamaktadır.

Bir kişinin yakasından kuvvetlice tutulması, çekilmesi ve itilmesi objektif olarak bedensel acı meydana getirebilecek davranışlardır. Bu hareketler mağdurun boyun, omuz veya göğüs bölgesinde ağrı ya da hassasiyete neden olabileceği gibi mağdurun fiziksel hareket özgürlüğünü de etkileyebilir.

Yargıtay, sanığın “karşılıklı yaka paça tutuştuk” şeklindeki savunmasını fiziksel temasın gerçekleştiğine ilişkin dolaylı bir kabul olarak değerlendirmiştir. Sanığın kızının tarafların birbirini ittiğini söylemesi ve bağımsız tanığın sanığın mağdurun yakasını tutup çekiştirdiğini açıklaması, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğini desteklemektedir.

Tarafların karşılıklı olarak birbirlerini itmeleri, sanığın eyleminin otomatik olarak hukuka uygun hâle gelmesini sağlamaz. Her kişinin hareketi ayrı ayrı değerlendirilmeli; ilk haksız hareketin kimden kaynaklandığı ve kullanılan kuvvetin saldırıyı önlemek için gerekli olup olmadığı belirlenmelidir.

Mağdurun saldırısını uzaklaştırmak amacıyla ölçülü biçimde yakasından tutulması meşru savunma kapsamında kalabilir. Ancak ortada devam eden bir saldırı bulunmadan öfke veya cezalandırma amacıyla yakadan tutma ve çekiştirme davranışı gerçekleştirilmişse kasten yaralama suçu oluşur.

Eylemin meydana getirdiği etkinin hafif düzeyde kalması hâlinde TCK m. 86/2 uygulanmalıdır. Fiziksel müdahale sonucunda mağdur yere düşmüş, başını çarpmış veya basit tıbbi müdahaleyi aşan başka bir yaralanmaya uğramışsa sorumluluk gerçekleşen daha ağır sonuca göre belirlenir.

Kasten yaralama suçu bakımından mağdurun subjektif olarak acı duyduğunu söylemesi tek başına her zaman yeterli olmayabilir. Fiilin objektif olarak acı vermeye elverişli olması, olayın gerçekleşme biçimi ve tanık anlatımlarıyla desteklenmesi gerekir. Somut olayda yakadan tutup çekiştirme ve itme davranışları bu elverişliliğe sahiptir.

Yargıtay, sanığın savunması ve tanıkların birbirini tamamlayan anlatımları karşısında kasten yaralama suçunun sübuta erdiğini kabul etmiştir. Sanığın mağdura yönelik davranışının cezasız bırakılmasını hukuka aykırı bulmuş ve TCK m. 86 kapsamında mahkûmiyet hükmü kurulması gerektiğini belirtmiştir.

Bu karar, yaralama suçunda doktor raporunun tek ispat aracı olmadığını da göstermektedir. Görünür lezyon meydana getirmeyen hafif fiziksel müdahaleler; mağdurun tutarlı beyanı, tanık anlatımları, kamera görüntüleri veya sanığın tevilli ikrarıyla kanıtlanabilir.

Yaralamanın etkisinin hafif olduğu kabul edildiğinde eylem TCK m. 86/2 kapsamında değerlendirilir. Ancak mağdurun kadın olması veya TCK m. 86/3’te sayılan nitelikli hâllerden birinin bulunması durumunda takip usulü ve ceza ayrı olarak belirlenmelidir.

Künye: Yargıtay 2. Ceza Dairesi, 22.03.2007, E. 2006/4530, K. 2007/4214.

Kasten Yaralama Girişiminin Sonuçsuz Kalması Hâlinde Failin Sorumluluğu Amaçlanan Yaralamanın Ağırlığına Göre Belirlenmelidir

Sanığın kasten yaralama suçunu işlemek amacıyla doğrudan doğruya icra hareketlerine başladığı ancak elinde olmayan nedenlerle mağduru yaralayamadığı olayda, sorumluluğun TCK m. 86/1’e mi yoksa m. 86/2’ye mi teşebbüs üzerinden belirleneceği tartışılmıştır.

