TCK 257: Görevi Kötüye Kullanma Suçu Son Güncelleme: 9 Haziran 2026
TCK 257 Görevi Kötüye Kullanma Suçu — Özet
Türk Ceza Kanunu Madde 257, kamu görevlisinin görevini kötüye kullanarak kişilerin mağduriyetine, kamunun zararına veya haksız menfaate yol açmasını düzenleyen “görevi kötüye kullanma” suçudur. Yalnızca kamu görevlileri tarafından işlenebilen bu suç iki fıkradan oluşur.
- İcrai (Aktif) Davranış (TCK 257/1): Görevin gereklerine kasten aykırı hareket ederek kişilerin mağduriyetine, kamunun zararına veya haksız kazanç sağlanmasına neden olmak — 6 aydan 2 yıla kadar hapis
- İhmali (Pasif) Davranış (TCK 257/2): Görevin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek aynı sonuçlara sebep olmak — 3 aydan 1 yıla kadar hapis
- Genel Kast: Failin görevin gereklerine aykırı davrandığını ve zarara yol açtığını bilmesi ve istemesi yeterlidir. Taksirli hâller bu kapsamda değerlendirilmez.
- Uzlaşma: Görevi kötüye kullanma uzlaşmaya tabi değildir; taraflar anlaşsa dahi soruşturma düşmez.
- Zamanaşımı: Şikayete bağlı değildir, savcılık re’sen soruşturma yürütür. Dava zamanaşımı 8 yıldır.
- Görevli Mahkeme: Asliye Ceza Mahkemesi
- Özel Yargılama Usulü: 4483 sayılı Kanun kapsamında soruşturma izni alınması gerekebilir
- TCK 257 Görevi Kötüye Kullanma Suçu Nedir?
- TCK 257 Kanun Metni (Tam Metin)
- Görevi Kötüye Kullanma Suçunun Unsurları
- İcrai Davranışla İşlenme (TCK 257/1)
- İhmali Davranışla İşlenme (TCK 257/2) — Görevi İhmal
- Görevi Kötüye Kullanma ile Görevi İhmal Arasındaki Fark
- Kamu Zararı Unsuru — Yargıtay Yaklaşımı
- Kast Unsuru ve Genel Kast Aranması
- Kim İşleyebilir? Kamu Görevlisi Tanımı
- Görevi Kötüye Kullanma Cezası
- Soruşturma ve Yargılama — 4483 Sayılı Kanun
- HAGB, Erteleme ve Para Cezasına Çevirme
- Görevi Kötüye Kullanmadan Beraat Edilir mi?
- 19 Emsal Yargıtay Kararı
- Sık Sorulan Sorular
Görevi kötüye kullanma suçu nedir? TCK 257 uyarınca kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle kişilerin mağduriyetine, kamunun zararına veya kişilere haksız menfaat sağlanmasına neden olması suçudur. Yalnızca kamu görevlileri tarafından işlenebilen özgü bir suçtur; sıradan vatandaşlar bu suçun faili olamaz. Suç iki fıkradan oluşur: icrai (aktif) davranış 6 aydan 2 yıla, ihmali (pasif) davranış 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezasıyla yaptırıma bağlanır.
Görevi kötüye kullanma; tali, genel ve tamamlayıcı nitelikte bir suçtur. Yani aynı eylem; rüşvet, zimmet, irtikâp veya resmi belgede sahtecilik gibi özel bir suçu da oluşturuyorsa o özel suç hükümleri uygulanır; TCK 257 yalnızca özel bir hüküm yoksa devreye girer. Bu yapısı nedeniyle uygulamada en sık karşılaşılan ve aynı zamanda en yanlış nitelendirilen ceza hükümlerinden biridir. Kamu görevlilerinin yargılandığı davalarda beraat oranı, suç vasfının doğru belirlenmesine ve özellikle kastın somut delillerle ispatlanmasına doğrudan bağlıdır.

TCK 257 Kanun Metni (Tam Metin)
5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu – Madde 257: Görevi Kötüye Kullanma
(1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Görevi Kötüye Kullanma Suçunun Unsurları
Suçun oluşabilmesi için aşağıdaki üç unsurun birlikte gerçekleşmesi zorunludur:
1. Failin Kamu Görevlisi Olması
Suç özgü bir suçtur; ancak kamu görevlileri fail olabilir. Eylemin failin görev alanına girmesi ve yetki kapsamında olması da aranır. Yetki alanı dışındaki eylemler en fazla disiplin sorumluluğunu gerektirir.
2. Görevin Gereklerine Aykırı Davranış
İcrai (aktif — TCK 257/1) ya da ihmali (pasif — TCK 257/2) biçimde gerçekleşebilir. Aykırılığın kanun, yönetmelik, talimat veya görev tanımına göre belirlenmesi gerekir.
3. Somut Netice (Zarar Suçu)
Yargıtay’a göre TCK 257 bir zarar suçudur: ya bir kişinin mağduriyeti ya kamunun ekonomik zararı ya da kişilere haksız menfaat sağlanması neticelerinden birinin somut olarak gerçekleşmesi şarttır. Soyut zarar ihtimali yetmez.
4. Manevi Unsur: Kast
Suç yalnızca kasten işlenebilir; taksirle işlenmesi mümkün değildir. Yargıtay özel kast aramamaktadır; failin görevin gereklerine aykırı davrandığını ve zarara yol açtığını bilmesi ve istemesi yeterlidir.
İcrai Davranışla İşlenme (TCK 257/1)
İcrai (Aktif) Davranış: Kamu görevlisinin görevin gereklerine kasten aykırı bir hareketi yapmasıdır. Aktif bir eylemle hukuka aykırı işlem tesis etme, yetkisini yanlış kullanma veya kuralı çiğneme bu kapsama girer. Ceza: 6 aydan 2 yıla kadar hapis.
Örnek görünüm biçimleri: kanunda öngörülen prosedüre aykırı usulsüz ihale yapma, hak etmeyen kişiye lehe işlem tesis etme, idare mahkemesi kararını uygulamaktan kaçınma, evraka gerçeğe aykırı şerh düşme, atanmaya yetkili olmadığı kişiyi atama, mevzuata aykırı belge düzenleme. Yargıtay icrai davranışın suç sayılabilmesi için sadece hukuka aykırı olmasının yetmediğini; failin kastının ve eylemin sonuç doğurmuş olmasının da ispatlanması gerektiğini vurgulamaktadır.
İhmali Davranışla İşlenme (TCK 257/2) – Görevi İhmal
İhmali (Pasif) Davranış: Kamu görevlisinin görevini yapmaması veya geciktirmesidir. Bu fıkraya halk arasında “görevi ihmal” denir. Ceza: 3 aydan 1 yıla kadar hapis.
Örnek görünüm biçimleri: bir başvuruyu süresinde işleme almama, kanun gereği yapılması zorunlu bir bildirimi yapmama, kararı uygulamayı geciktirme, soruşturma yapması gereken ihbarı işleme koymama. Yargıtay; basit bir gecikmenin ya da yoğun iş yükünden kaynaklanan aksamanın ihmal suçu sayılmayacağını, kastın somut delillerle ispatlanması gerektiğini istikrarlı biçimde ortaya koymaktadır. Ayrıca disiplin cezası gerektiren eylemlerin ceza hukuku boyutuna geçmemesine özen gösterilir.
