İçeriğe geç

Kişilerin Malları Üzerinde Usulsüz Tasarruf Suçu ve Cezası – TCK 261

Kişilerin Malları Üzerinde Usulsüz Tasarruf Suçu ve Cezası 2026 (TCK 261) 2026

Ceza Hukuku – Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar – Son Güncelleme: 14 Ekim 2026

Kişilerin malları üzerinde usulsüz tasarruf suçu, bir kamu görevlisinin ilgili kanunlardaki koşullara aykırı olduğunu bilerek kişilerin taşınır veya taşınmaz malı üzerinde zorla tasarrufta bulunmasıdır. TCK 261 uyarınca bedeli ödense bile suç oluşur ve ceza altı aydan iki yıla kadar hapistir. Bu rehberi Ayboğa Avukatlık Bürosu güncel madde metnine göre hazırlamıştır.

 

Hukuki DenetimAv. Çağrı Ayboğa – Ankara Barosu Sicil No: 34507 – Denetlenme Tarihi: 14 Ekim 2026

TCK Madde 261 – Kişilerin malları üzerinde usulsüz tasarruf(1) İlgili kanunlarda belirlenen koşullara aykırı olduğunu bilerek, kişilerin taşınır veya taşınmaz malları üzerinde, karşılığını ödemek suretiyle de olsa, zorla tasarrufta bulunan kamu görevlisi, fiil daha ağır cezayı gerektiren bir suç oluşturmadığı takdirde, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Madde hakkında kısa not: Madde, kamu idaresinin güvenilirliğine ve işleyişine karşı suçlar arasında yer alır. Hükmün son cümlesi maddeyi tali ve tamamlayıcı hale getirir: Aynı fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturuyorsa o suçtan ceza verilir. Madde gerekçesinde, kamulaştırma kurallarına uyulmadan kişilerin mallarına el konulması da bu hükmün kapsamında gösterilmiştir.

Bir köy yolunun genişletilmesi çalışmasını düşünün. İş makinesi, tapuda özel kişi adına kayıtlı tarlanın kenarından yaklaşık yirmi metre genişliğinde bir şerit açar, tel örgüyü söker ve iki meyve ağacını keser. Malik işi durdurmak isteyince kendisine “proje böyle, bedelini sonra ödeyeceğiz” denir. Kamulaştırma kararı yoktur, uzlaşma görüşmesi yapılmamıştır, tapuda hiçbir kayıt bulunmamaktadır. Malik iki soru sorar: Bu fiil suç mudur, zararımı kimden ve nasıl isteyebilirim? Çalışmayı yürüten görevli de aynı dosyada şüpheli olarak ifade verir. Bu rehber her iki tarafın sorularını sırayla ve sade bir dille cevaplar.

Kişilerin Malları Üzerinde Usulsüz Tasarruf Suçu (TCK 261) Nedir?

Doğrudan CevapKişilerin malları üzerinde usulsüz tasarruf suçu, kamu görevlisinin kanuni dayanak olmadığını bilerek bir kişinin taşınır ya da taşınmaz malı üzerinde zorla tasarrufta bulunmasıdır. TCK 261 bu fiili, bedeli ödenmiş olsa bile cezalandırır. Fiil daha ağır bir suç oluşturuyorsa o suçun hükümleri uygulanır.

Suç, Türk Ceza Kanunu’nun kamu idaresinin güvenilirliğine ve işleyişine karşı suçlar bölümünde düzenlenmiştir. Bu yerleşim tesadüf değildir. Kanun burada iki değeri birlikte korur: Vatandaşın mülkiyet hakkı ile kamu idaresine duyulan güven. İdare, elinde kamu gücü bulunduğu için özel kişilerden farklı bir konumdadır; bu gücün kanunda çizilen sınırın dışına taşması yalnızca bir idari usulsüzlük değil, suç olarak görülmüştür.

Mülkiyet hakkı Anayasa ile korunmuştur ve ancak kanunla, kamu yararı amacıyla ve karşılığı ödenerek sınırlandırılabilir. Kamulaştırma, istimval, el koyma ve geçici işgal gibi kurumların her biri ayrı kanunlarda, ayrı usullerle düzenlenmiştir. TCK 261 bu usullerin hiçbirine uymadan, doğrudan fiili güçle sonuç alınmasını yasaklar.

Suç bir tehlike suçudur. Malikin somut bir zarara uğraması, idarenin kazanç elde etmesi ya da taşınmazın değerinin düşmesi şart değildir. Tasarrufun kanuna aykırı biçimde ve zorla gerçekleşmesi yeterlidir. Ayboğa Avukatlık Bürosu, bu tür dosyalarda önce idarenin elinde kamulaştırma kararı, acele kamulaştırma kararı ya da el koyma kararı bulunup bulunmadığını kontrol eder; suçun oluşup oluşmadığı çoğu zaman bu tek belgeyle belirlenir.

Madde, kamu görevinin usulsüz biçimde kullanılmasına ilişkin diğer hükümlerle aynı bölümdedir. Görevi olmadığı halde kamu görevi yürütülmesi ise ayrı bir suçtur ve TCK 262 kamu görevinin usulsüz üstlenilmesi yazımızda anlatılmıştır.

Suçun Faili Kim Olabilir, Mağduru Kimdir?

Doğrudan CevapFail yalnızca kamu görevlisi olabilir; bu nedenle TCK 261 özgü bir suçtur. Kamu görevlisi kavramı kanunda geniş tanımlanmıştır ve kamusal faaliyetin yürütülmesine katılan herkesi kapsar. Mağdur ise malı üzerinde zorla tasarrufta bulunulan gerçek ya da özel hukuk tüzel kişisidir. Kamu görevlisi sıfatı taşımayan kişiler bu suçta ancak azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulabilir.
Kamu görevlisi sıfatıKanun, kamusal faaliyetin yürütülmesine atama ya da seçilme yoluyla veya başka biçimde sürekli, süreli ya da geçici olarak katılan kişiyi kamu görevlisi sayar. Memur, sözleşmeli personel, belediye başkanı, muhtar, geçici işçi ve bilirkişi bu kapsama girebilir.
Karar veren ile uygulayanTalimatı veren görevli ile iş makinesini kullanan ya da sökümü yapan görevli birlikte sorumlu tutulabilir. Her birinin görev alanı, yetkisi ve fiilden haberdar olup olmadığı ayrı ayrı belirlenir.
Özel kişinin durumuİdarenin işi yüklendiği şirket çalışanı kamu görevlisi değildir. Böyle bir kişi, fiili işleyen kamu görevlisinin yanında azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulabilir; ortada kamu görevlisinin kasten gerçekleştirdiği bir fiil yoksa bu suçtan ceza verilemez.
MağdurMalikin yanında, malı üzerinde sınırlı ayni hak ya da kira gibi kişisel hakka dayanarak zilyet olan kişi de suçtan zarar gören sayılabilir. Kamu malına yönelik fiiller bu maddenin değil, başka hükümlerin konusudur.
Kapsam dışı mallarMadde kişilerin mallarını korur. Hazine taşınmazı, kamu kurumunun aracı ya da kamu hizmetine özgülenmiş eşya üzerindeki usulsüz işlemler görevi kötüye kullanma ya da zimmet hükümleri çerçevesinde değerlendirilir.

Ceza sorumluluğu şahsidir. Çok sanıklı dosyalarda yalnızca bir evrakta imza bulunması mahkûmiyet için yeterli değildir; kimin hangi tarihte, hangi yetkiyle ve hangi fiili yaptığı delillerle gösterilmelidir.

Suçun Maddi ve Manevi Unsurları Nelerdir?

Doğrudan CevapSuçun üç maddi unsuru vardır: Tasarrufun kişinin taşınır ya da taşınmaz malı üzerinde olması, ilgili kanunlarda belirlenen koşullara aykırı bulunması ve zorla gerçekleştirilmesi. Manevi unsur kasttır; fail koşullara aykırı davrandığını bilmelidir. Bedelin ödenmesi suçu ortadan kaldırmaz, taksirle işlenmesi ise cezalandırılmamıştır. Zarar doğması da aranmaz.
Malın niteliğiMadde taşınır ve taşınmaz malları birlikte korur. Tarla, bahçe, bina, araç, hayvan, makine ya da ticari emtia bu kapsamda değerlendirilebilir.
Zorla tasarrufTasarruf, malın mülkiyetinden doğan yetkilerin ortadan kaldırılması ya da sınırlandırılmasıdır. Yol geçirmek, duvar yıkmak, taşınmaza girip kullanmak, aracı alıkoymak bu niteliktedir. “Zorla” ifadesi, malikin iradesine rağmen hareket edilmesini anlatır.
Rıza varsa suç oluşmazMalike bilgi verilip rızası alınmışsa ve tasarruf için zor kullanılmamışsa, kamulaştırma bedeli henüz ödenmemiş olsa dahi zorla tasarruf unsuru gerçekleşmez. Bu durumda malikin alacağı özel hukuk davasının konusudur.
Kanuna aykırılık ön şarttırMadde, tasarrufun “ilgili kanunlarda belirlenen koşullara aykırı” olmasını arar. Kanuni dayanağı bulunan ve usulüne uygun yürütülen bir el koyma, kamulaştırma ya da geçici işgal suç oluşturmaz.
Karşılığın ödenmesiKanun, bedelin ödenmiş olmasının suçu engellemediğini açıkça belirtir. Ödeme, cezanın belirlenmesinde ve mağdurun zararının giderilmesi değerlendirmesinde lehe sonuç doğurabilir.
KastFail, yaptığı tasarrufun kanundaki koşullara aykırı olduğunu bilmelidir. Mevzuatın yanlış yorumlanması, projenin hatalı çizilmiş olması ya da parsel sınırının yanlış ölçülmesi gibi hallerde kast tartışmalı hale gelir; taksirle işlenmesi cezalandırılmamıştır.
Taşınmazın işgaliKamu görevlisi, görevinden bağımsız biçimde ve kendi hesabına başkasının taşınmazını işgal ederse fiil hakkı olmayan yere tecavüz suçu kapsamında değerlendirilir.

Ayboğa Avukatlık Bürosu, bu dosyalarda ilk olarak tapu kaydı, kadastro paftası, proje ve keşif tutanağını karşılaştırarak tasarrufun hangi parselde ve hangi genişlikte gerçekleştiğini belirler; zorla hareket edildiğinin ya da rıza alındığının belgelenmesi davanın sonucunu doğrudan etkiler.

Hangi El Koymalar Suç Oluşturmaz?

