TCK 99 ve TCK 100, gebeliğin hukuka aykırı olarak sonlandırılmasını düzenler. Çocuk düşürtme suçu (başkasının gebeliğini sonlandırma) ile çocuk düşürme suçu (kadının kendi gebeliğini sonlandırması) ayrı suç tipleridir. Hukuki konu, ceninin yaşam hakkı ile kadının vücut bütünlüğü ve sağlığıdır. Rızasız müdahaleler, on haftadan sonraki rızaya dayalı düşürtme ve yetkisiz kişilerce yapılan müdahaleler suç sayılır. Netice suç yapısı gereği rahim tahliyesi ile tamamlanır. Tıbbi zorunluluk ve mağdurun suç sonucu gebe kalması ise hukuka uygunluk nedenleri arasında düzenlenmiştir.
TCK 100’de, kadının kendi gebeliğini on haftadan sonra sonlandırması suç kabul edilmiştir. Bu durumda seçimlik ceza bir yıla kadar hapis veya adli para cezasıdır. Failin gebe kadın olduğu bu suç tipinde, az ceza verilerek toplumsal gerçeklik gözetilmiştir. Çocuk düşürtme suçunda (m. 99) rızanın varlığı ve gebeliğin süresi cezayı doğrudan etkiler. Ayrıca, neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâller (ölüm, beden veya ruh sağlığı zararları) özel nitelikli hallerdir.
TCK 99 – Çocuk Düşürtme ve TCK 100 – Çocuk Düşürme (Madde Metinleri)
TCK Madde 99 – Çocuk Düşürtme, Düşürme veya Kısırlaştırma (Çocuk düşürtme)
Not: 8/7/2021 tarihli ve 7331 sayılı Kanun’un 8. maddesiyle 99/1’de “eşe” ibaresinden sonra gelmek üzere “veya boşandığı eşe” ibaresi eklenmiştir.
TCK Madde 100 – Çocuk Düşürme
Sık Sorulanlar
TCK 99 neyi düzenler?
TCK 99; rızasız çocuk düşürtme, yetkisiz kişilerce yapılan müdahaleler ve gebelik süresine bağlı yaptırımları düzenler. Aşağıdaki madde metni, resmi biçimiyle yer almaktadır.
TCK 100 hangi fiili kapsar?
TCK 100, gebelik süresi on haftayı aşan durumda kadının isteyerek çocuk düşürmesi hâlindeki yaptırımı düzenler.
Bu sayfadaki metinler resmi metinle uyumlu mu?
Evet. “Kanun metni” bloklarında satır yapısı korunarak yayımlanır (white-space: pre-wrap). Güncelleme olması halinde Resmî Gazete/Mevzuat bağlantıları esas alınmalıdır.

Çocuk Düşürtme Suçu Nedir? TCK 99
Çocuk düşürtme suçu, kadının rızası olmadan gebeliğin sonlandırılması (m.99/1), on haftayı aşan gebelikte rızaya dayalı düşürtme (m.99/2) ve yetkisiz kişi tarafından gerçekleştirilen müdahale (m.99/5) şeklinde ortaya çıkar. Suç, ceninin rahimden çıkarılması ile tamamlanır. Rızasızlık, en temel ayrım ölçütüdür. Rızaya dayalı olsa bile on haftalık süreden sonra yapılan düşürtme suç teşkil eder. Burada fail hem kadın hem de müdahaleyi yapan kişi olabilir.
Yetkisiz kişilerce yapılan müdahaleler, gebelik on haftayı aşmasa dahi suç oluşturur. Bu hâl ayrıca bağımsız bir suç tipi olarak düzenlenmiştir. TCK m. 99/5’in ikinci cümlesi ise diğer fıkralar yönünden nitelikli hâl öngörmektedir. Öğretide, bu iki durumun ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Dolayısıyla gebeliğin sonlandırılmasında failin yetkili sağlık personeli olup olmaması suçun oluşumunda belirleyici nitelik taşır.
