
Ceza Hukuku – Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar – Son Güncelleme: 14 Ekim 2026
Kişilerin malları üzerinde usulsüz tasarruf suçu, bir kamu görevlisinin ilgili kanunlardaki koşullara aykırı olduğunu bilerek kişilerin taşınır veya taşınmaz malı üzerinde zorla tasarrufta bulunmasıdır. TCK 261 uyarınca bedeli ödense bile suç oluşur ve ceza altı aydan iki yıla kadar hapistir. Bu rehberi Ayboğa Avukatlık Bürosu güncel madde metnine göre hazırlamıştır.
TCK Madde 261 – Kişilerin malları üzerinde usulsüz tasarruf(1) İlgili kanunlarda belirlenen koşullara aykırı olduğunu bilerek, kişilerin taşınır veya taşınmaz malları üzerinde, karşılığını ödemek suretiyle de olsa, zorla tasarrufta bulunan kamu görevlisi, fiil daha ağır cezayı gerektiren bir suç oluşturmadığı takdirde, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Madde hakkında kısa not: Madde, kamu idaresinin güvenilirliğine ve işleyişine karşı suçlar arasında yer alır. Hükmün son cümlesi maddeyi tali ve tamamlayıcı hale getirir: Aynı fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturuyorsa o suçtan ceza verilir. Madde gerekçesinde, kamulaştırma kurallarına uyulmadan kişilerin mallarına el konulması da bu hükmün kapsamında gösterilmiştir.
Bir köy yolunun genişletilmesi çalışmasını düşünün. İş makinesi, tapuda özel kişi adına kayıtlı tarlanın kenarından yaklaşık yirmi metre genişliğinde bir şerit açar, tel örgüyü söker ve iki meyve ağacını keser. Malik işi durdurmak isteyince kendisine “proje böyle, bedelini sonra ödeyeceğiz” denir. Kamulaştırma kararı yoktur, uzlaşma görüşmesi yapılmamıştır, tapuda hiçbir kayıt bulunmamaktadır. Malik iki soru sorar: Bu fiil suç mudur, zararımı kimden ve nasıl isteyebilirim? Çalışmayı yürüten görevli de aynı dosyada şüpheli olarak ifade verir. Bu rehber her iki tarafın sorularını sırayla ve sade bir dille cevaplar.
Taşınmazınıza kamulaştırma yapılmadan el atıldıysa ya da bu iddiayla hakkınızda soruşturma başladıysa belgelerinizi birlikte inceleyelim.
Kişilerin Malları Üzerinde Usulsüz Tasarruf Suçu (TCK 261) Nedir?
Suç, Türk Ceza Kanunu’nun kamu idaresinin güvenilirliğine ve işleyişine karşı suçlar bölümünde düzenlenmiştir. Bu yerleşim tesadüf değildir. Kanun burada iki değeri birlikte korur: Vatandaşın mülkiyet hakkı ile kamu idaresine duyulan güven. İdare, elinde kamu gücü bulunduğu için özel kişilerden farklı bir konumdadır; bu gücün kanunda çizilen sınırın dışına taşması yalnızca bir idari usulsüzlük değil, suç olarak görülmüştür.
Mülkiyet hakkı Anayasa ile korunmuştur ve ancak kanunla, kamu yararı amacıyla ve karşılığı ödenerek sınırlandırılabilir. Kamulaştırma, istimval, el koyma ve geçici işgal gibi kurumların her biri ayrı kanunlarda, ayrı usullerle düzenlenmiştir. TCK 261 bu usullerin hiçbirine uymadan, doğrudan fiili güçle sonuç alınmasını yasaklar.
Suç bir tehlike suçudur. Malikin somut bir zarara uğraması, idarenin kazanç elde etmesi ya da taşınmazın değerinin düşmesi şart değildir. Tasarrufun kanuna aykırı biçimde ve zorla gerçekleşmesi yeterlidir. Ayboğa Avukatlık Bürosu, bu tür dosyalarda önce idarenin elinde kamulaştırma kararı, acele kamulaştırma kararı ya da el koyma kararı bulunup bulunmadığını kontrol eder; suçun oluşup oluşmadığı çoğu zaman bu tek belgeyle belirlenir.
Madde, kamu görevinin usulsüz biçimde kullanılmasına ilişkin diğer hükümlerle aynı bölümdedir. Görevi olmadığı halde kamu görevi yürütülmesi ise ayrı bir suçtur ve TCK 262 kamu görevinin usulsüz üstlenilmesi yazımızda anlatılmıştır.
Suçun Faili Kim Olabilir, Mağduru Kimdir?
Ceza sorumluluğu şahsidir. Çok sanıklı dosyalarda yalnızca bir evrakta imza bulunması mahkûmiyet için yeterli değildir; kimin hangi tarihte, hangi yetkiyle ve hangi fiili yaptığı delillerle gösterilmelidir.
Suçun Maddi ve Manevi Unsurları Nelerdir?
Ayboğa Avukatlık Bürosu, bu dosyalarda ilk olarak tapu kaydı, kadastro paftası, proje ve keşif tutanağını karşılaştırarak tasarrufun hangi parselde ve hangi genişlikte gerçekleştiğini belirler; zorla hareket edildiğinin ya da rıza alındığının belgelenmesi davanın sonucunu doğrudan etkiler.
Hangi El Koymalar Suç Oluşturmaz?
Bu tabloda belirleyici ölçüt tek cümleyle özetlenebilir: Elde kanundan gelen bir yetki ve bu yetkinin kullanıldığını gösteren bir karar varsa fiil suç değildir. Yetki belgelenemiyorsa ya da kullanılan yetki fiilen yapılanı karşılamıyorsa TCK 261 gündeme gelir.
Kamulaştırmasız El Atma ile İlişkisi ve Mağdurun Tazminat Yolları
Ayboğa Avukatlık Bürosu, el atma dosyalarında ceza şikâyeti ile bedel davasını ayrı ayrı planlar; ceza soruşturmasında toplanan keşif tutanağı ve bilirkişi raporu, sonraki bedel davasında güçlü delil olarak kullanılabilir.
TCK 261, Zimmet, Görevi Kötüye Kullanma ve El Atma Arasındaki Fark Nedir?
| Ölçüt | TCK 261 Usulsüz Tasarruf | TCK 247 Zimmet | TCK 257 Görevi Kötüye Kullanma | Kamulaştırmasız El Atma |
|---|---|---|---|---|
| Fiilin özü | Kişinin malı üzerinde kanuna aykırı biçimde zorla tasarruf | Görevi nedeniyle zilyetliği devredilen kamu malının mal edinilmesi | Görevin gereklerine aykırı davranış ya da görevin ihmali | İdarenin kamulaştırma yapmadan taşınmaza fiilen girmesi |
| Malın sahibi | Özel kişi | Kamu idaresi | Belirleyici değil | Özel kişi |
| Kim sorumlu tutulur | Kamu görevlisi | Kamu görevlisi | Kamu görevlisi | İdarenin tüzel kişiliği |
| Yaptırım | 6 aydan 2 yıla kadar hapis | 5 yıldan 12 yıla kadar hapis | 6 aydan 2 yıla kadar hapis | Bedel ya da tazminat ödemesi |
| Hangi yargı yolu | Asliye ceza mahkemesi | Ağır ceza mahkemesi | Asliye ceza mahkemesi | Asliye hukuk mahkemesi |
| Zarar şartı | Aranmaz, tehlike suçudur | Kamu zararı doğar | Mağduriyet, kamu zararı ya da haksız kazanç şarttır | Zarar ve bedel hesaplanır |
Uygulamada en sık karşılaşılan tartışma, aynı fiilin hangi maddeye gireceğidir. Görevi kötüye kullanma genel ve tamamlayıcı bir hükümdür; bu nedenle somut olayın TCK 261 ya da hakkı olmayan yere tecavüz kapsamında kalıp kalmadığı tartışılmadan doğrudan bu maddeden hüküm kurulması bozma nedeni sayılmaktadır. Görevin hiç yapılmaması ya da geciktirilmesi ise görevi ihmal suçu yazımızın konusudur.