Doğrudan CevapKanuni dayanağı bulunan ve usulüne uygun yürütülen el koyma, kamulaştırma, geçici işgal ve tedbir işlemleri suç oluşturmaz. Ceza muhakemesindeki eşyaya elkoyma, kamulaştırma ve acele kamulaştırma, afet hali, olağanüstü hal uygulamaları, trafik tedbirleri ve belediyelerin işgal kaldırma yetkileri bu gruptadır. Belirleyici ölçüt, kullanılan yetkinin kanunda gösterilmiş ve kararla belgelenmiş olmasıdır.
Ceza muhakemesinde elkoymaCeza Muhakemesi Kanunu, ispat aracı olarak yararlı görülen ya da müsadereye konu olabilecek eşyanın muhafaza altına alınmasına izin verir. Karar kural olarak hâkim tarafından verilir; gecikmesinde sakınca bulunan hallerde savcının ya da kolluğun işlemi hâkim onayına sunulur. Devamı için müsadere şartları ve itiraz yazımıza bakabilirsiniz.
Kamulaştırma2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu; kamu yararı kararı, kıymet takdiri, uzlaşma görüşmesi ve bedel davası aşamalarını sırayla düzenler. Bu aşamalar tamamlanmadan taşınmaza girilmesi suç tartışmasını başlatır. Usul için kamulaştırma davası yazımız ayrıntılıdır.
Acele kamulaştırmaAynı Kanun, kanunda sayılan hallerde Cumhurbaşkanı kararıyla taşınmaza önce el konulup bedelin sonra belirlenmesine imkân tanır. Bu yetki istisnai niteliktedir ve kararın varlığı dosyaya belgelenmelidir.
Afet ve olağanüstü hal7269 sayılı Kanun afet bölgelerinde, 2935 sayılı Kanun olağanüstü hal süresince idareye geçici el koyma ve kullanma yetkileri verir. Bu yetkiler süreli ve amaca bağlıdır; amaç dışına çıkıldığında kanuni dayanak ortadan kalkar.
Trafik tedbirleri2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu kapsamındaki trafikten men, araç çekme ve muhafaza altına alma işlemleri kanuni dayanaklıdır. Tutanak düzenlenmemesi ya da aracın kanunda öngörülen süreden sonra iade edilmemesi ayrı bir sorumluluk doğurur.
Belediye işlemleriBelediyeler kamuya ait yol, kaldırım ve meydanlardaki işgalleri kaldırma yetkisine sahiptir. Yetki kamu alanıyla sınırlıdır; özel mülkiyete taşan uygulamalarda dayanak aranır. İmar planından doğan kısıtlamalara karşı imar planının iptali davası açılabilir.

Bu tabloda belirleyici ölçüt tek cümleyle özetlenebilir: Elde kanundan gelen bir yetki ve bu yetkinin kullanıldığını gösteren bir karar varsa fiil suç değildir. Yetki belgelenemiyorsa ya da kullanılan yetki fiilen yapılanı karşılamıyorsa TCK 261 gündeme gelir.

Kamulaştırmasız El Atma ile İlişkisi ve Mağdurun Tazminat Yolları

Doğrudan CevapKamulaştırmasız el atma, idarenin kamulaştırma yapmadan taşınmaza fiilen girmesidir. Aynı olay hem bu özel hukuk uyuşmazlığını hem TCK 261 suçunu doğurabilir. Ceza davası faili cezalandırır, bedel ve tazminat davası ise malikin zararını karşılar; iki süreç birbirinden bağımsız yürür ve ayrı sürelere tabidir. Birinin açılması diğerinin yerine geçmez.
Fiili el atmaİdarenin taşınmaza fiilen girmesi, yol, kanal ya da tesis yapmasıdır. Malik, taşınmazın bedelinin ödenmesini isteyebilir ya da şartları varsa el atmanın önlenmesi davası açabilir.
Hukuki el atmaİmar planında yol, park ya da okul alanı olarak ayrılan taşınmazda uzun süre kamulaştırma yapılmamasıdır. 2942 sayılı Kanun’un ek maddesi, uygulama imar planının yürürlüğe girmesinden itibaren beş yıl geçmesine rağmen işlem yapılmaması halinde mülkiyet hakkına dayanılarak açılacak davanın adli yargıda görüleceğini düzenlemiştir.
Bedel davasıFiili el atmada taşınmaz bedelinin tahsili davası asliye hukuk mahkemesinde görülür ve mahkeme kararıyla taşınmaz idare adına tescil edilir. Bedel, keşif ve bilirkişi incelemesiyle dava tarihindeki değere göre belirlenir. Süreç kamulaştırma bedelinin belirlenmesi ve tapu tescili davası yazımızda anlatılmıştır.
Taşınırda tazminatAraç, hayvan ya da makine gibi taşınır mallarda zarar genel haksız fiil kurallarına göre istenir. Yol, maddi ve manevi tazminat davası ya da idari yargıda tam yargı davasıdır.
İdari yargı yoluEl atma bir idari işleme dayandırılmışsa işlemin iptali ayrıca istenebilir. İdari eylemden doğan zararlar için tam yargı davası, hukuka aykırı işlemler için idari işlemin iptali davası gündeme gelir.
Devletin ödemesi ve rücuMadde gerekçesinde, malın aynen iadesi mümkün değilse mağdurun zararının Devlet tarafından karşılanacağı, Devletin faile rücu hakkının ise genel kurallara göre saklı olduğu belirtilmiştir.

Ayboğa Avukatlık Bürosu, el atma dosyalarında ceza şikâyeti ile bedel davasını ayrı ayrı planlar; ceza soruşturmasında toplanan keşif tutanağı ve bilirkişi raporu, sonraki bedel davasında güçlü delil olarak kullanılabilir.

TCK 261, Zimmet, Görevi Kötüye Kullanma ve El Atma Arasındaki Fark Nedir?

Doğrudan CevapTCK 261 özel kişinin malını, zimmet kamu malını korur. Görevi kötüye kullanma, başka suç oluşturmayan görev ihlallerine uygulanan genel hükümdür. Kamulaştırmasız el atma ise suç değil, tazminat doğuran bir özel hukuk uyuşmazlığıdır. Mala zarar verme ise verilen zararın kendisini cezalandırır.
TCK 261 kişilerin malları üzerinde usulsüz tasarruf, TCK 247 zimmet, TCK 257 görevi kötüye kullanma ve kamulaştırmasız el atmanın karşılaştırması
Ölçüt TCK 261 Usulsüz Tasarruf TCK 247 Zimmet TCK 257 Görevi Kötüye Kullanma Kamulaştırmasız El Atma
Fiilin özü Kişinin malı üzerinde kanuna aykırı biçimde zorla tasarruf Görevi nedeniyle zilyetliği devredilen kamu malının mal edinilmesi Görevin gereklerine aykırı davranış ya da görevin ihmali İdarenin kamulaştırma yapmadan taşınmaza fiilen girmesi
Malın sahibi Özel kişi Kamu idaresi Belirleyici değil Özel kişi
Kim sorumlu tutulur Kamu görevlisi Kamu görevlisi Kamu görevlisi İdarenin tüzel kişiliği
Yaptırım 6 aydan 2 yıla kadar hapis 5 yıldan 12 yıla kadar hapis 6 aydan 2 yıla kadar hapis Bedel ya da tazminat ödemesi
Hangi yargı yolu Asliye ceza mahkemesi Ağır ceza mahkemesi Asliye ceza mahkemesi Asliye hukuk mahkemesi
Zarar şartı Aranmaz, tehlike suçudur Kamu zararı doğar Mağduriyet, kamu zararı ya da haksız kazanç şarttır Zarar ve bedel hesaplanır

Uygulamada en sık karşılaşılan tartışma, aynı fiilin hangi maddeye gireceğidir. Görevi kötüye kullanma genel ve tamamlayıcı bir hükümdür; bu nedenle somut olayın TCK 261 ya da hakkı olmayan yere tecavüz kapsamında kalıp kalmadığı tartışılmadan doğrudan bu maddeden hüküm kurulması bozma nedeni sayılmaktadır. Görevin hiç yapılmaması ya da geciktirilmesi ise görevi ihmal suçu yazımızın konusudur.

Tasarruf sırasında mala zarar verilmişse ikinci bir değerlendirme gerekir. Duvarın yıkılması, ekinin tahrip edilmesi ya da dikili ağaçların kesilmesi halinde mala zarar verme suçu hükümleri ayrıca incelenir. Kamu parasının ya da kamu malının mal edinilmesi ise zimmet suçu kapsamındadır.

Teşebbüs, İştirak ve İçtima Nasıl Uygulanır?

Doğrudan CevapSuç, zorla tasarruf hareketinin gerçekleşmesiyle tamamlanır. Hareket bölünebiliyorsa teşebbüs mümkündür. Birden fazla görevli birlikte hareket etmişse iştirak kuralları uygulanır. Fiil daha ağır cezayı gerektiren bir suç oluşturuyorsa TCK 261’den ayrıca ceza verilmez; madde tali ve tamamlayıcı niteliktedir. Farklı zamanlarda tekrarlanan fiillerde ise zincirleme suç tartışılır.
TeşebbüsTasarrufa başlanıp malikin direnci ya da mahkeme kararı nedeniyle tamamlanamaması halinde suça teşebbüs hükümleri uygulanabilir ve ceza indirilir.
İştirakTalimat veren ve uygulayan görevliler birlikte fail olabilir. Kamu görevlisi sıfatı taşımayan kişiler azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulur; yardım edenin cezası kural olarak indirilir.
Tali nitelikMadde, “fiil daha ağır cezayı gerektiren bir suç oluşturmadığı takdirde” uygulanır. Bu nedenle hâkimin önce daha ağır suçların şartlarını değerlendirmesi gerekir.
Zincirleme suçAynı suç işleme kararıyla değişik zamanlarda birden çok malikin malı üzerinde tasarrufta bulunulmuşsa zincirleme suç hükümleri tartışılır. Mağdurların farklı olması bu değerlendirmeyi etkiler.
İçtimaAynı olayda mala zarar verme ya da belgede sahtecilik gibi başka suçlar da işlenmişse hangi suçtan ayrı ceza verileceği ceza hukukunda içtima kurallarına göre belirlenir.
Vasfın değişmesiMahkeme iddianamedeki nitelendirmeyle bağlı değildir. Fiili başka bir maddeye göre değerlendirecekse sanığa ek savunma hakkı vermek zorundadır.

TCK 261 Suçunun Cezası Ne Kadardır?

Doğrudan CevapSuçun cezası altı aydan iki yıla kadar hapistir. Kanun bu suç için adli para cezası öngörmemiştir; ancak sonuç ceza bir yıl veya altında kalırsa hapis cezası seçenek yaptırıma çevrilebilir. Mahkûmiyet, hapisten bağımsız olarak hak yoksunlukları ve disiplin sonuçları da doğurur.
Temel cezaAltı aydan iki yıla kadar hapis. Hâkim, tasarrufun kapsamını, malikin uğradığı sıkıntıyı, failin görevini ve zararın giderilip giderilmediğini dikkate alarak cezayı bu aralıkta belirler.
Takdiri indirimSanığın geçmişi ve yargılamadaki tutumu dikkate alınarak cezada altıda bire kadar indirim yapılabilir.
Seçenek yaptırımBir yıl veya daha az süreli hapis cezası, şartları varsa adli para cezasına ya da kanunda sayılan diğer seçenek yaptırımlara çevrilebilir.
Hak yoksunluklarıKasıtlı suçtan hapis cezasına mahkûmiyetin sonucu olarak TCK 53 kapsamındaki hak yoksunlukları uygulanır. Kamu görevi üstlenme hakkı bunların başında gelir.
Memuriyete etkisiMahkûmiyet, memuriyet şartlarını düzenleyen hükümler çerçevesinde görevin sona ermesi sonucunu doğurabilir. Ceza davasından bağımsız olarak disiplin soruşturması da yürütülür.
Mali sorumlulukİdare, ödediği tazminatı kusurlu görevliye rücu edebilir. Kamu zararı doğmuşsa Sayıştay denetimi ve mali sorumluluk süreci ayrıca işler.

