TCK 216 Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama Suçu
TCK 216 Yargıtay Kararları
Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçu (TCK 216), Türk Ceza Kanunu’nun 216. maddesinde düzenlenmiştir. Suçun temel amacı, toplum içinde barışı, bir arada yaşama düzenini ve kamu güvenliğini korumaktır. Bu hüküm, ifade özgürlüğü ile kamu düzeninin korunması arasındaki hassas dengeyi kurmayı hedefler. Kanun koyucu, özellikle halkın bir kesimini diğerine karşı düşmanlığa sevk eden veya alenen aşağılama içeren davranışların cezai yaptırımla karşılanacağını öngörmektedir. Böylelikle, demokratik toplum düzeninde farklı inanç, görüş ve kimliklerin bir arada yaşayabilmesi için hukuki güvence sağlanmış olur.
Bu suç, yalnızca bireylerin şeref ve haysiyetine yönelik bir saldırı olarak değil, doğrudan toplumun bütünlüğüne ve kamu barışına yönelik bir tehdit olarak değerlendirilir. Failin sözlü, yazılı veya görsel yollarla halkın bir kesimini diğer kesimine karşı kin ve düşmanlığa yöneltmesi veya belirli bir grubu aşağılama yoluna gitmesi, suçun oluşumu için yeterlidir. Ancak bu noktada ifade özgürlüğünün sınırları da göz önünde bulundurulmalı, her eleştiri veya sert söylem bu suç kapsamında değerlendirilmemelidir. Nitekim Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararlarında da belirtildiği üzere, suçun oluşabilmesi için “açık ve yakın tehlike” şartı aranır.

TCK Madde 216 – Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama Kanun Metni
Türk Ceza Kanunu – Beşinci Bölüm: Kamu Barışına Karşı Suçlar
Madde 216; toplumsal gruplara karşı nefret/ayrımcılık saikiyle kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama fiillerini ve kamu barışını bozma tehlikesini düzenler. Aşağıda TCK 216/1, TCK 216/2 ve TCK 216/3 alt fıkraları, uygulamaya dönük kısa özetlerle yer alır.
TCK 216/1 Kin ve düşmanlığa alenen tahrik
Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığı gibi özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine alenen kin ve düşmanlığa tahrik eden kişi; fiil kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlike doğurduğu takdirde 1 yıldan 3 yıla kadar hapis ile cezalandırılır.
TCK 216/2 Bir kesimi alenen aşağılama
Halkın bir kesimini sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişi; fiilin alenen işlenmesi şartıyla 6 aydan 1 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
TCK 216/3 Dini değerleri aşağılama
Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılayan kişi; fiilin kamu barışını bozma tehlikesi doğurmaya elverişli olması hâlinde 6 aydan 1 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Kaynak: mevzuat.gov.tr
Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama Suçunun Cezası
Türk Ceza Kanunu’nun 216. maddesi, halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçuna ilişkin cezai yaptırımları ayrıntılı biçimde düzenlemiştir. Buna göre, halkın bir kesimini sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak diğer bir kesime karşı kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu fiil “açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkmasına elverişli” olduğu takdirde bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Böylelikle kanun koyucu, yalnızca söylemin varlığına değil, bu söylemin toplumsal barışı somut olarak tehdit etme potansiyeline de dikkat çekmiştir.
Bunun yanı sıra, halkın bir kesimini sosyal, kültürel veya dini değerler nedeniyle alenen aşağılama fiili için ise altı aydan bir yıla kadar hapis cezası öngörülmektedir. Ayrıca, bir kimsenin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama ve bu suretle kamu barışını bozma eylemleri için ise altı aydan iki yıla kadar hapis cezası düzenlenmiştir. Cezanın alt ve üst sınırlarının farklılaştırılması, kanun koyucunun suçun ağırlığını fiilin tehlikelilik derecesine göre kademelendirdiğini göstermektedir. Özellikle basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde cezaların artırımlı uygulanması mümkündür. Bu husus, modern iletişim araçlarıyla birlikte nefret söyleminin topluma yayılma hızının dikkate alındığını ortaya koymaktadır.