Tasarruf sırasında mala zarar verilmişse ikinci bir değerlendirme gerekir. Duvarın yıkılması, ekinin tahrip edilmesi ya da dikili ağaçların kesilmesi halinde mala zarar verme suçu hükümleri ayrıca incelenir. Kamu parasının ya da kamu malının mal edinilmesi ise zimmet suçu kapsamındadır.
Teşebbüs, İştirak ve İçtima Nasıl Uygulanır?
TCK 261 Suçunun Cezası Ne Kadardır?
Soruşturma İzni, Şikâyet, Uzlaşma ve Görevli Mahkeme
Soruşturmanın sonunda savcı yeterli şüphe görürse iddianame düzenler. Ayboğa Avukatlık Bürosu, bu dosyalarda soruşturma izni talebinin tarihini ve izin kararının tebliğ edildiği günü ayrıca takip eder; izin verilmemesi kararına karşı itiraz süresi kısadır ve kaçırıldığında dosya kapanabilir.
Dava Zamanaşımı ve Hak Düşürücü Süreler Nelerdir?
HAGB, Erteleme ve Etkin Pişmanlık Uygulanır mı?
TCK 261 Yargıtay Kararları ve Yerleşik Uygulama
Aşağıdaki on iki karar, bu suçun uygulamadaki sınırlarını gösteren emsal içtihatlardır. Her biri olayın özeti, dairenin değerlendirmesi ve hukuki sonucuyla birlikte künyesi verilerek aynen aktarılmıştır.
Bu ölçütler, bilirkişi incelemesinin dosyadaki en kritik delil olduğunu gösterir. Rapordaki parsel, alan ve tarih tespitlerinin yanlış olduğu düşünülüyorsa süresi içinde bilirkişi raporuna itiraz edilmelidir.
1. USULSÜZ EL KONULDUKTAN SONRA ÖLEN KOYUNA İLİŞKİN DAVADA KORUMA BEKÇİSİNİN ATANMA BELGESİ VE BAĞLANTILI DOSYA ARAŞTIRILMALIDIR
Karaadilli Çiftçi Malları Koruma Başkanlığında koruma bekçisi olarak çalıştığını belirten sanığın, mağdura ait bir koyuna usulsüz şekilde el koyduğu ileri sürülmüştür. Hayvanın sahipsiz olmadığı, yasak alanda otlatılması nedeniyle zarar verdiğine ilişkin tutanak bulunmadığı ve el konulduktan üç gün sonra kurumun elindeyken öldüğü kabul edilmiştir. TCK 261 uyarınca açılan kamu davasında Şuhut Asliye Ceza Mahkemesi, eylemi icrai davranışla görevi kötüye kullanma olarak nitelendirerek sanığa üç bin lira adli para cezası vermiştir. Sanık, delillerin eksik toplandığını ve suçu işlemediğini ileri sürerek hükmü temyiz etmiştir. Aynı sanık hakkında benzer bir başka koyuna el koyma fiilinden açılan dava da Yargıtay’ın incelemesinde bağlantılı dosya olarak ele alınmıştır.
Yargıtay, sanığın koruma bekçisi olduğunu söylemesine rağmen görev belgesinin dosyada bulunmadığını saptamıştır. Öncelikle 4081 sayılı Kanun’un 7. maddesinde belirtilen usule göre mülki idare amirinin onayıyla atanıp atanmadığının kesin biçimde belirlenmesini istemiştir. Ayrıca diğer dosya incelenerek eylemler arasında hukuki kesinti bulunup bulunmadığının ve zincirleme suç hükümlerinin uygulanma şartlarının tartışılması gerektiğini belirtmiştir. Zincirleme suç koşulları oluşursa TCK 257 üzerinden belirlenecek cezada artırım ve varsa kesinleşen dosyalarda verilen cezanın mahsubu değerlendirilmelidir. Hak ve yetkilerin kötüye kullanılması kabulüne rağmen TCK 53/5 uyarınca hak yoksunluğuna hükmedilmemesi de hukuka aykırı bulunmuştur. Hüküm bu nedenlerle bozulmuştur. Daire, bu incelemede eylemin kesin olarak TCK 261 suçunu oluşturduğuna ilişkin nihai bir karar vermemiştir.
Kararın hukuki değerlendirmesinde, hayvan üzerindeki zilyetliğe müdahale ile bu müdahaleyi gerçekleştiren kişinin kamusal sıfatının ayrı ayrı ispatlanması gereği öne çıkar. Koruma bekçisi olarak tanınmak veya görev yaptığını söylemek, özgü suçlar bakımından atama ve yetkilendirme belgelerinin araştırılmasını gereksiz kılmaz. Koyunun kurumda ölmesi de tek başına hangi suçun oluştuğunu belirlemez; el koymanın hukuki dayanağı ve failin yetkisi incelenmelidir. Aynı kişinin benzer eylemleri için farklı davalar açılması, eylemlerin bağımsız mı yoksa zincirleme suç kapsamında mı ele alınacağı sorununu doğurur. Bu husus, yalnızca ceza miktarını değil mükerrer cezalandırma riskini de etkiler. Karar, TCK 261 suçlamasıyla açılan bir dosyanın otomatik olarak aynı maddeden mahkûmiyetle sonuçlanmayacağını ve fail sıfatı ile bağlantılı fiiller belirlenmeden sağlam bir suç vasfı değerlendirmesi yapılamayacağını göstermektedir.
Künye: Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 01.06.2023, E. 2021/7583, K. 2023/7022.
2. SAHİPLİ KOYUNA EL KONULARAK İHALEYLE SATILMASINDA TCK 261 SUÇLAMASI İLE GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA NİTELENDİRMESİ AYRI İNCELENMELİDİR
Karaadilli Çiftçi Malları Koruma Başkanlığında koruma bekçisi olarak görev yaptığını bildiren sanığın mağdura ait koyunu zapt ettiği ve hayvanın daha sonra ihale yoluyla satıldığı ileri sürülmüştür. Yerel mahkeme, koyunun sahipsiz olmadığını ve yasak bölgede otlatılması nedeniyle zarar verdiğini gösteren tutanak bulunmadığını kabul etmiştir. TCK 261 kapsamında açılan davada eylem TCK 257/1’deki icrai davranışla görevi kötüye kullanma olarak nitelendirilmiş ve üç bin lira adli para cezasına hükmedilmiştir. Sanık eksik inceleme ve suçsuzluk iddiasıyla; Cumhuriyet savcısı ise eylemin kişilerin malları üzerinde usulsüz tasarruf suçunu oluşturduğu düşüncesiyle kararı temyiz etmiştir. Böylece dosyada hem sübut hem de suç vasfı yönünden farklı itirazlar bulunmaktadır.