Soruşturma İzni, Şikâyet, Uzlaşma ve Görevli Mahkeme

Doğrudan CevapSuç şikâyete bağlı değildir; savcılık ihbar ya da denetim raporu üzerine kendiliğinden soruşturur. Uzlaştırma ve ön ödeme kapsamında değildir. Fiil görev sebebiyle işlendiği için kural olarak 4483 sayılı Kanun uyarınca soruşturma izni aranır. Cezanın üst sınırı iki yıl olduğundan davaya asliye ceza mahkemesi bakar, karara karşı istinaf yolu açıktır.
ŞikâyetSuç resen soruşturulur, şikâyet süresi yoktur ve vazgeçme davayı düşürmez. Hangi suçların şikâyete bağlı olduğu şikâyete tabi suçlar yazımızda listelenmiştir.
Uzlaşma ve ön ödemeSuç, uzlaştırma kapsamındaki suçlar arasında sayılmamıştır. Ön ödeme ise yalnızca adli para cezasını ya da üst sınırı çok kısa hapis cezasını gerektiren suçlarda uygulandığından burada gündeme gelmez.
Soruşturma izniMemurların ve diğer kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri suçlarda kural olarak 4483 sayılı Kanun uyarınca izin alınması gerekir. İzin mercii failin konumuna göre değişir. Zimmet, irtikâp, rüşvet ve ihaleye fesat karıştırma gibi 3628 sayılı Kanunda sayılan suçlar bu usulün dışındadır; TCK 261 bu sayımda yer almaz.
Görevli mahkemeCezanın üst sınırı iki yıl olduğundan dava asliye ceza mahkemesinde görülür. Mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gereken dosyalarda yargılamanın sürdürülmesi bozma nedenidir.
Yetkili mahkemeKural, suçun işlendiği yer mahkemesidir. Taşınmazın bulunduğu yer ile idarenin merkezi farklıysa tasarrufun gerçekleştiği yer esas alınır.
Basit yargılama ve ertelemeÜst sınırı iki yıl veya daha az hapis cezasını gerektiren suçlarda mahkeme basit yargılama usulünü uygulayabilir. Soruşturma aşamasında ise şartları varsa kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilebilir.
DelillerTapu kaydı, kadastro paftası, imar planı, keşif tutanağı, fotoğraf ve uydu görüntüleri, idarenin yazışmaları ile tanık beyanları temel delillerdir.

Soruşturmanın sonunda savcı yeterli şüphe görürse iddianame düzenler. Ayboğa Avukatlık Bürosu, bu dosyalarda soruşturma izni talebinin tarihini ve izin kararının tebliğ edildiği günü ayrıca takip eder; izin verilmemesi kararına karşı itiraz süresi kısadır ve kaçırıldığında dosya kapanabilir.

Dava Zamanaşımı ve Hak Düşürücü Süreler Nelerdir?

Doğrudan CevapCezanın üst sınırı beş yılı aşmadığı için dava zamanaşımı sekiz yıldır. Süre, zorla tasarruf fiilinin işlendiği gün başlar. Sorgu ve iddianame gibi işlemler süreyi keser; kesilme halinde süre en çok yarı oranında uzar, yani toplam on iki yılı geçmez. Tazminat davalarının süreleri bundan ayrıdır.
Dava zamanaşımıSekiz yıl. Kesilme halinde en çok on iki yıl. Genel kurallar ceza davası zamanaşımı yazımızdadır.
Sürenin başlangıcıSüre, tasarrufun gerçekleştiği gün işlemeye başlar. Tasarruf sürekli nitelik taşıyorsa başlangıç anı dosyadaki belgelere göre belirlenir.
Ceza zamanaşımıKesinleşen cezanın infaz edilmemesi halinde uygulanan süre dava zamanaşımından ayrıdır ve daha uzundur.
Tazminat yolunda süreFiili el atmada taşınmaz bedelinin istenmesi kural olarak süreye bağlı değildir; buna karşılık haksız fiilden doğan tazminat talepleri ve idari yargıdaki dava süreleri kısa ve kesindir.
Dava açma süresi kaçırılırsaCeza davasının düşmesi, malikin özel hukuktan doğan bedel ve tazminat haklarını kendiliğinden ortadan kaldırmaz. İki süreci ayrı takvimlerle izlemek gerekir.

HAGB, Erteleme ve Etkin Pişmanlık Uygulanır mı?

Doğrudan CevapCezanın üst sınırı iki yıl olduğundan hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve erteleme bu suçta uygulanabilir. Kanunda bu suça özgü bir etkin pişmanlık indirimi yoktur; zararın giderilmesi takdiri indirimde ve HAGB şartlarında lehe değerlendirilir. HAGB, 2026 yılında yapılan yeni düzenlemeyle birlikte yürürlüktedir.
HAGBHükmün açıklanmasının geri bırakılması, 31 Temmuz 2026’da yayımlanan 7589 sayılı Kanunla yeniden düzenlenmiştir ve yürürlüktedir. Sonuç cezanın iki yılı aşmaması, kasıtlı suçtan sabıka bulunmaması ve varsa zararın giderilmesi aranır.
Zararın giderilmesiMalikin zararının aynen iade, eski hale getirme ya da bedelinin ödenmesi yoluyla karşılanması HAGB bakımından önemlidir. Bu nedenle savunma tarafı çoğunlukla idarenin ödeme sürecini hızlandırmaya çalışır.
Ertelemeİki yıl veya daha az hapis cezası şartları varsa ertelenebilir. Ertelemede mahkûmiyet adli sicile işlenir, HAGB’de ise hüküm açıklanmaz.
Etkin pişmanlıkMadde için özel bir etkin pişmanlık hükmü düzenlenmemiştir. Tasarrufun sona erdirilmesi ve malikin zararının karşılanması yine de cezanın belirlenmesinde dikkate alınır.

TCK 261 Yargıtay Kararları ve Yerleşik Uygulama

Doğrudan CevapYargıtay’ın yerleşik uygulamasında bu suç, kanuni dayanağın bulunup bulunmadığı ve zorla hareket edilip edilmediği ölçütleri üzerinden değerlendirilir. Kararlarda suç vasfının doğru belirlenmesine, keşif ve bilirkişi incelemesinin eksiksiz yapılmasına, görevli mahkemenin doğru saptanmasına ve fail sıfatının ayrıca tartışılmasına özel önem verilir. Eksik inceleme bozma nedenidir.

Aşağıdaki on iki karar, bu suçun uygulamadaki sınırlarını gösteren emsal içtihatlardır. Her biri olayın özeti, dairenin değerlendirmesi ve hukuki sonucuyla birlikte künyesi verilerek aynen aktarılmıştır.

Bu ölçütler, bilirkişi incelemesinin dosyadaki en kritik delil olduğunu gösterir. Rapordaki parsel, alan ve tarih tespitlerinin yanlış olduğu düşünülüyorsa süresi içinde bilirkişi raporuna itiraz edilmelidir.

1. USULSÜZ EL KONULDUKTAN SONRA ÖLEN KOYUNA İLİŞKİN DAVADA KORUMA BEKÇİSİNİN ATANMA BELGESİ VE BAĞLANTILI DOSYA ARAŞTIRILMALIDIR

Karaadilli Çiftçi Malları Koruma Başkanlığında koruma bekçisi olarak çalıştığını belirten sanığın, mağdura ait bir koyuna usulsüz şekilde el koyduğu ileri sürülmüştür. Hayvanın sahipsiz olmadığı, yasak alanda otlatılması nedeniyle zarar verdiğine ilişkin tutanak bulunmadığı ve el konulduktan üç gün sonra kurumun elindeyken öldüğü kabul edilmiştir. TCK 261 uyarınca açılan kamu davasında Şuhut Asliye Ceza Mahkemesi, eylemi icrai davranışla görevi kötüye kullanma olarak nitelendirerek sanığa üç bin lira adli para cezası vermiştir. Sanık, delillerin eksik toplandığını ve suçu işlemediğini ileri sürerek hükmü temyiz etmiştir. Aynı sanık hakkında benzer bir başka koyuna el koyma fiilinden açılan dava da Yargıtay’ın incelemesinde bağlantılı dosya olarak ele alınmıştır.

Yargıtay, sanığın koruma bekçisi olduğunu söylemesine rağmen görev belgesinin dosyada bulunmadığını saptamıştır. Öncelikle 4081 sayılı Kanun’un 7. maddesinde belirtilen usule göre mülki idare amirinin onayıyla atanıp atanmadığının kesin biçimde belirlenmesini istemiştir. Ayrıca diğer dosya incelenerek eylemler arasında hukuki kesinti bulunup bulunmadığının ve zincirleme suç hükümlerinin uygulanma şartlarının tartışılması gerektiğini belirtmiştir. Zincirleme suç koşulları oluşursa TCK 257 üzerinden belirlenecek cezada artırım ve varsa kesinleşen dosyalarda verilen cezanın mahsubu değerlendirilmelidir. Hak ve yetkilerin kötüye kullanılması kabulüne rağmen TCK 53/5 uyarınca hak yoksunluğuna hükmedilmemesi de hukuka aykırı bulunmuştur. Hüküm bu nedenlerle bozulmuştur. Daire, bu incelemede eylemin kesin olarak TCK 261 suçunu oluşturduğuna ilişkin nihai bir karar vermemiştir.

Kararın hukuki değerlendirmesinde, hayvan üzerindeki zilyetliğe müdahale ile bu müdahaleyi gerçekleştiren kişinin kamusal sıfatının ayrı ayrı ispatlanması gereği öne çıkar. Koruma bekçisi olarak tanınmak veya görev yaptığını söylemek, özgü suçlar bakımından atama ve yetkilendirme belgelerinin araştırılmasını gereksiz kılmaz. Koyunun kurumda ölmesi de tek başına hangi suçun oluştuğunu belirlemez; el koymanın hukuki dayanağı ve failin yetkisi incelenmelidir. Aynı kişinin benzer eylemleri için farklı davalar açılması, eylemlerin bağımsız mı yoksa zincirleme suç kapsamında mı ele alınacağı sorununu doğurur. Bu husus, yalnızca ceza miktarını değil mükerrer cezalandırma riskini de etkiler. Karar, TCK 261 suçlamasıyla açılan bir dosyanın otomatik olarak aynı maddeden mahkûmiyetle sonuçlanmayacağını ve fail sıfatı ile bağlantılı fiiller belirlenmeden sağlam bir suç vasfı değerlendirmesi yapılamayacağını göstermektedir.

Künye: Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 01.06.2023, E. 2021/7583, K. 2023/7022.