Görevi Kötüye Kullanma ile Görevi İhmal Arasındaki Fark
| Ölçüt | TCK 257/1 — Görevi Kötüye Kullanma (İcrai) | TCK 257/2 — Görevi İhmal (İhmali) |
|---|---|---|
| Davranışın Niteliği | Aktif eylem — yapma | Pasif eylem — yapmama veya geciktirme |
| Hapis Cezası | 6 ay – 2 yıl | 3 ay – 1 yıl |
| Örnek | Yetkisi olmadığı hâlde işlem tesis etmek | Süresinde tebligat çıkartmamak |
| Kast | Genel kast yeterli | Genel kast yeterli |
Kamu Zararı Unsuru – Yargıtay Yaklaşımı
TCK 257 bir zarar suçudur. Yargıtay’ın yerleşmiş içtihadına göre kamu zararı şu özellikleri taşımalıdır:
- Ekonomik nitelikte olmalı: Manevi zarar veya soyut güven sarsılması tek başına yetmez; kamu kasasında veya malvarlığında somut bir azalma gerekir.
- Somut ve hesaplanabilir olmalı: 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi Kanunu’nun 71. maddesindeki kamu zararı tanımı esas alınır; rakamla ortaya konabilen bir zarar aranır.
- Sonradan ödeme suçu ortadan kaldırmaz: Yargıtay’a göre devlet zararının sonradan tazmin edilmesi suçun oluşmasına engel değildir; ancak cezanın bireyselleştirilmesinde olumlu etken olarak değerlendirilebilir.
- Hukuki düzenlemeye aykırılık tek başına yetmez: İdari işlemin yalnızca usule aykırı olması, somut bir kamu zararı gerçekleşmedikçe TCK 257 kapsamında suç oluşturmaz.
Kast Unsuru ve Genel Kast Aranması
Görevi kötüye kullanma yalnızca kasten işlenebilen bir suçtur; taksirli görevi kötüye kullanma diye bir suç tipi yoktur. Yargıtay özel kast ya da belirli bir saik (amaç) aramamaktadır; failin görevin gereklerine aykırı davrandığını ve sonuca yol açtığını bilmesi ve istemesi (genel kast) yeterlidir. Bununla birlikte iş yoğunluğu, maddi yanılgı, hukuki yorum farkı veya idari uygulamadaki belirsizlik gibi durumların varlığı kastı ortadan kaldırabilir ve beraat sonucunu doğurabilir.
Kim İşleyebilir? Kamu Görevlisi Tanımı
TCK 6/1-c uyarınca kamu görevlisi; kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişidir. Tanım dar değildir; aşağıdaki kişiler kamu görevlisi olarak değerlendirilebilir:
Memurlar ve Sözleşmeli Personel
657 sayılı Kanun kapsamındaki devlet memurları, sözleşmeli personel, 4/B’liler ve geçici görevliler.
Hâkimler, Savcılar, Avukatlar
Yargılama faaliyetine katılan tüm hâkimler ve savcılar; baroda kayıtlı avukatların kamu görevlisi sayıldığı özel hâller mevcuttur.
Belediye Başkanları ve Meclis Üyeleri
Seçimle gelmiş yerel yönetim mensupları, muhtarlar ve ihtiyar heyetleri.
Bilirkişi, Tanık, Tercüman
Yargılama sürecinde geçici olarak görev üstlenen kişiler de bu kapsamda değerlendirilir.
Görevi Kötüye Kullanma Cezası
| Suç Tipi | Hapis Cezası | HAGB | Para Cezasına Çevirme |
|---|---|---|---|
| TCK 257/1 — İcrai (Görevi Kötüye Kullanma) | 6 ay – 2 yıl | Uygulanabilir | Uygulanabilir |
| TCK 257/2 — İhmali (Görevi İhmal) | 3 ay – 1 yıl | Uygulanabilir | Uygulanabilir |
Soruşturma ve Yargılama — 4483 Sayılı Kanun
Memur ve diğer kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri iddia edilen suçlarda yargılama, doğrudan adli süreçle başlamaz. 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun kapsamında ön inceleme yapılır ve yetkili merciden soruşturma izni alınır. Soruşturma izni verilmemesi hâlinde Bölge İdare Mahkemesi’ne itiraz yolu açıktır. Hâkim ve savcılar bakımından özel yargılama usulleri (HSK ile yapılan inceleme) işletilir.
HAGB, Erteleme ve Para Cezasına Çevirme
- Adli Para Cezasına Çevirme: Hem TCK 257/1 hem de TCK 257/2 kapsamındaki hapis cezaları, alt sınırın altında belirlendiği durumlarda adli para cezasına çevrilebilir.
- Hapis Cezasının Ertelenmesi: 2 yıl ve altındaki hapis cezalarında, sanığın daha önce kasıtlı suçtan mahkûmiyet almamış olması ve diğer şartları sağlaması hâlinde ertelenebilir.
- HAGB: Görevi kötüye kullanma ve görevi ihmalde koşullar sağlandığında uygulanabilir. 5 yıl denetim süresi boyunca yeni kasıtlı suç işlenmezse hüküm açıklanmaz ve adli sicile işlenmez.
- Memuriyet Üzerine Etki: HAGB kararı adli sicile işlenmediğinden memuriyete devam imkânı korunabilir; ancak somut olayın koşulları, idari disiplin sürecini etkileyebilir.
Görevi Kötüye Kullanma Yargılaması ile Karşı Karşıyaysanız
TCK 257 kapsamındaki bir soruşturma veya kovuşturma; yalnızca ceza sorumluluğu değil, memuriyet geleceğiniz açısından da kritik sonuçlar doğurabilir. Doğru savunma stratejisi için süreç ilk aşamadan itibaren hukuki destekle yürütülmelidir.
Danışmanlık ücretlidir. TBB 2025–2026 Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uygulanmaktadır.
Görevi Kötüye Kullanmadan Beraat Edilir mi?
Evet, mümkündür. Yargıtay’ın yerleşik içtihadına göre aşağıdaki durumlarda beraat sonucu doğabilir:
- Kastın ispatlanamaması: Failin görevin gereklerine aykırı davrandığını bilerek ve isteyerek hareket ettiği somut delillerle ortaya konamıyorsa şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği beraat kararı verilir.
- Yetki alanı dışı eylem: Failin görevi alanına girmeyen, yetkisi bulunmadığı bir konuda hareket etmesi suç oluşturmaz; en fazla disiplin sorumluluğu gündeme gelir (Yargıtay CGK., 09.07.2013).
- Somut kamu zararının yokluğu: Yalnızca usul aykırılığı bulunup ekonomik ve hesaplanabilir kamu zararı saptanamayan dosyalarda beraat verilir (Yargıtay 4. CD., 16.06.2005).
- İş yoğunluğu veya maddi yanılgı: Kamu görevlisinin yoğun iş yükü ya da hata sonucu işlem yapması suç kastını ortadan kaldırır (Yargıtay 4. CD., 28.01.2004).
- Eylem disiplin niteliğinde: Nöbet günü göreve gelmeme gibi eylemler ceza hukuku değil disiplin hukuku kapsamında değerlendirilir (Yargıtay 4. CD., 20.01.2004).
- Özel bir suçun gündemde olması: Aynı eylem zimmet, rüşvet veya resmi belgede sahtecilik gibi özel bir suçu da oluşturuyorsa TCK 257 değil, özel hüküm uygulanır.
TCK 257 Emsal Yargıtay Kararları (19 Karar)
Av. Çağrı Ayboğa tarafından derlenen aşağıdaki 19 Yargıtay kararı; görevi kötüye kullanma suçunun uygulama sınırlarını — yetki kapsamı, icrai/ihmali ayrım, kamu zararı, kast, disiplin-ceza ayrımı, içtima ve nitelendirme — Yargıtay’ın gerekçeleriyle birebir ortaya koymaktadır.