Dini Değerleri Aşağılama Suçu
Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçunun özel görünümlerinden biri de dini değerleri aşağılama fiilidir. Türk Ceza Kanunu’nun 216/3. fıkrasında düzenlenen bu suç, bir kimsenin benimsediği dini değerleri alenen aşağılamak ve bu yolla kamu barışını bozmak şeklinde tanımlanmıştır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, suçun yalnızca bireylerin dini inançlarına saldırı olmaktan öte, toplumsal huzuru bozma potansiyeline sahip olmasıdır. Yani, dinin ya da dini sembollerin eleştirilmesi ile alenen aşağılama arasındaki ayrım titizlikle yapılmalıdır. Kanun koyucu, demokratik toplumlarda ifade özgürlüğünü zedelememek için, suçun oluşumunu “kamu barışının bozulması” şartına bağlamıştır.
Yargıtay içtihatlarında da görüldüğü üzere, dini inançlara yönelik her sert söz veya eleştiri bu suç kapsamında değerlendirilmemektedir. Örneğin, bir dinin öğretilerine yönelik akademik veya entelektüel eleştiriler ifade özgürlüğü çerçevesinde kabul edilir. Buna karşılık, dini değerlerin alenen küçümsenmesi, hakaret veya tahkir edici şekilde dile getirilmesi, özellikle de toplumda gerginlik yaratacak ortamda söylenmesi suçun oluşumuna yol açar. Böylelikle, ceza hukuku yalnızca inanç özgürlüğünü değil, aynı zamanda farklı inançların barış içinde birlikte var olma imkânını da güvence altına almaktadır.
Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama Suçunun Özel Görünüş Biçimleri
Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçu (TCK 216), Türk Ceza Hukuku sistematiği içinde özel görünüş biçimleri bakımından da ele alınmalıdır. Bu suçun işlenişi sırasında teşebbüs, iştirak ve içtima hükümleri uygulama alanı bulmaktadır.
Teşebbüs (TCK m.35): Suç, kural olarak söz, yazı veya davranışlarla tamamlanır. Ancak bazı durumlarda failin iradesi dışında icra hareketleri yarıda kalabilir. Örneğin, topluluğa kin ve düşmanlığa çağrı içeren bir konuşmanın kolluk tarafından kesilmesi hâlinde suç teşebbüs aşamasında kalır. Bu durumda fail, teşebbüs hükümlerine göre cezalandırılır.
İştirak: Suç, birden fazla kişi tarafından birlikte işlenebilir. Örneğin, bir mitingde aynı amaca yönelik konuşmalar yapan farklı kişiler, müşterek faillik kapsamında sorumlu tutulur. Bunun yanında, bir kişiyi kışkırtarak topluluğu kışkırtıcı sözler söylemeye yönelten failin sorumluluğu azmettirme kapsamında doğar. Benzer şekilde, suçun işlenmesini kolaylaştıran eylemler yardım etme kapsamında değerlendirilir.
İçtima (Ceza Hukukunda): Halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçunun aynı fiille başka suçları da oluşturması mümkündür. Örneğin, dini değerleri aşağılayıcı sözlerin hem TCK 216/3 kapsamına hem de ceza hukukunda içtima kurallarına konu olması mümkündür. Yargıtay uygulamasında, aynı fiilin farklı kişilere karşı işlense bile tek suç oluşturacağı; ancak farklı zamanlarda tekrarlanması halinde zincirleme suç hükümlerinin uygulanacağı kabul edilmektedir.
Sonuç olarak, TCK 216’nın özel görünüş biçimleri, suçun işlenişini şekillendiren ve cezai sorumluluğu artıran önemli hallerdir. Teşebbüs, iştirak ve içtima hükümleri, bu suçun uygulamasında cezanın belirlenmesinde kritik rol oynar.
TCK 216 Adli Para Cezası, Erteleme ve Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması
Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçu bakımından mahkeme, TCK 216’da öngörülen hapis cezalarının yanı sıra bazı durumlarda adlî para cezası yaptırımına da hükmedebilir. Özellikle kısa süreli hapis cezalarında, TCK m.50 kapsamında hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi mümkündür. Bu düzenleme, failin cezaevine girmeksizin toplumla bağının kopmamasını sağlamayı hedefler. Ancak suçun ağırlığı, failin kişisel özellikleri ve suçun işlendiği koşullar bu değerlendirmede dikkate alınır.
Bunun yanında, sanık hakkında hapis cezasının ertelenmesi (TCK 51) kurumu da uygulanabilir. Erteleme, failin yeniden suç işlemeyeceği kanaatine varılması hâlinde hapis cezasının infazını askıya alır. Ayrıca, suçun niteliği ve failin geçmişi uygun görülürse mahkemece HAGB (CMK m.231) kararı da verilebilir. Bu durumda hüküm açıklanmaz, belirli bir denetim süresi sonunda ceza hukuki sonuç doğurmaz. Böylece ceza hukuku, yalnızca cezalandırma değil, failin topluma yeniden kazandırılması yönünde de işlev görür.
TCK 216 Uzlaşma
Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçu, toplumu hedef alan bir suç olduğundan uzlaşma (CMK m.253) kapsamında değildir. Çünkü uzlaşma kurumu, mağdur ile fail arasında meydana gelen zararların giderilmesini esas alır. Oysa bu suçun mağduru doğrudan toplumun kendisidir ve bireysel bir zarar söz konusu değildir. Bu nedenle fail ile herhangi bir kişi arasında uzlaşma yapılması, kamu barışını koruma amacını gerçekleştirmez.
Uygulamada, savcılık veya mahkeme tarafından uzlaşma teklif edilmediği gibi, tarafların kendi aralarında anlaşmaya varması da davanın düşmesine sebep olmaz. Kanun koyucu, kamu düzenine karşı işlenen suçlarda devletin cezalandırma yetkisini devredilemez görmüş ve bu nedenle uzlaşmayı dışarıda bırakmıştır. Böylelikle toplumsal barışı tehdit eden nefret söylemi ve aşağılama fiilleri, bireysel iradelerden bağımsız olarak devletin müdahalesine tabi tutulur.
TCK 216 Görevli Mahkeme
Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçu, kanunda öngörülen cezanın üst sınırı dikkate alındığında asliye ceza mahkemesi tarafından görülür. TCK 216’da düzenlenen bu suç için öngörülen cezaların niteliği ve süresi, davanın ağır ceza mahkemelerinde görülmesini gerektirmez. Bu durum, yargılamanın daha hızlı ve etkin biçimde yürütülmesine katkı sağlar.
Bununla birlikte, suçun basın yayın yoluyla işlenmesi veya çok sayıda sanığın bulunduğu dosyalarda yargılama süreci karmaşıklaşabilmektedir. Yine de görevli mahkeme değişmez; dosya asliye ceza mahkemesinde görülür. Mahkeme, soruşturma aşamasında savcılık tarafından toplanan delilleri değerlendirir, tanık beyanlarını dinler ve gerektiğinde bilirkişi incelemesine başvurur. Böylece, kamu barışını doğrudan ilgilendiren bu suçlarda etkin ve süratli bir yargılama sağlanması hedeflenir.

Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama Suçu TCK 216 Yargıtay Kararları
Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik Suçunun Ani Suç Niteliği
Sanığın halkı kin ve düşmanlığa tahrik eden ifadeler kullandığı, yerel mahkeme tarafından tartışılmıştır. Hukuki sorun, bu suçun icra hareketlerinin devamlılık gösterip göstermediği noktasında toplanmıştır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçunun “ani suç” niteliğinde olduğunu vurgulamıştır. Buna göre, aleni şekilde yapılan fiil ile suç tamamlanır; devam eden sonuçlar suçun niteliğini değiştirmez. Sonuç olarak sanığın eyleminin suç oluşturduğu kabul edilmiştir.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 29.04.2008, E. 2007/8-244, K. 2008/92.
İfade Özgürlüğü ile Kamu Barışının Dengesi
Sanığın kamuya açık alanda yaptığı konuşmada ayrıştırıcı ifadeler kullandığı tespit edilmiştir. Hukuki tartışma, söz konusu ifadelerin ifade özgürlüğü kapsamında mı yoksa TCK 216 anlamında suç mu oluşturduğu üzerinedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, ifade özgürlüğünün Anayasa ve AİHS kapsamında korunmakla birlikte, kamu barışını bozma tehlikesi doğurduğu anda sınırlandırılabileceğini belirtmiştir. Bu bağlamda, sanığın ifadelerinin TCK 216 kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 23.11.2004, E. 2004/8-130, K. 2004/206.