Çocuk Düşürtme Suçu Şikâyet, Zamanaşımı ve Uzlaştırma
Çocuk düşürtme ve düşürme suçları re’sen soruşturulur. Dolayısıyla bunlar şikâyete tabi suçlar arasında değildir. Mağdurun şikâyetinden bağımsız olarak savcılık tarafından soruşturma başlatılır. Uygulamada rıza beyanının doğruluğu, gebelik süresinin belirlenmesi ve tıbbi zorunlulukların varlığı önemli delil konularıdır. Ayrıca, yetkisiz kişilerin müdahalesi halinde belgelerin incelenmesi gerekir.
Uzlaştırma yönünden TCK 99 katalogda yer almaz. Dolayısıyla bu suçlar uzlaşma (CMK m.253) kapsamında değildir. Bunun sebebi, suçun kamu düzenine karşı işlenmiş olması ve korunan yararın toplumun ortak çıkarı olmasıdır. Dolayısıyla, soruşturma ve kovuşturma süreci uzlaştırma prosedürü olmaksızın yürütülür. Bu yaklaşım, mağdurun korunması ve kamu düzeninin sağlanması açısından isabetlidir.
Çocuk Düşürtme Suçunda Zamanaşımı
Çocuk düşürtme suçlarında dava zamanaşımı, cezanın üst sınırına göre belirlenir. Rızaya dayalı on haftadan sonraki düşürtme ve yetkisiz kişi tarafından yapılan müdahalelerde dava zamanaşımı genellikle sekiz yıldır. Rızasız düşürtme ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış halleri kapsayan fiillerde ise cezanın daha ağır olması sebebiyle dava zamanaşımı on beş yıl olarak uygulanır.
Neticesi sebebiyle ağırlaşmış sonuçların varlığı hâlinde, ceza davasında zamanaşımı TCK m. 66/3 gereği daha uzun süre üzerinden hesaplanır. Bu nedenle olayın niteliği, mağdurda oluşan sonuç ve failin kast derecesi zamanaşımı süresini doğrudan etkilemektedir. Zamanaşımı hesabında cezanın alt ve üst sınırları dikkate alınarak doğru bir değerlendirme yapılması gerekir.
Çocuk Düşürtme Suçunda Uzlaştırma
Çocuk düşürtme suçları, niteliği gereği kamu düzenine ilişkin suçlardır. Bu nedenle, uzlaşma (CMK m.253) hükümleri uygulanmaz. Fail ile mağdurun anlaşması, fiilin cezalandırılmasını ortadan kaldırmaz. Zira burada korunan yarar yalnızca bireysel değil, toplumsal niteliklidir. Uzlaşma yolunun kapalı olması, bu suçlarda caydırıcılığın korunmasına da hizmet etmektedir.
Öte yandan, çocuk düşürme (TCK m.100) suçunda da aynı durum geçerlidir. Failin bizzat gebe kadın olduğu bu suç tipinde uzlaşma hükümleri uygulanmaz. Zira fail ile mağdur aynı kişidir ve bu nedenle uzlaşmanın bir işlevi bulunmamaktadır. Dolayısıyla gerek çocuk düşürtme gerekse çocuk düşürme suçları bakımından muhakeme doğrudan soruşturma ve kovuşturma usulleri çerçevesinde yürütülür.
Çocuk Düşürtme Suçunun Şartları ve Unsurları
Maddi unsur olarak, gebeliğin hukuka aykırı şekilde sonlandırılması aranır. Failin rızasızlık durumunda herhangi biri olabileceği, ancak rızaya dayalı hallerde yetkili sağlık personeli olup olmamasının önemli olduğu kabul edilmektedir. Mağdur her durumda gebe kadındır. Manevi unsur yönünden suç kasten işlenir. Neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerde failin taksiri aranır.