Kamu Görevlisinin Görev Alanına Giren Konuda Yetkisinin Bulunmaması Hâlinde Görevi Kötüye Kullanma Suçu Oluşmayacak; Ancak Eylem Disiplin Hukukunu İlgilendiren Bir Boyutta Kalabilecektir
Hukuki Mesele ve Olayın Özeti: Davalı sanık, ağır ceza mahkemesi üyesi olup, hâlihazırda nöbetçi sulh ceza mahkemesi hâkimi sıfatıyla görevlendirilmediği bir tarihe ilişkin olarak yürütülen bir soruşturmaya müdahale etmiştir. Sanığın söz konusu soruşturmayla görev ve yetki bağlantısı bulunmamaktadır; üstelik ilgili yargılamaya da katılmamıştır. Bu eylem nedeniyle görevi kötüye kullanma suçundan mahkûmiyet kararı verilmiş; Yargıtay Ceza Genel Kurulu ise ilk derece mahkemesinin bu kararını bozan özel daire kararını onamıştır.
Yargıtay CGK’nın Değerlendirmesi: Ceza Genel Kurulu, bir kimsenin kamu görevlisi olmasına karşın o işle ilgili görev ve yetkisi yoksa, başka bir suçu oluşturmayan hukuka aykırı davranışının disiplin cezasını gerektirebileceğini ancak görevi kötüye kullanma suçunu oluşturmayacağını açıkça hükme bağlamıştır. Suçun oluşabilmesi için failin hem kamu görevlisi sıfatına hem de söz konusu işlemle doğrudan ilgili yasaya dayalı bir göreve sahip olması zorunludur.
Hukuki Sonuç ve Gerekçe: Genel Kurul, görevi kötüye kullanma suçunu özgü suç niteliğiyle ele alarak iki ayrı koşulun birlikte gerçekleşmesi gerektiğini ortaya koymuştur: kamu görevlisi olmak ve o işle ilgili yetkiye sahip olmak. Sanığın suç tarihinde nöbetçi sulh ceza mahkemesi hâkimi görevinin bulunmaması, söz konusu soruşturma işlemleriyle ilgili herhangi bir görev ve yetkisinin bulunmaması, olaya ilişkin yargılamaya da katılmamış olması birlikte değerlendirildiğinde görevi kötüye kullanma suçunun oluşmayacağı sonucuna ulaşılmıştır. Söz konusu eylem, olsa olsa disiplin hukukunu ilgilendiren bir davranış olarak nitelendirilebilir.
Önemi: Bu karar, hakimler ve savcılar başta olmak üzere kamu görevlilerinin yargılama faaliyetleri dışındaki süreçlere müdahalelerini hukuki çerçeveye oturtmakta; kamu görevinin kapsamının dar yorumlanması gerektiğine dair sistematik bir ilkeyi yargı pratiğine kazandırmaktadır.
Okul Müdürünün Öğrencilerden Dergi Parası Toplaması Yasal Görevi Kapsamında Olmadığından Görevi Kötüye Kullanma Suçunu Oluşturmaz; Beraat Kararı Verilmesi Gerekir
Hukuki Mesele ve Olayın Özeti: Sanık ilköğretim okulu müdürü, öğrencilere dergi alımı konusunda aracılık etmiş ve para toplatmıştır. Hakkında açılan ceza davasında TCK m. 257 kapsamında görevi kötüye kullanmaktan mahkûmiyet kararı kurulmuştur. Yerel mahkeme, bu eylemi muhtarlığın bir uzantısı gibi değerlendirmiş ve görev alanı içinde kabul etmiştir. Dava temyiz incelemesine taşınmıştır.
Yargıtay’ın Değerlendirmesi: Yargıtay 4. Ceza Dairesi, görevi kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için gerçekleştirilen yasaya aykırı işlemin failin yasal görevleri arasında yer alması gerektiğini kesin bir dille vurgulamıştır. Ulusal Eğitim mevzuatı incelendiğinde okul müdürünün görevleri arasında öğrencilere dergi alımında aracılık etmek ya da bu amaçla para toplamak bulunmamaktadır. Söz konusu eylem hiçbir normla müdüre verilmiş bir görev ya da yetki kapsamında değildir.
Hukuki Sonuç ve Gerekçe: Daire, yasaya aykırı bir davranışın TCK m. 257 anlamında suç teşkil edebilmesi için yalnızca failin kamu görevlisi olmasının yetmeyeceğini; aynı zamanda söz konusu eylemin failin yasal görev sınırları içinde kalması gerektiğini açıkça ortaya koymuştur. Dolayısıyla öğrencilerden para toplatılması eylemi, yasaya aykırı olmakla birlikte müdürün yasal görevi kapsamında olmadığından TCK m. 257 hükmü uygulanamaz. Bu tespitle beraat kararı yerine hükümlülük kurulması yasaya aykırı görülerek bozulmuştur.
Önemi: Karar, eğitim kurumlarındaki yöneticiler başta olmak üzere yerel yönetimlerden merkezi idarenin uzantılarına kadar geniş bir alanda uygulanmakta; suçun oluşabilmesi için yasal görev sınırının belirleyici unsur olduğunu içtihat bütünlüğü içinde pekiştirmektedir.
Görevde Yetki Kötüye Kullanma Suçu İcrai Bir Davranışla İşlenirken Görevi İhmal Suçu İhmali (Pasif) Bir Davranışla İşlenir; İki Suç Tipi Arasındaki Sınır Kamu Görevlisinin Davranışının Niteliğiyle Belirlenir
Hukuki Mesele ve Olayın Özeti: Uyuşmazlığa konu olayda, kamu görevlisi olan sanığın görevini yapmama ya da gecikerek yapmasına ilişkin bir eylem suç olarak nitelendirilmiş ve hangi fıkranın uygulanacağı tartışma konusu olmuştur. Alt mahkeme, TCK m. 257/1 hükmünü esas alarak sanık hakkında mahkûmiyet kurmuştur. Yargıtay, kararı bozmuştur.
Yargıtay’ın Değerlendirmesi: Yargıtay 4. Ceza Dairesi, görevi savsama suçu ile görevi kötüye kullanma suçu arasındaki temel ayrımı açık biçimde ortaya koymuştur. Görevi savsama/ihmal suçu, kamu görevlisinin görevini yapmaması ya da gecikerek yapması biçiminde ihmali nitelikte bir hareketsizlikle oluşur. Buna karşın görevi kötüye kullanma suçu ise memurun yasal düzenlemelerle kendisine verilmiş bir görevi yasaya aykırı biçimde yapması, yani etkin/icrai bir davranışla işlenmektedir.
Hukuki Sonuç ve Gerekçe: Daire, iki suç tipi arasındaki kritik farkın davranışın niteliğinde yattığını tespit etmiştir: ihmal suçunda eylem pasif (hareketsizlik), kötüye kullanma suçunda ise aktif (icrai hareket) niteliktedir. Bu ayrımın yanlış kurulması, alt mahkemenin TCK m. 257/1’i uygulamasına yol açmış; oysa somut eylemin ihmali niteliği karşısında m. 257/2’nin uygulanması gerektiği anlaşılmış ya da suçun unsurlarının hiç oluşmadığı belirlenmiştir. Bu hatalı nitelendirme bozma sebebi teşkil etmiştir.
Önemi: İlgili kararın TCK m. 257’nin 1. ve 2. fıkrası arasındaki sistematik ayrımı netleştirdiği görülmektedir. Savunma stratejileri açısından da belirleyici olan bu ayrım; cezanın alt sınırı, erteleme ve adli para cezasına çevrilme olanakları bakımından somut sonuçlar doğurmaktadır.