Yargıtay, sanığın atama belgesinin dosyada yer almadığını belirleyerek 4081 sayılı Kanun uyarınca mülki idare amiri onayıyla atanıp atanmadığının kesin olarak araştırılmasını istemiştir. Aynı sanık hakkında diğer bir koyuna el konulmasına ilişkin bağlantılı dava da değerlendirilmelidir. Suç ve iddianame tarihleri dikkate alınarak hukuki kesinti ve zincirleme suç koşullarının tartışılması, gerekirse kesinleşen dosyalardaki cezaların mahsup edilmesi gerektiği açıklanmıştır. Görevden doğan hak ve yetkilerin kötüye kullanıldığı kabul edildiği halde TCK 53/5 uygulanmaması da bozma nedeni sayılmıştır. Daire, sanık ve Cumhuriyet savcısının temyiz başvurularını kabul ederek hükmü bozmuştur. Bununla birlikte savcının TCK 261 uygulanması talebini, kesin bir TCK 261 mahkûmiyeti şeklinde sonuçlandırmamış; sanığın hukuki durumunun eksiklikler giderilerek değerlendirilmesini istemiştir.
Kararın hukuki değerlendirmesinde, el konulan hayvanın sonradan ihale ile satılmasının ilk müdahalenin hukuka uygunluğunu kendiliğinden sağlamadığı görülür. İhalenin varlığı ile hayvana el koyma yetkisinin şartları farklı inceleme konularıdır. Hayvanın sahipsizliği veya zarar vermesi gibi ileri sürülen hukuki dayanakların somut belgelerle gösterilmesi gerekir. Kamu görevlisi sıfatı gerektiren suçlarda atama ve onay işlemlerinin belirlenmesi ise bu incelemenin ön koşullarındandır. Kararın zincirleme suç değerlendirmesi, tekrar eden benzer fiillerin dosyalar arasında parçalanmasının maddi ceza hukukunu değiştirmemesi gerektiğine işaret eder. Ayrı mağdurların ve farklı iddianamelerin bulunması tek başına zincirleme suçun uygulanacağı veya uygulanmayacağı sonucunu doğurmaz. El koyma, satış ve kamusal sıfat ilişkisi bütün olarak incelenmeli; savcının suç vasfına ilişkin temyiz gerekçesi ile Yargıtay’ın gerçekten kabul ettiği bozma nedenleri birbirine karıştırılmamalıdır.
Künye: Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 01.06.2023, E. 2021/7582, K. 2023/7021.
3. İMAR İŞLEMİ VE KAMULAŞTIRMA TAMAMLANMADAN ÖZEL TAŞINMAZA SOKAK TABELASI YERLEŞTİRİLMESİNDE TCK 261 VE TCK 154 ARAŞTIRILMALIDIR
Suç tarihinde fen işleri müdürü ile imar ve şehircilik müdürü olarak görev yapan sanığın, katılana ait taşınmaz imara uygun duruma getirilmeden ve kamulaştırma yapılmadan 2010 yılında sokak tabelası yerleştirdiği ileri sürülmüştür. Bu işlem nedeniyle malikinin zarara uğradığı kabul edilerek sulh ceza mahkemesinde görevi kötüye kullanma suçundan mahkûmiyet kurulmuştur. Dosyada diğer iki sanık hakkında verilen düşme hükümleri de temyiz edilmiştir. Yargıtay, bu sanıklar yönünden düşme hükümlerini onarken ilgili müdür hakkındaki mahkûmiyeti farklı hukuki gerekçeyle değerlendirmiştir. Böylece aynı dosyadaki sanıkların farklı fiilleri ve yargılama sonuçları ayrı ayrı incelenmiştir.
Yargıtay, TCK 257’nin genel, tali ve tamamlayıcı bir hüküm olduğunu belirtmiştir. Taşınmazın kamulaştırılmadan ve gerekli imar işlemleri tamamlanmadan sokak olarak değerlendirilmesine ilişkin iddia karşısında, eylemin TCK 154/1’deki hakkı olmayan yere tecavüz veya TCK 261’deki kişilerin malları üzerinde usulsüz tasarruf suçunu oluşturabileceğini kabul etmiştir. Bu ihtimallerin delillerini takdir ve tartışma görevinin, hüküm tarihindeki mahkeme sistemi bakımından asliye ceza mahkemesine ait olduğunu açıklamıştır. Sulh ceza mahkemesinin görevsizlik kararı vermeden yargılamayı sürdürmesi hukuka aykırı bulunmuştur. İlgili mahkûmiyet hükmü, diğer yönleri incelenmeden bozulmuştur. Daire, sokak tabelası yerleştirmenin bütün durumlarda TCK 261 suçunu kesin olarak oluşturacağını söylememiş; somut müdahalenin özel suç tipleri yönünden incelenmesini istemiştir.
Kararın hukuki değerlendirmesinde, mülkiyet hakkına müdahalenin mutlaka yıkım veya fiziksel zarar biçiminde gerçekleşmesinin gerekmediği dikkate alınmalıdır. Bir taşınmazın yol veya sokak olarak kullanılmasına ilişkin kamusal işlem, malikin tasarruf alanını etkileyebilir. Ancak tabela yerleştirmenin taşınmazın fiili ve hukuki kullanımına nasıl yansıdığı, suçun unsurları bakımından ayrıca belirlenmelidir. İmar planı, uygulama işlemleri, kamulaştırma ve malik rızası birbirinin yerine geçen kavramlar değildir. TCK 257’nin tali niteliği, özel suç ihtimallerinin önce araştırılmasını gerektirir. Görev yönünden yapılan değerlendirme de karar tarihindeki sulh ceza mahkemesi yapılanmasına ilişkindir; bugünkü sulh ceza hâkimliklerinin ceza davasına bakabileceği biçiminde yorumlanamaz. Karar, kamusal düzenleme görünümü taşıyan işlemlerin mülkiyet hakkı üzerindeki somut etkisi belirlenmeden genel görev suçuna indirgenmemesi gerektiğini göstermektedir.
Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 23.06.2021, E. 2020/2425, K. 2021/3291.
4. KAMULAŞTIRMASIZ YOL AÇMAK İÇİN DUVAR YIKILMASI VE AĞAÇ KESİLMESİNDE TCK 261 İLE NİTELİKLİ MALA ZARAR VERME İLİŞKİSİ TARTIŞILMALIDIR
Katılanlara ait taşınmazlarda kamulaştırma kararı bulunmadan veya malik rızası alınmadan yol yapımı amacıyla çalışma yürütüldüğü ileri sürülmüştür. Çalışmalar sırasında taşınmazlardaki duvarın yıkıldığı ve ağaçların kesildiği, böylece maliklerin mağdur edildiği iddia edilmiştir. Asliye ceza mahkemesi eylemi görevi kötüye kullanma suçu olarak kabul ederek sanığa üç bin lira adli para cezası vermiştir. Hüküm, Cumhuriyet savcısı ve sanık tarafından temyiz edilmiştir. Dosyada sorun yalnızca görevin gereğine aykırı davranılıp davranılmadığı değildir; malvarlığı üzerindeki fiziksel müdahalenin, özel olarak düzenlenmiş suç tiplerinden hangisine uyduğunun belirlenmesidir.