Hukuka uygunluk nedenleri arasında tıbbi zorunluluk ve mağdurun suç sonucu hamile kalması yer alır. Bu durumda gebeliğin on haftadan sonra da sona erdirilmesi mümkündür. Suçun unsurlarının oluşmadığı hallerde faile ceza verilmez. Ayrıca, suça yardım etme (TCK m.39) ve azmettirme (TCK 38) yoluyla iştirak mümkündür.

Çocuk Düşürtme Suçunda Cezayı Artıran veya Azaltan Nedenler
Kanunda özel indirim nedeni bulunmamaktadır. Ancak, cezanın artırılması neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallere bağlanmıştır. Mağdurun ölmesi veya beden ve ruh sağlığının bozulması hâlinde ceza artırılır. Yetkisiz kişi tarafından yapılan müdahaleler de cezayı artırıcı etkiye sahiptir.
Öte yandan, genel hükümler çerçevesinde takdiri indirim (TCK m.62) uygulanabilir. Failin yargılamadaki iyi hali, sabıkasız oluşu veya pişmanlık göstermesi hâlinde ceza indirilebilir. Ayrıca, teşebbüs (TCK 35) hükümleri de fiilin tamamlanmaması hâlinde cezanın indirilmesini sağlayabilir. Bu nedenle, her olayda somut şartlar değerlendirilmelidir.
Çocuk Düşürtme Suçunda Cezayı Artıran Nedenler
Çocuk düşürtme suçunda cezayı artıran nedenler, özellikle neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerdir. Mağdurun ölmesi veya beden sağlığının bozulması durumunda cezalar önemli ölçüde artar. Failin bu ağır sonuçlar yönünden en azından taksirle hareket etmesi gerekir. Bu yaklaşım, ceza adaletinin sağlanması için önemlidir.
Ayrıca, yetkisiz kişiler tarafından yapılan müdahaleler de cezayı artırıcı niteliktedir. Bu kişiler tarafından gerçekleştirilen işlemler bağımsız suç tipi olarak kabul edilirken, nitelikli hal düzenlemeleri de devreye girmektedir. Böylece, hem mağdurun korunması hem de toplumun sağlık güvenliği sağlanmaya çalışılmaktadır.
Çocuk Düşürtme Suçunda Cezayı Azaltan Nedenler
Çocuk düşürtme suçunda özel indirim nedeni yoktur. Ancak, teşebbüs (TCK m.35) hükümlerinin uygulanmasıyla ceza indirilebilir. Örneğin, ceninin düşürülmesi amaçlanmış fakat gebelik sonlandırılamamışsa, failin cezası indirilecektir. Ayrıca, failin suçu işlerken içinde bulunduğu şartlar mahkemece takdiri indirim nedeni olarak dikkate alınabilir.
Bunun yanında, içtima (ceza hukukunda) kuralları uygulanarak faile verilecek ceza belirlenebilir. Failin aynı fiille birden fazla suç işlemesi durumunda içtima hükümleri devreye girer. Bu şekilde faile verilecek ceza daha uygun bir ölçüde belirlenmiş olur.
Çocuk Düşürtme Suçunda Etkin Pişmanlık
TCK m.99 ve m.100’de özel bir etkin pişmanlık düzenlemesi yoktur. Bu nedenle, fiil tamamlandıktan sonra klasik anlamda etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması mümkün değildir. Ancak failin soruşturmayı kolaylaştırması, delillerin toplanmasına yardımcı olması veya zararı telafi etmesi takdiri indirim nedeni olabilir.
Öte yandan, tıbbi zorunluluk nedeniyle gebeliğin sonlandırılması söz konusu olduğunda fiil hukuka uygun kabul edilecektir. Bu durum etkin pişmanlık değil, hukuka uygunluk nedeni veya kusurluluğun kaldırılması kapsamında değerlendirilir. Dolayısıyla, etkin pişmanlık kurumunun doğrudan uygulanma alanı bu suçlarda mevcut değildir.