Görevi Kötüye Kullanma Suçunda Suç İşleme Kastının Somut ve Kesin Delillerle İspat Edilememesi Hâlinde Beraat Kararı Verilmesi Gerekir
Hukuki Mesele ve Olayın Özeti: Sanıklar, ihale kanununa aykırı bir biçimde pazarlık usulüyle alım yapmışlardır. Savcılık, bu eylemin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu iddiasıyla kamu davası açmıştır. Sanıklar, pazarlık usulüne başvurmalarının temel sebebinin piyasada tek tedarikçi bulunduğuna yönelik inanç ve kanaatlerinden kaynaklandığını savunmuştur. Yargılama sonucunda görevi kötüye kullanmaktan mahkûmiyet kararı kurulmuş; dava Yargıtay’a taşınmıştır.
Yargıtay’ın Değerlendirmesi: Yargıtay 4. Ceza Dairesi, görevi kötüye kullanma suçunun kasten işlenebileceğini, kamu görevlisinin hem görevinin gereklerine aykırı hareket ettiğini bilerek hem de isteyerek hareket etmesi gerektiğini vurgulamıştır. Sanıkların piyasada tek tedarikçi bulunduğu yönündeki genel inancı birlikte değerlendirildiğinde, pazarlık usulüne başvurmalarının suç işleme kastıyla yapıldığına dair somut ve kesin kanıtlar elde edilememiştir.
Hukuki Sonuç ve Gerekçe: Daire, TCK m. 257’nin taksirle işlenebilecek suçlar arasında yer almadığını, bu nedenle suçun oluşabilmesi için genel kastın varlığının zorunlu olduğunu teyit etmiştir. İhale usulüne aykırılık her ne kadar nesnel olarak göreve aykırı bir davranış niteliği taşısa da, manevi unsur sağlanamadığından suçun unsurları gerçekleşmemiştir. Bu tespitle birlikte beraat kararı verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Önemi: İhale mevzuatından doğan anlaşmazlıklarda sıkça karşılaşılan bu karar, nesnel hukuka aykırılığın tek başına cezai sorumluluğa yol açmayacağını, manevi unsurun ayrıca ispat edilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Kamu alımları alanındaki ceza davaları için belirleyici bir içtihat niteliği taşımaktadır.
Görevi Kötüye Kullanma Suçunda Kamu Zararının Ekonomik ve Somut Nitelikte Olması Zorunludur; Soyut Zarar İhtimali ve Hukuki Düzenlemeye Aykırılık Tek Başına Bu Neticeyi Oluşturmaz
Hukuki Mesele ve Olayın Özeti: Sanıklar, TCK m. 257’de düzenlenen kamunun zararına neden olma neticesi gerçekleştirmeksizin sinemaya ruhsat vermişlerdir. Açıklanan dönemde herhangi bir yangın, patlama ya da yaralanma gibi somut bir olumsuz sonuç meydana gelmemiş; sonunda söz konusu sinema kapanmıştır. Yerel mahkeme, yapılan ruhsatlandırmanın hukuka aykırı niteliği nedeniyle mahkûmiyet kararı kurmuştur.
Yargıtay’ın Değerlendirmesi: Yargıtay 4. Ceza Dairesi, ortada kamuya verilen somut bir zarar bulunmadığını vurgulamıştır. Sinema bir süre işletilmiş, ardından kapanmıştır. Bu süreç zarfında herhangi bir olum ya da kaza yaşanmamıştır. Bunun yanı sıra sanıkların başkalarına haksız kazanç sağlama kastı da dava dosyasından ortaya çıkmamaktadır. Daire, yönetmelikte “yakın” olarak nitelendirilen mesafenin kaç metre olduğunun belirtilmemiş olduğunu, önceki yönetmelikte iki tesisin bitişik olmasının öngörülmesi karşısında 18 metrelik mesafenin yeterince yakın sayılıp sayılmayacağının tartışmalı olduğunu da kaydetmiştir.
Hukuki Sonuç ve Gerekçe: Daire, görevi kötüye kullanma suçunun zarar suçu niteliği taşıdığını ortaya koymuştur: hukuka aykırı davranışın mutlaka kişilerin mağduriyetine, kamunun somut ve gerçek zararına ya da haksız kazanç sağlanmasına yol açması gerekmektedir. Kamu zararını, bir sonucun gerçekleşmesi ihtimali doğacak biçimde geniş yorumlamak; mevzuata aykırı herhangi bir kararın, işlemin veya ihmalin tek başına zararı oluşturduğunu kabul etmek yasa koyucunun iradesini aşmaktadır.
Önemi: 5018 sayılı Kanun’un 71. maddesi kapsamında yapılan kamu zararı tanımı ve sayma yönteminin TCK m. 257 uygulamasında nasıl kullanılacağını belirleyen bu karar, bir dizi netice tartışmasına kılavuzluk etmekte; beraat kararı için pekiştirilmiş bir içtihat zemini oluşturmaktadır.
Kamu Görevlisinin İş Yoğunluğu veya Maddi Yanılgı Nedeniyle Hareket Etmesi Suç Kastını Ortadan Kaldırabileceğinden Görevi Kötüye Kullanma Suçu Oluşmayabilir
Hukuki Mesele ve Olayın Özeti: Sanık kamu görevlisi, gerçek yaşı nedeniyle evlenme yasağı bulunmayan bir kişinin evlenme belgesine yasaya aykırı biçimde şerh vermiştir. Sanık, aşamalarda değişmeyen savunmasında yoğun iş temposu nedeniyle yanılgıya düştüğünü, hatayı fark ettiğinde ise derhal durumu Cumhuriyet Başsavcılığına bildirdiğini beyan etmiştir. Mahkûmiyet kararı temyiz aşamasında Yargıtay’a gelmiştir.
Yargıtay’ın Değerlendirmesi: Yargıtay 4. Ceza Dairesi, sanığın savunmasının daha önceki aynı konudaki bir dosyada verilen beraat hükmüyle örtüştüğünü saptamıştır. Yanılgının gerçek olabileceği durumda suç kastının oluşmayacağı kabul edilmelidir. Bunun yanı sıra iş çokluğu ve maddi yanılgı olgularının sanığın kastını ortadan kaldırıp kaldırmadığının araştırılması; bu unsurların sabit görülmesi durumunda eylemin disiplin cezası gerektiren bir niteliğe düşebileceğinin de tartışılması gerekmektedir.
Hukuki Sonuç ve Gerekçe: Bozma kararında, kamu görevlisinin kasıtsız biçimde hatalı bir işlem tesis etmesi durumunun TCK m. 257 kapsamında değerlendirilemeyeceği açıklanmıştır. Manevi unsur olan genel kastın ayrıca ispat edilmesi zorunludur; kastın varlığı varsayımdan ya da nesnel hukuka aykırılıktan doğrudan çıkarılamaz. Bu ilkeler çerçevesinde sanığın iş yoğunluğu ve maddi yanılgıya ilişkin savunması araştırılmadan kurulan mahkûmiyet kararı bozulmuştur.
Önemi: Hatalı idari işlemlere bağlı olarak açılan yüksek hacimli ceza davaları açısından önemli bir emsal teşkil etmektedir. Kamu görevlisinin yanılgısının suç kastını dışladığı hallerde beraat kararı verilmesi gerektiğini ortaya koyması bakımından savunma hukuku açısından özel bir değer taşımaktadır.