2. SAHİPLİ KOYUNA EL KONULARAK İHALEYLE SATILMASINDA TCK 261 SUÇLAMASI İLE GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA NİTELENDİRMESİ AYRI İNCELENMELİDİR

Karaadilli Çiftçi Malları Koruma Başkanlığında koruma bekçisi olarak görev yaptığını bildiren sanığın mağdura ait koyunu zapt ettiği ve hayvanın daha sonra ihale yoluyla satıldığı ileri sürülmüştür. Yerel mahkeme, koyunun sahipsiz olmadığını ve yasak bölgede otlatılması nedeniyle zarar verdiğini gösteren tutanak bulunmadığını kabul etmiştir. TCK 261 kapsamında açılan davada eylem TCK 257/1’deki icrai davranışla görevi kötüye kullanma olarak nitelendirilmiş ve üç bin lira adli para cezasına hükmedilmiştir. Sanık eksik inceleme ve suçsuzluk iddiasıyla; Cumhuriyet savcısı ise eylemin kişilerin malları üzerinde usulsüz tasarruf suçunu oluşturduğu düşüncesiyle kararı temyiz etmiştir. Böylece dosyada hem sübut hem de suç vasfı yönünden farklı itirazlar bulunmaktadır.

Yargıtay, sanığın atama belgesinin dosyada yer almadığını belirleyerek 4081 sayılı Kanun uyarınca mülki idare amiri onayıyla atanıp atanmadığının kesin olarak araştırılmasını istemiştir. Aynı sanık hakkında diğer bir koyuna el konulmasına ilişkin bağlantılı dava da değerlendirilmelidir. Suç ve iddianame tarihleri dikkate alınarak hukuki kesinti ve zincirleme suç koşullarının tartışılması, gerekirse kesinleşen dosyalardaki cezaların mahsup edilmesi gerektiği açıklanmıştır. Görevden doğan hak ve yetkilerin kötüye kullanıldığı kabul edildiği halde TCK 53/5 uygulanmaması da bozma nedeni sayılmıştır. Daire, sanık ve Cumhuriyet savcısının temyiz başvurularını kabul ederek hükmü bozmuştur. Bununla birlikte savcının TCK 261 uygulanması talebini, kesin bir TCK 261 mahkûmiyeti şeklinde sonuçlandırmamış; sanığın hukuki durumunun eksiklikler giderilerek değerlendirilmesini istemiştir.

Kararın hukuki değerlendirmesinde, el konulan hayvanın sonradan ihale ile satılmasının ilk müdahalenin hukuka uygunluğunu kendiliğinden sağlamadığı görülür. İhalenin varlığı ile hayvana el koyma yetkisinin şartları farklı inceleme konularıdır. Hayvanın sahipsizliği veya zarar vermesi gibi ileri sürülen hukuki dayanakların somut belgelerle gösterilmesi gerekir. Kamu görevlisi sıfatı gerektiren suçlarda atama ve onay işlemlerinin belirlenmesi ise bu incelemenin ön koşullarındandır. Kararın zincirleme suç değerlendirmesi, tekrar eden benzer fiillerin dosyalar arasında parçalanmasının maddi ceza hukukunu değiştirmemesi gerektiğine işaret eder. Ayrı mağdurların ve farklı iddianamelerin bulunması tek başına zincirleme suçun uygulanacağı veya uygulanmayacağı sonucunu doğurmaz. El koyma, satış ve kamusal sıfat ilişkisi bütün olarak incelenmeli; savcının suç vasfına ilişkin temyiz gerekçesi ile Yargıtay’ın gerçekten kabul ettiği bozma nedenleri birbirine karıştırılmamalıdır.

Künye: Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 01.06.2023, E. 2021/7582, K. 2023/7021.

3. İMAR İŞLEMİ VE KAMULAŞTIRMA TAMAMLANMADAN ÖZEL TAŞINMAZA SOKAK TABELASI YERLEŞTİRİLMESİNDE TCK 261 VE TCK 154 ARAŞTIRILMALIDIR

Suç tarihinde fen işleri müdürü ile imar ve şehircilik müdürü olarak görev yapan sanığın, katılana ait taşınmaz imara uygun duruma getirilmeden ve kamulaştırma yapılmadan 2010 yılında sokak tabelası yerleştirdiği ileri sürülmüştür. Bu işlem nedeniyle malikinin zarara uğradığı kabul edilerek sulh ceza mahkemesinde görevi kötüye kullanma suçundan mahkûmiyet kurulmuştur. Dosyada diğer iki sanık hakkında verilen düşme hükümleri de temyiz edilmiştir. Yargıtay, bu sanıklar yönünden düşme hükümlerini onarken ilgili müdür hakkındaki mahkûmiyeti farklı hukuki gerekçeyle değerlendirmiştir. Böylece aynı dosyadaki sanıkların farklı fiilleri ve yargılama sonuçları ayrı ayrı incelenmiştir.

Yargıtay, TCK 257’nin genel, tali ve tamamlayıcı bir hüküm olduğunu belirtmiştir. Taşınmazın kamulaştırılmadan ve gerekli imar işlemleri tamamlanmadan sokak olarak değerlendirilmesine ilişkin iddia karşısında, eylemin TCK 154/1’deki hakkı olmayan yere tecavüz veya TCK 261’deki kişilerin malları üzerinde usulsüz tasarruf suçunu oluşturabileceğini kabul etmiştir. Bu ihtimallerin delillerini takdir ve tartışma görevinin, hüküm tarihindeki mahkeme sistemi bakımından asliye ceza mahkemesine ait olduğunu açıklamıştır. Sulh ceza mahkemesinin görevsizlik kararı vermeden yargılamayı sürdürmesi hukuka aykırı bulunmuştur. İlgili mahkûmiyet hükmü, diğer yönleri incelenmeden bozulmuştur. Daire, sokak tabelası yerleştirmenin bütün durumlarda TCK 261 suçunu kesin olarak oluşturacağını söylememiş; somut müdahalenin özel suç tipleri yönünden incelenmesini istemiştir.

Kararın hukuki değerlendirmesinde, mülkiyet hakkına müdahalenin mutlaka yıkım veya fiziksel zarar biçiminde gerçekleşmesinin gerekmediği dikkate alınmalıdır. Bir taşınmazın yol veya sokak olarak kullanılmasına ilişkin kamusal işlem, malikin tasarruf alanını etkileyebilir. Ancak tabela yerleştirmenin taşınmazın fiili ve hukuki kullanımına nasıl yansıdığı, suçun unsurları bakımından ayrıca belirlenmelidir. İmar planı, uygulama işlemleri, kamulaştırma ve malik rızası birbirinin yerine geçen kavramlar değildir. TCK 257’nin tali niteliği, özel suç ihtimallerinin önce araştırılmasını gerektirir. Görev yönünden yapılan değerlendirme de karar tarihindeki sulh ceza mahkemesi yapılanmasına ilişkindir; bugünkü sulh ceza hâkimliklerinin ceza davasına bakabileceği biçiminde yorumlanamaz. Karar, kamusal düzenleme görünümü taşıyan işlemlerin mülkiyet hakkı üzerindeki somut etkisi belirlenmeden genel görev suçuna indirgenmemesi gerektiğini göstermektedir.

Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 23.06.2021, E. 2020/2425, K. 2021/3291.

4. KAMULAŞTIRMASIZ YOL AÇMAK İÇİN DUVAR YIKILMASI VE AĞAÇ KESİLMESİNDE TCK 261 İLE NİTELİKLİ MALA ZARAR VERME İLİŞKİSİ TARTIŞILMALIDIR

Katılanlara ait taşınmazlarda kamulaştırma kararı bulunmadan veya malik rızası alınmadan yol yapımı amacıyla çalışma yürütüldüğü ileri sürülmüştür. Çalışmalar sırasında taşınmazlardaki duvarın yıkıldığı ve ağaçların kesildiği, böylece maliklerin mağdur edildiği iddia edilmiştir. Asliye ceza mahkemesi eylemi görevi kötüye kullanma suçu olarak kabul ederek sanığa üç bin lira adli para cezası vermiştir. Hüküm, Cumhuriyet savcısı ve sanık tarafından temyiz edilmiştir. Dosyada sorun yalnızca görevin gereğine aykırı davranılıp davranılmadığı değildir; malvarlığı üzerindeki fiziksel müdahalenin, özel olarak düzenlenmiş suç tiplerinden hangisine uyduğunun belirlenmesidir.

Yargıtay, görevi kötüye kullanma suçunun kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında uygulanabilen genel ve tamamlayıcı nitelikte bulunduğunu açıklamıştır. Kamulaştırma veya rıza olmaksızın duvar yıkılarak ve ağaçlar kesilerek yol açılması karşısında TCK 261’in değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Ayrıca bu maddenin daha ağır cezayı gerektiren suçlara öncelik tanıyan düzenlemesi dikkate alınarak, dikili ağaçlara zarar verilmesinin TCK 152/1-c kapsamındaki nitelikli mala zarar verme suçunu oluşturup oluşturmadığının tartışılmasını istemiştir. Bu inceleme yapılmadan görevi kötüye kullanma suçundan hüküm kurulması hukuka aykırı bulunmuş ve karar bozulmuştur. Daire, olayda mutlaka iki ayrı suçtan ceza verileceği sonucuna ulaşmamış; doğru suç vasfının ve normlar arasındaki ilişkinin belirlenmesini gerekli görmüştür.

Kararın hukuki değerlendirmesinde, TCK 261’in tali hüküm niteliği ile TCK 257’nin genel tamamlayıcı niteliği birlikte ele alınmalıdır. Kamu görevlisinin özel mülke hukuka aykırı müdahalesi TCK 261’i gündeme getirebilir; müdahalenin daha ağır cezayı gerektiren başka bir suçu oluşturması halinde bu özel düzenlemenin son cümlesi ayrıca değerlendirilir. Ağaçların kesilmesi, yalnızca taşınmazın kullanımını sınırlandırma değil, korunması özel hükümle sağlanan dikili ağaçlara zarar verme bakımından da önem taşır. Bu nedenle fiilin bütün maddi özellikleri saptanmadan doğrudan TCK 257 uygulanması yeterli değildir. Yol yapımının kamu hizmeti amacı taşıması, mülkiyete müdahalenin kanuni şartlarını ortadan kaldırmaz. Kamulaştırma belgeleri, malik rızası ve müdahalenin kapsamı belirlenerek hangi suçun oluştuğu açıklanmalı; bu kararın suç vasfı yönünden bozma içerdiği, kesin bir TCK 261 mahkûmiyeti olmadığı korunmalıdır.

Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 03.03.2021, E. 2020/422, K. 2021/1072.