Çocuk Düşürtme Suçunda Adlî Para Cezasına Çevirme, Erteleme ve Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması
Çocuk Düşürtme Suçu Adlî Para Cezasına Çevrilir Mi?
Çocuk düşürtme suçunda kanunda öngörülen ceza genellikle hapis cezasıdır. Ancak, bazı alt türlerde kısa süreli hapis cezası söz konusu olduğunda, bu ceza adli para cezası ile değiştirilmesi mümkündür. Özellikle çocuk düşürme suçunda seçimlik olarak adlî para cezası düzenlenmiştir.
Bu uygulama, failin topluma yeniden kazandırılması ve infaz sisteminin yükünün azaltılması bakımından önem taşır. Ancak, rızasız düşürtme ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerde adlî para cezasına çevirme söz konusu olmaz. Bu durumda hapis cezası esas yaptırım olarak uygulanır.
Çocuk Düşürtme Suçunda Erteleme Kararı Verilebilir Mi?
Çocuk düşürtme suçunda hapis cezası belirli koşullarda ertelenebilir. Kısa süreli hapis cezalarının şartların varlığı halinde ertelenmesi mümkündür. Bu husus hapis cezasının ertelenmesi (TCK 51) kapsamında değerlendirilir.
Ancak, suçun nitelikli hallerinde cezanın uzun süreli olması sebebiyle erteleme mümkün olmayabilir. Mahkeme, failin kişiliğini, sabıkasını ve suç sonrası tutumunu dikkate alarak erteleme kararı verebilir. Bu nedenle her olayın özellikleri göz önünde bulundurularak değerlendirme yapılmalıdır.
Çocuk Düşürtme Suçunda Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB)
Çocuk düşürtme suçunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması mümkündür. Özellikle cezanın iki yıl veya daha az olması halinde, diğer koşullar da mevcutsa mahkeme HAGB (CMK m.231) kararı verebilir.
Ancak, mağdurun rızasının bulunmaması veya neticesi sebebiyle ağır sonuçların ortaya çıkması halinde verilen ceza yüksek olabileceğinden HAGB uygulanmayabilir. HAGB kararı, failin sabıka kaydını koruyarak topluma yeniden kazandırılmasına hizmet eden bir kurumdur.
Çocuk Düşürtme Suçunda Zorunluluk Hali
Çocuk düşürtme suçunda zorunluluk hali, özellikle annenin hayatını veya sağlığını tehdit eden tıbbi durumlarda gündeme gelir. Bu durumda gebeliğin sonlandırılması hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilir. Zira, daha üstün bir hakkı korumak amacıyla suç işlenmiş olur.
Ayrıca, mağdurun suç sonucu hamile kalması halinde de hukuka uygunluk nedenleri arasında gebeliğin sonlandırılmasına izin verilmiştir. Bu uygulama, kadının ruhsal ve bedensel sağlığını koruma amacına hizmet eder. Bu nedenle zorunluluk hali, çocuk düşürtme suçunun en önemli istisnalarından biridir.

Yargıtay Kararları (Çocuk Düşürtme Suçu TCK 99 – TCK 100)
Evli Kadında Eş Rızasının Alınmaması Ceza Sorumluluğu Doğurmaz
Kürtaj için eş rızası şartı tüzükte öngörülmüş ise de, eş rızasının alınmamış olması ceza hukuku bakımından suçun oluşumu için belirleyici değildir. Yargıtay, özel hastanede görev yapan hekim yönünden kamu görevlisi sıfatı bulunmamasını ve eş rızasının ceza sorumluluğu yaratmamasını vurgulamış; bu nedenle kanun yararına bozma talebini reddetmiştir. Böylece, çocuk düşürtme suçunda cezai değerlendirme, eş rızası eksikliğine değil, TCK m.99 bağlamında gebelik süresi, rıza ve yetki koşullarına odaklanmalıdır.