Sağlık Ocağı Hekiminin Nöbet Günü Göreve Gelmemesi Disiplin Suçu Niteliğindedir; Bu Eylem Görevi İhmal Suçunu Oluşturmaz
Hukuki Mesele ve Olayın Özeti: Sanık hekim, sağlık ocağında nöbetçi olarak görevlendirildiği günde göreve gelmemiştir. Savcılık, bu eylemin TCK m. 257 kapsamında görevi ihmal suçunu oluşturduğu iddiasıyla iddianame düzenlemiştir. Yargılama sonunda kurulan mahkûmiyet kararı temyiz incelemesine konu olmuştur.
Yargıtay’ın Değerlendirmesi: Yargıtay 4. Ceza Dairesi, göreve gelmeme eyleminin TCK m. 257 kapsamında değerlendirilebilmesi için bu eylemin yalnızca idari boyutu aşması gerektiğini ortaya koymuştur. Nöbet günü göreve gelmeme eylemi, tek başına ele alındığında kurumsal disiplin düzenini bozan ve özü itibarıyla disiplin hukukunu ilgilendiren bir ihlal niteliğindedir. Bu eylemin kamu zararına, kişi mağduriyetine ya da haksız kazanç sağlanmasına yol açıp açmadığının somut olgu ve delillerle ortaya konulması gerekmektedir.
Hukuki Sonuç ve Gerekçe: Daire, nöbet günü göreve gelmeme eyleminin disiplin cezasını gerektiren bir nitelik taşıdığı saptamasıyla alt mahkemenin mahkûmiyet kararını bozmuştur. TCK m. 257 ancak ihmali hareketin sonuçları somut bir zarar veya mağduriyete dönüşmüşse uygulanabilecektir. Salt devamsızlık, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu çerçevesinde idari yaptırım gerektiren bir eylemdir; bu eylemin ceza hukukunun kapsamına taşınması ceza hukukunun son çare (ultima ratio) ilkesini ihlal eder.
Önemi: Bu karar, sağlık sektörü çalışanları bakımından temel bir içtihat işlevi görmektedir. Hekimlerin kısmi devamsızlık veya nöbet ihlalleri nedeniyle ceza soruşturmasıyla karşılaştığı davalarda ceza-disiplin ayrımını belirleyen gösterge niteliğindedir.
Cumhuriyet Savcısının Tutuklu Yakınıyla Restoranda Yemek Yiyip Konuşması ve Avukat Tavsiye Etmesi Eylemi Görevi Kötüye Kullanma Suçunu Değil Disiplin İhlalini Oluşturur
Hukuki Mesele ve Olayın Özeti: Cumhuriyet Savcısı olan sanık, yürütmekte olduğu soruşturmada tutuklu bulunan kişinin yakınıyla restoranda yemek yemiş ve söz konusu kişiye avukat tavsiye etmiştir. Bu eylem nedeniyle TCK m. 257 kapsamında görevi kötüye kullanmaktan yargılanmıştır. Özel daire beraat kararı vermiş; dosya itiraz üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na gelmiştir.
Yargıtay CGK’nın Değerlendirmesi ve Azınlık Görüşü: Genel Kurul çoğunluğu, sanığın avukat tavsiye ederken görev alanına giren bir yetki kullanmadığını ve bu konuda herhangi bir tasarrufta da bulunmadığını vurgulayan azınlık görüşünün aksine, söz konusu eylemin savcılık görevinin gereklerine aykırı evrensel etik kurallarını ihlal ettiğine hükmetmiştir. Buna karşın azınlık üyeleri; savcının nüfuz kullandığını söylemenin dahi güç olduğunu, burada herhangi bir yetkinin kötüye kullanılmadığını, eylemin 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu kapsamında disiplin yaptırımı gerektirdiğini ileri sürmüştür.
Hukuki Sonuç ve Gerekçe: Bu kararın akademik değeri, TCK m. 257 bağlamında karar metninde yer alan tartışmayı yansıtmasından kaynaklanmaktadır. Görevin gereklerine aykırılığın meslek etiği kuralları çerçevesinde tanımlanıp tanımlanamayacağı meselesi içtihat düzeyinde tartışmalı olmaya devam etmektedir. Azınlık görüşüne göre meslek etiği ihlallerini TCK m. 257 kapsamına dahil etmek, disiplin hukukunun işlevini daraltacak ve disiplin hukukunu ilgilendirmesi gereken alanı gereğinden fazla cezai bir çerçeveyle kavrayacaktır.
Önemi: Karar; savcılar, hâkimler ve üst düzey kamu görevlileri hakkında yürütülen yargılamalarda suç ile disiplin ihlali sınırının nerede çizileceğini tartışmaya açmaktadır. Karardaki azınlık görüşü, uygulamada savunma hukukunda sıklıkla başvurulan bir argüman kaynağı hâline gelmiştir.
Belediye Başkanının SSK’ya İşçiyi Bildirmemesi Görevi Kötüye Kullanma Değil 506 Sayılı Yasa Kapsamında İdari Para Cezasını Gerektiren Bir Eylemdir
Hukuki Mesele ve Olayın Özeti: Belediye başkanı olan sanık, geçici olarak çalıştırdığı yakınanı Sosyal Sigortalar Kurumu’na bildirmemiş ve prim ödememiştir. Savcılık bu eylem nedeniyle TCK m. 257 kapsamında görevi kötüye kullanmadan kamu davası açmıştır. Yargılama sonunda mahkûmiyet kararı kurulmuş; karar Yargıtay’a taşınmıştır.
Yargıtay’ın Değerlendirmesi: Yargıtay 4. Ceza Dairesi, söz konusu eylemin 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 79. maddesinin 1. fıkrasına aykırılık oluşturduğunu ve aynı Kanun’un 140/1-c bendi uyarınca yalnızca idari para cezası gerektirdiğini tespit etmiştir. Bu konuda ceza uygulaması yetkisi SSK’ya tanınmıştır; dolayısıyla yargı organının yargılamaya devam edip TCK hükmü çerçevesinde mahkûmiyet kurması hatalıdır.
Hukuki Sonuç ve Gerekçe: Daire, görevi kötüye kullanma suçunun genel, tali ve tamamlayıcı niteliği taşıdığını ve ancak eylemin başka özel bir kanun hükmü kapsamına girmediği durumlarda uygulanabileceğini açıkça vurgulamıştır. Özel kanun olan SSK’nın 140. maddesi söz konusu eylemi yaptırıma bağlamaktaysa TCK m. 257’ye başvurulması olanaksızdır. Ayrıca yargılama sona erdirilmeli; sanık hakkında yetkili idareye görevsizlik kararı verilerek dosyanın gönderilmesi gerekmektedir.
Önemi: Bu karar, TCK m. 257’nin genel, tali ve tamamlayıcı karakterini somutlaştırmaktadır. Belediye başkanları ve yerel yönetimlerle ilgili soruşturmalarda özel mevzuatın öncelikli uygulanması gerektiğini belirleyen temel bir içtihat niteliği taşımaktadır.
Postacının Tebligatı Yetkisiz Kişiye Vermesi Görevi Kötüye Kullanma Suçunu Oluşturur; İhmali Değil Görevin Aykırı Biçimde İfası Niteliğindedir
Hukuki Mesele ve Olayın Özeti: Sanık postacı, tebligat kanununa göre yetkisi bulunmayan kişiye icra tebligatını vermiştir. Bu eylem nedeniyle başlatılan kovuşturmada hangi suçun oluştuğu ve hangi fıkranın uygulanacağı tartışma konusu olmuştur. Alt mahkeme, görevi ihmal suçu (m. 257/2) kapsamında değerlendirerek mahkûmiyet kurmuştur.