Yargıtay, görevi kötüye kullanma suçunun kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında uygulanabilen genel ve tamamlayıcı nitelikte bulunduğunu açıklamıştır. Kamulaştırma veya rıza olmaksızın duvar yıkılarak ve ağaçlar kesilerek yol açılması karşısında TCK 261’in değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Ayrıca bu maddenin daha ağır cezayı gerektiren suçlara öncelik tanıyan düzenlemesi dikkate alınarak, dikili ağaçlara zarar verilmesinin TCK 152/1-c kapsamındaki nitelikli mala zarar verme suçunu oluşturup oluşturmadığının tartışılmasını istemiştir. Bu inceleme yapılmadan görevi kötüye kullanma suçundan hüküm kurulması hukuka aykırı bulunmuş ve karar bozulmuştur. Daire, olayda mutlaka iki ayrı suçtan ceza verileceği sonucuna ulaşmamış; doğru suç vasfının ve normlar arasındaki ilişkinin belirlenmesini gerekli görmüştür.
Kararın hukuki değerlendirmesinde, TCK 261’in tali hüküm niteliği ile TCK 257’nin genel tamamlayıcı niteliği birlikte ele alınmalıdır. Kamu görevlisinin özel mülke hukuka aykırı müdahalesi TCK 261’i gündeme getirebilir; müdahalenin daha ağır cezayı gerektiren başka bir suçu oluşturması halinde bu özel düzenlemenin son cümlesi ayrıca değerlendirilir. Ağaçların kesilmesi, yalnızca taşınmazın kullanımını sınırlandırma değil, korunması özel hükümle sağlanan dikili ağaçlara zarar verme bakımından da önem taşır. Bu nedenle fiilin bütün maddi özellikleri saptanmadan doğrudan TCK 257 uygulanması yeterli değildir. Yol yapımının kamu hizmeti amacı taşıması, mülkiyete müdahalenin kanuni şartlarını ortadan kaldırmaz. Kamulaştırma belgeleri, malik rızası ve müdahalenin kapsamı belirlenerek hangi suçun oluştuğu açıklanmalı; bu kararın suç vasfı yönünden bozma içerdiği, kesin bir TCK 261 mahkûmiyeti olmadığı korunmalıdır.
Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 03.03.2021, E. 2020/422, K. 2021/1072.
5. BELEDİYE BAŞKANININ İMAR PLANI UYGULAMASI SIRASINDA BAHÇE DUVARINA VE AĞAÇLARA ZARAR VERMESİ GENEL GÖREV SUÇUYLA SINIRLANDIRILAMAZ
Belediye başkanı olarak görev yapan sanığın, İmar Kanunu’nun 18. maddesinde belirtilen koşullar gerçekleşmeden veya kamulaştırma yapılmadan katılanın taşınmazında imar planını uygulamaya çalıştığı ileri sürülmüştür. Müdahale sırasında bahçe duvarına, su oluklarına, ağaç ve fidanlara zarar verildiği iddia edilmiştir. Asliye ceza mahkemesi, fiili görevi kötüye kullanma olarak nitelendirerek mahkûmiyet hükmü kurmuştur. Sanığın temyiz başvurusu üzerine incelenen dosyada, imar faaliyeti kapsamında görülen müdahalenin mülkiyet hakkına yönelik özel suçlar bakımından değerlendirilip değerlendirilmediği tartışılmıştır. İmar planının uygulanması amacının bulunması ile uygulamanın kanuni koşullarının gerçekleşmesi farklı hukuki meseleler olarak ortaya çıkmıştır.
Yargıtay, TCK 257’nin genel, tali ve tamamlayıcı düzenleme niteliğini vurgulamıştır. Somut olayda belediye başkanına yüklenen eylemin TCK 154/1’deki hakkı olmayan yere tecavüz veya TCK 261’deki kişilerin malları üzerinde usulsüz tasarruf suçunu oluşturup oluşturmadığının tartışılması gerektiğini belirtmiştir. Bu ihtimaller değerlendirilmeden görevi kötüye kullanma suçundan hüküm kurulmasını suç vasfında yanılgı olarak görmüştür. Sanığın temyiz itirazları kabul edilerek hüküm bozulmuştur. Kararda, imar işleminin bütün koşullarının gerçekleşmediği varsayımı üzerinden belirli bir suçtan doğrudan ceza tayin edilmemiştir. Bozma, özel ceza normlarının uygulanma alanı araştırılmadan genel suç düzenlemesine dayanılmasına yöneliktir. Yeniden değerlendirmede müdahalenin niteliği ve ilgili suçların unsurları somut delillerle ilişkilendirilmelidir.
Kararın hukuki değerlendirmesinde, imar yetkisinin mülkiyet hakkına sınırsız müdahale yetkisi anlamına gelmediği görülmektedir. Bir alanın imar planında kamu hizmetine ayrılmış olması, fiili tasarrufun bütün koşullarının tamamlandığını göstermez. İmar uygulamasının hukuki dayanağı, işlemin malikin tasarruf hakkına etkisi ve fiili müdahalenin kapsamı ayrı ayrı belirlenmelidir. Bahçe duvarı ve su oluklarına zarar verilmesi ile ağaç ve fidanlara müdahale, olayın hangi maddi özelliklerinin suç vasfını etkilediğini açıklayan somut verilerdir. Bununla birlikte ceza sorumluluğu, idari işlemin hukuka aykırılığından otomatik olarak türetilmemelidir; failin fiili ve ilgili ceza normunun maddi ile manevi unsurları ispatlanmalıdır. Karar, belediye başkanının kamusal sıfatının yalnızca TCK 257’ye yönelten bir etiket olarak kullanılmasını engelleyerek, taşınmaz üzerindeki somut müdahaleye uygun suç tipinin araştırılmasını gerekli kılmaktadır.
Künye: Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 19.03.2018, E. 2015/12498, K. 2018/1970.
6. ARTVİN İL ÖZEL İDARESİ GÖREVLİSİNİN YAZILI RIZA VE KAMULAŞTIRMA İŞLEMİ OLMADAN ARAZİDEN YOL GEÇİRMESİNDE ASLİYE CEZA MAHKEMESİ GÖREVLİDİR
Artvin İl Özel İdaresinde Yol ve Ulaşım Hizmetleri müdür vekili olarak görev yapan sanığın, katılanın arazisinden yol geçirilmesine ilişkin eylemi inceleme konusu olmuştur. İddia, malikin yazılı rızası alınmadan ve köy ihtiyar heyeti tarafından kamu yararına kamulaştırma kararı alınmasına yönelik işlem yapılmadan yol açıldığı yönündedir. Yerel sulh ceza mahkemesi, eylemi icrai davranışla görevi kötüye kullanma olarak değerlendirerek mahkûmiyet hükmü kurmuştur. Sanık ve müdafiinin temyizi üzerine dosyada, Anayasa’nın 35. maddesinde korunan mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin hangi suç tipine uyabileceği ve bu incelemeyi yapmaya yetkili mahkemenin hangisi olduğu birlikte ele alınmıştır.