Bu karar, pratikte soruşturma makamlarının “eş izni yokluğu”na dayanarak tipiklik kurmaya yönelmesini engeller; hasta hakları ve idari yaptırım alanıyla ceza hukuku arasındaki sınırı belirginleştirir. Nitekim Yargıtay, tüzüksel eş izni kuralının ihlalinin idari sonuç doğurabileceğini, fakat rızasız çocuk düşürtme veya yetkisiz kişi tarafından müdahale gibi tipik fiilleri karıştırmamak gerektiğini belirtir. Dolayısıyla delil toplama aşamasında, rızanın hukuken geçerliliği, gebelik haftası ve müdahaleyi yapanın yetkisi isabetle aydınlatılmalı; eş izni eksikliği tek başına cezalandırma için yeterli görülmemelidir.
Künye: Yargıtay 5. Ceza Dairesi, E. 2014/11481, K. 2015/8083, 10.03.2015.
Rızanın Hukuken Geçerliliği TMK ve Özel Kanunlar Işığında Değerlendirilir
Yargıtay, çocuk düşürtme suçunun mağdurunun rızasının bulunup bulunmadığını ve varsa bu rızanın hukuken geçerli olup olmadığını değerlendirirken TMK’nın 10–16. maddeleri ile 2827 sayılı Kanun ve TCK hükümlerini birlikte ele alınması gerektiğini vurgular. Geçerli rıza; aydınlatmanın sağlandığı, rıza yeteneğinin bulunduğu ve yasal sınırların (on hafta ve tıbbi endikasyonlar) gözetildiği durumlarda kabul edilebilir. Rıza bu şartları taşımıyorsa, tipiklik gerçekleşecek; taşıyorsa isnat olunan suç oluşmayacaktır. Bu yaklaşım, rıza denetimini salt şekli olmaktan çıkarır.
Karar, özellikle küçük veya kısıtlılar bakımından rıza yeteneğinin ayrı değerlendirilmesini, gebelikte on haftayı aşan durumlarda ise tıbbi zorunluluk bulunup bulunmadığının nesnel raporlarla saptanmasını ister. Böylece soruşturma, hastane kayıtları, aydınlatma formları ve uzman görüşleriyle desteklenmelidir. Rızanın geçersizliği hâlinde m.99/1 uygulaması gündeme gelirken; geçerli rıza ve yasal endikasyon varlığında tipiklik dışına çıkılabilir. Bu metodoloji, keyfî rıza değerlendirmelerinin önüne geçerek hem beden dokunulmazlığı hem de ceninin korunması arasında dengeli bir çerçeve kurar.
Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, E. 2017/968, K. 2021/3117, 21.04.2021.
Gebelik Süresi Kesin Saptanamazsa “Şüpheden Sanık Yararlanır” İlkesi
On haftayı aşıp aşmadığı belirlenemeyen vakalarda, uygulanacak fıkra ve nitelikli hâllerin tayini belirsiz kaldığında Yargıtay, tüm tıbbi kayıtların getirtilmesini, Adli Tıp’tan rapor alınmasını ve eylem–düşük tarihlerinin tam saptanmasını zorunlu görür. Buna rağmen gebelik süresi kesinleştirilemiyorsa “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi gereği daha lehe düzenleme uygulanır. Böylece, zamanaşımı ve yaptırım hesabı da lehe fıkraya göre yapılacaktır. Bu yaklaşım, ispat standardını yükselterek keyfî mahkûmiyet riskini azaltır.
Uygulamada bu ilke, özellikle rızaya dayalı ancak on haftayı aştığı iddia edilen durumlarda belirleyicidir. Dosyada “2–3 aylık” gibi muğlak beyanlar, muayene bulguları ve patoloji materyallerinin yokluğu hâlinde, soruşturma makamları lehe değerlendirme yapmak zorundadır. Nitekim çocuk düşürtme/düşürme suçlarında kanıtların hızla kaybolabildiği dikkate alınarak, erken delil toplama ve tıbbi denetim hayati önem taşır. Aksi hâlde lehe şüphe ilkesi devreye girer ve daha hafif sonuçlara bağlanan fıkra uygulanır.
Künye: (İlke kararı niteliğinde değerlendirmeler; somut olaylarda ATK raporu ve lehe şüphe gerekçesi aranır.)
Çocuk Düşürtme Suçunda Küçüğün Rızasının Geçerli Kabul Edildiği Durumlar Mevcuttur
Yargıtay, ayırt etme gücüne sahip küçüğün rızasının, rızasız çocuk düşürtme suçunu dışlayabileceğini; sırf veli/vasi izninin yokluğunun tek başına tipiklik doğurmayacağını kabul eder. Şuur serbestisi olmayan küçük ve kısıtlılar bakımından ise özel düzenlemeler mevcuttur; bunun dışındaki durumlarda küçüğün kendi rızası aranır. Böylece, velâyet kurumunun ceza sorumluluğuna otomatik etkisi reddedilmiş; rıza yeteneği ve aydınlatma yükümlülüğü esas alınmıştır. Bu yaklaşım, rızanın süje yönünden geçerliliğini somutlaştırır.
Bu çerçevede, soruşturma ve kovuşturmada rızanın kaynağı, aydınlatmanın kapsamı ve karar verme yeterliliği titizlikle araştırılmalıdır. Veli/vasi rızasının bulunmaması, idari veya sağlık hukuku bakımından sonuç doğurabilse de, ceza hukuku sorumluluğunu otomatik olarak kurmaz. Yargıtay’ın bu içtihadı, hem çocukların bedensel özerliğini hem de hukuki güvenliği korumaya hizmet eder; müdahale yetkisiz kişilerce yapılmışsa 99/5 hükümleri ayrıca gündeme gelir. Böylece, rıza–yetki–süre üçlüsü ekseninde isabetli normatif ayrım sağlanır.
Künye: İlgili değerlendirmeler ışığında, rıza yeteneğine sahip küçüğün rızasının geçerli sayıldığı Yargıtay uygulaması.
Çocuk Düşürtme Eyleminin Yetkisiz Kişi Tarafından Yapılması Nitelikli Hal Uygulaması Gerektirir
Yargıtay ve öğretide, yetkisiz kişi tarafından gebeliğin sonlandırılmasının (on haftayı aşsın aşmasın) bağımsız bir suç oluşturduğu; bunun yanında 99/1–3 kapsamındaki fiillerin yetkisiz kişi tarafından gerçekleştirilmesi hâlinde ayrıca cezada artırım öngörüldüğü kabul edilir. Bu çifte yapı, anne sağlığına yönelen tehlikenin yoğunluğu ve tıbbi standartlardan sapmanın ciddiyetiyle gerekçelendirilir. Uygulamada hem bağımsız suç (99/5 ilk cümle) hem nitelikli hâl (99/5 ikinci cümle) isabetle ayrıştırılmalıdır.
Bu ayrım, vasıflandırma, yaptırım ve ceza davasında zamanaşımı hesabına doğrudan etki eder. Savunma ve iddia makamları, müdahaleyi yapanın mesleki yetkisini ve işlem şartlarını somut veriyle ispatlamalı; aksi hâlde yanlış fıkranın uygulanması riski doğar. Yargıtay’ın bu yönlendirmesi, soruşturmalarda delil standardını yükseltir ve sağlık hukukunun öngördüğü yetki rejimiyle ceza hukuku tipiklik ölçütleri arasındaki uyumu güçlendirir. Neticede, yetkisizlik hem tipiklikte belirleyici hem de nitelikli yaptırım sebebi olarak iki düzlemde rol oynar.
Künye: 99/5’in bağımsız suç ve artırım rejimi olarak ayrımı yönünden Yargıtay ve öğretide kabul gören yaklaşım.
İlgili Yazılar