Yargıtay’ın Değerlendirmesi: Yargıtay 4. Ceza Dairesi, Tebligat Kanunu kapsamındaki görevini yapan postacının 399 sayılı KHK’nın 11/b maddesi ve Tebligat Kanunu hükümleri çerçevesinde kamu görevlisi sayıldığını teyit etmiştir. Tebligatı yetkisiz kişiye verme eylemi, hareketsizlikten değil yanlış kişiyi muhatap alan aktif bir davranıştan kaynaklanmaktadır. Bu bakımdan söz konusu eylem ihmali değil icrai nitelik taşımaktadır.
Hukuki Sonuç ve Gerekçe: Daire, kamu görevlisinin yapmak zorunda olduğu işlemi yapmamak yerine yanlış biçimde yerine getirmesi durumunda, eğer bu yanlış icra aktif bir davranışla gerçekleşmişse TCK m. 257/1’in uygulanması gerektiğine hükmetmiştir. Usulsüz tebligat, tebligatı hiç yapmamaktan farklıdır; zira burada görev hatalı biçimde yerine getirilmektedir. Dolayısıyla görevi savsama hükmü değil, görevi kötüye kullanma hükmü devreye girecektir.
Önemi: Tebligat hukuku ve posta hizmetleri kapsamındaki ceza davalarında belirleyici olan bu karar, hangi usulsüzlüğün hangi suç tipini oluşturduğuna dair ayrımı somutlaştırmakta ve uygulayıcılara yol göstermektedir.
Belediye Başkanı Olan Sanığın Hukuka Aykırı Atama İşleminde Müşterek Kararname Sürecine Dahil Olmaması Nedeniyle Görevi Kötüye Kullanma Suçu Oluşmaz
Hukuki Mesele ve Olayın Özetti: Uyuşmazlık; suç tarihinde Milli Eğitim Bakanlığı müsteşarı olan sanığın, katılanın görevden alınmasına ilişkin üçlü kararname sürecine dahil olup olmadığı ve TCK m. 257 kapsamında görevi kötüye kullanıp kullanmadığı meselesini içermektedir. Katılan, imzalanan üçlü kararnameyle görevden alınmış; idare mahkemesi bu kararnameyi iptal etmiştir.
Yargıtay CGK’nın Değerlendirmesi: Ceza Genel Kurulu, 2451 sayılı Bakanlıklar ve Bağlı Kuruluşlarda Atama Usulüne İlişkin Kanun’un 2. maddesi uyarınca müşterek kararname ile atamayı gerektiren görevlere ilişkin işlemlerin Cumhurbaşkanı, Başbakan ve ilgili Bakan tarafından birlikte imzalandıktan ve Resmî Gazete’de yayımlandıktan sonra geçerlilik kazandığını tespit etmiştir. Üçlü kararnameye dahil olmayan müsteşarın münferiden eylemde bulunması söz konusu değildir.
Hukuki Sonuç ve Gerekçe: Genel Kurul, birden fazla kişinin ortak imzasını gerektiren bir işlemde, imza yetkisi bulunmayan sanığın tek başına hukuki bir tasarrufta bulunmadığını; dolayısıyla eylemin, herhangi bir yaptırım doğurmayan bir idari davranış mahiyetinde kaldığını belirlemiştir. Bu sonuçla birlikte görevi kötüye kullanma suçundan verilen beraat kararının isabetli olduğuna hükmedilmiştir.
Önemi: Kolektif karar alma süreçlerinde birden fazla yetkilinin bulunduğu davalarda cezai sorumluluğun bireyselleştirilmesi bakımından son derece önemli bir karar niteliği taşımaktadır. Özellikle bakanlık ve üst yönetim kademelerindeki atama işlemlerinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda yol gösterici niteliği bulunmaktadır.
Tapu Sicil Müdür Yardımcısının Yeşil Kart Başvurusuna Gerçeğe Aykırı Şerh Vermesi Görevi Kötüye Kullanma Değil Resmi Belgede Sahtecilik Suçunu Oluşturabilir
Hukuki Mesele ve Olayın Özeti: Sanık tapu sicil müdür yardımcısı, yeşil kart başvurusunda bulunan kişinin başvuru belgesine “tapu kaydı yoktur” şerhi vererek onaylamıştır; oysa kişinin kayıtlı taşınmazı mevcuttur. Bu eylem nedeniyle TCK m. 257 kapsamında görevi kötüye kullanmaktan mahkûmiyet kararı kurulmuştur.
Yargıtay’ın Değerlendirmesi: Yargıtay 4. Ceza Dairesi, gerçeğe aykırı bilgi içeren resmî belge düzenleme veya onaylama eyleminin özü itibarıyla resmî belgede sahtecilik suçunu oluşturabileceğini ve bu özel suç tipinin TCK m. 257 hükmünü dışlayacağını vurgulamıştır. Görevi kötüye kullanma suçu genel ve tali nitelikte düzenlenmiş olduğundan, eylemin özel bir kanun hükmü kapsamına girmesi durumunda artık TCK m. 257 uygulanamayacaktır.
Hukuki Sonuç ve Gerekçe: Daire, resmî belgede sahtecilik suçunun oluşup oluşmadığının araştırılması gerekirken yalnızca görevi kötüye kullanma suçu kapsamında hüküm kurulmasını bozma sebebi saymıştır. Bu değerlendirme, belge mahiyetindeki işlemlerin daha ağır ya da özel bir suç tipini oluşturabileceği durumlarda TCK m. 257’ye başvurulmasının mümkün olmadığını bir kez daha açıkça ortaya koymaktadır.
Önemi: Tapu sicil, nüfus müdürlüğü ve ilgili tüm kamu kurumlarında görev yapan yetkililer hakkında yürütülen ceza yargılamalarında belgede sahtecilik ile görevi kötüye kullanma suçlarının nasıl birbirinden ayrılacağını netleştiren kritik bir içtihat niteliği taşımaktadır.
Kamu Görevlisinin Kamu Görevlisi Sıfatını Kötüye Kullanması Görevi Kötüye Kullanma Suçunu Değil En Fazla Nüfuz Ticareti Suçunu Oluşturabilir
Hukuki Mesele ve Olayın Özeti: Muhtar olan sanık, memuriyet unvan ve nüfuzunu kötüye kullanarak görevine girmediği hâlde Arsa Ofisi’ne ait taşınmazı bir başkasına kullandırmıştır. Eylem, sanığın yasal yetkisi dışındaki bir konuda gerçekleşmiştir. Yargılama sonunda TCK m. 240 kapsamında görevi kötüye kullanmadan mahkûmiyet kararı kurulmuştur.
Yargıtay CGK’nın Değerlendirmesi: Ceza Genel Kurulu, 765 sayılı TCK’nın 240. maddesinin (bugünkü TCK m. 257’nin öncülü) görevin kötüye kullanılmasını yaptırıma bağladığını; ancak sıfatın kötüye kullanılmasını suç olarak düzenlemediğini açıkça vurgulamıştır. Muhtarlık sıfatının kötüye kullanılması madde kapsamı dışında kalmaktadır. TCK m. 255 kapsamında değerlendirilebilecek nüfuz ticareti gibi başka bir suç tipinin oluşup oluşmadığı ise tartışmaya açıktır.
Hukuki Sonuç ve Gerekçe: Genel Kurul, kamu görevlisi sıfatından yararlanan ancak bu sıfatı ile bağlantılı herhangi bir yasal yetkiyi kullanmayan faillerin TCK m. 257 kapsamında cezalandırılamayacağı ilkesini benimsemiştir. Suçun oluşabilmesi için kamu görevlisinin görevinden kaynaklanan yetkisini kötüye kullanması; salt kamu görevlisi sıfatından yararlanmış olması yeterli değildir.