Yargıtay, görevi kötüye kullanma suçunun kanunda ayrıca suç olarak tanımlanmış durumlar dışında uygulanabileceğini belirtmiştir. Malik rızası ve kamulaştırma işlemi bulunmadan özel araziden yol geçirilmesi iddiasının TCK 154/1 veya TCK 261 kapsamında değerlendirilmesi gerekebileceğini kabul etmiştir. Bu suç ihtimalleri yönünden davaya bakma ve delilleri tartışma görevinin 5235 sayılı Kanun’un 11. maddesi uyarınca asliye ceza mahkemesine ait olduğunu açıklamıştır. Hüküm tarihinde faaliyette bulunan sulh ceza mahkemesinin görevsizlik kararı vermeden yargılamayı sürdürmesi hukuka aykırı bulunmuştur. Esası incelenmeyen hüküm bozulmuştur. Bu sonuç, sanığın kesin olarak TCK 261 suçunu işlediği veya bütün kamulaştırmasız yol müdahalelerinin aynı suç kapsamında bulunduğu yönünde bir kabul değildir; görevli mahkemede özel suç ihtimallerinin araştırılmasını gerektirmektedir.
Kararın hukuki değerlendirmesinde, yol hizmetinin kamusal niteliği ile özel mülkiyet üzerinde tasarrufta bulunma yetkisinin hukuki dayanağı birbirinden ayrılmalıdır. Hizmetin yararlı olması, malik rızasını veya kanuni kamulaştırma işlemlerini gereksiz kılmaz. TCK 261 bakımından kamu görevlisinin kanuni koşullara aykırılığı bilerek zorla tasarrufta bulunması araştırılmalıdır. Ancak Yargıtay’ın görev nedeniyle verdiği bozma, bu manevi unsurun somut olayda kesin olarak ispatlandığı anlamına gelmez. Araziye girilmesi, yolun geçirilmesi ve görevlinin karar sürecindeki rolü ayrı delillerle belirlenmelidir. Kararın sulh ceza ile asliye ceza ayrımı tarihsel mahkeme yapısına ilişkindir. Uygulamada içtihadın taşıdığı temel ilke, iddianamenin veya yerel hükmün fiili görevi kötüye kullanma olarak adlandırmasının mahkemenin özel suç tiplerini ve bunlara bağlı görev meselesini inceleme yükümlülüğünü ortadan kaldırmamasıdır.
Künye: Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 30.10.2017, E. 2014/9607, K. 2017/4591.
7. MUHTARIN PAYLI MÜLKİYETE KONU TAŞINMAZDAN RIZA VE KAMULAŞTIRMA OLMADAN KANALİZASYON BORUSU GEÇİRMESİ TCK 261 YÖNÜNDEN İNCELENMELİDİR
Muhtar olarak görev yapan sanığın, katılanın payının bulunduğu 1617 parsel sayılı taşınmazdan kanalizasyon borusu geçirdiği ileri sürülmüştür. Müdahalenin kamulaştırma kararı alınmadan veya malik rızası sağlanmadan gerçekleştirildiği iddiasıyla yürütülen yargılamada sulh ceza mahkemesi, icrai davranışla görevi kötüye kullanma suçundan mahkûmiyet hükmü kurmuştur. Sanık bu hükmü temyiz etmiştir. Dosyadaki uyuşmazlık, kanalizasyon hizmeti kapsamında yapılan müdahalenin yalnızca genel görev suçuyla değerlendirilip değerlendirilemeyeceğidir. Taşınmazın paylı mülkiyete konu olması ve müdahalenin boru geçirilmesi biçiminde gerçekleşmesi, mülkiyet üzerindeki tasarrufun niteliğinin belirlenmesini gerekli kılmıştır.
Yargıtay, TCK 257’nin genel, tali ve tamamlayıcı niteliğini açıklayarak eylemin TCK 154/1 veya TCK 261 kapsamında değerlendirilebileceğini belirtmiştir. Bu suç tipleri yönünden delilleri değerlendirme ve davaya bakma görevinin asliye ceza mahkemesine ait olduğunu kabul etmiştir. Sulh ceza mahkemesinin görevsizlik kararı vermeden yargılamaya devam etmesini hukuka aykırı bulmuştur. Ayrıca yerel mahkemenin kabulüne göre sanığın TCK 53/1-a kapsamındaki hak ve yetkileri kötüye kullanarak suçu işlediği ve adli para cezasıyla cezalandırıldığı dikkate alınarak, TCK 53/5 uyarınca ilgili yetkinin kullanımının yasaklanmasının değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Hüküm bozulmuştur. Kararda boru geçirmenin her durumda TCK 261 suçunu oluşturacağı kabul edilmemiş; hukuki nitelendirmenin görevli mahkemede yapılması gerektiği açıklanmıştır.
Kararın hukuki değerlendirmesinde, taşınmaz üzerindeki tasarrufun yalnızca mülkiyetin tamamen ortadan kaldırılmasıyla sınırlı olmadığı görülür. Altyapı hattı geçirilmesi de kullanım ve tasarruf hakkını etkileyen bir müdahale olabilir. Bunun ceza hukuku bakımından değerlendirilmesi için hattın geçtiği bölüm, müdahalenin kapsamı, yetkilendirme belgeleri ve rızanın varlığı belirlenmelidir. Paydaşın şikâyeti veya rıza vermemesi, olayın hukuki çerçevesinde değerlendirilirken diğer gerekli işlemlerle birlikte ele alınmalıdır; karar paylı mülkiyetin bütün özel hukuk meselelerini çözmemektedir. TCK 53/5’e ilişkin açıklama da kamu görevlisi sıfatının yalnızca suçun belirlenmesinde değil, görev yetkisinin kötüye kullanılması kabul edildiğinde yaptırımın kapsamının belirlenmesinde önem taşıdığını gösterir. Bununla birlikte bu açıklama, esas ve görev incelemesindeki eksikliklerden bağımsız kesin bir suçluluk tespiti değildir. Karar, kamusal altyapı gerekçesinin özel mal üzerinde müdahale yetkisinin kanuni koşullarının yerine geçemeyeceğini ortaya koymaktadır.
Künye: Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 12.06.2017, E. 2014/8360, K. 2017/2567.
8. YOL YAPIMI İÇİN ÖZEL ARAZİDEKİ AĞAÇLARIN KESİLMESİ VE ARAZİNİN YOLA KATILMASINDA TCK 261 İLE TCK 152 KARŞILAŞTIRILMALIDIR
Sücüllü Kasabası belediye başkanı olan sanığın, kamulaştırma kararı bulunmadan veya malik rızası alınmadan gerçekleştirilen yol çalışmalarında, katılanın arazisindeki ağaçların kesilmesi ve arazisinin bir bölümünün yola katılması için talimat verdiği ileri sürülmüştür. Yerel sulh ceza mahkemesi, bu fiilleri görevi kötüye kullanma kapsamında değerlendirerek mahkûmiyet kurmuştur. Sanık müdafii ve Cumhuriyet savcısının temyiz başvuruları üzerine dosya incelenmiştir. İddianın özelliği, sanığın yalnızca idari bir işlem yapması değil, belediye görevlilerince gerçekleştirilen fiziksel müdahaleye talimat vermesidir. Bu nedenle ağaçların kesilmesi ile arazinin yol alanına alınması, suç vasfı bakımından ayrı maddi özellikler taşımaktadır.
Yargıtay, özel olarak düzenlenmiş suç ihtimalleri araştırılmadan TCK 257 uygulanmasını yeterli görmemiştir. Eylemin dikili ağaçlara yönelik nitelikli mala zarar verme veya kişilerin malları üzerinde usulsüz tasarruf suçunu oluşturabileceğini belirtmiştir. Bu değerlendirmeyi yapma görevinin asliye ceza mahkemesine ait olduğunu açıklayarak sulh ceza mahkemesinin yargılamayı sürdürmesini hukuka aykırı bulmuştur. Yerel mahkemenin kabulüne göre TCK 53/5’teki hak yoksunluğunun değerlendirilmemesi de bozma nedenidir. Ayrıca adli para cezasının ödenmemesi halinde hapse çevrileceğine ilişkin hüküm, karar tarihindeki infaz düzenlemesi karşısında infaz yetkisini kısıtlayan biçimi nedeniyle hatalı bulunmuştur. Hüküm bozulmuştur. Daire, TCK 261 ve TCK 152 ihtimallerini kesin mahkûmiyet olarak değil, görevli mahkemede tartışılması gereken nitelendirmeler olarak göstermiştir.
Kararın hukuki değerlendirmesinde, kamusal görev sahibinin talimatı ile fiili müdahale arasındaki bağ önemlidir. Sorumluluk, belediye başkanlığı sıfatına otomatik olarak bağlanamaz; hangi çalışmanın hangi talimatla ve hangi hukuki dayanağa dayanılarak yapıldığı belirlenmelidir. Ağaç kesme ve taşınmazın yol alanına katılması, normlar arasındaki ilişki bakımından aynılaştırılmamalıdır. TCK 261’in daha ağır suçlara öncelik tanıyan düzenlemesi nedeniyle müdahalenin bütün özellikleri araştırılmalıdır. Kararın yaptırım ve infaz yönündeki açıklamaları ise verildiği tarihteki mevzuat çerçevesine aittir. Bunlar, suç vasfı araştırmasının yerini tutmadığı gibi bugünkü infaz uygulamasına ayrıca mevzuat kontrolü yapılmadan taşınmamalıdır. Karar, görevli mahkemenin belirlenmesi, özel suç tiplerinin değerlendirilmesi ve yaptırımın doğru kurulmasının aynı dosyada birbirini etkileyen fakat ayrı gerekçelerle denetlenmesi gereken meseleler olduğunu göstermektedir.
Künye: Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 07.06.2017, E. 2014/8305, K. 2017/2534.
9. İSTİNAT DUVARI YAPMAK AMACIYLA MALİKE AİT AHIR VE TUVALETİN KALDIRILMASINDA MALA ZARAR VERME VE TCK 261 İHTİMALLERİ İNCELENMELİDİR
Belediye başkanı olan sanığın, istinat duvarı yapımı sırasında katılanın taşınmazındaki eski ahır ile tuvaletin kaldırılmasına ve yerlerine istinat duvarı yapılmasına onay verdiği ileri sürülmüştür. İddia, bu müdahalenin kamulaştırma kararı alınmadan veya malik rızası sağlanmadan gerçekleştirildiği yönündedir. Yerel sulh ceza mahkemesi, eylemi görevi kötüye kullanma kapsamında değerlendirerek mahkûmiyet kurmuştur. Sanık hükmü temyiz etmiştir. İnceleme, bir belediye hizmetinin yürütülmesine verilen onayın, malike ait yapıların kaldırılması sonucunu doğurması nedeniyle, olayın yalnızca genel görev ihlali olarak ele alınmasının yeterli olup olmadığı üzerinde yoğunlaşmıştır.
Yargıtay, fiilin TCK 151/1’deki mala zarar verme veya TCK 261’deki kişilerin malları üzerinde usulsüz tasarruf suçunu oluşturabileceğini belirtmiştir. Bu suç ihtimalleri yönünden davaya bakma ve delilleri değerlendirme görevinin asliye ceza mahkemesine ait olduğunu kabul ederek sulh ceza mahkemesinde yargılamaya devam edilmesini hukuka aykırı bulmuştur. Ayrıca suç tarihinin eksik gösterilmesi, sanığın lehe hükümlerin uygulanması talebinin seçenek yaptırım ve erteleme bakımından karara bağlanmaması, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının yasal olmayan gerekçeyle reddi ve TCK 53/5 değerlendirmesinin yapılmaması da ele alınmıştır. Hüküm bozulmuştur. HAGB yönündeki açıklamada, suç tarihinden sonra kesinleşen mahkûmiyetin değerlendirilmesi ve objektif ile subjektif koşulların tartışılması önem taşımaktadır. Bu açıklamalar, kararın verildiği tarihteki düzenlemeler bağlamındadır.
Kararın hukuki değerlendirmesinde, yapıların eski olması veya kamu hizmetine yönelik çalışmayı engellemesi, malik rızası ve kanuni müdahale usullerinin yerine geçmez. Ahırın ve tuvaletin kaldırılması, mülkiyet üzerinde fiili tasarruf kadar eşyanın fiziksel bütünlüğüne zarar verme bakımından da değerlendirilmelidir. Belediye başkanının onayının sorumlulukla bağlantısı somutlaştırılmalı; yalnızca yürütülen işin kamusal niteliğiyle sonuca gidilmemelidir. Bu olayda Yargıtay’ın esas suç ihtimallerini görevli mahkemeye bırakması, hukuki nitelendirmenin henüz kesinleşmediğini gösterir. Kararın diğer bozma nedenleri ise mahkûmiyet hükmünün yaptırım ve kişiselleştirme bakımından da gerekçelendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Özellikle lehe hüküm talebi karşısında suskun kalınması, sanığın hukuki durumunun bütün yönleriyle değerlendirilmesini engeller. Bununla birlikte bu tarihsel HAGB değerlendirmesi, sonraki kanun değişiklikleri dikkate alınmadan değişmez bir güncel uygulama kuralı olarak sunulmamalıdır.
Künye: Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 05.06.2018, E. 2014/11551, K. 2018/4240.
10. YETERLİ ÖDENEK BULUNMADAN VE MALİK RIZASI ALINMADAN AĞAÇ KESİLEREK YOL AÇILMASINDA BAĞLANTILI İSNATLAR GÖREVLİ MAHKEMEDE İNCELENMELİDİR
Katılanlara ait taşınmazlarda kamulaştırma kararı alınmadan veya malik rızası sağlanmadan ağaçlar kesilerek yol açıldığı ileri sürülmüştür. İddiaya göre yol çalışması için yeterli ödenek de bulunmadığından hem kişilerin mağduriyetine hem de kamunun zararına neden olunmuştur. Yerel sulh ceza mahkemesi görevi kötüye kullanma suçundan mahkûmiyet kararı vermiştir. Sanığın temyizi üzerine dosya incelenmiştir. Olayda mülkiyete yapılan fiziksel müdahale ile kamu kaynaklarının kullanımına ilişkin iddia birlikte bulunmaktadır. Bu nedenle ödenek yetersizliğinden kaynaklanan kamu zararı iddiası, ağaç kesilmesi ve taşınmaza müdahale bakımından uygulanabilecek özel ceza normlarının araştırılmasını ortadan kaldırmamaktadır.