Kasten yaralama, kural olarak neticeli bir suçtur. Mağdurun vücuduna acı verilmesi, sağlığının veya algılama yeteneğinin bozulmasıyla suç tamamlanır. Fail icra hareketlerine başlamasına rağmen bu sonuçlardan hiçbiri meydana gelmezse teşebbüs hükümleri gündeme gelir.

Teşebbüs aşamasında mağdurda herhangi bir yaralanma meydana gelmediğinden, gerçekleşmiş neticeye bakılarak bunun basit tıbbi müdahaleyle giderilebilir olup olmadığını belirlemek mümkün değildir. Bu nedenle failin kullandığı araç, hareketin yoğunluğu, hedef alınan vücut bölgesi ve olayın gerçekleşme biçimi değerlendirilmelidir.

Failin mağdura hafif bir tokat atmaya çalışması, saçını çekmek için hamle yapması veya düşük yoğunlukta fiziksel acı vermeye yönelmesi hâlinde amaçlanan sonuç TCK m. 86/2 düzeyinde kalabilir. Bu durumda failin daha ağır olan TCK m. 86/1’e teşebbüsten sorumlu tutulması, kastettiği ve meydana getirmeye elverişli olduğu neticeyle bağdaşmaz.

Buna karşılık fail mağdurun hayati bölgesine ağır bir cisimle vurmak, bıçakla yaralamak veya basit tıbbi müdahaleyi aşacak bir sonuç meydana getirmek amacıyla hareket etmişse yalnızca sonuç doğmaması nedeniyle doğrudan TCK m. 86/2’ye başvurulamaz. Böyle bir olayda TCK m. 86/1 veya koşullarına göre kasten öldürmeye teşebbüs hükümleri tartışılmalıdır.

Yargıtay, kasten yaralama girişiminin teşebbüs aşamasında kaldığı hâllerde failin sorumluluğunun otomatik olarak suçun temel şekli üzerinden belirlenemeyeceğini kabul etmiştir. Somut fiilin tamamlanması durumunda ortaya çıkması amaçlanan ve objektif olarak beklenebilecek yaralanmanın ağırlığı araştırılmalıdır.

Failin kastı yalnızca kendi beyanına göre belirlenmez. Kullanılan aracın niteliği, darbenin yöneltildiği bölge, vuruş sayısı, taraflar arasındaki husumet, failin olay sırasındaki sözleri ve eylemine neden devam edemediği birlikte değerlendirilmelidir.

Örneğin failin mağdura eliyle vurmak için hamle yaptığı ancak üçüncü kişiler tarafından tutulduğu olayda, somut koşullar daha ağır bir sonuç kastını göstermiyorsa TCK m. 86/2’ye teşebbüs söz konusu olabilir. Failin bıçakla göğüs bölgesine doğru hamle yapması hâlinde ise aynı hukuki değerlendirme yapılamaz.

TCK m. 35 uyarınca teşebbüs nedeniyle yapılacak indirim, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığına göre belirlenir. Mağdura hiç temas edilememesi ile hafif bir temas gerçekleşmesine rağmen amaçlanan yaralamanın tamamlanamaması, cezanın indirim oranı bakımından farklı değerlendirilebilir.

Yargıtay’ın yaklaşımına göre çoğu içeren azı da içerir ilkesi, hafif yaralama kastıyla gerçekleştirilen ancak sonuç doğurmayan hareketler bakımından TCK m. 86/2’ye teşebbüs hükümlerinin uygulanmasına imkân sağlamaktadır. Failin amacı ve hareketinin elverişliliği yalnızca hafif yaralamaya yönelikse daha ağır suçun temel alınması doğru değildir.

Bununla birlikte teşebbüs hükümlerinin TCK m. 86/2’ye uygulanabilmesi için failin doğrudan doğruya icra hareketlerine başlamış olması gerekir. Mağduru yaralama düşüncesinin açıklanması veya suçta kullanılacak aracın hazırlanması tek başına yeterli değildir. Hazırlık hareketleri ile icra hareketleri arasındaki sınır somut olayın özelliklerine göre belirlenmelidir.

Karar, yaralanma meydana gelmeyen olaylarda “netice yoksa suç da yoktur” biçiminde bir sonuca ulaşılamayacağını ortaya koymaktadır. Elverişli hareketlerle yaralama suçunun icrasına başlanmış ve netice failin iradesi dışındaki nedenle gerçekleşmemişse fail teşebbüsten sorumlu tutulabilir.

Künye: Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 08.10.2009, E. 2009/9042, K. 2009/12432

Birlikte Hareket Eden Faillerin Hangi Darbeyi Vurdukları Belirlenebiliyorsa Her Fail Kendi Darbesinin Meydana Getirdiği Yaralanmadan Sorumludur

Sanıklar Abdülkadir ve Muhammet, daha önce kendilerini darbettiğini düşündükleri mağduru uzun süre aramış ve olay günü görüşmek istediklerini söyleyerek mağdurla buluşmuşlardır. Sanıklar, mağdura “seninle hesaplaşmak istiyoruz” diyerek onu karanlık bir sokağa götürmeye çalışmışlardır.

Mağdurun sanıklarla birlikte gitmek istememesi ve direnmesi üzerine her iki sanık da bıçakla mağdura saldırmıştır. Abdülkadir mağduru karın bölgesinden, Muhammet ise sol bacağından yaralamıştır. Böylece aynı olay içerisinde farklı sanıklar tarafından meydana getirilen iki ayrı yaralanma ortaya çıkmıştır.

Adli Tıp Kurumu Balıkesir Şube Müdürlüğünün raporunda, mağdurun sağ onuncu interkostal bölgesindeki 2-3 santimetrelik kesinin yaşamını tehlikeye soktuğu ve basit tıbbi müdahaleyle giderilemeyecek nitelikte olduğu belirtilmiştir. Bu yaranın Abdülkadir’in bıçak darbesinden kaynaklandığı belirlenmiştir.

Mağdurun sol bacağının dış yüzeyinde bulunan yaklaşık bir santimetrelik cilt kesisinin ise yaşamını tehlikeye sokmadığı ve basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olduğu tespit edilmiştir. Bu yaranın sanık Muhammet’in bıçak darbesiyle meydana geldiği anlaşılmıştır.

Yerel mahkeme, sanıkların önceden birlikte hareket etmeye karar verdiklerini ve aynı suç işleme iradesiyle mağdura saldırdıklarını esas almıştır. Bu nedenle Muhammet’i de diğer sanığın meydana getirdiği ağır yaralanmadan müşterek fail olarak sorumlu tutmuş ve TCK m. 37 yollamasıyla m. 86/1 kapsamında cezalandırmıştır.

Yargıtay, iştirak iradesinin varlığının her durumda bütün faillerin meydana gelen tüm sonuçlardan aynı ölçüde sorumlu tutulmasına yeterli olmadığını kabul etmiştir. Mağdurda birden fazla yaralanma meydana gelmiş ve hangi yaralanmanın hangi sanığın darbesinden kaynaklandığı kesin biçimde belirlenmişse her sanığın sorumluluğu kendi eyleminin sonucu üzerinden değerlendirilmelidir.

Muhammet’in bıçak darbesi mağdurun yalnızca sol bacağında bir santimetrelik yüzeysel kesi meydana getirmiştir. Adli rapora göre bu yaralanma TCK m. 86/2 kapsamında basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek niteliktedir. Diğer sanığın karın bölgesine yönelik yaşamı tehlikeye sokan darbesi Muhammet’e otomatik olarak yüklenemez.

Muhammet’in ağır neticeden sorumlu tutulabilmesi için diğer sanığın karın bölgesine yönelik ağır saldırısını ortak hâkimiyet içerisinde gerçekleştirdiğinin veya bu ağır netice bakımından en azından TCK m. 23 anlamında kusurunun bulunduğunun gösterilmesi gerekir. Yalnızca birlikte mağduru aramaları ve aynı olayda bıçak kullanmaları bu değerlendirme yapılmadan yeterli kabul edilemez.

Yargıtay, hangi failin hangi darbeyi vurduğunun tespit edilemediği toplu saldırılar ile somut olay arasında ayrım yapmıştır. Darbelerin ve sonuçlarının birbirinden ayrılabildiği olayda bireysel ceza sorumluluğu ilkesi gereğince her fail kendi hareketi ve meydana getirdiği netice üzerinden cezalandırılmalıdır.

Bu nedenle sanık Muhammet’in temel sorumluluğunun TCK m. 86/2 üzerinden belirlenmesi gerektiği kabul edilmiştir. Eylemin bıçakla gerçekleştirilmiş olması nedeniyle TCK m. 86/3-e’deki silahla işlenme nitelikli hâlinin uygulanması ise ayrı bir meseledir. Yaralanmanın hafif olması, silah nedeniyle yapılacak artırımı ortadan kaldırmaz.

Bıçakla meydana getirilen her yaralanmanın basit tıbbi müdahaleyi aşacağı yönünde otomatik bir kabul yapılamaz. Kullanılan aracın silah olması nitelikli hâli belirlerken yaranın derinliği, bulunduğu bölge ve tıbbi sonucu temel cezanın TCK m. 86/1 veya m. 86/2 üzerinden belirlenmesini sağlar.

Yargıtay, Muhammet’in diğer sanıkla aynı suç kastı altında hareket ettiği gerekçesiyle TCK m. 86/1’den cezalandırılmasını hukuka aykırı bulmuştur. Sanığın kendi darbesiyle meydana getirdiği basit tıbbi müdahaleyle giderilebilir yaralanma esas alınarak hukuki durumunun belirlenmesi gerektiğini ifade ederek hükmü bozmuştur.

Künye: Yargıtay 2. Ceza Dairesi, 12.03.2007, E. 2007/6123, K. 2007/3610.

Basit Tıbbi Müdahaleyle Giderilebilecek Yaralama Şikâyete Ve Uzlaştırmaya Tabi Olduğundan Lehe Kanun Değerlendirmesi Yapılmadan Hüküm Kurulamaz

Sanıklar hakkında 765 sayılı Türk Ceza Kanunu döneminde “etkili eylem” olarak adlandırılan kasten yaralama suçundan kamu davası açılmış ve yapılan yargılama sonunda mahkûmiyet hükmü kurulmuştur. Hüküm henüz kesinleşmeden 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu yürürlüğe girmiştir.

Dosyadaki adli rapora göre mağdurda meydana gelen yaralanmanın etkisi hafif düzeyde kalmış ve basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek nitelikte olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle eylemin yeni kanundaki karşılığı TCK m. 86/2 kapsamında bulunmaktadır.

Yargıtay, suç tarihinden sonra yürürlüğe giren kanunun sanık lehine sonuç doğurup doğurmadığının araştırılması gerektiğini belirtmiştir. TCK m. 7/2 uyarınca suçun işlendiği tarihte yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanun hükümleri farklıysa fail lehine olan kanun uygulanır.

Lehe kanunun belirlenmesi yalnızca eski ve yeni kanunlardaki hapis cezalarının alt ve üst sınırlarının karşılaştırılmasından ibaret değildir. Suçun şikâyete tabi hâle gelmesi, uzlaştırma kapsamına alınması, seçenek yaptırımlar ve cezanın ertelenmesine ilişkin hükümler de bütün olarak değerlendirilmelidir.

5237 sayılı TCK m. 86/2’deki basit tıbbi müdahaleyle giderilebilir kasten yaralama, nitelikli hâller ve kadına karşı işlenmeye ilişkin güncel özel düzenleme bulunmadığı takdirde mağdurun şikâyetine bağlıdır. Bu nedenle mağdurun süresi içerisinde şikâyetçi olup olmadığı ve daha sonra şikâyetinden vazgeçip geçmediği belirlenmelidir.

Şikâyet, bu suç bakımından soruşturma ve kovuşturma şartıdır. Geçerli bir şikâyet bulunmaması veya mağdurun hüküm kesinleşmeden şikâyetinden vazgeçmesi durumunda, vazgeçmeyi kabul etmeyen sanıkla ilgili istisna saklı olmak üzere, kamu davasının düşmesi gündeme gelebilir.

Yargıtay ayrıca basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek yaralama suçunun uzlaştırma hükümleri kapsamında bulunduğunu belirtmiştir. Uzlaştırma, yalnızca cezanın belirlenmesine ilişkin bir kurum değil, olumlu sonuçlanması hâlinde soruşturmanın veya davanın sona ermesini sağlayabilen bir ceza muhakemesi kurumudur.

Dosyanın uzlaştırmaya tabi olduğu anlaşılırsa öncelikle usulüne uygun uzlaştırma işlemleri yapılmalıdır. Tarafların uzlaşması ve edimin yerine getirilmesi durumunda yargılamanın bulunduğu aşamaya göre düşme veya ilgili diğer hukuki sonuçlar ortaya çıkabilir. Uzlaşma sağlanamazsa yargılamaya devam edilir.

Yerel mahkemenin önceki kanuna göre hüküm kurmuş olması, sonradan yürürlüğe giren lehe muhakeme hükümlerinin uygulanmasını engellemez. Hüküm kesinleşmeden yürürlüğe giren ve sanığın lehine sonuç doğurabilecek düzenlemelerin resen dikkate alınması gerekir.

Yargıtay bu nedenle mahkûmiyet hükmünü doğrudan onamamıştır. Mağdurun yaralanmasının TCK m. 86/2 kapsamında kaldığı, suçun takip usulünün değiştiği ve uzlaştırma imkânının ortaya çıktığı gözetilerek sanıkların hukuki durumlarının yeniden değerlendirilmesine karar vermiştir.

Karar, adli rapordaki “basit tıbbi müdahaleyle giderilebilir” tespitinin yalnızca ceza miktarını etkilemediğini göstermektedir. Bu tespit; şikâyet süresi, şikâyetten vazgeçme, uzlaştırma, görev ve uygulanacak maddi ceza hükmü bakımından birden fazla hukuki sonuç doğurabilir.

Bununla birlikte mağdurun kadın olması veya eylemin TCK m. 86/3’te sayılan kişilerden birine karşı ya da silahla işlenmesi gibi özel durumlarda suçun şikâyete bağlı olup olmadığı ve uzlaştırma kapsamı ayrıca değerlendirilmelidir. Her basit tıbbi müdahalelik yaralamanın otomatik olarak şikâyete ve uzlaştırmaya tabi olduğu kabul edilemez.

Künye: Yargıtay 2. Ceza Dairesi, 21.07.2005, E. 2003/22929, K. 2005/16861.

TCK 86/1 Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu

TCK 86/1 Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu
Somut Durum Yargıtay Nitelendirmesi Gerekçenin Özü
Adli raporda BTM ifadesi bulunsa da yüzde sabit iz oluşması TCK 86/1 üzerinden TCK 87/1-c BTM ifadesi hakimi bağlamaz; ağır netice hafif yaralama sayılamaz
Sabit iz tespitinin erken raporla yapılması Eksik inceleme Sabit iz değerlendirmesi kural olarak olaydan en az altı ay sonra yapılır
Tek olayda birden fazla darbeyle yaralama Tek suç Aynı ana bağlı hareketler tek fiil sayılır
Karşılıklı kavgada ilk haksız hareketin belirlenememesi Haksız tahrik lehine uygulanır Şüpheden sanık yararlanır ilkesi indirimde de geçerlidir
Algılama yeteneğinin geçici bozulması TCK 86/1 Vücut dokunulmazlığı fiziksel acıyla sınırlı değildir

Maddenin diğer halleri için TCK 86/2 basit tıbbi müdahale ile giderilebilir yaralama, TCK 86/3-e silahla kasten yaralama ve ağır neticeler için TCK 87/1-d yaşamı tehlikeye sokan yaralama yazılarımızı inceleyebilirsiniz.

Hukuki araçlarımızla süreçlerinizi kendiniz de takip edebilirsiniz:

Sık Sorulan Sorular

TCK 86/1 nedir?

TCK 86/1, kasten yaralama suçunun temel halidir: Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

TCK 86/1 cezası kaç yıl?

TCK 86/1 kapsamındaki kasten yaralamanın cezası 1 yıldan 3 yıla kadar hapistir. Suçun silahla veya 86/3 kapsamında sayılan kişilere karşı işlenmesi halinde bu ceza yarı oranında artırılır; ağır netice doğmuşsa TCK 87 uyarınca ayrıca artırım yapılır.

Basit yaralama ile TCK 86/1 arasındaki fark nedir?

Fark yaralanmanın ağırlığındadır. Etki basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek kadar hafifse fiil TCK 86/2 kapsamındadır ve şikayete tabidir; bu ölçüyü aşan yaralanmalar TCK 86/1 kapsamında kendiliğinden soruşturulur.

TCK 86/1 uzlaşmaya tabi mi?

Evet. TCK 86/1 kapsamındaki kasten yaralama uzlaştırma kapsamındadır; taraflar uzlaşırsa kamu davası düşer. Suçun 86/3 kapsamındaki nitelikli halleri ise uzlaştırmaya tabi değildir.

TCK 86/1 şikayete bağlı mıdır?

Hayır. Temel hal şikayete bağlı değildir ve şikayetten vazgeçme davayı düşürmez; ancak uzlaştırma kurumu yoluyla dosyanın düşmesi mümkündür. Şikayete bağlı olan yalnızca TCK 86/2 kapsamındaki hafif yaralamadır.

İlk rapor BTM diyorsa ceza kesin 86/2’den mi verilir?

Hayır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, adli rapordaki BTM ifadesinin hakimi bağlamadığını; yüzde sabit iz gibi ağır bir netice varsa cezanın TCK 86/1 üzerinden belirlenip TCK 87 uyarınca artırılacağını kabul etmektedir.

Kasten yaralama davasında avukat desteği neden önemli?

Nitelendirme, rapor itirazları ve haksız tahrik tartışması cezayı yıllarla değiştirir; kesin raporun doğru aşamada alınması savunmanın temelidir. Avukatlık hizmetleri TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ücretlidir.

Av. Çağrı Ayboğa Kimdir?

Av. Çağrı Ayboğa, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur ve yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Ankara Barosuna kayıtlı olarak (Sicil No: 34507) Ayboğa + Partners Avukatlık Bürosunun kurucu avukatı sıfatıyla ağırlıklı olarak ceza hukuku alanında çalışmakta; kasten yaralama ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama dosyalarında müdafilik ve mağdur vekilliği görevi yürütmektedir. Bu yazı, TCK 86/1 kasten yaralamanın temel hali konusundaki güncel Yargıtay içtihatları taranarak hazırlanmıştır ve bilgilendirme amaçlıdır; somut olaya özgü hukuki danışmanlık yerine geçmez.

TCK 86/1 Kasten Yaralama Suçlamasında Ankara Ceza Avukatı Desteği

Yaralama dosyalarında adli raporların doğru okunması, nitelendirme ve haksız tahrik tartışması sonucu yıllarla değiştirir. Kasten yaralama suçu tck 86 rehberimizi inceleyebilir, dosyanız için Ankara ceza avukatı desteği alabilirsiniz.

Ankara Avukat

Avukat Çağrı Ayboğa

Avukat Çağrı Ayboğa, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olup yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Ayboğa + Partners Avukatlık Bürosu’nun kurucu avukatlarındandır. Ankara Barosu’na kayıtlı olarak dinamik ve tecrübeli ekibiyle avukatlık mesleğini icra etmektedir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Ara