5. BELEDİYE BAŞKANININ İMAR PLANI UYGULAMASI SIRASINDA BAHÇE DUVARINA VE AĞAÇLARA ZARAR VERMESİ GENEL GÖREV SUÇUYLA SINIRLANDIRILAMAZ

Belediye başkanı olarak görev yapan sanığın, İmar Kanunu’nun 18. maddesinde belirtilen koşullar gerçekleşmeden veya kamulaştırma yapılmadan katılanın taşınmazında imar planını uygulamaya çalıştığı ileri sürülmüştür. Müdahale sırasında bahçe duvarına, su oluklarına, ağaç ve fidanlara zarar verildiği iddia edilmiştir. Asliye ceza mahkemesi, fiili görevi kötüye kullanma olarak nitelendirerek mahkûmiyet hükmü kurmuştur. Sanığın temyiz başvurusu üzerine incelenen dosyada, imar faaliyeti kapsamında görülen müdahalenin mülkiyet hakkına yönelik özel suçlar bakımından değerlendirilip değerlendirilmediği tartışılmıştır. İmar planının uygulanması amacının bulunması ile uygulamanın kanuni koşullarının gerçekleşmesi farklı hukuki meseleler olarak ortaya çıkmıştır.

Yargıtay, TCK 257’nin genel, tali ve tamamlayıcı düzenleme niteliğini vurgulamıştır. Somut olayda belediye başkanına yüklenen eylemin TCK 154/1’deki hakkı olmayan yere tecavüz veya TCK 261’deki kişilerin malları üzerinde usulsüz tasarruf suçunu oluşturup oluşturmadığının tartışılması gerektiğini belirtmiştir. Bu ihtimaller değerlendirilmeden görevi kötüye kullanma suçundan hüküm kurulmasını suç vasfında yanılgı olarak görmüştür. Sanığın temyiz itirazları kabul edilerek hüküm bozulmuştur. Kararda, imar işleminin bütün koşullarının gerçekleşmediği varsayımı üzerinden belirli bir suçtan doğrudan ceza tayin edilmemiştir. Bozma, özel ceza normlarının uygulanma alanı araştırılmadan genel suç düzenlemesine dayanılmasına yöneliktir. Yeniden değerlendirmede müdahalenin niteliği ve ilgili suçların unsurları somut delillerle ilişkilendirilmelidir.

Kararın hukuki değerlendirmesinde, imar yetkisinin mülkiyet hakkına sınırsız müdahale yetkisi anlamına gelmediği görülmektedir. Bir alanın imar planında kamu hizmetine ayrılmış olması, fiili tasarrufun bütün koşullarının tamamlandığını göstermez. İmar uygulamasının hukuki dayanağı, işlemin malikin tasarruf hakkına etkisi ve fiili müdahalenin kapsamı ayrı ayrı belirlenmelidir. Bahçe duvarı ve su oluklarına zarar verilmesi ile ağaç ve fidanlara müdahale, olayın hangi maddi özelliklerinin suç vasfını etkilediğini açıklayan somut verilerdir. Bununla birlikte ceza sorumluluğu, idari işlemin hukuka aykırılığından otomatik olarak türetilmemelidir; failin fiili ve ilgili ceza normunun maddi ile manevi unsurları ispatlanmalıdır. Karar, belediye başkanının kamusal sıfatının yalnızca TCK 257’ye yönelten bir etiket olarak kullanılmasını engelleyerek, taşınmaz üzerindeki somut müdahaleye uygun suç tipinin araştırılmasını gerekli kılmaktadır.

Künye: Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 19.03.2018, E. 2015/12498, K. 2018/1970.

6. ARTVİN İL ÖZEL İDARESİ GÖREVLİSİNİN YAZILI RIZA VE KAMULAŞTIRMA İŞLEMİ OLMADAN ARAZİDEN YOL GEÇİRMESİNDE ASLİYE CEZA MAHKEMESİ GÖREVLİDİR

Artvin İl Özel İdaresinde Yol ve Ulaşım Hizmetleri müdür vekili olarak görev yapan sanığın, katılanın arazisinden yol geçirilmesine ilişkin eylemi inceleme konusu olmuştur. İddia, malikin yazılı rızası alınmadan ve köy ihtiyar heyeti tarafından kamu yararına kamulaştırma kararı alınmasına yönelik işlem yapılmadan yol açıldığı yönündedir. Yerel sulh ceza mahkemesi, eylemi icrai davranışla görevi kötüye kullanma olarak değerlendirerek mahkûmiyet hükmü kurmuştur. Sanık ve müdafiinin temyizi üzerine dosyada, Anayasa’nın 35. maddesinde korunan mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin hangi suç tipine uyabileceği ve bu incelemeyi yapmaya yetkili mahkemenin hangisi olduğu birlikte ele alınmıştır.

Yargıtay, görevi kötüye kullanma suçunun kanunda ayrıca suç olarak tanımlanmış durumlar dışında uygulanabileceğini belirtmiştir. Malik rızası ve kamulaştırma işlemi bulunmadan özel araziden yol geçirilmesi iddiasının TCK 154/1 veya TCK 261 kapsamında değerlendirilmesi gerekebileceğini kabul etmiştir. Bu suç ihtimalleri yönünden davaya bakma ve delilleri tartışma görevinin 5235 sayılı Kanun’un 11. maddesi uyarınca asliye ceza mahkemesine ait olduğunu açıklamıştır. Hüküm tarihinde faaliyette bulunan sulh ceza mahkemesinin görevsizlik kararı vermeden yargılamayı sürdürmesi hukuka aykırı bulunmuştur. Esası incelenmeyen hüküm bozulmuştur. Bu sonuç, sanığın kesin olarak TCK 261 suçunu işlediği veya bütün kamulaştırmasız yol müdahalelerinin aynı suç kapsamında bulunduğu yönünde bir kabul değildir; görevli mahkemede özel suç ihtimallerinin araştırılmasını gerektirmektedir.

Kararın hukuki değerlendirmesinde, yol hizmetinin kamusal niteliği ile özel mülkiyet üzerinde tasarrufta bulunma yetkisinin hukuki dayanağı birbirinden ayrılmalıdır. Hizmetin yararlı olması, malik rızasını veya kanuni kamulaştırma işlemlerini gereksiz kılmaz. TCK 261 bakımından kamu görevlisinin kanuni koşullara aykırılığı bilerek zorla tasarrufta bulunması araştırılmalıdır. Ancak Yargıtay’ın görev nedeniyle verdiği bozma, bu manevi unsurun somut olayda kesin olarak ispatlandığı anlamına gelmez. Araziye girilmesi, yolun geçirilmesi ve görevlinin karar sürecindeki rolü ayrı delillerle belirlenmelidir. Kararın sulh ceza ile asliye ceza ayrımı tarihsel mahkeme yapısına ilişkindir. Uygulamada içtihadın taşıdığı temel ilke, iddianamenin veya yerel hükmün fiili görevi kötüye kullanma olarak adlandırmasının mahkemenin özel suç tiplerini ve bunlara bağlı görev meselesini inceleme yükümlülüğünü ortadan kaldırmamasıdır.

Künye: Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 30.10.2017, E. 2014/9607, K. 2017/4591.

7. MUHTARIN PAYLI MÜLKİYETE KONU TAŞINMAZDAN RIZA VE KAMULAŞTIRMA OLMADAN KANALİZASYON BORUSU GEÇİRMESİ TCK 261 YÖNÜNDEN İNCELENMELİDİR

Muhtar olarak görev yapan sanığın, katılanın payının bulunduğu 1617 parsel sayılı taşınmazdan kanalizasyon borusu geçirdiği ileri sürülmüştür. Müdahalenin kamulaştırma kararı alınmadan veya malik rızası sağlanmadan gerçekleştirildiği iddiasıyla yürütülen yargılamada sulh ceza mahkemesi, icrai davranışla görevi kötüye kullanma suçundan mahkûmiyet hükmü kurmuştur. Sanık bu hükmü temyiz etmiştir. Dosyadaki uyuşmazlık, kanalizasyon hizmeti kapsamında yapılan müdahalenin yalnızca genel görev suçuyla değerlendirilip değerlendirilemeyeceğidir. Taşınmazın paylı mülkiyete konu olması ve müdahalenin boru geçirilmesi biçiminde gerçekleşmesi, mülkiyet üzerindeki tasarrufun niteliğinin belirlenmesini gerekli kılmıştır.

Yargıtay, TCK 257’nin genel, tali ve tamamlayıcı niteliğini açıklayarak eylemin TCK 154/1 veya TCK 261 kapsamında değerlendirilebileceğini belirtmiştir. Bu suç tipleri yönünden delilleri değerlendirme ve davaya bakma görevinin asliye ceza mahkemesine ait olduğunu kabul etmiştir. Sulh ceza mahkemesinin görevsizlik kararı vermeden yargılamaya devam etmesini hukuka aykırı bulmuştur. Ayrıca yerel mahkemenin kabulüne göre sanığın TCK 53/1-a kapsamındaki hak ve yetkileri kötüye kullanarak suçu işlediği ve adli para cezasıyla cezalandırıldığı dikkate alınarak, TCK 53/5 uyarınca ilgili yetkinin kullanımının yasaklanmasının değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Hüküm bozulmuştur. Kararda boru geçirmenin her durumda TCK 261 suçunu oluşturacağı kabul edilmemiş; hukuki nitelendirmenin görevli mahkemede yapılması gerektiği açıklanmıştır.

Kararın hukuki değerlendirmesinde, taşınmaz üzerindeki tasarrufun yalnızca mülkiyetin tamamen ortadan kaldırılmasıyla sınırlı olmadığı görülür. Altyapı hattı geçirilmesi de kullanım ve tasarruf hakkını etkileyen bir müdahale olabilir. Bunun ceza hukuku bakımından değerlendirilmesi için hattın geçtiği bölüm, müdahalenin kapsamı, yetkilendirme belgeleri ve rızanın varlığı belirlenmelidir. Paydaşın şikâyeti veya rıza vermemesi, olayın hukuki çerçevesinde değerlendirilirken diğer gerekli işlemlerle birlikte ele alınmalıdır; karar paylı mülkiyetin bütün özel hukuk meselelerini çözmemektedir. TCK 53/5’e ilişkin açıklama da kamu görevlisi sıfatının yalnızca suçun belirlenmesinde değil, görev yetkisinin kötüye kullanılması kabul edildiğinde yaptırımın kapsamının belirlenmesinde önem taşıdığını gösterir. Bununla birlikte bu açıklama, esas ve görev incelemesindeki eksikliklerden bağımsız kesin bir suçluluk tespiti değildir. Karar, kamusal altyapı gerekçesinin özel mal üzerinde müdahale yetkisinin kanuni koşullarının yerine geçemeyeceğini ortaya koymaktadır.

Künye: Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 12.06.2017, E. 2014/8360, K. 2017/2567.

8. YOL YAPIMI İÇİN ÖZEL ARAZİDEKİ AĞAÇLARIN KESİLMESİ VE ARAZİNİN YOLA KATILMASINDA TCK 261 İLE TCK 152 KARŞILAŞTIRILMALIDIR

Sücüllü Kasabası belediye başkanı olan sanığın, kamulaştırma kararı bulunmadan veya malik rızası alınmadan gerçekleştirilen yol çalışmalarında, katılanın arazisindeki ağaçların kesilmesi ve arazisinin bir bölümünün yola katılması için talimat verdiği ileri sürülmüştür. Yerel sulh ceza mahkemesi, bu fiilleri görevi kötüye kullanma kapsamında değerlendirerek mahkûmiyet kurmuştur. Sanık müdafii ve Cumhuriyet savcısının temyiz başvuruları üzerine dosya incelenmiştir. İddianın özelliği, sanığın yalnızca idari bir işlem yapması değil, belediye görevlilerince gerçekleştirilen fiziksel müdahaleye talimat vermesidir. Bu nedenle ağaçların kesilmesi ile arazinin yol alanına alınması, suç vasfı bakımından ayrı maddi özellikler taşımaktadır.