Yargıtay, TCK 257’nin genel ve tamamlayıcı niteliğini esas alarak eylemin TCK 152/1-c veya TCK 261 kapsamında değerlendirilebileceğini belirtmiştir. Dikili ağaçlara zarar verme ve kişilerin malları üzerinde usulsüz tasarruf ihtimallerinden hangisinin oluştuğunun, asliye ceza mahkemesi tarafından deliller tartışılarak belirlenmesi gerektiğini açıklamıştır. Diğer isnatların da bağlantılı olduğunu gözeterek görevsizlik kararı verilmesi yerine sulh ceza mahkemesinde yargılamaya devam edilmesini hukuka aykırı bulmuştur. Sanığın temyiz itirazları kabul edilmiş ve diğer yönleri incelenmeyen hüküm, kazanılmış hakkı saklı tutularak bozulmuştur. Buradaki sonuç, ödenek bulunmayan her yol çalışmasının TCK 261 oluşturduğu yönünde değildir. Bozma, mülkiyete yönelik özel suç ihtimalleri ile bağlantılı isnatların görevli mahkemede birlikte değerlendirilmesini gerektirmektedir.
Kararın hukuki değerlendirmesinde, kamu zararı ile kişisel malvarlığına müdahalenin farklı ceza normlarını gündeme getirebilmesi dikkat çeker. Görevi kötüye kullanma suçunun zarar şartının gerçekleştiği kabul edilse bile, fiil başka bir suç olarak düzenlenmişse o normun uygulanma alanı araştırılmalıdır. Ödenek eksikliği, ağaçların kesilmesini veya kamulaştırma usullerinin yerine getirilmemesini hukuka uygun hale getirmez; buna karşılık bütçe işlemlerindeki her eksiklikten otomatik bir mülkiyet suçu sonucu da çıkarılamaz. Sanığın hangi işlemleri yaptığı ve çalışma üzerindeki etkisi somutlaştırılmalıdır. Karardaki bağlantı değerlendirmesi, olayın bir kısmı farklı suç tipine uyabilecekken kalan iddiaların parçalı ve görev yönünden hatalı biçimde incelenmesini önlemeye yöneliktir. Kazanılmış hakkın saklı tutulması ise bozma sonrasındaki yaptırım değerlendirmesinin sınırını gösterir; bu husus beraat kararı veya bütün suç vasıflarının kesinleşmesiyle aynı anlama gelmez.
Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 20.10.2020, E. 2020/807, K. 2020/1644.
11. KÖY İHTİYAR HEYETİ KARARINA DAYANILARAK MALİKİN RIZASI DIŞINDA SÖĞÜT AĞAÇLARININ SÖKÜLMESİ TCK 261 VE NİTELİKLİ MALA ZARAR VERME YÖNÜNDEN ARAŞTIRILMALIDIR
Köy muhtarı ve ihtiyar heyeti üyeleri olan sanıklar, 03.08.2012 tarihli kararla yol kenarındaki ağaçların ve dikenli tellerin kaldırılmasını öngörmüştür. Kararda, maliklerin kendilerinin kaldırmaması halinde köy halkının imzası da alınarak ağaçların kesilmesine ilişkin bir usul yer almıştır. Ancak bu usulün uygulanmadığı, müştekinin rızası alınmadan kendisine ait söğüt ağaçlarının iş makineleriyle söküldüğü ileri sürülmüştür. Bilirkişi raporları da ağaçların sökülme biçimine ilişkin tespitler içermiştir. Yerel sulh ceza mahkemesi görevi kötüye kullanma suçundan hükümler kurmuş; Cumhuriyet savcısının temyizi üzerine dosya Yargıtay tarafından incelenmiştir.
Yargıtay, görev suçu düzenlemesinin genel, tali ve tamamlayıcı niteliğini vurgulamıştır. Malik rızası dışında ağaçların iş makineleriyle sökülmesi iddiasının TCK 152/1-c kapsamında dikili ağaçlara yönelik nitelikli mala zarar verme veya TCK 261 kapsamında kişilerin malları üzerinde usulsüz tasarruf suçunu oluşturabileceğini belirtmiştir. Bu ihtimallerin delillerini tartışma ve davaya bakma görevinin asliye ceza mahkemesine ait olduğunu açıklamıştır. Sulh ceza mahkemesinin görevsizlik kararı vermeden yargılamayı sürdürmesi hukuka aykırı bulunmuş; esası incelenmeyen hükümler bozulmuştur. Karar, ihtiyar heyeti kararının varlığını ceza sorumluluğunu kaldıran yeterli bir hukuki dayanak olarak kabul etmemiştir. Bununla birlikte sanıkların hangi özel suçtan sorumlu olduklarına dair kesin bir mahkûmiyet de kurmamış; bu incelemeyi görevli mahkemeye bırakmıştır.
Kararın hukuki değerlendirmesinde, yerel bir kurulun aldığı karar ile özel mülkiyet üzerinde müdahale yetkisinin kanuni dayanağı arasındaki fark önemlidir. Kararda belirli bir usulün yazılmış olması, o usule uyulmadığında gerçekleştirilen fiziksel müdahaleyi meşrulaştırmaz. Ayrıca köy halkının imzasının alınması da mülkiyet hakkına müdahale için gerekli bütün kanuni koşulların yerine geçtiği biçiminde yorumlanamaz; Yargıtay bu yönde genel bir hukuka uygunluk kuralı kurmamıştır. Ağaçların kime ait olduğu, hangi araçlarla söküldüğü ve her sanığın karar ile uygulamadaki rolü belirlenmelidir. Toplu karar alınması, ceza sorumluluğunun şahsiliği gereğince bireysel fiillerin ve kastın incelenmesini engellemez. Kararın temel katkısı, muhtarlık veya ihtiyar heyeti faaliyeti kapsamında yapılan işlemlerin yalnızca genel görev suçu olarak adlandırılmasına karşı, mülkiyet üzerinde gerçekleşen somut müdahalenin özel suç düzenlemeleri yönünden incelenmesini gerekli kılmasıdır.
Künye: Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 07.04.2016, E. 2014/2590, K. 2016/3641.
12. TCK 261 DAVASINDA ZAMANAŞIMINI KESEN SON SORGUDAN SONRA SEKİZ YIL GEÇMESİ DOĞRUDAN DÜŞME KARARINI GEREKTİRİR
Kişilerin malları üzerinde usulsüz tasarruf suçundan asliye ceza mahkemesinde yürütülen davada verilen hüküm temyiz edilmiştir. Yargıtay’ın incelemesinde, sanığa isnat edilen suçun TCK 261/1 kapsamında olduğu ve zamanaşımını kesen son işlemin 22.05.2013 tarihli sorgu bulunduğu belirlenmiştir. Temyiz incelemesi tarihi itibarıyla bu işlemin üzerinden sekiz yılı aşan süre geçmiştir. Karar, taşınır veya taşınmaz mala yönelik müdahalenin ayrıntılarını açıklayan bir esas değerlendirmesinden ziyade, yargılamanın sürdürülebilirliğine ilişkin süre denetimini içermektedir. Bu nedenle olayda hangi malın nasıl kullanıldığı veya sanığın müdahaleyi hangi idari amaçla gerçekleştirdiği hakkında kararda bulunmayan ayrıntılar varsayılamaz.
Yargıtay, TCK 261/1’deki cezanın üst sınırı dikkate alındığında suçun TCK 66/1-e uyarınca sekiz yıllık olağan dava zamanaşımına tabi olduğunu belirtmiştir. Süreyi kesen son sorgu işlemi ile inceleme günü arasında bu sürenin dolduğunu saptamıştır. Hüküm, CMUK 321 uyarınca bozulmuş; zamanaşımı sonucunun uygulanması için yeniden yargılama gerekmediği kabul edilerek CMUK 322/1 ve CMK 223/8 çerçevesinde kamu davasının düşmesine doğrudan karar verilmiştir. Bu sonuç, sanığın eyleminin TCK 261’e uygun olduğunun veya uygun olmadığının esastan kesin olarak çözüldüğü anlamına gelmez. Daire, cezalandırma yetkisinin süre bakımından sınırını uygulayarak davayı sona erdirmiştir. Kararın somut dayanağı, suç tarihinden yapılan soyut bir hesap değil, son kesilme işleminin tarihidir.
Kararın hukuki değerlendirmesinde, zamanaşımı denetiminin suçun esasına ilişkin tartışmalardan bağımsız önem taşıdığı görülür. TCK 261 kapsamında zorla tasarruf, kamusal sıfat ve hukuka aykırılığı bilme unsurları tartışmalı olsa dahi, yargılamanın süresinin kanuni sınırlar içinde kalması gerekir. Bunun için sorgu ve diğer kesilme sebeplerinin tarihleri ile varsa durma nedenleri dosya kronolojisi üzerinden belirlenmelidir. Karar, sekiz yılın son sorgudan itibaren her durumda hiçbir ek inceleme yapılmadan hesaplanabileceği şeklinde genelleştirilmemelidir; somut dosyada son kesilme işlemi bu tarih olarak saptanmıştır. Düşme ile beraat arasındaki fark da korunmalıdır. Düşme, fiilin hukuka uygunluğuna ilişkin olumlu bir tespit değildir. Uygulamada kararın değeri, temyiz aşamasında gerçekleşen zamanaşımının yeniden delil tartışması yapılmadan ve dosya yerel mahkemeye esas incelemesi için gönderilmeden doğrudan uygulanabilmesine örnek oluşturmasıdır.
Künye: Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 01.11.2021, E. 2017/6614, K. 2021/5162.
Malına El Konulan Kişi Ne Yapmalıdır?
Ayboğa Avukatlık Bürosu TCK 261 Dosya Kontrol Listesi
Uygulamadan Not – Av. Çağrı Ayboğa
Bu dosyalarda en çok karşılaştığım tablo, malikin aylar sonra geldiğinde elinde yalnızca birkaç telefon fotoğrafı bulunmasıdır. Oysa iş makinesi gittikten sonra arazinin eski hali geri getirilemez. İlk görüşmede müvekkilime önce delil tespiti talebini anlatır, ardından idareye tek sayfalık bir yazı yazarak hangi karara dayanıldığını sorarım. İdarenin “kararımız yok” ya da hiç cevap vermemesi, dosyanın en güçlü belgesi olur. Görevliler tarafında ise ilk baktığım şey imzalanan tutanakta kişinin görev alanının ne olduğudur.
Kamu Görevlisi Savunmasını Nasıl Kurar, Sık Yapılan Hatalar Nelerdir?
Ankara’da TCK 261 Dosyaları ve Avukat Desteği
Ankara’nın özelliği, merkezi idarenin ve çok sayıda büyük yatırımcı kurumun burada bulunmasıdır. Aynı olay nedeniyle ceza soruşturması, idari yargıda açılan dava, Sayıştay incelemesi ve disiplin soruşturması çoğu zaman aynı dönemde yürür. Bu süreçlerde verilen beyanların birbiriyle tutarlı olması gerekir. Mahkeme kalemlerinin iletişim bilgileri Ankara asliye ceza mahkemeleri sayfamızda yer alır.
Bedel ve tazminat davaları ise taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde görülür; Ankara’da birden çok ilçede taşınmazı bulunan maliklerin dosyaları bu nedenle farklı adliyelere dağılabilir. Çankaya’daki ofisinden Ankara adliyelerindeki kamu görevlisi ve taşınmaz davalarını takip eden büroya Ankara ceza avukatı sayfasından ulaşabilirsiniz.
Kişilerin Malları Üzerinde Usulsüz Tasarruf Suçu Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
Kişilerin malları üzerinde usulsüz tasarruf suçunun cezası ne kadardır?
TCK 261 suçunun faili kim olabilir?
Kamulaştırma bedeli ödenmişse suç oluşur mu?
Malik rıza göstermişse suç oluşur mu?
TCK 261 suçu şikâyete tabi mi, uzlaşma kapsamında mı?
Kamu görevlisi hakkında soruşturma izni gerekir mi?
TCK 261 davasına hangi mahkeme bakar?
Bu suçta dava zamanaşımı kaç yıldır?
Taşınmazıma kamulaştırma yapılmadan el atıldı, ne yapabilirim?
Kamulaştırmasız el atma davası hangi yargı yolunda görülür?
Ceza davası açılması zararımı karşılar mı?
Hangi el koymalar suç oluşturmaz?
İlgili Rehberler
TCK 259 Kamu Görevlisinin Ticareti Suçu
Kamu görevlisinin görevinin sağladığı etkiyle mal satması ya da sattırmasının cezası.
TCK 260 Kamu Görevinin Terki veya Yapılmaması
Görevi bırakma, yapmama ve geciktirme fiillerinin şartları ve cezası.
Hakkı Olmayan Yere Tecavüz Suçu
Başkasının taşınmazının işgali halinde uygulanan hükümler ve ceza.
Savcılık Soruşturması Ne Kadar Sürer?
Soruşturma evresinin süresi, mağdurun ve şüphelinin hakları.
Kaynakça

Av. Çağrı Ayboğa Kimdir?
Av. Çağrı Ayboğa – Ayboğa Avukatlık Bürosu – Ankara Barosu Sicil No: 34507 – Çankaya / Ankara
Av. Çağrı Ayboğa, Ankara Barosu’na kayıtlı bir avukattır ve ceza hukuku ile kamulaştırma ve taşınmaz hukukundan doğan davalar alanlarında çalışmaktadır. Asliye ceza mahkemelerinde görülen kamu görevlisi davaları ile taşınmaz bedeli ve tazminat dosyalarında vekillik yürütmektedir.
Bu rehber 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu esas alınarak hazırlanmış, hukuki doğruluğu 14 Ekim 2026 tarihinde Av. Çağrı Ayboğa tarafından denetlenmiştir. Bilgilendirme amaçlıdır; her dosya kendi belgeleriyle değerlendirilmelidir.
Taşınmazınıza ya da taşınır malınıza kamulaştırma veya el koyma kararı olmaksızın el atıldıysa, ya da bu iddiayla hakkınızda soruşturma başlatıldıysa belgelerinizi iletin; kanuni dayanağı, zor kullanma unsurunu ve tazminat yolunu birlikte değerlendirelim.
Avukata Sor Ankara Ceza Avukatı
Danışmanlık ücretlidir. Görüşme ücretleri 2025-2026 TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca uygulanır.