Önemi: Bu karar, akademik çevrelerde özellikle muhtarlar ve yerel yetkililer ile ilgili davalarda sıkça atıfta bulunulan temel içtihatlardan biridir. Sıfat ile yetki arasındaki kavramsal sınırı ortaya koyması bakımından TCK m. 257’nin sınırlarını belirleyen yapısal bir nitelik taşımaktadır.
Görevi Kötüye Kullanma Suçunda Genel Kastın Varlığı Yeterli Olup Özel Saikın Veya Amacın Aranması Gerekmez
Hukuki Mesele ve Olayın Özeti: Sanık kamu görevlisi, belirli bir amaçla görevinin gereklerine aykırı hareket etmiştir. Savunma; eylemin belirli bir çıkar sağlamak için değil başka bir amaçla gerçekleştirildiğini öne sürerek özel kastın yokluğunu ileri sürmüştür. Yerel mahkeme bu savunmayı kısmen kabul etmiş; Yargıtay ise kararı bozmuştur.
Yargıtay’ın Değerlendirmesi: Yargıtay 4. Ceza Dairesi, görevi kötüye kullanma eyleminin bilerek ve isteyerek gerçekleştirilmesinin yeterli olduğunu, saikin herhangi bir öneminin bulunmadığını açıkça ortaya koymuştur. Suçun işlenmesi için genel kastın varlığı yeterlidir. Bu nedenle failin amacı, eylemin kişisel çıkar sağlamak veya başkasına zarar vermek gibi belirli bir saike dayanıp dayanmadığı suçun oluşması bakımından belirleyici değildir.
Hukuki Sonuç ve Gerekçe: Daire, TCK m. 257’deki suç tiplerinin herhangi bir özel saiki unsur olarak içermediğini vurgulamıştır. Kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı hareket ettiğini bilmesi ve bunu istemesi yeterlidir. Bu içtihat; görevin gereklerine aykırı hareketi yasaya aykırılıkla çatışmadıktan sonra zararsız saydıklarını öne süren kamu görevlilerinin savunma argümanlarının önünü kesmektedir.
Önemi: Bu karar, savcılık bakış açısından çok geniş bir uygulama alanına sahiptir; bununla birlikte savunma açısından da önemlidir: kastın bulunmadığı hâllerde suçun oluşmayacağını; kastın varlığı hâlinde ise motivasyonun hiçbir önemi olmadığını göstermektedir.
İcra Dosyasına Usulsüz Müdahalede Bulunan ve Alacaklının Alacağını Almasını Sağlayan Kamu Görevlisinin Eylemi Görevi Kötüye Kullanma Suçunu Oluşturur
Hukuki Mesele ve Olayın Özeti: Sanık kamu görevlisi, görevini kötüye kullanarak alacaklının icra yolundan elde etmesini sağlamış olduğu alacak tutarını aktarmıştır. Gerçek bir alacağın mevcudiyetine karşın, işlemin yapılış biçimi usule aykırıdır ve sanık bu süreçte hukuka aykırı biçimde kişiye haksız kazanç sağlamıştır.
Yargıtay’ın Değerlendirmesi: Yargıtay 4. Ceza Dairesi, alacağın gerçek olmasının tek başına eylemin hukuka uygunluğunu sağlamayacağını ve haksız kazanç neticesini ortadan kaldırmayacağını açıkça ortaya koymuştur. Kamu görevlisinin görevi dışında kalan bir yolu izleyerek kişiye yasal alacağını elde ettirmesi bile görevi kötüye kullanma suçunu oluşturabilmektedir; zira elde edilen kazanç hukuka aykırı bir yol aracılığıyla sağlanmıştır.
Hukuki Sonuç ve Gerekçe: Daire, haksız kazanç neticesinin yalnızca nesnel anlamda haklı olmayan kazançlarla sınırlı olmadığını; maddî açıdan haksız olmayan bir kazancın bile hukuka aykırı bir yolla elde edilmesi durumunda suçun unsurlarını taşıdığını vurgulamıştır. Bu yorum, TCK m. 257’nin kapsamını önemli ölçüde genişletmektedir: salt maddi zarar yokluğu, suçun oluşmadığı sonucunu doğurmaz; haksız yol ile elde edilen kazanç da aynı hukuki sonucu doğuracaktır.
Önemi: İcra ve iflas hukuku alanındaki kamu görevlileri ile ilgili davalarda kritik bir içtihat niteliği taşıyan bu karar; suçun “kişilere haksız kazanç sağlama” unsuruna ilişkin yorumu somutlaştırmaktadır.
Devlet Zararının Sonradan Ödenmesi Görevi Kötüye Kullanma Suçunun Oluşmasını Engellemez
Hukuki Mesele ve Olayın Özeti: Sanık kamu görevlisi, görevi kötüye kullanma fiili nedeniyle oluşan devlet zararını sonradan ödemiştir. Yerel mahkeme, zararın giderilmesini suçun oluşmasına engel bir unsur olarak değerlendirmiş ve beraat kararı vermiştir. Karar Yargıtay’a taşınmıştır.
Yargıtay’ın Değerlendirmesi: Yargıtay 4. Ceza Dairesi, görevi kötüye kullanma suçunda sonradan tazminat veya ödemenin suçun varlığını etkilemeyeceğini açıkça ortaya koymuştur. Suç, neticenin gerçekleşmesiyle tamamlanmakta ve bu an itibarıyla hukuki değeri kazanmaktadır. Sonradan yapılan geri ödeme; suçun maddi unsurunu ortadan kaldırmayacak, cezai sorumluluğu sona erdirmeyecek, ancak ceza miktarının belirlenmesinde takdiri hafifletici sebep olarak değerlendirilebilecektir.
Hukuki Sonuç ve Gerekçe: Daire, yetersiz gerekçeyle kurulan hükmü bozmuştur. Ceza hukukunun özü gereği suçun tamamlanma anındaki hukuki durum esas alınmaktadır; sonradan gerçekleşen olaylar ancak cezanın tayininde, etkin pişmanlık veya benzeri hükümlerin uygulanmasında dikkate alınabilecektir. Öte yandan TCK m. 257 kapsamında etkin pişmanlığa ilişkin özel bir düzenleme yer almadığından ödemenin cezayı ortadan kaldırıcı etkisinden söz edilemez.
Önemi: Kamu ihalesi, avans ve harcırah uyuşmazlıklarında çok sık karşılaşılan bu karar, beraat gerekçesi olarak zararın sonradan tazminatla giderilmesinin ileri sürülmesinin önünü kapatmaktadır. Savunma stratejisi açısından da önemli bir uyarı niteliği taşımaktadır.
657 Sayılı DMK’ya Aykırı Usulsüz Memur Alımı Görevi Kötüye Kullanma Suçunu Oluşturur; Bu Eylem Keyfi Muamele Suçundan Ayrı Değerlendirilmelidir
Hukuki Mesele ve Olayın Özeti: Sanıklar, belediye bünyesine 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na aykırı bir usulle memur almışlardır. Yerel mahkeme, eylemin 765 sayılı TCK’nın 228. maddesi kapsamında keyfi muamele suçunu oluşturduğuna hükmetmiştir. Karar Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na taşınmıştır.