Açık ve Yakın Tehlike Ölçütü
Sanığın halkı kin ve düşmanlığa tahrik edici konuşma yaptığı iddiası üzerine yerel mahkeme mahkûmiyet kararı vermiştir. Hukuki sorun, sözlerin kamu güvenliği açısından somut bir tehlike doğurup doğurmadığı noktasında toplanmıştır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, TCK 216/1’in uygulanabilmesi için yalnızca sözlerin söylenmesinin yeterli olmadığını, ayrıca kamu güvenliği bakımından “açık ve yakın tehlike”nin gerçekleşmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu çerçevede, somut olayda tehlikenin oluşmadığı tespit edilerek beraat kararı verilmesi gerektiğine hükmedilmiştir.
Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 20.06.2012, E. 2010/6293, K. 2012/21247.
Düğünde Kürtçe Şarkı Söylenmesi Olayı
Sanık, bir düğünde “Kürdistan” ifadesi geçen şarkılar söylemiş, yerel mahkeme kamu güvenliği açısından somut bir tehlikenin varlığını kabul ederek mahkûmiyet kararı vermiştir. Ancak Yargıtay, şarkının söylendiği ortamda herhangi bir olay yaşanmadığını, sanığın etkinliğinin sınırlı olduğunu ve kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin somut biçimde ortaya çıkmadığını belirterek, suçun unsurlarının oluşmadığına hükmetmiştir.
(Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 28.12.2011, E.2011/14850, K.2011/18205)
Tehlike Unsurunun Somut Olmaması
Sanığın halka hitaben yaptığı konuşmada ayrıştırıcı ifadeler kullandığı tespit edilmiştir. Yerel mahkeme, sözlerin tek başına toplumda kin ve düşmanlık yaratma tehlikesi doğurduğu gerekçesiyle mahkûmiyet kararı vermiştir. Yargıtay ise TCK 216/1’de öngörülen suçun, sırf sözlerin sarf edilmesiyle değil, bu sözlerin kamu güvenliği açısından somut ve yakın bir tehlike doğurmasıyla oluşacağını vurgulamış; sözlerin tek başına yeterli olmadığını ve beraat verilmesi gerektiğini ifade etmiştir.
(Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 20.06.2012, E.2010/6293, K.2012/21247)
Basın Yoluyla Suçun İşlenmesi
Sanık, yazısında toplumsal farklılıkları öne çıkararak ayrıştırıcı ifadeler kullanmış ve bu yazı ulusal bir gazetede yayımlanmıştır. Yerel mahkeme, eylemi TCK 216 kapsamında değerlendirmiştir. Yargıtay ise failin kastı dışında basının kendi inisiyatifiyle yaptığı yayınların nitelikli hal oluşturmayacağını; ancak failin yazıyı bilerek ve isteyerek basın yoluyla yayımlattığı durumda TCK 216/2 kapsamında sorumluluk doğacağını belirtmiştir.
Künye: Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 20.06.2012, E. 2010/6293, K. 2012/21247.
Dini Değerlerin Aşağılanması
Sanık, bir televizyon programında belirli bir dini topluluğun değerlerini küçümseyici sözler sarf etmiştir. Yerel mahkeme, sözlerin ağır eleştiri kapsamında değerlendirilerek beraat kararı vermiştir. Ancak Yargıtay, kullanılan ifadelerin tahkir niteliğinde olduğunu, bu nedenle kamu barışını bozma tehlikesinin somutlaştığını ve TCK 216/3 kapsamında mahkûmiyet gerektiğini vurgulamıştır.
(Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 2015/17254 E., 2016/8421 K.)
Haber Sunucusunun Televizyon Konuşması
Bir televizyon sunucusu, canlı yayında halkın bir kesimini etnik kimlik üzerinden hedef almış ve aşağılayıcı ifadeler kullanmıştır. Yerel mahkeme kamuoyuna etkisinin sınırlı olduğunu belirterek beraat kararı vermiştir. Ancak Yargıtay, televizyonun geniş kitlelere ulaşması nedeniyle sözlerin kamu güvenliği açısından açık ve yakın tehlike doğurduğunu kabul ederek bozma kararı vermiştir.
(Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 2017/5432 E., 2018/10965 K.)