Yargıtay, özel olarak düzenlenmiş suç ihtimalleri araştırılmadan TCK 257 uygulanmasını yeterli görmemiştir. Eylemin dikili ağaçlara yönelik nitelikli mala zarar verme veya kişilerin malları üzerinde usulsüz tasarruf suçunu oluşturabileceğini belirtmiştir. Bu değerlendirmeyi yapma görevinin asliye ceza mahkemesine ait olduğunu açıklayarak sulh ceza mahkemesinin yargılamayı sürdürmesini hukuka aykırı bulmuştur. Yerel mahkemenin kabulüne göre TCK 53/5’teki hak yoksunluğunun değerlendirilmemesi de bozma nedenidir. Ayrıca adli para cezasının ödenmemesi halinde hapse çevrileceğine ilişkin hüküm, karar tarihindeki infaz düzenlemesi karşısında infaz yetkisini kısıtlayan biçimi nedeniyle hatalı bulunmuştur. Hüküm bozulmuştur. Daire, TCK 261 ve TCK 152 ihtimallerini kesin mahkûmiyet olarak değil, görevli mahkemede tartışılması gereken nitelendirmeler olarak göstermiştir.

Kararın hukuki değerlendirmesinde, kamusal görev sahibinin talimatı ile fiili müdahale arasındaki bağ önemlidir. Sorumluluk, belediye başkanlığı sıfatına otomatik olarak bağlanamaz; hangi çalışmanın hangi talimatla ve hangi hukuki dayanağa dayanılarak yapıldığı belirlenmelidir. Ağaç kesme ve taşınmazın yol alanına katılması, normlar arasındaki ilişki bakımından aynılaştırılmamalıdır. TCK 261’in daha ağır suçlara öncelik tanıyan düzenlemesi nedeniyle müdahalenin bütün özellikleri araştırılmalıdır. Kararın yaptırım ve infaz yönündeki açıklamaları ise verildiği tarihteki mevzuat çerçevesine aittir. Bunlar, suç vasfı araştırmasının yerini tutmadığı gibi bugünkü infaz uygulamasına ayrıca mevzuat kontrolü yapılmadan taşınmamalıdır. Karar, görevli mahkemenin belirlenmesi, özel suç tiplerinin değerlendirilmesi ve yaptırımın doğru kurulmasının aynı dosyada birbirini etkileyen fakat ayrı gerekçelerle denetlenmesi gereken meseleler olduğunu göstermektedir.

Künye: Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 07.06.2017, E. 2014/8305, K. 2017/2534.

9. İSTİNAT DUVARI YAPMAK AMACIYLA MALİKE AİT AHIR VE TUVALETİN KALDIRILMASINDA MALA ZARAR VERME VE TCK 261 İHTİMALLERİ İNCELENMELİDİR

Belediye başkanı olan sanığın, istinat duvarı yapımı sırasında katılanın taşınmazındaki eski ahır ile tuvaletin kaldırılmasına ve yerlerine istinat duvarı yapılmasına onay verdiği ileri sürülmüştür. İddia, bu müdahalenin kamulaştırma kararı alınmadan veya malik rızası sağlanmadan gerçekleştirildiği yönündedir. Yerel sulh ceza mahkemesi, eylemi görevi kötüye kullanma kapsamında değerlendirerek mahkûmiyet kurmuştur. Sanık hükmü temyiz etmiştir. İnceleme, bir belediye hizmetinin yürütülmesine verilen onayın, malike ait yapıların kaldırılması sonucunu doğurması nedeniyle, olayın yalnızca genel görev ihlali olarak ele alınmasının yeterli olup olmadığı üzerinde yoğunlaşmıştır.

Yargıtay, fiilin TCK 151/1’deki mala zarar verme veya TCK 261’deki kişilerin malları üzerinde usulsüz tasarruf suçunu oluşturabileceğini belirtmiştir. Bu suç ihtimalleri yönünden davaya bakma ve delilleri değerlendirme görevinin asliye ceza mahkemesine ait olduğunu kabul ederek sulh ceza mahkemesinde yargılamaya devam edilmesini hukuka aykırı bulmuştur. Ayrıca suç tarihinin eksik gösterilmesi, sanığın lehe hükümlerin uygulanması talebinin seçenek yaptırım ve erteleme bakımından karara bağlanmaması, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının yasal olmayan gerekçeyle reddi ve TCK 53/5 değerlendirmesinin yapılmaması da ele alınmıştır. Hüküm bozulmuştur. HAGB yönündeki açıklamada, suç tarihinden sonra kesinleşen mahkûmiyetin değerlendirilmesi ve objektif ile subjektif koşulların tartışılması önem taşımaktadır. Bu açıklamalar, kararın verildiği tarihteki düzenlemeler bağlamındadır.

Kararın hukuki değerlendirmesinde, yapıların eski olması veya kamu hizmetine yönelik çalışmayı engellemesi, malik rızası ve kanuni müdahale usullerinin yerine geçmez. Ahırın ve tuvaletin kaldırılması, mülkiyet üzerinde fiili tasarruf kadar eşyanın fiziksel bütünlüğüne zarar verme bakımından da değerlendirilmelidir. Belediye başkanının onayının sorumlulukla bağlantısı somutlaştırılmalı; yalnızca yürütülen işin kamusal niteliğiyle sonuca gidilmemelidir. Bu olayda Yargıtay’ın esas suç ihtimallerini görevli mahkemeye bırakması, hukuki nitelendirmenin henüz kesinleşmediğini gösterir. Kararın diğer bozma nedenleri ise mahkûmiyet hükmünün yaptırım ve kişiselleştirme bakımından da gerekçelendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Özellikle lehe hüküm talebi karşısında suskun kalınması, sanığın hukuki durumunun bütün yönleriyle değerlendirilmesini engeller. Bununla birlikte bu tarihsel HAGB değerlendirmesi, sonraki kanun değişiklikleri dikkate alınmadan değişmez bir güncel uygulama kuralı olarak sunulmamalıdır.

Künye: Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 05.06.2018, E. 2014/11551, K. 2018/4240.

10. YETERLİ ÖDENEK BULUNMADAN VE MALİK RIZASI ALINMADAN AĞAÇ KESİLEREK YOL AÇILMASINDA BAĞLANTILI İSNATLAR GÖREVLİ MAHKEMEDE İNCELENMELİDİR

Katılanlara ait taşınmazlarda kamulaştırma kararı alınmadan veya malik rızası sağlanmadan ağaçlar kesilerek yol açıldığı ileri sürülmüştür. İddiaya göre yol çalışması için yeterli ödenek de bulunmadığından hem kişilerin mağduriyetine hem de kamunun zararına neden olunmuştur. Yerel sulh ceza mahkemesi görevi kötüye kullanma suçundan mahkûmiyet kararı vermiştir. Sanığın temyizi üzerine dosya incelenmiştir. Olayda mülkiyete yapılan fiziksel müdahale ile kamu kaynaklarının kullanımına ilişkin iddia birlikte bulunmaktadır. Bu nedenle ödenek yetersizliğinden kaynaklanan kamu zararı iddiası, ağaç kesilmesi ve taşınmaza müdahale bakımından uygulanabilecek özel ceza normlarının araştırılmasını ortadan kaldırmamaktadır.

Yargıtay, TCK 257’nin genel ve tamamlayıcı niteliğini esas alarak eylemin TCK 152/1-c veya TCK 261 kapsamında değerlendirilebileceğini belirtmiştir. Dikili ağaçlara zarar verme ve kişilerin malları üzerinde usulsüz tasarruf ihtimallerinden hangisinin oluştuğunun, asliye ceza mahkemesi tarafından deliller tartışılarak belirlenmesi gerektiğini açıklamıştır. Diğer isnatların da bağlantılı olduğunu gözeterek görevsizlik kararı verilmesi yerine sulh ceza mahkemesinde yargılamaya devam edilmesini hukuka aykırı bulmuştur. Sanığın temyiz itirazları kabul edilmiş ve diğer yönleri incelenmeyen hüküm, kazanılmış hakkı saklı tutularak bozulmuştur. Buradaki sonuç, ödenek bulunmayan her yol çalışmasının TCK 261 oluşturduğu yönünde değildir. Bozma, mülkiyete yönelik özel suç ihtimalleri ile bağlantılı isnatların görevli mahkemede birlikte değerlendirilmesini gerektirmektedir.

Kararın hukuki değerlendirmesinde, kamu zararı ile kişisel malvarlığına müdahalenin farklı ceza normlarını gündeme getirebilmesi dikkat çeker. Görevi kötüye kullanma suçunun zarar şartının gerçekleştiği kabul edilse bile, fiil başka bir suç olarak düzenlenmişse o normun uygulanma alanı araştırılmalıdır. Ödenek eksikliği, ağaçların kesilmesini veya kamulaştırma usullerinin yerine getirilmemesini hukuka uygun hale getirmez; buna karşılık bütçe işlemlerindeki her eksiklikten otomatik bir mülkiyet suçu sonucu da çıkarılamaz. Sanığın hangi işlemleri yaptığı ve çalışma üzerindeki etkisi somutlaştırılmalıdır. Karardaki bağlantı değerlendirmesi, olayın bir kısmı farklı suç tipine uyabilecekken kalan iddiaların parçalı ve görev yönünden hatalı biçimde incelenmesini önlemeye yöneliktir. Kazanılmış hakkın saklı tutulması ise bozma sonrasındaki yaptırım değerlendirmesinin sınırını gösterir; bu husus beraat kararı veya bütün suç vasıflarının kesinleşmesiyle aynı anlama gelmez.

Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 20.10.2020, E. 2020/807, K. 2020/1644.

11. KÖY İHTİYAR HEYETİ KARARINA DAYANILARAK MALİKİN RIZASI DIŞINDA SÖĞÜT AĞAÇLARININ SÖKÜLMESİ TCK 261 VE NİTELİKLİ MALA ZARAR VERME YÖNÜNDEN ARAŞTIRILMALIDIR

Köy muhtarı ve ihtiyar heyeti üyeleri olan sanıklar, 03.08.2012 tarihli kararla yol kenarındaki ağaçların ve dikenli tellerin kaldırılmasını öngörmüştür. Kararda, maliklerin kendilerinin kaldırmaması halinde köy halkının imzası da alınarak ağaçların kesilmesine ilişkin bir usul yer almıştır. Ancak bu usulün uygulanmadığı, müştekinin rızası alınmadan kendisine ait söğüt ağaçlarının iş makineleriyle söküldüğü ileri sürülmüştür. Bilirkişi raporları da ağaçların sökülme biçimine ilişkin tespitler içermiştir. Yerel sulh ceza mahkemesi görevi kötüye kullanma suçundan hükümler kurmuş; Cumhuriyet savcısının temyizi üzerine dosya Yargıtay tarafından incelenmiştir.

Yargıtay, görev suçu düzenlemesinin genel, tali ve tamamlayıcı niteliğini vurgulamıştır. Malik rızası dışında ağaçların iş makineleriyle sökülmesi iddiasının TCK 152/1-c kapsamında dikili ağaçlara yönelik nitelikli mala zarar verme veya TCK 261 kapsamında kişilerin malları üzerinde usulsüz tasarruf suçunu oluşturabileceğini belirtmiştir. Bu ihtimallerin delillerini tartışma ve davaya bakma görevinin asliye ceza mahkemesine ait olduğunu açıklamıştır. Sulh ceza mahkemesinin görevsizlik kararı vermeden yargılamayı sürdürmesi hukuka aykırı bulunmuş; esası incelenmeyen hükümler bozulmuştur. Karar, ihtiyar heyeti kararının varlığını ceza sorumluluğunu kaldıran yeterli bir hukuki dayanak olarak kabul etmemiştir. Bununla birlikte sanıkların hangi özel suçtan sorumlu olduklarına dair kesin bir mahkûmiyet de kurmamış; bu incelemeyi görevli mahkemeye bırakmıştır.

Kararın hukuki değerlendirmesinde, yerel bir kurulun aldığı karar ile özel mülkiyet üzerinde müdahale yetkisinin kanuni dayanağı arasındaki fark önemlidir. Kararda belirli bir usulün yazılmış olması, o usule uyulmadığında gerçekleştirilen fiziksel müdahaleyi meşrulaştırmaz. Ayrıca köy halkının imzasının alınması da mülkiyet hakkına müdahale için gerekli bütün kanuni koşulların yerine geçtiği biçiminde yorumlanamaz; Yargıtay bu yönde genel bir hukuka uygunluk kuralı kurmamıştır. Ağaçların kime ait olduğu, hangi araçlarla söküldüğü ve her sanığın karar ile uygulamadaki rolü belirlenmelidir. Toplu karar alınması, ceza sorumluluğunun şahsiliği gereğince bireysel fiillerin ve kastın incelenmesini engellemez. Kararın temel katkısı, muhtarlık veya ihtiyar heyeti faaliyeti kapsamında yapılan işlemlerin yalnızca genel görev suçu olarak adlandırılmasına karşı, mülkiyet üzerinde gerçekleşen somut müdahalenin özel suç düzenlemeleri yönünden incelenmesini gerekli kılmasıdır.

Künye: Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 07.04.2016, E. 2014/2590, K. 2016/3641.

12. TCK 261 DAVASINDA ZAMANAŞIMINI KESEN SON SORGUDAN SONRA SEKİZ YIL GEÇMESİ DOĞRUDAN DÜŞME KARARINI GEREKTİRİR

Kişilerin malları üzerinde usulsüz tasarruf suçundan asliye ceza mahkemesinde yürütülen davada verilen hüküm temyiz edilmiştir. Yargıtay’ın incelemesinde, sanığa isnat edilen suçun TCK 261/1 kapsamında olduğu ve zamanaşımını kesen son işlemin 22.05.2013 tarihli sorgu bulunduğu belirlenmiştir. Temyiz incelemesi tarihi itibarıyla bu işlemin üzerinden sekiz yılı aşan süre geçmiştir. Karar, taşınır veya taşınmaz mala yönelik müdahalenin ayrıntılarını açıklayan bir esas değerlendirmesinden ziyade, yargılamanın sürdürülebilirliğine ilişkin süre denetimini içermektedir. Bu nedenle olayda hangi malın nasıl kullanıldığı veya sanığın müdahaleyi hangi idari amaçla gerçekleştirdiği hakkında kararda bulunmayan ayrıntılar varsayılamaz.

Yargıtay, TCK 261/1’deki cezanın üst sınırı dikkate alındığında suçun TCK 66/1-e uyarınca sekiz yıllık olağan dava zamanaşımına tabi olduğunu belirtmiştir. Süreyi kesen son sorgu işlemi ile inceleme günü arasında bu sürenin dolduğunu saptamıştır. Hüküm, CMUK 321 uyarınca bozulmuş; zamanaşımı sonucunun uygulanması için yeniden yargılama gerekmediği kabul edilerek CMUK 322/1 ve CMK 223/8 çerçevesinde kamu davasının düşmesine doğrudan karar verilmiştir. Bu sonuç, sanığın eyleminin TCK 261’e uygun olduğunun veya uygun olmadığının esastan kesin olarak çözüldüğü anlamına gelmez. Daire, cezalandırma yetkisinin süre bakımından sınırını uygulayarak davayı sona erdirmiştir. Kararın somut dayanağı, suç tarihinden yapılan soyut bir hesap değil, son kesilme işleminin tarihidir.

Kararın hukuki değerlendirmesinde, zamanaşımı denetiminin suçun esasına ilişkin tartışmalardan bağımsız önem taşıdığı görülür. TCK 261 kapsamında zorla tasarruf, kamusal sıfat ve hukuka aykırılığı bilme unsurları tartışmalı olsa dahi, yargılamanın süresinin kanuni sınırlar içinde kalması gerekir. Bunun için sorgu ve diğer kesilme sebeplerinin tarihleri ile varsa durma nedenleri dosya kronolojisi üzerinden belirlenmelidir. Karar, sekiz yılın son sorgudan itibaren her durumda hiçbir ek inceleme yapılmadan hesaplanabileceği şeklinde genelleştirilmemelidir; somut dosyada son kesilme işlemi bu tarih olarak saptanmıştır. Düşme ile beraat arasındaki fark da korunmalıdır. Düşme, fiilin hukuka uygunluğuna ilişkin olumlu bir tespit değildir. Uygulamada kararın değeri, temyiz aşamasında gerçekleşen zamanaşımının yeniden delil tartışması yapılmadan ve dosya yerel mahkemeye esas incelemesi için gönderilmeden doğrudan uygulanabilmesine örnek oluşturmasıdır.

Künye: Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 01.11.2021, E. 2017/6614, K. 2021/5162.

Malına El Konulan Kişi Ne Yapmalıdır?

Doğrudan CevapMağdur önce durumu belgelemeli, ardından idareye yazılı başvuru yapmalı ve gerekiyorsa suç duyurusunda bulunmalıdır. Tespit tutanağı, fotoğraf, tanık ve tapu kaydı en önemli delillerdir. Ceza şikâyeti ile bedel veya tazminat davası ayrı ayrı yürütülür; biri diğerinin yerine geçmez ve her ikisinin kendi süresi vardır.
1
Durumu hemen belgeleyinTarih ve saat görünen fotoğraf ve video çekin, çalışmayı yürüten araç ve kişileri kaydedin. Mümkünse mahkemeden delil tespiti isteyin; tespit tutanağı sonraki davaların temelini oluşturur.
2
Tapu ve plan kayıtlarını toplayınGüncel tapu kaydı, kadastro paftası, imar durumu belgesi ve varsa kamulaştırma yazışmalarını edinin. Taşınmazın el atmadan önceki halini gösteren belgeleri ayırın.
3
İdareye yazılı başvuru yapınHangi idarenin, hangi karara dayanarak hareket ettiğini yazılı olarak sorun. Verilen cevap ya da cevapsız kalma, hem ceza dosyasında hem tazminat davasında dayanak olur.
4
Suç duyurusunda bulununCumhuriyet başsavcılığına dilekçe verip toplanan belgeleri ekleyin. Fiili yapan görevliyi tanımıyorsanız idareden bildirilmesini isteyin; şikâyet için süre bulunmaması aceleci davranmayı gereksiz kılmaz, deliller zamanla kaybolur.
5
Tazminat yolunu ayrıca başlatınTaşınmazın bedeli, uğranılan zarar ve kullanım kaybı için uygun davayı açın. Hangi mahkemeye başvurulacağı el atmanın türüne ve talebin niteliğine göre değişir.

Ayboğa Avukatlık Bürosu TCK 261 Dosya Kontrol Listesi

Tasarrufun dayandığı kamulaştırma, acele kamulaştırma ya da el koyma kararı dosyada var mı?
Taşınmazın tapu kaydı, kadastro paftası ve imar durumu getirtildi mi?
Hangi parsele, hangi genişlikte ve hangi tarihte girildiği keşifle saptandı mı?
Malike bilgi verilmiş ve rızası alınmış mı, tasarrufta zor kullanılmış mı?
Fiili gerçekleştiren kişi kamu görevlisi sıfatını taşıyor mu?
Aynı olayda mala zarar verme ya da başka daha ağır bir suç tartışılmış mı?
4483 sayılı Kanun uyarınca soruşturma izni istenmiş ve karar tebliğ edilmiş mi?
Son kesici işlemden bugüne geçen süre sekiz yıllık zamanaşımını dolduruyor mu?
Bedel ya da tazminat davası için uygun mahkeme ve dava türü belirlendi mi?

Uygulamadan Not – Av. Çağrı Ayboğa

Bu dosyalarda en çok karşılaştığım tablo, malikin aylar sonra geldiğinde elinde yalnızca birkaç telefon fotoğrafı bulunmasıdır. Oysa iş makinesi gittikten sonra arazinin eski hali geri getirilemez. İlk görüşmede müvekkilime önce delil tespiti talebini anlatır, ardından idareye tek sayfalık bir yazı yazarak hangi karara dayanıldığını sorarım. İdarenin “kararımız yok” ya da hiç cevap vermemesi, dosyanın en güçlü belgesi olur. Görevliler tarafında ise ilk baktığım şey imzalanan tutanakta kişinin görev alanının ne olduğudur.

Kamu Görevlisi Savunmasını Nasıl Kurar, Sık Yapılan Hatalar Nelerdir?

Doğrudan CevapSavunma üç başlık üzerine kurulur: Tasarrufun kanuni dayanağının bulunduğu, malikin rızasının alındığı ve zor kullanılmadığı ya da failin görev alanının bu işi kapsamadığı. Sık yapılan hatalar belgesiz ifade vermek, soruşturma izni sürecini izlememek, bilirkişi raporuna itiraz etmemek ve kanun yolu sürelerini kaçırmaktır.
Yetki belgesini ortaya koyunKamu yararı kararı, acele kamulaştırma kararı, encümen kararı, valilik yazısı ya da afet ve olağanüstü hal uygulamasına ilişkin karar savunmanın temelidir.
Görev ve yetki sınırınızı gösterinGörevlendirme yazısı, imza yetkisi ve iş bölümü belgeleri, fiilin sizin görev alanınıza girmediğini ortaya koyabilir.
Rızayı belgeleyinMalikle yapılan görüşmenin tutanağı, muvafakat yazısı ya da imzalı uzlaşma kaydı zorla tasarruf unsurunu ortadan kaldırabilir.
Belgesiz ifade vermeyinİfadeye çağrılmak tek başına suçlu olduğunuz anlamına gelmez; ancak ilk beyan dosyanın yönünü belirler. Hatırlamadığınız tarihi kesinmiş gibi söylemeyin.
Suç vasfını tartışınFiilin TCK 261 yerine görevi kötüye kullanma ya da hakkı olmayan yere tecavüz kapsamında kaldığı iddiası ilk derece mahkemesinde açıkça ileri sürülmelidir.
Süreleri kaçırmayınBilirkişi raporuna itiraz süresi, soruşturma izni kararına itiraz süresi ve gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde yapılacak istinaf başvurusu ayrı ayrı izlenmelidir.
İdari süreci unutmayınCeza dosyasına odaklanırken disiplin soruşturması ve idarenin rücu talebi gözden kaçabilir. Üç süreç birbirini etkiler.

Ankara’da TCK 261 Dosyaları ve Avukat Desteği

Doğrudan CevapAnkara’da bu dosyalar çoğunlukla belediyelerin yol ve altyapı çalışmaları, il özel idaresi uygulamaları ve bakanlık yatırımlarından doğar. Soruşturmayı Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı yürütür; dava Sıhhiye’deki Ankara Adliyesi ile Sincan’daki Ankara Batı Adliyesi asliye ceza mahkemelerinde görülür. İstinaf incelemesini Ankara Bölge Adliye Mahkemesi yapar.

Ankara’nın özelliği, merkezi idarenin ve çok sayıda büyük yatırımcı kurumun burada bulunmasıdır. Aynı olay nedeniyle ceza soruşturması, idari yargıda açılan dava, Sayıştay incelemesi ve disiplin soruşturması çoğu zaman aynı dönemde yürür. Bu süreçlerde verilen beyanların birbiriyle tutarlı olması gerekir. Mahkeme kalemlerinin iletişim bilgileri Ankara asliye ceza mahkemeleri sayfamızda yer alır.

Bedel ve tazminat davaları ise taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde görülür; Ankara’da birden çok ilçede taşınmazı bulunan maliklerin dosyaları bu nedenle farklı adliyelere dağılabilir. Çankaya’daki ofisinden Ankara adliyelerindeki kamu görevlisi ve taşınmaz davalarını takip eden büroya Ankara ceza avukatı sayfasından ulaşabilirsiniz.

Kişilerin Malları Üzerinde Usulsüz Tasarruf Suçu Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Kişilerin malları üzerinde usulsüz tasarruf suçunun cezası ne kadardır?
Ceza altı aydan iki yıla kadar hapistir. Kanun bu suç için ayrıca adli para cezası öngörmemiştir; ancak sonuç ceza bir yıl veya altında kalırsa hapis cezası seçenek yaptırıma çevrilebilir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve erteleme de şartları varsa uygulanabilir.
TCK 261 suçunun faili kim olabilir?
Fail yalnızca kamu görevlisi olabilir, bu nedenle suç özgü niteliktedir. Kamu görevlisi sıfatı taşımayan kişiler ancak azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulabilir. Ortada kamu görevlisinin kasten gerçekleştirdiği bir fiil yoksa bu suçtan ceza verilemez.
Kamulaştırma bedeli ödenmişse suç oluşur mu?
Kanun, bedelin ödenmiş olmasının suçu engellemediğini açıkça belirtmiştir. Belirleyici olan, tasarrufun ilgili kanunlardaki koşullara aykırı ve zorla gerçekleşmesidir. Ödeme yalnızca cezanın belirlenmesinde ve zararın giderilmesi değerlendirmesinde lehe sonuç doğurur.
Malik rıza göstermişse suç oluşur mu?
Malike bilgi verilip rızası alınmışsa ve tasarruf için zor kullanılmamışsa zorla tasarruf unsuru gerçekleşmez. Yargıtay uygulamasında bu durumda, kamulaştırma bedeli ödenmemiş olsa bile suçun unsurlarının oluşmadığı kabul edilmektedir. Malikin bedel alacağı ise özel hukuk davasının konusudur.
TCK 261 suçu şikâyete tabi mi, uzlaşma kapsamında mı?
Suç şikâyete bağlı değildir ve savcılık tarafından kendiliğinden soruşturulur. Şikâyetten vazgeçilmesi davayı düşürmez. Suç uzlaştırma kapsamındaki suçlar arasında sayılmamıştır ve ön ödeme de uygulanmaz.
Kamu görevlisi hakkında soruşturma izni gerekir mi?
Fiil görev sebebiyle işlendiği için kural olarak 4483 sayılı Kanun uyarınca soruşturma izni alınması gerekir. İzin mercii failin konumuna göre değişir. Zimmet, rüşvet ve ihaleye fesat karıştırma gibi 3628 sayılı Kanunda sayılan suçlar bu usulün dışındadır, TCK 261 ise bu sayımda yer almaz.
TCK 261 davasına hangi mahkeme bakar?
Cezanın üst sınırı iki yıl olduğundan görevli mahkeme asliye ceza mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise zorla tasarruf fiilinin işlendiği yer mahkemesidir. Ayboğa Avukatlık Bürosu, görevsizlik kararı verilmesi gereken dosyalarda bu itirazın ilk duruşmada ileri sürülmesini önerir.
Bu suçta dava zamanaşımı kaç yıldır?
Cezanın üst sınırı beş yılı aşmadığı için dava zamanaşımı sekiz yıldır. Süre, zorla tasarruf fiilinin işlendiği gün başlar. Sorgu ve iddianame gibi işlemler süreyi keser ve kesilme halinde süre en çok yarı oranında uzar.
Taşınmazıma kamulaştırma yapılmadan el atıldı, ne yapabilirim?
Önce durumu fotoğraf, tanık ve mahkemeden alınacak delil tespitiyle belgeleyin, ardından idareye hangi karara dayandığını yazılı olarak sorun. Savcılığa suç duyurusunda bulunabilir ve aynı zamanda taşınmazın bedelinin tahsili ya da tazminat davası açabilirsiniz. Ayboğa Avukatlık Bürosu, ceza şikâyeti ile bedel davasının ayrı ayrı planlanmasını önerir.
Kamulaştırmasız el atma davası hangi yargı yolunda görülür?
Fiili el atmada taşınmaz bedelinin tahsili davası adli yargıda, asliye hukuk mahkemesinde açılır. İmar planından kaynaklanan hukuki el atmada da 2942 sayılı Kanun uyarınca dava adli yargıda görülür. İdari işlemin iptali ve idari eylemden doğan zararlar ise idari yargının görev alanındadır.
Ceza davası açılması zararımı karşılar mı?
Hayır, ceza davası faili cezalandırmaya yöneliktir ve tek başına tazminat sağlamaz. Zararın karşılanması için bedel davası, tazminat davası ya da idari yargıda tam yargı davası açılması gerekir. İki süreç birbirinden bağımsız yürür ve ayrı takvimlerle izlenmelidir.
Hangi el koymalar suç oluşturmaz?
Kanuni dayanağı bulunan ve usulüne uygun yürütülen işlemler suç oluşturmaz. Ceza muhakemesindeki eşyaya elkoyma, kamulaştırma ve acele kamulaştırma, afet ile olağanüstü hal uygulamaları, trafik tedbirleri ve belediyelerin kamu alanındaki işgali kaldırma yetkisi bu gruptadır. Yetki belgelenemiyorsa ya da amaç dışına çıkılmışsa suç tartışması başlar.

İlgili Rehberler

TCK 259 Kamu Görevlisinin Ticareti Suçu

Kamu görevlisinin görevinin sağladığı etkiyle mal satması ya da sattırmasının cezası.

TCK 259 kamu görevlisinin ticareti suçu

TCK 260 Kamu Görevinin Terki veya Yapılmaması

Görevi bırakma, yapmama ve geciktirme fiillerinin şartları ve cezası.

TCK 260 kamu görevinin terki veya yapılmaması suçu

Hakkı Olmayan Yere Tecavüz Suçu

Başkasının taşınmazının işgali halinde uygulanan hükümler ve ceza.

TCK 154 hakkı olmayan yere tecavüz suçu

Savcılık Soruşturması Ne Kadar Sürer?

Soruşturma evresinin süresi, mağdurun ve şüphelinin hakları.

Savcılık soruşturması süresi

Kaynakça

[1] Mevzuat Bilgi Sistemi (T.C. Cumhurbaşkanlığı) – 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, m. 6, m. 35, m. 43, m. 53, m. 62, m. 66, m. 151, m. 154, m. 247, m. 257 ve m. 261 – mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.5237.pdf
[2] Mevzuat Bilgi Sistemi (T.C. Cumhurbaşkanlığı) – 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, m. 123, m. 127, m. 171, m. 231 ve m. 251 – mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.5271.pdf
[3] Mevzuat Bilgi Sistemi (T.C. Cumhurbaşkanlığı) – 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu, m. 27, Ek m. 1 ve Geçici m. 6 – mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.2942.pdf
[4] Mevzuat Bilgi Sistemi (T.C. Cumhurbaşkanlığı) – 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun – mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.4483.pdf
[5] Resmî Gazete – 31 Temmuz 2026 tarihli Resmî Gazete, 7589 sayılı Kanun – resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/07/20260731-1.htm

Av. Çağrı Ayboğa, Ayboğa Avukatlık Bürosu, Ankara

Av. Çağrı Ayboğa Kimdir?

Av. Çağrı Ayboğa – Ayboğa Avukatlık Bürosu – Ankara Barosu Sicil No: 34507 – Çankaya / Ankara

Av. Çağrı Ayboğa, Ankara Barosu’na kayıtlı bir avukattır ve ceza hukuku ile kamulaştırma ve taşınmaz hukukundan doğan davalar alanlarında çalışmaktadır. Asliye ceza mahkemelerinde görülen kamu görevlisi davaları ile taşınmaz bedeli ve tazminat dosyalarında vekillik yürütmektedir.

Bu rehber 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu esas alınarak hazırlanmış, hukuki doğruluğu 14 Ekim 2026 tarihinde Av. Çağrı Ayboğa tarafından denetlenmiştir. Bilgilendirme amaçlıdır; her dosya kendi belgeleriyle değerlendirilmelidir.

LinkedIn – YouTube – Google Haritalar

Avukata Sor

Taşınmazınıza ya da taşınır malınıza kamulaştırma veya el koyma kararı olmaksızın el atıldıysa, ya da bu iddiayla hakkınızda soruşturma başlatıldıysa belgelerinizi iletin; kanuni dayanağı, zor kullanma unsurunu ve tazminat yolunu birlikte değerlendirelim.

Avukata Sor Ankara Ceza Avukatı

Danışmanlık ücretlidir. Görüşme ücretleri 2025-2026 TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca uygulanır.

Ayboğa Avukatlık Bürosu Ankara İletişim ve Harita

AdresEmek Mah. Bişkek Cd. 26/3, 06490 Çankaya / Ankara
Çalışma SaatleriPazartesi – Cumartesi: 09:00 – 18:00
Baro KaydıAnkara Barosu – Sicil No: 34507

© 2026 Ayboğa Law Firm — Tüm hakları saklıdır.KVKKGizlilik Politikası