Yargıtay CGK’nın Değerlendirmesi: Ceza Genel Kurulu, sanıkların eyleminin 657 sayılı DMK’ya aykırı biçimde memur almak olduğunu ve bu eylemin TCK’nın 228. maddesinde düzenlenen keyfi muamele suçunu değil, 240. maddede (bugünkü TCK m. 257) düzenlenen görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğunu tespit etmiştir. Direnme gerekçesinin aksine 228. maddenin somut olaya uygulanma imkânı bulunmamaktadır.
Hukuki Sonuç ve Gerekçe: Genel Kurul, 765 sayılı TCK dönemine ait olmakla birlikte 5237 sayılı TCK m. 257 açısından da geçerliliğini koruyan bu kararında; personel alım prosedürlerinin kasıtlı olarak ihlal edilmesinin görevi kötüye kullanma suçunun tipik görünüm biçimlerinden biri olduğunu vurgulamıştır. Hem belediye hem de kamu personel yönetimine ilişkin mevzuatın bütüncül biçimde dikkate alınması gerekmektedir.
Önemi: Bu karar, belediyeler ve kamu kurumlarındaki usulsüz personel alımı uygulamalarını kapsayan ceza davalarında temel referans niteliği taşımaktadır; 5237 sayılı TCK m. 257’nin yürürlüğe girmesinden sonra da önemini sürdürmektedir.
İhale Kanununa Aykırı Hareket Eden Kamu Görevlisi Hakkında Kamu Zararı Belirlenemediğinde ve Suç Kastı Kesin Olarak İspat Edilemediğinde Beraat Kararı Verilmesi Gerekir
Hukuki Mesele ve Olayın Özeti: Sanıklar Kahramanmaraş Belediyesinde çeşitli görevler üstlenen kamu görevlileri olup ihalelerin yasalara uygun biçimde yapılmadığı iddiasıyla hakkında görevi kötüye kullanmaktan kamu davası açılmıştır. Kovuşturma; ekonomik zarara uğrayanın varlığı, gerçekleştirilen usulsüzlüklerin nelerden ibaret olduğu ve kişilerin mağdur olup olmadığının tespiti amacıyla bilirkişi incelemesi yapılmaksızın yürütülmüştür.
Yargıtay CGK’nın Değerlendirmesi: Ceza Genel Kurulu, ihalelerin yasalara uygun yapılıp yapılmadığının, yapılmamışsa söz konusu usulsüzlüklerin nelerden ibaret olduğunun, bu usulsüzlükler sonucunda belediyenin ya da diğer devlet kurumlarının ekonomik zarar görüp görmediğinin ve kişilerin mağdur olup olmadığının bilirkişi aracılığıyla incelettirilerek sanıkların hukuki durumunun bu bulgulara göre belirlenmesi gerektiğini hükme bağlamıştır.
Hukuki Sonuç ve Gerekçe: Genel Kurul, görevi kötüye kullanma suçunun bir zarar suçu olduğunu ve salt usule aykırılığın bu suçu oluşturmaya yetmeyeceğini açıklamıştır. Suçun maddi unsurları tam anlamıyla ortaya konulmadan, eksik incelemeyle kurulan mahkûmiyet kararları bozulmalıdır. Hem ekonomik zararın hem de suç kastının somut delillerle kanıtlanmış olması şarttır.
Önemi: Yerel yönetimlere yönelik soruşturmaların yaygın olduğu bir dönemde verilen bu karar, kamu mali denetimi uygulamalarında sıklıkla ortaya çıkan keyfi suçlama yönelimlerine karşı bir güvence işlevi görmektedir. İhale mevzuatı ihlallerini öngören ceza davalarında standart niteliğinde bir başvuru kaynağı hâlini almıştır.
SSK Hastanesi Başhekiminin İdare Mahkemesi Kararı Gereğince Göreve İade Edilmesi Gereken Kişiyi 18 Gün Geciktirerek İade Etmesi Görevi İhmal Suçunu Oluşturur
Hukuki Mesele ve Olayın Özeti: Sanık SSK hastanesi başhekimi, yürütmeyi durdurma kararı uyarınca Genel Müdürlük tarafından göreve iade edilmesi gereken yakınanın iadesine ilişkin yazının gereğini 18 gün süreyle geciktirmiştir. Savcılık, bu gecikmenin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu iddiasıyla kovuşturma başlatmıştır.
Yargıtay’ın Değerlendirmesi: Yargıtay 4. Ceza Dairesi, yargı kararının uygulanmasındaki gecikmenin ihmali nitelikte bir davranış olduğunu belirlemiştir. Göreve iade işleminin hiç gerçekleştirilmemesi değil, gecikmeli olarak yerine getirilmesi söz konusudur. Bu nitelendirme doğrultusunda, sanığın eyleminin TCK m. 257/2’deki görevi ihmal suçunun unsurlarını oluşturduğu; suçun icrai bir davranışla gerçekleştirildiğinin ispat edilmediği takdirde m. 257/1’in uygulanamayacağı sonucuna ulaşılmıştır.
Hukuki Sonuç ve Gerekçe: Daire, yargı kararlarının gecikmeli uygulanması ile hiç uygulanmaması arasındaki temel farka dikkat çekmiştir. Bu ayrım; hangi fıkranın uygulanacağını doğrudan belirlemekte, dolayısıyla cezanın taban ve tavan sınırlarını etkilemektedir. Yargı kararlarını uygulamayan kamu görevlileri hakkında özel hüküm olmaksızın TCK m. 257 hükmü devreye girmekte; ancak gecikmenin ihmal mi yoksa kasıtlı bir ret mi oluşturduğu, uygulanan fıkra açısından belirleyici olmaktadır.
Önemi: İdare mahkemesi kararlarının uygulanmamasından kaynaklanan şikâyetlerde ve ihmal gerekçeli görevi kötüye kullanma davalarında hâlen yoğun biçimde başvurulan bu karar; uygulama ile ihmalin birbirinden nasıl ayrılacağını somutlaştırmaktadır.
© Ayboğa Avukatlık Bürosu – Bu derleme yalnızca avukatlık bürosunun iç kullanımına yönelik hazırlanmıştır.
Bu İçerik Hakkında
Bu makale, Ankara Barosu’na kayıtlı avukat Çağrı Ayboğa (sicil no: 34507) tarafından 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, güncel Yargıtay içtihadı ve aktif dava deneyimi esas alınarak hazırlanmıştır. 19 emsal Yargıtay kararı; suç unsurları, icrai-ihmali ayrımı, kamu zararı niteliği, kast araştırması ve disiplin-ceza sınırı bakımından birebir metinleriyle sunulmaktadır.
İçerik; mevzuat değişiklikleri ve güncel Yargıtay kararlarına göre periyodik olarak güncellenmektedir.
Sık Sorulan Sorular
TCK 257 görevi kötüye kullanma suçu nedir?
Görevi kötüye kullanma cezası ne kadar?
Görevi kötüye kullanma ile görevi ihmal arasındaki fark nedir?
TCK 257 uzlaşmaya tabi mi?
Görevi kötüye kullanma zamanaşımı ne kadar?
Görevi kötüye kullanma suçundan beraat edilir mi?
Kamu zararı nasıl belirlenir?
Görevi kötüye kullanma HAGB alır mı?
4483 sayılı Kanun ne işe yarar?

Av. Çağrı Ayboğa, 2018’den bu yana Ankara’da ceza hukuku alanında faaliyet göstermektedir. Memur yargılamaları, görevi kötüye kullanma ve idare suçlarında sanık ve katılan temsilciliği yürütmektedir.
Ankara Avukat
TCK 257 kapsamındaki memur yargılaması dosyanızda soruşturmadan temyize kadar hukuki destek için iletişime geçebilirsiniz.
Danışmanlık ücretlidir. TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi